Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk'ü Anadolu'ya Geçişi, Padişah ve İngilizler'in Tutumu

Burada Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Atatürk'ü Anadolu'ya Geçişi, Padişah ve İngilizler'in Tutumu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:38

ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GEÇİŞİNDEN SONRA, PADİŞAH, İSTANBUL HÜKÜMETİ VE İNGİLİZLER'İN ORTAK TUTUMU

Şimdi şu soruları bir başka açıdan değerlendirmeye çalışalım. Padişah Vahdeddin, İstanbul Hükümeti ve İngilizler açısından bakalım.

Dolayısıyle:

1) İstanbul yönetimi Kurtuluş Savaşını düşünüyor muydu? İstiyor muydu?
2) M.Kemal'i Anadolu'ya göndermekle padişah ve İstanbul Hükümeti, M.Kemal'in Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı başlatmasını mı istiyorlardı?
3) Padişah ve İstanbul Hükümetince M.Kemal'e açıkça Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı başlatma görevi verilmediğine göre, böyle bir gizli amaçları var mıydı?
4) İngilizler'le ortak davranışlarındaki amaçları neydi?
5) M.Kemal'i ve ulusal direniş i yok etme yarışındaki payları neydi?.. sorularına yanıtlar aranacaktır. Aslında M.Kemal'in Anadolu'ya geçişinden hemen sonraki İstanbul'un tutumu bu soruların açık yanıtıdır. Biz belgeler ışığında soruna bakıp, değerlendirmek istiyoruz. Olaya Padişah, Damat Ferit, İstanbul Hükümeti ile İngiliz desteği ve yönlendirmesi açısından bakarak; belgeler ve kanıtlar ışığında aydınlığa kavuşturmaya çalışacağız.

I- PADİŞAH VAHDEDDİN'İN TUTUMU:

Vahdeddin 4 Temmuz 1918'de tahta çıktı. Osmanlı İmparatorluğu en kötü dönemini yaşıyordu. I. Dünya Savaşında yenik çıkılmıştı. Gelecek karanlıktı. Yeni padişah bu sorunlara acaba çözüm bulabilecek miydi?

Bir takım tanıyanların ''zeki'' olarak değerlendirmelerine karşın, genellikle mabeyin başkatibi Ali Fuat (Türkgeldi) Bey onu; ''kuşkulu'', ''kurnaz'', ''kararsız'' ve ''tereddütlü'' buluyordu. İyi bir II. Abdülhamit taklitçisiydi. Fransız temsilcisi Vahdeddin padişah olurken onu Fransız yetkililerine ''çok zeki, etken, çok hırslı, soğuk yaradılışlı, içten pazarlıklı ve iradeli bir kişi'' olarak tanıtıyor.

Onun hakkında Genç Türkler'in şu kanıda olduğunu belirtiyor:

''Vahdeddin aynen Abdülhamit'in karakterini taşır. Bizde hiç güven uyandırmamıştır; ama bir gün hükümdar olursa vay halimize.''

Padişahın yakınlarından birinin değerlendirmesi de şu sözlerle bildirilir:

''Vahdeddin otoriter ve hilekar, doğası bakımından ikinci bir Abdülhamit olacaktır. Belki biraz daha zeki... ve hilekar... daha inatçı... soğuk ve esnek''.
Başa gelince oldukça başarısız kalmış, en büyük yanılgısı da mizaç olarak kendisine çok benzeyen ve birbirini tanımayan D.Ferit'i beş kez başbakanlığa getirmesi olmuştur. Birbirlerine oldukça benziyor ve aynı yolu izliyorlardı.
Katı bir İttihat Terakki düşmanı oluşu, İngiliz ve D.Ferit'in etkisinde kalışı, onu kendinden önceki Osmanlı Hükümetini yargılama ve suçlu bulma yoluna götürdü. Enver, Talat ve Cemal Paşalar'a aşırı kin duyduğundan, bunların yargılanıp asılmalarını istedi. Böylece yenen devletlere yaranmak istiyordu. Oysa Anlaşıklar (İtilaf Devletleri) Bırakışma imzalanırken savaş suçlularının teslimini dahi istememişlerdi.

Savaş Divanı kurdurularak tüm İttihat Terakki ileri gelenleri tutuklanıp, yargılandı. Ermeni kıyımı ve göçürümü suçluları saptanarak ağır cezalara ve ölüme çarptırılanlar oldu. Böylece Osmanlı Devletini Ermeni kıyımıyla suçlanmış ve yargılamalarla bu suçu ispatlamış oluyordu ki, bu yanılgı ve politika hatası bugüne dek gerilememekte ve tüm Türk halkıyla birlikte bu yanlış siyasanın cezası çekilmektedir.
Yurtseverliğinden kuşkulanılacak ölçüde gevşek davranıyor, ulusal sınırlardan ve ülke bağımsızlığından ödünler veriyordu. Ekim 1918'de Mondros Bırakışmasına giden kurula ''Osmanlı hanedanının haklarını saklı tutmak koşuluyla bir takım illere ''yönetsel özerkliklerin verilmesini'' önermişti.
Padişah Vahdeddin işgalci güçlerin isteğiyle İttihatçı olarak gördüğü ve kendisine karşı sandığı Osmanlı Mebuslar Meclisi'ni 21 Aralık 1918 günü Anayasa'nın kendisine tanıdığı 7. maddeye dayanarak, Meclis'te görüşme açmadan bir ''ferman''ıyla, özellikle Hürriyet ve İtilafçılarla anlaşarak kapadı. Böylece daha başında İngilizlere ve belli çevrelere karşı teslimiyetini ortaya koymuş oluyordu.

30 Mart 1919'da, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ile görüşen D.Ferit, ''Türkiye'nin İngiltere'ye, ancak yalnız İngiltere'ye bağlı'' olmak istediğini sağlayan ve padişah Vahdeddin'in kendi eliyle yazdığı bir tasarının Fransızca çevirisini İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na gönderilmek üzere Amiral'e vermişti.

Padişah şunları istiyordu:

1) İslam ülkeleri Osmanlı halifeye bağlı olacak,
2) İngiltere onbeş yıl boyunca Türkiye'nin yabancılara karşı bağımsızlığını korumak ve iç düzenini sağlamak için gerekli bulduğu yerleri işgal edecektir''.
3) Ermenistan ''bağımsız ve özgür bir Cumhuriyet olacaktır''.
4) Burgaz - Enes çizgisi Trakya sınırı olacaktır.
5) Boğazlar İngiltere'ce işgal edilecektir.
6) Sultan'ın gerekli göreceği Osmanlı Bakanlıklarına İngiliz müsteşarları atanacaktır.''
7) Onbeş yıl boyunca vali danışmanlıklarına İngiliz başkonsolosları atanacaktır.
8) Yerel meclisleri İngliiz konsolosları denetleyecektir.
9) İngiltere merkez ve taşrada mal" denetim yapabilecektir.

Padişah, Damat Ferit ve Hükümet üyeleri açıkça İngiliz yanlısıydılar. İngiliz Sevenler Derneği'nin kurucusu ve üyeleriydiler. Türkiye'nin kurtuluşunu İngiltere'nin güdümünde görüyorlardı. Vahdeddin başa geçince, ''hangi koşullarla olursa olsun'' barış yapmayı düşünüyordu. Ateşkes koşullarını öğrenirken İzzet Paşa'ya; ''Bu koşullar çok ağır olmalarına karşın, kabul edelim. Öyle sanıyorum ki, İngilizler'in Doğu'da yüzyıllarca süren dostluğu ve kayırıcı siyasası değişmeyecektir. Biz onların hoşgörüsünü daha sonra elde ederiz'' diyordu. Sait Molla'yı İngiliz dostluğunu sağlamada kullanıyor, Molla'nın yıkıcı tutumuna bile göz yumuyordu. I. Dünya Savaşında Almanya'nın yanında savaşa girilişe karşı çıkıyor, ''akılsızca yapılmış bir hareket'' olarak niteliyor, ''eğer başta olsaydım bu üzücü olay olmazdı'', diyordu. İngilizler'e olan sevgi ve saygısını ''babasından miras aldığını'' savunan padişah, İngiltere'yle ''dostluk ilişkilerini yeniden güçlendirmek için elinden geleni yapacağını açıklıyordu. İngiliz yetkilileri Padişah Vahdeddin'i gerçekten iyi bir ''İngiliz dostu'' görmelerine karşın aciz olduğundan, yardımdan çekiniyorlardı. Prof. Jaeschke'nin vurguladığı gibi ''İngiliz dostluğunu kazanmak için yalvarıp yakarmaları'' İngiltere'nin çıkarları söz konusu olduğu sürece yürütüldü.

Birinci bölümde M.Kemal'in hangi koşullar altında ve hangi amaçlarla Anadolu'ya gönderildiğini görmüş, ülkeyi kurtarmak gibi bir amaçları olmadığını belgelemiştik. Düşünülen şey İngiltere'nin isteğini yerine getirerek, Anadoluda filizlenmeye başlayan direniş eylemlerini yok etmektir. Kaldı ki M.Kemal'in Anadolu'ya geçişiyle yanlış adım attıklarını, yok etmek istedikleri şeye can verdiklerini anlayacaklar, önlemler arayacaklardır. Durum karşısında padişahın tutumu şöyle olacaktır. Belgeleyelim.
Öncelikle padişah, M.Kemal'in davranışına kızıyordu.

M.Kemal'in adını küfürle ağzına alıyor, onun Türk ve Müslüman olmadığını, asi olduğunu vurguluyordu. İşte belgeler:

Vahdeddin 21 Mart 1921 günü İngiltere Yüksek Komiseri Rumbold'a şunları söylüyordu:

''Bir avuç eşkiya tam bir etkinlik kurmuşlar... Ankara'nın liderleri bu ülkede dikili ağacı olmayan;
ne kan bağıyla, ne de başka bir şeyle ülkeye bağlı olmayan kimseler... M.Kemal kökeni belli olmayan Makedonya devrimcisidir. Kanı Bulgar, Sırp, Rum herşey olabilir. Daha çok Sırp'a benziyor. Onların arasında gerçek bir Türk yoktur. Gerçek Türk özüne bağlıdır''.

6 Nisan 1920'de de padişah, M.Kemal'le çevresinin Bolşevik ve İttihatçı olduğunu söyleyerek İngiltere'nin düşmanlığını üzerlerine çekmeye çalışıyordu:

''Ankara'nın asker" devrim örgütü yalnızca eski İttihat ve Terakki Partisi'nin yeniden dirilmesidir. Yunan saldırısının uyandırdığı duyguları sömürerek göz boyamaya olanak sağlayan ulusçuluk maskesi arkasına gizlenmiştir. Halkın a 90'ı Ankara'nın gidişine karşıdır. Ancak onların baskı yöntemleriyle başkaldırmaları önlenmiştir''.
23 Mayıs 1921'de Vahdeddin açıkça Ankara'yı Bolşevik olarak niteliyor; karıştırıcı ve çılgın olduklarını vurguluyor ve anlaşıkların buna önlem almalarını öneriyordu. ''Ankara liderleri kişisel amaçlarına bağlı olarak karıştıcılığı destekliyorlar. Suçsuz halk her ikisinin de kurbanıdır. Kendi öz ülkesi çılgın düşünceli halkla dolup taşıyor. Onlar Bolşevik yardımına güveniyorlar... Güdülecek siyasa (... ) Bolşevikleri Kafkasya ötesine almak olmalı''.

Vahdeddin 7 Ağustos 1922 tarihinde de M. Kemal ve çevresini şöyle karalıyor, İngilizler'i üzerlerine kışkırtıyordu:

''Onlar bir devlet değil, belki as"ler ve ihtilal ciler topluluğudur. Onlar İttihat ve Terakki Partisi'nin yeniden ortaya çıkışıdır. Bunlar çeşitli adlar altında kendi öz çıkarları için bu ülkeye egemen olmaya çalışmışlardır. Bunlar yalnızca Bolşeviklerdir. Ben ve hükümetim barış yapmaya, bu yolda özveride bulunmaya hazırız. (... ) As"leri yok etmek için yasal hükümet desteklenmelidir''.

Padişah, ''Savaşın amansız düşmanı olduğunu'', şeref ve onurun onunla ''as" lider arasında herhangi bir uzlaşma olanağı tanımadığını'' açıkça söylemekten çekinmiyordu. M.Kemal ve çevresiyle uzlaşmayı şerefsizlik olarak niteleyen padişah, kaldı ki İngilizler'e tutsaklığı onur belgesi olarak görüyordu.
Padişah Vahdeddin Anadolu'nun gücü karşısında yetersiz kalınca sürekli olarak bu hareketi İngiltere'ye şikayet ediyor ve bastırılmasını istiyordu. İngiliz Yüksek Komiserliği görevlilerinden Hohler'in 4.8.1919 günü ülkesine verdiği raporda; padişahla görüştüğünü, M.Kemal ve arkadaşlarının hareketlerinden çok kaygılandığını, gecikmeden birşeyler yapılmasını istediğini yazıyordu. 7.8.1922'lerde padişah, İngiliz yetkilisi Rumbold'dan ''Anadolu'nun Kemalistler'in yürüyüşlerine uygun olmayacak bir biçimde boşaltılmasını'', ''Kemalist ayaklanmacıları temizlemekte yardımcı olunmasını'' isteyeceği gibi, Ryan'a da 10 Nisanda göndereceği bir adamı yoluyla ''işgal edilen toprakların Merkezi Hükümete teslimini, aksi durumda Kemalistlerin etkinliğinin oldukça artacağı''nı söylüyordu. Yine Rumbold'un verdiği bilgilere göre padişah, Anadolu eylemini Bolşevik olarak nitelediği gibi, İngiltere'ye karşı yönelmiş bir hareket olarak değerlendiriyor, İngiltere'yi Anadolu hareketi üzerine kışkırtıyor ve böylece İngiltere tutsaklığında kendi yerini koruyabileceğini sanıyordu. Kısaca ülkesini kendi saltanatına değişiyordu. Rumbold Vahdeddin'le olan görüşmesini şöyle dile getiriyor. ''Bolşevik olarak nitelediği Kemalistlerin içinde bulundukları durumu yeniden gözden geçirdi. Onların bir çeşit silahsız hükümet darbesi yaparak hükümeti devirdiklerini anlattı... Kemalistlere karşı olan ve Müslüman olmayan uyruğun kötü durumundan söz etti. (... ) Bütün bu halkın güdümünü bize bırakmak zorunda (!) olduğunu söledi.(...) Kemalist darbe, görünüşte ulusun bir iç işidir; ama gerçekte ise Anlaşıkları büyük ölçüde ilgilendirir''. Padişah'ın M. Kemal'e ve Anadolu eylemine kızgınlığı aşırı ölçüdeydi. Öyle ki Kurtuluş Savaşı'nda Türkler'in başarısını dahi kabullenememişti. Sevinilecek bu olaya tepki göstermişti. Türk askerlerinin İzmir'e girmesi üzerine Tevfik Paşa Hükümeti M. Kemal'i kutlamak istediyse de Vahdeddin karşı çıktı ve telyazısı göndermesini önledi. Hükümetin ısrarlarına karşın padişah Ankara'yı kutlamadı.

9.8.1919 günü M. Kemal padişah buyruğuyla ordudan çıkarılmış, fahr" yaverlik san ve nişanları geri alınmıştı. 7/8 Temmuz günü III. Ordu Müfettişliği görevine son verildiğinden, M. Kemal de hem ordudan hem de görevinden ayrılmıştı.

Padişah, Anadolu hareketine karşıtlığını 20.9.1919 günü yayınladığı kendi adını taşıyan bir bildirisiyle açıkça ortaya koydu. Bu bildiri Başbakan D. Ferit'in bir genelgesiyle birlikte duyurulmuştu. Böylece padişah, Başbakan Ferit ve İngiltere aynı cepheden hareket ediyordu. Padişah halkı sakin olmaya ve Hükümetin buyruklarına uymaya çağırıyordu. Halkla Hükümet arasında ayrılık olmadığını, büyük devletlerin tüzegen (adil) olduklarını, onurumuzu koruyacak bir barışın yapılmasını sağlıyacaklarını vurguladı. Kaldı ki Temsilci Kurulun aldığı önlemlerle bu bildiri Anadolu'ya pek sokulmadı. Ulaştığı yerlerde de etkisi olmadı. 30.9.1919'da Amiral de Robeck, L. Curzon'a Padişahın, M. Kemal'in etkisinin yayılışında, korkuya kapıldığını, ''İngiliz yetkililerinden güç kullanarak ulusçuları durdurmalarını istediğini'' yazıyordu.

5.4.1920'de Ferit Paşa başbakanlığa getirildiğinde, bir İngiliz yüzbaşısının önünde padişahın buyruğunu okudu. Bu buyrukta padişah, ''kendisine M. Kemal ve arkadaşlarının hakkından gelinmesi'' görevini veriyordu.

Savaş Divanı 11.5.1920'de M. Kemal ve arkadaşları hakkında ölüm cezası vermişti. Karar 24.5.1920 tarihinde ''ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmaları'' koşuluyla, Padişah Vahdeddin'ce onaylanarak Padişah buyruğu (İrade-i Seniyye) olarak başbakan Ferit Paşa'nın imzasıyla yayınlandı. Böylece M. Kemal, Kara Vasıf, Fuat Paşa, Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip ölümle cezalandırılmış oluyorlardı. Ayrıca padişah 25.5.1920'de Fevzi Paşa (Çakmak), 6.6.1920'de de İsmet (İnönü), Bekir Sami, Celalettin Arif, Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal, Mehmet Rıfat (Börekçi), Fahretin (Altay)'ların ''idam fermanlarını'' onayladı.

Ferman şöyle:

''Kuvayi Milliye adı altında çıkarttıkları karışıklık ve Anayasa'ya aykırı olarak halktan para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek kentleri yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların düzenleyicisi ve kışkırtıcısı oldukları savıyla haklarında dava açılan Üçüncü Ordu Müfettişliğinden uzaklaştırılıp askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski 27. Fırka Komutanı emekli Albay Kara Vasıf Bey, eski 20. Kolordu Komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara milletvekili Salacaklı Alfred Rüstem ve eski sağlık müdürü İstanbul'lu Dr. Adnan Bey'le Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni İstanbul'u Halide Edip Hanım'ın açıklaması 11 Mayıs 1920 tarihli ve 20 sayılı hüküm tutanağında yazılı olduğu üzere Mülkiye Ceza Yasasının 45. maddesinin 1. fıkrasının yollamasıyla 55. maddenin 4. fıkrası ve 56. maddesi uyarınca sahip oldukları askeri ve sivil rütbe ve nişanlarla her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, bu durumda kaçak bulunmaları nedeniyle mallarına el konularak yönetimine göre yönetilmesine dair İstanbul Birinci Sıkıyönetim Savaş Divanınca arkasında verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmak koşuluyla onaylanmıştır. Bu buyruğu yürütmeye Savaş Bakanı görevlidir''.

Vahdeddin giderek tutumunu daha da sertleştiriyordu. M. Kemal ve arkadaşlarını ölümle cezalandıracağı gibi, fetvalar verdirerek, İngiliz parasıyla ayaklanmalar düzenlenerek Anadolu eylemini bastırmaya çalışıyordu. Ne var ki kendisini aşmış olan bu harekete gücü yetmedi. Vahdeddin'in vatan hainliği, İngiliz yanlılığı ve Ulasal Savaşım düşmanlığının en açık belirtisi şu olayla da ortaya çıkar.

İngiltere'nin İstanbul temsilcisi S. H. Rumbold'un İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a 7.3.1922 tarihinde gönderdiği gizli yazıdan anlaşıldığına göre; Türkiye Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey'in başkanlığında bir kurulu Avrupa'ya göndermişti. Yunan propagandasına karşın Türk tezi tanıtılmaya çalışılacaktı. Kurul üyelerinden özel yazman Kemal Bey ilgili evrakları kayınpederinin evine bırakmıştı. Vahdeddin ajanları yoluyla bu evrakların fotokopilerini aldırmış, yine evrakları yerine koydurmuş, fotokopileri 6.3.1922 günü bir mabeyincisiyle İngiltere Yüksek Komiserliği baştercümanına göndermişti. Padişah bunu yapmakla ülkesini işgalinde bulunduran bir devlete hizmet etmiş, ulusal akıma ve yurdu kurtarma çabalarına hiyanet etmiş oluyordu. Belgeler ışığında bakıldığında Vahdeddin'in Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın düzenleyicisi, destekçisi olmayıp; bizzat baltalayıcısı olduğu ortadadır. Elinden gelseydi hareketi daha başından boğacaktı. Ne böylesi bir savaşımı düşünmüştü, ne de istiyordu. M. Kemal'i böylesi bir savaşım için de göndermemişti. Yaptığı şey de İngiltere'yi kandırmak için bir siyasa uyarlaması değildi. Eğer böyle bir tasarısı olsaydı, bu ölçüde somut olarak Anadolu eylemini yok edici davranışlara girmez, Hükümetinin de yine bu ölçüde düşmanlık göstermesine izin vermezdi. Bunların yanı sıra kuramsal bir bağımsızlık anlayışına da sahip değildi, zaten.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ
Yazar: BAKİ ÖZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir