Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Dönemi Yozgatlı Şeyhler, Bilim Adamları Ve Şairler

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Dönemi Yozgatlı Şeyhler, Bilim Adamları Ve Şairler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:27

OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞAİRLER

GİRİŞ


Günümüzde ünlü tabir edilen kişilerin, eskiden, kültür dilimizde meşhur, ma'ruf, şerif ve benzeri değişik sıfatlarla ifade edilen kimselerden farklılıkları olduğu kesindir. Bu sıfatlarla o kişilerin, ayıplanacak, utanılacak tarafları ile ünlü olan kimselerin aksine, meziyetleri ve cemiyete hizmetleri, fedakarlıkları; ilim, irfan yolunda hüsn-i kabulleri ön plana çıkartılmış olur. Kısa ifadesi ile bunlar gerçek ünlülerdir. Aslında ünlü, söylemek isteneni asla karşılamamaktadır. Hemen her yerleşim yerinin meşhur ve ma'ruf simaları olduğu gibi Yozgat'ın da, varlıklarıyla gurur duyabileceği meşhurları vardır.

Yaklaşık on yılı aşkın bir zaman içinde birlikte sürdürdüğümüz bu çalışmalar esnasında, muhtemelen kırsal kesimden olan Yozgat'ın çocuklarının okumaya sıkıca sarıldıkları ve hayatlarında hep muvaffak oldukları, başarı grafiklerini devamlı yükselttikleri hususu dikkatimizi çekti. Ülkemizin benzeri başka yerleri de vardır. Bu duruma eski bir ifade ile kahırdan lütfa uğramak denir. Bu ilimizin, yetiştirdiği meşhur zevat sayısında Osmanlı Dönemine nisbetle Cumhuriyet Döneminde artış gözlenmektedir. Ancak biz bu yazımızda Osmanlı Dönemi alimleri, şeyhleri ve şairleri yazdık. 1994 yılında Yozgat Belediyesince bastırılan meşhurlar çalışmamızı esas aldık. Önceki neşirdeki dikkatten kaçanları veya kaynak alınan malzemedeki hataları bu defa imkan nisbetinde düzelttik. İlk çalışmada 1900 doğumlulara kadar olanları dahil ederek böyle bir sınır koymuştuk. Bu defa sınırı 1920 doğumlulara kadar çıkarttık.

Kaynakça
Kitap: Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı
Yazar: Ali Şakir Ergin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:28

A. ŞEYHLER 1- EMİRCİ SULTAN
d. ? 12. yy. ortaları-öl. Yozgat 1240 (H. 638)


Şeyh Hoca Ahmed Yesevi hazretlerinin halifelerindendir. Lakabı Şe-refüddin olup babasının adı Muhammed'dir. Emirci Sultan adı ile anılmaktadır. Doğum tarihi bilinmemekle birlikte on ikinci asrın ortalarına doğru doğduğu tahmin edilmektedir. 1240 yılında vefatı üzerine Yozgat'ın Osmanpaşa nahiyesindeki türbesine defnolunmuştur.

Osman Efendi tahsil çağına geldiğinde babası onu kendisinin de bağlı bulunduğu Hoca Ahmed Yesevi'ye gönderir. Osman Efendi daha küçük yaşlarda bir çok keramet göstermeye başlar. Bir gün Ahmed Yesevi'nin dergahına Çinli tüccarlar gelir. Şeyh'e, ülkelerinde emsali görülmemiş bir ejderha türediğini ve insanları öldürdüğünü söyleyerek, kendilerini bu beladan kurtarmasını isterler. Ahmed Yesevi dervişlerine dönerek "Çin'e kim gitmek ister?" deyince cevaben "Emir sizindir" derlerse de içlerine bir korku düşer. Bu sırada Osman Efendi ileri atılarak gitmek istediğini söyler. Şeyhi, Osman'ın beline tahta bir kılıç kuşandırarak dualarla uğurlarlar. Osman Efendi kılıcın ejderhayı öldüreceği konusunda tereddüde düşer ve tecrübe eder. Neticede keskin kılıçtan daha etkili olduğunu görür. Çin diyarında ejderhayı öldürür ve geri döner. Şeyh ejderhayı nasıl öldürdüğünü sorar, o da başından geçenleri anlatır. Hoca Ahmed Yesevi kendisine "Emir-i Çin" lakabını ve sonra icazetnamesini verir. Burada Ahmet Yesevi hazretlerinin Osman Efendi hakkında kullandığı Emir-i Çin tabiri zamanla bozularak Emirci'ye dönüşür ve Yozgat yöresinde Osman Efendi hakkında bu tabir kullanılır olur.

Osman Efendi 1194'te Hoca Ahmed Yesevi'nin vefatıyla artık Türkistan'da duramaz ve Rumeli'ne doğru yola çıkar. Fuad Köprülü, bu seyahatin Şeyhi Ahmed Yesevi'nin isteği ve iradesi üzerine olduğunu kaydeder. Anadolu'da Keykavus Kalesi yakınlarında konaklar. Daha sonra Yozgat'ın Keçikıran Köyü'ne yerleşir. Bu sırada Sivas'a vali tayin edilen Selçuklu veziri Osman Paşa Emir-i Çin'in şöhretini duyarak yanına gelir, sohbetinde bulunur ve talebesi olur. Hükümdara bir mektup yazarak istifa eder ve Şeyh Osman'ın zaviyesi çevresindeki birkaç köyü ve bir miktar araziyi satın alarak vakfeder. O günden sonra tekkenin adı "Osmanpaşa Tekkesi", köyün adı da "Osmanpaşa Nahiyesi" olarak değişir.

Kaynak
Evliyalar A. c. 6., s. 24-28. Mutasavvıflar, s. 39.

2- ŞEYH HACI AHMED YOZGADİ
d. Yozgat 1775 (H. 1203)-öl. Yozgat 1895 (H. 1313)


Yozgat'ın on kilometre doğusunda bulunan Çalatlı Köyünden gelerek Yozgat'a yerleşen Süleyman Efendi'nin oğlu olan Hacı Ahmed Efendi, Şa-kir Ergin yedinde bulunan bilgi ve belgelere göre "Devlet-i Aliyye-i Osma-niyyece verilen 1863 (H. 1291) tarihli nüfus tezkeresinde doğum tarihi 1775 (H. 1203) yılına kadar inebilmektedir."
İlk tahsilini Yozgat'ta tamamlayan Hacı Ahmed Efendi Arapça, Farsça ve dini ilimleri öğrendikten sonra tasavvufa merak salar. Halvetliğin Şabaniyye kolundan gelen ve Çerkeşiyye kolunu kuran Mustafa Çerke-şi'ye intisab ettiği söylenirse de anılan zata yetişmediği yolunda rivayetler vardır. Söz konusu Şeyh Mustafa Çerkeşi'nin vefatı ittifakla 1813 (1229) yılında olduğuna göre, bu tarihte Hacı Ahmed Yozgadi 26 yaşındadır. Dolayısıyla Hacı Ahmed Efendinin Şeyh Çerkeşi'ye yetişmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Birkaç yıl bu zata hizmetten sonra Hacı Ahmed Efendi otuz yaşından sonraki dönemlerde, şeyhinin emriyle seyahata başlar. Bir çok memleketler dolaşır, hatta Hindistan'a kadar gittiği rivayet edilir. Sonuncusu yaya olmak üzere üç defa hacca gider. Altmış yaşında Yozgat'a döndüğünde ilk hanımı öldüğü için ikinci evliliğini yapar. Bir ara İstanbul'a giderek müridi olan nazır Münif Paşa'ya iki defa misafir olur. Sultan Abdulaziz'i de ziyaret eder ve o sırada çocuk olan Sultan V. Murad'ın hastalığı Hacı Ahmed Efendi'nin duası ile iyileşir. Sultan V. Mu-rad'ın annesi Şevkefza Hanım, yaptığı bu hizmetten dolayı kendisine bir kese altın hediye etmek istemişse de kabul etmediğinden bilahare resmi yollardan, Yozgat Mutasarrıfı eliyle bin beşyüz altın olarak gönderilen bu yardım kendisine ulaştırılmıştır. Hacı Ahmed Efendi bu parayla yaptırmış olduğu camiye vakıf olarak Üzüm Pazarında dükkanlar yaptırmış fakat çıkan bir yangında bu dükkanlar yanmıştır. Bundan başka bağ ve tarlalar vakfı ile cami yanındaki cehirlik bahçe vakıflarını da kurmuştur. Hacı Ahmed Efendi bundan sonra Yozgat'ta ikamete karar kılmış ve yaptırdığı cami ve tekkenin şeyhliğini sürdürmüştür. Şeyh Hacı Ahmed Efendi 1895'te yüz yirmi yaşı civarında vefat eder. Şiirlerinde Terki mahlasını kullanır.

Hacı Ahmed Efendi'nin beş tane oğlu vardır. Bunlardan Rıza Efendi Medine'de vefat eder. Şeyh Muhiddin Efendi, Hacı Ahmed Efendi'den sonra dergah Şeyhliği yapar. Şeyh Sadreddin Efendi ağabeyinden sonra dergah Şeyhliği yapar. Sadreddin Efendiden sonra dergah şeyhliğini Rıza Efendinin oğlu müderris Hafiz Edhem Efendi sürdürür.
Yine Hacı Ahmed Efendi'nin oğlu olan Hafız Hayrettin Efendi'yi Ankara valisi Abidin Paşa Hacı Ahmed Efendi'yi ziyaretinde mektupçu olarak yanma alıp Ankara'ya getirmiş bilahire Trabzon valiliğine gittiğinde de yamnda götürmüştür. Hafız Hayrettin Efendi son olarak görevli olduğu Musul Tahrirat Katipliğinde iken, vefatı ile buraya bağlı Dehok'a def-nedilmiştir.

Şiirine Örnek:

Sırr-ı nokta vech-i dildar remz eder irfaneyim
Şimdi vahdet illerinde dost ile mihmaneyim
Çünkü bildim "Küntü Kenz"in sırrım ta söylerim
Şöyle ki vahdet meyinde mest olan mestaneyim
Aşk ile didar gözler gözlerim gülzarda
Bahr-i vahdet gösterip yüz vechini seyraneyim
Cümle alem bir kitaptır okunan hep vahy-i Hak
Bu kitabın sırrım keşf eyleyen divaneyim

Ta cünun-ı aşk ile kim yar olan meydanıdır
Nuşa gel vahdet meyinde sakiyim meyhaneyim
Çün murakıp aleminde himmet-i şah-ı
Resul Terkiya kim muktedinin derdine dermaneyim

Kaynak
Ömer Faruk ERGİN (Hacı Ahmed Efendi'nin Torunu)
Dr. Ali Şakir ERGİN (Hacı Ahmed Efendi'nin Torunu) Yozgat'ta Halk Ş. s. 151.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:28

3. AHMED ŞEVKİ ERGİN (Şeyhzade) d. Yozgat 1906 (H. 1322)

1322 (1906) yılında Yozgat'ta doğdu. Babası Büyük Şeyh Hacı Ahmed Efendi'nin en küçük oğlu Abdullah arif Efendi, annesi Müderris Mehmed Ali Efendi'nin kızı Hafize hanımdır. Beş yaşında iken babasını kaybetmiştir. İlk tahsiline mahalle mektebinde başlayıp daha sonra Demirli Medrese'de okumuştur. 'Taşra Medreseleri" diye anılan Darül-i hilafe'de iki sene okuduktan sonra İstanbul'a Darü'l-hilafet'il-aliye'ye nakletti. Burada dördüncü sımfı tamamladıktan sonra geçirdiği bir ameliyat neticesi okuldan ayrıldı. Okuldan aldığı 3 Aralık 1340 tarihli tasdiknamesi ortaokul diplomasına denk sayıldığı için daha sonra 1925 yılında ilkokul aday öğretmeni oldu. 1927 yılında Ankara'da açılan kısa dönemli öğretmenlik kursunu başarı ile tamamladıktan sonra da asil öğretmen olmuştur. 16 yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra başöğretmenlik kursuna katılarak gezici başöğretmen olmuştur. Daha sonra Milli Eğitim Müdürlüğü'nün çeşitli bürolarında çalışmış, 1971 yılında 47. hizmet senesinde 65 yaşını doldurduğu için yaş haddinden emekliye ayrılmıştır.

1942 yılından itibaren dedesinin adıyla bilinen camide imam hatiplik görevini de üstlenmiş ve bu görevi fahri olarak 1987 yılma kadar sürdürmüştür. Dini ve manevi ilimlerde kendini çok iyi yetiştirmiş olan (Şeyh-zade) Ahmed Şevki Ergin, Arapça ve Farsça'yı iyi derecede bilir, okur-ya-zar ve anlardı. Okul yıllarında bir süre Fransızca da okumuş, fakat daha sonra devam etmediği için unutmuştur.
Edip ve şair ruhlu olup, şiiri severdi, okumayı teşvik eden ve çok okuyan bir kimseydi. Sağlığını kaybedinceye kadar her fırsatta okumaya önem vererek kendini yenilemesini bilmiştir. Konuşmaları, sohbetleri ve hutbeleri arasında zaman zaman beyitler ve şiirler okuyarak sözlerine ayrı bir ahenk katardı.
Gençlik yıllarında (Şevkiya) mahlasıyla hece ve aruz vezinlerinde birkaç şiir yazdıysa da buna devam etmemiştir. Divanı yoktur. Şeyhzade Ah-med Şevki Ergin geniş müsamahası ve olgun kişiliği ile hangi din, mezhep ve görüşte olursa olsun herkesle kolayca anlaşabilen ve bulunduğu her toplumda kendini sevdiren ve dinleten kamil bir kişiliğe sahiptir. Bu sebeple de çevresinde bulunan herkesin saygı ve takdirlerini kazanmış bir pir-i fanidir.

Kaynak
Dr. Ali Şakir Ergin (oğlu).

B- ILIM ADAMLARI

1- ABDÜLFETTAH EFENDİ
d. Yozgat ? öl. ??


Çapanoğlu Süleyman Bey'in oğlu olan Abdülfettah Efendi'nin doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Gençliğinde asker sevk ve idare etmiş olmasına rağmen, sonradan bünyece zayıf olduğu için, ilmiye sınıfına geçmiş müderris olmuştur. Babasımn ölümü üzerine Yozgat'ta kalması uygun görülmeyerek diğer müderrisler gibi İstanbul'da ikamet etmesi temin edilmiştir. 1790 yılında diğer kardeşlerine rağmen mutasarrıf vekili olduğuna göre Süleyman Bey'in büyük oğlu olması muhtemeldir.
Babasının hatınyla kapıcıbaşı yapılan Abdülfettah Efendi sırası ile 1826'da Mekke Payesi, 1829/30'da İstanbul Payesi, 1830'da da Anadolu Payesini haiz olmuştur. Osmanlı-Rus Savaşında yaptığı mali yardımlardan dolayı 1832'de altın ve gümüş iftihar nişanı ve berat ihsan edilmiştir. Abdülfettah Efendi Maliye Tezkirecisi de olmuştur.

Kaynak: Türk Kültürü, s. 147-148-149, Ocak, Şubat, Mart 1974, s. 168.

2- ABDULLAH TAHİR
d. Yozgat 1837 (H. 1252)-öl. ? 1906 (H. 1322)


1837'de Yozgat'ın Köseoğlu Mahallesi'nde doğar. Tahsilini tamamladıktan sonra Yozgat müftülüğü yapar. 14 Kasım 1906'da vefat eder.
Kaynak: DİYB. Gayrı faal nu. 911.

ABDURRAHMAN BEY
d. ??-öl. İst. 1832 (H. 1248)


Kapıcıbaşı Sırrı Bey'in oğlu olup müderrislik yapar. 1832'de vefatı üzerine Üsküdar'daki Karacaahmed Kabristanı Divar Dibine defnedilir.

Kaynak: S. O. c.4, s. 500.

5. ÇUHADARZADE HACI KEŞFİ MUSTAFA EFENDİ
d. Yozgat ?-öl. İzmir 1890 (H. 1308)


Yozgat'ta doğar. İlk tahsilini Yozgat ulemasından Kara Mustafa Ef.den gördükten sonra Kayserili alim Hacı Torun ve İstanbul dersiamlarından Kavalalı Yusuf Ef.lerden icazet alır. Manisa Müftüsü Hacı Evliya-zade Ali Ef.den icazet alır. Büyük kısmı İzmir'de olmak üzere İzmir ve Tire'de kırk yıl boyunca ilimle uğraşır. Bu süre içerisinde beş yüze yakın talebesine icazet verir.
1890'da ikinci vatan olarak kabul ettiği İzmir'de vefat eder. Vasiyeti üzerine "Mir'at" isimli esere haşiye yazan İzmiri'nin yanına defnedilir.

Eserleri:

a. Yazma olanlar


1. Kadı Beyzavi Üzerine Ta'likat
2. Celal üzerine Ta'likat
3. Haşiye-i Mir'at'a Hamiş
4. Haşiye-i Şerh-i Akaid'e Hamiş
5. Feraizden Bir Metn-i Metin
6. adabdan Bir Metn-i Metin

b. Matbu olanlar

1. Keşfiyye (Ahlak-ı Adudiyye Tercümesi) Kaynak: Aydın Meşayihi s. 79, Yıllık s. 129.

6. FAZIL MEHMED EFENDİ
d. Yozgat ?-öl. ? 1879 (H. 1297)


Yozgat'ta doğan Fazıl Mehmed Efendi'nin doğum tarihi bilinmemektedir. Dersiam ve Müderris olup saraya yakınlığı ile tanınır. Şubat 1865'te Girit Mollası olur. Bilahire Bilad-ı Hamse Mollası olarak Mekke Payesi'ni alır. 1879'da vefat eder.

Kaynak: S. O. c. 4., s. 5.

7. HACI AHMED YESARi
d. Yozgat ?-öl. Ankara ?


Yozgat'ın Kızıltepe Köyü'nde doğar. Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Sol eliyle yazı yazmasından dolayı Yesari lakabım alır. Köseyusuf-lu Medresesinde Müderris Şemseddin Efendi'den tahsil görür. Bir müddet Yozgat Büyük Camii'nde muallimlik yaptıktan sonra Arabistan'a gider. Orada on sekiz sene Arapça, tefsir ve hadis dersleri okutur. Arapça-ya olan vukufiyeti Arapları hayrette bırakır. Tasavvufi bir divanı bulunduğu söylenirse de nüshasının nerede olduğu bilinmemektedir.
Hacı Ahmed Yesari Ankara'da vefat eder ve Hacı Bayram Veli Camii haziresine defnedilir.

Kaynak: Yıllık s. 130.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:29

8. HALİL HİLMİ EFENDİ
d. Yozgat 1872 (H. 1259)-öl. ? 1930


Yozgat'ın Yeni Cami Mahallesi'nde, 7 Aralık 1872'de doğar. Babasının adı Mesud Efendi'dir. İlk tahsilini Yozgat'ta Topal İmam İbtidai mektebinde Hafiz Mehmet Efendi'den görür. Daha sonra Natur Zade Medrese-si'ne girerek burada Hacı Hüseyinzade Şeyh Efendi, Damat Mehmed Efendi isimli hocalardan ders görür ve Arapça, Farsça öğrenir. 1885'te İstanbul'a giderek Fatih civarındaki Haliz Ahmed Paşa Medresesi'ne girer. Burada dersiamlardan Hezargradi Elhac Osman Hilmi Efendi'nin dersine devam ederek Ekim 1898'de icazet alır.
Halil Hilmi Efendi 1911'de Eyüb kadılığı niyabetine tayin olunur. Daha sonra 1924 ve 1927 yılları arasında Aksaray Asliye Mahkemesi azah-ğı görevinde bulunur. 1927 yılı içinde emekli olur. 1930 yılında da vefat eder.

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal nu. 1718.

Yozgat (MYH. 1303)-öl. Eskişehir 1965

1887 yılında Akdağmadeni kazasımn Ahmetfakihli Köyü'nde doğar. Babasının adı İsmail Hakkı, Annesinin adı Emine'dir. Asıl adı Hasan Hilmi olup, Himmetoğlu ve Demli Deli Molla lakaplarıyla tanınır. İlk tahsilini köyünde tamamladıktan sonra 1889'da Kinisa Köyü medresesine giderek 1909'da icazet alır. Daha sonra Kayseri'ye giderek üç sene müddetle tahsile devam eder ve Kayseri Müftüsü Vezirköprülü Haşim Efendi'den icazet alır. Hamurculu Osman Efendi'nin derslerine devam eder. Fakat Osman Efendi'nin vefat etmesi sebebiyle icazet alamaz. Arapça ve Farsça'ya vakıf birisidir.
Birinci Dünya Savaşı'ınn başlamasıyla 1916'da İhtiyat Zabit vekili olur. 1917-1918 yılları arasında mülazimlik yapar. İstiklal Savaşı yıllarında yani 1921-1923 arası tekrar mülazimlik rütbesi ile orduda görev yapar. Savaştan sonra 1924'e kadar Darü'l-hilafede Farsça muallimliği yapar. 1925-1926 yılları arasında Yozgat Vaizliği, 1926-1930 arasında Sorgun Vaizliği, 1930'dan 1939'a kadar Sorgun Müftülüğü görevlerinde bulunur. 1939 ile 1945 arasında müteaddit defalar Kars Müftüsü olur. 19451946 yıllarında ilk kez Polatlı, 1946-1948 arası Eskişehir, 1948-1953 yılları arası tekrar dört kez Polatlı ve son olarak 1953-1954 arası yine Sorgun Müftülüklerinde bulunur.
Hasan Coşkun Efendi 20 Ocak 1965 tarihinde Eskişehir'de vefat eder.
Hasan Coşkun şiirlerinde Demli ve Coşkun mahlaslarını kullanır.

Ya Resulallah
Refi hicab eyle yüzün görelim
Arz-ı didar eyle ya Resulallah

Bir perde meclis-i hassa erelim
Arz-ı didar eyle ya Resulallah
Hak'tan binler perde bezenüp geldik
O kadar nikablar örtünüp geldik
Herkese halince görülüp geldik
Arz-ı didar eyle ya Resulallah
Gönül harab oldu iftirakınla
Ciğer kebab oldu iştiyakınla
Koyma bizi bu (rada) firakınla
Arz-ı didar eyle ya Resulallah

Dembedem söylenir zikrin dillerde
(Hep) hayrım söylenir cümle yerlerde
Hak ile tecelli kıl bu yollarda
Arz-ı didar eyle ya Resulallah

Hasan Coşkun'un Diyanet Reisi ile görüşmek istediğinde görüşme gecikince reise gönderdiği aşağıdaki dörtlük onun hazır cevaplığına ve nük-tedanlığına güzel bir örnektir.
Kalemi durgun Kafası yorgun Müfti-i sorgun Hasan Coşkun

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal nu. 1718., Şair ve Yazarlar s. 48-49. 10.

HÜSREVi
d. İst. ?-öl. ??


Molla Hüsrev'in oğlu olduğunu öğrendiğimiz Hüsrevi'yi babasının Yozgat'lı olmasından dolayı çalışmamıza aldık.
Asıl adı Mustafa olup doğum ve ölüm tarihleri hakkında bir kayda rastlayamadık. Hüsrevi Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin yanında yetişerek ondan icazet almıştır. Bundan sonra Bursa'da Manastır Medrese-si'ne tayin edilir, fakat onun gönlü Semaniye Müderrisliğindedir. Aşağıdaki matla' beyitleri onundur.

Yanuna alıp rakibi eyledin seyr-i çemen
Yanuna kalır mı ey serv-i sehi seyr eyle sen
Kakül-i yar ile oldum dir imişsin hem-bu
Ey benefşe nedir eyil kulağın ardına ko
Geçdi müjemin hançeri dirsen dil ü cana
Tirüni de ey kaşı keman atma yabana
Sıhhat bulup olursa bende mecal-i takrir
uerdim seg-i nigara diyeyim nakir ü kıtmir
Öldürme hasta halini cevrü cefanla
Böyle dirilme sevdiceğim mübtelanla
Alınur görse her dahi ale
Ah nitsem bu tab'-ı meyyale

Kaynak: Ahdi, varak 88 a., Kınalızade, c. 1. s. 377-338.

d1YHzÜgS
a^Y[866AbVİN?f 17 Mart 1929


1866 yılında Yozgat'ın Yeni Cami Mahallesi'nde doğar. Babası tüccar Yazılıtaşoğlu Abdullah Ağa'dır. Hüseyin Avni ilk öğrenimini Yozgat'taki Topal İmam İbtidai Mektebi'nde tamamlar. 1878'de girdiği Yozgat Rüşdi-yesi'ne 1881'e kadar devam eder. 28 Haziran 1882 tarihinde altıncı kez şehadetname alır. Yine bu tarihte Demirli Medrese'ye girerek Elhac Osman Fevzi Efendi'den ders almaya başlar. İki yıl sonra naklini Şevki Efendi Medresesi'ne aldırarak burada sarf, nahiv ve diğer dersleri gördükten sonra 15 Mart 1891'de İstanbul'a gelir ve Vefa yakınlarındaki Ek-mekçizade Ahmed Paşa Medresesi'ne girer. Burada Vefa'lı Ahmed Efendi ve Fatih Camii dersiamlarından Alasonyalı Elhac Ali Zeynelabidin Efen-di'nin derslerine devam ederek 1900 tarihinde icazetini alır.
Tahsile devamla Eylül 1900'de imtihanla Darü'l-fünun'un Dini Yüksek İlimler Şubesine girer. 9 Ağustos 1907'de açılan imtihanda ehliyetini isbat ederek pekiyi dereceyle rüus (doktora)unu alır. Bir sene sonra tekrar başarılı bir imtihan geçirerek ders verme yetkisini haiz olur.

1909'da Fatih Camii'nde ders vermeye başlar. 1911'e kadar sürdürdüğü Fatih Dersiamlığından sonra, 1911-1917 tarihleri arasında Fatih Dersane Müdürlüğünü müteakiben, Mayıs 1919 tarihine kadar Fatih Ca-mii'nde hitabet görevinde bulunur. 1919'un Mayıs ve Kasım ayları arasında Dahiliye Müdürlüğü görevlerinde bulunur. Bu görevlerine ilaveten Süleymaniye ve Üsküdar Medreseleri'nde de müderrislik yapar. Hüseyin Avni Efendi 17 Mart 1929 tarihinde vefat eder.

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal, ?

12. MEHMED HULUSİ AKYOL
d. Yozgat 1888-Öİ. Yozgat 1964


Hacı Bekir Ağa'nın oğlu olup 1888'de Yozgat'ta doğar. İlk tahsilini tamamladıktan sonra Yozgat Mülki İdadisi'ne gelir ve buradan pekiyi derece ile 1904'te mezun olur.
Kayseri'ye giderek Hamurculu Osman Efendi'nin medresesinde Arapça ve dini ilimlerini öğrenerek icazet alır ve İstanbul'a gider. 1912'de rüus imtihanında başarı göstererek müderris unvanını alır ve benzerlerinde olduğu gibi kayd-ı hayat şartıyla dersiamlık maaşı bağlanır. Üç yıl kadar Bayezid Müderrisliği yapar.
Medresetü'l-Kuzat'ın (Hukuk Fakültesi) üçüncü sınıf imtihanlarını bitirdikten sonra Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine askere gider. 1920'de Yozgat Müftülüğüne tayin edilir. Bu arada Yozgat'ta Medrese-i İlmiyye'de müderrislik yapar. Ayrıca Darü'l-hilafe Medresesi'nde de müderrislik vekilliği görevlerinde bulunur.
İstiklal Savaşı yıllarında Yozgat'ta kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemi-yeti'ne başkanlık eder. İstanbul'a olan bağlılığı yüzünden Çapanoğulları ile arası açılır.

İlk Büyük Millet Meclisi'ne Yozgat Mebusu olarak katılır. Mebusluk ile başka bir memuriyetin yürütülmeyeceğine dair kanun çıkınca 1921'de mebusluktan istifa ederek Yozgat Müftülüğü görevine devam eder. Hilali Ahmer, Tenvir ü İrşad, Mecrüh-ı Guzat'a yardım gibi hayır cemiyetlerinde çalışır. Emval-i Metruke Komisyonu Azalığı ve Heyet-i Teftişiyye Reisliği görevlerinde bulunur. 15 Haziran 1950'den itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu üye yardımcılığı ve üyeliği yapar. 1955'te geçirdiği trafik kazası sonucu iki ayağından sakat kalır. 1959 yılında emekli olur. 22 Kasım 1964'te Yozgat'ta vefat eder ve oraya defnedilir.
Mehmet Hulusi Akyol ömrü boyunca halkı irşad etmekle meşgul olmuş, İstanbul ve Yozgat'taki müderrisliği sırasında bir çok talebe yetiştirerek onlara icazet vermiştir.

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal nu. 1713., TDVİA., c. 2, s. 303-304.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:30

13. MEHMED İHSAN
d. Yozgat 1902 (H. 1318) öl. Kahire 1961

Dini Bilimler Müderrisi ve Türkiyat Profesörü


Yozgat'ın yirminci yüzyılda yetiştirdiği değerli evlatlarından birisi olan Mehmet İhsan Bey, ilmi kudreti ve sağlam karakterli şahsiyeti ile şöhreti bütün İslam dünyasına yayılmıştır. Dini ilimler sahasındaki hizmetleri ve Türkiyat konusundaki çalışmaları yanında İstiklal şairi Mehmed Akif Ersoy ile yakın dostluğu ve beraberliği ile de tanınmaktadır. Mehmed Akif ile ilgili yazılarda Yozgatlı İhsan Efendi adı ile anılır.

1902 (1318)'de Yozgat'ta doğmuştur. Babası Ağvanlıoğullarından Molla Mehmedoğlu Hacı Abdulaziz Efendi'dir. Annesi Dağıstanlıoğullarından Şeyh Tayyibzade Fatma Hanım'dır. İlk tahsilini amcası Abdürrezzak Efendi'den görmüştür. Yozgat'taki ibtidai ve idadi mekteplerinden mezun olduktan ve Yozgat Sultani mektebine bir süre devam ettikten sonra, medrese tahsilini benimsemiş ve Yozgat'ta bulunan medreselerde bir müddet okumuş, merkezi İstanbul'da olmak üzere İkinci Meşrutiyet döneminde yeni bir tedrisat sistemi ile kurulan "Darül-hilafetil-Aliyye" medresesinin birinci devresini (İbtida hariç) Yozgat'taki şubesinde bitirip, ikinci devresinde (İbtida dahil) devam ederken, arzu ettiği tahsili yapmak üzere İstanbul'a, oradan da Kahire'ye gitmiştir. (1924) Yozgat'taki hocaları arasında Gedikhasanlı Şakir Efendi ile Yozgat mebusu ve müftüsü olan, Çerkez Bekiroğullarından Mehmed Hulusi (Akyol) Efendi vardır.

İslam dünyasının en eski (1000 yıldan fazla) ve en meşhur üniversitesi olan Ezher'de arzu ettiği ilim ve irfan muhitini bulunca, resmi programların da dışında zamanın meşhur hocalarından icazetler alarak 16 senelik tahsil devresini 12 senede tamamlamış, el-Ezher Üniversitesi'nin ve İslam dünyasının en yüksek diploması olan ve Osmanlı medrese sisteminde "Rüus" beratine tekabül eden "el-alimiye" derecesini 1935'de İslam dünyasından katılan bir çok namzed arasında ikinci olarak kazanmıştır.
Mehmed İhsan Hoca'nın hizmetleri dini ilimler ve Türkiyat sahalarında temayüz etmiştir.

İslam dünyasından, bilhassa, Anadolu'dan ve Rumeli'den, el-Ezher'de İslami ilimler tahsil etmek için gelen Türk, Boşnak, Arnavut ve Pomaklar'dan oluşan talebeler Birinci Sultan Mahmud zamanında Kahire'de inşa edilen, müdürü ve müderrisi olduğu Sultan Mahmud Medresesi'nde 1937-1958 yılları arasında büyük emekler sarfetmiş ve yetişmelerine hasr-ı nefs etmiştir. Yetiştirdiği Türk talebeler arasında 1950'den sonra Türkiye'de canlanmaya başlayan dini faaliyetlerin önderleri bulunmaktadır. Yozgat mebuslarının teklifi üzerine Demokrat Parti iktidarı zamanında kendisine Diyanet İşleri Riyaseti teklif edilmiş ise de kabul etmemiştir.

1960'da Kahire'de bütün İslam dünyasının tanınmış büyük alimlerinin katılmasıyla asrımızda İslam dini ve tefekkürünün muhtaç olduğu yeni ilmi çalışmaları yapmakla vazifeli olarak kurulan "el-Meclis-ül-Ala liş-şü'un el İslamiye" (İslami İşler Yüksek Kurulu)ye aza seçilmiştir.

Türkiyat sahasında çalışmaları şöyle sıralanabilir:

1935-1952 arasında Abidin Kraliyet Sarayı'nın Türk Arşivi başuzmanı olarak çalışmış, 1952'de Kahire'nin modern ikinci üniversitesi olan Ayn Şams Üniversitesi'nin Edebiyat Fakültesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsünü kurmuş ve vefatına kadar, Arap dünyasında en büyük Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü sayılan bu kürsünün başında bulunmuştur. Mısır Milli Kütüphanesi'nde mevcut bulunan Türkçe yazma ve basma eserlerin fihrist ve kataloglarının hazırlanmasını sağlamıştır (1955-1961).

İslami ilimler takrirleri, Türk Dili ve Edebiyatı hakkında Üniversite'de verdiği ders notları ve Sinan Paşa'nın Tazarru ve Nasihat-nameleri hakkındaki etüdü basılmamıştır. Kahire Milli Kütüphanesi Türkçe yazmalar (4 cild+ek, 1987-1992) ve basmalar (1982-1983) koleksiyonlarının tasnif ve kataloglarının hazırlanmasında önemli ilmi katkıları olmuştur. Bu kataloglar mesai arkadaşı Nasrullah Tırazi tarafından basılmıştır. Ali Hikmet Berki'nin "Fatih ve Adalet Hayatı" adlı eserinin Arapça tercümesi basılmıştır (1953).
Hayatının en büyük eseri, mütevazı ve mütevekkil olduğu kadar vakur ve heybetli şahsiyeti olmuştur. Kral Fuad'ın kendisine vermek istediği "Bey"lik rütbesini nazikane bir şekilde kabul etmemesi ve hayatı boyunca sessiz hizmet ve çalışma gayretleri ile Türk ve İslam dünyasında ün yapmıştır. Vatan sevgisini, Anadolu'nun hasretini, iftihar ettiği Osmanlı-Türk sıfatını ve asaletini, da'üs-sılavi bir hastalığa duçar olup 15.06.1961'de dünyaya gözlerini yumduğu ana kadar muhafaza etmiştir.

Kahire'de bulunan "el-Gafir" kabristanında, son Osmanlı Şeyhü'l-İslamı Tokadlı Mustafa Sabri Efendi, Türk ulemasından Konyalı Ali Zeki Efendi ve amcası Rasih Efendi'nin yanına defnedilmiştir.

Vefat tarihini (1381 H) Mustafa Sabri Efendi'nin oğlu şair İbrahim Sabri Bey şöyle düşürmüştür:

Türkoğlu Türk bir üstad emsali şimdi nadir Rıhlet ile na-be-mevsim bir ibret etti takrir Bir bir çıkıp esfele tarihi oldu sadır Rahmana göçdü İhsan cennettir mücavir.

Kaynak: Prof. Dr. Ekmeleddin İHSANOĞLU (oğlu) IRCICA Başkanı.

14. MEHMED ŞaKİR SUNTAY (Gedikhasanlı Şakir Efendi)
d. Yozgat 1853 (H. 1269)-öl. Yozgat 1937


Aslen Kayseri'nin Cami-i Kebir Mahallesi'nden olup Yozgat'ın Gedikhasanlı Köyü'ne yerleşmiş bir aileye mensuptur. Kayseri'de Cücezadeler lakabıyla tanınan bu aileden olan Hoca Ali Efendi'nin ortanca oğludur. 1853 (H. 1269)de Yozgat'ta doğar. Tahsiline ilk olarak doğduğu köyde başlayıp daha sonra Osmanpaşa Medresesi'ni bitirir. Bilahire Kayseri'ye giderek orada tanınmış ulemadan Muridzade Ali Efendi'den ve diğerlerinden icazetnameler alarak Yozgat'a döner.
M. Şakir Efendi Yozgat'ta Demirli Medrese'de hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet döneminde müderrislik yapar. Okuduğu Osman-paşa Medresesi'nde de bir süre müderrislik yaptıktan sonra medreselerin kapatılmasıyla köyüne çekilerek imam-hatiplik yapar ve halkı irşada devam eder.

Din ilimlerinde, Arapça, hadis ve özellikle KuıAan ilimlerinde, tefsirde derin vukufiyeti olan Şakir Efendi'nin rüus (doktora) imtihanı vererek dersiam olduğu; kendisine müstahıkkin-i ilmiyye maaşı tahsis edildiği halde devletten bu maaşı almayı kabul etmediği, çevresinde meseleyi ya-kınen bilenlerce ifade edilmektedir; fakat bu konuda resmi bir belgeye rastlanmamıştır.
M. Şakir Efendi vücutça sıhhatli olmasına rağmen ömrünün son yıllarında iki gözünü birden kaybeder. Kendisi Nakşbendi Tarikatı'na mensup kamil bir mürşiddir. Kerametleri ve menkabeleri halk arasında dilden dile dolaşan Mehmed Şakir Efendi 1937 yılında Gedikhasanlı Kö-yü'nde vefat eder ve köy kabristanına defnedilir. Mezarı sevenleri tarafından ziyaretgah olarak yaptırılmış olup günümüzde de el'an ziyaret edilmektedir.

Kaynak: Dr. Ali Şakir ERGİN'in notları.

15. MEHMED ŞÜKRÜ AKSOY
d. Yozgat 1882 (H. 1298)-öl. ?


1882 yılında Yozgat'ta doğar. Babasının adı Musa, annesinin adı ise adile'dir. Keskinlizade şöhretiyle tanınır. İlk öğrenimini tamamladıktan sonra Başçavuşzade Medresesi'nde Devecizade Ahmed Efendi'nin; Kayse-ri'nin Akçakoyunlu Medrese'sinde Hamurculu Osman Efendi'nin derslerine on yıl devam eder. Aynı zamanda Hacı Mehmed Zühdi Efendi'den yüksek ilimleri tahsil eder. Daha sonra Yozgat'a döner ve Alacaİı Medre-sesi'ne Ömer Lütfi Efendi'nin eğitiminden geçer. İkisi 1914, biri 1915'te olmak üzere üç tane icazetname alır.

17 Kasım 1918 tarihinde başladığı Yozgat Müftü Vekaleti görevinden 18 Mart 1919 tarihinde istifa eder. 8 Nisan 1920'de tekrar aynı göreve tayin edilir ve 21 Mart 1921'de tekrar istifa eder. 1 Ocak 1922 tarihinden 19 Eylül 1923'te istifa edene kadar Yozgat Darü'l-hilafe müdürlüğü yapar. 12 Aralık 1923'te Arapça muallimliğine tayin olunur ve 30 Haziran 1924 tarihine kadar bu görevde kalır. Son olarak 1 Temmuz 1924'ten 14 Ağustos 1935 tarihinde malulen emekli oluncaya kadar Yozgat Müftü (Müsevvidliği) yardımcılığı yapar.

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal nu. 1659.

16. M. VEHBİ ULUSOY
(d. Yozgat, 1891-Öİ. Ankara, 1970)


Yozgat Milli Eğitim Müdürü ve Demirli Medrese müderrislerinden Edhem Efendi ile Fatma Hanım'ın oğullan olarak 1891 yılında Yozgat'ta dünyaya gelen M. Vehbi Ulusoy ilk öğrenimini doğduğu şehirde, orta öğrenimini Yozgat ve Ankara idadilerinde, yüksek öğrenimini İstanbul Yüksek Muallim Mektebi Tabii İlimler Bölümü'nde 10 Ekim 1913 tarihinde birincilikle tamamlamıştır. Akabinde İzmir Nehari İdadisi'nde ve Sivas Sultanisi'nde dersler vermiştir. Daha öğrenci iken vatan savunması için, 1912 yılında, Balkan Harbi'ne Kürt gönüllüler taburuyla birlikte katılır.

1. Cihan Harbi'nde 17 Eylül 1914 tarihinde İstanbul Harb Okulu'nda açılmış olan Yedek Subay Talimgahına alınır. 5 Mart 1915'te imtihanla Kıta'at-ı Fenniyye Muhabere sınıfına seçilir. 2 Temmuz 1915'te asteğmen rütbesiyle Karadeniz sahilinde Calabra Burnu, Karaburun mevkilerinde santral subaylığına; 19 Kasım 1915'te teğmen rütbesiyle 16. Kolordu Telgraf Bölüğü Komutanlığına atanarak o sırada Edirne'de bulunan Kolordu Kumandanı Miralay Mustafa Kemal'in emri üzerine bölüğü ile birlikte Edirne'ye gider.

12 Mayıs 1916'da yapılan teşkilatlanma gereğince 3. Süvari Tümeni Muhabere Müfrezesi Komutanlığıyla Kafkas Cephesi'ne giderek Karaba-ba Dağı civarında cereyan eden Türk-Rus savaşlarında ordunun haberleşme işlerini yürütür. Bu tümenin Sina cephesi komutanlığı emrine girmesi üzerine adı geçen tümenle Birüssebi'ye geldikten bir süre sonra Huç köyünde bulunan cephe komutanı Von Gres'in karargahına alınarak, Mu-habere Bölüğü 4. Takım Komutanlığına atanır. Bilahire takımıyla Gazze'de İngilizlerle çarpışmakta olan 3. Piyade Tümeni emrinde muharebe-ye devam eder. Ordumuzun Gazze'den Tabsur hattına çekilmesine kadar cereyan eden ric'at muharebelerinde bulunur. Fakat tümenlerinin lağvı üzerine 8. ordu muhabere subaylığına atanır. Bu görevi başarı ile yapmaktayken 19 Eylül 1918'de 8. Ordu ile beraber Tulkerem yakınlarındaki Anipte Boğazı'nda İngilizlerce esir edilerek 19 ay süreyle Mısır'da Kahire civarındaki Koesna, Seyyid Beşir Karargahlarında kalır. Bu esaret süresince de boş durmayarak Fransızca ve Farsça'nın yamsıra Arapçası-nı da ilerletir. Ayrıca Almanca ve İngilizce öğrenir. Esirler arasında bulunan ve o sıralar topçu üsteğmeni olan eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Veteriner Fakültesi eski profesörlerinden Süreyya Bey ve İstanbul eski emniyet müdürlerinden General Ekrem Bey gibi bazı arkadaşlarıyla birlikte Mekteb-i İlmi adıyla bir okul kurarak erlere ve eğitimi yarım kalmış arkadaşlarına Fransızca, fen ve tabii ilimler konularında eğitim verirler. 3 Mayıs 1920'de esaret sona erince bir İngiliz vapuruyla İstanbul'a gönderilir. İstanbul Hükümeti'nin esaret şubesince kendisine verilen harcırahla Mustafa Kemal'in önderliğinde başlayan Milli Mücadele'ye katılmak amacıyla Samsun üzerinden Yozgat'a dönerek burdan da Ankara'ya geçer. 16 Ağustos 1921'de Ankara hükümeti emrindeki merkez muhabere komutanlığı'na atamr ve Milli Mücadele sonuna kadar da bu görevde kalır. Bu görevi esnasında Mustafa Kemal Paşa ile cephe arasındaki telefon görüşmelerini sağlar. 1. Cihan Harbi'ndeki yararlılıkları üzerine çeşitli madalyalarla; İstiklal Savaşı'nda da İstiklal Madalyasıyla ödüllendirilir.

Savaş sonrası asıl mesleği olan öğretmenliğe dönerek sırasıyla Yozgat Lisesi Fransızca öğretmenliği, Çorum Lisesi Müdürlüğü ve ilaveten Kız Ortaokul Fransızca öğretmenliği, Kayseri Milli Eğitim Müdürlüğü ve Akşam Ticaret Okulu Direktörlüğü; ek olarak lise 2. devre Fransızca öğretmenliği, aynı lisenin Almanca öğretmenliği, Yozgat Ortaokulu Direktörlüğü, Yozgat Lisesi Fizik öğretmenliği görevlerinde bulunur. Milli Eğitim Bakanlığınca bir çok takdirname ve nakdi mükafatla ödüllendirilir. Milli Eğitim Bakanlığı sicil numarası 150'dir. Yozgat Halkevi adına mes'ül müdürü ve başyazarı olduğu Bozok mecmuası'nı çıkararak umumi kültürün gelişmesine katkıda bulunur.

M. Vehbi Ulusoy Yozgat Lisesi fizik öğretmenliği görevi sırasında, bir kısmını Balkan Harbi'nde kapatılan Manastır Lisesi'nden getirdiği zengin deney araçlarından oluşan ve tüm Türkiye'ye örnek olan bir fizik laboratuvarı kurmuş ve öğrencilerine de deneysiz fizik olmayacağını, kainattaki bütün olayların ve hayatın fizik kuralları ile açıklanabileceğini öğütlemiştir. Atatürk 4 Şubat 1934'te Yozgat'a ikinci gelişinde liseyi ziyaret etmiş ve savaş yıllarından tanıdığı Vehbi Ulusoy'u hatırlayarak geçmişte Milli Mücadele'de şimdi ise milli eğitimde millete hizmet aşkıyla hareket ettiğini görerek memnüniyetlerini bildirmiştir.

M. Vehbi Ulusoy devlet ve millet hizmetine gönderdiği sayısız öğrencilerinin yanısıra Çorum ve Kayseri Milli Eğitim Müdürlükleri esnasında 40 ilkokul binası açmış, eski okulları atelye ve müzelerle modernize etmiş, açtığı kitap sarayları ve okuma odaları ile milli kültürün gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Çorum'da harf inkılabı sırasında vilayetin bütün memurlarını okur yazar hale getirmiştir.
1955 yılında Yozgat Lisesi fizik öğretmenliğinden emekli olan Vehbi Ulusoy üç ayrı izdivaç yapmış ve bu eşlerinden; içlerinde öğretmen, doktor, mühendis ve profesör olan 8 çocuğu dünyaya gelmiştir.

M. Vehbi Ulusoy 21 Ekim 1970'de 79 yaşında iken Ankara Tıp Fakültesi Hastanesi'nde vefat etmiş ve Yozgat Taşköprü Mahallesi'nde Dedikli Camii sokağındaki evinin yanında bulunan caminin kabristanına defne-dilmiştir.

Kaynak:
Prof. Dr. Mutahhar ULUSOY (Oğlu)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:30

17. MOLLA HÜSREV
d. Yozgat ?-öl. İstanbul 1480


Asıl adı Mevlana Muhammed Bin Feramurz Molla Hüsrev olup, Fatih Sultan Mehmed zamanında yaşamıştır. 1956 yılma ait bir takvim yaprağında kayıtlı bilgilere bakılırsa Molla Hüsrev'in Yozgat'ın Yerköy kazası civarındaki bir Türkmen aşiretine mensup olduğu kaydedilmektedir. Fakat doğum tarihi bilinmemektedir.

Molla Hüsrev, Haydar-ı Hırevi hazretlerinden ders görür ve tahsilini bu suretle tamamladıktan sonra Edirne'deki Şah Melik Medresesi'nde müderrisliğe başlar. Yine Edirne'de Çelebi Medresesi'nde müderris olan kardeşinin vefatıyla bu medrese de uhdesine verilir. Varna Muharebesi öncesinde Kazaskerliğe getirilir. Osmanlı Ordusu'nun şert işlerini yürütmeye başlar. Bu muharebe sonrasında Sultan II. Murad'ın tahtı, oğlu II. Mehmed'e bırakmasından sonra da aym göreve devam eder. Molla Hüsrev ve II. Mehmed arasında zamanla samimi bir bağ oluşur. Kosova Muharebesinden önce II. Mehmed'in tahtı babası II. Murad'a bırakmasıyla Molla Hüsrev de genç padişahla birlikte Manisa'ya gider.

İstanbul'un fethinden sonra buranın ilk kadısı Hızır Bey'in vefatı üzerine, Molla Hüsrev İstanbul'un ikinci kadısı olur. Daha sonra Galata ve Üsküdar kadılıklarıyla Ayasofya Medresesi de uhdesine verilir. Molla Hüsrev 1460 yılında Şeyhülislam olur. 20 yıl bu görevde kaldıktan sonra 1480 yılında vefat eder. Mezarı Bursa Zeyniler'deki kendi medresesinde-dir. Vefatına şu tarih düşülmüştür:

"Mate reisü'l-ulema" (m. 1480, H. 885) Fatih, Molla Hüsrev'i çok sever ve "Zamanımın Ebu Hanifesidir" diye iltifat eder. Bir toplantıda Fatih, sağ yanına Molla Gürani'yi, sol yanına da Molla Hüsrev'i oturttuğu için Molla Hüsrev padişaha küserek Bur-sa'ya gider. Padişah da bunun üzerine Şeyhülislamlık makamını uhdesine vererek gönlünü alır.
Molla Hüsrev halk tarafından da çok sevilir. Öyle ki derse gideceği zaman ahalinin onu büyük bir coşkuyla evinden alıp omuzlan üzerinde medreseye kadar götürdüğü söylenir.
Molla Hüsrev çok mütevazı biridir. Birçok hizmetçisi olduğu halde odasını kendisi süpürür ve mumlanm yakar.

Şiirlerinden yalnızca şu matla'ları günümüze kadar gelmiştir:

Bu çeşmim çeşme-sazını hunin akar yaşı
Meğer var ise o aynın ciğer dağında deryası

Beyanı Tezkiresi'nde böyle geçerken, Kınalızade Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-şuara'sında başka bir varyantı vardır:

Bu çeşmim çeşmesarının aceb durmaz akar yaşı
Meğer var ise ol aynın bela dağındadır başı
Başıma bezm-i gam-ı aşk cam-ı efser yeter
Zahm ile kanlı pirahen kaba-yı zer yeter
Sen düşünce gülşende diba-yı çemende laleler
Külhan-ı gamda bana ahker-levha göster yeter

Eserleri:

1) Şerh-i Miftah
2) Telvih'a Haşiye
3) Usul-i Pezdevi
4) Evail-i Tefsir ve Mutavvele Haşiyeleri
5) Dürerü'l-Hükkam fi Şerhi Gureri'l-Ahkam
6) Mirkat ve MiıAat
7) Nakdü'l Efkar fi Reddi'l-Enzar
8) Tesmiye
9) Ahbarü'n-Nübüvvet
10) Fıkıh
11) Usul
12) Belagat
13) Mantık (Alaaddin Rumiden Şerh)

Kaynak:
Abdülkerim ABDÜLKADİROĞLU koleksiyonundan bir yazma.
Kınalızade, c. 1, s. 335-336.
Beyanı, varak 28b. Devha, varak 51b-52a. Salname III, s. 328-329. aşık Ç. Varak 267a.

18. OSMAN EFENDİ
d. Yozgat ?-öl. ? 1826 (H. 1242)


Müderris ve Üsküdar Mollası olup, Mayıs 1812'de taşraya gönderilir. Haziran 1826'da vefat eder.

Kaynak: S.O., c. 3, s. 440.

19. OSMAN NURİ
d. Yozgat 1849 (R. 1263)-öl. ??


Yozgat Meclis-i Kebir azası Mustafa Hayri Bey'in oğlu olup 1849'da Yozgat'ın Taşköprü Mahallesi'nde doğar. Lakabı Derviş Ağazadedir.
İlköğrenimini mahalle mektebinde tamamladıktan sonra Demirli Medrese'de tahsiline devam eder. 1879'da Harputi Şevki Efendi'den icazetname alır. 1866'da Taşra Devriye Müderrisliği rüusunu kazanır. Daha sonra İstanbul'da Altu Ay Medresesi'ne girer ve Şirvani Mehmed Halis Efendi'den de icazetname alır. 1904'te Yozgat Darü'l-Muallimini'nden itimadname alır.
Osman Nuri Efendi Yozgat Cami-i Kebiri'nde şer'i ilimleri öğretir. 1915-1916 yılları arasında Yozgat'ta müderrislik yapar. Arapça'ya vakıftır. Osman Nuri Efendi'nin vefat yeri ve tarihi bilinmemektedir.

Kaynak: DİYB. Gayr-ı faal nu. 826.

20. ŞEYH MEHMED EFENDİ
d. Yozgat ?-öl. Kayseri 1797 (H. 1212)


Selatin Cami vaizlerindendir. Ayasofya Kürsü Şeyhi olur. 17 Eylül 1792 tarihinde Kayseri Müftülüğü'ne tayin olunur. Ocak 1797'de Kayseri'de vefat eder.

Kaynak: S.O., c. 4, s. 270, Meşahir, s. 111.

21. YUSUF BAHRİ GEVREK (Gevrekzade Yusuf Efendi, Hoca Dede)
d. Yozgat 1870 (H. 1287)-öl. Yozgat 1961


İlmiyye sınıfına mensup müderris Mehmed Nuri Efendi'nin oğlu olarak 1870 (H. 1287)'de Yozgat'ta doğar. İlk medrese tahsilini ve hıfzını tamamlayarak Arapça ve Farsça'yı dedesinin medresesinde, babasından öğrendikten sonra Kayseri'ye gider. Orada devrinin meşhur alimlerinden ve Müderris Emin Efendi'den de dersler alarak icazetname almaya hak kazanır ve Yozgat'a döner.
Yusuf Bahri Efendi'nin ilk görevi Akdağmadeni Şeriyye katipliğidir. Daha sonra Yozgat'da Müftü M. Hüsnü Efendi'nin yanında müsevvidlik yapar. Bilahire Çapanoğlu Camii İmam-Hatipliği'ne geçer ve burada 42 yıl görev yapar.
Hoca Yusuf Bahri Efendi Arapça ve Farsça'yı iyi bilen, hafiz edip; ta'-lik ve sülüs hatlarında iyi bir hattat; aşık ruhlu bir şairdir. Bahri mahlasıyla şiirler yazmıştır. Son derece mütevazı, yumuşak huylu bir karakterin sahibidir. Ne yazık ki şimdilik şiirlerinden örnek veremiyoruz.

Yusuf Bahri Efendi geçirdiği bir ameliyat sonucunda, hastalığı sebebiyle 1948 yılından itibaren devamlı izinli sayılmış ve 1961 yılında Yozgat'ta vefatı üzerine Çatak Mezarlığındaki babasının mezarının yanına defnedilmiştir.

Kaynak: Dr. Ali Şakir ERGİN'in notları.

22. YUSUF ZİYA ÖZER
d. Akdağmadeni 1870-Öİ. ? 1947


Bilim adamı ve yazar Yusuf Ziya Özer 1870 yılında Akdağmadeni'nde doğar. Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre adliyede çalışır. Sırasıyla Hukuk İşleri Müdürlüğü, Deniz Ticareti Mahkemesi Başkanlığı yapar. Sonraları İstanbul Hukuk Fakültesi Ceza Usulü öğretim üyeliğine geçer. Albert Sorrel'in "17. yy.'da Şark Meselesi, Akdeniz Meselesi, Anadolu'nun Taksimi" adlı eserlerini Türkçe'ye çevirir. Ceza Usulü ilkeleri üzerine iki ciltlik bir eser yayınlar. Ayrıca tarih ve dil alanlarında da incelemeler yapmıştır. Yunan dilini incelerken Türkçe kelimelerin çokluğundan yola çıkarak Akdeniz'in Türk medeniyeti tesirinde bulunduğu neticesine varır. Bu düşüncesini "Yunan'dan Evvel Türk Medeniyeti" adlı eserinde savunur. Aynı tezi genişleterek "Ariler ve Turaniler" adıyla Leipzig'de Almanca olarak bastırır. Bu eseri Türkçe'ye çevrilmemiştir. Eserin ikinci cildi "Samiler-Turaniler" adı altında toplanmıştır. Yusuf Ziya Bey daha sonra Mısırlıların tarihini yazar. Türk Tarih Kurumu üyeliği yapar, istanbul Hukuk Fakültesi tarih profesörlüğü sırasında Eskişehir'den milletvekili seçilir. Emekli olduktan sonra da tarih ve dil konularında araştırmalarını devam ettirir. Yusuf Ziya Özer 1947 yılında vefat eder.

Kaynak: Yurt A., C. 10. s. 7700.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:30

B. ŞAİRLER 1. AKİF PAŞA
d. Yozgat 1787 (H. 1202)-öl. İskenderiye 1845 (H. 1261)


Aymtabizade Kadı Mehmed Efendi'nin oğlu olup 1787'de Yozgat'ta doğar. Tahsilini özel hocalar yanında tamamlar. Yozgat ayam Cebbarzade Süleyman Bey'in divan katipliğini yapar. Süleyman Bey'in ölümü üzerine 1813'te İstanbul'a gelerek amcası Reisü'l-Küttab Mazhar Mustafa Efendi'nin yardımıyla Divan-ı Hümayun Kalemi'ne girer. Burada altı ay çalışır ve hizmeti takdir edilerek Amedi Odası'na geçer. 1825'te Amedci, 1827'de Beylikçi, 1812'de Reisü'l-Küttab olur, 1835'de bu dairenin adı Umur-ı Hariciye Nezareti olunca Efendi ünvanı ve Vezirlik rütbesiyle ilk Hariciye Nazın olur.

Kadıköy'de avlanırken kaza ile bir Türk çocuğunu yaralayan Morning Herald Gazetesi'nin İstanbul muhabiri William Churchill'i hapsettirmesi üzerine olaya İngiliz Büyükelçiliği müdahale eder ve hastalığı bahane edilerek 1836'da azledilir. 1837'de rakibi Pertev Paşa Mülkiye Nazırlı-ğı'ndan azledilince onun yerine aynı göreve tayin olunur. Nezaretin adını adab-ı ubudiyete (kulluk edeplerine) münafi bularak Dahiliye olarak değiştirir. Pertev Paşa'nın adamlarından Rauf Paşa'ınn sadrazam olmasıyla, altı ay bulunduğu bu görevden azledilir. 1839'da Kocaeli Mutasarrıflığına tayin olunur; ek olarak Bursa, Bolu, Eskipazar ve Balıkesir sancakları da idaresine verilir. Halkın şikayetleri öne sürülerek rütbeleri sökülüp 1840'da üçüncü defa azledilir ve Edirne'ye sürülür. Yapılan muhake-me sonucunda iki yıl sürgün cezasma mahkum edilir. 1842'de Şehzade Abdulhamid'in doğumu münasebetiyle Sultan Abdulmecid'e sunduğu bir tarih manzumesinden dolayı affedilerek İstanbul'a döner. 1845'te Hacc'a gider. Dönüşünde İskenderiye'de gemiye binerken hastalanır, aynı sene vefat eder. İskenderiye'de Danyal Peygamberin makamı yakınlarına defnedilir.
Akif Paşa şiirde yeni konulan işlemiş fakat şekil olarak klasik ve halk şiiri nazım şekillerini kullanmıştır. Kendisi Halveti tarikati'nin Şabaniye kolunun Çerkeşiye şubesine mensuptur.

Eserleri:

1- Tabsıra
2- Münşeat-ı Elhac akif Efendi ve Divançe.
3- Eser-i akif Paşa
4- Muharrerat-ı Hususiyye-i Akif Paşa
5- Risaletü'l-Firasiyyeve's-Siyasiyye

Şiirlerinden Örnekler:

Kutb-ı alem Çerkeşi Şeyh (pirim) elhac
Mustafa Kim tarik-i Halveti'de olmuş idi reh-nüma

Pertev-i nur-ı kemali şöhre-i afak olup
Dergeh-i valası oldu ehl-i hale mülteca

Su-be-su yenbu-ı feyz-i himmetin icra ile
Eyledi onbir halifeyle cihana es-sala

Yetmiş üç yaşında emr-i "Ircü" varid olup
Edicek aramgahın gülşen-i mülk-i beka

Düşdi bir tarih akif bendesinin kalbine
Hu deyip firdevs-i vasla erdi pirim Mustafa

MERSİYE

Tıfl-ı nazeninim unutmam seni
Aylar günler değil geçse de yıllar
Telh-kam eyledi fırakın beni
Çıkar mı hatırdan o tatlı diller
Kıyamaz iken öpmeğe tenin
Şimdi ne haldedir o gül bedenin
Andıkça gülşende gonca- dehenin
Yansın ahım ile kül olsun güller
Tegayyürler gelip cism-i simine
Döküldü mü siyah ebru cebine
Sırma saçlar yayıldı mı zemine
Dağıldı mı kokladığım sümbüller

Feleğin kinesi yerin buldu mu
Gül yanağın reng-i ruyu soldu mu
Acaba çürüdü toprak oldu mu
Öpüp okşadığım o nazik eller

Kaynak:

B. Larousse, c. 1, s. 275.
Fatin, s. 271-273.
İnal, s. 69-77.
Klasikler, c. 1, s. 252-253. M. Larousse, c. 1, s. 232-233.
O.S.M., c. 2, s. 324.
Osmanlı Araştırmaları., S. IV, s. 330-331. TDVİA. c.2, s. 261-262.
Yozgat'ta Halk Ş. s. 47-50.

2. AZİZ BEY
d. İst. 1848 (H. 1264)-öl. İst. 1916 (H. 1332)


Asıl adı Mehmed Aziz'dir. Hicaz eski valilerinden Yozgatlı Vecihi Paşa'nın oğlu olup Ağustos 1848'de İstanbul'da doğar. Hususi hocalardan Arapça, Farsça ve dini ilimleri tahsil eder. 1864'te babası ile Hicaz'a gider ve valilik yazı işleri müdür vekili olur. 1867'de babasının ölümü üzerine yurda döner. Meclis-i Vala Kavanin Dairesi Kalemine girer. Şurayı Devlet teşkilinde evvela mülazimliğe, daha sonra muavinliğine ve azalığına yükselir. İntihab-ı Memurin ve tesri-i Muamelat Komisyonları'nda azalık yapar. Tahkikat için Trabzon'a ve depremde zarar görenlere yardım için Balıkesir'e gönderilir. Sırasıyla ula Sınıf-ı Evveli Rütbesi, Birinci Rütbe Mecidi, İkinci Rütbe Nişanları ve Altın Liyakat Madalyası verilir.
16 Ocak 1910'da emekliye ayrılılr. Uzun süre felçli yaşar. 25 Haziran 1916'da vefat eder. Rumeli Hisarı Kabristanına defnedilir.

GAZEL

Getir piyaleyi rindane ülfet eyleyelim Seninle nuş-ı şarab-ı mahabbet eyleyelim
Bahardır (gel) gidelim sakiya çemenzara Safa-yı bal ile bir hoşça sohbet eyleyelim
Getir getir demidir bade-i ferruh-bahşı Bu vakt-i fursatı add-i ganimet eyleyelim
Varup o gonce-femin andelibe gülşende Gam-ı firakını bir bir hikayet eyleyelim
Gumum-ı gurbeti terkin zamanı kıldı hulul Vatan diyanna artık azimet eyleyelim
Kaza huzuruna yarin eriştirirse bizi Hadeng-i gamzelerinden şikayet eyleyelim
O bi-vefayı bilirken vefa nedir bilmez Nasıl rakibimize atf-ı töhmet eyleyelim
Kenar-ı vasla çöküp yar-ı işve-perdazı Cihanda biz de Aziza rekabet eyleyelim.

Kaynak: İnal, s. 26. 3.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:31

DERUNİ
d. ? 19. yy. sonları-öl. Akdağmadeni 1946


Aslen Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinden olan Deruni'nin kendisinin mi yoksa atalarının mı Akdağmadeni'ne gelip yerleştikleri bilinmemektedir. 19. yy.'ın son çeyreğinde doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Hüseyin Avni Başok olan Deruni, "Hacı Kardeş" lakabıyla da tanınmaktadır. Deruni 1946 ydında Hacc'a gider ve aynı yıl Akdağmadeni'nde vefat eder.
Deruni'nin şiirleri eski harfli bir defterde toplanmıştır. Şiirlerinden onun iyi bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Deruni şiirlerinde dini ve tasavvufi konuları işler.

Kıl Hakk'a ibadet etme tembellik Halık emrini tut eyleme benlik
Bu dünya yalandır ne sen (ne) benlik Ey nefis eyleme dava-yı benlik
Nice şahlar yatar gördüğün yerde Kibr ile uğratma başını derde
Zikreyle Allah'ı şam u seherde Ey nefis eyleme dava-yı benlik
Haramla besleme nazenin teni Pek temiz yarattı Halık'ın seni
Kirletme azizim ol saf bedeni Ey nefis eyleme dava-yı benlik
Şüpheli lokmayı hem dahi yeme Gördüğün ayıbı gayrıya deme
Bugünün fırsatın yarına koma Ey nefis eyleme dava-yı benlik

Kaynak: Yozgat'ta Halk Ş. s. 57-59.

4. EDİB BEY
d. Yozgat 1859 (R. 1275)-öl. Kayseri 1925 (R. 1341)


Asıl adı Mustafa Edib olup, Çapanoğulları'ndan Akdağmadeni Kaymakamlığından emekli Osman Nuri Bey'in oğludur. 1859'da Yozgat'ta doğar.
Edib Bey tahsilini Yozgat ibtidai ve rüşdi mektepleri ve Demirli Med-rese'de tamamlar. Tahrirat kalemindeki memuriyetiyle devlet hizmetine girer. Daha sonra sırasıyla evrak memurluğu, muhasebe başkatipliği, Akdağmadeni ve Sungurlu Kazaları mal müdürlükleri, kaymakamlıkları; Dersim, Çorum ve Yozgat Mutasarrıflıkları Vekaleti, Nablus ve İçel Mutasarrıflıkları görevlerinde bulunur. Bulunduğu her yerde yararlı işler yapar, imara önem verir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla Yozgat mebusu seçilir. 1920 yılındaki Yozgat isyanı sebebiyle Kayseri'de ikamete mecbur edilir. 1925'te Kayseri'de vefat eder.
Şiirleri Mecmuayı Eş'ar ismiyle yayınlanmıştır.

KIT'A

Reng-i ruhsarına gül derse rakib aldanma ab-ru dökmesine payine asla kanma
Hüsn-i ta'lil ile tahsil-i meram eylemedir
Herkesin her sözünü ayn-i hakikat sanma

Reşid akif Paşa'ya yazdığı kasideden:

Gam değildir deseler de kudemaya peyrev
Hüsn-i tasvirimi takdire gerek hüsn-i nazar

Söylemiştir kudema nazm ile birçok hikmet
Bize kafi mi değil öyle hakimane eser
Hugo'nun sözlerini dinleyemem hem girmez
Guş-ı takdirime medheyleseler de ne kadar

Var iken bizde nice nazım-ı hikmet şair
Neye taklide seza olmalı Lamartinler

Anlara peyrev olanlar ola dursun varsın
Öyle jülide-edayı kim okur kim dinler

Her gönül başka bir üsluba olup üftade
Muhtelif suret ü sima gibi efkar-ı beşer

Nazm-ı Nefi'de olan şiveye meftunum ben
O firengane edada bu selaset ne gezer

Anların da görünür sözleri rengin amma
Berg-i zakkum ile bir mi tutulur gonca-i ter

Söylemiş ehl-i dilin birisi böyle evvel
Hüsn-i ta'bir verir maniye hüsn-i diğer
Var mı bir şair-i Efrenc Fuzuli-asa
Reşehat-ı kaleminden dökülür hikmet-i ter

Abdülhalim Memduh ile müşterek gazel:

M. Tali' o rütbe etti ki cevr ü cefa bana
E. Bir dem müyesser olmadı gamdan seha bana

E. Devran o denli mest-i mey-i ye's etti kim
M. Hisseylemem gelirse de şevk u safa bana

M. Ben görmeden cihanı daha bu garibtir
E. Dehşetle baht-ı şahtım ile arz lika bana

E. Cay-ı huzur şimdi bana kuşe-i ferağ
M. Geldi cihanı görmeden artık gma bana

M. Fikrim hata-yı alemi seyretti dideden
E. Galib gelince dildeki hubb-ı siva bana

E. Yine bende itmam-ı kusur etti endişem
M. Kendi hatalarımdan edüp ibtida bana

M. Kendimden özge kimseyi töhmetli görmedim
E. Gönlüm esir-i derd ü gam olsa reva bana

E. Lahik olunca hatıra efalim anladım
M. Eyvah kim benim yine bar-ı bela bana

M. Ne eylesin bu benliği benden veren azim
E. Olma gönül bu acz ile hest-i hüma bana

E. Bari bir ehl-i fazla olaydım esir ben
M. Zillet eğerçi lazım ise mutlaka bana

M. Hüzn ü sürür bahş-ı tekellüfte bir gelir
E. Yeksan çıkar netayic-i zevk ü ana bana

E. Sevk etti müktezası zamanın tenezzüle
M. Zahmet verir idiyse de lutf-ı ata bana

M. Memduh o rütbe ünsiyet ettim ki ye's ile
E. Vermez kemal-i neş'e mey-i dil-güşa bana

E. Bast-ı simat-ı ayşa heves kalmadı
Edib M. Hisseylemem gelirse de şevk u safa bana

Kaynak: İnal c. 1, s. 274-275.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:32

5. FENNİ
d. Yozgat 1850 (H. 1267)-öl. Ankara 1920 (H. 1337)


Yozgatlı Sadık Efendi'nin oğlu olup 1850'de Yozgat'ta doğar. Asıl adı Mehmed Said'dir. Yozgat'ta Demirli Medrese'de tahsilini tamamlar. Amcasının oğlu Ömer Ragıb Efendi'den Arapça ve Farsça dersler alır. 1873'te Yozgat İdare Meclisi Başkatipliği ile, tahrirat katipliği gibi görevlerle uzun müddet Kayseri ve Ankara'da bulunur. Son görevi olan Ankara İdare Meclisi Başkatipliğini kendisine layık görmeyerek istifa eder. 27 Haziran 1920'de vefat eder.

Fenni iyi bir şair olduğu gibi hattatlık ve hakkaklıkta da üstad olarak tanınmıştır. Ayva yaprağına yazı ve pirinç tanesine ihlas suresi yazmıştır. Şiirlerinin bir kısmım hece vezni ile yazmıştır. Tek nüsha olan divanını Dr. Ali Şakir Ergin yeni harflere çevirerek 1996 yılında yayınlamıştır.

Nabi merhuma tahmisen yazılan Na't-ı Şerif-i Nebevi:

Medar-ı gavs-ı vuslat hayyiz-i arş i'tiladır bu Makam-ı fevz ü rahmet mahfel-i feyz ü rızadır bu Ne rütbe arz-ı ta'zimata sa'y etsen sezadır bu Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Hudadır bu Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa'dır bu

Melekler ser-te-ser bu hıttanın firaş-ı hakidir Bütün kerrubiyanın tütiyası hak-i pakidir. Şu mihr-i alem-ara zerresinin tab-nakidir Felekde mah-ı nev Babü's-Selamın sine-çakidir anın kandilidir hür matla'-ı nur-ı ziyadır bu

Vücudu olmasaydı ger şühud iklimine vasıl Olurdu hilkat-i eşyaya tarik-i 'adem hail Vücudu kainata ba'is-i feyz oldu ve'l-hasıl Bu hakin pertevinden oldu deycur-ı 'adem zail Imadın açtı mevcudat çeşmin tutiyadır bu

Adil olmaz bu hake misk-ezfer kadr ü kıymette Ser-a-ser nur ile tahmir edilmiş dest-i fıtratta Tecavüz etti kat kat atlas-ı çarh-ı saadette Habib-i Kibriya'nın hab-gahıdır fazilette Tefavv'uk-kerde-i arş-ı cenab-ı Kibriyadır bu

Makardır Fenniya bu arz-ı akdes bir şehinşaha Değişmem bir avuç toprağını hurşid ile maha Muhakkak feyz alır kim yüz sürerse bu feyiz-gaha Müra'at-ı edeb şartıyla gel Nabi bu dergaha Metaf-ı kudsiyandır busegah-ı enbiyadır bu.

GAZEL

Halimi canamma arzeylesem şekva çıkar Etmesem sabr ü tahammül etsem istiğna çıkar
Ah ne müşkül derd imiş dilde mahabbet saklamak Söylesem diğer, sükut etsem diğer ma'na çıkar
Bir hakiki iltifatın görmedim görsem bile Ruz ise asar-ı hülya şeb ise rü'ya çıkar
Ben ne rütbe ağlasam olsam talebkar-ı visal Merhametsiz kafirin ağzından ancak la çıkar
Kabre girsem de kalır aşkı benimle payidar Yani ben ölmekle benden sanma bu sevda çıkar
İşve-bazım tıfl-ı nevresken tanırdım ben seni Der idim şu pembe ten bir şuh-ı müstesna çıkar
Zübdedir asar-ı kilk-i zülfünunun Fenniya Şerh olunsa dürlü dürlü nükte vü ima çıkar.

Bazı beyitleri:

Bi-nikab u ba-nikab arz-ı cemal eyledi yar Geh hilali bedr ü geh bedri hilal eyledi yar
Ma'rifet bi-aşk olan dilde tecelli eylemez Şemse maruz olmayan meyve mutlak ham olur
Cevr-i devre kıl tahammül tiz geçer bu kara gün Fenniya vakt-i zemistanda çabuk akşam olur.

Kaynak: Fenni Divam, s. 81, İnal s. 391-392 Yılların izi s. 172. 6.

GAMLİ
d. Yozgat 1883-Öl. Yozgat 1934


Asıl adı Bekir Durak Gülsoy'dur. Tahsilini Yozgat'ta Divanlızade Ali Efendi Medresesi'nde tamamlar; babası ölünce Sağır Mustafa Ağa Camii'ne imam olur.
Şiir söylemeye medrese yıllarında başlar, fakat şiirlerini topladığı defterini ailesi yakınca bir daha şiir söylememeye yemin eder. Hüzni'nin arkadaşı olan Gamli'nin ömrü fakr u zaruret içinde geçer. 1934 yılında Yozgat'ta vefat eder.

Yine tazelendi yüreğimde yare Ciğer yanar özüm ağlar göz ağlar Seherde bülbüller başladı zare Ciğer yanar özüm ağlar göz ağlar
Seher yeli eser kıble semtinden Bülbül figan eder gül hasretinden Gözlerim kan döker yar firkatinden Ciğer yanar özüm ağlar göz ağlar
Açar gülistanın gülleri kokar Bülbül feryad ile gülşeni yakar Yaralı sinemden durmaz kan akar Ciğer yanar özüm ağlar göz ağlar

Kaynak: Yurt A. c. 10, s. 7963. 7.

GÜL HALİM
d. Yozgat 1855/1856-Öİ. Yozgat 1908/1910


Yozgat merkez ilçeye bağlı Karga köyünde 1855 veya 1856 yılında doğmuştur. Babasının adı Mehmed'dir. 1908 veya 1910 yılında ölmüştür.
Hakkında, günümüze kadar gelen rivayetlere göre Gül Halim şiir söylemeye aşk şerbeti içerek başlar. Şiirlerini irticali olarak söyleyen Gül Halim tahsil görmemiş olup ümmidir. Genellikle köyünden dışarı çıkmadan yaşayan, dini şahsiyeti hakkında bir iki menkabe de teşekkül eden Gül Halim'in şiirlerinde dini konular ağır basmaktadır. Şiirleri hece vezninde ve koşma şeklindedir.
93 Harbi olarak bilinen Türk-Rus Savaşı'na katıldığı, bu savaşı anlatan destanından anlaşılan Gül Halim'in şiirleri ve hayatı hakkında başkaca bilgi bulunmamaktadır.

Beni bana koymaz aşk-ı derunum Serimi sevdana saldım ağlarım Gün-be-gün artmakta aşk-ı derunum Sinemi aşkınla deldim ağlarım
Gamın çekmek ile kaddim oldu dal Şahlık eksiliyor artmada melal Vatanım çeşmime görünür hayal Diyar-ı gurbette kaldım ağlarım
Mecruh çeşmimin selvanı taştı Derd-i gam deryası serimden aştı Gönül sefinesi girdaba düştü Hülasa çare yok bildim ağlarım
Gayet de ahvalim oldu mükedder Soyunup dağlara düştüm müesser Şadlık olmadı hala müyesser Cihana geleli daim ağlarım
Mehmed oğlu Gül Baba Halim adımız Asumana çıktı ah u feryadımız Cenazeme gelmeye yoktur evladımız Ölümüz meydanda kaldı ağlarım

Kaynak: Yozgat'ta Halk Ş., s. 78-80.

8. GÜLŞANİ
d. Yozgat 1878-öL Yozgat 1918


Yozgat'ın Dedik köyünde doğar. Dalmızrakoğulları ailesine mensubdur. Üç yaşında çiçek hastalığına yakalanır ve ama olur. Bu yüzden öğrenim göremez. Evlerinde düzenlenen toplantılarda aşıkları dinleyerek bilgisini geliştirir ve deyişler söylemeye başlar. Sesi ve saz çalmadaki ustalığıyla kısa sürede ünlenir. Özellikle içtimai konulu şiirleri ve yergileriyle dikkatleri üzerine çekmiştir.
Gülşani'nin asıl adı Hafız'dır. 1918 yılında Yozgat'ta vefat eder.

Bir fukara keşf-i keramet olsa Müzevir insana ahbab denilir, Zengin kapısında bir hayvan ölse, Eyvah yazık gönlü harab denilir
Fukarayı baş köşeye sürmezler, İyi yere münasebet görmezler, Ak sakallı olsa bir yer vermezler, Fukara ayağı türab denilir
Fukara durmayıp hizmet yetirse, Yüklese de gam yükünü götürse, Zengin bir mahalden beygir getirse, Bu halis küheylan arap denilir

Kaynak: Yurt A. c. 10, s. 7692-7693-Yozgat'ta Halk Ş., s. 82-84.

9. HİLMİ EFENDİ
d. Yozgat 19. yy.-öl. Yozgat 19. yy.


Yozgat'ın Fakıbeyli köyünde doğar. Plevne Savunmasında bulunur ve altı ay müddetle Rusya'da esir kalır. EAareti sırasında gördüklerini destan şeklinde şiire aktarmıştır. Hilmi Efendi 19. yüzyılda vefat eder, fakat ölüm tarihi de doğum tarihi gibi kesin olarak belli değildir.

DESTAN

Allah Allah deyu asker-i İslam Pusudan çıktılar yoktur hiç kelam Birbiri ardınca hücum başladı Karıştık küffara cevlanımız var
Başıbozuk asker birden yürüdü Başlarım Nuh'tan tufan bürüdü Kafire galip gelip imdad verildi Bin yaşa Osman Paşa ünvanın var
Sabahtan akşama kavgalar olup Laşe-i küffardan dereler dolup Asakir-i İslam geriye dönüp Lakin pek çok şehidimiz var

Kaynak: Şair ve Yazarlar, s. 173-174-Yozgat'ta Halk Ş., s. 90-93
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİ YOZGATLI ŞEYHLER, BİLİM ADAMLARI VE ŞaİRL

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 18:32

10. HİMMETİ
d. Yozgat 19. yy.-öl. Yozgat 19. yy.


19. yy.'da Yozgat'ta yaşadığı, iyi bir tahsil gördüğü ve Tokatlı Nuri'nin muasırı olduğu gibi bilgilerin dışında, hayatı hakkında fazlaca bir bilgi bulunmamaktadır. Mahmut Işıtman tarafından yayınlanan sekiz şiirinin ikisi aruz vezniyle divan şeklinde olup diğerleri on heceli koşma şeklindedir.

KOŞMA

Bir yol görsem deyu arzu çekersin Dursan ikrarında iki dinli yar Nerde görsen kaşın gözün eğersin Ne bu eğri bakış deve kinli yar
Bir taze civandır on üçtür sinni İnadına kavı muhkemdir dini Değil Tarsus, Adana'yı Mersin'i Nice canlar yaktın pek elvanlı yar
Himmeti der sıdk u sadık sanırım Bunca yıldır ateşinle yanarım Bin güzel içinde görsem tanırım Yosma kıyafetli al mintanlı yar

DİVAN

Nev-civansın nazeninsin dil-rübasın sevdiğim Reha-tersin, tazesin, nazik-edasın sevdiğim
Bu nezaket sende var cana mahabbet bende var Bi-kusursun bpyle bir melek-simasın sevdiğim
Mest olur mestane çeşminden nice aşüfteler Kadd-i bala kendi rana bir hümasın sevdiğim
Meclis-i uşşaka teşrifinle ey şuh-ı cihan Gül gibi handan edersin aşıkamn sevdiğim
Ya nasıl can vermezsin rahında cana Himmeti Şule verir ay gibi ruy-ı ziyasın sevdiğim

Kaynak: T.FA. 'Yozgatlı Himmeti" S. 259, Şubat 1971, s. 5889-5890.
Yozgat'ta Halk Ş., s. 94-95-96.

11. HÜZNİ
d. Yozgat 1879-Yozgat 1936


1879 Yozgat'ın Aşağı Nohutlu Mahallesi'nde doğar. Keşşafzade Meh-med Derviş Efendi'nin oğlu olup asıl ismi Mehmed Bahaeddin'dir. Doğum tarihini şu dörtlükle söyler:

Kişver-i imanım tatar-ı sevda
Akl u fikrim ile eyledim yağma
Yaşım elli didi tarih tam şeha
Hızbi-veş buldum gel şifa-yı aşkım

Hüzni dört yaşında iken babasını kaybeder. Akrabalarının yanında ibtidai ve idadi mekteplerini bitirir. Daha sonra Sağır Mustafa Ağa Medresesi'ne kaydolursa da dördüncü sınıfta iken ayrılarak Yozgat Mahkeme-i Şer'iyyesi'nde zabıt katipliğine başlar. 1906'da asker olarak gittiği Haymana'da imamlık yapar. 1915'te Zile'ye gönderilir ve burada da tabur imamlığı yapar.
1918'de Edirne'ye daha sonra hastalığı için İstanbul Haydarpaşa Hastanesi'ne gönderilir. Bir müddet hava değişimi için Yozgat'a gelir ve bir daha askere gitmez. Askerliği on üç buçük yıl sürer.
Hüzni 17 Ocak 1936'da Yozgat'ta vefat eder ve vasiyeti gereğince Çamlık'ın eteklerindeki Halit Efendi bağının alt kısmındaki mezarlığa defnedilir.
Hüzni şiirlerinde aruz ve hece veznini kullanmıştır. Heceyle yazdığı şiirleri genellikle İlli olmakla birlikte 7 ve 8'li hece kalıplarını kullandığı da olmuştur. Bazı şiirlerinde Hizbi mahlasını kullanır.

Eserleri: A

Kendi el yazısıyla yazılmış üç eseri vardır ki bunlar basılmamıştır:

1- Hüzni Divanı 1: 235 sayfa olup 230 şiirden oluşur. Bunların 38 tanesi aruzla ve gazel, şarkı, kalenderi, murabba, muhammes, müseddes nazım şekilleriyle yazdığı şiirlerdir. Hece vezniyle yazdığı şiirlerinde de koşma, semai, destan şekillerini kullanmıştır.
2- Hüzni Divanı 2: Birkaç hece şiiri hariç aruz vezniyle yazılmış şiirlerden oluşur. Müretteb olup 153 sayfadır. Bu divanında gazel, murabba, tahmis, muhammes, terkib-i bend, müstezad ve mesnevi nazım şekillerini kullanmıştır.
3- Şiir Defteri: Ekseriyetini 1. divanındaki koşma tarzındaki şiirlerinin oluşturduğu defter 96 sayfadır.

KOŞMA

Dil hab-ı gafletden bidar olursan Erişir fenadan nedamet sana Rah-ı hakikatde sıdkı bulursan Doğru gelir Hak'dan inayet sana
Tutarsan Halık'ın emrini bütün İdersin ahını ta arşa sütün Eylersen fenada çeşmini Ceyhun Erişir ukbada mükafat sana
Eyle can u dilden Halık'a hizmet Ruz u şeb it Hüzni icra-yı sünnet Hamdülillah oldun ol şaha ümmet İder ruz-ı ceza şefaat sana

GAZEL

Mihr-i hüsnün pertevi şeffafı meh-i enver gibi Hal-i hindülar felekde seb'a-i ahter gibi
Ey Hüma-meşreb cefa-cu bad-ı terk-i hayat Kal'a-i vaslın muhakkak sedd-i İskender gibi
Ben dahi vaslından itdim ba'de-za kat-ı ümid Anlaşıldı bi-mürüvvet sineniz mermer gibi
Kimseye dil itme minnet rubeh-asa ol esed Bargiran-ı hamil olma siret-i ester gibi
Bezm-i arifanda ahz it feyz-i isti'dad-ı Hak Yakmaya cehl-i maarif cismini ahker gibi
Eyle pamal ruyunu ebna-yı cins ü ihvete Gün-be-gün arta revac u kıymetin cevher gibi
Şehr-i Yozgad içre Hızbi Fenni-veş virdim nişan Seyf-i nazmım aldı meydan şöhret-i Haydar gibi

Kaynak: M. Öcal Oğuz Yozgat'lı Hüzni Ankara 1988. I. Baskı s. 90,189.

12. İBRAHİM
d. Yozgat 18. yy.-öl. ??


Sorgun ilçesine bağlı Bahadın kasabasında doğar, fakat doğum tarihi belli değildir. Ancak aşağıdaki dörtlük O'nun 18. yy.'da yaşadığına delalet etmektedir.

Bin yüz yetmiş beşe konunca sene Kül oldum ben aşkınla yana yana "Elestü"den ervah geldi bu cana İbrahim'i hak sevdaya salan yar
Dörtlükteki bin yüz yetmiş tarihi miladi olarak 1761 yılma tekabül etmektedir. Hayatı hakkındaki bilgiler efsane niteliğindedir. Bafra ve Mısır'a gittiği bilinmektedir. Yapılan derlemeler, rivayetler ve şiirlerden hareketle, onun 18. yy.'da yaşamış, aşıklığın temel prensiplerine bağlı, Alevi-Bektaşi tarikatine mensup bir şair olduğu anlaşılmaktadır.

Cemalini gördüm gönlüm şad oldu Gönül eğlencesi cemal merhaba Aktı çeşmim yaşı çaylar sel oldu Çaylar eğlencesi mihman merhaba
Pirim çıkmış Sulhüyük'te oturur Horasan'dan kösesini getirir Zemheride yanıl elma yetirir Dalına hem budağına merhaba
Yürüyen duvara dur dedi durdu Nişan olsun diye sırtını verdi Kara taşı hamur etti yuğurdu İşareti belli Bektaş merhaba
Kırlangıcın neresinde temaşa Anda biter nergizinen menevşe Bizden selam söylen Sultan Bektaş'a Orda yatan gazilere merhaba
Eydür İbrahim'im dilim dolaşık Pirini sevmeyen olur mu aşık Dün ü günü yüz sürdüğüm gök eşik ab-ı zemzem Çilehane merhaba
Kaynak: Şair ve Yazarlar, s. 204-206-Yozgat'ta Halk Ş., s. 101-105. 13.

İFŞAİ
d. ? 1845-1846-Öİ. Yozgat 1910/1911


Asıl adı Eşref olan İfşai; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Yozgat'a gelerek yerleşmiştir. Aslen Yozgat'ın Mehmetbeyli köyündendir.
Medresede tahsil gören ve hayatını Mehmetbeyli'de imamlık yaparak geçiren İfşai aynı zamanda çevresinde iyi bir hattat olarak tanınır. İfşai 1910 veya 1911 yıllarında 65 yaşlarında iken vefat eder. Ele geçen şiirlerinden genellikle hece veznini kullandığı anlaşılmaktadır.

KOŞMA

Geçer bu baharın ay yüzlü ey yar Bu nazik edalar sana da kalmaz Aşıka lazım mı her leyi ü nehar Zulümle cefalar sana da kalmaz
Açılmış goncalar hüsnün bağında Bülbül gibi kaldım gül ocağında Ağyarı cem edip sol ve sağında Ettiğin cefalar sana da kalmaz
Ben olmuşum senin hüsnün zarisi Gider gençlik geçer günün yarısı Değil midir insaf dinin yansı Bu bed maceralar sana da kalmaz
İfşai aşkından içti piyale Gözü giryan işi ah ile nale Mahşerde olunca Hakk'a havale Bu müşkül davalar sana da kalmaz

Kaynak: T.F.A., Mahmut Işıtman "Yozgat'h aşık İfşai" s. 198, Ocak 1966, s. 3967-3968. Yozgat'ta Halk Ş., s. 106-109.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir