Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Mustafa Kemal'in Anadolu'ya Gidiş Çalışmaları Ve Anadolu

Burada Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Mustafa Kemal'in Anadolu'ya Gidiş Çalışmaları Ve Anadolu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 05:31

MUSTAFA KEMAL'İN ANADOLU'YA GİDİŞ ÇALIŞMALARI VE ANADOLU'DAKİ GELİŞMELER:

Bir taktik adamı olan M. Kemal zamanın ve koşulların olgunlaşmasını beklemiş, bu ara gerekli hazırlıklarını yapmış, gerekli çevrelerle görüşmüş arkadaşlarını Anadolu'ya geçirmişti. Öteden beri Anadolu'da gelişen olaylar bir yetkilinin Anadolu'ya görevlendirilmesini gerektirmiş, İngilizlerin önerisiyle Osmanlı Hükümeti yetkin bir generalini görevlendirirken, M. Kemal bu göreve uygun bulunmuştur. Şimdi bu olayı ayrıntılarıyla inceleyelim.

1- M. Kemal İngilizler'i Lehine Çeviriyor:

Bir plan çerçevesinde hareket eden M. Kemal, Anadolu'ya geçmek ve tasarılarını gerçekleştirmek için İngilizler'le iyi geçinmenin yollarını aradı. İngilizler'e yakın görünmeye çalıştı. Ünlü casus Rahip Frew'le dostluk kurdu. İngiliz yetkilileriyle bu yolla ilişki kurmaya çalıştı. Pera Palas'ta Dail Mail muhabiri Ward Price'Den kendisini İngiliz yetkilileriyle görüştürmesini istedi. Muhabir bunu istihbarat subayı Albay Heywood'a ilettiyse de bir sonuç alınamadı. M. Kemal belli amaçlarla, gazetelere İngilizler'i öven demeçler veriyordu.

17 Kasım 1918 tarihli ''Minber'' gazetesinde şu demeci yer aldı:

''İngilizler'in ulusumuzun özgürlüğüne ve devletimizin bağımsızlığına duyarlılık gösterecekleri saygı ve insanlık karşısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı ulusunun İngilizler'den daha çok iyiliğini isteyen bir dost olamayacağı inancıyla duygulanması pek doğaldır.'' 18 Kasım'da da ''Vakit'' gazetesine karşı olan iyi niyetinden kuşku duymak istemem'' diyordu. Doğallıkla bunlar amaçlı verilen demeçlerdi. M. Kemal'in tasarısının çok ince düşünülmüş birer parçalarıydı. Bu taktiklerinin zararını değil, yararını gördü. Anadolu'ya gönderilmesine karşı çıkmadıkları gibi ufak bir kuşkudan sonra, Anadolu'ya geçmesi için vize de vermişlerdi. Dahası bu görevi almada İngiliz isteği de rol oynamıştı. İstanbul yöneticileri Anadolu'daki düzensizliğe çözüm yolu aradıklarından İngilizlerle birlikte M. Kemal'in görevlendirilmesi konusunda anlaşmışlardı.

2- M. Kemal Sarayı Lehine Çeviriyor:

İngilizler'le ilişkilerini dikkatli sürdüren M. Kemal, Saray ve çevresiyle de ilişkilerinde dikkatliydi. Göze girmeye çalışıyordu. İstanbul yönetiminin karşı olduğu şeylere kendisinin de karşı olduğunu gösteriyor ve siyasal taktikler sergiliyordu. Padişah Vahdeddin'in veliahtlığı döneminde yaverliğini yapmış, kendisiyle Almanya gezisine çıkmıştı (15.12.1917-4.1.1918 arası). Gelibolu başarıları padişahça biliniyor ve beğeniliyordu. Padişahın gözünde M. Kemal, doğru, dürüst, vatansever ve güçlü bir kurmaydı. Ona çok güveniyordu. Almanlar'a karşıydı. M. Kemal'in I. Dünya Savaşı'ndaki Alman kurmaylarının yönetimi hakkındaki eleştirel raporları, dahası Valkenheim'in yardımcılığından ayrılışı, Sarayca bilinen gerçeklerdi. M. Kemal'e padişah ve çevresi gibi Alman, Enver Paşa ve İttihat Terakki karşıtı idi, böyle de biliniyordu. İstanbul'a geldikten sonra da padişahla ilişki içerisindeydi. 15 Kasım, 22 Kasım, 20 Aralık 1918 ve 15 Mayıs 1919 günleri padişahın katına çıkmış, gelişmeler karşısında padişahı yönlendirmeye çalışmıştı. Buna karşın padişah da M. Kemal'den yararlanma yollarını arıyor, onun güçlü kişiliğinde orduyu yanına çekmeye çalışıyordu.

M. Kemal'in bu özellikleri İngilizler'ce de çok iyi bilinmekteydi. Dahası I. Dünya Savaşı sonrası dağılan İttihat Terakki'nin yerine kurulan ''Teceddüt Fırkası''na M. Kemal'in de adı karışmış, M. Kemal şiddetle bu haberleri yalanlayarak, ''...askeri nitelik ve makamıyla ilişkisini koruduğunu'', ''gerçek olmayan bu haberin yalanlanmasını'' istemişti. İttihatçılarla öteden beri hiçbir ilgisi olmadığını üzerinde durarak vurguluyordu. Amacı bu aşamada İngiltere'ye ve İstanbul yönetimine ters düşmemekti. Onların doğrultusunda olduğu kanısını yaymaya çalışıyordu.

3- Anadolu'daki Gelişmeler:

M. Kemal'in tasarıları doğrultusunda çizdiği taktikler olayın bir yönünü hazırlıyordu. Bir de öte yönü var ki, o da Anadolu'nun durumu. Bu iki yön M. Kemal'in Anadolu'ya geçme olanağı ve ortamını hazırlamıştı. Birinci yönü M. Kemal hazırlarken Anadolu'daki olaylar da kendiliğinden hazırlanıyor, M. Kemal bu gelişmeleri izleyip kendisine gerekçe oluşturuyordu.

a) Pontusçu Eylemler:

Bırakışma Türkiye'sinin en çalkantılı bölgesi Samsun'du. Etnik yapı, savaş döneminde yaşanılan olaylar, Rum ve Ermeni göçürümü ve Pontusçu eylemler bölgede huzursuzluklara kaynak oluyorlardı. Dağa çıkmış ellinin üzerinde çete vardı. Bunların çoğu Rum'du. Özellikle Bafra'da oniki Rum köyünün 1500 genci bu amaçla silahlanmış ve eşkiyalığa başlamışlardı. Çeteye katılanların sayısı 25000'e ulaşmıştı. Karadeniz Bölgesinde 1921'e dek 1641 Türk öldürülmüş, 923 kişi de yaralanmıştı. Yine bu yıllarda iki milyonluk hayvan çalındığı gibi, iki milyon dolayında da para ve mal gasbedilmişti.

I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın gözlemlerine göre; Pontus örgütünün amacı ''Yunanistan'ın ikiz kardeşi'' olan Pontus Devletini kurmaktı. Çalışmalar Sivas ve Akdağmadeni'ne dek genişletilmişti. Askersel olarak örgütlenmiş bir ''ordu'' kurulmuştu. Öğretmenler ve papazlar bu ordunun etkin elemanlarıydı. Örgütün başına Trabzonlu Vasiliso Yuvanidis diye biri getirilmişti. Böylece Rum nüfus arttırılmaya çalışılıyordu. Bu işler Samsun Metropolit Yardımcısı Eftimos Zilos'un yönetimindeydi. Büyük devletlerin desteği sağlanmaya çalışılıyor. Vezirköprü ile Samsun arasındaki dağlarda korunaklar oluşturuluyordu. Genel Savaşın bitiminde Yunan gemileri İstanbul'dan Karadeniz'e açılınca -destek olarak-, zamanın geldiğini sanıp Türk köylerine saldırdılar. Böylece Anlaşık devletlerin kasıtlı olarak ''Rum köylerine saldırılıyor'' dedikleri olay Rum çetelerince Türk köylerine oluyordu. Fakat aciz durumda olan dönemin Osmanlı yönetimi olayın bu gerçek yüzünü açıklayamıyor ve direnemiyordu. Bölgede bulunan yabancı sermaye kuruluşları dahi Pontusçu Rumların ard düşüncelerine katılıyor, Rum çetelerinin kötülüklerini Türkler yapmış gibi yayıyorlardı. Amerikan Tabacco Campany (Tütün Ortaklığı)nin 11.1.1919'da Samsun yöresinde Türk köylerinin silahlandırıldığını duyurarak bu karalama yarışına katılışı en somut örneklerden biridir. Emperyalizmin gücünü alan Pontusçu Rumlar bayağı kararlıydılar. Ayrı bir devlet olmayı kafalarına koymuşlardı. Karadeniz Bölgesinde toplanan kimi Rum ileri gelenleri 23.2.1919'da Rum Karadeniz Cumhuriyeti'ni kurmayı kararlaştırdılar. Binyatoğlu, Kolossi, Theodis imzalarıyla bu istek İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne bildirildi. Çalışmalar gittikçe hızlandı. Osmanlı devletinin çöküşü bu yıkıcı - ayrılıkçı kesimlere ayrılma gücü veriyordu. 23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıktı. Trabzon'a İngiliz askerleri gönderilmesini, İngilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Paris Barış Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sundu. 18 Ekimde Batum'da Pontus Cumhuriyeti ilan edildi. Avrupa'da yüz bulamayınca Hrisantos, uzlaşma önerdi. Ötede bir takım Pontus öncüleri barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımından söz ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Bir yandan da Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı. Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını, ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı. Bu tasarıları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapmıştı.

Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması Anlaşık devletlerden istendi. Sonunda, bölgede ''Türk kıyımının sonunun geldiği'' savunuluyor, muhtıralar veriliyordu. Helenizm dostu ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları hayal ürünü'' olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu.
Samsun, stratejik ve ekonomik açıdan da önem taşıyordu. Orta Karadeniz'den Orta Anadolu'ya açılış kapısı Samsun limanıydı. Kuzeyde Anadolu'ya sarkmayı düşünenler, bu kuzey kapısını ellerinde bulundurmak zorundaydılar. Ayrıca Enver Paşa'nın Anadolu'ya geçmesi durumunda Samsun yolunu seçmesi olasılığı da İngilizler'i kuşkulandırıyordu.

b) Doğu Anadolu'da Şûra Devletlerinin Kurulması:

Anadolu'da İngilizler'in dışında bir takım gelişmeler oluyordu. Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'de bir takım "Şûra - Sovyet'' hükümetleri kuruluyordu. Türk ulusal savaşımının ilk örnekleri olan bu kuruluşlar, kendi olanaklarıyla örgütleşip, anavatanla birleşmeyi amaçlıyorlardı. Silahlı birlikler oluşturmuş, birçok kent ve kasaba ''ulusal şûralar" kurmuşlardı. 5.11.1918 günü Kars'ta geçici olarak ''Kars İslam Şûrası" adıyla bir türk yönetimi kuruldu. 3.1.1919'da Ardahan'da birçok İttihatçı Tümen Komutanı Yarbay Halit (Deli Halit Paşa) başkanlığında toplandı. 7 Ocakta ''Ardahan Kongresi'' yapıldı. Bu kongreye Ardahan, Ahıska, Ahıkelek, Kağızman, Oltu, Akbaba'dan delegeler katıldılar. Bütün ulusal şûraların merkezinin Kars olması kararlaştırıldı. 18 Ocakta ''Üç Liva''nın her yerinden 131 delegenin katılmasıyla ''Kars Kongresi'' toplandı. Sonunda ''Güneybatı Kafkas Geçici Hükümeti'' kuruldu. Bu hükümet ay yıldızlı bayrağı ve resmi dil olarak da Türkçeyi aldı. Türkiye'yle birleşmek amacındaydılar. Hükümet başkanlığına Cihangiroğlu İbrahim Bey, Meclis başkanlığına da Doktor Fuat Sabit Bey getirilmişti. Ne var ki bu kuruluş uzun ömürlü olmadı. İngilizler'in 12 Nisan'da saldırısı sonucu yöneticiler tutuklanıp Malta'ya sürüldüler. Kent Ermeniler'e verildi. Ardahan ve Posof'a Gürcüler el koydular. Daha sonraları K. Karabekir Paşa buraları Ankara Hükümeti adına alacaktır.

Kars'ın dağılmasından sonra ulusal birleşmeyi Oltulular sağladı. İngilizlerin çekilmesi üzerine Rum ve Ermeniler kovularak 25.5.1919'da ''Oltu İslam Şûrası'' kuruldu. Bölgelerini bağımsızca yönetmeyi ve silahlı savunma vermeyi amaçlıyorlardı. Yönetim Tahirbeyzade Yusuf Ziya, Yasin, Salim, Bosnalızade Mümtaz Cahit, Ahmetbeyzade Nazım, Edobeyzade Tahir, Karacibeyzade Bahri, Seherefendizade Ahmet, Hafızhalilefendizade İsmail, Lispek Müdürü Terpinekli Mollaahmetoğlu Molla Veysel, Tavusker Müdürü Maksut, Gümrük memuru Bedrettin, öğretmen Hüsameddin, Örtülü'den Hafızefendizade Hüseyin Sırrı, Sıhsor'dan Mustafaoğlu Mehmet Ağa gibi yurtseverlerin elindeydi. ''Oltu İsl%m Terakki Komitesi'' bir tüzük ve anayasa kabul ederek 21.2.1920'de ''Oltu İslam Terakki Partisi'' adını alarak, derneklikten çıkıp partileşti. Oltu yönetimi ötekilerine göre uzun ömürlü oldu. Nahcıvan'da bir şûra yönetimi kurulduğu gibi, Göle'de de ''Kafkas Çiftçi Şûrası'' kuruldu. Ermeni ve Rumlar'a karşı silahlı savunma veriliyordu. Şûralar yoluyla dirençli tutulan Doğu'nun bu kent ve kasabalıları B.M.M.'ne başvuruyor, ''ulusal varlığımızın ve ulusal çıkarlarımızın bütün olasılıklara karşı korunmasını bir ulusal amaç olarak kabullenen Yüksek Meclis'te; bizim haklarımızın da Türk ulusal topluluğu içinde sağlanmasını ve bağlılığımızın korunmasını'' istiyorlardı. Batumlular da ''Gürcü Hükümeti yönetimine girmektense namusumuzla, kanımızla, silahımızla ölmeyi yeğ tutarız'' diyorlardı. Bu gelişmeler İngilizler'i oldukça kuşkulandırıyor, bölge halkının Sovyetler'le işbirliği içerisinde, Sovyet sistemi doğrultusunda Ankara Hükümetiyle birlikte kendilerine karşı savaşım vereceklerini umuyorlardı. Tedirginlikleri buradan ileri geliyor, M. Kemal'i de bu gelişmeleri önlemesi için göndereceklerdir.
İngiliz belgeleri incelendiğinde, tedirginlikleri açıkça görülmektedir.

Calthorpe'nin Osmanlı Dışişleri Bakanına yazdığı 21.4.1919 tarihli mektubunda İngiliz tedirginliği şöyle dile getirilmektedir:

''Birçok kaynaktan öğrenildiğine göre; Erzincan, Erzurum, Bayburt ve Sivas'ta baştan başa kurulan şûralarca özellikle Türk ordusundan görünürde serbest fakat askeri denetim altında devşirme asker toplanmıştır. (...) Söz konusu şûraların asker toplamalarının yasaklanması...'' Osmanlı Dışişleri Bakanı'nın 25 Mayısta verdiği yanıtındaysa Kars'ta kurulan İslam şûralarıyla ilgilerinin olmadığı, İngilizlerce dağıtıldığını, bölgedeki bu tür huzursuzluğu gidermek için M. Kemal Paşa'nın genel müfettiş olarak atandığını, bildirmekte.

c) Enver Paşa ve Bolşevizm Korkusu:

I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Sovyetler'e kaçan Enver Paşa burada rahat durmuyor, bu kez de Bolşevik renkte savaşım veriyordu. Kimi kez Bolşevik gözüküyor ve Sovyet yöneticilerinin gözüne girmeye çalışıyor, kimi kez de Turancı olarak Kafkaslar'daki Türkler'le dayanışıp, yeniden Anadolu'ya dönmeye çalışıyordu.
Enver Paşa'nın bu yollu çalışması İngiltere'yi ve İstanbul yönetimini korkutuyordu. Çünkü Enver Paşa sürekli Kafkaslarda dolaşıyor, Anadolu'yla bağ kuruyor, Karadeniz kıyılarına özellikle Trabzon'a kendi özel adamlarını gönderiyor, Kafkaslar'daki Şûra Hükümetlerinin kurulmasında rol oynuyor, onların arasında dolaşıyor, Anadolu'daki eski İttihat Terakki'lilerle ilişkiler kuruyordu. Bu gelişmeler Enver Paşa'nın Anadolu'da İttihat Terakki'yi yeniden dirilteceği, örgütleyeceği, Sovyet desteğiyle Anadolu'ya döneceği ve Sovyet sistemini Türkiye'ye uygulayacağı, İngilizler'i ülkeden kovacağı olasılığını oldukça güçlendirmişti. Dolayısıyla kuşkulanan ve korkuya kapılan İngiltere, İstanbul Hükümetine baskı yaparak Enver korkusunu giderme yolunda önlemler almaya çalıştı.
Enver Paşa'nın Karadeniz Bölgesine adam gönderdiği söylentilerinin yanı sıra, Sovyetler Birliği'ndeki Türk devrimcilerinin de bu bölgede çalışma sürdürdükleri yolundaki söylentiler İngiliz'ce alındığında korkunç bir tablo çıkıyordu ortaya. İngilizler'in kuşkuları böylece daha da artıyordu. Bu gelişmeler durumu önleyici bir yetkilinin bölgeye gönderilmesini gerektirmekteydi.

d) Ulusal Örgütlerin Savaşıma Başlamaları:

Bırakışma sonrası Türkiye'sinde umutsuzluğun verdiği bunalımla yer yer kaynaşmalar oldu. Trakya, İzmir ve Ege topraklarının Ermeniler'e verileceği gündeme gelince bölgeler halkı tepki göstermeye başladılar. Bu durum ülke genelinde ulusal tepkiyi ve sonucunda da ulusal birliği doğurdu. Trakya halkı toprağını Yunan'a kaptırmamak için 2 Kasım 1918'de ''Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Osmaniye'' derneğini kurdu. aynı amaçla İzmir, 1 Aralık 1918'de ''İzmir Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti'' doğdu.
Bölge topraklarının Ermeniler'e verileceği ve Ermeni egemenliğine girileceği, bölge halkını bu tür birleşmeye yöneltmişti. Aynı ögeler Adana yöresinde de ''Kilikyalılar Cemiyeti''ni yaratmştı. Pontus Rumları'nın istek ve eylemleriyse 12.2.1919'da ''Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti''nin doğmasına kaynaklık etmişti. Ellinin üzerinde ulusçu dernek ve örgüt birleşerek 29 Kasım 1918'de Mill" Kongre''yi oluşturmuşlardı.

Durum ulusal birliği de gerektirmiş ki, Ermenilere karşı Kürt ve Türk halkı birleşmişti. Doğu aşiretleri direk olarak savaşımın içine girmişlerdi.
Üniversite ve gençlik de direniş olayının içerisine girmişti. İstanbul ve büyük kentler'de mitingler düzenleniyordu. Binlerce, yübinlerce insan bu mitinglere katılıyor, bağımsızlığı savunuyorlardı. Ülkedeki bu genel tepki gittikçe yoğunlaşıyor ve Temmuz 1919'dan itibaren bölge ve genel kongreler yapılıyordu. Erzurum, Sivas, Balıkesir (I. ve II.) Nazilli, Alaşehir, Manisa, Denizli, Pozantı, Uşak, Lüleburgaz ve Edirne kongreleri bu türdendi. Türkiye genelinde ve özellikle Anadolu'daki bu direniş için derlenme, bunlardaki ulusçu öz, İngiltere'yi ve onun uydusu İstanbul yönetiminin uykularını haklı olarak kaçırıyordu. İngiltere bu örgütlerde özellikle İttihatçı ve Bolşevik kokusu alıyordu. Yayılmacılığı için bu gelişmelerin bastırılmasını uygun buluyordu.

e) İngiltere'nin Samsun'da Ulusal Gelişmeleri Bastırma Çalışmaları:

Ulusal gelişmeleri bastırmak amacıyla İngiltere 9 Mart 1919'da 200, 17 Mart'ta da 150 kişilik bir asker" güç Samsun'a, bir müfreze de Merzifon'a gönderdi. Samsun'a asker çıkarılması bölgede tepkileri arttırdı. Bunun üzerine Samsun'daki makineli tüfek bölüğünden teğmen Hamdi komutasındaki askerlerle birlikte 17-18 Mart gecesi dağa çıkarak Türk çeteleriyle birleşti. Olay İngiliz korkusunu doruğa çıkardı. İstanbul Hükümetinden ivedilikle önlem alınması istendi. Böylece Samsun güncellik kazandı. Türk yöneticilerinin dikkati de Samsun'a çevrilmiş oluyordu. Kısaca koşullar oluşmuştu. Anadolu'daki gelişmeler M.Kemal'in tasarılarına yardımcı olmuş, M.Kemal'in cephesinden gelişen olaylarla Anadolu'da gelişen olaylar denkleşmişti. Bu kez Samsun bölgesine güçlü ve yetkin bir kurmay aranıyordu. Ordu komutanlıkları kaldırıldığından bunların yeri ''Müfettişlikler''le doldurulacaktı. Bölgeye gidecek olan müfettiş; asker" eğitim ve öğretimle uğraşacak, dağınık durumdaki sil%h

ve cephaneyi depolayacak, düzeni sağlayacak ve Rum halkını güvenlik altına alacaktı. İngilizler'le bu konuda anlaşıldı. İngilizler'in bölgede düzenin sağlanması doğrultusundaki istekleriyle İstanbul Hükümetinin Ordu Müfettişlikleri kurma yolundaki çalışmaları biçim ve zaman açısından birbirine denk düşmüştü. Yoksa M.Kemal için yaratılmış özel bir görev değildi.

4 - M.Kemal'in Durumu Değerlendirip Görev Almak İçin Çalışmaları:

Koşulların oluştuğu bu aşamada M.Kemal devreye giriyor. Şimdi, yalnızca, bu görevi Hükümetten koparmak gerekiyordu. Atamada Genelkurmay'ın, Savaş Bakanlığı'nın, Başbakan'ın (Sadrazam), Hükümet'in, padişah Vahdeddin'in ve İşgal Kuvvetleri Komutanlığının olurları gerekiyordu. Alman, Enver ve İttihat Terakki karşıtı oluşu nedeniyle; İngiltere, padişah ve Damat Ferit Hükümetiyle aralarında bir çelişki yoktu. Bırakışma sonrası ilkeli davranan M.Kemal İngiltere'ye karşı bir tutum da takınmamıştı. Padişah ve Hükümetçe yetenekli, güçlü ve vatansever olarak tanınıyordu.

Bu açıdan olumlu bir durum vardı. Yapılacak şey Hükümete önerilmek ve gerekli olan bürokratik işlemleri yaptırabilmekti. Zaten daha önce bu tür görevler de önerilmişti. Fakat M.Kemal tasarladığı zamanlama oluşmadığından görevi kabul etmemişti. Zaten görev verilmesi gereken ve boşta olan kurmaylar arasındaydı. İşte M.Kemal bu noktada işi olacağına bırakmadı. Bizzat dolaylı ve dolaysız ilgilendi. Araya dostluklar, yakınlık ilişkileri soktu. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey, M.Kemal'in arkadaşı Ali Fuat Paşa'nın yakınıydı. M.Kemal ve Ali Fuat, M.Ali Bey'i yola getirebilmek için A.Fuat Paşa'nın babası İsmail Fazıl Paşa'yı devreye sokmuşlardı. İ.Fazıl Paşa, M.Kemal'i oğlu kadar seviyordu. Rauf Bey'e göre M.Kemal, M.Ali Bey'ce Sadrazam D.Ferit Paşa'ya Beyoğlu'ndaki Cercle d'Orient'de bir yemekte tanıştırılmıştı. Karşılaşma resmi geçmesine karşın, Başbakanın amacı M.Kemal'i görmek ve tanımaktı.

Hükümet üyelerinden Deniz Bakanı Avni Paşa, M.Kemal'in dostu idi. Aynı zamanda Savaş Bakanı Şakir Paşa'nın damadı oluyordu. M.Kemal bu arkadaşı yoluyla Savaş Bakanı'nı da elde etmişti. Başbakan'ın M.Kemal'e güven duymasında M.Ali Bey'in rolü büyük olduğu gibi, bu görevin verilmesinde Avni ve Şakir Paşaların da etkileri büyük olmuştu. Bilindiği gibi bu bakanlar Hürriyet ve İtilaf Partiliydiler. İttihatçılara, Enver ve Alman yanlılarına karşıydılar. M.Kemal, bunların bu özelliklerinden yararlanmasını çok iyi bilmişti. Samsun olayları üzerine Anlaşık (İtilaf) Devletlerce sıkıştırılan İstanbul Hükümeti çözüm yolu aramaya koyuldu. Rauf Bey'in anılarına göre, Başbakan, İçişleri Bakanını çağırır, soruna çözüm getirmesini ister. M.Ali Bey'de, ''Bu iş burada, B%bı%li'de yoluna konamaz; düzenin bozulduğu bölgeye, bu sorunun üstesinden gelebilecek, deneyimli birisini geniş yetkilerle göndermek gerekir; varolan komutanlar arasında bu niteliklere sahip olarak aklıma gelen Mustafa Kemal Paşa'dır'' yanıtını vererek, M.Kemal'i açıkça önermiş oldu. Başbakanla (Sadrazam) tanışmaları da sağlandı.

Şakir Paşa'nın belirttiğine göre Başbakan'ın uygun görmesiyle bu görev M.Kemal'e verildi. M.Kemal doğan bu elverişli durumdan oldukça yararlandı. M.Kemal'in görev ve yetki yazısını Genelkurmay İkinci Başkanı Albay K%zım (İnanç) düzenledi. M.Kemal, arkadaşı K%zım Bey'i etkileyerek yetkilerinin geniş tutulmasını sağladı. Samsun'dan öte bütün il vali ve komutanlarına buyurabilme ve bildiriler yayınlayabilme yetkisini koydurabilmişti. M.Kemal'in Albay K%zım Bey'le hazırladıkları yazı, K%zım Bey'in Bakanla kararlaştırdıklarını aşmıştı. K%zım Bey dahi çekindiğinden bu müsveddeye imzasını koymamıştı. Oysa bu yönergenin Hükümetin onayından geçmesi gerekiyordu. Şakir Paşa da yönergeye yalnızca mührünü basmış, imzadan çekinmişti. Yönerge 30 Nisan - 6 Mayıs arası Bakanlar Kurulunda (Meclis-i Vükel%) geçiştirilerek görüşüldü. Yönergenin içeriği kabul edildi.

Mustafa Kemal, tek görevinin bu zulüm işinin gerçek olup olmadığını öğrenmek mi olduğunu sorunca Savaş Bakanı: 'evet' der. Bunun üzerine Mustafa Kemal görevinin biçimini belirlemek için Genelkurmay Başkanı'yla görüşmek iznini ister, Şakir Paşa da:'peki' der. (Bayur, I/293. ) ''M.Kemal olmasa, ya bu görevi kabul etmeseydi de, yine oraya ehliyetli bir komutan gönderilecekti.'' (Akşin, s.279.)

18 Mayıs 1919'da Hükümet toplantısında onaylandı. 18 Mayısta M.Kemal yola çıkmıştı bile. M.Kemal'in Samsun'a gönderilmesine karar verilmeden önce İngiliz yetkililerine danışıldığı kesin. Bilindiği gibi Başbakan D.Ferit İngilizler'e danışmadan hiçbir kararda bulunmuyordu.

Ferit Paşa'yla görüşmesini İngiliz yetkilisi Ryan şöyle anlatıyor:

''Türk Hükümeti ilkbaharın başında düzenin, merkezi denetim altında daha iyi yürütülmesi amacıyla belli ölçülerde genel müfettişlikler kurdu. Bunlardan ilki ve büyük olasılıkla bu göreve tek atama M.Kemal'di. Paşa, özünde eşsiz bir askerdi. Fakat bu zamana dek göze batabilecek hiçbir siyasal rol oynamamıştı. Açıkça söyleyebilirim ki, Damat Ferit Paşa Nisan 1919'da genel müfettişlik tasarısı hakkında benimle konuştuğu zaman, M.Kemal adı bana hiçbir şey anlatmamıştı. Ben (... ) Ferit'e bu tasarının akla uygunluğuna karşı kuşkularımı bildirdim. Kendisi M.Kemal ile birlikte yemek yediğini, bağlılığı konusunda ondan doyurucu güvence aldığını, kendisi de onu öyle bir subay ve görgülü olarak kabul ettiğini söyleyerek bana güvence verdi.

Ferit'in bu tutumunun içtenliğine inanıyorum. M.Kemal'in; Nisanda göreve atanmasını kabul ettiği zamanki gerçek düşüncesi hakkında bir yargıda bulunmak çok zor olduğu gibi, doğrudan doğruya harekete geçtiği zaman onun bu tutumunu sınırlamak da olası değildi. Çünkü ne Türkiye içinde küçük ve dağınık görevler yapan Anlaşıklar, ne de -dahası Sultanın yardımıyla da olsa- Hükümet; halk üzerinde oldukça etkin olduğu bizzat denenmiş olan M.Kemal'in davetine karşıufak bir etki yapabilirlerdi.''

Fevzi Paşa (Çakmak)'nın anlattıkları Ryan'ınkine denk düşmekte ve doğrulamaktadır. ''İşgal güçlerinin subayları sık sık yanıma gelerek benden Samsun olayı hakkında bilgi almak istiyorlardı. M.Kemal Paşa'nın Almanlar'a ve Enver Paşa'ya karşı olduğunu söyleyerek yeni görevine gidince bütün bunların (düzensizlik olayları) ortadan kalkacağını anlatıyordum. Bu nedenle M.Kemal'in hareketini destekliyor, dahası çabuklaştırıyorlardı'', diyor Fevzi Paşa. Duruma bakılırsa M.Kemal'in Samsun'a gönderilmesinde İngilizler, Padişah, Başbakan ve Hükümet anlaşma içerisinde. Bilerek, isteyerek ve bir şeyler bekleyerek göndermişler. M.Kemal'i Anadolu'daki olayları bastıracak güçte görüyorlar, bu görevi yerine getirmesi için gönderiyorlardı.

Prof. Jaeschke, M.Kemal'in Samsun'a gidiş olayından söz ederek, ''İngiliz Dışişleri Bakanlığı dosyalarında bu konu hakkında hiçbir şey yoktur; belki İngiltere Savaş Bakanlığı dosyalarında kimi bilgilerin bulunması olasıdır. Bununla birlikte böyle bir dosya açılmasına da gerek yoktu. Çünkü zamanıyla Sultan'ın ve Damat Ferit'in güvenini kazananlar doğallıkla İngilizler'in de güvenine layık görülmüşlerdi.

Prof. Jaeschke'nin yargısında da görüldüğü gibi M.Kemal Samsun'a İngiliz ve Saray'ın işbirliğiyle, ortak karar ve tutumuyla gönderildi. M.Kemal çalışkan ve yetenekli olarak biliniyordu. Ayrıca İngiltere ve Saray'ın istediği gibi Alman, İttihatçı ve Enver Paşa karşıtıydı. Bundan daha iyisini bulamazlardı. M.Kemal'den Anadolu'da filizlenen ulusal direnişleri bastırmasını bekliyorlardı. Bu nedenle böyle zorlu bir komutanı seçmişlerdi.

5- M.Kemal'in Anadolu'ya Geçiş Görevi ve İçyüzü:

M.Kemal'in resmi görevi, Doğudaki k%ğıt üzerinde kalan 9. Ordu Müfettişliğiydi (Yeni bir düzenlemeyle 9. Ordu 15 Haziran'dan sonra 3. Ordu oldu).
Anadolu'ya gönderiliş nedeni ise, Prof. H.Eroğlu'nun çok iyi vurguladığı gibi; ''Samsun'da Rumlar'ı baskı altına alan Türkler'i yola getirmekti.'' Bu nedenle ''bütün doğu illeri için Ordu Müfettişliği yetkisini alıyordu.'' Böylece Atatürk ''tarihsel misyonunu yerine getirmek için önemli bir olanak yakalamıştı''. Bekirağa Bölüğünde tutuklu bulunan Fethi Beyi görmeye gittiğinde, ''Ne biz bu durumda kalacağız, ne ülkeyi bu durumda bırakacağız'' derken Atatürk, bu tarihsel misyonunu dile getirmiş oluyordu.
Ferit ve Şakir Paşalar'ın imzalarını taşıyan müfettişlik ataması hakkındaki buyruk (ferman) 30 Nisanda çıkarıldı. Bu buyruk ''Takvim-i vakayi''nin 5.5.1919 tarih ve 3540 sayısında yayınlandı. 6 Mayısta ise basında duyuruldu. Ne var ki işlerin gelişmesinde bir ivedilik vardı. Resmen böyle gelişmesinin yanı sıra 1 Mayıs tarihli ''İkdam''da ise Şakir Paşa, ''Sivas, Van, Trabzon, Erzurum illeriyle Samsun sancağı sivil memurlarının M. Kemal Paşa'ca yapılacak bildirilere uyulmasını'' ve istenenin yapılmasının buyurulmasını Ferit Paşa'dan istemişti. Savaş Bakanlığı ise M. Kemal'in görev yönergesini 5 Mayısta aldığını bildirdi. Yönerge ise bir gün sonrasının tarihini (6 Mayıs) taşıyordu. Şakir Paşa 6 Mayısta Bakanlar Kurulunda geçirilerek görüşülen yönergeyi M. Kemal'e gönderdi. 7 Mayısta ise ''ilgili makamlara gereken buyrukları vermeleri'' ricasıyla Başbakanlık İçişleri Bakanlığına sundu. Bunun üzerine yönerge, 17 Mayısta Bakanlar Kurulunda okundu ve içeriği uygun görüldü. Bunu İçişleri Bakanı M. Ali Bey 18 Mayısta Kayseri ve Maraş mutasarrıflıklarını da içermesi önerisiyle Savaş Bakanlığı'na gönderdi. Şakir Paşa, M. Kemal'in müfettişliğini buyruğuna verilen tüm kolordulara telyazısıyla bildirdi. K%zım Paşa, 30 Nisanda iki gambotla üç motörbot'un M. Kemal'in buyruğuna verilmesini Deniz Bakanlığı'ndan rica etti. M. Kemal, birkaç kez bakanlığa başvurarak; en az iki binek otomobili, Ateşkesten sonra alınan kararlar, jandarmanın genel güçlerini gösterir bir kroki ve müfettişliğin giderlerini karşılayacak ödeneğin verilmesini istedi. Şakir Paşa, K. Karabekir Paşa'ya zaten 8 Mayısta tüm Anadolu'nun siyasal ve askersel durumunu belirtir raporunu göndermişti. İsmet Paşa'nın vurguladığı gibi davranan M. Kemal, 11 Mayısta Sivas vali ve kolordu komutanlıklarından ve Samsun mutasarrıfından ''eşkıya çetelerinin İsl%m, Gürcü, Rum ve Ermeniliklerine göre sayı ve etkinlikleri'' hakkında telyazısıyla bilgi istedi. 12 Mayısta M. Ali Paşa, Samsun bölgesindeki Rum çetelerine karşı elverişli önlemler alınmasını Savaş Bakanlığı'ndan istedi. Görüldüğü gibi, sonradan hep birlikte arkasına düşecekleri M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesinde ilgili makamlar arasında bir görüş birliği, işbirliği ve ivedilik vardı.
Verilen Hükümet yönergesi (talimatname) M. Kemal'in umduğundan da geniş yetkiler içermekteydi.

Önemli olduğundan 6.5.1919 tarihli bu tarihsel belgenin aynısını veriyoruz:

''Dokuzuncu Ordu kıtaları Müfettişliğine ait görevler (Padişahça buyurulmuştur), yalnız asker" olmayıp, müfettişliğin kapsadığı bölge içinde aynı zamanda sivil yönetime de ilişkindir.

1- İşbu ortak görevler şunlardır:

a) Bölgede iç güvenliğin sağlanması, düzenli duruma getirilmesi ve bu düzensizliğin çıkış nedenlerinin sağlanması.
b) Bölgede ötede beride dağınık bir biçimde varlığından söz edilen sil%h ve cephanenin bir an önce toplattırılarak uygun depolara konması ve korunması.
c) Çeşitli yerlerde bir takım kurullar (şûralar) olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve elaltından ordunun bunları koruduğu ileri sürülüyor. Böyle kurullar varolup da asker topluyor, sil%h dağıtıyor ve ordu ile de ilişkide bulunuyorlarsa kesin olarak yasaklanması ve bu gibi kurulların kaldırılması.

2- Bunun için:

a) İki tümenli Üçüncü ve dört tümenli Onbeşinci Kolordular Müfettişlik buyruğuna verilmiştir. İşbu kolordular eylemce ve güvenlik konularında doğrudan doğruya Müfettişlikle ve olağan işlemler yani özlük işleri, genel kuvvet (ordu birliklerinin er, subay, sil%h, cephane, hayvan gibi araç ve gereçlerinin) sayısını gösteren durum belgeleri vs. gibi konularda önceki gibi Savaş Bakanlığıyla haberleşeceklerdir. Tümen veyahut Bölge Komutanlığı veya özel görevle atanacak subayların atanması veya değiştirilmesi Müfettişliğin uygun görmesi ve isteğiyle olacaktır. Öbür konularda gerek ve yarar görerek Müfettişliğin verdiği yönergeyi Kolordu Komutanları aynen uygulayacaklardır. Özellikle sağlık işleri pek önemlidir Bu konudaki inceleme ve yapılan işlerin halka da yayılması gerekir.
b) Müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van illeriyle Erzincan ve Canik bağımsız livaları kapsadığından, müfettişliğin yukarda sayılan görevleri yürütmek için vereceği tüm yönergeleri işbu illerle mutasarrıflıklar doğrudan doğruya yerine getireceklerdir.

3- Müfettişlik sınırına yakın il ve bağımsız iller (Diyarbakır, Bitlis, Mamüretulaziz (Elazığ), Ankara, Kastamonu illeri) ile Kolordu Komutanlıkları da Müfettişliğin yürüteceği görev sırasında kendi başına yapacağı başvuruları gözönüne alacaklardır.

4- Müfettişliğin asker" konulara ait orunu (makamı) Savaş Bakanlığı olmakla birlikte, öteki konular için ilgili yüksek makamlarla haberleşecek ve işbu haberleşmelerden Savaş Bakanlığı'na da haber verecektir''.

- Savaş Bakanı Şakir -

Anadolu topraklarının yarısına yakın bölümünü yetki alanı içerisine alan, ve bu geniş alanda işgalci devletlerin isteği doğrultusunda düzenleme getirmesi istenen M. Kemal'in karargahında şu kişiler yer alıyordu:

1) Ordu Müfettişi: Tuğgeneral Mustafa Kemal.
2) Kurmay Başkanı: Kurmay Albay Kazım (Dirik).
3) Kurmay Başkanlığı Emir Subayı: Üsteğmen Hayati.
4) Kurmay Başkanı Yardımcısı: Kurmay Yarbay Mehmet Arif (Ayıcı).
5) Harekat Şubesi Müdürü: Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede).
6) Topçu Komutanı: Binbaşı Kemal (Doğan).
7) Sağlık İşleri Başkanı: Dr. Albay İbrahim Tali (Öngören).
8) Sağlık İşleri Başkan Yardımcısı: Dr. Binbaşı Refik (Saydam).
9) Başyaver: Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer)
10) Kurmay Yardımcısı: Yüzbaşı Mümtaz.
11) Kurmay Yardımcısı: Yüzbaşı İsmail Hakkı.
12) Emir Subayı: Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev).
13) Karargah Komutanı: Yüzbaşı Mustafa Vasfi (Süsoy).
14) İaşe (besin işleri) Subayı: Üsteğmen Abdullah.
15) Şifreci: Katip Faik (Aybars).
16) Şifre Yardımcısı: Katip Memduh (Atasev).
17) Şifre Yardımcısı: Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi).
18) Şifre Yardımcısı: Teğmen Muzaffer (Kılıç).

Atatürk'le yola çıkan bu devrim kurulu ne var ki, bir takımı Kurtuluş Savaşı'nın özgürlükçü ve bağımsızlıkçı felsefesini sonuna dek yaşatacak bir takımıysa bu felsefeye ters düşüp yarı yolda kalacaktır.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'ÜN ANADOLU'YA GÖNDERİLİŞ OLAYININ İÇYÜZÜ
Yazar: BAKİ ÖZ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Atatürk'ün Anadolu'ya Gidişi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir