Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı (1782-1813)

Burada Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı (1782-1813)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:14

Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı (1782-1813)

a. Bozok mutasarrıflığına tayini (1782):


Çapanoğlu Mustafa Bey'in hayatta iki oğlu bulunuyordu. Büyüğü kapıcıbaşı Ali Rıza Bey onbeş, küçüğü Ahmet ise henüz bir yaşlarındaydılar. Kardeşi kapıcıbaşı Süleyman Bey de ağabeyinin ölümünden bir süre önce İstanbul'a gitmiş bulunuyordu. H. 14 Cemaziyelevvel 1196/M. 27 Nisan 1782'de Mustafa Bey'in adamlarından Gürünlü Mustafa Ağa, Bozok sancağının Ali Rıza Bey'e verilmesi ile eski idarecilerin işbaşında kalacağım ve bölgenin iyi bir şekilde yönetileceğini merkeze bildirmiştir. Bundan esas amacın bu kişilerin çocuk yaşta sayılabilecek bir kimseyi, istedikleri gibi kullanmak ve şahsi menfaatlerini devam ettirmek olduğu anlaşılmaktadır.

Bu sırada sadrazam izzet Mehmet Paşa, Bozok sancağının devamlı olarak Çapanoğulları'nın tasarrufunda kalmasını uygun görmemekteydi. Ayrıca bu sancağın bir mutasarrıflık olarak muhafazasına muhalifti ve bir mütesellimlik şeklinde kalmasını tercih etmekteydi. Bunun için de Bozok sancağı sakinlerinden Sungurzade'nin veya Mustafa Bey'in katiplik, mühürdarlık ve hazinedarlık vazifelerini yürüten İsmail Efendi'nin Bozok mütesellimi tayin olunmasını padişah I. Abdülhamit'e arzetti.

İstanbul'da bulunan Süleyman Bey de boş durmayarak Bozok sancağı mutasarrıflığının kendisine tevcihi için Bab-ıali ve saray çevrelerinde teşebbüslere girişmiştir. Padişah başlangıçta sadrazamın teklifine taraftar görünmüş ise de ağabeyinin muhallefatının kendisine bırakılmasına karşılık bir milyon dokuzyüzbin kuruş ödemeyi Süleyman Bey'in taahhüt etmesi üzerine, devlet hazinesinin içinde bulunduğu mali sıkıntıyı hafifletmek maksadıyla onu Bozok sancağı mutasarrıflığına tayin etmiştir. Böylece 1720 yıllarından beri umumiyetle Çapanoğulları tarafından idare edilen Bozok ve havalisi yine aynı ailenin elinde kalmış oluyordu.

Kaynakça
Kitap: XVIII. ve XIX. YÜZYILLARDA ÇAPANOĞULLARI
Yazar: Özcan Mert
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:14

b. Merkezle münasebetleri (1782-1804):

Bab-ıali, Bozok sancağım Süleyman Bey'e tevcih etmekle beraber onu itaatte tutmak için gerekli tedbirleri de almayı ihmal etmedi. Çapanoğulları'ınn rakibi Canikli Ali Paş anın oğlu Mikdat Ahmet Paşa'yı 1782 Ağustosunda Çorum sancağı mutasarrıflığına tayin etti ve ayrıca Amasya sancağını malikane olarak ona verdi. Bundan başka H. 19 Şevval 1196/M. 24 Eylül 1782'de Çapanoğlu Mustafa Bey'in oğlu Ali Rıza Bey, hazinedar ve mühürdarı Hacı İsmail Efendi ile «binbaşısı» Gürünlü Mustafa Ağa'nın İstanbul'a gönderilmesini emretti. Bab-ıali'nin kendisine karşı bir tehdit olarak yeğenini ve ağabeyinin adamlarım istettiğini sezen Süleyman Bey, bu emri yerine getirmedi. Sadrazamın Bozok sancağı mütesellimliğine tayinini düşündüğü Hacı İsmail Efendi'yi 1784'te idam etti Ve Ali Rıza Bey'i 1786 yılında vukubulan ölümüne kadar Bozok'ta göz hapsinde tuttu.

1783 yılından itibaren Yeniil has voyvodası görülen Süleyman Bey (143a), Bab-ıalı'ye ödemeyi yüklendiği meblağı tediyede yavaş davrandı. İstanbul'dan aldığı çeşitli ihtarlara rağmen 1785 yılı sonuna kadar bir milyon dört-yüzyetmişdörtbin dörtyüzellialtı kuruş ödemiş ve dört-yüzyirmibeşbin beşyiizkırkdört kuruş da borcu kalmıştı. Bu arada Bozok sancağında durumunu kuvvetlen dirmeye çalışmış olan Süleyman Bey, 1785 Haziranında Sivas valiliğine getirilen Mikdat Ahmet Paşa'nın aynı yıl sonlarında Diyarbekir valiliğine naklolunması üzerine hükümet merkezi ile münasebetlerini düzeltmeye gayret etti. Bu hususta bir fırsat az sonra belirmiştir. Mısır'da Kölemen beyleri arasındaki rekabetlerin 1780 başlarında doğurduğu kargaşalığa son vermek maksadıyla 1786 yazında karadan ve denizden yöneltilen tedip hareketine Süleyman Bey'in de bin asker göndererek katılması Bab-ıali tarafından emredilmişti. Çapanoğlu bu emri yerine getirerek Rakka valisi Abdullah Paşa kumandasındaki kara ordusuna talep edilen kuvvetleri ulaştırdı.

Süleyman Bey'in davranışından memnun kalan Bab-ıali, ertesi yıl ona Çankırı sancağı mutasarrıflığını tevcih etmiştir. Zaten 1783 Temmuzunda Kırım'ı ilhak etmelerinden beri Ruslarla münasebetlerin bozulduğunu dikkate alan Bab-ıali, Rusya ile bir savaş vukuunda Çapanoğlu gibi orta Anadolu'da nüfuz sahibi olan bir kudretli kişinin asker ve zahire yardımına muhtaçtı. Bu itibarla Süleyman Bey'i taltif ederek onun devlete sadakatini sağlamlaştırmak gerekiyordu.

Bab-ıali'nin tahmin ettiği gibi 1787 Ağustosunda Rusya ve altı ay sonra da Avusturya ile savaş başladı. Bu savaşın sebebi Osmanlı İmparatorluğu'nun kaybettiği ilk İslam memleketi olan Kırım'ı geri almak istemesi idi. 1792 yılı başlarına kadar sürecek olan bu savaşlar esnasında Anadolu ve Rumeli ayan ve derebeylerinin yardımını gören Bab-ıali, Caniklileri Kafkasya cephesinde kullandığı gibi Çapanoğulları'ndan da Balkanlar'daki orduya asker ve zahire sağlamakta faydalandı. Nitekim 1.788 yılında Süleyman Bey Avusturya cephesine üçbin asker yollamış ve ardından Ankara sancağı mütesellimliğini kazanmıştır.

Abdülhamit'in 1789 Nisanında ölümü üzerine III. Selim'in Osmanlı tahtına geçmesi Süleyman Bev'i bir müddet merkezle olan münasebetlerinde temkinli davranmaya şevketti. Bu yüzden Rumeli'de devam eden savaşlar için kendisinden asker istenince ancak ikibin kişilik bir kuvvet yolladı. Genç padişahın Amasya sancağı muhassıllığını Caniklilere vermeyip eski yeniçeri ağalarından Tokat voyvodası olan Mehmet Emin Ağa'ya 1789 Eylülünde tevcih etmesi Süleyman Bey'in endişelerini giderdi. Hatta Bab-ıali'den aldığı emir üzerine 1790 yazında dörtbin askerin başında bizzat Rumeli cephesindeki orduya katıldı. III. Selim, Bozok mutasarrıfının davranışlarından memnun kalmış olmalı ki Süleyman Bey Balkan cephesinden memleketine dönmek üzere İstanbul'dan geçerken onu H. 25 Rebiyülevvel 1205./M. 2 Aralık 1790'da büyük mirahorluk payesi ve hil'atla taltif etmiştir. Cepheye giderken Bozok'a vekil bıraktığı büyük oğlu Abdülfettah Bey'e daha önce 1790 Haziramnda kapıcıbaşılık verilmişti.

Hükümet merkeziyle münasebetlerini geliştirmeye gayret gösteren Süleyman Bey, ertesi yıl da maiyyetindeki kuvvetlerle birlikte Tuna boyunda Ruslara karşı savaşmış, dönüşte sadrazam Koca Yusuf Paşa tarafından İstanbul'da kendisine merasimle samur kürk giydirilmişti. Ayrıca 1791 Eylülünde Amasya sancağı muhassıllığı, bu vazifeyi bir yıldan beri üzerinde bulunduran Canik-li Ali Paşa'nın torunu ve Battal Hüseyin Paşa'nın büyük oğlu Hayrettin Ragıp Paşa'dan alınarak Süleyman Bey'e tevdi olunmuştu. 1790 başlarından beri Çapanoğulları nüfuz kazandığı ölçüde amansız rakipleri Canikliler de itibar kaybetmişlerdir. Bu ailenin son Osmanlı-Rus savaşı süresince zulüm ve gayretsizlikleri görülmesi sebebiyle III. Selim kendilerinden yüz çevirmiş, öldürülmekten korkan Trabzon valisi Battal Hüseyin Paşa 1790 Ekiminde Ruslara teslim ve esir olmuş, Canik mutasarrıfı ve Şarki Karahisar (Şebinkarahisar) voyvodası Hayrettin Ragıp Paşa, kardeşi Mikdat Ahmet Paşa ve babasının kethüdası Sarı Abdullah Paşa 1792'nin ilk ayında padişahın fermanıyla idam edilmişlerdir.

III. Selim'in Süleyman Bey'in Bozok sancağının kuzey yönünde gelişmesine taraftar olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Hayrettin Ragıp Paşa'dan boşalan Canik ve Şarki Karahişar sancaklarının idaresini merkezden gönderdiği eski Kıbrıs muhassılı kapıcıbaşı Hacı OsmanAğa'ya verdikten başka Amasya sancağı muhassıllığını Süleyman Bey'den alarak 1793 Ağustosunda onun adamlarından Avkatlızade Süleyman Bey'e ve bir yıl sonra da Canikli Ali Paşa'nın yeğeni Mehmet Bey'in oğlu Hazinedar Süleyman Bey'e tevcih etmiştir. Böylece padişah, orta ve kuzey Anadolu'da Çapanoğulları ile Canikliler arasında bir denge kurmuş oluyordu.

Buna karşılık hükümet merkezi, Çapanoğulları'ınn Bozok sancağının güney yönünde gelişmelerinde bir mahzur görmemiştir. Bu mülahaza ile Süleyman Bey'e 1794 Temmuzunda Tarsus sancağı mütesellimliği verilmiştir. Süleyman Bey az sonra Tarsus sancağı mütesellimliğine kendii adamlarından Derviş Mustafa Ağa'nın ve aynı yılın son ayında da Adana mütesellimliğine yakınlarından Ahmet Ağa'nın tayinini sağlamıştır. H. 17 Cemaziyelahır 1219/M. 28 Arahk 1794'te ise Bereketli ve Bozkır madenlerinin emanetini kendine tevcih ettirmiştir.

Bununla beraber Süleyman Bey, 1795 yıllarına doğru Bab-ıali'nin emirlerini dinlememeye başladı. 1796'da Rumeli'deki dağlı eşkıyasma karşı kullanılmak üzere istenilen sayıda askeri kuvvet göndermedi. Ertesi yıl da halka zulmedip kendisine sığınan Hamit Sancağı mütesellimi Yılanlıoğlu Şeyh Ali'nin idam fermanının icrasını yerine getirmedi- Süleyman Bey'in bu tutumu o sıralar Rumeli'de şiddetlenen dağlı eşkıyasının doğurduğu karışıklıklardan yararlanmak istemiş olmasıyla açıklanabilir.

Bab-ıali, Süleyman Bey'in itaatsizlik hareketlerini bir müddet görmezlikten geldi. Rumeli valisi vezir Hakkı Mehmet Paşa'nın 1796 yılı başlarından 1797 yılı ortalarına kadar dağlı eşkıyasını tedip etmesi üzerine Bab-ıali, gelir getiren Bereketli madenini 1798 Ocağında Çapanoğlu'nun üzerinden alınca bu nüfuzlu ayan padişahın emirlerine daha saygılı davranmak gereğini anladı ve birkaç ay sonra Rumeli'de isyan halinde olan Vidin muhassılı Pazvantoğlu'na karşı askerinin başında harekata katıldı. Aynı yılın Temmuzunda Mısır'a (Ordu çıkaran Fransızlara geri püskürtmek maksadıyla Bab-ıali'nin gönderdiği kuvvetleri sonraki iki yılda askerleri üe takviye etti.

Fransa'nın Mısır'a saldırışı Osmanlı İmparatorluğu'nun dış siyasetinde köklü bir değişiklik meydana getirmişti. Ananevi Fransız dostluğu son bularak Bab-ıalı tabii düşmanı Rusya ile 1799 yılı başında bir savunma anlaşması imzalamıştı. Bu hava içinde 1790'dan beri Rusya'da bulunan Canikli Battal Hüseyin Paşa ve oğlu Tayyar Mahmut Bey affedilerek yurda dönmüşler, Battal Hüseyin Paşa'ya Trabzon valiliği, oğluna da Canik sancağı mutasarrıflığı ile Amasya sancağı muhassıllığı tevcih olunmuştu. Süleyman Bey, düşmanlarının padişah nezdinde itibar kazanmasına tepki göstermedi. Hatta 1801 başlarında Amasya sancağının bir yıl önce Trabzon valiliğine tayin olunan Tayyar Mahmut Paşa üzerinde bırakılmasına da itirazda bulunmadı. Birkaç ay sonra da devlete isyan eden eski Sivas valisi Silahdar Hüseyin Paşanın tedibine Tayyar Mahmut Paşa ile beraber vazifelendirildiğinde asker gönderdi ve harekat sonunda asi paşayı ele geçirerek idam etti. Tayyar Mahmut Paşa'nın Bab-ıali'ye karşı uyumsuz tutumunda herhalde babası Battal Hüseyin Paşa'nın 1801'de ölümü üzerine Canikli ailesinin reisi durumuna gelmesinin tesiri bulunmalıdır. Gerçekten Tayyar Mahmut Paşa komşu ayanlarla geçinemiyor, 1803 yılında Sivas valiliğinin kendisine tevcihini Bab-ıali'den talep edecek kadar da haddini aşıyordu. Hükümet merkezi ise onun bu talebini kabul etmemiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:15

c. Tayyar Mahmut Paşa ile mücadelesi (1805-1808):

Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bab-ıali'ye karşı itaatkar davranışı, III. Selim'in İstanbul'da kurduğu «Nizam-ı Cedid» ordusunu eyaletlere de yaymak siyasetine uymasını gerektirdi. Böylece kendisine tabi yerlerde «Nizam-ı Cedid» teşkilatını kurduğu gibi 1804 yılında padişah taraftarı Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Paşa'nın Konya'ya girişine de yardım etmişti. Süleyman Bey'in tutumundan memnun kalan Bab-ıali, yeni ordu teşkilatını Amasya'ya yaymak şartıyla kendisini H. Evahır-ı Zilkade 1219/M. 21 Şubat - 2 Mart 1805'te Amasya sancağı mütesellimliğine tayin etti. Az sonra da yani H. 14 Muharrem 1220/M. 14 Nisan 1805'te Süleyman Beyin oğlu Mehmet Celalettin Bey, Sivas valiliğine getirildi.

Amasya ve Sivas bölgelerinin 1770'lerde Canikiilerin idaresine verilmesi Çapanoğulları'nın şiddetli tepkisine sebep olmuştu. Şimdi de bu yerlerin Çapanoğulları'nın hakimiyeti altına girişi Caniklilerin rekabetini pek tabii olarak tahrik edecekti. 1805 yıllarında Rumeli'de Sırp isyanı ve dağlı eşkıyasının faaliyetleri Canikli Tayyar Mahmut Paşa'nın Çapanoğulları aleyhine harekete geçmesini kolaylaştırıyordu. 1804 yılından beri vali olarak bulunduğu Trabzon'dan Canik sancağına gelerek asker toplamaya başladı. Bab-ıali, devletin Rumeli'de güç durumda bulunduğu bir anda Anadolu'da da yeni bir gailenin çıkmasını önlemek için işe müdahale etti ve Amasya sancağım Süleyman Bey'den alıp İstanbul'dan gönderilen şahsa tevcih etti.

Süleyman Bey, padişahın müdahalesine itirazda bulunmadı. Muhtemelen «Nizam-ı Cedid» aleyhtarı Şehzade Mustafa'nın tahriklerine kapılan Tayyar Mahmut Paşa ise Amasya sancağının rakibi üzerinden alınması ile tatmin olmadı. «Nizam-ı Cedid» ordusunun mali kaynağı olan «İrad-ı Cedid »i kaldıracağını ilan ederek H. 8 Re-biyülevvel 1220/M. 6 Haziran 1805'ten itibaren on gün kadar bir sürede Amasya'yı ve Çapanoğulları'na tabi Tokat ile Zile'yi işgal etti. Tayyar Mahmut Paşa açıkça devlete başkaldırmış oluyordu. Süleyman Bey, nüfuzu altında bulunan topraklan rakibine karşı korumak hususunda kararlıydı. Nitekim büyük oğlu Abdülfettah Bey, Zile yakınlarındaki İsa köyünde Mikdat Ahmet Paşa'nın oğlu yani Tayyar Mahmut Paşa'nın yeğeni Hasan Bey'i H. İl Rebiyülevvel 1220/M. 25 Haziran 1805'te mağlubiyete uğratmıştı. İki gün sonra da Tayyar Mahmut Paşa fermanlı ilan edilerek Trabzon valiliği ile Canik ve Şarki Karahisar sancakları üzerinden alındı. Eski sadrazamlardan Erzurum Vahşi Yusuf Ziya Paşa da Tayyar Mahmut Paşa'nın «idam ve izalesi hususuna» memur oldu. Ayrıca Süleyman Bey, Yusuf Ziya Paşa'ya yardım etmekle vazifelendirilmişti. Çapanoğlu bu işi oğlu Abdülfettah Bey'e havale etti.

Tayyar Mahmut Paşa, durumun ciddiyetim anlamakta gecikmedi ve H. 5 Rebiyülahir 1220/M. 3 Temmuz 1805'te Bab-ıali'ye başvurarak affını, «NBzam-ı Cedid» askeri tertip etmek üzere Trabzon valiliğine ilhaken Sivas valiliği ile Kastamonu sancağının kendisine tevcihini arzettiyse de affa nail olmadı ve hükümet kuvvetlerine yenildi. Tayyar Mahmut Paşa, bir müddet gizlendikten sonra yeğeni ile birlikte Sohum kalesine sığınmak zorunda kalmıştı. Trabzon valiliği ile Canik ve Şarki Karahisar sancakları Yusuf Ziya Paşa'ya mükafaaten verildi. Caniklioğlu'nun tenkilinde sadıkane hizmet etmesine rağmen kendisine herhangi bir tevcihat yapılmaması Süleyman Bey'i üzmüş olmalıdır. Herhalde bu hissin tesiri altında kalarak H. 7 Cemaziyelevvel 1220/ M. 3 Ağustos 1805'te Amasya sancağının tarafına tevcih edilmesi için teşebbüse geçmiş ve arzusu birkaç ay gecikme ile kabul olunmuştur.

Süleyman Bey, rakibi Canikiilerin topraklarını ele geçirmek için fırsat arıyordu. Beklediği fırsat az sonra belirdi. 1806 yılı başlarında Rumeli'de «Nizam-ı Cedid» aleyhinde ayanların harekete geçmeleri üzerine Sohum'da bulunan Tayyar Mahmut Paşa'nın tahrikleriyle Trabzon ve Canik'te de karışıklık çıkmıştı. Durumdan faydalanmak isteyen Süleyman Bey, Bab-ıali'ye tahrirat göndererek bölge halkının Yusuf Ziya Paşa'nın tutumundan şikayetçi olduklarını bildirmiş. Canik sancağının İstanbul'un tayin edeceği bir muhassıl tarafından idare edilmesi halinde burada ve Şarki Karahisar sancağında «Nizam-ı Cedid» teşkilatı kurmayı teklif etmişti. Fakat padişah, Çapanoğulları'nın Karadeniz'e doğru yayılmasını uygun görmemiş ve Yusuf Ziya Paşa Trabzon ile Canik'te asayişi sağlamayı başarmıştır. Bütün ümitleri kırılan Tayyar Mahmut Paşa, Sohum'da tutunamayarak 1806 yazında Kırım'a kaçmıştır. Süleyman Bey ise Bab-ıali nezdindeki teşebbüsleri neticesiz kalmasına rağmen davranışım değiştirmeyerek padişah fermanlarına itaat göstermeye devanı etmiştir. Nitekim 1806 yılı sonlarında merkezden aldığı talimat üzerine Cidde valisi maiyetine dörtyüz asker yolladığı gibi, 22 Aralık 1806'da başlayan Osmanlı-Rus savaşma da oğlu Sivas valisi Mehmet Celalettin Paşa kuvvetleriyle birlikte bizzat katılmıştır.

1807 Mayıs sonlarında Kabakçı Mustafa isyanı ile III. Selim'in tahttan indirilişi, Süleyman Bey'in durumunu sarstı. Islahatçı padişahın taraftan olarak bilinen Çapanoğlu'nu yeni padişah IV. Mustafa desteklememekteydi.

Bu yüzden 1807 yazında Amasya sancağı üzerinden alınmıştır. Tayyar Mahmut Paşa'nın affedilerek H. 17 Şaban 1222/M. 20 Ekim 1807'de İstanbul'a dönüşü ve Trabzon Valiliği ile Canik ve Şarki Karahisar sancaklarına tayin edilişi, Ekim sonlarında da sadaret kaymakamlığına getirilişi, Süleyman Bey'i endişeye sevkedecek gelişmelerdi. Bu sebeple, devam etmekte olan Rus savaşında ihtiyaç duyulan askeri Rumeli cephesine göndermedi!. Buna karşılık Bab-ıali, Mehmet Cela'ettin Paşa'yı Sivas valiliğinden alarak Diyarbekir valiliğine tayin etmiştir. 1808 Martında Tayyar Mahmut Paşa'nın gözden düşerek sadaret kaymakamlığından azlolunması, Süleyman Bey'i sevindirecek bir olaydı. Mehmet Celalettin Paşa'nın Diyarbekir'den Sivas valiliğine nakli ise Çapanoğulları'nın hükümet merkeziyle münasebetlerini düzeltmek yolunda önemli bir adım teşkil ediyordu. Ancak Süleyman Bey Bab-ıali'ye karşı tutumunu değiştirmedi ve Rumeli cephesine takviye kuvveti taleplerini cevapsız bıraktı.

1808 Temmuzu sonlarında Alemdar Mustafa Paşa'nın istanbul üzerine yürüyüp IV. Mustafa'yı tahttan indirişi ve II. Mahmut'un padişah olması, talihin Süleyman Bey'in lehine döndüğüne bir işaretti. Gerçekten az sonra 24 Ağustosta Tayyar Mahmut Paşa idam edilmiş ve Çapanoğulları amansız rakiplerinden kurtulmuştu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çapanoğlu Süleyman Bey'in Bozok mutasarrıflığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 19:15

d. Son yılları ve ölümü (1808-1813):

Süleyman Bey, Tayyar Mahmut Paşa'nın idamından sonra Bab-ıali ile münasebetlerini düzeltme yoluna gitti. Hatta merkezi hükümetin, bu idam olayı ardından Çapanoğulları'nın Karadeniz kıyılarına yayılmalarım engelliyerek Canik sancağını onlara vermemesine rağmen Süleyman Bey istanbul'a karşı itaatten ayrılmadı. Kendisi gibi ayan menşeli olan sadrazam Alemdar Mustafa Paşa da taşra ileri gelenleri ile iyi geçinmek istiyordu. Bu maksatla 1808 Ekiminde Anadolu ve Rumeli ayanlarını İstanbul'da yapılacak bir toplantıya davet etti. Süleyman Bey'in de katıldığı bu toplantı sonunda «Sened-i İttifak» adıyla bilinen bir belge imzalandı. Buna göre padişah, devlet ricali ve ayanlar arasında karşılıklı olarak haklar ve yetkiler belirleniyordu. Ayrıca «Nizam-ı Cedid» yerine kurulan »Sekban-ı Cedid»in eyaletlere yayılması kararlaştırılmıştı. Süleyman Bey, kendi bölgesinde «Sekban-ı Cedid» teşkilatım kurmaya girişti. Ancak aynı yılın Kasım ayı ortalarında yeniçerilerin ayaklanması sonucu Alemdar Mustafa Paşa'nın ölümü üzerine «Sened-i İttifak» gereği ayanların isyanı bastırmak üzere İstanbul'a gitmemeleri bu ittifakı geçersiz kıldı. Bununla beraber Süleyman Bey, 1806'dan beri devam eden Rus harbine asker gönderdi- Savaşlara bizzat katılan oğlu Mehmet Celalettin Paşa da 1811 de Ruslara esir oldu. Çapanoğulları'nın bu hizmetlerine karşılık padişah, Süleyman Bey'e 1808'de Şarki Karahisar sancağı voyvodalığını, 1810 ve 1811 yıllarında Kayseri ve Kırşehir sancakları mütesellimliklerini tevcih etti. Yeğeni Ahmet Bey'e de H. 21 Şaban 1223/M. 12 Ekim 1808'de kapıcıbaşılık payesi verilmişti.

Henüz iki ay kadar önce padişah olan II. Mahmut, «Sened-i İttifak»ı istemeyerek imzalamıştı. Alemdar Mustafa Paşanın nüfuzundan yeniçeri ayaklanması sayesinde kurtulan genç padişah, «Sened-i İttifak»ın bağlayıcı hükümlerinden sıyrılmak ve ayanların taşradaki hakimiyetlerine son vermek istiyordu. Nitekim yeniçerilerle anlaşmayı sağladıktan sonra eyaletlerde merkeziyetçi bir siyaset uygulamaya koyuldu. İstanbul'a karşı itaatkar görünen Süleyman Bey'i, diğer ayanlara karşı yaptığı gibi ortadan kaldırmayı düşünmedi. Onun nüfuzunu kıracak bir takım tedbirler almakla yetindi ve yaşı oldukça ilerlemiş bulunan Süleyman Bey'in ölümünü beklemeyi tercih etti. Çapanoğlu'nun nüfuzunu sınırlayacak tedbirler arasında 1812'de Osmanlı-Rus harbine son veren Bükreş Anlaşması'nın imzasını müteakip serbest bırakılan ve Sivas valiliğine yeniden getirilen oğlu Mehmet Celalettin Paşanın 1813 yılı Ocağında Halep valiliğine nakledilmesi kayda değer.

Bununla beraber Süleyman Bey, kendi üzerindekiler-den başka oğullan, zevcesi ve torunu adına kayıtlı mukataalarla nüfuzunu Bozok, Çankırı. Çorum, Amasya, Şarki Karahisan Sivas, Kayseri, Maraş, Ayıntap, Halep, Rakka, Adana, Tarsus, Konya Ereğlisi, Niğde, Nevşehir, Kırşehir ve Ankara'da sürdürmeye devam etti. Bu geniş bölgede idari ve iktisadi nüfuza sahip bulunuyordu. Gelirinin bir kısmım daha 1786 yılında Yozgat'a otuz kilometre mesafedeki Türkmen Sarılar köyüne bir cami yapılması, yedi yıl sonra Çapanoğlu Camii'nin genişletilmesi, bir okul inşası ve buralardaki hizmetlerin yürütülmesi için kurduğu vakıflar ile Yozgat'taki meşhur saray için harcamıştı.
Otuziki yıl boyunca Bozok sancağını üzerinde bulunduran Süleyman Bey, 1813 sonlarında yetmiş yaşlarında iken vefat etti ve ağabeyi Mustafa Bey'in inşa ettirdiği camiin haziresine defnolundu.

Zeki, tedbirli, olayların gelişmesinden faydalanmasını bilen bir şahıs olan Süleyman Bey, uzun yılların kazandırdığı tecrübe ile hakimiyetini Bozok sancağı sınırlan dışına taşırmış, Çapanoğulları'nın kuvvet ve kudretini en yüksek noktasına eriştirmişti. Otuz küsur yıllık hakimiyeti devrinde Süleyman Bey'in oldukça büyük bir servet topladığı anlaşılıyor. Bab-ıali bu servete dokunmadı ve onun muhallefatını altı ay içinde ödemeleri şartıyla dörtbin kese bedelle oğullan üzerinde bıraktı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozok Sancağı ve Çapanoğlu Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron