Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Döneminde Yozgat'ta Sosyal ve Kültürel Hayat

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Döneminde Yozgat'ta Sosyal ve Kültürel Hayat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:58

OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

A) SOSYAL HAYAT

1-Aile


Bozok sancağı, Türk nüfusun yoğun olduğu bir yerdir. Bu özelliği sebebiyle, Türk töresinin gereği olarak bölgede, "geniş aile" anlayışı hakimdir. Türk töresi, ailenin oluşumunda ve devamında çoğunlukla yaşatılmaktadır. Diğer taraftan, İslam dininin evlenme, boşanma, mirastan pay sahibi olma ve çocukların durumu gibi aile hukuku ile ilgili hükümleri bütünüyle uygulanmaktadır.
Ailede yaşlılara olan saygı, onların aile fertleri üzerindeki dini ve örfi hakları, geniş aile oluşumunu mecburi kılmıştır. Bu sebeple Yozgat'ta genellikle 3 nesil aynı çatı altında bulunmaktadır. Şüphesiz bunda, şartların zorlayıcılığını da düşünmek gerekir. Osmanlı döneminde de Bozok, devlete en çok asker veren bölgedir. Uzun süren savaşların getirdiği acı sonuçlar, ailenin yükünü, babalara hatta dedelere yüklemiştir.

Geniş aile olma mecburiyetinin, ekonomik ve sosyolojik boyutu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bölgenin en büyük gelir kaynağının tarım ve hayvancılık olması, daha çok çalışana ihtiyaç duyurmuştur. Para kazanmak için gurbete çıkmak da, bu çerçevede ele alınmalıdır.
Öte yandan, çok görülmemekle beraber, aileler veya sülaleler arası kavgalar ya da kan davaları, bulunulan yerde üstünlüğü ele geçirme arzusu vb. sebepler, meselenin sosyolojik yönünü teşkil etmektedir.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:02

Müslümanlar 242.989
Gregoryen Ermeniler 28.989
Katolik Ermeniler 1.510
Protestan Ermeniler: 542
Ortodoks Rumlar: 4.870 kişi25 olarak kaydedilmiştir.

Görüldüğü gibi, Rumlarla Ermeniler mezheplerine göre, Müslümanlar tek millet olarak gösterilmişlerdir. Gayr-ı müslim azınlıkların geri kalanlarını Yahudiler Müslüman olmayan Arnavutlar, Giritliler ve Çingeneler teşkil etmektedirler. Ancak bunların sayısı, ihmal edilecek kadar azdır. Bu konuda son olarak, azınlıkların sahip oldukları okul, öğrenci ve kilise durumunu da kaydedelim.

Milletin adı Kilise Erkek Okulu Kız Okulu Öğrenci sayısı
Ortodoks Rumlar 1 6 - 550
Gregoryen Ermeniler 6 20 1 2100
Protestan Ermeniler 2 3 1 300
Toplam 9 29 2 2950

4- Gayr-ı Müslimlerde Türkçe İsim ve Lakaplar

Yozgat'ta yaşayan gayr-ı müslim unsurun, Türk kültüründen çok et-kilendikleri "Aile Hayatı" konusu işlenirken ifade edilmişti. Bu hususu dile getirenler daha çok Yozgat'a gelen yabancılardı. Bunlardan biri olan Charles Texier, "bütün ahali, insani münasebetlerle çok iyi yaşarlar Hıristiyan binaları ile Türklerin binaları arasında pek fark yoktur. Yaşayışları ikisinde de birdir. Kadınlar, kocalarıyla bir arada yemek yemezler. Aile reisine karısı her fırsatta saygı gösterir. Çocuk sahibi olmasına rağmen bir oğul, babasının yanında tütün içmez" diyerek,bu etkinin boyutlarını ortaya koyar. Bu tesir, isim ve lakaplarda da bariz olarak kendini gösterir. Bunlar şöyle sıralanabilir.

Kadınların Aldıkları İsimler

Me ek, Sultan, Gülmaya, Maviş, Samiye, Gülfiraz, Şahmeran, Sabite, Gültuti Elmas, İpek, Gülkız, Zülfiyar, Hurisima, Güllü, Turfanda, Yosma.

Erkeklerin Aldıkları İsimler ve Lakaplar

a- İsimler:

Arslan, Ayvaz, Ateş, Akide, Burak, Bahadır, Budak, Civelek, Gülşen, Hacı (Heci), Haydar, Hıdır, İskender, Kaplan, Karaman, Murad, Rüstem, Saffet.
Bu isimlerin büyük kısmı, baba adıdır. Bahadır oğlu Keykorik, Ateş oğlu Esteban, Rüstem oğlu Matros vb. gibi. Civelek ve Kaplan gibi isimler "yan" ekiyle yalnız ifade edilirken, Terzi Agob'un adına "can" ilave edilerek Agobcan şeklinde yazılmıştır.

b- Lakaplar:

Balta, Bakla, Çorlu, Dırdır, Develi, Dönek, Dişi, Ekinci, Ekşi, Geçi, Haşhaş, İkikaralı, İnce, Kara, Kişi, Kahya, Kafadar, Kalfa, Keşçi, Körpe, Kökez, Kandilcilik, Köse, Keçeli, Kocaoğlan, Mamalı, Miriz, Nursuz, Ölmez, Sürgün, Şişman, Şişkarın, Tor, Tutar. Görüldüğü gibi gayr-ı müslim unsurlar, azınlık şuuruyla hareket etmelerine ve aralarındaki manevi baskılara rağmen, kendilerini Türk örf ve adetleriyle, yaşama tarzlarından ayrı tutamamışlardır.

5- Esnaf, Meslek ve Zenaat Erbabı

Anadolu'daki her şehirde olan esnaf meslek ve zenaat erbabı, Yozgat'ta da mevcuttur. Şu farkla ki, Yozgat'takiler çoğunlukla gayr-ı müslim unsurlardan meydana gelmektedir. Sicillerden çıkarabildiğimiz 99 esnaf, meslek ve zenaat erbabından ancak 34 tanesi müslümandır. Bunlar da ciddi manada gelir getiren iş ve meslekler değildir. Külfeti çok nimeti az olan, tahsil ve ticari bilgi istemeyen, emek-yoğun işleri Müslümanlar yaparken, riski olmayan, herkesin mecbur olduğu iş, meslek ve esnaflığı gayr-ı müslimler yapmaktadırlar.

6- Unvan ve Lakaplar

Yozgat'ta verilen ünvan ve lakaplar, Türk kültürünün özelliklerini yansıtır. Bozok Sancağı'nda Orta Asya'dan, Ortadoğu'dan, Anadolu'dan ve Balkanlardan bir iz ve esintiyi, kolayca bulmak mümkündür. Çünkü Bozok bu büyük coğrafya'nın odak nokatsıdır ve hemen her bölgeden bir takım izler taşır.

Yozgat'ta ünvanlar ve lakaplar; şu özellikler göz önünde tutularak verilmiştir: Mensub olunan millet, aşiret, aile, makam, mevki, rütbe, fiziki görünüm, meslek, akrabalık, babanın konumu, huy, tavır, davranış, çirkinlik, güzellik, yakışıklılık, zayıflık, güçlülük, az veya çok konuşma, konuşma şekli, cimrilik, eli açıklık, çapkınlık, inatçılık, sersemlik, temizlik, kirlilik, kibarlık, kabalık, tahsil, dini kimlik, yürüyüş şekli, isimleri kısaltma, kötü alışkanlıklar vb. Tesbit edilen ünvan ve lakapların hemen hepsi, her Türk'ün aşina olduğu sözlerdir. Bunları, Ortaasya'dan Balkanlarda kadar her yerde bulmak ve duymak mümkündür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:02

YOZGAT'TA KÜLTÜR HAYATI

A- GİYİM-KUŞAM

1) Elbise Türleri

a) Kadın Elbiseleri


Yozgat'lı hanımların oldukça çok çeşitli elbiseler giydikleri görülmektedir. Ekonomik duruma göre az bulunan, dolayısıyla pahalı olan elbiseler de mevcuttur. Tabii olarak bu durum, daha çok gayr-ı müslim hanımlar için geçerlidir. Zira maddi imkanları elverişli olanların, Rum ve Ermeniler olduğu bilinmektedir. Ancak Müslümanlar arasında da ekonomik vaziyeti iyi olanlar vardır.
Kadınların rağbet ettikleri elbise çeşitlerinin başında salta türleri gelmektedir. Salta, Venedikli gemicilerin Venedik şehri hamisi addolunan "San Marko" ismindeki aziz namına izafeten bu adı verdikleri libastır.

İtalyanca'dan galat olup, Salta marka (San Marko)'dan kısaltılmıştır. Bir cins kısa cepkendir. Başlıca kadifeden yapılır. Yakası ve kol kenarları sırma veya gaytanla süslenir. Salta, aynı zamanda, ipekli kumaş üzerine etrafı sırma ile işlenmiş geniş hırkadır. Saltayı çeşitli kumaşlardan yapılmış ve farklı isimleri olan "elbise"lerle, entari, hırka, fistan, maşlah, fermaniye, ferace takip etmektedir.

Kumaşlarına Göre Elbise Çeşitleri

Elbiseler de kumaşlarına göre, farklı isimler almışlardır. En kıymetli olanları, "kordon elbise'dir. Peşinden "göğreçin (güvercin) göğsü", "canfes" , "atlas", "yün basma" ve "lahuraki" elbiseler gelmektedir. Bunlardan başka çeşitli entariler, hırkalar, fermaniyeler, maşlahlar (tek parçalı, kol yerine üst yanının iki ucunda yarıkları olan bir tür üstlük giyecek). Daha çok Arapların giydiği bu elbise, yeldirme yerine kadınlar tarafından kullanılır. Feraceler, çarşaflar, fistan altı keçeler de kadınların elbiselik kumaşları arasındadır.

b) Erkek Elbiseleri

Yozgat erkekleri biraz resmi giyinmeyi seviyor olmalılar ki, genellikle "setre"yi tercih ettikleri görülmektedir. Bundan başka şalvar, yelek, ceket, cepken, cemedan, palto, sako, aba, erkek saltası... gibi elbiseler, erkek giysilerinin başlıcalarını teşkil etmektedir. Duruma göre paltonun yerini kürkler almaktadır. Bunları, çeşitli baş giyecekleri tamamlamaktadır.

b1) Takım Elbiseler

Takım elbiseler ceket, yelek ve pantolondan meydana gelmektedir. Soğuk günlerde palto da takım elbisenin bütünleyicisi olmaktadır.

b2) Subay Tören Kıyafeti

Bu dönem subaylarının tören kıyafeti resmi elbisesi, palto, setri, kılınç bağı gibi unsurlardan oluşmaktadır. Sivillerin resmi elbiselerimde "setri=setre" meydana getiriyor. Şu farkla ki, üzerlerinde kılıç bulunmuyor. Eğer kıyafet bu özellikleri taşıyorsa, setreyle beraber pantolon da zikrediliyor.

b3) Pantolonlar

Pantolon, Ortaasya Türk kıyafeti'dir. Çünkü, hayatları at üstünde geçen Türkler gibi savaşçı bir kavmin, başka türlü bir kıyafeti benimsemesi fevkalade zordur. Çin'de, Hunlardan önce pantolonun yokluğu bunun delilidir.

İslam dinini kabulden sonra Türkler, bu kıyafetlerini terk etmemekle beraber, zamanla daha farklı giyim tarzlarını benimsemişlerdir. Şekli olarak Avrupalılara benzemenin, gelişme ölçüsü kabul edildiği dönemlere gelindiğinde, kanunla kıyafet düzenlemeleri yapılmıştır. Bu cümleden olarak II. Mahmud, setre ve pantolonu mecburi kıyafet41 haline getirmiştir. O dönemden itibaren memur, asker ve halk, pantolonu zorunlu olarak giymeye başlamıştır.

b4) Şalvar

Şalvar; çuha, kazmir gibi kalın, atlas gibi ipekli, şal gibi ince yün kumaşlardan yapılırdı. Kadın ve erkek şalvarları arasında, yalnız kumaş itibariyle fark vardı. Erkeklerin giydiği şalvarın paçaları daha dar olanlarına "potur", geniş olanlarına "çakşır" denirdi.
Şalvarların ceplerinin kenarlarıyla paçaları sırma ve ipek işlemeli olanlarına "Kadı Şalvarı" adı verilirdi. Şalvarlar, kumaş türlerine göre isimlendirilmiştir.

b5) Cepken-Cemeden-Yelek-Erkek Saltası

Cepken (çepken), kolları yarık olup çoklukla sarkıtılan, üzeri işlemeli bir çeşit kısa üstlüktür. Camadan (cemeden), çapraz düğmeli, işlemeli, potur veya şalvarın üstüne giyilen bir cins kısa yelektir. Yelek, hava alacak şekilde kolsuz ve ekseriya önü açık45 ceket altına, gömlek üstüne giyilen bir kıyafettir. Bu kıyafet, Yozgat gibi yılının 8 ayı soğuk olan bir yörede, daha çok korunmak için giyildiği gibi, takımın bütünleyicisi olarak da tercih edilmektedir.

b6) Palto-Sako

Palto, üstten giyilen kış elbisesidir.46 Kalın kumaştan yapılmış olanları tercih sebebidir. Çünkü Yozgat, kışı uzun süren bir bölgedir. Bu sebeple palto, ne kadar kalınsa o kadar makbüldür.
Sako, paltoya benzeyen bir kıyafettir.47 Palto ile sako arasında belirgin bir fark yoktur. Ancak, "sako" paltodan biraz daha pahalıdır. Bu da kumaş kalitesinden kaynaklanıyor olabilir.

b7) Aba-Kebe-Keçe-Kepenek

Aba, kaba ve kalın olarak yünden dokunan kumaş ve bu kumaştan yapılan üst elbisesi48 anlamına gelmektedir. "Haba"da denir. Kebe, çobanların veya köylülerin giydikleri ve yere serdikleri yünden kaba abadır. Şalvar olarak da değerlendirilmektedir. Göğüs kısmını korumak için, keçeden cemeden yapıldığı -az da olsa- görülmüştür. Keçe, dokuma olmayan yalnız dövülerek veya ayakla vurularak yapılan kaba yün aba, tepilmiş yün demektir. Kepenek, çobanların giydikleri kolsuz, keçeden yapılmış üstlüktür.
Bu giyecekler arasında,dokuma olması sebebiyle "keçe" farklılık göstermektedir. Yozgat'ta kullanım bakımından farklı bir mana ifade etmemektedir. Hepsi, çoban giyeceği yerinde kullanılır. Yalnızca keçe, yer döşemesi olarak da evlerde değerlendirilir. Maksat, ayaklardan üşütmeyi önlemektir. Bu daha çok, maddi imkanları elverişli olmayanların başvurdukları bir çaredir.

b8) Kabut-Parka-Cübbe

Kabut (Kapot-kaput), askerlerin üstlük giyeceği, yağmurluğu, "asker paltosu"dur. Parka, gene askerlerin giydiği, kabuttan kısa ceketten uzun üstlük giyecektir. Cübbe ise, ilmiye sınıfından olanların resmi törenlerde giydiği bir çeşit elbisedir. Darca olup kısasına "abdestlik" denir. Ayrıca, din adamlarının , üniversitede belli ünvanları taşıyan ilim adamlarının ve hukukçuların giydikleri boyu uzun, bol, düğmesiz üstlük için de bu tabir kullanılır.
Halkın cübbe kullanması ise, tamamen dini maksatladır. Evde namaz kılmak veya cemaat olduğu vakit imam olacak zata giydirmek için, hemen her hanede bir cübbe bulundurulması adettendir.

c- Kürkler

Bilindiği gibi kürk ve kürklü giyecekler, soğuk bölgelerin giysileridir. Yılın üçte ikisinin soğuk geçtiği Yozgat'ta, kürk ve kürklü giyeceklerin kullanılması tabiidir. Kürk ve kürklü mamuller çok pahalı şeylerdir. Bu yüzden ekonomik gücü elverişli olanlar bu tür giyeceklere sahip olmaktadırlar. Yozgat'ta kürk alabilenler gayr-ı müslimler başta olmak üzere subaylar ve esnaflardır. Dargelirlilerin alabildikleri ise, koyun veya kuzu yününden yapılanlarla, elden düşme kürklerdir.
Kürk çeşitleri şöyledir; cenova kürkü, Rumeli kürkü, çuka yüzlü sel-vi kürk, yeşil kadife yüzlü çerkez kürkü, börk yüzlü kısa kürk, koyun kürkü, tere yüzlü kuzu derisi kürk, nafe56, tahta57 kürk, elvan samur58 kürktür.

d- Baş Örtüleri

1- Erkek Başlıkları


Sultan II. Mahmut'un, kanunla kıyafet düzenlemesi yaparak, önce asker ve memurlar için fesi serpuş olarak kabul etmesi, zamanla bu kıyafetin halk tarafından -mecburen- benimsenmesine sebep oldu. 19. yüzyılın son çeyreğinde Yozgat halkı, fesin yanında börk, kefye, sarık, külah, papak, tarpuş, takke gibi başlıkları da giyiyordu.
Fes, Fas'ın Fez şehrinde ortaya çıkmış oradan Avrupa yoluyla Türkiye'ye gelmiştir. Kırmızı çuhadan yapılırdı, üstünden sarkan bir püskülü bulunurdu. Fes nizamnamesi yayınlandığında (1828), bu başlığı yapmasını bilen usta ve gerekli malzeme yoktu. Bu yüzden fesler Avrupa, Mısır ve Tunus'tan ithal ediliyordu. Fesin halk arasında benimsenmeye başlamasıyla, sivillerin devlet görevlilerinden ayırt edilebilmesi için "dalfes" (sade, yalın fes) giymeleri yani, etrafına birşey sarmamaları istenmişti. Halkın dalfes giymemekte ısrar etmesi üzerine, esnaf takımının yemeni, çembar, ağabani, yazma, tülbent gibi şeyler sarmalarına izin verildi. Bundan sonra fes, sür'atle yayıldı.

Fesin çok çeşitleri vardır. Ancak, bunların hepsine Yozgat'ta rastla-namamıştır. Yozgat'ta tesbit edebilebilenler, efrenci, güves, engin ve püsküllü fesdir.
Her ne kadar fes, erkek kıyafeti olarak düşünülmüşse de, zaman içinde kadınlar da fes giymeye başlamışlardır. Erkeklerden farklı olarak, fes üzerine tülbent, yemeni, abani, şal, ince yün örmeleri sarılır, fese ziynet altını vb. müzeyyenat ve mücevherat da takılırdı.

Kefiye, Arapça başlık manasına gelen "keffiye" kelimesinin Türkçe söylenişi "kefiye"dir. Yozgat'ta ise, "kefye" denmektedir. Başa sarılan ve omuzların üzerine kadar gelen, uçları püsküllü ince ipek örtü ki, ekseriya Araplar kullanır. Fakat, genellikle Yozgat'ta kefye Arap tarzında üzerine "agel" konarak giyilmemiştir. Sade şekliyle ve çoğunlukla soğuğa karşı korunmak için baş ve boyun kısmına sarılarak kullanılmıştır.
Börk, yuvarlak ve kürksüz başlık, kalpaktır. Türkler Ortaasya'dan beri başlarına börk giyiyorlardı. Osmanlılar da Yeniçerilerine bu başlığı giydiriyordu. Yeniçeri börkleri, beyaz çuhadan veya keçeden yapılırdı.

Daha sonraları istisnasız bütün Müslümanların'ın börk giymesi usul kabul edilmiştir. Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra, fesin resmi serpuş olarak kabulüne kadar. Müslümanların başlarına giydikleri hep börktü. Bozok Türkmenlerinin, Hun çağından beri sürgelen bu başlıklarından, kanunlara rağmen vazgeçmemeleri, köklerine olan bağlılıklarının bariz bir alametidir.
Sarık; kavuk, börk, külah, fes vb. başlıklar üzerine sarılan tülbent, ağbani veya şala verilen addır. Sarılış şekline göre; dardağan sarık, silme sarık, burma sarık adını alırlardı.
Ulema beyaz, tarikat mensupları beyaz, kırmızı, siyah, yeşil, halk ise; ağbani sarık sararlardı. Sarığın sarkık olan ucuna "taylesan" denilirdi. 19. yüzyılın sonlarında Yozgat'ta 8 medrese, 3 tekke ve zaviye, 18 Cami ve mescid varlığı göz zönünde bulundurulursa, sarık saranların çoğunluğu hakkında bir fikre varılabilir.
Başlık, başı yağmurdan korumaya mahsus yağmurluklara ilişik veya ayrıca takılan kukuleta şeklindeki külaha benzer örtüdür. Fransızca: Ca-puchon (kapşon) denmektedir ki bugün dilimize girmiş vaziyettedir.

Başlık tabiri daha ziyade kavuk ve fes gibi serpuş denilen ve umumiyetle kullanılanların dışındakiler hakkında kullanılır. Kadınların başlarına giydikleri şeylere de genellikle başlık denir. Ayrıca gelinlerin başlarına süs olarak konulan mücevheri taç içinde bu tabir kullanılır.

Külah, başa giyilen ucu sivri serpuş ki ekseriya beyaz keçeden olup üzerine sarık sarılırdı. Bilhassa dervişlerin giydikleri bu başlığın çeşitli şekilleri vadi. Keçekülah, mevlevi külahı, Arnavut külahı, Aydın külahı, dede külahı, Tatar külahı vb. gibi. Yozgat'ta külahın, çok az giyildiğini tahmin etmekteyiz. Çünkü, incelediğimiz kayıtlarda sadece bir külaha rastlayabildik. Bu durum çok kullanılmadığını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:02

Tarpuş, başlık nevilerinden birinin adıdır. Püsküllü kırmızı, fese benzeyen bu başlığı kadınlar gibi erkekler de giyerlerdi. Tarpuş Yozgat'ta az giyilen başlıklardandır. Pahalı olması, az giyilmesinin sebebi olabilir.

Papak, posttan (daha çok kuzu derisi) yapılmış kalpak çeşitlerinden biridir. Papak, Bozok Türkmenlerinin itibar ettiği bir başlık değildir. Daha çok Çerkezlerde görülmektedir.
Arakıye, kavuğun ve daha sonra fesin altına giyilen takkenin adıydı. Arak, Arapça terdir. Bu itibarla arakiye "ter alan" demektir. Pamuklusu ve sadesi olduğu gibi tiftikten, yünden yapılanları da vardır. Sonraları yalnız derviş serpuşu manasında kullanılmıştır. Kamüs-ı Türki'de, dervişlerin giydiği tiftikten ince külah olarak tarif edilmektedir.

Arakıyenin kumaş hali, yün veya tiftikten döğülerek yapılmış ince keçedir. Arakıyeden cübbe, potur, yelek ve seccade gibi şeyler de yapılırdı. Mevlevilerin uzun külahları arakıyedendi. Daha çok tarikat ehli kimselerin giydiği arakiyenin, Yozgat'ta halk tarafından fazla giyilmediği anlaşılmaktadır.

Takke (Takıye), başın terini çekmek ve kavuk çıkarıldığı zaman başın üşümesini engellemek için başlık altına giyilen bezden, ince kumaştan başlık adıdır. Ev içinde giyilen başlık yerinde de kullanılır. Şekil ve çeşitlerine göre, sade, kürklü, musannifi, kemha, Bursa çatması takke gibi adlar verilirdi. Yatarken başın üşümemesi için giyilenlerine gece takkesi yahut şeb takke denilirdi. Yozgat'ta halk, beyaz patiskadan dikip veya yünden ördüğü başlıklara takke yerine "terlik" (ter alan) tabirini de kullanmaktadır.

2) Kadın Başörtüleri

Yozgat şehrinin hanımları, aşağı-yukarı aynı manalara gelen yemeni, yazma, dülbent (tülbent) ve bürük gibi başörtülerini kullanmaktadırlar. Bunların yanında tarpuş, fes ve basma gaz gibi başörtülerini de tercih ettikleri görülmektedir.

Yemeni-Yazma; yemeni, alaca boyalı, üzerine kalıpla renkli çiçek resimleri basılmış ince bez veya yazma çenber adıdır. Vaktiyle Hindistan ve Yemen'de yapıldıkları, bize de Yemen'den geldiği için bu adı almıştır. Kadınların başlarına örttükleri yemeniyi erkekler de fesin üzerine, sarık tarzında sararlardı. Yemeni, dışardan geldiği gibi içerde, İstanbul'un çeşitli yerlerinde de yapılırdı. Bu müesseselere "Basmahane" bunları yapanlara 'Yazmacı" denilirdi. Türk yazması, Hind yazması, Yemen yazması gibi çeşitleri vardır. Bunların farkı, motifleri ve boyama tekniğin-deydi. Yazmaların en meşhuru "Kandili yazması" idi ki, Boğaziçinde Kandilli tezgahlarında yapılırdı. Bu yazmaların nakışları pek zarif olmakla beraber renkleri de hiç bir zaman solmazdı.

Tülbent, pek ince ve seyrekçe beyaz bez, sanklık bez, tül anlamlarına gelmekle beraber, Yozgat'ta kadınların başlarına örttükleri ince bez karşılığı kullanılır. Değirmi (eni-boyu bir) dendiği gibi, etrafi kıvrılıp oya veya nakışla süslenmiş olanına da "çevre" denir.

Gaz da aşağı-yukarı aynı manadadır. Pek ince tül, tülbent, bürüncek demektir. Yozgat'ta çok nadir kullanılır. Daha ziyade "gazlı bez" şeklinde, temiz, steril, yaraların üzerine konan bez ifade edilir.
Bürük, kadın baş örtüşüdür. Tülbent gibi ince seyrek bezdendir. Genellikle, bürüklerin üzerine çeşitli motifler veya resimler basılı olur. Düz renkli olanları da vardır. Kenarları çok küçük pullarla çevrilmiş olanlarını nişanlı kızlar, etrafi çeşitli oyalarla örülmüş olanlarını evli genç hanımlar (gelinler), motif yahut resim baskılılarını orta yaşlılar, düz renkli olanlarını da yaşlı kadınlar örterlerdi.

e- Elbise Altı Giyecekler

İşlik, iş sırasında giymek için yapılmış, iş için giyilen kıyafet manasına gelmektedir. Ancak, Yozgat'ta işlik deyince, ceket yahut yeleğin altına giyilen, yaka kısmı düz giysi akla gelir. Yakalı mintanların yay j.nla i-masıyla işlikler giyilmez olmuştur.

"Gömlek" kelimesinin aslı, deri demek olan "gön"den "gönlek" olup, elbisenin altına giyilir. Bedenin yukarı kısmını örten ve genellikle dizdon yukarı kalıp bazen de ayağa kadar uzanan beyaz ve yumuşak bezden giyecektir. Yozgat'ta "goynek" veya "koynek" şeklinde de ifade edilir.
Mintan, "yarım beden" demek olan "nimten"in dilimizdeki söyleniş şeklidir. Uzun kollu erkek gömleği yerinde kullanılır. Yozgat'ta açık yakalı bu gömleklere "miltan" denir.
Görüldüğü gibi, birbirinden mana bakımından çok ciddi farkları bulunmayan, nüanslarla ayrıt edilebilen bu giyeceklere bile, insanımız ayrı ayrı isimler vermiştir. Bu, Türk kültürünün enginliğini, dilinin zenginliğini ortaya koyması bakımından fevkalade önemlidir.

f- İç Giyecekler

İç giyecek olarak tesbit edebildiklerimiz don, fanüle (fanila), zıbun (zıbın) ve çamaşurdur. Yozgat'ta don yerine "ayak işi" tabiri de kullanılır. Ayak işi daha çok, kadın alt giyimi karşılığıdır.
Don, belden aşağı giyilen ve bacakları örten iç giyecektir. Tenin üzerine şalvar veya pantolonun altına giyilmektedir. Çamaşırdan sayılır.
Fanüle (fanila-fanele), teri emmesi ve sıcak tutması için içe giyilen, yünden yapılmış dar bir giyecektir.97 Yozgat'ta soğuğa karşı çok ihtiyaç duyulan bir koruyucudur.

Zıbun (zıbın), kaftan altına giyilen kısa pamukludur. Bebeklere gömleğin üstüne mintan yerine giydirilen pazen vb. den kısa ve kollu ceket için de bu tabir kullanılır. İncelediğimiz sicillerde bir zıbuna tesadüf edilmiştir.

Çamaşır, Farsça cameşuy'un Türkçe söylenişidir. Elbise yıkamak anlamına gelir. Zamanla içe giyilen don, gömlek vb. şeyleri ifade eder olmuştur. Yozgat'ta don karşılığı olarak "ayak işi" tabiri de kullanılmaktadır.

Kuşak, bele sarılan uzun kumaş ve örmelere denir. Beli sıkı tutmak için sarılır. Yün, ipek, çuha ve şaldan dokunur. Dokundukları yerlere göre meşhur olmuşlardır.
Kemer, beli kuşatan ve kuşak gibi birkaç kere sarılmayıp bir kat sarılarak tokalanan, deriden, çuhadan, kumaştan veya madenden yapılmış kuşaktır. Buna "bel kemeri" de denir.

Uçkur kelimesinin aslı, öz Türkçe yuvarlak ve kuşak manasına "kur" ve "iç" kelimelerinden "iç kuşağı" anlamına "içkur"dur. Eskiden şalvar ve iç donuna geçirilip belde bağlanan ince kuşak, şalvar bağı yerinde kullanılırdı.

g- Ayakkabılar

Ayakkabılardan bahsetmeden önce ayakkabı, çizme, potin ve kundura vb. nin hammaddesi olan gön, sahtiyan ve meşinden söz etmek gerekir. Gön, tabakalanmış büyük veya küçük baş hayvan derişidir. Meşin, sepilenmiş koyun vb. derişidir ki, tabakalanmış derilerin en adisidir. Sahtiyan, tabakalanmış cilalı deri ve genellikle keçi derişidir.

Kundura, kaba işlenmiş, bağsız konçsuz, iskarpinden biraz iri olan bir çeşit ökçeli ve ağırca ayakkabıdır. Lapçin, tabanı meşinden olan, bağcıklı iç ayakkabısıdır. Yozgat yöresinde "mest" adıyla bilinmektedir. Ayrı ayrı unsurlar olmalarına rağmen sicilde genellikle birlikte zikredilmektedirler. Öyle anlaşılıyor ki, lapçinlerin kundurayla birlikte giyilmeleri beraber anılmalarına sebeb olmuştur.
Postal, konçsuz geniş mest, rahat ayakkabı, askerlerin giydiği kısa çizmedir. Postalla ilgili bilgilerimiz, Kayseri'den Yozgat'a gelip kavaf dükkanı açan Tatyos veled-i Karabet'in ölmesi üzerine, mallarının sayım ve değerlendirilmesine dayanmaktadır.

Potin, uzun konçlu veya konçu ayak bileğini örten ön tarafi bağcıkım ya dayan tarafı, lastikli ayakkabıdır. Fazla bilinmediği ve de pahalı olduğu için, halkın rağbet ettiği bir ayakkabı değildir.
Çizme, konçu dize kadar veya dizden yukarı çıkacak kadar uzun ayakkabıdır. Daha çok yolculuk ve ata binildiği zaman giyilir. Türkler Ortaasya'da çizmeye, "Ogug, ugug, uyuk", Anadolu'da ise "edik" derlerdi. Yozgat'ta "Çizme" de denir. Körüklü, yumurta topuklu, yürürken gıcırdayan çizmeler çok revaçta olanlarıdır.
Mest, kundura veya papucun içine giyilen, üzerine "mesh" yapılabilen yumuşak ayakkabı, tek parçalı lapçindir. Yozgat'ta kadın-erkek orta yaş ve üzeri çoğunlukla mest giyerlerdi. Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi ayağı üşütmemek, ikincisi de abdest almada sağladığı kolaylıktır.

Tabustan (tab-istani), yazlık ayakkabıdır. 28 numaralı sicilde bir yerde görülen bu ayakkabının pek yaygın olmadığı düşünülmektedir.
Çarık, sepilenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan basit, köylü ayakkabısıdır. "Tabandırak" da denir.
Çarık, incelediğimiz sicillerde sadece bir yerde tesbit edilebilmiştir. Kundura, potin, çizme gibi çeşitli ayak giyeceekleri oldukça fazla iken, tek çarık bulunması dikkat çekicidir. Kanaatimizce, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlı toplumu çarığa pek ihtiyaç duymamaktadır.

Lastik ayakkabıya, 3 numaralı sicildeki bir hükümde rastlanmıştır. Bu durum lastik ayakkabının -az da olsa- kullanılmaya başlandığını göstermektedir.
Terlik, aslında kunduranın içinden ve çorapsız giyilen hafif ayakkabıdır. Genel olarak terlik tahta papucu yerine de kullanılır. Yozgat'ta "takke" yerine "terlik" tabiri kullamlıdığına yukarıda işaret edilmişti. Ancak onun buradaki manasıyla alakası yoktur. Yozgat insanı, "ayağa giyilen terlik" karşılığı olarak, ev içinde giyilen ve deriden yapılan ayak giyeceğini anlar.
Öte yandan, terliğin Fransızca karşılığı olan "pantoufle", Yozgat'ta "pantif şeklinde veya "Aba terlik" olarak anılır. Normal terlik sicilde bir yerde ve diğer eşyalarla birlikte geçmektedir. Çeşit olarak da sadece "aba terlik" görülmüştür.

Papuç, Farsça pa=ayak; puş=örten kelimelerinin birleştirilmeleriyle dilimize girmiş bir terimdir. Ayağa giyilen ökçesiz bir nevi ayakkabıdır. Türkler buna başmak da derler.
Papuk (Papık), çocuk dilinde ayakkabı anlamındadır. Daha çok bebek ayakkabıları için kullanılır. Sicilde siyah ve kırmızı küçük çocuk papukı şeklinde ifade edilmiştir.
Nalın, Arapça "na'leyn"in dilimizdeki söylenişidir. Hamamda ayakyolu (tuvalet) vb. ıslak yerlerde giyilen tahtadan yüksekçe ve tasmalı takunya-dır. Adi nalınlarda tasmalar (ayak girecek kısım), köseleden olup süslü hamam nalınlarında bunun üstüne çuha kaplanır. Nalınların som gümüş kaplamalı ve kabartmalı, tasmaları sırma ile işlenmiş olanları ve sedef kakma ile süslenmişleri de vardır. Yozgat'ta daha çok "nalin" denir,
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:03

h- Kumaş Türleri

Yozgat insamnın giyinmede zevk sahibi olduğu görülmektedir. Osmanlı topraklarının hemen her yerinden hatta yurtdışından şehre kumaş gelmektedir. Mesela,
İplik; Ayıntap (Antep), Maraş, Merzifon, Gebze'den Abani; Hindistan ve Bursa'dan, Bohça; Maraş, İzmir, Acem (İran)'dan, Dimi; Frenk ve Moskova'dan, İpek; Diyarbakır ve Halep'ten, Şal; Maraş, Gürün, Manisa, İstanbul, Trablusşam, Keşmir, Acem ve İngiltere'den, Yemeni; Kayseri'den, Bez; Ürgüp, Talaş ve Amerika'dan, Tere; Maraş ve Merzifon'dan, Lahora-ki; Lahordan (Hindistan), Güvez kumaşlar; Tokat'tan, Filik kumaşlar; Beyoğlu'ndan gelmektedir.
Bu belirtilen yerler aynı zamanda, dokuma sanayinin nerelerde kurulduğunu, hangi bölgenin hangi ürünlerle meşhur olduğunu da göstermektedir. Bu kumaşlar "zira'" denilen ölçü birimiyle alınıp satılıyordu.

B- EV EŞYALARI

Ev eşyaları bakımından Yozgat çok büyük bir zenginliğe sahiptir. Bu zenginlik, binlerce yıllık birikimin eseridir. Ortaya koymaya çalıştığımız hemen her eşyanın kökü, Ortaasya'ya uzanmaktadır. İncelediğimiz dönemde, Anadolu'da henüz kültürel bir erezyon söz konusu değildir. Bu bakımdan safiyetini koruyan Türkmen bölgesi Bozok, her yönüyle araştırılmaya değer bir çevredir.

1- Sergiler

Ev içine serilen eşyaların başında halı gelmektedir. Bunu kilim, çul, cicim ve seccade takip etmektedir. Her ne kadar seccade namaz kılmak için kullanılıyorsa da, gerektiğinde serilip üzerine oturulabilmektedir.

Halı: Halı kelimesinin aslı, öncül olarak kadına verilen ve onda kalacak olan manasına, "kalıng" veya "kalı"dır. Yere yaymak ve duvarları kaplamak için örme veya düğümler bağlamak suretiyle, yünden veya ipekten dokunan muhtelif boyda örtülerdir.

Dünyanın en eski dokuma halısı, Hun Türkleri tarafından yapılmıştır. 1.89x2 metre ebadındaki bu halıda, 1.250.000 ilmeğin bulunnması bu sanatın o zamanlarda ne kadar ilerlemiş olduğunu ortaya koymaktadır.

Müslüman olup Anadolu'ya gelen Türkler, beraberlerinde bu sanatı daha çok geliştirerek getirmişlerdir. Anadolu'nun hemen her yöresinde dokunan halılar, dokunuldukları yere göre isim, ün ve değer kazanmışlardır. Anadolu'da halı dokumacılığı o kadar gelişmiştir ki, bugün, maddi kıymeti tesbit edilemeyen halılar mevcuttur.
Dünya çapında şöhret olan halılarımızın, Yozgat'ta bulunan çeşitleri şunlardır; Yan halısı, Erzurum-kari, Kırşehir-kari yan halısı, Tülü yan halısı Kürt-kari, tülü ve köşe halıları.
Kilim: Oda ve çadırların zeminine sermek için yün ipliklerle tezgahta kumaş gibi dokunan ve halıdan daha ince olan örtülere kilim denir. Kilim, el san'atları arasında, en eski dokuma işlerinden birisidir. Anadolu'nun doğu, orta ve batı bölgelerinde değişik özellikleri olan kilimler dokunur. Bunlar Türk, Türkmen, Yörük ve Kürt kilimleri diye sınıflandırılır. Bugün Anadolu'nun en güzel kilimleri, Malatya, Gaziantep, Sivas, Kayseri, Niğde, Konya, Afyon, Manisa ve Bergama yörelerinde dokun-maktadır.

Yozgat evlerinde, halıdan çok kilim kullanılmaktadır. Hemen her evde bir kilim bulunduğu görülmektedir. Tesbit edebildiğimiz kilim türleri: Nakışlı, Şarköy, Sandıklı, Kırmızılı beyazlı, Yerde, Şak, Kürt-Kari kilimleridir.

Cicim, ince dokunmuş renkli, nakışlı kilim gibi bir dokuma türüdür. Zili de hemen hemen aynı anlamdadır. Halıdan ince olması, yapım ve desen yönünden benzerlikler bulunması dolayısıyla, cicim ve zili'yi de kilimden sayanlar vardır ama bu yanlıştır. Her ne kadar benzerlikleri varsa da cicimler ve bunların daha kalınca bir türü olan zililer, işleniş ve görünüşlerinde bazen de kullanma amaçlarında farklılıklar gösterir. Zililerin tersi kilimlerde olduğu gibi yüzüne benzemez. Ayrıca zili, dar ve uzun olup beş altı dılılı, muntazam şekilli ve deliklidir.

Seccade, namaz kılmak için kullanılan yaygıdır. Yünden, kumaştan, abadan, yazmalı bezden, halıdan, kilimden veya hasırdan yapılırdı. Halıların küçük şekilde olanlarına da seccade denirdi. Seccadeler şekil, tezyinat ve yapıldıkları madde itibariyle halı, hasır, arakiye, şal, atlas, yazma, arabi, munakkaş, benaluka,işlemeli, fanüle, tüylü, köpüme ve kilim seccade şeklinde isimlendirilmiştir.
Sicillerde tesbit edebildiğimiz seccade çeşitleri de şunlardır: Halı, Kır-şehir-kari, Kürt-kari, Kilim, Köpüme, Yemen köpümesgi, Fanile, Nakışlı, Satranç, Dokuma, Tüylü, İran-kari Tüylü hah seccade.

Seccade konusunda dikkat çekici bir nokta vardır ki, o da gayr-ı müslimlerin evinde seccade bulunmasıdır. Bazı Ermeni veya Rumların evinde, birden fazla seccade mevcuttur. Bu husus, kültürel bakımdan nasıl bir kaynaşma olduğuna güzel bir örnek olsa gerektir.

Çul, kıldan yapılmış kaba örgülü dokumadır. Yere serilip üzerine oturulduğu gibi, hayvanların üzerine de örtülür. Çullar, halı veya kilim alamayacak durumda olan ailelerin sergisidir. Aynca, dokuması basit ve kolay olduğu için tercih sebebidir. Kıl üretiminin giderek yok olması üzerine çullar, evlerdeki eskimiş bez, kumaş, çaput, yatak, yorgan yüzlerinin incecik kesilip, iğ ile büküldükten sonra, tezgahlarda çeşitli renklerde dokunmasıyla elde edilmeye başlanmıştır.

2- Oda mefruşatı

Koltuk, kol dayayacak yerleri yani iki yandan kenarları olan geniş ve rahat sandelyedir. Eski Türk evlerinde koltuk, kanepe ve sandelye kullanılmazdı. Türklerde koltuk kullanımı III. Selim zamanına tesadüf eder. Ondan evvelki zamanlarda koltuklar kürsü ve sedir gibi şeyler olduğundan, bunlara tam manasıyla koltuk denilemez. İncelediğimiz dönemde de koltuğun tam anlamıyla insanımızın hayatına girmediği anlaşılıyor. Zira, onca tereke arasında sadece bir belgede koltuğa rastlanmıştır ki, o da bir Ermeni'ye ait olan yün dolu küçük koltuktur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:03

Kanepe (kanepe), üstünde oturulduğu vakit insanın sırt ve kollarını dayayacak yerleri olan ve yan yana iki üç kişi orturabildiği gibi, bir adamın da uzanarak yatmasına müsait bulunan uzunca koltuktur. Ağaçtan, demirden veya kamıştan yapılanları vardır.

Kanepe tabiri Avrupa'da 1663'lü yıllarda zuhur etmiştir. Önceleri uzunca tahtalardan ibaret iken, sonraları bunlara minder ve yastık konup kumaş kaplanarak bugünkü şekle sokulmuştur. Türkiye'de kullanımı bu tarihten çok sonralarıdır. Yozgat'ta "kanefe" de denir.

Makad, Arapça "oturacak yer" anlamına gelen "mak'ad" dan dilimize girmiş bir kelimedir. Kerevet ve sedir gibi şeylerin şilte konan oturulacak yeri manasındadır. Genel olarak üstüne oturulacak yerlere serilen ve kaplanan, halı ve kumaşlara da makad denir. Yozgat'ta daha çok bu şekliyle kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Sedir, odanın en yukarı tarafında üstüne minder ve yasdık konmaya yarayan kerevittir. Eski Türk evlerinin başlıca eşyasını teşkil eder. Bunların, iki tarafı tahtadan büyük yatak şeklinde olanları da vardır. Topraktan sed gibi yapılmış olan oturulacak yerlere sedir dendiği gibi, "seki"de denir.

Yasdık, sedirde, sekide veya düz yerde oturanlarla duvar arasına dayanması için konurdu. Bu yasdıklar, berdi veya ot doldurularak yapılır ve halı, çuha, dimi ya da çeşitli bezlerle kaplanırdı. Yasdıklar evin ekonomik durumunun bir göstergesiydi. Zira, halı yasdıkların çok olduğu evler, maddi imkanları iyi olan evlerdi. Berdi, ot veya hasır yasdıklar ise, iktisai durumu iyi olmayanların tercihleriydi. Halı, Dokuma, Hasır doldurulmuş, Berdi, Karacaoğlan dimi yüzlü, Ot doldurulmuş, Heybe ve Koltuk yasdığı gibi çeşitleri vardır.
Minder, oturma odalarının vazgeçilmez unsurudur. Pencere ve duvar kenarlarına boylu boyunca yapılan kerevitler üzerine konur. Şayet kerevit yoksa doğrudan duvar kenarlarına, yasdıkların önüne yerleştirilir. Yünle doldurulanlar olduğu gibi ot veya çabut da konur.

Çeşitleri, Yün doldurulmuş, Çabut, Çul yüzlü, Köşe, Hasır, Yan, Sandalye ve İskemle minderleri şeklindedir.
Post, hayvanların tüyü alınmamış derişidir. Bu tür tüylü postlar, kurutulduktan ve bir takım işlemlerden geçirildikten sonra, oturmak veya üzerinde namaz kılmak maksadıyla kullanılır. Tabii olarak bu postlar, murdar hayvan postları değildir.

Keçe, örülmeyerek yalnız döğmek suretiyle yünden yapılan ve kumaş haline konulan örtüdür ki,zemine döşenir ve çadırların üstünü örtmek için kullanılır. Yozgat gibi soğuğu çok olan bir yörede keçe, evler için vazgeçilmez bir unsurdur. Eğer bir evin zemini, tahta döşenerek koruna-mamışsa, mutlaka keçe döşenir. Çünkü soğuğu önlemede tahtadan sonraki en önemli vasıta budur.
Muşamba, (aslı muşammadır), muma batırılmış bezdir.Rutubetten muhafazası icab eden yazı, kitap ve muska gibi şeyleri sarmak için kullanıldığı gibi, döşeme tahtaları ve masalar üzerine de örtülürdü. Tahtaların üzerine örtülmesinin bir diğer sebebi de daha düzgün bir görünüm elde etmektir. Ayrıca yağmurdan korunmak maksadıyla da kullanılır.
Sandalye, arka tarafına dayanmak için bir kısmı olan ve yan taraflarında kol dayamağa mahsus yerleri olmayan uzun ayaklı iskemledir. Yapıldıkları maddeye göre tahta sandalye, hasır sandalye, kumaşlı sandalye, demir sandalye gibi isimler alır. Bunların koltukları olanlarına "koltuklu sandalye" veya sadece "koltuk" denir.

Sandık, içine elbise, çamaşır vs. gibi ev eşyası koymaya mahsus, büyük bir kutu şeklinde tahtadan, deriden, sepetten veya demirden yapılmış kaptır. Türklerde sandık,evin en mühim eşyalarından biridir. Bütün çamaşırlar, kumaşlar, kıymetli ihtiyat eşyaları, sandık içinde bohçalara konulmuş olarak saklanır. Her odada bulunması lazım gelen eşya bu sandıklara konurdu. Sandıklar özel bir odada sıra ile dizilerek muhafaza olunurdu ki, bu odalara "sandık odası" denirdi.

Sandıklar genellikle selvi, abanoz, ceviz, sandal ağacı gibi kurt yemeyen ve sıcaklıkla rutubetten etkilenmeyen ağaçlardan yapılırdı. Selvi ağacının kokusu dolayısıyla bu ağaçtan yapılmış sandıklara güve girmediği için, kürk ve yünlü şeyler bu sandıklara konurdu. Gelin sandıkları genellikle kadife kaplı ve üzerine kabartma gümüş tezyinat parçaları mıhlanmış olurdu. Edirne sandıkları çok meşhurdu.
Masa, som bir kaide veya bir kaç ayak üzerine konulmuş ufki bir tabladan ibaret mobilyadır. Gördüğü işe göre yemek masası, iş masası, ütü masası, oyun masası, yazı masası gibi çeşitleri vardır.
Çekmece, içinde çekmeleri olan küçük sandık veya kutudur. Ufak-tefek ve kıymetli şeyleri koymaya mahsustur. Para, mücevher, kıymetli kağıtlar, yazı takımları ve kalemler kilitli çekmecelerde saklanırdı. Bunların çok san'atkarane yapılmış olanları vardı. İçlerinde gizli gözleri ve bölmeleri olanları da mevcuttur.

Ayna, evlerin vazgeçilmez eşyalarındandır. Çerçeveleri ağaç ve madenden olur. Ağaç kaplı olanların arka kenarları sedefle süslenmişse daha makbuldür. Maden kaplı olanları da gümüş, altın kaplama veya tombaktandır. Türklerde -özellikle el aynaları- bir san'at eseri sayılacak güzelliktedir.

Suret Levhaları, üzerinde resimler olan düz yüzeylerdi. Bunlara insan resimleri konduğu gibi tabiat resimleri, güzel yazılar da yerleştirilirdi.
Taka, duvara açılmış kapaksız, küçük dolaptır. Yozgat evlerinin hemen hepsinde bulunur. Özellikle çocukların yetişemeyeceği yükseklikte yapılır. Çünkü, çocuklardan uzak olması gereken şeyler takaya konur.

Kutular, Yozgat evlerinde, çeşitli maksatlar için kullanılır. Bunların içinde en dikkat çekici olanı, "çine kutusu" şeklinde kaydedilmiş olanıdır. Çine, "kuş yemi anlamına gelmektedir. Bu ifadeden Yozgatlıların, evlerinde kanarya, bülbül vb. ev kuşları besledikleri hükmüne varılabilir.
Kapı Perdesi, kapılardan soğuk girmemesi ve kapı kanadı yerine kaim olması için kapı boşluğuna asılan kalın düz kumaş veya işlemeli perdedir. Bunların alt ve üst tarafında uçkur gibi, kısımlara geçmiş ağaçlar olurdu ki, bunlar perdeyi düz tutar ve perdenin daima kapalı durmasını dolayısıyla soğuğun girmemesini sağlardı.
Büyük Cami kapılarına, meşinden ağır, üzeri yazı veya işlemelerle süslü olan perdeler asılırdı. Eski Türk evleri ve konaklarında kapı perdeleri çok kullanılırdı. Bunların içi pamuklu ve dikişli olur ve kumaştan yapılmış olanların elle tutulacak yerlerine -kirlenmemesi için- deri kaplanırdı.

Pencere perdeleri, dışarıdan içerinin görünmesini ve güneş girişini engellemek için kullanılmaktadır. Pencere perdeleri, aile mahremiyetini koruduğu kadar, ev sahibinin maddi imkanını ve ev hanımının marifetlini de göstermektedir. Zira, perdelerdeki nakışlar, işlemeler ve süsler bir anlamda kadınların beceri ölçüsüdür.

3- Yatak Takımları

Yatak tabiri genellikle, yerde olsun yüksekte olsun, üzerinde yatılacak bütün şeyler için kullanılır. Türklerde yatak, Çinliler ve Japonlar gibi yere serilir.
Yozgat insanı, evindeki yatağa çok önem verir. Çünkü yatak, bir övünç vesilesi, bir gurur kaynağı ve varlık göstergesidir. Gelinlerin, çeyizleriyle "kaç kat yatak" getirdikleri ilk merak edilen husustur. Çeyizdeki yatakların "kat" sayısı çeyizin kıymetini ifade etmede önemli bir ölçü kabul edilir.

Yataklara konan yün miktarı, kumaşının cinsi, büyüklüğü veya küçüklüğü önem verilen noktalardır. Pamuk konmuş yatak, pek makbul değildir ve maddi imkansızlık alameti sayılır. Bu yüzden sicillerde "yün memlü yatak" ile "Penbe (pamuk) memlü yatak" ayrı ayrı kıymetlendiril-miştir. Fiyatları da hemen hemen yarı yarıyadır.
Yatak,misafire karşı "yüz aklığı" vasıtasıdır. Misafire serilen yatak, ona verilen değerin bir ölçüsüdür. Tabii olarak bu tesbitlerimiz, hali-vakti yerinde olan bir ev sahibi için geçerlidir. Şartlan müsait olmayan biri için, bu değerlendirmeler söz konusu değildir.

Döşek, yatağın yere serilip üzerine yatılan kısmıdır. Yünü ne kadar çoksa kıymeti o derece yüksektir. Yatak takımının en fazla yün kullanılan parçası döşektir. Bu itibarla en çok masraf, döşek için yapılır.
Yorgan, yatağın üzerine örtülen cüz'üdür. Yozgat'ta yorganın içi, genellikle yünle doldurulur. Ancak pamuk konanları da vardır. Yorganlara, döşekler gibi çok yün konmadığı için, yün masrafı fazla bir şey değildir. Ancak yorganlar, yatağın göze batan kısmı olduğundan, yüz kumaşlarının çok iyi olmasına özen gösterilir. Bu sebeble yorganlar kumaşlarına !göre, bazen döşeklerden daha pahalıdır.
Yüzlerine göre yorgan çeşitleri; Atlas yüzlü, Yün basma, San Yazma, Yememi yüzlü penbe (pamuk) doldurulmuş, İşlemeli canfes, Tandır yorganı, Şal, Mitil, Çocuk yorgam şeklindedir.

Yasdık, yaslanacak şey manasına gelir. İçine ot, keten, pamuk, yün, kuş tüyü gibi maddeler doldurulmuş, torba şeklinde bezden yapılmış, dayanılacak ve baş koyacak yumuşak şeydir. Çeşitleri; Şali, Kuştüyü, Küçük, Köşe, Heybe yüzlü çabut, Yün doldurulmuş, Ot doldurulmuş, Penbe (pamuk) doldurulmuş, Al çuma, İplik şitari yüzlü, Yüz yasdığı şeklindedir.
Yozgat'taki "yatak" tabirinin tam karşılığı, esasında bu üç unsurun birlikte ifade edilmesiyle verilmiş olur. "Kaç kat yatak" sorusu, yorgan-yasdık-döşek üçlüsünden "kaç tane var" anlamındadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:03

4- Aydınlatma-Isıtma Aletleri ve Malzemeleri Aydınlatma Aletleri:

Yozgat'ta aydınlatma gaz lambası, şamdan, fener, mum ve cam fanus ile yapılmaktadır. Cumhuriyet dönemimizin 1960'lı yıllarına kadar, yoksulluk alameti sayılan "idare" (içinde fitili bulunan ve elde taşınan küçük, fanussuz, gazla yanan kandil), hiç bir tereke arasında yer almamıştır. Savaş yılları olan 1912-1919 arası sıkıntılı dönemde bile, idareye rastlanmamıştır. Bu durum, o dönem Osmanlı toplumunun ekonomik seviyesini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Zikredilen aydınlatma aletleri; Kaz (gaz), Avizeli, Karpuzlu, Asma, Duvar lambaları, Şamdan, Mum (ispermeçet mumu, mühür mumu ve balık mumu), Fener, Fanus gibi alet ve malzemelerdir.

Isınma Aletleri:

Yozgat'lılar, klasik ısınma araçlarından faydalanarak ısınıyorlardı. Bunlar soba, mangal, tandır ve ocak idi. Yakıt olarak kömür, odun, kerpiç; ısınma aletleri olarak da köz tavası, maşa, kibrit ve kav kullanılıyordu.

5- Mutfak Alet ve Malzemeleri

Mutfak veya mutbah kelimesinin aslı "tabh edilecek yer" manasına Arapça "matbah"dır. Mutfaklar evlerin çok önemli bir parçasıdır. Bu sebeble Türkler, mutfaklarına ayrı bir değer vermişlerdir. Son zamanlara gelinceye kadar Türk evlerindeki mutfaklar, genellikle evin dışında olurdu. Bazı küçük evlerde evin alt katında ve bahçeye çıkıntılı olarak kargirden inşa edilirdi. Saray ve konaklarda ise mutfak, binadan oldukça uzakta ve bahçe içinde yapılırdı. Bu tür mutfaklar, şehirlerde tamamen ortadan kalkmakla beraber, Yozgat köylerinde hala devam etmektedir. Köylüler süt, yoğurt, tereyağ, peynir gibi gıdalarını buralarda hazırlarlar, ekmeklerini burada yaparlar, yemeklerini burada pişirirlerdi.

Türk kültürünün zenginliği, mutfaklarda da kendini açıkça göstermiştir. Bir çok mutfak eşyası, birbirine çok benzer veya çok yakın olduğu halde, ayrı ayrı isimlendirilmişler ve farklı maksatlar için kullanılmışlardır. Mesela, bugün tas, tabak, tava, sahan diye tek kelimeyle ifade ettiğimiz yemek kaplarının hepsi, değişik şekillerde adlandırılmış ve hangi adı taşıyorsa onun için kullanılmışlardır.

Madeni Mutfak Kapları:

Kazan (Kazgan), Tencere, Sahan, Tas, Tava, Tabak, Tepsi, Sini, Leğen, Leğençe, Lenger, Kuşane (kuş-hane), Güğüm, Helke, Sitil, Kova, Test, Hamur leğeni, Karavana, Kevgir, Kepçe, Çatal Alud kabı, (içinde bulaşık yıkanan geniş kaptır). Et bıçağı (Lahm bıçağı), Satır, Havan, Havan el'i, Ocak demiri, Sac, Sacayağı, Iskaradır.

Ahşap, Toprak ve Taş Mutfak Alet ve Malzemeleri:

Külek, çömçe, kaşık, kaşıklık, et tahtası, sofra tahtası, ekmek tahtası, çanak, çömlek, küp, testi, dibek, soku, bulgur değirmeni, tahta dolap, oklağı (oklava) gibi malzemelerin yanında İyneli katık derisi (yayık), ve iteği de mutfak malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Meşrubat ve Tatlı takımları:

Yozgat'da, en başta gelen içeceğin kahve olduğu görülmektedir. Özellikle şehir evlerinden çıkan terekelerin pek çoğunda kahve, şerbet ve çay takımlarından birine rastgelinmektedir. Bu takımlar sırasıyla kahve takımı, şerbet takımı, çay takımı, su kaplan, şişeler ve tatlı takımlarıdır.

6- Temizlik Alet ve Malzemeleri

Tesbit edebildiğimiz tek temizlik malzemesi "sabun"dur.199 Bu da şehir merkezinde bulunanların terekesinden çıkmıştır. Köylü terekelerinde hiç sabun kaydı yoktur. Bu durum, temizlik malzemesi olarak sabunun, henüz köylünün hayatına girmediği şeklinde anlaşılabilir. Temizlik alet ve malzemeleri sırasıyla abdest leğeni ve ibrik, abdestlik, peşkir, fırça, mendil ve çamaşır kazanıdır.

7- Hamam Takımları

Temizlik anlayışı konusunda, Doğu Asya kavimleri ile Orta ve Batı Asya kavimleri arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Türklerin İslamiyeti kabullerinden sonra, beden temizliğine daha çok önem verdikleri bilinmektedir. Çünkü İslam, "temizliği iman alameti" saymakta "suyun dirhemi bir altın da olsa cuma günü yıkanılmasını" istemektedir. Bu anlayışın yaygınlaşması hamamların çoğalmasını ve bir "hamam kültürümün doğmasını sağlamıştır. Hamam törenleri, hamam eğlenceleri, hamamla ilgili maniler ve türküler vb. bu kültürün ürünleridir.

Tesbit edebildiğimiz hamam alet ve malzemeleri şunlardır:

Hamam takımı, hamam bohçası, peştemal, hamam tası, hamam leğeni ve kesedir.

C- ZİYNET EŞYALARI

Sicillerdeki kayıtlar, şahıslar itibariyle, genel manada servet teşkil edecek ziynet altını ve altın para birikiminin olmadığını göstermektedir.

Yozgat insanının sahip olduğu altın, altın yüzük, küpe, gümüş ve inci çeşitleri şunlardı:

Fındık altını, Fındık Rub'iyesi, Çifte findik altını, Mahmudiye, Adliye, Rub'iyye (Rubye) altını, Mecidiye resminde büyük altın, İslambol altını, Yaldız altını, eski altın sikkelerden birinin adıdır. Buna "yaldızlı altın" da denirdi. İstanbul altını, Yazılı İstanbul altım Beşi bir arada yüzlük, İki buçuk bir arada, Beşlik altını, Onluk altım, Yirmilik altım, Armudiye, Sandıklı altın, Dürü altım, Bilezik "altın bilezik" "acem bileziği" Küpe, Yüzük, Gerdanlık, zinciri "altın köstek" "altın tılsım", "alınlık", gümüş tepelik, armudiye, tılsım, sürmedanlık, düğme, sarı sim, kolbağı sim akarca ve incidir.

D- OYUN ALETLERİ - OYUNCAKLAR VE MÜZİK ALETLERİ

Oyun aracı olarak, iki unsur tesbit edilmiştir. Bunlardan birincisi "İskambil kağıdı", ikincisi ise, "tavla tahtası" ve "tavla takımı"dır. Burada dikkati çeken husus, iskambil kağıdı ve tavla tahtasının Rum ve Ermenilere ait olmasıdır. Hiç bir müslümanın evinden bu tür oyun araçlarının çıkmaması, onların henüz bu gibi oyunları oynamadıklarına bir işaret sayılabilir.
Oyuncak olarak üç nesne görülebilmiştir. Bunlar, çocuk çıngırağı, emzik ve donanmadır. Bu oyuncaklardan donanma, düğün, bayram veya özel günlerde kullanılan havai fişek veya maytap türü bir eğlence vasıtasıdır.

Müzik aleti olarak tesbit edilenler ise şunlardır:

Mızıka, Ağaç düdük, Gırnata, Keman. Mızıka ve düdüğün, sirkeci esnafından el-Hac Arif Ağa'nın dükkanında deste ile bulunduğuna bakarak, bunların çocuklar için olduğunu söylemek mümkündür. Gırnatanın sahibi Ermeni Aleksan, kemanın sahibi ise, terzi Esteban'dır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE YOZGAT'TA SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 19:03

E- ZİRAAT ALETLERİ

Araba, Doğu Türkistan'dan Orta Avrupa'ya kadar uzanan bütün Türk kesimlerinde söylenen bir sözdür. Bu sebeple kelime, başka bir dilden değil, Türkçe'dir. Altay Türkleri arabaya "abra" Kırgız, Doğu Türkistan ve Kazan Türkleri ise, "arba" diyorlardı.

19. yüzyıl sonlarına kadar, asıl yapısında fazla bir değişiklik olmadan gelen araba, Yozgat'ta daha çok ziraat vasıtası olarak kullanılmaktadır. Bir diğer ziraat aracı olan kağnı ise, incelediğimiz vesikalarda hiç yer almamıştır. Oysa kağnı da arabalar gibi, günümüze kadar gelen bir vasıtadır. Sicillerde arabayla ilgili çeşitli alet, edavat ve araba çeşitleri verilmişken, kağnı ve kağnıyla ilgili alet ve edavatın bulunmaması dikkat çekicidir. 28 numaralı sicil, büyük kısmı itibariyle köylülerle ilgili hükümleri ihtiva etmesine rağmen, orada da kağnıyla ilgili bir kayıt yoktur. Bu durum, kağınnın olmadığını göstermez. Özellikle arazisi sarp olan yerlerde kağnıdan başka vasıta kullanmak oldukça zordur. Esasen boyunduruk, karasaban öküz arabası ve okluk (kağnı oku olabilecek ağaç) gibi ifadeler, kağnının varlığını göstermektedir. Ortaasya'dan beri süregelen ve yüzyıllardır kullanılan bu önemli aracın kayıtlara girmemesi, kağnıların resmi kayıtlara araba diye yazıldıklarını akla getirmektedir.

Kullanılan diğer ziraat aletleri de şunlardır:

Çift demiri, Gemek, Kalıç (orak), Tırpan, Anadut, Yaba, Bağ oluğu, Tohum heybesi, Döğen, Kalbur, Gözer, Elek, Çuval, Harar, Boğazbağı, Kındap, Sicim, Kendir ve Anbardır.

F- SİLAHLAR VE MALZEMELERİ

Yozgat'ta kullanılan ateşli silahların başında "tüfenk" (Karabina, Kara takım tüfenk, Kar-ı kadim tüfenk, Numaralı kırma, Kırmalı luvar ve çifte tüfenk) gelmekte, bunu tabancalar (Altı patlar, Kar-ı Kadim, Eze'li tabanca) takip etmektedir. Klasik silah olarak kılıç, kama, hançer, pala, bıçak bulundurulmaktadır.
Silah malzemeleri de şunlardır: Barut, Barut kapağı, Kapsül (kapsin de deniyor) İngiliz kapsülü, Fişek, Kargılık, Saçmadır.
Ateşli silahların çoğunluğu, Müslümanlara aittir. Bu durum, Türklerin silaha olan meraklarıyla izah edilebileceği gibi, aralarındaki düşmanlıklara karşı bir tedbir olarak da değerlendirilebilir. Gayr-ı müslim unsurun bu tür meseleleri olmadığı ve devlet güvencesine sahip oldukları için, silaha ihtiyaç hissetmedikleri düşünülmektedir.

7- MUHTELİF EV ALETLERİ

Kıblename, aslı "kıblenüma" olan bu alet, kıble tarafını gösterir. Halk arasında "kıblename" denir. Yuvarlak bir kutu içinde ve saat şeklinde olup, yelkovana benzeyen ibre kıbleyi gösterir.
Buhurdan, içine kül ve ateş konarak üzerinde buhur yakılan aletin adıdır. Buhur, tütsü yakılacak güzel kokulu şey demektir. Ödağacı, amber, günlük gibi, yandığı vakit güzel kokan şeyler o nevidendir. Camilerde, mescitlerde, tekkelerde, mevlit okunurken evlerde, kalabalık dolayısıyla bozulan havanın iyileştirilmesi için yakılırdı.
Günlük, kokusu için yakılan bir zamk çeşidi, buhurdur. Günlük kabı da bu zamk çeşidinin veya buhurun yakıldığı kaptır.

Zembil (zenbil), içine öteberi koyup elde taşımaya mahsus sazdan hasır gibi örülmüş, üst tarafında gene sazdan kulplu olan, ağzı geniş altı dar kaptır.
Billur, gayet parlak ve şeffaf taşa veya pek saf ve temiz beyaz cama denir. Bugün daha çok "kristal" tabiri kullanılmaktadır.
Ütü, Ortaasya'dan beri Türklerin kullandıkları bir alettir. Eski Türklerin "ütük" sözü bugün "ütü" haline gelmiştir.
Cibin, sivrisinek ve tatarcık gibi inşam rahatsız eden ufak sineklere verilen addır. Cibinlik ise, bu sineklerden korunmak için yatağın üstüne gerilen tüldür.
Mıklandız, "mıknatıs"m Yozgat'taki söyleniş yeklidir.

Çalar saat, Yün Tarağı. Karlık, su şerbet vb. içecekleri soğutmakta kullanılan, ortasında kar koymak için yeri olan, hasırlı camdan, bakırdan veya billur vb.den yapılmış kaptır.
Çıkrık, iki ayrı iş yapmaya yarayan bir alettir. Bunlardan birincisi, kuyulardan su çekmede kullanılanıdır, ikincisi ise; iplik sarmaya yarayan döner küçük çarktır. İmbike, "enbik" de denir. Bu alet, alkol ve güzel kokulu maddeleri damıtmaya yarayan bir araçtır.

Şırahane, kısaca "şırana" veya "şilene" de denir. Üzüm çiğnenen yer, şıralık anlamında kullanılır. Türklerin Bağoluğu dedikleri üzüm teknesinin bir benzeri olan şırahane, öyle anlaşılıyor ki, şarap yapımında kullanılmaktadır. Gerek imbik gerekse şırahanenin gayr-ı müslimlerin evlerinden çıkması, Ermeni ve Rumların kendi içkilerini kendilerinin yaptıklarını göstermektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir