Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Padişah Ve İstanbul Hükümeti Anadolu Ulusal Direnişine Karşı

Burada Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Padişah Ve İstanbul Hükümeti Anadolu Ulusal Direnişine Karşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:43

PADİŞAH VE İSTANBUL HÜKÜMETİNİN ANADOLU ULUSAL DİRENİŞİNİ CAYDIRMA VE KIRMA EYLEMLERİ

I- Fetvalar


Dinsel yasalara göre yönetilen Osmanlı halkı, dinine bağlı olduğu gibi, şeriatın başı olan Halifelerine de inanıyorlardı. Bu durum hem İngiltere hem de İstanbul yönetiminin elinde bir kozdu. Padişah halkını ''koyun sürüsü'', kendisini ise bunların ''çobanı'' olarak görüyordu. Mutlak egemenliğinin bilincindeydi. ''İstersem Rum Patriğini, Ermeni Partiğini, Hahambaşıyı da seçerim'' diyecek ölçüde kendisini tek yetki olarak görüyordu. Öyleydi de. Halkın Halife -Padişaha sonsuz saygı ve bağlılığı vardı. Halkın bu bağlılığından yararlanarak Anadolu ulusal direnişi kırılmaya çalışıldı. Amaç halkı M.Kemal'den soyutlamak, Ulusal Kurtuluşun verilmesini önlemek, anlaşıkların tepki ve baskısını daha çok çekmemek, İngiltere'ye yaranmak, onun boyunduruğunda, halkı tutsak ederek varolan düzeni sürdürmekti.
Padişah, Başbakan ve Hükümet üyelerinin bu işbirlikçi tasarıları İngiliz istekleriyle bağdaşıyordu. Fetvaların verilmesindeki amaç buydu.

Fetvaların kimin ürünü olduğu tartışmada, D.Ferit, ''İngilizler'in fetva için direndiklerini ve bu direnme karşısında Dışişleri Bakanı olarak fetva ilanını kabul ve yüklendiğini'' açıklamaktadır. Prof. Jaeschke'ye göre, ''Foreign Office dosyalarında bu savı destekleyebilecek hiçbir şey yoktur''. Ferit Paşa Hükümeti bakanlarından Ahmet Reşit (Rey) Beyin, ''Fetvanın yabancı isteği değil, kin ve ahmaklık sonucu olduğu'' doğrultusundaki savına katılmaktadır. Avcıoğlu, Ahmet Reşit Beyin bu savını ''kendini temize çıkarma çabası'' olarak nitelemektedir. Bilinen şu ki; İngiliz isteklerini severek üslenen İstanbul Hükümetiyle Anadolu ulusal direnişinin büyümesi karşısında korkuya kapılan İngiltere'nin ortak istekleridir, bu tutum. Anadolu eylemine karşı aldıkları ortaklaşa önlemden başka bir şey değildir, fetvalar.
İlk fetva 10 Nisan 1920 tarihinde hazırlandı. 11 Nisanda yayınlandı. O ara Hükümette Şeyhülislam olarak Dürrüzade Abdullah adına ''uşak ruhlu bir yaratık'' vardı. Dürrüzade'nin kişiliğini Anadolu düşmanı takımı tamamlıyordu. Fetvaların geniş yığınlara ulaştırılması önem taşıyordu. D.Ferit 8 Nisanda İngiliz Yüksek Komiseri Robeck'le görüşüp, dağıtım işinde İngiliz uçaklarının yardımını istedi. Dağıtımı, İngiliz ve Yunan uçakları yüklendiği gibi; İngiliz torpidoları, İngiliz konsoloslukları, Rum ve Ermeni örgütleri, Yunan askeri güçleri, İslam yüceltme Derneği, İngiliz Sevenler Derneği ile H.İ. Partisi gibi yerli ve yabancı işbirliğiyle yürütülüyordu. K.Karabekir fetvaların 19.5.1920'de bir İngliiz torpidosuyla Trabzon'a geldiğini, bir İngiliz teğmenin üç sandık fetvayı Erzurum'da Rawlinson'a gönderdiğini yazmaktadır. Birçok din görevlisi de bu işe koşulmuştu. Dahası ücretli İngiliz ajanlığı yapanları da vardı.

Padişah Vahdeddin'in bir ''Hattı Hümayun''u ve Hükümetin bir bildirisi ile yayınlanıp dağıtılan bu Şeyhülislamın imzasını taşıyan ''Fetvayı Şerife'' şunları içeriyordu:

Kimi ''kötü kişilerin'' ortaya çıkıp ''Padişahın uyruklarını yoldan çıkardıkları'', para topladıkları, baskı yaptıkları insanları öldürdükleri, ''Halifenin yetkisini'' kırdıkları, Osmanlı devletinin ''düzenini'' bozdukları, ''eşkiya oldukları'', yasalara uymadıklarından kişisel veya toplu olarak ''öldürülmelerinin gerekli'' olduğu, bunlarla savaşmayan herkesin katılması, savaşmaktan kaçanların günahkar ve ayaklanmış sayılacağı, bunlarla çarpışanlardan ölenlerin ''şehit'', kalanların ''gazi'' olacağı, Padişah buyruğuna uymayanların başkaldırmış; dinsel yasalara göre cezalandırılmaya hak kazanmış sayılacağı savunuluyordu.

Fetvayla birlikte yayınlanıp dağıtılan Hükümet bildirisi de aynı içeriği taşıyordu. Anadolu ulusal direnişçilerini caydırmaya yönelikti. Kötü koşullarda olunduğu, ''vatanın tehlikede'' olduğu, ''kimi kişilerin yalnızca özel çıkarlarının dürtüsüyle ulusal kuruluşlar adı altında yarattıkları karışıklık ve bozgunculuk bir yandan siyasal durumumuzu çok tehlikeli duruma soktuğu'' gibi, bir yandan da ''Avrupa ve Amerika kamuoyunda bize karşı şiddetli bir düşünce akımı yarattığı'', bunları yapanların ''vatan haini'' olduğu, ulusal hareketlerin ''devletin başını gövdesinden ayırma felaketini'' hazırladığını, bunların ''yalancı ulusçu'' oldukları, özel çıkarları uğruna ''ülkeyi feda edecekleri'' vurgulanıyor ve ''Padişaha bağlılığını belirtenlerin bağışlanacakları'', ayaklanmacılarla birlikte olmakta direnenlerin ''din ve yasa bakımından yola getirilecekleri, şiddetle cezalandırılacakları'' savunuluyordu.

Anadolu ulusal direnişçileri olay karşısında sessiz kalamazlardı. İstanbul fetvalarının etkisinden Anadolu halkını korumaya çalıştılar. Bu silaha aynı silahla karşılık verdiler. Başta Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi ile birlikte 153 Anadolu müftüsünün imzasını taşıyan ortak fetva yayınlandı. Bu durum Anadolu'nun İstanbul'a karşı savaşımının bir parçasıydı. Anadolu fetvası ile İslam Halifesi ve İstanbul Hükümetinin tümüyle düşman elinde olduğu, ülkenin düşmanlarca yer yer alındığı, ''saygısızlığa ve tutsaklığa uğramış İslam Halifesinin kurtarılması için elden gelen çabayı göstermek tüm insanların görevi'' olduğu, Halifeyi ve ülkeyi kurtarmak için savaşan halkın ''eşkıya olmadığı'', bağımsızlık savaşımı verenlere karşı çıkan müslümanların ''günah işlediği'', düşman zorlamasıyla yazdırılan İstanbul fetvalarının ''dinsel yasa gereği geçerli olmadığı'' vurgulanıyordu.

İstanbul fetvaları pek de istenilen sonucu vermedi. Bunda karşı fetvaların etkisi olduğu gibi, sünni Halifeye bağlı olmayan Alevi-Bektaşi kesimin İstanbul fetvalarına ilgi duymamasının da payı vardı. Zaten Hacı Bektaş Şeyhi Cemalettin Efendi M. Kemal'i destekleme, ulusal direnişe katılma kararı almış, kendisine bağlı olan kesimi bağımsızlık savaşında görevlendirmişti.

2- Ayaklanmalar

Bu konuda amaç ayaklanmayı ayrıntılarıyla incelemek değil. Ayaklanmalardaki Anadolu ulusal direnişine karşı gelişen özü ve nerden kaynaklandığını saptamak olacaktır. Yoksa genelinde ayaklanmalar konumuz dışına.

Bilindiği gibi, M. Kemal önderliğindeki ulusal eylemin durdurulması için, İngiliz desteğindeki İstanbul Hükümeti birçok yollara başvurmuştu. Başvurduğu yollardan biri de Anadolu eylemini yok edebilmek için ayaklanmalar düzenlemekti. Emperyalizm yaşayabilmesi için yaşam alanı olarak seçtiği kesimdeki her türlü parçalayıcı öğeyi kullanmaktan çekinmiyor. İngiliz emperyalizmi de bu yolu denemişti. İstanbul yönetimini ulusal savaşımın karşısına diktiği gibi, etnik, dinsel ve mezhepsel öğelerden de yararlanıp, sömürüsünü kuruyordu. Osmanlı devletinin çokuluslu yapısı İngiliz emperyalizmine malzeme veriyordu. Rum, Ermeni, Kürt ve Çerkezler'i, etniksel yapılarından yararlanarak ayırmaya yöneltti. Kurtuluş Savaşı'nda azınlıkların çarpık örnekleri görüldü. Bir kısmı devlete bağlı kalmasına karşın, bir kısmıysa ayrılıp devlet olma yollarını aradı. Pontusçu Rumlar özellikle Yunan ve İngiliz desteğini sağlıyordu. Çerkezler Yunanlılar'a eğilim duyuyorlardı. Batı Anadolu Çerkezler'i uzun zaman işkilde kaldıktan sonra 17 Çerkez kabile önderi 24.10.1921 tarihinde Anlaşık devletlere (İtilaf devletleri) başvurup ayrı devlet kurmalarına yardımcı olmalarını istemişlerdi. Kendilerine en yakın ulus olarak Yunanlılar'ı görüyor, dahası güdümlerini dahi istiyorlardı. Çerkezler genellikle Marmara bölgesindeki ayaklanmalarda yer almışlardı.

Kürt ayrılıkçıları, Kürt Yüceltme Derneğince yönlendiriliyorlardı. Dolaysız olarak İngiliz desteğinde yürütülüyordu. İngiliz güdümünde bir devlet tasarlıyorlardı. İngiliz haber alma ajanlarından Noel Kürt ayrılıkçılarına akıl hocalığı ediyordu. Bedirhani Kamuran, Celadet, Cemil Paşazade Ekrem, Koçkiri aşireti başkanı Haydar, Şerif Paşa, Said Abdül Kadir... gibileri bu düşüncedeydiler. Ali Batı, Cemil Çeto, Ali Galip olayı, Mill" aşireti ve Koçkiri ayaklanması gibi Kürt ayrılıkçı olayları İngiliz desteğinde, halifeye bağlı, feodal türde olan ayaklanmalardı. Bölgede Ermeni devletinin kurulması düşünüldüğünden Kürt devleti arka planda kaldı ve unutuldu.
Ermeniler genellikle Fransa'nın desteğini sağlıyorlardı. Güneyde ortak hareket edildi. Ankara Antlaşmasından sonra Batı'nın desteğini yitirdiler.

Karşı-ulusçu ve tutucu ayaklanmalarsa daha da Ankara Hükümetine yönelikti. Çapanoğlu ve Yozgat, Zile ayaklanmaları, Bayburt ayaklanması, Konya, Bolu-Düzce ayaklanmaları, Anzavur Ahmet, Kuvayi İnzibatiye (Halife Ordusu) bu türden ayaklanmalardı. Bu ayaklanmaların önderleri genellikle tutucu ve bağnaz kişilerdi. Bayburtlu Şeyh Eşref, Yozgatlı Şeriye Hakimi Hafız Şahan, Bolu ve Gerede ayaklanmalarının elebaşılarından olan Kör Ali Hoca, Düzceli Ahmet Hoca, Bigalı Gavur İmam, Konya ve Bozkır ayaklanmalarının elebaşısı Zeynel Abidin Hoca... tümüyle bağnaz ve yobaz kişilerdi. Çıkar peşineydiler. İstanbul Hükümetince kışkırtılıp destekleniyorlardı. Sorumsuz davranışlarıyla emperyalizmin ekmeğine yağ sürmüş, birçok yurttaşın ölmesine neden olmuş, Türk Bağımsızlık Savaşını baltalamışlardı. Uzun zaman milis güçlerini ve yeni kurulan orduyu uğraştırmışlardı. Ayaklanmalara katılanların çoğunluğu yoksul ve işsiz kimselerdi. Yağma, çapul gibi olanaklarla kandırılmış, M. Kemal düşmanlığıyla donatılmışlardı. Bunların gözünde M. Kemal ve arkadaşları ''dinsiz'', ''Halife-Padişah düşmanı'', ''İttihatçı'' ve ''Bolşevikler''di. İstanbul Hükümeti ve ortağı İngilizler'in propagandası bu doğrultudaydı. Zaten Anzavur ve Kuvayi İnzibatiye ayaklanmalarına katılanlara aylık bağlanıyordu. Öteki deyişle ayaklanmacılık geçim kaynağı durumuna getirilmişti. Adapazarı ve Sapanca'da derlenen ayaklanmacılara İstanbul Hükümetince piyadelere 15, süvarilere 30, teğmenlere 60, Alay komutanlarına 150 lira aylık ödeniyordu. Hilafet Ordusunun silah araç-gereç gereksinimi İngiliz denetimindeki İstanbul depolarından sağlanıyordu.

Eski İzmit Mutasarrıfı Ahmet Anzavur'a ''paşalık'' verilerek Balıkesir Mutasarrıflığına atandı. Marmara Bölgesinde ulusal direnişçilere karşı savaşmaya başladı. D. Ferit'in bir numaralı adamı olan Ahmet Anzavur, İngiliz yetkililerinin de beğenisini kazanmıştı. İstanbul yanlısı subaylar buyruğuna verilmişti. Çetesine ''Kuvayı Muhammediye'' adını veren Ahmet Anzavur, Anadolu ulusçularına karşı İngiliz altınıyla ödüllendiriliyordu.

Süleyman Şefik Paşanın komutasında ''Kuvayi İnzibatiye'' adıyla bir ''Halife Ordusu'' kuruldu. Ordunun kurulmasına İngilizler 7 Nisan 1920'de izin verdiler. 18 Nisanda da ''Kuvayi İnzibatiye''nin kararnamesi çıkarıldı ve bu örgüte 1.250.00 lira olağanüstü ödenek ayrıldı. Birliklerin silahlandırılması için, bizzat, D. Ferit Paşa, İstanbul'da İngiliz denetimindeki Maçka Silahhanesinden alınmak üzere 600 tüfek, 30.000 piyade fişeği ve 80.000 makineli tüfek cephanesi verilmesi için İngiliz Başkomutanlığından bir belge aldı D. Ferit ''Kuvayi İnzibatiye''ye İngilizler'den askersel güç istediyse de araç - gereç yardımıyla yetineceklerini, askeri Osmanlı devletinin sağlayacağı belirtildi. İ.T. Partisi yönetimi yıkılınca, bu parti karşıtı ve Saray yanlısı birçok etkisiz ve emekli kişiler yeniden etkin görevlere getirilerek, Sarayca güvenilir bir kadro oluşturulmuştu. Çoğu Alaylı subaylardan oluşan, kurmay subayları ''Napolyon taslakları'' olarak niteleyen, eğitimli subaylara düşmanlık güden bu subaylar ''Nigahban Cemiyeti Askeriyesi (Askeri gözcü derneği)''ni oluşturmuşlardı. 3000 dolayında üyeleri vardı. Ayrıca üye sayısı 60.000'i aşan, tümüyle eski askerlerden oluşan ''Mütekaidini Askeriye Cemiyeti (Eski Askerler Derneği)'' vardır ki, bunlar ulusçulara karşıydılar. Bunların birçoğu, ''Kuvayi İnzibatiye''nin içerisinde yer almış, Ankara Hükümetine karşı eylemsel savaş vermişlerdi. Dahası ''Halife Ordusu''nun çekirdeğini oluşturmuşlardı.

İngiltere, Padişah ve İstanbul Hükümetiyle işbirliği içerisinde Anadolu'ya karşı geniş çapta bir karşı-devrim başlatmıştı. Etnik, dinsel ve mezhepsel ayrılıklardan yararlanarak iç savaşı körüklüyordu. Amacı ulusal hareketi ezmekti. Bununla birlikte ulusçuları Boğazların ötesinde tutmaya çalışıyorlardı. Böylece ulusçularla birlik kabul ettiği Bolşevikleri bölgeden uzaklaştırmış olacaklardı. Burası İngiltere için yaşamsal bölgeydi. İngiltere Anadolu'da rahatsız edilmemek için Boğazların doğusunda iki tampon bölge kurmayı düşünüyordu ki, ayaklanmaları da bu nedenle, bu bölgede yoğun olarak başlatmıştı.

Bir takım ayaklanmalar, ulusçu kesim içerisinde merkez-çevre çatışmasından doğan ayaklanmalardı. Bunlar düzensizliğe alışmış bir kısım milis güçlerin eylemleriydi. Ayaklanmaların özünde merkezi yetke karşısında özerk davranma isteği yatıyordu. Çerkez Ethem ve bir takım efelerin ayaklanmaları bu türdendi. Çerkez Ethem sonunda savaşım verdiği emperyalizme sığınmasına karşın, basında ''Kuvayi Milliye''ye oldukça yararları dokunmuştu. İngiliz emperyalizmi güdümünde hareketle 1919 - 1921 yılları arasında yoğun olarak yapılan ayaklanmalar Türk Bağımsızlık Savaşına büyük yitikler verdirdi. Ankara yöneticileri bu yerli engeli aşmadan düşmana karşı savaş veremediler. Bu da İngiliz güdümündeki İstanbul Hükümetinin Türk halkına yıllarca iyi uyrukluk etmelerinin karşılığı oldu.

3- Öğüt ve İnceleme Kurulları

Öğüt Kurulları (Heyeti Nasiha), Ateşkes koşullarının yerine getirilmesi için kurulmuştu. Mart 1919'dan itibaren çalışmalarını görüyoruz.

Öğüt Kurullarının oluşturulmasındaki amaç:

1) Azınlıkları Osmanlılara bağlı duruma getirmek.
2) Osmanlı Rumlarını Türkler'le uzlaştırmak.
3) Etnik öğelerin birbiriyle iyi geçinmesini, Hükümete uymalarını sağlamak.
4) Ateşkes'in koşullarını, öte deyişle Osmanlı devletinin yenilmiş olduğunu benimsetmek.
5) Doğacak olan ulusal direnişleri kırmak, engellemek.

M. Kemal'in Anadolu'ya geçişinden sonra durum daha da değişti. Bu yeni gelişmeler karşısında Öğüt Kurullarının görevi de yeni bir içerik kazandı.

Bu kez amaçlar arasında şunlar da girdi:

1) Ulusal direnme için kurulan örgütlerin bir biriyle bağlarını koparmak.
2) Ege direnmesini ''Kemalist eylem''in dışında tutmak ve yavaş yavaş sönüyor izlenimini vermek.
3) ''Kemalist eylem''i yok etmek.
4) Halkla M. Kemal arasındaki bağları kırarak, ulusal direnişi boğmak.
5) Halkı İngiliz emperyalizmiyle uzlaşmaya ve işbirliğine sokmak.
6) Ege'de Yunan, Doğu'da ve Güney'de Ermeni kıyımına karşı oluşan örgütleşmeleri önlemek. İstanbul Hükümeti Mart ayı ortalarında (1919) Rum eşkiyasını yola getirmek için bir Öğüt kurulu oluşturmuş, 20 martta Şile ve dolaylarına göndermişti. Sonradan bunun daha kapsamlı olması düşünülmüş, dahası 5 Nisanda D. Ferit bu tasarıyı İngiliz yetkilisi Webb'e açmış ve bu kurallara İngiliz subaylarının da katılmasını istemişti.

Öğüt Kuralları merkezden oluşturuldu ve başlarına da merkezi kişiler, yani hanedan üyeleri (şehzadeler) getirildi. bakanlar Kurulunda (Vükela Meclisi) görüşülerek kararlaştırılan biçimiyle iki kurul oluşturulmuştu. Bunlardan biri Anadolu'ya, ötekiyse Trakya'ya gönderilecekti. Anadolu'ya gidecek kurulun başına Şehzade Abdurrahim getirilmiş, yanına da Ali Rıza Paşa, Ferik Mahmut Hayret, Süleyman Şefik Paşa, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi, eski Pazarcık Müftüsü Halil Fehim Efendi, İçişleri Bakanlığı müdürlerinden Ohannes Ferit, eski Rum Milletvekillerinden Kozmidis Efendi, Rum kökenli Tarım Bakanı Aristidis Paşa, eski Karahisar Mebusu Yanko Kovenidi (Tuanidi - Güvenidis)ler verilmişti. Kurul Anadolu'nun özellikle Batı kesimlerini 16 Nisan - 18 Mayıs günleri arasında dolaştı.

İstanbul'da Kurulu uğurlayan D. Ferit, bu kurula 3.000.000 lirayla 80 asker vermişti. 28 Nisan - 10 Mayıs arasında Şehzade Cemalettin Efendi başkanlığında Trakya'yı dolaşan kurulda da eski Savaş Bakanı Cevat ve Fevzi Paşalar vardı.

İstanbul yönetimi Şehzadeleri bu uğurda kullanmak istiyordu. Kuzey Afrika'da bulunan Şehzade Osman Fuat Efendinin de Türkiye'ye çağrılarak görevlendirilmesi düşünülmüştü. 10 Mayısta Edirne'den dönen Şehzade Cemalettin Kurulu Karadeniz kıyılarına görevlendirdi. D.Ferit 1 Mayıs (1919)'ta Öğüt Kurallarının amacının daha çok "manev"" olduğu, Padişahın selamını halka iletmeyi amaçladıkları, Padişahın ''halkını düşündüğünü ve onların üzüntü ve tasalarına katıldığı'', kurulların; ''ülkenin gerçek gereksinmeleri hakkında incelemelerde bulunmak ve halkın gereksinmelerini, ekonomik devrim temellerini hazırlamakla'' görevli olduklarını belirtiyordu. Padişah buyruğunda kurulların amacının ''savaşın kötülüklerinden etkilenen halka Padişahın sevgi ve ilgisini bildirmek'' olduğuydu. ''Alemdar'' gazetesine göreyse amaç ''durumu inceleyerek ögeler (unsurlar) arası uyumunu sağlamak''tı. Ayrıca ekonomik ve toplumsal yenilikler de düşünülüyordu.
Kurullar gittikleri yerlerde halka sabır, yasalara ve Hükümete bağlılık öneriyorlardı.

Şehzade okuduğu bildiride şunu söylüyordu:

''...hakkınıza kanaat, vatandaşlarınızın haklarına saygı ve yasalara bağlılık tümünüze önerilir''.

Etnik ögelerarası barışı sağlamak amacı yanı sıra taşranın desteği de sağlanıyor, on yıldan beri süren ''meşrutiyet yönetiminin kötülükleri'' halka anlatılmaya çalışılıyordu. Saray üyeleri ve Şehzadeler adım adım Anadolu'yu tarıyorlardı. Halka üç milyon lira dolayında para dağıtarak, yönetimi desteklemeleri isteniyordu. 30 Temmuz günü Bakanlar Kurulu kararıyla 30 mutasarrıf ve kaymakam ile 5 valinin ataması yapıldı. Elazığ Valisi Ali Galip'in atanması bu tarihlere rastlamaktadır.

İstanbul Hükümetinin bu ara aldığı kararlardan biri de Anadolu'yu beş bölgeye ayırmak ve bu bölgelere birer ''İnceleme Kurulları'' göndermekti.

Saptanan beş bölge ve kurullar şöyle:

I) Bursa-Karesi bölgesi.
II) Konya-Afyon-Antalya bölgesi. Kurul üyeleri; Ziya Bey (Defteri Hakani Emini), Süleyman Şefik Paşa (Basra Vali ve Komutan Vekili).
III) Ankara-Kastamonu bölgesi. Kurul üyeleri; Rahmi Bey (eski Devlet Şürası üyesi), Galip Paşa (emekli Genelkurmay Mirlivalarından).
IV) Samsun-Sivas bölgesi.
V) Trabzon-Erzurum bölgesi. Kurul üyeleri; Ziya Bey (Lazistan eski Mutasarrıfı), Ali Fevzi Paşa (9. Kolordu Komutanı, Genelkurmay Mirlivalarından). A. Fevzi Paşa eski Konya Valisi Yusuf Paşa'nın yerine gönderilmekteydi.

İstanbul Hükümeti 2 Kasımda seçimleri denetlemek, siyasal durumu incelemek için iki kurul daha oluşturmuştu. Bunlardan Ali Fevzi Paşa Trabzon-Erzurum bölgesine, Hurşit Paşaysa İç Anadolu bölgesine görevlendirilmişti. Kurullara üst düzeyli etkin asker, bürokrat ve din görevlisi seçilmesine özen gösterilmişti. Bu amaçla Doğu'ya giden kurula Yargıtay üyelerinden Cafer İlhami ve Fetva Emini Hasan Efendi de katılmaktaydılar. Durum M.Kemal'i tedirgin ediyor, bunların ''yurt içinde halkı zehirlemek'' için dolaştıklarını söylüyordu. Kurulların gerçek amacı Temsilci Kurulun gücünü zayıflatmak, İstanbul Hükümetine bağlılığı güçlendirmekti. Açıkça M.Kemal'in düşmanlığı yapılıyor, onu soyutlamaya çalışıyorlardı. M.Kemal'in ''diktatör olmak istediği'' vurgulanıyordu. Süleyman Şefik Paşa, Savaş Bakanlığına getirildiğinde, ulusal güçleri kısa dönemde dağıtabileceğini Başbakana bildiriyordu. Savaş Bakanı Nazım'la İçişleri Bakanı Adil'in imzasını taşıyan İstanbul Hükümetinin düzenleyerek Öğüt ve İnceleme Kurullarına verdiği yönerge (talimat) İstanbul Yönetiminin düşüncesi ve amaçları açısından ilginç bir belgedir. M.Kemal ve arkadaşlarının yasalara karşı gelerek çetecilik yaptıkları ileri sürüldükten sonra; aradaki çelişkinin ''içeriği ve kökeni'', ''bu hareketi düzenleyen ve yönetenlerin kişilik ve sorumluluk düzeyleri''nin belirlenmesi ve elde edilecek sonuçlara göre ''önlem alınması'' için Öğüt Kurulları oluşturularak şu geniş yetki ve sorumlulukla donatılmışlardır:

1) Her kurul bölgesini ayrıntılarıyla araştıracaktır.
2) Sivil ve asker" görevlilerin görevlerini yerine getirip-getirmedikleri ve neden getirmedikleri araştırılacaktır.
3) Çete ve Kongre hareketinden sorumlu olanlar ve görevlilerin yardım ya da hoşgörülerinin bulunup bulunmadığı saptanacaktır.
4) M.Kemal, Rauf Bey, Demirci Efe, Hacı Şükrü'lerin yakalanarak İstanbul'a gönderilmeleri istendiğinde, bu buyruğun yerine getirilip getirilmediği incelenecektir.
5) Halka öğütler verilecektir.
6) İyi niyetle çetecilik yapanlar uyarılarak, silahlarının teslimi sağlanacaktır.
7) Değiştirilmesi ve görevden alınması gereken görevliler İçişleri ve Savaş Bakanlığına bildirilecektir.
8) Kurullar denetleme sonuçlarını düzenli olarak merkeze bildireceklerdir.

Kaldı ki sürekli elindeki kozları yitiren İstanbul Hükümeti, Öğüt Kurulları çalışmasında da tam sonuç alamadı. Anadolu'da çalışan kurulların bir takımı ulusal akımın yanında yer aldılar. Özellikle K.Karabekir Erzurum'a gelen kurulu ulusal akıma yatkın duruma getirmişti. Ali Fevzi Paşa ile Ziya Bey İstanbul'a gönderdikleri raporlarında Anadolu'da düzen olduğu, yasalara aykırı bir durumun olmadığı, herkesin Padişah ve Halifeye bağlı olduğu aşılanmaya çalışılıyordu. 27 Mart 1920'de bir Öğüt kurulu olarak Anadolu'ya giden Rıza Nur, Yusuf Kemal Bey, Abdullah Azmi Efendi ve Vehbi Hocalar Milletvekilleri alarak Anadolu hareketinin öncü kadroları arasında yer aldılar. Böylece bir çığ gibi büyüyen ulusçu akım karşısında İstanbul yönetiminin bu önlemi de istenilen başarıya ulaşamamıştı.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ
Yazar: BAKİ ÖZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir