Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İngiltere'nin Atatürk ve Ulusal Savaşına Karşı Düşmanlığı

Burada Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İngiltere'nin Atatürk ve Ulusal Savaşına Karşı Düşmanlığı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:44

İNGİLTERE'NİN M. KEMAL VE ULUSAL SAVAŞIMA KARŞI AÇIK DÜŞMANLIĞI

1 - İngiltere'nin Türk Bağımsızlığına Karşı Genel Tutumu


Emperyalist sömürge ve paylaşma amacıyla Türkiye'ye gelen İngiltere, Osmanlı yönetimini güdümüne almıştı.
Ateşkes'in ağır koşullarını uygulayıp, Osmanlı devletini sömürge bir ülke durumuna getirmek istiyordu. M. Kemal ve arkadaşlarının davranışlarıysa İngiltere'nin bu isteklerine engel olan tutumlardı. Dolayısıyle İngiltere'nin M. Kemal ve arkadaşlarına ateş püskürmesi doğaldı. Çünkü İngiltere'nin Orta Doğu ve Uzak Doğu siyasası tümüyle alt - üst oluyordu. Kaldı ki M. Kemal ve arkadaşları da haklıydılar, yurtlarını savunuyorlardı. İstanbul yöneticileri gibi emperyalizmle uzlaşıp, işbirliğine girmemişlerdi.

Şimdi İngiltere'nin işbirlikçisi İstanbul yöneticilerini maşa gibi kullanarak Anadolu ulusal direnişini boğma çabalarını görelim. Anlaşık devletlerce Osmanlı Ülkesi birkaç kez gizli ve açık paylaşılmıştı. Herkes bir pay koparma çabasındaydı. Bırakışmayla bu düşünceler uygulamaya konuldu.
Avrupa emperyalistleri Türkler'i Avrupa'da görmek istemiyorlardı. Bu onların tarihsel misyonuydu. Tarih boyunca verilen Haçlı Savaşlarının özü buydu. Şimdi de tarihsel bir ortam doğmuş, bu olanak değerlendirilip, Türkler ''Asya Bozkırı''na sürülmek isteniyordu. İngiliz yetkililerinin raporları bu tasarılarının açık belgeleridir. Ryan 25.12.1919 tarihli raporunda; ''Bizim şimdiki amacımız bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra egemen olmak''tır diyordu.

Başbakan L. George Türkler'i ''İnsanlık kanseri, kötü yönettikleri toprakların etine işlemiş bir yara'' olarak görüyor, Türk zaferini ''talan, kıyım ve cinayet meşalesi'' olarak niteliyordu.

Bu düşünce İngiltere'nin dış siyasasını yıllarca yönlendirecek olan L. Curzon da daha somutça ortaya konuyor, 4.1.1920'de şunları yazıyordu:

''Türkler Avrupa'dan atılmalıdır. Amerikalı Senatör Lodge'nin dediği gibi İstanbul Türkler'den tümüyle alınmalı, bir veba tohumu olan savaşların yaratıcısı, komşuları için küfür olan Türkler Avrupa'dan silinmelidir''. 26.6.1919'da ise L. George; ''Türkler'e Boğazlarda ve denizlerde hiçbir yer verilmeyeceği''ni söylüyordu.
''Bu düşünceleri taşıyan, tasarlayan bir devlet ne ölçüde dost olurdu? O devlete bu koşullarda nasıl bağlanılırdı? Bu devletin güdümü nasıl istenilirdi? Düşündürücü... İngiliz yanlıları ve İstanbul yönetiminin ne ölçüde aymazlık içerisinde olduğu ortada...

İngiliz belgeleriyle de ortaya konulduğu gibi; Yunan, bir İngiliz öncü gücü gibi Anadolu'ya çıktı. başlarında İngiliz kurmay subayları vardı. İşgal tasarılarını İngiliz kurmayları yapıyorlardı. Yunanlıların kullandığı savaş araç - gerecinin çoğu İngilizler'ce sağlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nun çok - ulusluluğundan yararlanarak etnik öğeleri ayrılmaya özendirmişlerdi. Ulusal birliği bozmak için ''yurt'' kuracaklarına söz veriyor, para ve silah sağlıyordu. Ermeni ve Kürt ayaklanmalarının arkasında özellikle İngiltere vardı. L. Curzon 11.4.1920 tarihli raporunda ''Türkler'i öldürmek için verdikleri silahlardan'' söz ediyor, Robeck'se 26.3.1920 tarihli telyazısında Türkiye'den ayrı Ermenistan ve Kürdistan kurulmasından ve bu ayrılıkçı kesim önderlerinin ''buyruklarında'' olduğunu belirtiyordu. Türkiye'deki Ermeni, Nasturi, Rum, Kürt, Laz ve Çerkez'lerin ayrı devletler kurmalarına çalışılıyordu.

Özellikle Rumlar kayrılıyordu. Başbakan L. George koyu bir Türk düşmanı ve Yunan dostuydu. Bundan başka İngiltere'de Helenci bir kesim vardı. Bu kesim, Dr. Burrows'un kurduğu ''Anglo -Helenic Liga''sı çevresinde toplanmışlardı. Bu çevre İngiliz yönetimini Türkiye'ye düşmanlığa, Yunanistan'a ise yardıma yöneltiyordu. Rumlar'ı destekliyor, Türkiye'ye karşı kışkırtıyorlardı. Türkiye'deki yerli Rumlar da bu tür siyasaların ve kilise çevrelerinin etkisinde kalarak ayrılmak için çalışıyorlardı. İznik Başpiskoposu Vassilios'un, ''Geride bir tek bireyi kalmamak üzere Türkler'in tümüyle yok olmasını ne kadar isterdim'', dediğine bakılırsa, dinsel çevrelerce Rum kesiminde aşırı bir Türk düşmanlığı yapıldığı açıktır. Güncelliğini koruması amacıyla sürdürülen kronik hale getirilen ''Doğu Sorunu (Şark Meselesi)'', -L. George'nin de vurguladığı gibi- Türk ve Yunan'ı, ''her iki yanı da sonuna dek savaştırmak'', böylece tarihsel amaca ulaşmak istiyorlardı. İngiltere'nin bu Helen tutkusu eski İyon devletinin canlandırılmasına dek vardırıldı. İzmir Rumları'na İyonya devletini kurmak için bir ''Ulusal Savunma Ligası'' kurduruldu. Bunların arkasında İngiltere'nin sömürme isteği yatıyordu.

İngiliz Başbakanı L. George Anadolu'da bir ''Yunan İmparatorluğu'' düşlüyordu. Böylece siyasal saygınlığının korunacağı kanısındaydı. Versay Antlaşmasının korunmasının Yunan başarısıyla sağlanacağına inanıyordu. David Walder'e göre L. George, ''Yakındoğu'ya çalışkan hıristiyan ve latin köylülerini yerleştirmek, eski Yunan ve Roma uygarlıklarını canlandırmak düşü'' içindeydi.

İngilizler önceleri Yunanlılar'la birlikte, Ankara Hükümetine karşı, Bursa başkent olmak üzere Padişaha bağlı ''Batı Anadolu Devleti'' kurdurmayı düşündüler. Meclisi ve ordusu olacak olan bu devlet, Ankara Hükümetini devirecek ve Anadolu'yu Kemalistlerden temizleyecekti. Daha sonraları başkenti İzmir olan Bursa ve Marmara'ya dek genişleyecek bir ''İyonya Devleti'' düşünüldü. ''İyonya Devleti'' görünüşte Anadolu Rumları'nın düşüncesiydi. İngilizler bu hareketi ulusal olarak görüyorlardı.

Yerli Rumlar'ın ''Ulusal Savunma Ligi'' bu hareketin öncülüğünü yapıyordu. Örgüt kent ve kasabalara dek örgütlendi. 100 bin kişilik bir ordu tasarlandı. Önce özerkliğini, sonra da devletliğini duyuracaktı. bu konuda Yunanlılar'la İngilizler işbirliği içindeydi. Venizelos Boğazlar'ın M. Kemal'e karşı korunmasında güvenlik sağlayacağı için 24.5.1922'de bu hareketin desteklenmesni istedi. Zaten bölgede ''özel düzen'' düşünen İngiliz siyasileri Mayıs 1922'den itibaren açıkça ''İyonya özerkliği''nden söz etmeye başladılar. Atina'daki İngiliz görevlisi Lindley, ''Anadolu Rumları'na özerklik verilmesi için Fransa ve İtalya ile işbirliği yapılmasını ve M. Kemal'e karşı baskı önlemleri kullanılması''nı açıkça savundu. Bunun için batı Anadolu'da 20 bin kişilik bir güç toplandı ve 48 tabur olarak örgütlendirildi. Her yan İngiliz bayraklarıyla donatıldı. Böylece Çanakkale Boğazı'nın her yanı Rum toprağı oluyordu. General Harington da bu tasarıyı Boğazlar'ın güvenliği bakımından destekledi. Çanakkale Boğazı'nda bir ''İyonya Devleti'' İngiltere'yi rahatlatıyordu. İzmir'deki Yunan Komiseri 30.7.1922 tarihinde ''İyonya devleti''ni resmen açıkladı. L. George, bu devleti desteklediğini ve arkasında İngiltere'nin olduğunu 4.8.1922'de Avam Kamarasında açıkça söyledi. Dahası İngiltere İstanbul'un da Yunanistan'a verilmesini düşünüyordu. İngiltere'den cesaret alan Yunanlılar 3.8.1922'de İstanbul'u işgal edeceklerini açıklamışlardı. İngiliz Genelkurmayı kabineye sunduğu gizli raporunda, Kemalistleri sindirebilmek için ''Yunanlılar'ın İstanbul üzerine serbestçe yürümesine izin verilmesini'' istiyordu. Bu davranışlarıyla İngiltere'nin Türkiye karşısındaki gerçek niteliği anlaşılır sanırım.
İngiltere, Anadolu ayaklanmalarında büyük yarar ummuş, silah ve parasını ortaya koymuştu. Anzavur ve Halife ordusunun kurulmasında İngiliz liraları büyük rol oynadı. Türkiye'deki dinsel ve mezhepsel ayrılıklar da İngiltere'nin dikkatini çekmiş, bu noktadan da yararlanabileceklerini düşünmüşlerdi. Albay Stokos 6.11.1920'de L. Curzon'a; ''Sünniler'le Şiiler arasındaki karşıtlığın'' büyük olduğunu söyleyip, ''Biz bu karşıtlığı daha da geliştirebiliriz'' diyerek gerçek düşüncelerini ortaya koyuyorlardı.

Bu kadarıyla da yetinmeyip Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul'u işgal etti. İşgali 16.3.1920'de Amiral de Robeck L. Curzon'a resmen bildirdi. Önceden zaten hazırlıkları yapılmıştı. Olay azınlıklarca sevinçle karşılandı. İstanbul yönetiminde pek de tepki olmadı. İşgalci güçler yayınladıkları ''resmi bildiri''lerinde Anadolu direnişçilerini suçlu gösteriyor, işgali ulusçuların ''savaş ortamı yaratmaları''na bağlıyor, ''barış koşullarını'' sağlamak için yaptıklarını ve zorunlu bıraktırdıklarını açıklıyorlardı.

Bildiride işgalin amacı şöyle vurgulanıyordu:

''Kaçak İttihat ve Terakki ileri gelenlerini tutan kimi kişiler, 'Ulusal Örgüt' takma adı altında bir düzen kurarak ve Padişah ile İstanbul Hükümetinin buyruklarını hiçe sayarak savaşın acı etkileriyle büsbütün tükenmiş olan halkı askerlik için toplamak, çeşitli halk toplulukları arasında geçimsizlik yaratmak, ulusal yardım diye halkı soymak gibi işlere yeltendiler ve böylece, barış değil, sanki yeni bir savaş dönemini açmaya giriştiler''.

Doğallıkla bu yumuşak ve siyasal bir anlatımdı. Yapılan açıkça emperyalistçe bir işgaldi. ''İşgalin geçici'' olduğu, düşüncelerinin ''Padişahlığın erkini kırmak değil'' de, ''Osmanlı yönetiminde kalacak ülkelerde o erki desteklemek ve sağlamlaştırmak'' olduğu vurgulanmasına karşın hiç de böyle olmadığı biliniyordu.
M. Kemal, olaya şiddetle karşı çıktı. Yabancı temsilcilere ''protesto''lar çekti. Olay karşısında takınılacak tutum için Vali ve Komutanlara bildiriler gönderdi. Ortak hareket edilmesi için Temsil Kurulunun kararına uyulmasını istedi. Devrimci bir karar olarak Anadolu'daki İngiliz Denetleme Subaylarını tutuklattı. İngiliz ilerlemesini durdurmak, gözdağı vermek için Batum'da Bolşevikliğin ilanı düşünüldü.

Kazım Karabekir Paşa bu tasarının yürütülmesi için Trabzon'daki 3. Tümen komutanlığına, gizli olarak emir verdi.
Görüldüğü gibi İngiltere'nin tutumu Türk bağımsızlığına yönelikti, düşmancaydı, emperyalistçeydi.

2 - İngiltere'nin M. Kemal'i ve Ulusal Direnişi Yok Etme Çalışmaları, İstanbul Hükümetiyle Ortak Tutumu

Bilindiği gibi, M. Kemal İngiliz yetkililerinin, Padişahın ve İstanbul Hükümetinin ortak kararlarıyla müfettişlik görevine atanmış ve Anadolu'ya gönderilmişti. Ne var ki M. Kemal'in hareketinden sonra İngiltere kuşkulanmış, yanıldığını anlamış, Hükümeti uyarmış ve M. Kemal'i geri döndürme çabalarına düşmüştü. M. Kemal'in davranışlarıysa İngilizler'in kuşkusunu zaten doğruluyordu. M. Kemal hakkındaki ilk kuşku 19 Mayıs günü Karadeniz Orduları Başkomutanı General Milne'den geldi. Milne, Osmanlı Savaş Bakanlığında, ''Mustafa Kemal Kurulunun Samsun'a gönderilme nedenini'' sordu.

Fakat, Samsun'daki İngiliz görevlisi Yüzbaşı Hurst'un M. Kemal'in Samsun'a çıkışı ve görüşmeleriyle ilgili 21 Mayıs tarihli raporunda herhangi bir kuşku izine rastlanmıyor. Olayın önemi -anlaşıldığına göre- 6 Haziran tarihli Hurst'tan aldığı bilgileri L. Curzon'a yazan Amiral Calthorpe, ''iyi niyetle gönderilen'' M. Kemal'in, ''zulümü çıkar yol olarak gören'' ''bir hareketi örgütlediği''ni bildiriyordu. Anlaşıkların Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne de Hükümete bir yazı göndererek; ''saygın bir Generalle kurmay kurulunun ülke içerisinde dolaşmasının sakıncalı olduğu'', ''askerlik açısından bu hareketlerin gereksizliği'' vurgulanıyor ve ''M. Kemal ile yanındakilerin derhal İstanbul'a çağrılmalarını'' öneriyordu. Artık yanıldıklarını anlamışlar, önlemler alıyorlardı.

Calthorpe 8 Haziranda Dışişleri Bakanına bir bildirim vererek şunları Türk Hükümetinden istiyordu:

''Kimi kötü kişilerin huzursuzluk çıkarmaya giriştikleri ve karışıklığa neden oldukları hakkında Samsun sancağından kuşku uyandırıcı bilgiler aldım. M. Kemal Paşanın bu hareketlerde önderlik rolü oynadığı kesindir. (... ) Kendi yönetimlerdeki bölgelerde karışıklık çıkması durumunda, kişisel olarak sorumlu tutulacağı ve derhal sivil görevlilerin uyarılmaları (...), Sivas ilinde olan olaylar hakkında sık sık bilgi verilmesi'' bildiriliyordu.

Aynı gün L. Cuzron'a da Ryan - Ferit görüşmesini yazıyor; ''Kimi ordu subaylarının Yunanlılar'a karşı direnmeyi örgütlemek için İstanbul'dan ayrıldıklarını kesin olarak öğrendiğini'' bildiriyor, ''bu akımın doğal ve genel olduğunu'', ''durdurmaya çalışmanın yararsızlığını'' vurguluyordu. Ayrıca İngiliz Askeri Ateşesi Deedes Başbakan Vekili Mustafa sabri'yle görüştü. Durum karşısında uyarılarda bulundu. Düzenin sağlanmasını istedi. İçişleri Bakanı Ali Kemal ise Deedes'e yurtseverleri şikayet etti. Gelişmeler karşısında İngiltere'nin oldukça tedirgin olduğu, büyük gelişmelerden korktukları ortada. Ne var ki korktukları başlarına gelecektir. M. Kemal İngilizler'ce adım adım izleniyor, etkisiz kılınmaya çalışılıyordu. Hükümetten M. Kemal'e ''yasa dışı bir insan işlemi'' yapılması isteniliyordu. Calthorpe 17 Haziranda, General Milne'yse 30 Haziranda Savaş bakanlığında; Sivas ve Konya dolaylarında ''Anlaşıkların çıkarlarına aykırı eylemlerde'' bulunulduğu, bu eylemleri yaratanların M. Kemal'le Cemal Paşa oldukları, bu ''adı geçen Generallerin derhal İstanbul'a çağrılması''nı istiyordu. 9 Temmuzda Amiral Calthorpe L. Curzon'a, Deedes eliyle Başbakana bildirim gönderip ''M. Kemal'in İstanbul'a dönmesini'' istediğini yazıyordu.

Samsun'daki 3. Kolordu Komutanlığı İngiliz ''Gurkha'' taburunu sindirmeye çalışıyor, bu durumsa İngilizler'in hoşuna gitmiyordu. Durumu bahane ederek Calthorpe 9 Temmuzda, bu olayda M. Kemal'in ''parmağının olduğu'', bu nedenle ''ya M. Kemal Paşanın hemen İstanbul'a dönmesi'' (4. kez), veya buyruklara karşı geldiğinden ''aleyhinde önlem alınmasını'' istiyordu. Bir istekten çok, bir buyruktu, bu.

İngilizler gittikçe Anadolu direnişinin gücünü anlar oldular. Rawlinson, Anadolu'da edindiği izlenimler sonucunda M. Kemal'in başarı payını yüksek görüyordu. Bu nedenle önlemlerinin yöntemini değiştirdiler. Milne, Trabzon limanının işgalini istemesine karşın, şimdilik bunu gereksiz ve olanaksız buldular. G. Kidson; M. Kemal'i ''Londra'ya çağırmak'' ve ''barış koşullarını onunla görüşmeyi'' öneriyordu. L. Curzon'un yardımcısının bu önerisi sonunda ''yararsız'' görüldü.
İngilizler, Yunan saldırısına karşı çıkan, Ulusal Bağımsızlık Savaşını veren kadroyu İttihatçı göstererek halkın gözünden düşürüp, güçsüz kılmayı tasarlıyorlardı.

30 Temmuzda Calthorpe hareketin İttihatçılığını şöyle vurguluyordu:

''Mustafa Kemal ve onunla birleşenler (...) etkilerini yerel görevlilere zorla benimsetmektedirler. (...) Hareket kendiliğinden olma değil. (...) İttihat ve Terakki Komitesi önderlerinin kışkırtmasıyla, h%l% varolan örgütün de yardımıyla bir gerekli şey gibi oluşmuş görünmektedir''. İngilizler Türk aydınlarının bir çoğunu tutuklayarak Malta'ya sürmüşlerdi. İstanbul'un işgaliyle Rauf Bey ve birçok Ankara yanlısı milletvekili tutuklanarak Malta'ya götürüldü. D. Ferit'se İngilizler'den Ankara yanlılarının, ona göre ''tehlikeli kişilerin'' götürülmesini istiyordu. M. Kemal'se karşı bir harekete geçerek Erzurum'da Rawlinson'u, Konya'da Campbell'iyi tutukladı. Bunları değiştirmede kullandı.

Yunanlılar destek buldukları İngilizlerden ''M. Kemal hareketinin kesinlikle bastırılmasını'' istiyorlardı. Başbakan L. George ise Venizelos'a yazdığı mektubunda; Büyük Britanya'nın Yunanistan'ın ''sağlam ve dirençli yönetimi'' altında, ''Doğu Akdeniz siyasasının güçlü, liberal ve tutarlı bir öğesi durumuna geleceği'' konusunda sağlam umutlar beslendiği ve ''Yunanistan'ı, tüm haklı isteklerinde destekleyeceğine'' güvenebileceğini vurgulamaktan çekinmiyordu. Böylece Yunan hareketi her yönüyle İngilizler'ce destekleniyordu. İngilizler bununla da yetinmiyor, azınlıkları Türkler'e karşı kışkırtıyorlardı. İngiliz gizli belgeleri ''Kürtler'i M. Kemal hareketine karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazır oldukları'' buyruklarıyla doludur. M. Kemal'i İngiltere'nin ''baş düşmanı'' olarak niteleyen İngiltere, Anadolu'daki ulusal eylemi başarısız kılabilmek için Doğu'daki ermeniler'e, Kürtler'e, Çerkezler'e, Gürcüler'e ve Lazlar'a özerklik verilmesini tasarlıyor, bağlaşıklarını buna inandırmaya çalışıyorlardı. Milne, M. Kemal'e karşı ''daha etkin bir hareket'' düşünüyor; ''çetelere karşı asker kullanılmasını'', ''Çanakkale korunaklarının (istihkam) havaya uçurulmasını'' savunuyordu. Robeck'se bunları yapabilmek için daha çok askerin getirilmesinden yanaydı. İngiliz Savaş Bakanı 17.4.1920 tarihinde bildirdiği görüşünde; Türk ulusal direnişçilerine karşı kullanılacak güçlerin Türk askeri aracıyla donatılmasını ve denetimi daha kolay olan düzenli birliklerin kullanılmasını öneriyordu. 14.2.1920 tarihinden sonra yapılan Londra Görüşmelerinde; ''Türkler'e karşı kesinlikle silahla savaşmak'', ilk yapılacak işin ''ulusçu önderleri yok etmek'', M. Kemal'in adamlarını yakalatmak''... kararları alındı. 18-26.4.1920 günleri arasında yapılan San Remo görüşmelerindeyse, ''Türkiye'ye barış benimsetebilmek için 450 bin kişilik askeri güce gereksinim olduğu'', ''Ermeniler'in silahlandırılmasına'' ve ''Amerika'nın Ermeniler'e yardıma çağrılmasına'' karar verildi 20 Haziran sonrası yapılan toplantılarda ise; M. Kemal'e bir darbe indirmenin'' zamanının geldiği, ''hiçbir biçimde merhamemet edilmemesi'', ''Bolşevikler'le Kemalistler arasında bir çıkar ayrılığı yaratılması'', bir Yunan birliğini Bandırma'ya gönderip ''M. Kemal'in arkadan sarılması'', ''Türkler'i akıllandıracak en iyi yolun M. Kemal'i cephede yenmek olduğu'' bir çok konuşmacı tarafından öneriliyordu. Anlaşık (İtilaf) devlet temsilcileri, M. Kemal hareketini yok edebilmek için Hükümetlerine, her ay Osmanlı Hükümetine birer milyon Osmanlı lirası avans verilmesini istiyorlardı.

L. George, Haziran 1921'lerde yaptığı toplantılarda M. Kemal'i artık ''müthiş bir tehlike'' olarak değerlendiriliyor, ''kötü davranılmasını'' öğütlüyordu. Bu toplantılarda Churchill'in 2 Haziran tarihli mektubu da değerlendirildi.

Churchill, Yunanlılar'a şunların benimsetilmesini istiyordu:

1) Yunanlılar, İngilizler'in ''istediği koşulları kabul edecekler.''
2) ''Ordular İngilizler'e danışılarak yeniden örgütlenecek''.
3) ''Cephe oluşturulması konusunda İngiliz yönetimi kabul edilecek''.
4) ''General Harington komutasına, biri İzmit'te, öteki Çanakkale'de görevlendirilecek iki birlik verilecek''ti. Yunanlılar'ın bu koşulları yüklenmesi durumunda ''onlara moral, deniz gücü, cephane ve kredi sağlanacak''tı.

Sakarya saldırısında da İngilizler Yunan'a yeşil ışık yaktılar. Savundukları yansızlıktan oldukça uzaklaştılar.
20.6.1921 tarihli Yunan muhtırasında ortak ''Helenizm misyonu'' anımsatıldı. İngiltere'nin göz yummasını istiyorlardı. Çünkü kendilerinin ''Asya tehlikesine karşı Avrupa'yı koruma biçiminde bir uygarlık misyonu'' olduklarını, ''Akdeniz Havzası ve Boğazlar'da, Yunanistan'ın uygar dünyanın bekçiliğini üstlendiği''ni ileri sürüyorlardı.

Zaten İngiltere'nin de Yunan'dan beklediği buydu:

Boğazların bekçiliği... Bu nedenle Yunan saldırısına yardım edildi. İstanbul ve Marmara'nın Yunan donanmasınca üs olarak kullanılmasına izin verildi. Türkiye kıyılarının kuşatılması sağlandı. Yüklü silah araç ve gereç verildi. İngiltere Devlet Bankası Yunanistan'ın arkasında yerini aldı. İstediği kadar kısa ve uzun süreli kredi açtı. İngiliz Genelkurmayı Yunanlılar'a akıl verdi.

İngilizler Kemalistlerin yenilmesi durumunda yeni bir seçenek (alternatif) de tasarlamışlardı. Karşı-Kemalist bir darbe düşünüyorlardı. L. Curzon 24 Temmuzda ''Kemalistlerin yenilgisi gerçekten kesin ise, Anadolu'da bir karşı-Kemalist hareket olasılığı çok güçlüdür'', diyordu. Belli bir hazırlık içerisine de girilmişti. Dışişleri Bakanı Ahmet İzzet Paşa, Yüksek Komiserce Meclis'in ve Anadolu'daki Ordunun % 65'inin desteğini sağlayabileceğine güvence veriyordu. Karabekir Paşa dahi padişaha bağlılık telyazısı çekmişti. Ne var ki tersi oldu. Türkler'in yenilgisi beklenirken, Sakarya'da yenilişlerinin haberini aldılar. Yunan yenilgisiyle İngiliz umutları sönmedi. Yunanlılar'ın tutunabildikleri yerleri koruyabileceklerini sanıyorlardı. Ulusal Ant'ı (Misaki Mill") tanımayarak h%l% yer istiyorlardı. Barış görüşmelerine oturabilmek için Edirne, Balıkesir, Kırklareli ve Gelibolu yarımadasının Yunanistan'a verilmesini, İzmir'de özel bir düzen (statü) kurulmasını, Boğazlar'ın İngiliz egemenliğine açık tutulmasını istiyorlardı. Bunlar Ankara Hükümetinin benimseyemeyeceği şeylerdi. Bunları bildikleri halde, yine de bu tür isteklerde bulunuyorlardı. İngiliz Dışişleri Bakanlığı 6.2.1922'de M. Kemal'e boyun eğdirmek için bir tasarı hazırladı.

Bu tasarı bir kısım baskı önlemleri taşıyordu.

1) Türkiye mali ve ekonomik bakımdan kuşatılacak,
2) Yunanistan'a mali ve askeri yardım yapılacak,
3) Trakya, İzmir ve Boğazlar'dan Türkiye'ye tanınan ödünler geri alınacak, Doğu Trakya ile İstanbul Türkiye'den koparılacak,
4) İstanbul ve Ankara Hükümetleri birbirlerinden koparılacak, Antlaşma Padişahla yapılacak ve M. Kemal azınlıkta bırakılacak,
5) Kimi Türk toprakları Anlaşıklarca dolaysız olarak alınacaktı. İngiltere'nin bu tutumu M. Kemal'i devirmeye yönelikti.

''Çıkmazı'' sürdürmekle M. Kemal'i devirebileceklerini tasarlıyorlardı. ''Çıkmazda'' olan Türkiye kötüye doğru gidecek, ''M. Kemal diktatörlüğüne karşı'' tepkiler oluşacak, böylece M. Kemal'in gücü çökecekti. Dahası Rauf Bey'in Millet Meclisinde elaltından yönettiği karşıtlıkla (muhalefet) İstanbul Hükümetinin çabaları, İngilizler'in umutlarını arttırıyordu.

İngilizler birçok devirme tasarıları hazırlamış ve üzerinde durmuşlardı. 7.2.1922 tarihli ''Ryan Tasarısı'' içten yıkmayı amaçlıyor, Osmanlı Sultanı yoluyla bunun sağlanacağını umuyordu. 15.1.1922 tarihli ''Rumbold Tasarısı'' da aynı içeriği taşıyor, ''Sultan yoluyla M. Kemal'in dışlanacağını'' ve çökertileceğini öneriyordu. Anadolu'daki karşı-Kemalistlerin gerektiğinde ''Ankara Hükümetini yıkmak için yararlı bir etmen'' olduğunu ileri sürüyordu. Rumbold 7 Ağustosta Vahdeddin'le de görüşüp anlaşmıştı. M. Kemal'i devirmek için Enver Paşa da bir seçenek olarak görülüyor, dahası Ankara Hükümetiyle Sovyet Rusya'nın arasını açmak da başvurulan yollardan biri olarak düşünülüyordu.

Kaldı ki tüm bu yıkıcı tasarılar, M. Kemal ve bağımsızlığına susamış Türk halkının gücü karşısında sonuçsuz kaldı. Umutsuz gibi görülen kurtuluş, büyük önderinin çizdiği ustaca yöntemle gerçekleşti. İngiliz, Padişah, D. Ferit ve İstanbul Hükümeti ortaklığı Türk Bağımsızlık Savaşçılarının karşısında ''Bir saman alevi'' sanılan ulusal direnişçilerinin gücünün, gerçekten ''bir saman alevi'' değil, bir bağımsızlık meşalesi olduğu ortaya çıktı.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ
Yazar: BAKİ ÖZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir