Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın Salur Boyu

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın Salur Boyu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:55

SALUR

Oğuzların tarihinde mühim roller oynamış boylardan biri de Salurlar'dır.
Moğol devrine kadar adı Salğur şeklinde yazdan bu boy Reşiduddin'deki destani-tarih'e göre, Oğuz hükümdarlarından Dib-Yavku'nun büyük beğlerinden Ulaş ve oğlu Ulat Salurlardan olduğu gibi, İnal-Han'ın veziri ile naibi de yine bu boydan idüer. Yine orada İnal-Han'ın oğlu İnal-Soyram Yavku'nun vezirinin de Sakır'dan olduğu yazılıyor.

Dede-Korkut destanlarına gelince, bu destanlardaki Oğuz elinde Solurlar en şerefli mevkii işgal ediyorlardı. Gerçekten bu Oğuz elinin kudretli hakimi Kazan Beğ'in Salurlardan olduğunu biliyoruz.

Aşağıda bahsedileceği gibi, Hazar-Ötesi Türkmenleri arasında Salarlar pek kalabalık bir halde bulunuyorlardı. Bu husus boyun mühim bir kısmının batıya göç etmemiş olduğunu gösteriyor. Hazar-ötesi Türkmenleri, aralarındaki en asil teşekkülün Salarlar olduğunu söylüyorlardı. Halbuki onlar belki de Salurların Selçuklu fethine katıldıklarını, Fars'ta kendi adlariyle anılan bir devlet kurduklarını, Anadolu'nun iskanında da geniş ölçüde rol oynadıklarını ve Kadı Burhaneddin gibi büyük şahsiyetler yetiştirdiklerini bilmiyorlardı. Bütün bunlar Salurlar'ın Oğuz elinin, Kınık, Kayı ve Avşar gibi en büyük boylarından biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Selçuklular Batı-İrana geldiklerinde Şehrizor, Kirman-Şah ve Dakuka yöreleri, yani daha sonraları Kürdistan denilen bölge, Armaz oğullarının elinde idi. 495 (1101) yılında bu beyliğin henüz zaptedilmemiş topraklarından mühim bir kısmı, çağdaşları olan birçok Türkmen beğleri gibi, kendi hesabına faaliyette bulunan Kara Belli (?) (yahut lakablı) bir Salar beği tarafından fethedildi.

Bu Salur beyinden bir daha bahsedilmediği gibi, oğullarına dair her hangi bir haber de yoktur. Ancak Kara Belli hanedanının mezkur asrın sonlarına kadar varlığını sürdürdüğünü biliyoruz. Kara Belli hanedanının elinde bulunan yer de Kara-Beli ülkesi olarak anıldığı gibi, Bağdadtan Merağa'ya giden ana yolda, Dinever ile Merağa arasındaki bir geçit de yine XII. yüzyılın sonlarına kadar Kara Belli adı ile anılmıştır.

Fakat Salarların Selçuklu devrindeki rolleri Kara-Belli'nin faaliyetine münhasır kalmamıştır. Aynı yüzyılda Seyhan boylarından gelen yeni bir Oğuz kümesi arasındaki Salarlar, Kara-Belli Salurları'ndan daha mühim bir rol oynamağa muvaffak olmuşlardır.

Salğurlu Fars Atabeğleri İran'ın büyük güney eyaleti Fars, Alp-Arslan tarafından fethedilmişti. Sultan Muhammed Tapar zamanında bu bölgeye Emir Çavlı'nın vali tayin edildiğini görüyoruz. Çavlı Fars' ta Selçuklu hakimiyetim kuvvetlendirdi. Sultan Mahmud hükümdar olunca (1117 yılında) kardeşlerinden Selçuk'u melik olarak bu ülkeye gönderdi ve emirlerden Karaca yı da ona atabeğ tayin etti. Fakat Selçuk, kardeşi Mesud ile amcaları Sultan San car'a karşı yaptıkları bir savaşta yenilmeleri üzerine, ülkesini kaybetti. Sultan Tuğrul burayı çocuk yaşta olan oğlu Alp-Arslan'a verdi. Meşhur emirlerden Men-gü-Bars da ona atabeğ oldu. Mengü-Bars, Alp-Arslan'ın çocuk yaşta olması ve bir türlü sonu gelmeyen saltanat mücadeleleri yüzünden Fars'ı keyfine göre idare etmiş ve Türk Memluklertnden müteşekkil şahsına bağlı kuvveth bir ordu vücuda getirmişti. Mengü-Bars 1138'de Irak Selçukluları hükümdarı Mes'ud'a karşı giriştiği isyanda ölünce Fars, adamlarından Boz-Aba'nın elinde kaldı. İşte muhtemel olarak bu Mengü-Bars zamanında (1132-1138) Seyhan boylarından kopan bir Türkmen dalgasının Huzistan'a kadar geldiği anlaşılıyor. Bu kümeden Avşar beği Arslan-Oğlu Yakub Huzistan kasabasında yurt tutmuş, aynı kümeden Salğurların başında bulunan Mevdud da Kerıduman yazısından Kuh-Giluye yazışma kadar olan yerde çadırlarını kurmuştu. Yine bu esnada mühim bir Yıva kolunun da Şehrizor taraflarında yaşadığını biliyoruz. Bu Yıvalar'ın da bu kümeye mensup olması muhtemeldir.

Bu kümenin İran'a gelmesinin sebebi Kıpçaklar'ın sıkıştırmaları ile Kıpçaklar'ın hareketi de Kara Hıtaylar'ın Türkistan'a gelmeleri ile ilgili olabilir.
Salğurlu Mevdud, Atabeğ Boz-Aba'nın yalan emirlerinden biri oldu. Hatta Boz-Aba 542 (1147) yılında Sultan Mes'ud'un üzerine yürüdüğünde, Salğurlu Mevdud'u Şiraz'da naibi olarak bıraktı. Boz-Aba'nın Hemedan civarında öldürülmesi sebebi ile Fars'a Selçuklular'dan Sultan Mahmud oğlu Melik-Şah hakim oldu. Bu esnada (542-543=1147-1148) Mevdud. Kendumarida ölmüş ve yerine oğlu Sungur geçmiştir. Sungur, Melik-Şah'ın atabeği oldu; kendisi dirayetli bir İnsan olup aynı zamanda kalabalık bir oymağı vardı. Melik-Şah'ın, akrabasından birini öldürmesi üzerine Sungur eğlenceye düşkün, pehlivan güreştirmeğe meraklı, kabiliyetsiz bir insan olan Melik-Şah'ı Fars'tan çıkardı (543-1148); hakimiyetini meşru kılmak için, adet olduğu üzere. Sultan Tuğrul'un oğlu Muhammedi melik yaptı; iktidar tamamiyle kendi elinde idi. Atabeğ Sungur Şir-Barik ünvanını taşıyordu.

Huzistanda bulunan Avşarların başı Arslan-oğlu Yakub, ihtimal Atabeğ Sungur'un elinden Fars'ı almak için Şiraz'a yürümüş ve iki Oğuz beği arasında yapılan birçok savaşlardan sonra Yakub Beğ yenilerek Huzistana çekilmişti. Sungur Fars'ı 14 yıl adalet içinde idare ettikten sonra 555 (1160) yılında öldü ve yerine kardeşi Zengi geçti.

Selçuklu hükümdarı Arslan-Şah'ın 571 (1175-6) yılında vefatı üzerine Huzistorida bulunan kardeşi Sultan Muhammed harekete geçti ise de Pehlivan'a yenilerek Vusıt'a, oradan da Fars'a Zengı'nin yanına gitti. Pehlivan ile tek başına mücadele edemiyeceğini anlayan Zengi, Muhammed'i Pehlivan'a teslim etmek mecburiyetinde kaldı.

571 (1176) yılında Zengi'ye oğlu Tekele halef oldu. Tekele amcasının oğlu (Ata-Beğ Sunkur'un oğlu) Muzafferuddin Tuğrul'un isyanı ile karşılaştı ise de Tuğrul fazla bir güçlük çekilmeden bertaraf edildi. 591 (1195)'de Tekele öldü ve yerine kardeşi Sa'd geçti. Sa'd da selefleri gibi dirayetli bir hükümdardı; Kirman'ı ülkesine kattı. Ünlü şair Şeyh Sa'di, mahlasım bu Salğur hükümdarının adından almıştır.

Ata-Beğ Sa'd'ın 628 (1230-1231) yılında ölümü üzerine oğlu Ebu-Bekir Salğur hükümdarı oldu. Ebu Bekir de kabiliyetli bir hükümdardı. Eski zamanlardan beri milletlerarası bir ticaret merkezi olan Kays adasını, sonra da Katif-Bahreyn ve Umman kıyılarını zaptetti. Ebu Bekir bu fetihlerini ticareti geliştirmek gayesi ile yapıyordu. Ticarete ne kadar ehemmiyet verdiği şuradan anlaşılıyor ki yaptırdığı eserlerin pek çoğunu ribat'lar yanı kervansaray teşkil etmiştir. Bu büyük Salğurlu hükümdarı ayrıca Şiraz'da bir de hastahane yaptırmıştı. Şeyh Sadi'nin meşhur Gülistanım ithaf ettiği Salğurlu hükümdarı da bu zattır.
Ebu Bekir, Moğolları metbu tanımak suretiyle ülkesinin kan ve ateş içinde kalmasını önlemişti. Bununla İlgili olarak Moğol kağanı Ögeday'in ona Kutluğ-Han ünvanını verdiğini biliyoruz.

Ebu Bekir son büyük Salğurlu hükümdarıdır. 658 (1259-1260) yılında vuku bulan ölümü üzerine Salğurluların parlak devri sona erdi. Yerine hasta olan oğlu Sa'd geçti ise de hükümdarlığının 17.günü öldü ve oğlu Muhammed hükümdar ilan edildi. Muhammed henüz bir çocuk olduğundan annesi Terken Hatun ona naiblik yaptı. Fakat Muhammed de çok yaşamadı; 661 yılında ölümü üzerine Zengi oğlu S'ad oğlu Salğur-Şah oğlu Muhammed Şah hükümdar oldu. Muhammed Şah zayıf bir şahsiyet idi; 8 ay hükümdarlık ettikten sonra Terken Hatun tarafından öldürüldü. Kendisine kardeşi Selçuk-Şah halef oldu. Selçuk-Şah da Terken Hatun'u öldürdüğünden, İlhan, Terken Hatun'un kardeşi olan Yezc atabeğinin yalvarması üzerine Fars'a bir ordu gönderdi. Moğollar Selçuk-Şah'ı yakalayıp katlettiler (663-1264-1265) Salğurlu tahtına Sa'd'ın kızı Abiş Hatun geçirildi. Fakat Abiş Hatun bir yıl sonra Fars'tan getirilerek Hulagü'nün oğlu Mengü Temur ile evlendirilip, Fars onun adına Moğolların tayin ettiği baskaklar tarafından idare edildi. Abiş Hatun 685 (1286-1287) yılında öldü ve Moğol geleneğine göre defnedildi.

Salğurlar adil idareleri ve imar faaliyetleri, alim ve şairleri himaye etmek sureti ile iyi hatıralar bırakmış bir Türk hanedanıdır. Onların Fars ülkesine, İslam devrindeki en mes'ud devrini yaşattıkları tereddüdsüzce söylenebilir. Türk hanedanlarının çoğu gibi, onlar da ülkelerinde pek çok içtimai eserler vücuda getirmişlerdi. Şeyh Sa'di eserlerini bu hanedanın teşvik ve himayesi sayesinde meydana getirmiştir.

Salğurlar kavmi menşelerini de unutmamışlardı. Paralarına mensup oldukları boyun damgasını koydurmaları bunun en büyük delilidir. Bundan başka hanedan azası arasında Türkçe adlar taşıyan şahıslar da görülmektedir.

Salğur hanedanının ortadan kalkmasından sonra onların başlıca dayanağını teşkil eden Türkmenler varlıklarını muhafaza ederek Fars bölgesinde yaşadılar. XTV. yüzyılın ortalarına doğru Fars'taki bu Türkmenlerin başında Celaluddin Tayyib Şah ile Salğur-Şah bulunmakta idi. Bunlardan başka Muzafferuddin Şah-Şüca Tebriz'i zapt ettiği zaman (1382'de) Emir Muzafferuddin-i Salğur'u vezir yapmıştı.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN SALUR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:56

Anadolu

Salurlar'ın çok ehemmiyetli bir kümesi batıya göç etmeyerek eski yurdunda kalmıştır. Görüldüğü gibi, onlardan ayn ayn kollar İran'da Kürdistan ve Fars bölgelerindde yurd tutarak siyasi faaliyetlerde bulundular. Bütün bunlara rağmen bazı tarihi bilgiler, yer adlan ve oymaklar, Salurlar'ın Anadolu'nun fetih ve iskanında mühim roller oynayan boylardan biri olduğunu açık bir şekilde gösteriyor.

Gerçekten tarihimizde müstesna bir şahsiyet olan alim, şair, muharib, Sivas-Kayseri ve diğer birçok yerin hükümdarı olan Kadı Burhaneddin'in bir Salar Türkü olduğundan evvelce bahsedilmişti. XIII. yüzyılda Mısır'a giderek Memluk sultanları katında büyük bir itibara sahip bulunan fakih ve üç dilde şiir yazan Divriğili Muhammed b. Mustafa b.Zekeriyya b.Hoca Hasan1 da aynı boya mensup idi. Bunlardan başka daha XIII.yüzyılın ikinci yansında Denizli kesimindeki uc beğlerinden Salur Beğ'in de Salurlara mensup olduğu için, bu adı almış olması pek muhtemeldir.

Yer adlarına gelince, Salarlar cetvelimizde yedinci sırada yer almaktadır. Yalnız bu keyfiyet Salurların Anadolu'ya da ne kadar kalabalık kümeler hafinde geldiklerini göstermeğe elverir sanırız. Bundan başka aynı yüzyılda yine Anadolu'da bu boya mensup oldukça ehemmiyetli oymaklar da görülmektedir.

1. Tarablus-Şam:

XVI. yüzyüda Tarablus-Şam yöresinde oldukça kalabalık bir Türkmen kümesi yaşıyordu. Bu Türkmen kümesi Tarablus-Şam dağlarında yaylamakta ve kışın da umumiyetle çöldeki Tedmur vahasına gitmekte idi. Bu Türkmen kümesi çoğu Çukur-Ovada yerleşmiş olan Üç-Oklu Türkmenlefn bir kalıntısı gibi görünüyor. Bu kümenin pek büyük bir kısmını il oymak meydana getiriyordu: Selluriye ve Çoğuniyye. Bu isimlerin Salur ve Çoğunlu kelimelerinin arabça şekilleri oldukları şüphesizdir. Kanuni devrinde bu Salur oymağı 25 obadan meydana gelmiştir. IL Selim zamanında Salurların nüfuslarının artmış olduğu görülüyor. Bu Salurlar'a ait son haber onların XVII. yüzyıl sonlarında Hama-Humus arasındaki topraklarda yerleştirilen Türkmen oymakları arasında bulunduklandır.

2. Tarsus:

Bu bölgedeki büyük boylardan biri de Ulaş boyu idi. Ulaş, boyu idare etmiş olan beğin adıdır. Ulaş-oğlu Han en tanınmış Varsak beğleri arasında sayılmaktadır. Fatih'in vezirlerinden Rum Mehmed Paşayı 874 (1469) yılında perişan eden Varsak beğlerinin başı Uğuz Beğ (asıl adı Hüseyin)'in Ulaş ailesinden olduğunu biliyoruz. Ulaş boyunun yurdu, Tarsus'un kuzey batısından başlayıp, Bulgar dağına dek uzanıyordu. Ulaş boyu büyük bir teşekkül olup, Bayındır (41 cemaat), Salur (10 cemaat), Orhan Beğlu ve saire gibi obalara ayrılmıştır.

925 (1519) yılında Ulaş boyuna bağlı Salur obası az yukarıda işaret edildiği gibi on kala (cemaata) ayrılmıştır. Bunlardan her birinin bir ekinlikte çiftçilik yaptığı görülüyor.

Ulaş ailesinin boyun hangi obasından çıktığı hususuna gelince, akla ilk gelen ihtimal onların Bayırdırlar'dan olduğudur. Çünkü boyun en büyük obasını Bayındırlar meydana getirmektedir. Ulaş adı ise ailenin Salurlardan geldiği İhtimalini telkin ediyor. Bu bahsin başında görüldüğü üzere, Dib-Yavku'nun beğleri arasında Sakımdan Ulaş Beğ olduğu gibi, Dede-Korkut destanlarının baş kahramanı Salur Kazan Beğ'in babasmın adının da Ulaş olduğunu biliyoruz.
Aynı tarihte (925=1519) yine Adana bölgesindeki Kara-İsalu teşekkülü arasmda Salur (28 vergi evli), Hacılu yöresinde Şeyh Salur (48 vergi nüfuslu) adlı oymaklar görülüyor.

3. Kars (Kadirli):

Bu sancakda 39 vergi nüfuslu Salurlu adlı bir oymağa rastgeliniyor. Bu oymağın diğer bir adı da Çörmük idi.

4. Koç-Hisar:

Bu yörede I.Selim (1512-1520) devrinde Salthler ve Salur adlı 81 vergi evlik bir oymak yaşıyordu.

5. Konya:

Ü.Bayezid devrinde Ereğli'nin kuzeyindeki Karacadağ yöresinde Günelü ( xs ) ile Salur oymaklarının yaşadığını görüyoruz. İşaret edilen devirde bu oymakların vergi nüfusu 428 olup başlarında Sipahi zadeler olan Kerem-oğulları vardı. Konya bölgesi, Salur yer adlarının en çok bulunduğu bölgelerden biridir.

6. Niğde:

Bu sancağın Kara-Hisar kazasında XVI.yüzyılda Salurlardan bir oymağın yaşadığı anlaşılıyor. Bu Salar oymağı Yahyalu, Akbaşla, Gayır-Hanlu ve saire gibi oymaklar ile Ala Dağda yaylağa çıkıyordu.

7. Hamid Sancağı:

Bu sancaktaki Yörükler arasında da XVI.yüzyılda 130 vergi nüfuslu Sakır adlı bir oymağın yaşadığını biliyoruz. Esasen bu sancakta Salurlara alt epeyce yer adı da görülmektedir.

8. Boz - Ok:

Bu yöredeki mühim teşekküllerden biri olan Sevgülen boyu arasında Salur adlı çok küçük bir oba da görülmektedir.

9. Ulu-Yörük:

En son bahsedeceğimiz Salur oymağı oldukça mühim bir teşekküldür. Bu teşekkül Ulu-Yörükün Orta-pare koluna mensup olup, Amasya'nın güney yöresinde yaşıyordu. Bu Salurlar Ak-Salur adını taşıyor. Yavuz Selim devrinde: Mehmed Kethüda (95 vergi nüfuslu), Hacı-Kaya (27 vergi nüfuslu), Akıncılu (32 vergi nüfuslu), Emet-Kethüda (25 vergi nüfuslu), Ala-Bozlu yahut İlDeğer ( y ) Kethüda (33 vergi nüfuslu) olmak üzere beş kola ayrılmıştı. 982 tarihinde Ak-Salurların vergi nüfuslarının 803 olduğu görülüyor.

İşte XVI.yüzyılda Anadolu'daki Salar adlı teşekküller bunlardan ibarettir. Şimdi bu boyun Hazar-Ötesi Türkmenleri arasındaki varlığından bahsedelim.

10. Hazar-Ötesi Türkmenleri:

Salurlar, Hazar-Ötesi Türkmenlerinin meydana gelmesinde en mühim rolü oynamış boydur. Öyleki diğer boylardan hiç biri onunla kıyaslanamaz.
Ebul-Gazi'de Salular'ın buraya Eymir, Döğer, Çavuldur, Karkın boylarına mensup büyük kollar ile Şah-Melik'in öldürülmesi üzerine Oğuz eli'nin dağılmaya başlaması sonucunda geldikleri söyleniyor. Fakat Salurlar'ın Mankışlak'a X. yüzyılın başlarında gelen Oğuzlar arasında bulunmuş olmaları çok daha muhtemeldir.

XVI.yüzyüda Salurlafm Mangışlakta. kalabalık bir halde yaşadıkları görülüyor. Bunlar orada İçki (İç) Salur ve Taşkı (dış) Salur olmak üzere İki kola ayrılmış idiler. Salurlar aynı yüzyılın sonlarına doğru Mangıtlar (Noğaylar) tarafından buradan tamamen çıkarıldılar. Bunun neticesinde Salurların bir kısmı, Etrek ve Gürgen çayları bölgesinde, asıl mühim kümesi de Horasan'da yurt tuttu. Etrek ve Gürgen çayları bölgesine gelen Salurlar, Ohlu (Oklu) ve Eymürler ile birlikte yaşıyorlardı.

1007 (1598-1599) yılında Şah-Abbas'ın Esterabud bölgesine yaptığı bir sefer neticesinde diğer Sayın-Hanlı Türkmenleri gibi, Salurlar da Safevi hükümdarına itaatlerini bildirmişlerdir.

Ebu'l-Gazi'nin naklettiği rivayetlere göre3, Er-Sar adlı Türkmen topluluğu Salurlar'dan (İçki-Salur) olduğu gibi, Yornut, Teke, Sarık adlı Türkmen toplulukları da yine bu boydan (Taşkı-Salur) çıkmışlardır. Bu rivayetler doğru ise bugünkü Hazar-Ötesi Türkmenlerinin belki yarısından fazlasının Salurlardan geldiğini kabul etmek gerekir.

XIX.yüzyılın ortalarında doğrudan doğruya Salur adım taşıyan Türkmen kümesi Merv ile Herat arasında Mürgab boylarında yaşıyordu. Rivayetlerde kendilerinden çıktığı söylenen Sarıklar da onların en yakın komşuları idiler.

Vambery (1863) Salurların 8000 çadır olduğunu söylüyor ve aşağıdaki obalardan meydana geldiğini yazıyor:

1- Yadavaç (Yaz, Tizi, Sakar, Ordu-Hoca obacıklarına ayrılıyordu).
2- Karaman (Alam, Görcikli, Beğ-Böleği).
3- Ana Böleği (Yadçı, Buhara, Bakoç-Töre, Timur).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN SALUR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:00

"Salur"lar

Şimdiye kadar "Salur"lar hakkında yapılan etnografik tetkikatın netayici, "Vambery"nin "Türk Kavmi" ile "Aristof'un "Türk kavimlerinin etnik heyetleri hakkındaki mülahazalar" adlı maruf eserinde Türkmenlerden bahis küçük bir fasıladır; en son olarak bunlara dair etnolojik ve tarihi pek ufak bir hülasa, "İslam Ansiklopedisi" için tarafımdan yazılmış ve neşredilmiştir.

O küçük hülasayı yazdığım sırada "Aristof'un Rusça eserinden istifade edememiştim; o zamandan beri "Salurlar" hakkında bazı malumata daha dest-res savunduğum gibi, Abdülkadir Efendi tarafından yapılan tercümesi sayesinde, "Aristof'un ihtiva ettiği etnografik mevad itibariyle oldukça zengin, lakin tarihi kısımlarıyla nazariye tarafları pek mahdut ve zayıf eserinden istifade ettiğimden, burada bu mühim ve büyük Oğuz şubesi hakkında biraz daha etraflıca malumat verebileceğim.

"Salur, Salır", bazı eski metinlerde nadiren "Salur, Salgır" ve ekseriyetle "Salur, Salur" şeklinde rast gelinen bu kelime "Salmak"tan gelir. Sair Oğuz şubeleri gibi, bunların etnolojisi hakkındaki tarihi malumatımızda pek az ve umumiyetle pek karışıktır. Ancak bunların en eski zamanlardan beri sair Oğuz boylarının mukadderatına iştirak ederek "İli" ve "Isığ Göl" havalisinden "Seyhun" kıyılarına ve oradan "Harezm" ve "Horasan" sahalarına ve muahharan Anadolu istilası esnasında kısmen Şarki Anadolu'ya gelerek, sonra parçalandıkları ve Anadolu'nun muhtelif yerlerine yerleşerek köyler teşkil ettikten sonra eski aşırı teşkilatı kaybettikleri muhakkaktır. Selçuki İmparatorluğu'nun tesisinden sonra "Salgurlar" hanedanını yetiştiren zümre bunlar olduğu gibi, sekizinci asır ricalden şair ve müessis-i devlet meşhur "Kadı Burhaneddin" de neslen Anadolu'da yerleşmiş olan Salurlardandır.

Selçukname tercümesinde, Anadolu'daki "Salur"ları Erzincan Beği "Mengücek" ailesinden Behram Şah'ın ordusunda gördüğümüz gibi", birtakım vekayide "Kayı, Bayındur, Bayat" boylarıyla beraber Anadolu Selçukileri tarihinde pek mühim bir rol oynadıklarını da anlamaktayız. Biz muhtelif esbab-ı tarihiyyeye istinaden, Karamanoğulları'nın da "Salur" boyunun "Karaman" şubesine mensup oldukları kanaatinde bulunuyoruz.

Anadolu'nun birçok sahalarında bugün hala "Salur" adlı birçok köylere rast gelmekteyiz:

mesela "Reyhard Leinhard"ın bilhassa tarih ve etnoloji itibariyle çok za'if malumata müstenid "Paflagonya" adlı eserine merbut haritada yalnız o küçük sahada beş tane "Salur" adlı köye rast geldik. Yine aynı sahada iki tane de "Karaman" köyü vardır ki bunlar da "Salur"ların pek eski bir şubesidir; kezalik "Adana"da Toros ovasında "Salur"ların bulunduğunu da biliyoruz. İşte Selçukname müterciminin Oğuz boyları hakkında verdiği izahat, bu coğrafi malumat ile teyit ettiğimden "Marquart"ın bu hususta gösterdiği büyük itimatsızlığın kısmen haksız olduğu da tebeyyün ediyor. Cenub-ı Şarki Kafkasya da [şimdi Yeni Azerbaycan Cumhuriyeti] el-yevm "Karamanlı" namını taşıyan bazı köylerin Salurların "Karaman" şubesi tarafından tesis edildiği bizce pek muhtemel olduğu gibi,6 daha yedinci asır hicride bu havalide oldukça kesif kitleler halinde mevcudiyetini gördüğümüz Türkmenler arasında da şüphesiz, "Salur"lar ve "Karaman"lar mevcuttu,

Selçuki İmparatorluğu'nun takip ettikleri "büyük Oğuz boylarını parçalayarak muhtelif yerlere dağıtmak" siyaseti neticesi olarak mühim bir kısmının Garba muhaceretinden sonra, "Serhas" ve "Merv" havalisinde kalan "Salurlar" "Türkmen" veya "Oğuz" unvan-ı umumisi altında, müteakip asırlardaki birtakım harekata iştirak etmişlerdir.8 bazı alimlerin fikrine göre bunlardan bir kısmı (1357-1427 Miladi) seneleri arasında "Semerkand -Turfan- Suçiev" yoluyla "Sining"e kadar gelerek orada yerleşmişler, bu böylece bugünkü "Kansu Salar" Şakırlarını teşkil etmişlerdir. İşte bu iki büyük muhaceretten sonra sayıları ve kuvvetleri mahsus surette azalan bu "Merv, Serhas" Salurları, aşiret hayatının da icabatından olarak, sair göçebe Türkmenlerle yaptıkları mücadelelerde ve bilhassa, muahharen Şii' İranilere karşı icra ettikleri "

Çapav:

Çapul"larla İranilerin mütekabil muhacimat ve te'dibatı neticesinde, mütemadi surette kırılmışlardır. Safevilerden başlayarak "Kaçar"lar zamanına kadar İran'da tesis eden muhtelif devletler, bu Türkmenlerle daimi surette uğraşmaya mecbur oldular. "Cürcan" vilayetiyle "Harezm" arasındaki "Etrek" nehri kenarında oturdukları için "Yaka Türkmeni" unvanıyla maruf olan ve -On birinci asır mebadisindeki İran müelliflerinin "Sayen Has Ulusları" da dedikleri

"Ohlu, Göklen, Eymür, Salur" kabilelerinin İran ile münasebat-ı daimeleri hakkında izahata girişmek, İran'ın "Türkistan" ve "Harezm" ile münasebatı tarihini baştan başa tetkik etmek demektir ki, mevzumuzun haricindedir. En sonra "Fethali Şah Kaçak"ın oğlu "Abbas Mirza"nın (1831 M.) de "Serhas" hücumunda da pek kanlı zayiata uğramışlar, ve artık ehemmiyetlerini büsbütün zayi' etmişlerdir."

"Serhas" havalisinde toplu bir halde "Hare-Rud" civarında İran-Rus hududu üzerinde müteferrik olarak yaşayan, kısmen "Teke" ve Afganistan'da bulunan "Salur"lar hala kendilerini Türkmenlerin en eski ve en asil boyu addederler.

"Avineviç"e göre, başlıca şubelere ve oymaklara ayrılmışlardır:

1- Yalavaç. Oymakları: Ordu Hoca, Daz, Beg Sakar (Bunların da ayrıca oymakları vardır.)
2- Karaman. Oymakları: Uğru Ceyhli, Beg Gezen, Alan. (Bunların da ayrıca oymakları vardır.)
3- Kiçi Ağa. Oymakları: Kiçi Ağa, Beyş Uruk. (Bunların da ayrıca oymakları vardır.

Bunların nüfusu hakkındaki tahminlerde mütehalifdir:

"Dubo" Serhas Salurlarının nüfusunu iki bin çadır olarak gösterdiği halde, "Petroseviç" 3000, "Vambery" mübalağalı olarak 5700, "Avineviç" ve ondan naklen "Aristof" eski Serhas civarında 2200 ve en nihayet "Kastaniye"de 3000 olarak tahmin etmektedirler.

"Salur"larda şube ve kabilelerin aslını gösterebilecek bir alamet olan-şubelere mahsus "Tamga" yoktur. Her çadır sahibi kendisine göre bir tamga şekli uydurur; onu deve, beygir, eşek, koyun gibi hayvanların kulaklarına, sahan ve kazan gibi eşyaya, hatta kavun ve karpuzların üzerine nakş eder; bunlar hakkında bilhassa yapılan tedkikat neticesinde, bu tamgalardan onbir tanesinin kıpçak damgası olduğu anlaşılmıştır.

"Kansu" Salurlarına gelince, "Kansu eyaletinin asıl "Tibet" kısmında el-yevm adetleri 70.000 ("Gurunara" göre ancak 50.000) kadar tahmin edilebilen

Müslüman "Salar:

Salur"lar vardır. Bunlar "Hoanig-Ho"nun cenubunda "Sin-Hoa-T'ing" yahud "Salar" kasabası merkezi teşkil etmek üzere, nehr-i Esfer'in sağ sahilinde "Ouronvou"dan "Taoho"ya kadar şerit gibi uzanan bir sahayı ve nehrin sol sahilinde "Sining"den "Hoteheou"ya giden oldukça arızalı ve dağlık bazı mahalleri işgal etmektedirler. Bu Türkler, teşkilat-ı tabi'yeleri itibarıyla sair "Kansu" Müslümanlarından serhaten ayrıldıkları gibi, milli lisanları olan Türkçeyi de muhafaza etmektedirler. "Gurunar" bunların lehçeleri hakkında bazı mahdut maddeler toplayarak neşretmiş ve hatta bundan Salarların menşe'i ve "Kansu"ya zaman-ı hicretleri hakkında bazı indi hükümlerde istintaç etmişse de, asla kafi ve şayan-ı itimat değildir. Mezheb itibarıyla sünni ve Hanefi olan "Salarlar arasında, eskiden beri "Nakşibendilik" tarikatı "zikr-i cehri" münteşerdir. Çinlilere karşı pek derin bir hiss nefret besleyen "Salar"lar çapulculukla melufturlar.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir