Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk'ün Anadolu'ya Geçişi ve Damat Ferit Paşa'nın Tutumu

Burada Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Atatürk'ün Anadolu'ya Geçişi ve Damat Ferit Paşa'nın Tutumu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:39

BAŞBAKAN DAMAT FERİT PAŞA'NIN TUTUMU

Kurtuluş Savaşı boyunca beş kez hükümet kuran D. Ferit Paşa, Anadolu eylemine bilerek ve isteyerek kötülükleri dokundu ve engel oldu. İngiliz desteğiyle yaşadığı gibi, beşinci hükümetinin sonunda İngiltere desteğini çekince, bir daha hükümet olamadı. İngiltere'nin isteği doğrultusunda hükümet yöneten Ferit Paşa, Padişah Vahdeddin'le birlikte katı bir İngiliz hayranıydı. İngiltere'nin güdümünde bir yönetim tasarlıyordu. Anadolu hareketi izin verseydi bunu da gerçekleştirecekti. İzmir'e Yunan'ı çıkartma kararı aldıkları gün İngiliz Sevenler (Muhiban) Derneğini kurmuşlardı. Derneğin öncüleri arasında İngiliz Büyükelçiliği Baştercümanı Ryan, istihbaratçı General Deedes, Rahip Frew, Sultan Vahdeddin, Damat Ferit, Ali Kemal, Adil, Mehmet Ali, Hoca Vasfi Sait Molla vardılar. Dernek bir İngiliz - Saray işbirliğiydi. Derneğin amacı güdümden çok, Türkiye'deki direnişi kırmak ve ağır barış koşullarının kabul edilmesini sağlayacak ortamı hazırlamaktı. Bu amacı da İngiltere, Saray ve yakın çevresi yoluyla gerçekleştirmeyi tasarlıyordu. Başkaları gibi Ferit Paşa da böylece oltaya takılmıştı. Kürt Yüceltme (Teali) Derneği de İngiliz Sevenler Derneğinin bir yan kolu gibi çalışıyordu. Özellikle Rahip Frew ve Sait Molla bu derneğin ruhuydular. İşin içine para ve makam da girmişti. İngiliz Sevenler Derneği üyelerinin her yerde ayrıcalıkları vardı. Bol para veriliyor, üstün görevler dağıtılıyordu.

Demokrasi tarihimizin ilginç bir örneğini veren Hürriyet ve İtilaf Partisi İngiliz güdümünü benimsiyor ve bunu yan kuruluşu olan İngiliz Sevenler Derneği yoluyla gerçekleştirmeye çalışıyordu. Çağdaşlaşmadan yana olan İ. T. Partisine tepki olarak doğan H. İ. Partisi batılılaşmaya karşı, şeriat düzeninin savunucusu ve İngiliz tipi bir meşrutiyet yönetiminin özlemcisiydi. İ. T.'nin emperyalist karşıtı olması yanında, H. İ. işbirlikçiydi. İmparatorluk içindeki etnik kesimlere yönetsel özerklik verilmesini savunuyordu. Partinin başkanı Albay Sadık, manev" lideri padişah Vahdeddin'di. Albay Sadık İngilizler'in ücretli adamı durumundaydı. D. Ferit Paşa partinin gerçek lideriydi. Şeyhülislam Sabri Efendi kurucularındandı. Anadolu hareketine karşı olanlar, işbirlikçiler, İngiliz kuyrukçuları, para ve makam peşinde olanlar, bağnaz ve gericiler bu partide toplanmışlardı. Şimdi bu İngiliz yanlısı hükümet başkanının, M. Kemal ve Anadolu'da gelişen ulusal direnişe karşı tutumuna, belgeler doğrultusunda bakarak değerlendirmeye çalışalım. D. Ferit birçok aydını, yöneticiyi, basını yanına çekmiş, parti ve örgütünde yoğunlaştırmış ve M. Kemal karşısında bir kampanya başlatmıştı. Basın, M. Kemal'i ve Anadolu'daki ulusal direnişi karalama ve parçalama yarışındaydı. Bu kampanyaya İstanbul'da ''Alemdar'', ''Peyam-ı Sabah'', ''Türkçe İstanbul'', ''Aydede'' ve ''Ümit''; Anadolu'da ise ''Ferda'', ''İrşat'', ''Zafer'' gibi gazete ve dergiler katılmışlardı.

İşte bunlardan birkaç örnek:

''İngiltere'ye olan sevgimize, Amerika'ya olan saygımız ket vurmaz''. (Türkçe İstanbul,16.12.1918).
''Mustafa Kemal ve Rauf Bey hakkında kovuşturma buyruğu.'' (Tasviri Efkaor, 13.7.1919). ''Yasaya aykırı toplantılar ve girişimler''. (Alemdar, 31.7.1919).
''M. Kemal Samsun'a gidince bir takım örgütler kurmaya başlamış, (... ) kışkırtıcı sözler söylemiş. Erzurum'da yaptığı kongre Anayasa'ya, Meşrutiyet'e baş kaldırmadır''. (Sabah, 2.8.1919). ''Hükümet bu maceracılara şiddetle harekete karar verdi''. (Ronesans, 2.8.1919). ''Mustafa Kemal ne yaptı? Ayaklanma!'' (Peyam-ı Sabah, 2.8.1919).
''M. Kemal macera peşinde dolaşıyor. (... ) Samsun'da yönetimin işine karışmakla başladı. Onun Anadolu'da takındığı tutum İttihatçılığın hasta ruhudur''. (Türkçe İstanbul, 6.8.1919). ''Türk ulusunun varlığını ve bağımsızlığını koruyabilmesi bu gibi mecnunca hareketlerden uzak durmamıza bağlıdır. (... ) Kongreye katılanlar bir kısım önemsiz kişilerden oluşmaktadır''. (Sabah, 11.8.1919).
''M. Kemal uygun olduğu cezaya uğradı''. (Peyam, 13.8.1919).
''Varlığı yıkmaktan ibaret olan bu şaka (hezele) amaçlarına ulaştı. (... ) Bunlar ne istiyorlar?''
(Mesuliyet, 7.9.1919).
''Ulusal hareketin foyası çıktı''. (Peyam, 13.9.1919).
''Bu hareket artık alevleri sönmüş bir ot ateşidir''. (Akşam, 17.9.1919).
''Mustafa Kemal Paşa Anadolu'da bir ulusal hareket yaratmaya çalışıyor. Bu ne çocukça bir
hayaldir! Bütün dünyanın gücüne karşı... Savaştan ezilmiş olan zavallı Anadolu'nun gücü ile...
Kafa tutmasının ne hükmü olabilir? Anadolu'da ne kalmıştır, ne var ki direnebilsin''. (Renin, 11.10.1919).
''Kızıl tehlike!'' (Açıkgöz, 22.2.1920).
''Yalancı ulus davası şer-i şerife aykırıdır'', (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 11.4.1920).

Katli vaciptir fetvası üzerine:

''Mustafa Kemal, uygun olduğu cezayı gördü''. (Alemdar, 15.4.19220).
''Sultan Vahdeddin, M. Kemal'i kovarak adam etti''. (Ferda, 16.4.1920). ''Yalnız Fransızlar Türkler'in dostudur''. (Ferda, 20,4.1920).
''İdam! İdam! İdam! Mustafa Kemal cezasını bulacak!'' (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 25.4.1920).
''Anadolu, Kemalistlerden temizlenecektir''. (Alemdar, 29.4.1920).
''Ulusal hareket boşa gitmeye mahkümdur''. (Sait Molla, Peyam-ı Sabah, 1.5.1920).
''Mustafa Kemal'in maskaralıkları''. (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 7.5.1920).
''Rıfat'ın fetva'yı deccaliyesi''. (Alemdar, 11.5.1920).
''Mustafa Kemal ve hempalarının idamı''. (Peyam-ı Sabah., 13.5.1920).
''Büyük Millet Meclisi, küçük heriflerin tutsağıdır''. (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 28.5.1920).
''Büyük Millet Meclisi, küçük heriflerin tutsağıdır''. (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 28.5.1920).
Konya Delibaş ayaklanması üzerine: ''Mustafa Kemal, kaçmaya hazırlandı''. (Ferda, 18.11.1920).

''Kemal" pay-ı taht (başkent) Ankara!''. (Alemdar, 10.1.1921).
''Ankara Hükümeti, Doğu'yu (Bolşevikleri) seçmiştir''. (Alemdar, 27.5.1921).
''Ankara nereye gidiyor? Moskova ile antlaşmaya...'' (Adana Postası, 21.6.1921).
''Yazgımızı Ankara'ya bırakmamalıyız''. (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 1.1.1922).
''Ankara ileri gelenlerinin anlayışıyla ancak İran ve Turan'a gidebiliriz, fakat Edirne, İzmir ve İstanbul'un özgürlüğüne yetişemeyiz''. (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 26.8.1922).

İstanbul Hükümeti ve İngiltere M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesinde açıkça yanılmışlardı. M. Kemal'in Samsun'a çıktıktan sonraki hareketleri kuşkuları doğrulamıştı. Hükümet ve İngiltere bu kez M. Kemal'i geri İstanbul'a döndürme, etkisiz kılma savaşımı verceklerdir. Bunu gerçekleştirebilmek için de başvurmadıkları yol kalmayacaktır.

Biz bu çabalar içerisinde, bu kesimde, başbakan D. Ferit'in ihanet yarışındaki payını görelim:

İngilizler'in kuşkusu üzerine Ferit Paşa uyanmış, çareler aramaya başlamıştı. Çünkü M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesinde birinci ölçüde suçlu kendisiydi. İngiltere'ye karşı durumu kötüye gidebilirdi. İngiliz Yüksek Komiserini aradıysa da yardımcısı A. Ryan'la görüşebildi.

Ryan, Haziran 1919 başlarında Ferit Paşayla görüşmesini şöyle anlatıyor:

''Ferit birkaç gün önce benimle görüştü. Kötü kimselerin olay çıkarmak çabalarına karşı uyanık olunmasını belirtti. İstenmeyen kimselerin, örneğin yedek subay gibi kimselerin, İstanbul'dan Anadolu'nun içlerine gitmelerine engel olmanın önemine değindi. Rauf Bey'in son günlerde İstanbul'dan ayrılarak Ayvalık bölgesine gittiğini söyledi''. Ferit Paşanın uyarısı üzerine Ryan askeri çevrelerin dikkatini olay üzerine çekiyordu.
İngiliz yetkilileri D. Ferit üzerinde baskıyı yoğunlaştırınca 23 Haziran'da Hükümetçe görevden alınan M. Kemal'i 7/8 Haziran gecesi telgraf başına çağırdı ve İstanbul'a dönmesini istedi. M. Kemal dönmeyeceğini bildirince o anda görevine son verdi. M. Kemal ise göreviyle birlikte askerlikten de ayrıldı.
İngiltere'den aldığı nota üzerine M. Kemal'in görevine son veren D. Ferit; Savaş Bakanıyla birlikte Tuğgeneral Deedes'e çıktı ve M. Kemal'le resmi hiçbir ilişkisi olmadığı, ordudan da çekildiğini, M. Kemal'in asi oluşunu Hükümetçe askeri ve sivil makamlara bildireceğini söyledi.

M. Kemal ise çekinmeden yoluna devam ediyordu. İstanbul'daki gelişmeler ikinci plandaydı. Onun için Tercan'dayken, Savaş Bakanlığını da yüklenmiş olan Ferit Paşadan, 30.6.1919 tarihli telyazıyı aldı. Zor günler yaşandığını, İngilizlerin baskısı altında olduklarını, İstanbul'a dönmesinin gerektiği, eğer dönmüyorsa ''hava değişimi'' alarak istediği yerde oturmasını, padişahın isteğinin de bu doğrultuda olduğunu yazıyordu. Doğallıkla M. Kemal'in bu isteklere tek yanıtı inandığı yolda yürümesi olmuştu. Kendisine ''geç kalmadan İstanbul'a dönmelerinin padişahın buyruğu olduğu'' bildirilmesine karşın, 6 Temmuzda ''Ermenistan'a sunulan... Doğu illeri halkı arasından'' çıkıp gelemeyeceğini bildirdi.

M. Kemal'in bu tutumunu sürdürmesi, Anadolu'da Kongreler toplaması, D. Ferit'i çileden çıkardı. M. Kemal'i İngiliz yetkililerine yakınarak (şikayet ederek) avunuyordu. M. Kemal'in tutumu karşısında güçsüz kalmıştı. Calthorpe'in 23 Temmuzda L. Curcon'a yazdığına göre Ferit Paşa Yüksek Komiseri görerek, M. Kemal'in Anadolu'da kurultaylar toplandığını, 23 Temmuzda İstanbul'a karşı bağımsızlık ilan etmenin görüşüleceğini bildirdi. Ayrıca bu kongrelerin, yasalara, Anayasa'ya ve padişah buyruğuna karşı olduğunu illere duyurduğunu bildiriyordu. Gerçekten de Başbakan Ferit Paşa, İçişleri Bakanlığı kanalıyla 20 Temmuzda Doğu illeri valilerine bir genelge göndermiş; ''Mustafa Kemal ve Rauf Beylerin Hükümetin karar ve duyurusuna karşı hareket ettiği ve kışkırtmaya devam ve ısrar etmekte oldukları, (... ) bunların hemen tutuklanarak İstanbul'a gönderilmeleri''ni istemişti. Öteki Doğu illeri valileriyse ''görmedik'', ''duymadık'', ''burdan gittiler'', ''şimdi nerede olduklarını bilmiyoruz'' yollu yanıltıcı ve savsaklayıcı yanıtlar gönderiyorlardı.

Durum karşısında Başbakan'ın M. Kemal'i İngilizler'e yakınması daha da arttı. 29 Temmuzda İngiliz Yüksek Komiserliği görevlilerinden Hohler'e şikayet edildiler. 30 Temmuz günü Calthorpe'ye çıkarak; M. Kemal ve Rauf Bey'in tutuklanma buyruğunu çıkarabilmek için beş gün uğraştığını, Hükümet üyelerinin kendini desteklemediğini, Anadolu'yla uzlaştıklarını, ''bunların tutuklanıp Malta'ya sürülme''lerinin gerektiği, ''Padişahla kendisinin Tanrı'dan sonra umutlarının İngiltere olduğu''nu anlatıyor ve kendini acındırmaya çalışıyordu. İçeride ise oldukça sertleşiyordu. Savaş Bakanlığına gönderdiği bir yazıda; taşradaki görevlilerin Hükümet işlerini güçleştirmekten kaçınmalarını istiyor, ''Kuvayi Milliye'' adıyla ''çeteler'' kuran Demirci Efe, Hacı Şükrü, Mustafa Kemal ve Rauf Beylerin çabalarından, kurultaylar ve toplantılar kurmalarından yakınıyordu.

Padişah ve D. Ferit'in birlikte hazırladıkları ve İngiltere'ye sundukları 12.9.1919 tarihli, sekiz maddelik bir gizli antlaşma var. İngiltere güdümünü ve yönetimini içeren bu gizli antlaşma İngiltere'ye Türkiye üzerinden her türlü söz hakkı tanıdığı gibi, Boğazların denetimi ve kullanımı ile Müslüman halkın bulundukları bölgelerin yönetimi hakkında da yetkiyle donatıyor. Ötede ''ulusal akımların önüne geçebilecek bir yönetimin kurulmasında'' İngiltere'ye ''kolluk kuvveti'' kurma görevi ve yetkisi tanınıyordu. Türkiye Kıbrıs ve Mısır üzerindeki haklarından vaz geçiyordu. Görüldüğü gibi bu gizli antlaşmada temel olan Anadolu ulusal direnişini ezebilmekti. Ne var ki İngiltere bu antlaşmayı kabul etmemişti. İhanet yarışının en açık örneğiydi, bu tutum.
Ulusal güçlerin yenilmezliği karşısında tedirgin olan D. Ferit, İngilizlerce Anadolu'nun işgalini istiyordu. Bir kişinin kendi öz çıkarı için ülkesinin işgalini yabancı güçlerden istemesi korkunç bir olay. Hele bu kişi devletin üst düzeydeki bir yöneticisi ise korkunçluk dorukta, demektir.

Başbakanın bu önerisini İngiliz Yüksek Komiseri ülkesine 17 Ağustos'ta şöyle rapor ediyor:

''Damat Ferit, Anadolu'ya asker göndermeyi önerdi. Milne bunu reddetti. Çünkü düzenli birlikler de çetelere katılabilirler. Tek çözüm yolu Yunan ve İtalyan birliklerinin Anadolu'dan çekilmesidir. Hükümetin yetkisi de o zaman güçlenir. Mill" Savunma Partisinin (Hakları Savunma Derneği) varlık nedeni böylece ortadan kalkar''.
13 Eylül tarihli İngiliz Yüksek Komiseri Robeck'in raporu da bu doğrultuda, Başbakanın haince isteklerini içeriyor.

D. Ferit, Robeck'ten şunları istiyordu:

''Mustafa Kemal bize de size de karşı. Ya bizim bir ordu göndermemize izin verin ya da siz bir askeri güç göndererek stratejik noktaları işgal edin''.
D. Ferit'in bu yollu istekleri bitmiyordu. İngiliz Komisere ''Eskişehir'e iki bin kişilik bir güç göndermeyi önerdi''. Ayrıca ''Anadolu'da ulusal hareketi bastırmak için 7 binden 50 bine kadar güç oluşturulması önerisinde'' bulundu. Milne, ''Böyle bir gücün oluşturulmasında önce Hükümetin Barış Antlaşmasını imzalaması''nın gereği üzerinde duruyordu. Önerinin reddedilmesi üzerine yaşamının güvence altına alınmasını istedi. İngilizler Başbakanın bu aşırı ölçüdeki ülkesini işgal ettirme hevesine yanaşmıyor, M. Kemal'le uzlaşmasını öneriyorlardı. Çünkü İngiliz askerlerinde savaş yılgınlığı vardı. Az güçle, Anadolu'da gelişen bu akımı kolay kolay bastırabileceklerini gözleri kesmiyordu. Anadolu'ya gönderilecek Osmanlı güçlerinin ulusal direnişçilere katılabileceklerinden kuşkulanıyorlardı.

D. Ferit bir başbakanın onuruna yakışmayacak ölçüde emperyalist güçlere sürekli yalvarıp yakarıyor, nazlanıyor, ulusal direniş karşısındaki güçsüzlüğünü ortaya koyuyordu. Bu davranışı dahi onun Anlaşık (İtilaf Devletleri) güçlere büyük ödünler verdiğini gösteriyordu. İstenilen bir barışa gidilemeyişi; Anadolu'daki ''bir iki yardakçı, hırslı ve hoşgörüsüz gencin halkın umutsuzluğundan yararlanarak kargaşalık çıkarmalarına'' bağlıyor ve bunun ''bastırılması için nedenin ortadan kaldırılmasını'' istiyordu. Hükümetçe görevlendirilen kişilerle M. Kemal ve Rauf Beyin ''diri olmazsa ölü olarak ele geçirilmesi'' sağlanmaya çalışılıyordu. Sürekli olarak Anadolu direnişini karalıyor, halkın gözünden düşürmeye çalışıyordu. Ulusal direnişi ''alevleri sönmüş bir saman alevine benzetiyor'', halkın bu direnişin yanında değil, karşısında olduğunu vurguluyordu.

Başbakan D. Ferit artık etkin bir biçimde Anadolu'ya saldırmaya başladı. Yer yer ayaklanmalar çıkarttı. Şeyhülislam'dan ulusal direnişe katılmamayı öğütleyen fetvalar alarak, İngiliz uçaklarıyla, Anadolu'ya gönderttirdi. Halife orduları kurdurtup ulusçulara saldırttırdı. Anzavur ve çeşitli bağnaz çevrelerin ayaklanmalarıyla ulusal güçleri boğmaya çalıştı. (Bunlar ileride ayrıca işlenecektir). Şimdi Başbakanın bu olaylardaki çabasını İngiliz belgelerinden izleyelim.

D. Ferit'le görüşmesini İngiliz Yüksek Komiseri Robeck şöyle rapor ediyor:

''Damat Ferit 7 Nisan'da bana geldi. Ulusal hareketi bastırmak için her çeşit moral baskıyı kullanacağını söyledi. Ulusal harekete karşı Anzavur, Hükümetin elinde ilk silahtır'' diyor.

15 Nisan'da da şunları yazıyordu:

''Hükümet ulusçuları lanetleyen bir bildiri yayınladı, ulusal harekete karşı bir seri fetva ilan etti''. D. Ferit, Anadolu eylemine karşı Anzavur'dan başka İzmit, Bolu, Trabzon, Kayseri ve Harput yörelerine de kimi kişilerin gönderileceğini, Anzavur için İngilizler'den silah, fetvaların dağıtımı içinse uçak istedi. Padişah çevresindeki bir kısım kişilerin

uzaklaştırılması gereğini ileri sürdü. İngilizler'in isteği doğrultusunda çalışacağına söz verdi. Ortak önlem alabilmek için Ayyıldız örgütü üyelerinin listesini İngiliz yetkililerine vereceğini bildirdi. Başbakan, ''gelecekteki Türk devleti için İngiliz güdümünü (manda) istedi, yeni yetişecek prensin tümüyle İngiliz dostu olarak yetiştirileceği'' sözünü veriyordu. Ryan'ın sunduğu 23 Eylül 1920 tarihli rapora göreyse, ulusal eylemi kırabilmek için ''Ferit Paşa Anadolu'ya bir grup gönderip halkı kandırmaya çalışacaktır''.

Anadolu eylemini ve onun öncüsü olan M. Kemal'i ortadan kaldıramayan Ferit Paşa, Ali Galip ve Sivas olaylarını yarattı. Ali Galip yoluyla Sivas Kongresini dağıtmak ve gelişmekte olan ulusal direnişi parçalamak istiyordu. Ali Galip gücünü bir takım ayrılıkçı Kürt feodal beylerinden alacaktı. Hükümet M. Kemal'le Rauf Bey'i canlı ya da ölü yakalayabilmek için 3-4 kişilik çeteler halinde 30 Kürt ve Arnavut subayını görevlendirmişti. Sivas'ı basmak için Ankara Valisi Muhittin Paşa da görevlendirilmiş, İngilizlerce bol para verilerek Hacı Bektaş Çelebisinin elde edilmesi istenmişse de başaramamıştır.

Başbakan (Sadrazam) amacına ulaşabilmek için İngiliz yetkililerine başvurdu ve Doğu'da Kürdistan kurulmasını önerdi. Böylece Kürtleri yanına çekebileceğine ve M. Kemal'in başarısız kalacağına inanıyordu.

17 Nisan ve 20 Temmuz 1920'de iki kez M. Kemal eylemine karşı Kürtler'i kullanmayı İngilizlere önerdi. Robeck Başbakanın önerisini L. Curzon'a şöyle bildiriyordu:

''Damat Ferit bana geldi, Barış Antlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklardır. Kürt önderleri Mustafa Kemal'i sevmezler, çünkü o Bolşevikliği getirmek istiyor. Siz Mustafa Kemal'den nefret ediyorsunuz, çünkü o sizin yaptığınız antlaşmayı kabul etmiyor. Bu durumda Kürtler'i Mustafa Kemal'e karşı birlikte kullanalım, dedi''.
Ali Galip olayı başarılamadığı gibi, İngiliz yetkilileri de Kürtler'in Türkler'e karşı kolay kullanılamayacağını, ulusal güçlerin etkisinde olduklarını biliyorlardı. Bölgede Ermeni egemenliği korkusu Kürtler'i Türkler'in yanına itmişti. Çıkarları Türkler'le ortaktı. İngilizler bunun bilincindeydi. Bu nedenle Ferit Paşanın bu önerisine katılmadılar. Ferit Paşa, Kürt aşiretlerinin M. Kemal ve ulusal güçlere karşı koymaları durumunda, Güney Doğu'da Osmanlı Devleti'nin kanadı altında özerklik vereceğini açıkladıysa da sonuç alamadı. Ferit Paşa olsun, ortağı Kürt Yüceltme Derneği olsun, İngiltere'ye uşakça yaklaşmalarına karşın gerekli desteği sağlayıp, başarıya ulaşamadılar.

D. Ferit'in ihanet yarışındaki yeri -belgeler ışığında- böylece belirlenmiş oldu. M. Kemal'e ve Anadolu hareketine destek olması bir yana; yok edebilmek, parçalayabilmek için akıl almaz yollara başvurmuş, M. Kemal ve ulusal kurtuluşun düşmanlığını yapmıştır. Kendi öz çıkarı ve bozuk emelleri için ülkeyi İngilizler'e peşkeş çekmekten çekinmemiş, ülke bütünlüğünün bozulmasını amacı uğruna kullanmıştı. Bu tutumuyla ulusal hareketi engelleyenlerin ve Türk ulusu düşmanlarının en başında yer alıyordu.

İngiliz yetkilisi Webb'in verdiği rapora göre ''düşünülmesi mümkün olan en İngiliz yanlısı'' hükümetler kuran, Türk bağımsızlığına emperyalizmden daha düşman olan ve İngiliz emperyalizminin açık ajanı D. Ferit, dönemin tüm yetkililerince ''deli'', ''akılsız'', ''kişiliksiz'' olarak tanıtılıyor; İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Sforza onu ''bir İngiliz centilmeninin çok iyi taklit edilmiş biçimi'' olarak niteliyordu. Saray mabeyincisi Ali Fuat onun hakkında ''dönek mizaçlı bukalemun yaratılışlı bir adam olup, bugün ak dediğine yarın kara der ve asıl düşüncesinin ne olduğu bilinmez'' demektedir. H. Armstrong onu, ''inatçı, cesur, akılsız bir ihtiyar... biraz Kürt kanı taşıyan bir Arnavut..., ruhunda bir kan kavgasının korkunç nefreti köpüren... uzlaşmak nedir bilmeyen bir aşiret mensubu'' olarak görüyor; uzlaşmazlığının ve düşmanlarına karşı inatla uyguladığı öc siyasasının uzlaşmaya varmayı olanaksız kıldığını söylüyordu. Vahdeddin, D. Ferit'i Mondros Bırakışmasına delege seçmek istediğinde İzzet Paşa onun ''mecnun'' olduğunu, bu tür görevlerini ona verilmeyeceğini söylemişti. Ayrıca onu ''deli ve akılsız'' buluyordu. Tevfik Paşa da D.Ferit hakkında aynı kanıyı taşıyordu. Ahmet Reşit bey, onu ''Donkişot'' olarak niteliyordu. Küçük memurluktan birdenbire Başbakanlığa (Sadrazamlığa) yükselen D. Ferit Paşayı çevresinde olan Şerif Paşa, Tevfik Paşa, Reşit Bey, Ali Fuat (Türkgeldi), Lütfi Simavi ve Halit Ziya (Uşaklıgil) Beyler ''yalancı'', ''düzenbaz'' ve ''sahtekar '' olarak niteliyorlardı (38).

Bu tür kişiliğin sahibi olan D. Ferit, padişahla mizaçları uyuyordu. İngiliz sevgileri ve yandaşlıkları ortaktı. Öc alma düzeyine ulaşan kinleri onları ''vatan hainliği''ne dek götürdü.

Padişahı aklamak isteyen bir takım çevreler Türk Bağımsızlık hareketine karşı yürütülen düşmanlığı D. Ferit'e yükler, Vahdeddin'in de bunun etkisiyle o duruma düştüğünü savunurlarsa da hainlik yarışında ortak hareket etmişlerdir. İkisinde de ortak olan aynı düşünce ve kanı, birlikte eyleme geçirilmiştir. İkisinde de ortak amaç, Türk Bağımsızlık hareketini yoketmek ve İngiliz güdümünde yönetimlerini sürdürmektir.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ
Yazar: BAKİ ÖZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir