Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Vakıf Müessesesi Ve Şehrimizdeki Vakıf Eserler

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Vakıf Müessesesi Ve Şehrimizdeki Vakıf Eserler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:27

VAKIF MÜESSESESİ VE ŞEHRİMİZDEKİ VAKIF ESERLER

İnsanlık tarihinde ve İslam ülkelerinde özellikle de Selçuklu ve Osmanlı Türk-İslam devletleri döneminde insan hayatının dini, sosyal, kültürel ve iktisadi sahalarında önemli yeri olan bir müessese olarak "VAKIF MÜESSESESİ"ni görmekteyiz.

İnsanların yaratılışında varolan, başkalarına yardım ve iyilik etme duygusunun kaynağı dini olan; insanın bu dünyadaki biriktirdiği servetin ahirette sorulacak hesabından kurtulma endişesi sonucu ortaya vakıf düşüncesi çıkmıştır.

Vakıf, kelime anlamıyla bir şeyi daimi surette alıkoymak, durmak ve durdurmak demektir. Ancak, dini terim olarak herhangi taşınır-taşınmaz bir malın mülkiyetinin hayri bir amaçla durdurulup, o amacın dışında kullanılmaması demektir.

Daha geniş söyleyecek olursak, bir kimsenin sahip olduğu, taşınır ve taşınmaz malların tamamı veya bir kısmını yahut bunların gelirini dünyevi bir karşılık beklemeden, herhangi bir zorlama olmadan Allah rızası için insan veya diğer canlıların bir takım ihtiyaç, yardım ve hizmetlerinde kullanılması amacıyla, kendi mülkiyetinden çıkarıp; değiştirilmemek ve satılmamak şartıyla sadece belirtilen bir hizmete ebedi olarak tahsis etmesine vakıf diyoruz. Başka bir deyişle, vakıf, herhangi bir baskı ve mecburiyet olmadan kişinin sahibi olduğu bir malı ve mülkü hayri bir amaca tahsis ederek kendi mülkiyetinden çıkarmasıdır.

Vakıf yapan kimseye VAKIF, vakfedilen şeye de MEVKUF, aynı anlamda kullanılmak üzere VAKIF da denir. Vakfın kuruluş ve işleyişine dair vakfeden kişinin ortaya koyduğu ve ilgili hakimlikçe tanzim ve tescil olunan şartlara da VAKFİYE denir. Yine vakfı tesis eden kişinin şartları gereğince iş ve idaresini yürütmek üzere görevlendirilen kişi veya kişilere MÜTEVELLİ veya KAYYIM denir.

Vakıf kuran kişinin "falanca malı vakfettim" sözü ile bu sözün sonucu olarak o malın ferdi mülkiyetten çıkarılması, mülkiyet hakkının sahibine ve varislerine sağlayacağı bütün hak ve menfaatlerin vakfiyede belirtilen şartlar yararına başkalarına tahsis edilmesi ile vakıf kurulmuş olur. Böylece vakıf şahsiyet kazanır.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: VAKIF MÜESSESESİ VE ŞEHRIMIZDEKI VAKIF ESERLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:28

Kaynağı dini, hizmet sahası sosyal, mahiyeti ekonomik olan vakıflar, dini, sosyal, hukuki ve tüzel temsil kişiliği olup, yüzyıllar boyunca insanlık tarihinde pek çok faydalı hizmetler yapmayı başarmış müesseselerdir. Amaç ve hizmetleri dolayısıyla bu müesseseler, Selçuklu ve Osmanlılarda çok kere devletin önemli dinamikleri arasında yer almıştır.
İslam'dan önceki toplumlarda da örnekleri olduğunu ileri sürenler olmakla beraber, en belirgin ve gelişmiş vakıf örneklerini Müslüman toplumlarında görmekteyiz. Müslüman toplumlarında (milletlerinde) ise, bunun mükemmelleşmesini sağlayan temel dayanak Hazreti Peygamber (a.s.)'in sadaka-i cariye'ye dair ifade ettikleri şu hadis-i şerifleri olmuştur:
"insan ölünce bütün hayır işeri, ibadetleri, inkıtaa uğrar (kesilir.)

Yalnız üç nev'i hayır işleyenlerin sevabı devam eder:

1) Hastane, okul, çeşme, köprü gibi devamlı ve ömürlü hayırlar (yapanın.)
2) Kendisiyle Müslümanların faydalandığı ilmi eserler (verenin.)
3) Kendisine dua eden hayırlı evlat (yetiştirenin)"

Ayrıca, Hazreti Ömer (R.A)'in bir kıt'a toprağı ne yapması konusunda Hz. Peygamber (A.S.)'in fikrini sorduğunda:

"Onu satılmayacak, bağışlanmayacak, miras yoluyla başkasına intikal etmeyecek şekilde tasadduk et ve gelirini fukarının istifadesine tahsis et" şeklindeki tavsiyesi üzerine Hazreti Ömer (R.A.)'ın bu davranışı İslamiyetteki vakfın ilk örneklerinden birini teşkil etmektedir.
İslam prensiplerine göre, insanların en hayırlısı insanlara faydalı olanı; mal ve mülkün en hayırlısı, Allah yolunda kullanılan ve sarfedileni (yani vakfedilen ve halkın faydalanmasına tahsis edilen); vakfın en hayırlısı da insanların en çok ihtiyaç duydukları ihtiyacı karşılayandır.

Yukarıdan beri mahiyeti açıklanmaya çalışılan vakfın, tam ve sahih olarak gerçekleşebilmesi için şu şartların bulunması gereklidir:

a) Vakfeden kişi mülkiyet edinmeye ve bağışlamaya ehil ve yetkili olmalıdır.
b) Vakfedilen şey vakfedenin malı olmalıdır.
c) Vakfeden kişi borçlu ve borcundan dolayı da hürriyetleri kısıtlanmış olmamalıdır.
d) Vakfedilen şey hayır işlerine tahsis edilmiş ve toplumun yararlanacağı hayri ve sosyal hizmetlere yönelik olmalıdır.
e) Vakfın idaresi ve vakfın hizmetlerinin devamlı olarak yerine getirilmesi için gerekli masrafları karşılayacak gelir kaynakları olmalıdır.
f) Vakfedilen şey malûm (bilinen) ve muayyen (ölçülebilir) olmalıdır.
g) Vakfın ebedi (süresi sonsuz) olması lazımdır. Belli bir müddet için vakıf yapılamaz.
h) Vakfın bir yönetim (idare) organı ve bir de denetleme (murakabe) organı bulunmalıdır.

Vakıfların Hizmet Sahası

Kaynağı dini duygu ve düşünceler olan vakıflar, en belirgin hizmetlerini başta ibadet amaçlı olmak üzere, dini sahalarda vermiştir. Ancak bununla da yetinmeyerek toplumun, dini, milli, sosyal ve kültürel sahalarında verdiği hizmetler sayesinde, asırlarca İslam Hukuku'nun en zengin ve orjinal müesseselerinden birisi haline gelmiştir.

Vakıflar, dini faaliyet ve ibadet mahalli olan cami ve mescidlerin çevresinde, han , hamam, imaret, medrese, kütüphane, çeşme, sebil, şifahane (hastane) ve benzeri kuruluşlar da tesis ederek, külliyeleri meydana getirmiştir. Yine vakıflar sayesinde, en güzel örneklerini İstanbul/ Fatih ve Süleymaniye'de, Edirne/Selimiye'de, Doğubeyazıt/İshakpaşa'da ve Anadolu'nun pek çok İl ve İlçe merkezlerinde görüldüğü gibi, mimari sanat-kültür ve estetiğin de birleşerek olgunlaştırdığı dünya şaheserlerinin böylece ortaya çıktığını gururla ve iftiharla görmekteyiz.
Zamanla gelişen ve yayılan bu külliyelerin merkezinde bulunan ibadethanelerin (cami ve mescid) yaşaması, hizmetlerin aksamadan devam ettirilmesi, ayrıca bakım ve onarımları için bir çok personel yine vakıflar tarafından görevlendirilmiştir.

Dini hizmetlerin dışında eğitim alanlarında da çok aktif katkılar yapan vakıflar, sıbyan mektepleri, medreseler (okul) Darü'l-Kurra, Darü'l-Hadis gibi eğitim ve öğretim müesseseleri açarak, buraların her türlü ihtiyaçlarını karşılamıştır. Ayrıca, buralarda hizmet edecek her seviyede personel ve hocalar görevlendirip, onların iaşe-ibatesini karşıladığı gibi, çoğu öğrencilerin de okuyup yetişmelerinde her türlü katkıyı yine vakıflar sağlamıştır.

Vakıfların beledi hizmetleri arasında göçmen ve kimsesizler için mesken kurmak, su yollan, çeşmeler, havuzlar, kuyular yaptırmak, kervansaraylar, han, hamam ve abdesthaneler yapmak çevre temizliği yapmak, cadde ve sokakların aydınlatılması, deniz fenerleri inşa ederek denizcilerin geceleri emniyetle seyahat etmelerine yardımcı olduğunu biliyoruz.
İnsan hayatı ve sağlığı için çok büyük önem taşıyan sağlık hizmetleri sahasında kurulan darü'ş-şifalar (bimarhaneler), hastahaneler ve akıl hastaları için tımarhaneler yaptırmak vakıfların güzel hizmet örnekleridir.

Türklüğün korunması, ülkede milli kültürün gelişmesi, Türk hakimiyet ve nüfûzunun kökleşmesi ve yayılmasına yönelik vakıflarla beraber vatan müdafaasına yönelik, dış saldırılara karşı vatanı savunmak ve korumak üzere kaleler ve müstahkem mevkiler meydana getirmek ve bunları korumak için deniz ve kara kuvvetlerimize yardım amacıyla kurulan milli vakıflarımız da vardır.

Bu anlattıklarımızdan sonra görüyoruz ki vakıflar iki ana unsur üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi HAYRAT, (yani insanlığın istifadesine sunulmuş hayırlı bir hizmet), ikincisi de bu hizmetin yürütülebilmesi için AKAR (yani vakfın giderlerini karşılayabilecek ve kimseyi rahatsız etmeyecek gelir kaynağı bulunmasıdır.).
Bugün dünya siyasetini elinde bulunduran ABD'de en yüksek kararların alınmasında çok önemli rol oynayan lobiler ve lobicilik hareketi İslam dünyasındaki vakıf hizmetlerinin sosyal rolünün modern batı dünyasına yansımasından başka birşey değildir.

Vakıflar hayatiyetini, hizmetlerini ve sürekliliğini toplumun inanç ve dini duygularına dayandırmıştır. Bu duygudan istifade ederek her vakfiye dini bir metin gibi hamdele (Allah (c.c)'ye hamd), salvele (Hazreti Peygamber (a.s)'e, aile ve ashabına salavat), din ve devlet büyüklerine ve bu hizmete katkısı olanlara dua ile başlar. Ve vakfiyenin kurallarına riayet edilerek vakıf kurucusuna dua edilip bağışlanma temennisiyle sonuçlanır.

Vakıf Duası

Kanuni Sultan Süleyman'ın Hicri 950/Miladi 1543 tarihli vakfiyesinden alınan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ayrı basım olarak yayımlanan şu duayı Vakıf duasına örnek olarak zikredebiliriz:

"Her kimse ki; vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse; bağışlayıcı olan Allah'ü Teala'nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükafaatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin."

Vakıf Bedduası

Tedbir olarak vakıfın şartlarına mutlaka uyulması için, her vakfiyenin sonunda bir de beddua zikredilmektedir.

Sultan II. Bayezid'in 1 Şubat 1495 tarihli Vakfiyesinden alınan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ayrı basım olarak yayımlanan şu bedduayı örnek gösterebiliriz:

"Allah'a ve ahiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, sultan, emir, bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helal olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kaidelerinden herhangi bir kaideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değişitirilmesi için uğraşır, fesh edilmesine veya başka bir hale dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri irtikap etmiş olur. Böylece günahkarlar alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Malik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira, Allah'ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerinedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez..."

Vakıf Çeşitleri

Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki vakıflar mahiyetleri, mülkiyetleri, idareleri ve kiraya verilmeleri bakımından çeşitlere ayrılır.

I- Mahiyeti bakımından vakıflar iki çeşittir:

a) Hayri Vakıflar
b) Zürri Vakıflar

II- Mal mülkiyetinin vakıf idaresine ait olup olmaması bakımından ikiye ayrılır:

a) Sahih Vakıf
b) Gayri Sahih Vakıf

III- İdaresi bakımından ikiye ayrılır:

a) Mazbut Vakıflar
b) Gayri Mazbut Vakıflar

IV- Kiraya verilmesi bakımından üçe ayrılır:

a) Mukataalı Vakıflar
b) İcareteynli Vakıflar
c) İcare-i Vahideli ve İcare-i Vahide-i Kadimeli Vakıflar (Mahiyeti Bakımından)

a) Hayri Vakıf

Gelirinin tamamı veya bir kısmı hayır hizmetlerine tahsis edilmiş bulunan vakıflardır. Bunlar bünyesinde hayri hizmet ve müesseselerle, bu müesseselerin bu hizmetlerin devamlılığını sağlamak için tahsis edilmiş gelir kaynakları (mevkûfatı) bulunan vakıflardır.

b) Zürri Vakıf

Toplum için herhangi bir hayır şartı olmayıp gelirinin tamamı vakıfın evlat ve soyundan gelen torunlarına tahsis edilmiş olan vakıftır. Bununla beraber bu tür vakıflarda da temsili mahiyette veya nesebin yok olması halinde gelirinin bir hayır hizmetine tahsisi hükmü yaygın olarak yeralmıştır.
(Mülkiyeti Bakımından)

a) Sahih Vakıf

Vakfedilen her çeşit maddi varlığın (nakit, menkul ve gayri menkulün) kontrol ve idaresi, kullanılma ve faydanılması vakıf hükmi şahsiyetine ait olup, vakfedenin vakfettiği şeye sahip olmaktan daimi olarak mahrum kaldığı vakıf türüdür. (Devlet şahsiyeti icabı sahih vakıf yapamaz. Devletin varlığının hikmeti zaten toplum hizmeti yapmak, vakfın amacı da bu hizmete katkıda bulunmak olduğundan bu görevin ifası için vakıf yapması gerekmez.)

b) Gayri Sahih Vakıf

Devlete (hazineye) ait bir arazinin (veya Beytülmalden olan bir mülkün) mülkiyet hükmü baki kalmak üzere herhangi bir kimseye ya da herhangi bir gayeye, o mülkün tasarrufu veya geliri tahsis edilerek yapılan vakıf türüdür. Bu tür vakıflara tahsisat adı da verilir ve bu vakıflar daima devlet tarafından yapılır. Hazine arazisinin kontrol ve mülkiyeti devlete ait olduğundan bu tür arazi, kullananlar tarafından vakfedilemez. Çünkü: Mutasarrıf müstecir hükmündedir, malik değildir.
(İdareleri Bakımından)

a) Mazbut Vakıflar

İdaresi doğrudan doğruya devlet tarafından yürütülen vakıflardır:

1- Padişahlık döneminde hanedan mensupları tarafından kurulup, bunların idaresi de kendileri tarafından yürütülmesi gerekirken, mütevellilerin münkariz olup, vakfın inhitat etmemesi, gayesinin tahakkuku ve mevcudiyetinin devamı amacıyla padişah ve devlet adına bu görevi iyi üretmek üzere Evkaf Nezareti (Vakıflar Bakanlığı) teşkil olunarak idaresi Bakanlığa bırakılan vakıflardır.

2- Mütevellilerin veya amacın ortadan kalkmasıyla Evkaf İdaresi ta-rafından zapt ve kontrol altına alınan vakıflar da bu cümledendir.

b) Gayri Mazbut Vakıflar

Mütevelliler tarafından idare edilen vakıflar olup, mülhak ve müstesna diye ikiye ayrılırlar.

1- Mülhak Vakıflar: İdareleri mütevellileri tarafından yürütülüp, kontrol ve teftişleri devlet tarafından sürdürülen vakıflardır.
2- Müstesna Vakıflar: İdareleri mütevellileri tarafından yürütülmekle beraber devletçe kontrol ve teftişe tabi olmayan vakıflardır ki devlet bunlara herhangi bir müdahalede bulunamaz. Eizze ve Guzat Vakıfları olmak üzere bu da ikiye ayrılır. Tamamı sekiz olan bu vakıftan dördü Eizze, dördü de Guzat Vakfıdır.

Eizze Vakıfları:

- Abdu'l-Kadir-i Geylani
- Mevlana Celalüd-Din,
- Hacı Bektaş-ı Veli,
- Hacı Bayram-ı Veli vakıflarıdır.
- Guzat Vakıfları:
- Gazi Mihal Bey,
- Gazi Evranos Bey,
- Gazi Ali Bey,
- Gazi Süleyman Bey vakıflarıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: VAKIF MÜESSESESİ VE ŞEHRIMIZDEKI VAKIF ESERLER

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:29

Bu vakıfların ekserisi, tahsisat kabilinden olup adı geçen bu zevatın manevi şahsiyetlerine, devlet ve cemiyet menfaatine gösterdikleri fevkalade kahramanlık ve gayretleri neticesinde devlet tarafından ihsan olunmuştur.
Müstesna vakıflar sekiz kalemden ibaret iken, bir ara sayıları artırılmış, fakat daha sonraları azaltılarak nihayet istisnai vakıfların tamamı lağvedilerek ortadan kaldırılmıştır.
(Kiraya Verilmesi Bakımından)

a) Mukataalı Vakıflar

Vakfa ait bir arsa veya arazi boş ve atıl kalmaması ve vakfa gelir sağlaması amacıyla kiraya verilebilir. Müstecir bir arsayı ağaçlandırabilece-ği gibi, üzerine bina da yaparak tasarruf edebilir. Bu şekilde olup, kira bedeli senede ödenmek üzere Vakıf İdaresince kiraya (mukataaya) bağlanan vakıflara Mukataalı Vakıflar denir. Arsa üzerinde kiracı tarafından yetiştirilen ağaç, yaptırılan bina kaldıkça veya yıllık icarı da ödendikçe mütevelli Mukataayı feshedemiz. İcarcılık hakkı mutasarrıfın mirasçılarına da intikal eder.

b) İcareteynli Vakıflar

Vakfa ait bir arsa veya arazide bina ve sair tesisler bulunup bunlar da tamire muhtaç ve kullanılmaz durumda ise (Vakıf ve binaları tamir ettirerek harap olmaktan kurtarmak için) müddetsiz olarak hakiki kıymetine yakın peşin bir meblağ ile kiraya verip bununla ilk onarımlarını yaptırır. Aynı kişiye bina sağlam olarak teslim edilip belirli bir kirayı da her yıl ödemeleri şart koşulur. Bu tür vakıflara İcareteynli Vakıflar denir. Bu vakıflarda tasarruf hakkı mirasçılara da intikal eder. Peşin alınan birinci icara muaccele, her sene alınan cüz'i ücrete de müeccele denir.

c) İcare-i Vahideli Vakıf

İcare-i Vahideli Vakfin icar müddeti sonunda muayyen ücreti vermek suretiyle eski müstecire, bunun ölümünden de mirasçılarına icare-i vahi-deli mülkün intikal etmesi halidir. Bu tür vakıflara İcare-i Vahide-i Kadimeli Vakıflar denir.

Yukarıdan beri saydıklarımız ve açıklamaya çalıştıklarımızın hepsi Cumhuriyetten, önceki Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait vakıf çeşitleridir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ve Medeni Kanunun kabûlünden sonra eskiden devam eden mülhak ve mazbut vakıflar aynen devam etmekte olup, bunun dışında kalan müstesna vakıflar (Eizze, Guzat), Mukataalı, İcareteynli, İcare-i Vahideli (vd) vakıfların tamamı lağvedilerek hükümsüz kılınmıştır.

Yozgat'taki Vakıf Eserlerinin Dağılımı

Yozgat İl Merkezi ve Merkeze bağlı köylerdeki (İlçe Merkezleri ve İlçelere bağlı köyler hariç) vakıf eserlerine dair, Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki kayıtlara göre, toplam 302 adet vakıf kaydı mevcuttur. Bunların da ait olduğu eserlere göre dağılımı şöyledir.

Cami Vakfı 209Zaviye13Tekke1
Mektep 4Medrese7Muallim Hane1
Melikhane 5Hamam1Bina ve Menzil2
Han ve Dükkan 3Değirmen2Akar ve Hayrat2
Mezraa 8Bahçe1Bağ2
Nukût 34Mahiyeti Belirsiz7


Vakıflar ve vakfiyelerle ilgili bu kadar bilgi verdikten sonra konuyu Yozgat ve çevresindeki Vakıf eserlere getirmek istiyorum.
Yozgat ve çevresinde bulunan vakıf eserleri ve vakfa dair abideler, yörede çok eskilerden beri olan, klasik ve tarihi özelliği olan çeşitli devirlere ait dini ve gayr-i dini eserler içerisinden sadece bir bölümünü teşkil etmektedir.

İlimizin bağlı olduğu Vakıflar Sivas Bölge Müdürlüğü kayıtlarına göre, Yozgat ve İlçelerinde (kasaba ve köyler dahil), günümüze intikal eden 10 adet tarihi ve sanat değeri yüksek eski eser vardır. Bunlar, dördü İl Merkezi'nde, sekiz cami, bir türbe ve bir hamamdan ibarettir.
İl ve ilçelerde, bugüne kadar hayatiyetini koruyabilen 48 adet mazbut akar-emlak, 24 adet mazbut hayrat emlak bulunmaktadır. Şehir merkezinde bir işham, altı büro ve altı dükkan vardır. Çeşitli yerlerde 30 dükkan ve 42 kiracı bulunmaktadır. Mütevelli eliyle yönetilen bir vakıf (To-nosluoğlu Vakfı) ile Bölge Müdürlüğü'nce emaneten yönetilen iki vakıf kalmıştır.)

Çapanoğullarının Aile Vakıfları

Çapanoğulları ailesinin önde gelenlerinin her birisi çeşitli hayır işleri yapmışlar ve bu hayırlar için ayrı ayrı vakıflar kurmuşlardır. Bunlardan Mustafa Bey'in kurduğu (istisna) vakıflarının istisnalığı kaldırılarak hükümsüz (mülga) hale getirilmiştir.

Süleyman Bey Yozgat'ta, 57'den fazla dükkan, iki bab (kadın ve erkek kısımları ayrı olan) hamam, bir konak, elli dönümden fazla arsa, bağ, bahçe ile (onbin) kuruş nukud vakfetmiştir.
Süleyman Bey'in oğlu Abdulfettah bey, babasının vakıflarına 32 dükkan ve bir firın eklemiştir. (H. 19 Recep 1212/M. 7 Ocak 1798)

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerindeki kayıtlara göre mahiyeti belirsiz 10'un üzerinde Çapanoğulları ailesine ait vakfiye kayıtları bulunmaktadır. Yine Çapanoğulları'nın Yozgat'ın haricinde Sivas, Çorum vesair yerlerde de akar ve hayratı olduğu bilinmekle beraber Türk Medeni Kanunu'nun vakıfları düzenleyen amir hükümleri sonucunda tüm vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesine toplanmış, zamanla da dükkanlar, arsalar ve akar getiren emlakin bir çoğu satılarak bugün sahip ve mahiyet değiştirmişlerdir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde 742 no. lu defterin 91. sahife ve 42. sırasında kayıtlı Yozgat'ta (Abdulcebbar zade Esseyyid el-hac Mustafa Bey b. Ahmet Paşa b. Ömer Ağa) vakfına ait H. 1195 Muharrem tarihli vakfiyede Çapanoğlu Camii'ne ve hayratına ait hususi vakıflar:

629 no. lu defterin 199. sahife ve 220. sırasında kayıtlı Yozgat'ta Abdulcebbar zade Süleyman Bey b. Ahmet Paşa b. Ömer Ağa Vakfina ait 23. satır 1208 H. tarihli vakfiyede kayıtlı mektep, dükkan ve diğer hayratına ait vakıflar;

Yine 629 no. lu defterin 203. sahife ve 211. sırasında kayıtlı Yozgat'ta Abdulcebbar zade Süleyman Bey b. Ahmet Paşa oğlu Abdulfettah Bey vakfına ait 29 recep 1212 H. tarihli vakfiyede cami ve medrese görevlilerinin tafsilatı ile diğer hayratlarına ait hususi vakıfları teferruatlı olarak anlatılmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir