Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın Avşar Boyu

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın Avşar Boyu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:44

AVŞAR (AFŞAR)

Avşarlar XI. yüzyıldan itibaren mühim roller oynamak sureti ile adlarım zamanımıza kadar yaşatmış biricik Oğuz boyudur. Avşarlar, Reşideddin'de, hükümdar çıkarmış Oğuz boylarından biri olarak zikredilir. Bu keyfiyet Avşar'ın, Oğuzların İslamiyetten önceki tarihinde de en güçlü bir boy olduğunu gösterir.

1. Yüzyılda Huzistan'da Avşarlar

530 (1135-1136) yıllarında Huzistan'da kalabalık sayıda bir Türkmen topluluğunun yaşadığım biliyoruz. Vassafın bildirdiği, Avşar ve Salurlar'ın Deşt-i Kıpçak'tan yani Seyhun boylarından Huzistan ve Kuh-Giluye'ye gelişleri bu tarihten az bir zaman önce olmalıdır. Vassafın bahsedilen kaydına göre, Avşarlar'ın başında Arslan-oğlu Yakub bulunuyordu. Yakub Beğ Huzistan kasabasında oturuyordu. Salur Beğ'i Mevdud oğlu Sunkur ise Boz-Aba'nın Sultan Mes'ud ile yaptığı savaşta öldürülmesi üzerine Fars'a hakim olmuştu. Yakub Beğ Fars'ı elde etmek veya Sunkur'u tabiiyeti altına almak için birkaç defa Salur Beyi'nin üzerine yürümüş ise de bozguna uğramıştır. Kendisinin ölüm tarihi bilinemiyor. Ancak bunun 547 (1152-1153) tarihinden önce olduğu muhakkaktır. Yakub Beğ'den sonra Huzistan'daki Avşarların başında Şumla görülmektedir. Şumla bu Avşar beyinin adı olmayıp lakabı idi. Şumla'nın asıl adı Ay-Doğdu ve babasınınki de Küş-Doğan (Güç-Doğan) idi. Şumla'nın Yakub Beğ ile akraba olup olmadığı da bilinemiyor. Anlaşıldığına göre Şumla onun zamanında Huzistarim bir kısmı ile Luristan bazı yerlerini idare ediyordu. Şumla'yı ilk önce Sultan Mes'ud'un son hacibi, yani beğlerbeğisi Has Beğ'in yakınlarından bir emir olarak görüyoruz. Has Beğ 547 (1152) yılında Sultan Muhammed tarafından hile ile öldürüldüğü zaman Şumla zekası sayesinde canını kurtarmıştı. Avşar beyi bu hadiseden sonra Huzistan'a geldi. Bu esnada burası Selçuklular'dan Melik-Şah b. Muhammed'in eline geçmiş idi. Fakat Şumla, mücadeleye atılmakta tereddüd etmedi. Küçük Luristan emirlerini de hakimiyeti altına aldı4. Bu zamanda Bağdad Abbasi halifeliği de durumdan faydalanarak topraklarım genişletmeğe çalışıyordu. Bu cümleden zayıf bir şahsiyet olan Melik-Şah'ın elinden Huzistanı almak için 550 (1155) yılında buraya bir ordu yollandı ise de Şumla, askerleri ile karşı çıkarak halife kuvvetlerini bozguna uğrattı ve kumandanlarını da tutsak aldı (Receb-Eylül). Fakat Şumla bunları Bağdad'a göndererek halifeden özür diledi; az sonra da Melik-Şah'ı çıkararak müstakillen Huzistan'a hakim oldu.

551 (1156) tarihinde Selçuklu hükümdarı Sultan Muhammed halifeye hakimiyetini tanıtmak için, Bağdadi kuşattığı sırada, halifenin de tahrikiyle Azerbaycan hakimi İl-Deniz ve diğer bazı emirler tarafından Melik-Şah, sultan ilan edilmiş ve baş şehir Hemedan ele geçirilmişti. Bu arada Şumla da Melik-Şah'ın taraftarı olarak Hemedan'a geldi. Ertesi yıl Şumla'nın halifenin emirlerinden Kaymaz'ı yenip tutsak alarak onu Sultan Muhammed'e göndermesi sebebi ile halifelik Avşar beyi üzerine büyük bir ordu yolladı ise de Şumla bir kenara çekilerek bu ordu ile savaşmadı. 554 (1159) de ülkesiz kalan Melik-Şah, maiyyetinde Hemedanlı Sunkur ve Kovdan gibi büyük emirler olduğu halde Huzistan'a girdi. Şumla karşısına çıktı ise de yenildi ve bir kaleye kapandı. Huzistan'ı yeniden ele geçiren Melik-Şah Fars'ı da idaresi altına almak için harekete geçti. Neticede Şumla gibi, Fars hakimi Zengi de Melik-Şah'ı metbu tanıyıp her ikisi en yalan emirlerinden oldular. Hatta aynı yılda (554) Sultan Muhammed'in ölümü üzerine Selçuklu tahtına geçirmek için bazı emirler Melik-Şah'ı davet ettiler. Melik-Şah bu maksatla yarımda Şumla ve Zengi olduğu halde İsfahan'a geldi. Burada başka emirlerin de katılması ile kuvveti artmış olan Melik-Şah, halifeden adına hutbe okunmasını İstedi. Fakat Melik-Şah az sonra zehirlenerek öldü. Onun, halifenin bir tertibi ile zehirlendiği söylenmişse de bunun aslı olmasa gerektir.

555 (1160)'de Selçuklu tahtına Arslan-Şah geçti. Fakat bütün iktidar kendisini tahta çıkaran İl-Deniz'in elinde bulunuyordu. İlk yıllar Rey hakimi emir İnanç'ın muhalefeti ile karşılaşılmış ise de o da çok geçmeden bir tertib ile ortadan kaldırıldı. Şumla da, Fars hakimi Salgurlu Zengi gibi, Arslan-Şah'ı metbu tanıdı ve Melik-Şah'ın oğlunun da atabeği oldu. 561 (1166) yılında Şumla'nın yeğeni yani Şenka-Oğlu aralarında dünürlük kurulmuş olan Basra valisi Mengü-Bars ı halifenin öldürtmesine kızarak Basra çevresinde yağmalarda bulundu ve Vasvı taraflarında da aynı şeyi yaptı.

Bunun üzerine halife'nin Vasıf valisi Hutlu-Bars askerlerini toplayarak Şenka-Oğlu'nun karşısına çıktı ise de yapılan çarpışmada bozguna uğrayıp öldürüldü5. Şenka-Oğlu, ertesi yıl Basra taraflarını yeniden yağmaladı. Aynı yılda Şumla da harekete geçerek Bağdad yörelerinden el-Mahkeye geldi ve Halife den bir miktar toprak taleb etti. Şumla Halifeye Sultan Arslan-Şah ın, Melik-Şah'ın oğluna Vasıl ve Basra'yı dirlik olarak verdiğini, kendisinin de bu şehzadenin atabeği sıfatı ile harekete geçtiğini bildirdi. Fakat yeğeni Kılıc'ın Halife kuvvetlerine mağlub ve esir olması üzerine Şumla da Huzistan'a. döndü.

564 (1169) yılında Fars hakimi Salgurlu Zengi'nin askerleri Şumla'yı Fars'a davet ettiler. Bunun sebebi Zengi'nin askerlerine kötü muamelede bulunması idi. Fars'a gelen Şumla savaşta askerlerinin hıyanetine uğrayan Zengi'yi kolayca yendi. Zengi, Şebankare Kürdlerine sığındı. Onlar Zengiye iyi bir konukseverlik gösterdiler. Şumla'ya gelince, halka iyi davanmadığı gibi, yeğeni Şenka-Oğlu da ülkeyi yağmalamıştı. Bu sebeble askerler onu çağırdıklarından büyük bir pişmanlık duydular. Neticede Zengi, Şebarkare'den gelerek kolayca ülkesine hakim oldu. Belki mühim bir fırsatı kaçırmış olan Şumla da Huzistan'a döndü.

Şumla sadece Huzistan'ı değil ona komşu olan Ahvaz bölgesini de elinde tutuyordu. Fakat o, bunlarla yetinmiyor. Nihavendi de ülkesine katmak istiyordu. Bu maksatla Atabeğ İl-Deniz'den, bir çok defa, büyük bir meblağ karşılığında, Nihavendi istemişse de maksadına nail olamamıştı. Fakat İl-Deniz'in 571 (1175) yılındaki ölümünü iyi bir fırsat sanan Şumla yeğeni Şenka-Oğlu'nu göndererek şehri ele geçirdi. Ertesi yıl yine Şumla'nın yeğeni Şenka-Oğlu Bağdada bağlı el-Mahki yöresinde bir kale inşasına girişti. Fakat halifenin gönderdiği bir kuvvetle yaptığı savaşta öldürüldü ve başı Bağdada götürüldü.

Yiğit bir savaşçı olan Şenka-Oğlu'nun ölümü üzerine Şumla kuvvetli bir destekten mahrum kaldı. Esasen kendisi de çok yaşamadı; Gerçekten 571 (=1175-1176) yılında idaresi altında olmayan Türkmenlerden bir zümrenin üzerine yürüdü; fakat hiç beklemediği halde karşısında Atabeğ Pehlivan'ın askerlerini de buldu. Gerçekten onun maksadını anlamış bulunan Türkmenler Atabeğ Pehlivan dan yardım istemişler, bazı sebeblerden dolayı esasen Avşar beyine kızgın bulunan Pehlivan da bir askeri birlik göndermişti. Yapdan çarpışmada Şumla atılan bir okla ağır surette yaralanıp tutsak alındı. Kardeşi ile yeğeni de esir edilmişlerdi. Fakat kendisi aldığı yaradan iki gün sonra öldü.

Emir Şumla cesur, zeki ve dirayetli bir şahsiyet idi. Sırf bu meziyetleri ile Huzistan ve komşu bazı yöreleri içine alan bir beylik kurmuştu. Şumla'nın yerine oğullarından biri geçti. Bu, Şerefuddin Emiran idi. Selçuklu hükümdarı Arslan-Şahın 572 (1177) yılında ölümü üzerine Huzistanda Şumla'nın oğlu Şerefuddin Emiran'ın yarımda bulunan kardeşi Muhammed, saltanatı ele geçirmek maksadı ile Şumla'nın oğlunun tavsiyesine uyarak İsfahan'a gitti. Orada Kaymaz oğlu İl Kavşut ve diğer bazı emirler Muhammed'in etrafına toplandılar. Fakat Atabeğ Pehlivan sür'atle yetişerek Muhammedi bozguna uğrattı. Muhammed Huzistana kaçtı ise de Şumla'nın oğlu, Pehlivandan korktuğu için, onu ülkesine sokmadı. Muhammed de Vasıf taraflarına gitti.

Avşar beyinin Selçuklu Muhammedi sokmamasından memnun kalan Atabeğ Cihan Pehlivan ona bir ahidname (and yazısı) verdi. 573 yılının Muharrem ayında (1177 Temmuz) düzenlenen bu ahidnamede Atabeğ'i Ay Doğdu oğlu Emir Şerefeddin Emiran ile oğulları ve kardeşlerine karşı çok iyi duygular beslediğini, dostlarını dost, düşmanlarını da düşman tanıyacağını, kötü düşünce sahiplerinin onların ülkelerine saldırmalarına İzin vermiyeceğini, Huzistan ve Luristan da sahip bulundukları topraklar ve kaleler üzerindeki hak ve hukuklarını tanıdığını ifade ediyor.

Bu tarihten sonra eserlerde Şumla'nın oğulları hakkında uzun bir müddet hiç bir bilgiye rastgelinemiyor. Anlaşıldığına göre, Şerefeddin Emiran'ın yılı bilinmiyen bir zamanda ölümünden sonra kardeşi Muzafferuddin Sü-Sıyan yerine geçti. Sü-Sıyan'ın da 590 (1194)'da ölümü üzerine oğulları arasında ihtilaf çıktı. Bunlardan Ali, babasının mevkiinde tutunmaya çalıştı. Bir diğeri Bağdad halifesinden yardım istedi. Eskiden beri Huzistah ele geçirmek isteyen ve bunun için vakit vakit bazı teşebbüslerde bulunmuş olan Abbasi halifesi en-Nasır li-dinillah, veziri İbn ul-Kassab kumandasında bir ordu gönderdi. İbn ul-Kassab 591 Muharreminde (1194 aralık) Huzistanın başşehri olan Tuster (Şuster)i ve birçok kaleleri zaptettikten sonra Şumla'nın ailesini toplayıp Bağdad'a götürdü. Böylece Huzistan'daki Avşar Şumla oğullarının hakimiyeti son bularak bu ülke Halife'nin toprakları arasına katıldı. Avşarlar'ın Huzistan ve Luristan'da 32 veya 42 kaleleri vardı. Şumla'nın oğullarının para kestirdikleri de haber veriliyor.

ANADOLU

Bu ülkeye gelince, XVI. yüzyıla ait tahrir defterlerinde Avşar adlı pek çok yer adı görülmektedir ki, bunların sayısı birinci sırada bulunan Kayılar'ınkinden sonra geliyor. Bu yer adlan da, diğerleri gibi, Anadolu'nun Orta ve Batı bölgelerinde bulunmaktadır. Hatta Rum-elinde dahi bu boya alt birkaç yer adı görülmektedir. Bu yer adlan Avşarların Anadolu'nun fetih ve iskanında Kayı ve Kınıklar gibi, birinci derecede bir rol oynadıklarını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Daha önce de bildirildiği gibi, Yazıcı-Oğlu'na göre Karaman-oğulları Avşar boyuna mensup bulunmaktadır. Gerçekten 1300 yılma doğru yazılmış anonim bir Ermeni tarihinde Avşar oymağı beyi İslam Beğ'in 1254'te İsorya sahilindeki Cracca şehrini yağma ettiğinden bahsedilir. Bu Cracca şehrinin Silifke-Mersin arasında, deniz kıyısındaki Corycos (= Görkez bugünkü Kız-Kulesi) olduğu sanılıyor. Aynı esere göre İslam Beğ az sonra ölmüş ve bu şehir Sarum adlı diğer bir Türkmen beyi tarafından yağmalanmıştır. Bu beğlerin Karaman-oğulları topluluğuna mensup bulunmaları muhtemeldir.

Kuzey-Suriye Avşarları (XÜ-XV. yüzyıl)

XIV ve XV. yüzyıllarda başlıca Haleb, Ayıntab ve Antakya bölgesinde yaşayan Türkmenler'in Boz-Ok kolunu teşkil eden boyların başında Avşarlar ile Bayatlar gelmektedir. Yani Avşarlar Boz-Ok kolunun en büyük ve en kuvvetli iki boyundan biridir. Aşağıda Türkiye'de ve İran'da kendilerinden bahsedilecek olan Avşar oymaklarının, Orta ve Batı-Anadoludaki bazı küçük oymaklar müstesna olmak üzere, hepsi bu ana koldan çıkmışlardır. Yine aşağıda görüleceği üzere, Dulkadırlı eli arasında İmardı Avşar adlı mühim bir Avşar kolu olduğu gibi, Sis (Kozan) yöresinde de kuvvetli bir Avşar oymağı vardı. Bunların Dulkadırlı beğliğinin kurulması ve Ste'in Memlukler tarafından fethi sonucunda Kuzey-Suriye'deki Avşarlardan ayrılmış kollar oldukları muhakkaktır.

XV. yüzyılın başlarında Avşarlar, Bayat ve İnallılar, Memluk emirleri arasındaki mücadeleden faydalanarak yağmacılık yaptıklarından bu emirlerden Çekim onlara karşı şiddetle harekete geçmişti. Hatta bu yüzden adı geçen oymaklardan bir kısmı Ak-Koyunlu Kara Yülük'e sığınmışlardır. Fakat Çekim in öldürülmesinden sonra onlar yurtlarına döndüler ve Memlukler arasındaki iç mücadelelere katıldılar. Avşarlar'ın daha sonra yine Bayat ve İnallar İle birlikte Kara Yülük'ün müttefiki olarak Kara-Koyunlu Kara Yusuf'a tabi Mardin bölgesinde yağma ve tahriblerde bulunduklarını biliyoruz. Hatta bu olayı müteakip Kara-Yusufun 821 (1418)'de Kara-Yülük'ü kovalıyarak Anteb'e gelmesi üzerine bu boylar da Kara-Koyunlular'ın intikamlarına hedef olmamak için yurtlarını bırakıp Tarablus yörelerinden Saftta'ya. gitmişlerdi. Onlar burada da bazı yağmacılık hareketinde bulundular. Tarablus valisi Bars-Bay onların bu hareketlerini önlemeğe çalıştığı gibi, Kara-Yusuf un dönmüş olduğunu söyliyerek yurtlarına gitmelerini de istedi. Avşarlar ve diğerleri göçmeğe hazırlandıkları bir sırada Bars-Bay davarlarına göz koyarak onlara saldırdı ise de ağır bir bozguna uğradı.

Avşarlar, Bayatlar, Ak-Koyunlular ile dostça münasebetlerini devam ettirdiler. Uzun Hasan Beğ'in, ilk zamanlarında yalan nöklerleri (yoldaş) arasında bu boya mensup Mansur Beğ'i görüyoruz. Mansur Beğ'in Kuzey Suriye'deki Avşarlardan olduğunda şüphe yoktur. Hasan Beğ'in Kara-Koyunlu Cihan-Şah'ı yenerek İran'a hakim olması üzerine Mansur Beğ de buyruğundaki Avşarlar ile İran'a gitmiştir ki, bundan aşağıda ayrıca bahsedilecektir.

Kuzey-Suriye Avşarları başlıca üç aile tarafından idare olunmuşlardır. Bunlar Köpek-oğulları, Cunduz-oğulları ve Kut-Beği oğullarıdır. Bu üç ailenin idaresi dışında kalan bir Avşar zümresinin olup olmadığı bilinemiyor. Bu ailelerden Köpek-oğullarının Anteb bölgesinde, Gündüz oğulları'nın Amik ovasında, Kut-Beği oğullarının da Haleb dolaylarında yaşadıkları anlaşılıyor.

A. Köpek-Oğulları

Bu aileye adım vermiş olan Köpek hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Yezd'il Şerefeddin'in verdiği bilgiye göre. Timur'un 1401 de Dimaşk"tan dönüşü esnasında Köpeklü Türkmenleri Fırat kıyısında Çağatay ordusunun yolunu kapatmışlardı. Humus'a gelindiğinde ordunun merkez kolundan ayrılan 5.000 kişilik bir kuvvet Halil Sultan'ın kumandasında bunların üzerine gönderilmiştir. Bu kuvvet yolda Antakya çevresini yağmaladıktan sonra Haleb dolaylarına gelen sol kol ile birleşerek Rum-Kalede Türkmenler'e hücum etmişlerdir. Türkmenler müdafaaya kalkışmışlar ise de bozguna uğratılmışlar, beyleri Şeyh Hüseyin öldürülmüş. Şeyh Hüseyin'in kardeşleri de çöle kaçmışlardır. Çağataylar ellerine pek çok ganimet ele geçirmişlerdir. Fakat Köpek-oğlu Hüseyin'in öldürüldüğü yolundaki Şerefeddin'in sözleri doğru olmasa gerektir. Çünkü, şimdi bahsedilecek olan hadiselerde Köpeklu Türkmenlerinin başında Hüseyin adlı bir bey görülecektir.

Bahsedilen hadiseden bir kaç yıl sonra Köpek-oğlu Hüseyin Beğ Ankara savaşı sonucunda meydana gelen karışıklığı fırsat bilip Artuk-Ova'ya konarak Tokat bölgesinde yağma ve tahriblerde bulunmuş ise de Çelebi Mehmed'e yenilerek o bölgeden ayrılmıştır. Fakat Hüseyin Beğ'in talihi güneyde yaver gitti. 807 (1404) yılında Dulkadır-oğlu Mehmed Darende ve Kara Yülük Ruha'yı zaptederken Köpek-oğlu Hüseyin de Malatya'yı ele geçirmişti. 811 (1409) yılında Haleb valisi Demir-Taş, Sultan Ferec'e asi olan emirlerden Nevruz un üzerine yürüdüğünde maiyyetindeki Türkmen beyleri arasında Köpek-oğulları'ndan Ay-Doğmuş da vardı. Hatta Demir-Taş'ın ordusunun öncü kuvvetini Köpekliler teşkil ediyorlardı. Köpekli Avşarları'nın Nevruz'un öncülerini yenmeleri, Nevruz'un da bozguna uğramasına sebeb oldu.

812 (1410) yılında Sultan tarafından affedilip Dimaşk valiliğine getirilen Nevruz ile asi emir Şeyh arasında Asi ırmağı kıyısında yapılan savaşta Köpekliler de bulunmuş ise de hangi emirin ordusunda yer aldıkları hakkında müverrihler arasında ihtilaf vardır. Yalnız bu savaşta Avşarların Nevruz ordusunda bulundukları bilindiğinden Köpeklilerin de aynı emirin safında olmaları muhtemeldir. Makrizi'nin bildirdiğine göre savaşın çetin bir anında Şeyh in galip geleceğini gören Avşarlar Şeyhin tarafına geçmişler ve bu, Nevruz ile Demir-Taş'ın bozguna uğramalarında mühim bir amil olmuşdur.

813 (1410) yılında Haleb valisi Korkmaz, Dulkadırlı elinin en büyük boylarından Dokuz boyunun başında bulunan Bişan-oğulları ile savaşmak için Köpek-oğullarını ve Gündüz-oğlu Gördü Beğ'i askerleri ile yanına çağırdı. Fakat bu beyler geciktiler. Korkmaz.

Bişan-oğulları'na Maraş ile Göynük arasındaki yurdlarında baskın yaptı. Savaşın sonuna doğru Köpek-oğulları Ay-Doğmuş ve Hüseyin Beğ 200 atlı ile göründüler. Fakat Ay-Doğmuş, Korkmaz'ın yüzüne ok attı. Bu sebeble Korkmaz da Ayuıtab'a geldiğinde Hüseyin Beğ'i ve onun ileri gelen adamlarını tutuklayarak Haleb'e gönderdi. Fakat yolda Türkmenler beylerini ve onunla birlikte tevkif edilenleri kur-tardılar.

Hüseyin Beğ'in bu olaydan sonra Malatya'yı yeniden eline geçirdiğini görüyoruz. 815 (1412) yılında sultan olan Şeyh 817 (1414) yılında Haleb'ten Darende'ye, oradan da Malatya'ya gelmiş ve buraya kendi memluklerinden Güzeli vali tayin etmişti. Hüseyin Beg'e gelince o, Şeyh'in geldiğini öğrenince şehirden çıkıp gitmişti. Fakat Hüseyin Beğ iki yıl sonra Malatya valisi Güzel'i yenerek şehri ele geçirdi. Ertesi yıl Memluk sultam Şeyh elden çıkan yerleri geri almak ve Türkmenleri itaat altına sokmak için bizzat sefere çıktı; Haleb'e geldiğinde Hüseyin Beğ'i Malatya'dan çıkarmak için Dimaşk valisinin kumandasında bir ordu gönderdi. Bu orduda Avşar ve İnallulardan 500 kişilik bir yaya kuvveti de vardı. Bu Avşarlar Kut-Beği oğulları Avşar veya müstakil bir oymak idiler. Şeyh Maraş'ın doğusundaki Göynükte iken Dimaşk valisinden gelen bir mektupta Köpek-oğlu Hüseyin Beğ'in Malatya'yı yakıp Divriği tarafına gittiği bildiriliyordu. Sonra onun Divriği yöresinden Osmanlı ülkesine geçtiği öğrenildi. Fakat Şeyh Mısır'a döner dönmez Hüseyin Beğ tekrar Memluk topraklarında göründü. Darende valisi ona karşı çıktı ise de tutsak alınıp öldürüldü5. Bunu müteakip Hüseyin Beğ Malatya'yı kuşattı. Fakat az sonra muhasarayı kaldırarak Kara-Koyunlular'ın Erzincan valisi Pir Ömer'in yanma gitti. Burada bir gece uyurken Tağrı-Birdi adlı bir memluk emiri tarafından öldürüldü (3 Cumadelula 821 = 8 Haziran 1418). Bu Tağrı-Birdi Malatya kuşatması esnasında şehirden çıkarak ona sığınmıştı. Fakat bu, bir hile idi. Tağrı-Birdi Malatya valisinin de tasvibiyle bir fırsatım bulup Hüseyin Beğ'i öldürmek için böyle hareket etmişti. Bu suretle Şeyh kendisini epeyce rahatsız etmiş olan Hüseyin Beğ'den kurtuldu. Çerkeş Memluklerinin, mağlup edemedikleri Türkmen beylerini suikastçılar ile ortadan kaldırmayı öteden beri adet edinmiş oldukları görülüyor. Halbuki Türkmenler bu gibi usullere başvurmuyorlardı. Gerçekten cesur, faal ve iyi bir savaşçı olan Hüseyin Beğ'in akibeti böyle oldu. Anlaşıldığına göre, o Malatya bölgesinde bir beylik kurmak gayesini taşıyordu. Hüseyin Beğ'den sonra Köpekli Avşarları'nın başı Eslemez olmuştur ki, bu beğ Hüseyin Bey'in kardeşi idi.

Eslemez 839 (1435-1436) yılında diğer bir Avşar beyi olan Kut-Beği oğlu Mehmed İle Sultan Bara-Bay'ın hasmı, Canıbek Sultan'ın yanına gidip onunla birlikte Malatya'yı kuşatmışlardı. Fakat Eslemez sonra Canıbek'ten ayrılarak Kahire'ye geldi ve Bars-Bay'ın in'am ve iltifatlarına nail oldu.

Emir Yaş-Bek, Dulkadır oğlu Şah-Süvar Beğ ile savaşmak için Halebde bulunuyorken (875 Zilhicce=Mayıs-Haziran 1471) bazı Türkmen beyleri katma gelmişlerdi. Bunlar arasında Eslemez oğlu Mehmed'in de bulunduğu görülüyor.

İşte Köpek-oğullarına dair Memluk tarihlerindeki kayıtlar bunlardan ibarettir. Bu ailenin sonu hakkında bilgiye sahip değiliz. Osmanlı devrinin ilk yıllarında Köpekli Avşarı'nın başında Turak Beğ oğlu Emenlik Beğ bulunuyordu. Fakat bu beyler İle yukarıda adlan geçen beylerin akrabalık münasebetleri hakkında bir şey söylemek mümkün olmuyor.

Resim

B. Gundüz-Oğulları

Avşarlar'ın bu ikinci ailesinin yurdu Amik ovasında idi. Bugün Kırik-Han'dan Hassa'ya giderken 12. kilometrede, yoldan takriben 800 metre solda, değirmenlerin bulunduğu sulak ve yeşillikli sahanın, bu ailenin oturduğu yer olduğu anlaşılıyor. Bu yer bugün dahi Gündüzlü adını taşır. Burası, Çukur-Ova'ya giden kestirme boğaz yolunun başında bulunduğu için ulaştırma bakımından eskiden beri mühim bir yer sayılıyordu. Hacc kafileleri ve ticaret kervanları kısalığından ötürü daha ziyade bu yolu tercih ederlerdi.

Gündüzlü'den sonra şu konaklar ile doğruca Payas'a iniliyordu:

Alon-Yaylası, Katır-Oluğu, Buz-Donduran, Paç (Bac), Payas. Kırk-Han'ın kuzeyinde, Gündüzlünün güney batısındaki Derbsak kalesinin de çok zaman bu ailenin elinde olduğunu biliyoruz.

Gündüz-oğulları'ndan ilk tanıdığımız bey, Gördü Beğ'dir. Gördü Beğ aynı zamanda bu ailenin en ünlü şahsiyetidir. Memluk emirlerinden Çekim'in, Kara-Yülük üzerine yaptığı bir sefer sonucunda ölmesi sebebi ile (17 Zilkade 809=25 Nisan 1407) Haleb yine Memluk emirlerinden Temür Boğa el-Meştüb'un eline geçmişti. Temür Boğa da Çekim gibi Haleb bölgesindeki Türkmenleri itaat altına almak istedi ve bu maksatla Gördü Beğ üzerine yürüdü. Gördü Beğ'i bu esnada Amik ovasını tamamiyle hakimiyeti altında tutuyordu. Amik ovasında yapılan bir vuruşmada Temür Boğa ağır bir yenilgiye uğradı. Bozgun bir halde Haleb'e dönen Temür Boğa'nın yanında pek az adam kalmıştı (8101408)1. Ertesi yıl (811 = 1409) Gördü Beğ'i asi emirlerden Nevruz ile karşılaşmağa giden Haleb valisi Demir-Taş'ın yanında görüyoruz. Esasen Gördü Beğ'in Demir-Taş ile aralarında samimi bir dostluk vardı. Ertesi yıl Demir-Taş'ın tavsiyesi ile Sultan tarafdarı Nevruz, asi emirlerden Şeyh ile asi ırmağı kıyısında karşılaştı. Nevruz'un ordusunda Haleb valisi De-mir-Taş'tan başka Dulkadır-oğlu Ali Beğ, Gündüz-oğlu Gördü Beğ, Köpek-oğlu (?), yine Acar'dan Kut-Beği oğlu Mehmed. Bayat Bozca Beğ bulunuyorlardı. Yapılan savaşı Şeyh kazandı. Nevruz mağlubiyetten sonra Hama şehrine kapandı. Yanında Demir-Taş, Dulkadır-oğlu Ali Beğ ile Gördü Beğ varlardı.

814 Rebi' ul-ahirinde (Temmuz-Ağustos 1411) Gündüz-oğlu Gördü Beğ Antakya'yı Özer-oğlu'nun elinden almıştı.

Şeyh'in sultan olmasını kabul etmeyen Nevruz 816 (1413) yılında Haleb üzerine yürüdü. Bunu haber alan şehrin valisi Demir-Taş Halebten çıkarak Amik'e gitti; orada dostu Gördü Beğ ve onun kardeşi Ömer Beğ ile buluştu.

817 Zilkadesinde (1415 Ocak-Şubat) Haleb valisi İnal el-Süslani Gördü Beğ'in üzerine yürüdü. Bunun sebebi bilinemiyor. İnal ile karşılaşmağa cesaret edemeyen Gördü Beğ kaçmış ve Haleb valisi Gündüzlüler'in epeyce koyunlarım eline geçirmişti. Gördü Beğ Dulkadır-oğlu Ali Beğ'in yanma giderek ondan Haleb valisi ile aralarını bulmasını rica etti. Dulkadır-oğlu'nun araya girmesi ile barış yapıldı ve Gördü Beğ Amike döndü4. Fakat az sonra (818 Rebiul-ahir= 1415 Haziran-Temmuz) Haleb valisi İnal'ın tekrar Gördü Beğ üzerine yürüdüğünü görüyoruz. İnal'ın yanında Tarablus valisi Sevdün bin Abdurrahman da vardı.

Gördü Beğ onların geldiğini görünce Gavurdağlarına sığındı. İnal, Türkmenlerin koyun ve sığırlarının çoğunu zaptettikten sonra Gündüz oğullarının elinde bulunan Derbsak kalesini kuşattı ve orayı kuşatmanın üçüncü günü vire ile aldı. Gördü Beğ ve oymağının çoğu kaçtılar. Kendisi Maraş'a gitti. Gündüzlü Avşarları ise Gündüz ün torunu Demir-Han oğlu Faris in etrafında toplandılar. Haleb valisinin Gördü Beğe hücumu, şüphesiz Memluk hükümdarı Şeyh'in buyruğu üzerine yapılıyordu. Şeyh, Türkmenlerin Memluk devleti için tehlikeli bir unsur olduğunu bildiğinden onların kuvvetini kırmak siyasetini güdüyordu. Hatta Turkmenler'in eline geçmiş bulunan bazı yerleri geri almak ve onları sıkı bir itaat altına sokmak için 820 (1417) yılında Mısır*dan Suriye'ye hareket etmiş ve yolda Dulkadır-oğlu Ali Beğ, Gündüz-oğlu Gördü Beğ ve Sakalsız oğhı Tuğrul'dan affedilmelerini isteyen ve itaatlarını bildiren mektublar almıştı.

Gördü Beğ ile ilgili son bilgimiz onun (1421) yılında, Haleb'te Tatar'ın emri ile öldürülmesidir. El-Melikul-Müeyyed Şeyh'in 824 yılında ölmesi üzerine devlete hakim olan Tatar, muhaliflerini tedip etmek maksadı ile Dimaşk'a ve oradan da Haleb'e gelmişti. Kendisi burada İken katına etraftaki Türkmen beyleri de gelmişti. Bunlar arasında Gördü Beğ de vardı. Fakat diğer Türkmen beylerine hil'at giydirildiği halde, Gördü Beğ Tatar'ın buyruğu üzerine asılmak sureti ile öldürüldü. Tatar bunu sırf Temür-Boğa el-Meştub'un 810 yılındaki yenilgisinin öcünü almak için yapmıştı. Çünkü, mağlubiyeti müteakip Temür-Boğa ile Haleb'e kaçanlar arasında kendi de vardı. Soyca bir Kafkas kavmine mensup olan Tatar, ne kadar kindar bir insan olmalı ki, itaatim bildirmek için huzuruna gelmiş bir emirden eski ve çoktan kapanmış bir hadisenin intikamım almakta tereddüd etmemiştir. Halbuki Gördü Beğ memluk müverrihleri üzerinde iyi tesir bırakmış bir emir idi. İbn Tağrı-Birdi, onun büyük bir emir olduğunu ve zamanında yolun (yani Anadolu ticaret ve hac yolunun) emin bulunduğunu söylüyor.

Gördü Beğ'den sonra yerine kimin geçtiği bilinemiyor. 875 (1471) yılında Gündüzlü Avşarları'nın başında Ömer Beğ vardı. Ömer Beğ de oymağı ile birlikte Amik ovasında yaşıyordu4. 887 (1482) yılında ise Gündüz-oğulları'ndan Mehmed Beğ'i görüyoruz. Mezkur yılda Çukur-Ova'yı istila eden Osmanlı ordusu ile Türkmenler arasında yapılan savaşta Türkmenler yenildiler. Ramazan-oğlu Ömer Beğ tutsak alındı, Gündüz-Oğlu Mehmed Beğ savaş meydanında kaldı, Özer-oğlu da kaçıp kurtuldu.

Gündüzlü Avşarı'ndan bir kol İran'a gitmiştir ki, bundan aşağıda aynca bahsedilecektir.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN AVŞAR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:44

C. Kut-Beği Oğulları:

Bu Avşar ailesinin Haleb dolaylarındaki Avşarlar'ın başında bulunduğu anlaşılıyor. Bu Avşarlar Kut-Beğilü adı ile tanınmışlardır. Bu aileden Mehmed Beğ 812 (1410) yılında Nevruz ile Şeyh arasında yapılan savaşta Şeyh'in askerleri tarafından tutsak alınmıştı. 839 (1435-1436) yılında Canıbek Sufi ile birleşip onunla birlikte Malatya'yı kuşatan Kut-Beği oğlu Mehmed aynı şahıs olabilir. Kut-Beğ'lerin. Uzun Hasan Beğ ile Kara-Koyunlu Cihan-Şah Mirzanın kumandanı Tarhan-oğlu Rüstem arasında 1457 yılında yapılan savaşta Ak-Koyunlu ordusunda yer aldıkları görülüyor. Bu aileye ait başka hiç bir bilgiye sahip değiliz.

XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Avşarlar

1) Haleb Türkmenleri:


Bilhassa Birinci Bölümde belirtildiği üzere, Ak-Koyunlu ve Safevi devletlerinin askeri bakımdan Osmanlı ve Memluk devletlerinin aksine olarak, Türk göçebe teşekküllerine dayanması Güney-Doğu Anadolu ve Kuzey-Suriye'deki Türk topluluklarından mühim kümelerin İran'a, gitmelerine sebep olmuştur ki, bunlar arasında Avşarlar'a mensup olan oymaklar da vardır. Bundan dolayı Osmanlı hakimiyetinin başlarında Haleb Türkmenleri arasındaki Avşarlar aynı topluluktaki diğer oymaklar gibi fazla bir nüfusa sahip bulunmuyorlar. Yani İran'a yapılan göçler sebebi ile onların nüfusları azalmıştır. Kanuni Süleyman devrinin İlk yıllarında Haleb Türkmenleri arasında Köpekli-Avşarı ve Gündüzlü-Avşarı kolları (taife) ile bir de müstakil Avşar oymağı görülmektedir.

Köpekli-Avşarları zikredilen zamanda Durak Beğ oğlu Emenlik Beğ'in idaresinde olup, bu beyin yukarıda bahsedilen Köpek-oğulları ailesinden olduğu anlaşılıyor. Bu zamanda onlar 15 obaya ayrılmışlardı. Bunlar arasında Köçekte, Sekiz, Alplı ve Deluler, Ay-Doğmuş-Beğlü gibi obalar kayda değer. Bunlardan Ay-Doğmuş Beğlü obasının adı, şüphesiz Köpek-oğulları'ndan Ay-Doğmuş'tan gelmektedir. Sekiz, XVI. yüzyılın ortalarında Suruç'un Şeyh Çoban köyünde yerleşmişti. Alplı'ya gelince, bu obadan mühim bir kolun İran'a, gittiği anlaşılıyor. Delulerin ise son yıllara kadar varlığını devam ettirdiği görülüyor. Köpekte Avşarı'nın Yeni-İl ve Boz-Ok'ta da bazı kolları vardır ki, bunlardan aşağıda ayrıca söz edilecektir.
Gündüzlü. Avşarı ise daha az nüfuslu olup 8 obadan müteşekkildir. Bu husus Gündüzlü Avşarı'ndan pek mühim bir kısmının İran'a gitmiş olması ile izah edilebilir.

Müstakil Avşar oymağına gelince, bu oymak XVI. yüzyılın ikinci yansında 158 vergi evinden ibaret idi. Defterlerdeki kayda göre, Memluk devrinde dirlik tasarruf eden bu oymak Osmanlı devrinde de bu dirliğini muhafaza etmiştir XVI. yüzyılda Türkiye'de göçebe ve oturak halk arasındaki nüfus artışına uygun olarak bu Avşarların nüfusları da artmıştır. Aynı yüzyılın ikinci yansında gerek yerleşik halka mensup ve gerek göçebe oymakların başlarındaki eski bey ailelerinin ortadan kalkmış oldukları görülüyor. Bu vakıanın emin bir izahı yapılamıyor. Bununla beraber oymaklara mensup ailelerden çoğunun ve ya hepsinin İran'a gitmiş olduğunu sanıyoruz. Bunun sonucunda oymakların başındaki bey ailelerinin yerini obaları idare eden ve ağa ünvanını taşıyan kethüda aileleri almıştır. Avşarlar da da aynı değişme görülüyor. 989 (1579-1580) yılında Avşarların başında Receb, Bahri ve Küçük Minnet adlı kethüdalar bulunuyordu. Bunlardan Receb ve oğullan öyle bir nüfuz ve kudrete sahip olmuşlardı ki, XVII. yüzyılda Avşarlar çok defa Receblü Afşarı adı Üe de tanınmışlardır3. Bu Avşarlafm daha XVI. yüzyılın İkinci yansında Kaı/serfnin doğusundaki Zamantı çayı boylarına yaylağa çıktıkları bilmiyor.

Avşarlar, Receb-oğulları'nın reisliğinde 1098 (1687) yılında Avusturya'ya yapılan sefere katıldıkları gibi, 1101 (1690) yılında yapılacak sefere de çağrılmışlardır.

Bu son sefere Avşarlar şu beylerin idaresinde 200 atlı ile katılacaklardı:

- Receb oğlu Halil Beğ
- Receb oğlu Dana Murad Beğ
- Çerkez oğlu Hacı Mustafa Beğ
- Çerkez oğlu Ömer Beğ
- Deli Seyf oğlu Mire Muammer Beğ
- Bahri oğlu Himmet Beğ
- Kara-Gündüz oğlu Kara Halil Kethüda
- Hacı İvaz oğlu Dokuz İbrahim Beğ
- Hacı İvaz oğlu Abaza Beğ
- Kara Gündüz oğlu Murad Beğ.

Şu isimlere bakarak Avşarların başlıca beş ailenin (yani Receb, Çerkez, Bahri, Kara-Gündüz, Hacı İvaz) idaresinde bulundukları ve hatta onların adlarına nisbetle anıldıkları anlaşılıyor:

Recebli Avşarı, Bahrili Avşarı, Kara Gündüzlü Avşarı. Yukarıdaki Avşar beğlerinin isimleri arasında Çerkez ve Abaza adlan dikkati çekiyor. XVI. yüzyılın ikinci yansında Boz-Ok'ta uzun müddet sancak beyliği yapan Türk soyundan İsa Beğ oğlu Çerkez adlı bir beğ vardı. Avşarlar bu Çerkez adını o beğin hatırasından almış olabilirler. Yahut ellerindeki Çerkeş ve Abaza köleleri bu adların konulmasında amil olmuşlardır. Bu husus ne olursa olsun bu Avşar bey ailesinin zamanımıza kadar gelen torunları arasında Çerkez adlı şahıslara rastgelinir. Hatta bu Çerkez adlı Avşar beylerinin şöhretlerinden dolayı Çukur-Ova'daki Avşar olmayan başka boy beyi aileleri arasında da bu isimi taşıyan şahıslar görülür. Fakat ne tesadüftür ki, Avşar beylerinin adlarını taşıdıkları kavim yani Çerkeş ve Abazalar XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kafkasya'dan Türkiye'ye geldiklerinde onlardan mühim bir kısım Avşarlar'ın yaylaklarına yerleştirilmiştir.

2 .Boz-Ulus:

Boz-Ulus arasındaki Avşarlar bu elin üç topluluğu arasında da bulunmakla beraber bunların en kalabalık olanları Şam Türkmenleri arasında görülmektedir. Daha önce de işaret edildiği gibi, Boz-Ulus'un bu Şam Türkmenleri kümesi Haleb Türkmenleri oymaklarından meydana gelmiştir. H. Selim devrinde Şam Türkmenleri arasındaki Avşarlar muhtelif kollara ayrılmış olup, bunlardan Mehmed Kethüda'ya tabi oba 804 vergi nüfusuna sahip kalabalık bir teşekküldür. Bundan sonra gelen Kazıklı Avşarı adlı oba 130, Kara-Mahmud Kethüdaya bağlı oba 131, Hacı Kethüda'nın başında bulunduğu 57, Duymuş Kethüda'nınki ise 41 vergi nüfusludur. Yine bu Şam-Türkmenleri kümesinde biri 367, diğeri 109 vergi nüfuslu Köpekli Avşarı'na mensup iki oba da görülmektedir. Asıl Boz-Ulus ile Dulkadırlı kümesindeki Avşar varlığı ise zayıf olup, küçük obalara ayrılmıştır.

996 (1588) yılında Boz-Ulus Avşarları'nın ileri gelenlerine ve bunlardan Cihan-Şah Kethüdaya gönderilen bir hükümde, yanında bulunan birçok adam ile şakilik yapan eski Deyr Rahbe beyi Abdurrahman'ın bundan böyle sözüne kanılmaması, asker isterse verilmemesi yazıldıktan sonra onun yakalanması hususunda gayret gösterilmesi istenmektedir.

Avşarlar'ın, Boz-Ulus'un her üç kümesindeki obalarından bazıları Boz-Ulus'un Orta-Anadolu'ya. göç eden teşekkülleri arasında bulunmuşlar ve ekseriyetle Karaman eyaletinde yurt tutmuşlardır. Daha ziyade Şam Türkmenlere ne mensup bazı Avşar obaları İse topluluğun bir kısmı ile eski yerlerinde kalmıştır. Vesikalarda "Boz-Ulus mendesi" adı verilen bu topluluk XVII. yüzyılın sonlarında Rakka bölgesine iskan edilmişse de3 bu topluluğa mensup obalar birer ikişer Anadolu'nun batı taraflarına gitmişlerdir. 1128 (1716) yılında Balıkesir vilayetinin Mihaliç kazasında görülen Köpekli Avşarı obası, Yeni-İl'e değil de Boz-Ulus'a bağlı olan Köpekli Avşarı'ndan olsa gerektir. Fakat biz Boz Ulus arasındaki Şam Türkmenlerine mensup Avşar obalarının tarihlerini daha fazla izleyemiyoruz. Bu husus onların Türk oymakları için İran!da görülen imtiyazlı hayatın cazibesine kapılarak oraya gittikleri ihtimalini kuvvetle ortaya koymaktadır.

3. Dulkadırlı Avşarları:

Bu Avşarlar'ın aslında Kuzey-Suriye Avşarları'nın bir kolu olduğuna daha önce işaret edilmişti. Dulkadırlı Ulusu arasındaki Avşarlar Maraş, Kars (Kadirli), Yeni-İl ve hatta Boz-Ok bölgesine dağılmış bir halde bulunuyorlar. Bunların en mühimi İmanlu Afşarı olup, başlıca Maraş bölgesinde yaşamakta idi.

a- Maraş (İmanlu Afşarı):

İmanlu Afşarı XVI. yüzyılın birinci yarısında 27 obadan meydana gelmiştir. Umumiyetle şahıs adlan taşıyan ve kethüdalar tarafından idare edilen bu obaların yaylak ve kışlakları muhtelif yerlerde bulunuyor. İmanlu Afşarının Bedü Afşarı ile diğer birçok obaları "beriyye" yani Suriye çölünde kışlamakta ve Maraş sancağına alt muhtelif yerlerde yaylamakta idi. Diğer İmanlu Afşarı obalarının kışlaklarının ise Çukur-Ova'nın Kınık, Özer yörelerinde ve hatta Lattakiyye (Lazkiye) çevresinde olduğu görülüyor. Yine bazı İmanlu Afşarı obalarının Diyarbekir bölgesinde sakin olduklarım biliyoruz. XVI. yüzyılın ikinci yarısında İmanlu Afşarı obalarının bir kısmı kışlak ve yaylaklarında yerleşmek sureti Üe göçebe hayata veda etmiştir. 971 (1563-1564) tarihli bir defterden6 bazı İmanlı Afşarı obalarının Anteb şehri dolaylarındaki köylerde yerleşmiş olduğunu öğreniyoruz. Bu İmanlu Afşarından mühim bir kol da İran'a gitmiştir.

b- Kars:

Kars (Kadirli) sancağındaki Avşar varlığı iki küçük obaya inhisar ediyor1. Bunlardan 41 vergi evlik Avşar obası Andırın'da kışlayarak çiftçilik yapmaktadır. 41 evlik diğer Avşar obası ise bu sancaktaki Geçlik adlı bir teşekküle bağlı bir halde bulunuyor.

c- Boz-Ok:

Bu bölgeye alt en eski tahrir defteri eksik olduğundan XVI. yüzyılda burada yaşayan Avşarlar hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz. Bu defterden adı geçen bölgedeki Avşar koluna mensup ancak bir kaç obanın vergi nüfusu ve yurdlarını öğrenmek kabil oluyur.

4. Yeni-İl:

Yeni-İl'deki Avşarlar'dan üç oba (Boynu Kısalu, Delüler, Sekiz) Köpekte Avşarı'na, diğeri de (Bidil Afşarı, Taif Afşarı, Kızıl Süleyman v.s.) İmanlu Afşarı'na mensup bulunuyorlardı. Bu İmanlu Afşarı obalarından kalabalık nüfuslu Bidil Afşarı teşekkülü Yeni-İl'in çözülmesi üzerine batıya göç etmiş ve Ankara'nın Bala kazası dahilinde yurt tutmuştur. Ankara'da Muğan gölü yakınındaki bir yer de bu oymağın adını taşımaktadır.

5. Sis(Kozan):

XVI. yüzyılda Sis yöresinde kalabalık bir Avşar kolu yaşamaktadır. 925 (1519) tarihinde Sis yöresindeki Avşarlar 28 obaya ayrılmıştır. Bu obaların bir kaçı müstesna olmak üzere hepsi muhtelif ekinliklerde çiftçilik yapmaktadır. Sis Avşarlarının buraya 1375 yılındaki Memluk fethi neticesinde gelmiş oldukları kanaatinde bulunuyoruz. Bu fethe Memluk ordusunun yanında Boz-Oklu ve Üç-Oklu Türkmenler de katılmış idiler. Bu Avşarları XVIII. yüzyıldan itibaren Haleb bölgesine gitmeyip Çukur-Ovada kışlamağa başlayan ve Zamanlı bölgesinde yaylayan Avşarlar ile karıştırmamalıdır. Bu sonuncular, yukarıda anlatıldığı gibi, Haleb Türkmeni Avşarları idiler. Biraz aşağıda onlardan yeniden bahsedilecektir.

Avşarlar'ın Orta ve Balı-Anadolu'da yer adlarına sahip Oğuz boyları arasında en başta gelen teşekküllerden biri olduğuna daha önce işaret edilmişti. Bunun yanı sıra o bölgedeki Yörük toplulukları arasında da bu boyun adını taşıyan bazı oymaklar görülmektedir.

6. Uşak:

Uşak bölgesi XVI. yüzyılda oldukça mühim bir Yörük topluluğunun yaşadığı bir yer idi. n. Selim devrinde bu Yörük topluluğu arasında oldukça büyük bir Avşar oymağı da görülmektedir. Bu oymak, Hoca Fakihlu (54 vergi nüfuslu), Öksüzler (102 vergi nüfuslu), Musacalu (56 vergi nüfuslu), Avşar (56 vergi nüfuslu), Avşar (65 vergi nüfuslu) olmak üzere beş obaya ayrılmıştır.

7. Aydın:

Aydın'ın Boz-Doğan kazası dahilinde Çullular adlı bir oymak arasında 28 vergi nüfuslu Avşar adlı bir oba bulunduğu gibi, Birgi çevresinde de nüfusu bunun kadar olan Avşarlu ve Balabanla adlı başka bir oymak da vardı.

Bunlardan başka Ankara'nın güney batısında yaşayan Haymana adlı topluluğa mensub Sivri Hisar toprağındaki Sanlu oymağının obaları arasında da 35 nüfuslu vergi Afşar adlı bir oymak görülmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN AVŞAR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:48

XVII. ve XIX. Yüzyıllarda Avşarlar

Bu bahiste yalnız Haleb Türkmenleri Avşarları'nın torunları söz konusu edilecektir. Ana boyun asıl kalıntısı olan bu Avşarlar'ın da, İran'a giden boydaşları gibi, kuvvetli bir birlik duygusuna sahip bulundukları görülüyor. Bu sebeble, türlü amillere rağmen, onlar Fırka-i İslahiyye gelinceye kadar güçlü ve mağrur bir oymak olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

1102 (1691) yılında Rakka bölgesine iskanları emredilen Türkmenler arasında bazı Avşar oymakları da görülmektedir. Bunlar Boz-Ulus'un eski yurdunda kalmış olan kısmına bağlı Avşarlar ile Yeni-İl'e mensub Avşar oymakları idiler. Ancak Boz-Ulus kalıntısına (Boz-Ulus mandesi) bağlı Avşarlar'ın Rakka'da yerleşmiş olduklarına dair bir kayda sahip değiliz. Buna karşılık Yeni-İl'e bağlı Avşar ve torunlarının Rakka bölgesindeki Teli-Şammar ve Teli-Zivan (?) çevresinde yerleştirildiklerini biliyoruz. Rakka bölgesinde sonradan Avşar Bucağı denilen yer, bunların yerleştirildikleri yöre olmalıdır. Yeni-İle bağlı olduğunu söylediğimiz Avşar ve torunları oymağı Haleb Türkmeni Avşarları'ndan mı yoksa Dulkadırlı (İmanlu Afşarı)'dan mı idiler, kesin olarak bilinemiyor, Fakat birincilere yani Haleb Türkmenlerine mensup olmaları muhtemeldir. Bir de 1104 (1693) tarihinde Hama ve Humus sancaklarında yerleştirilen oymaklar arasında Kara-Avşar ile Genceli Avşarı oymakları görülüyor. Bu sonuncusu Azerbaycan'daki Gence'den geldiği için, bu adı almış olabilir. Yerleştirilen bu Avşar oymaklarının nüfuslarının fazla olmadığı anlaşılıyor.

Bu bahisin asıl konusunu teşkil eden Haleb Türkmenlerine mensup, kalabalık Avşar oymağına gelince, bu oymak, daha önce söylendiği gibi, Receblü Afşarı, Kara-Gündüzlü Afşarı ve Bahrili Afşarı ve diğerleri olmak üzere 4-5 obaya ayrılmış olup, bunların en ünlüsü Receblü Afşarı idi. Receblü Afşarının ekseriyetle Köpekli Avşarı'ndan geldiği anlaşılıyor. Bu Avşarlar'ın XVIII. yüzyıldan İtibaren kışlamak için Haleb dolaylarını bırakıp Çukur-Ova'ya inmeğe başladıkları anlaşılıyor.

Bu Avşarlar ilk zamanlarda Rakka bölgesinde yerleşmek gibi, bir talihsizlikle karşılaşmadılar. Onlar devleti Zamantı çayı kıyılarında yerleşeceklerine inandırmış idiler; halbuki yerleşmek şöyle dursun orada sessiz bir şekilde de yaşamıyorlardı. Onlar sık sık komşu oymaklar ve köylerin hayvanlarını sürüyorlardı ki, buna kovgun denilmektedir; bazan da tüccar kafilelerinin önüne de çıkıyorlardı. Avşarlar bu işleri o kadar sık ve yaygın hale getirdiler ki, nihayet 1115 (1703) yılından az önce Rakka'ya sürüldüler ise de1 fazla kalmayıp oradan kaçtılar. Fakat onların, yine yaylaklarında rahat durmadıklarından 1124 (1712)'de tekrar Rakka'ya gönderilmelerine karar verildi2. 1141 (1728-1729) tarihinde devletin Receblü Afşarı'nın Zamantı yöresinde yerleşmesine yeniden razı olduğu anlaşılıyor3. Fakat onlar eskisi gibi kovgunlar yaptıkları ve soygunlarda bulundukları için 1143 (1730) yılında yeniden Rakka'ya sürüldüler ise de, az bir müddet sonra oradan yine kaçtılar; hatta yağmacılık ve soygunculuk hareketlerinde daha da ileri gittiler. Öyle ki onların ileri gelenlerinden çoğunun idam edilmelerine karar verildi (1155=1742)s. Fakat bu kararın ne derecede yerine getirildiğim bilemiyoruz. Bilinen husus Avşarların Rakka iskanından kurtuldukları ve Çukur-Ova'ya inip çıkmağa başladıklarıdır. Hatta 1167 (1754) tarihli bir vesikada Avşarlar'ın Tecirli ile birlikte Zeynebli ve Boz-Doğanlara hücum ederek 80.000 kuruşluk davarlarını, at ve develerini yağmaladıkları, ileri gelenlerden Kara-Ne-bi-Oğlu ile 15 kişiyi öldürdükleri bildiriliyor.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında çıkan harbler sebebi ile devletin Anadolu'daki idaresi daha çok gevşek ve daha zayıf bir duruma düşmüştü. Bunun sonucunda her yerde irili ufaklı derebeği aileleri türedi, Avşar ve onun gibi büyük ve kuvvetli olan oymaklar da daha serbest hareket etmeğe başladılar. Avşarlara artık gün doğmuş, kendi bakımlarından mutlu günleri başlamıştı. Kayseri-Elbistan-Malatya yolu yazın onların kontrolü altında idi. 1838 yılında Avşarlar posta tatarlarına saldırmışlar, yolcuları soymuşlar ve bir köy de basmışlardı. Avşarlar bu hareketleri ile öyle bir korku yaratmışlardı ki Malatya'ya gitmek isteyen müstakbel Alman feld mareşali Moltke'ye, yolun Avşarlar yüzünden, kuvvetli bir muhafız birliği olmadan geçilemiyecek derecede emniyetsiz bulunduğu söylenmişti. 1262-1263 (1846-1847) yıllarına ait vesikalarda Avşarların Kuzu-Gudenli oymağı ile birlikte Kayseri bölgesinde sık sık yağmacılık hareketlerinde bulunduklarından bahsedilir.

Avşarlar, işaret edildiği gibi, yazın Zamantı Çayı kıyılarında, kışın da Çukur-Ova'da Ceyhan'ın sol kıyısında yaşıyorlardı. Her iki yurdlarında da kovgunlar yapılıyor, ticaret kafileleri soyuluyor. Diğer oymaklar ile savaşılıyor ve derebeğlerin mücadelelerine katılmıyordu. Bu gün dahi onların torunları arasında bunlara dair hatıralar anlatılır ve bu devir Avşar'ın "al-vur devri" adıyla anılır. Bu devir onların en mutlu günlerini meydana getirir. Anası tarafından Avşarlar'a mensup bulunan büyük şair Dadal-Oğlu'nun en güzel şiirlerinden bir kaçı bu oymağa aittir. Bu şiirlerden birinde Avşar yiğitleri ile Cadı-Oğlu ve adamları arasındaki vuruşma anlatılmaktadır ki, bu manzume bugün de onlar arasında makamla okunur. Cadı-Oğlu'na gelince, bu şahıs da tanınmış bir aileden İdi. Bu aile şimdi Gemerek'te oturmaktadır. Yine hatıralarda Cingöz-Oğlu lakablı, kervan soygunculuğu yapan bir Avşar yiğidinden de bahsedilir. Cingöz-Oğlu, Kör-Oğlu gibi, şair bir hayduttu. Hatta söylendiğine göre, Maraş valisi Abdurrahman Paşa'nın elinden şairliği sayesinde kurtulmuştur. Son Avşar obalarından birinin onun adını taşıması, Cingöz-Oğlu'nun aynı zamanda alelade bir şahıs olmadığını da gösteriyor. Avşarlar'ın Boz-Oktaki Pehlivanlı oymağı ile de vakit vakit vuruştukları görülüyor. Hatta bu vuruşmalardan birinde. Pehlivanlı beylerinden abidin Beğ öldürülüyor ve Hasan Beğ de yaralanıyor. Fakat Tomarza'daki Ermeni piskoposunun Mol-tke'ye söylediği gibi, Avşarlar da baştan başa haydutlardan mürekkep bir oymak değil idiler. Aralarındaki ipsiz ve sapsızlar kendi oymak halkının da düşmanı olup onlar tarafından da takip olunuyorlardı.

Cevdet Paşa'da Avşar ve Sırkıntılı oymakları hakkında:

"bunlarda dahi hırsızlık adeti var ise de Kürdlere nisbetle pek ehven ve ehl-i ırz ademlerdir", demektedir. Cevdet Paşa'nın işaret ettiği Kürdler Lek-Vanik Ekradı olup bunlar Hacılar, Kırıntılı, Ak-Baş, Kızıl-Koyunlu gibi kendisine tabi obalar ile Rakka'ya iskan edilen oymaklardan İdi; sonraları Rakka'daki yerleştirildiği yerden kaçıp Avşar'ın arkasına takılarak Kayseri taraflarına gelmiş ve Avşar ile birlikte Çukurova'ya inip çıkmaya başlamıştı.

Yukarıda adı geçen obalardan Hacılar, Kırıntılı, Ak-Baş ve Kızıl Koyunlu'nun Lek-Vanik oymağına sonradan bağlandığı anlaşılıyor. Bunlar, adlarının da gösterdiği gibi, halis Türk olup, bugün onların torunları baba ve dedeleri gibi sadece Türkçe konuşmakta ve başka bir kavim ile hiç bir ilgileri ve hatıraları bulunmamaktadır; mezhebleri de Hanefidir.

Avşarlar 1273 (1856) yılında tekrar yerleştirilmeğe çalışıldı ise de yine de başarısızlığa uğranıldı. O zamanlar büyük beyleri olarak başlarında Çerkez Beğ ile İsmail Beğ bulunuyordu". Bundan 4 yıl önce onlar Boz-Doğanlar ile yeniden bir savaşa tutuşmuşlardı. Avşarlar 1273 yılında devlet tarafından yaylak yurtlarında yerleştirilmek teşebbüsüne direnmekle son fırsatı da ellerinden kaçırmış oldular. Gerçekten 1282 (1865) yılında Fırka-i islahiyye onları yaylak veya kışlaklarından birinde yerleşmeğe mecbur edince Av-şarlar, Tecirli ve Cerid oymaklarının aksine olarak, yaylaklarında yerleşmek istemişler ve bu da Fırka-i islahiyye'nin ileri gelenlerince kabul edilmişti. Fakat bu esnada Uzun Yayla'ya Kafkasya'dan muhacir olarak gelen Çerkesler yerleştirilmekte idi. Bu yüzden Avşarlar'ın yurtlarından önemli kısmını kaydettikleri söylenir. Bununla beraber bu konunun araştırılması gerektiği hususuna kimse itiraz etmiyor. Avşarlar perişan oldular ve mühim bir kısmı dağlık, verimsiz ve dar topraklarda yerleşmek mecburiyetinde kaldılar; ağıtlarında da anlatılan, sıkıntılı ve hüzün verici bir yaşayışın mahkumu oldular. Bununla beraber Avşarlar güler yüzlü, iyimser ve hayatiyet dolu ve İran'daki soydaşları gibi sakin ve terbiyeli adamlardır. Sorulduğunda, gülümseyerek "Avşar'ın al-vur devrine" ait kovgunlardan ve vuruşmalardan bahsederler. Kadınlarının çalışkanlığı karşısında derin bir takdir hissi duymamak mümkün değildir. Ünlü Avşar kilimlerini de bu dinlenme nedir bilmeyen Avşar kadınları dokurlar.

Kayseri"nin Pınar-Başı kazasının merkez nahiyesine bağlı bir kısım köyler ile aynı kazanın Pazar-Ören nahiyesi köylerinden epeycesi, Sarız kazası köylerinin yarısından fazlası, Tomarza'ınn Toklar nahiyesi köylerinden pek çoğu Avşarlar'a aittir. Ayrıca Adana'ya bağlı Mağara kazası köylerinden Ayvad ve Ağdaş-Alaru köyleri de Avşarlar tarafından iskan edildiği gibi, Çukur-Ova'da mevcut bazı Avşar köylerinden başka, yine aynı bölgedeki pek çok köylerde de onlara mensup ailelere rastgelinir. Bunlar bir asırdan beri köylerde yaşamakta olmakla beraber en son oba teşkilatını henüz unutmamışlardır.

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN AVŞAR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:48

Bu soy kütüğündeki Kara-Receb ile 989 (1581) tarihinde kendisinden bahsedilen Receb Kethüda kastedilmiş olsa gerektir. Receb Kethüda'ya bağlı Avşarlar da daha sonraki asırlarda Receblü-Afşar adı ile anıldılar. Yine soy kütüğünde Receb'in torunu olarak gösterilen Hacı Mustafa Beğ de 1101 (1690) tarihinde Avusturya'ya. çağırılan Çerkez oğlu Hacı Mustafa Beğ'dlr. Yalnız Hacı Mustafa Beğ, görüldüğü gibi, Receb'in torunu ve Arab Hasan'ın oğlu değil, Çerkez adında birinin oğludur. Bahis konusu soy kütüğündeki İbrahim Beğ, Avusturya seferine çağrılan Dokuz İbrahim Beğ olabilir. Bekir Beğ'in de, 1124 (1712) yılında İstanbul a gelen Receblü-Avşarı boy beğisi Bekir Beğ olduğu görülüyor. Soy kütüğünde asıl beğ ailesi kolunda, üçüncü sırada geçen Çerkez Beğ'e gelince, bunun 1273 (1856) yılında geçen Avşar beyi olduğu ve oğlu Hacı Beğ'in de Fırka-i islahiyye'nin gelişi esnasında (1281=1865) Avşarlar'ın başında bulunduğunu biliyoruz.

Avşarlar'a dair arşivlerde ele geçirilecek yeni vesikalar bu soy kütüğünün tam olup olmadığını meydana koyacağı gibi, yine onlar sayesinde Avşarlar'ın vuruşmalarından bahseden bazı şiirler de belki izah edilebilecektir:

1 1273 (1856) tarihli hükümde adı geçiyor. Fırka-i İslahiye geldiğinde (1282-1865) Çerkez Beğ hayatta değildi.
2 Soy kütüğünün de gösterdiği gibi, Çerkez Beğ'in oğlu olan Haa Beğ Avşarlar'ın iskanı sırasında onların başında bulunuyordu.
3 Bana bu bilgileri veren Çerkez Ağa.

İran Avşar (Afşar)ları

Bu bahsin başında XII. yüzyılda İran'ın Huzistan eyaletinde Arslan-oğlu Yakub, sonra Şumla ve oğulları idaresinde Avşarların yaşadıklarını görmüştük. XV. yüzyılın sonlarına doğru tekrar bu ülkede Avşarlara rastgeliyoruz ki, bunlar Ak-Koyunlu fethi neticesinde Anadolu'dan gelmiş Avşarlar idiler. Bu Avşarların başında Mansur Beğ vardı. Mansur Beğ Avşarları'nın da Haleb Türkmeni Avşarları'ndan olduklarına şüphe yoktur. Safevi devletinin kuruluşundan sonra Haleb Türkmenlerinden ve Dulkadırlı ulusundan olmak üzere İran'a yeni Avşar oymakları geldi. İran'daki büyük Avşar varlığım işte Anadolu'dan gelen bu Avşar oymakları meydana getirdiler. Bu Avşarlar muhtelif bölgelerde yaşamakta ve ayrı beylerin idaresinde bulunmakta idiler. Bu da daha ziyade onların Anadolu'da farklı topluluklara mensup bulunmaları ile İran'a farklı zamanlarda göç etmiş olmalarından ileri gelmiştir.

1. Mansur Beğ (Kuh-Giluye) Avşarları:

Daha önce de işaret edildiği gibi, Avşar Mansur Beğ, Uzun Hasan Beğ henüz Ak-Koyunlular'ın başı olmadan önce onun yakın nöklerleri arasında bulunuyordu. Mansur Beğ az yukarda söylendiği gibi, Haleb bölgesindeki Avşarlara mensup idi. Hasan Beğ'e sadakatle hizmet ettikten sonra İran'ın fethi üzerine buyruğundaki Avşarlar ile bu ülkeye gelmiş ve anlaşıldığına göre, kendisine Huzistan'ın güneyindeki Kuh-Giluye valiliği verilmiştir. Uzun Hasan Beğ oğlu Fars valisi Halil Mirza'nın 1476'da yaptırdığı geçit resminde Mansur Beğ de kendi askeri birliği ile bulunmuştu. Rumlu Hasan Beğ'in Oüuk-Beli (Başkent) savaşma Mansur Beğ'in katıldığı hakkındaki sözlerine pek inanılmaz. 1497 yılında Ak-Koyunlu tahtını ele geçirmek için harekete geçen Muhammedi Mirza Şiraz'ı Pürnek Kasım Beğ'in elinden alarak Avşar Mansur Beğ'e vermişti. Pürnek Kasım Beğ Azerbaycan'a hakim olan Ak-Koyunlu Bivend ve beğlerbeğisi İbe Sultan tarafından Fars'a gönderilmiş ise de Avşarlar Pürnekler yenmişler ve hatta Kasım Beğ'i de tutsak almışlardır. Yine Muhammedi Mirza'nın emirlerinden Piri Beğ adlı bir Avşar beyi vardı ki bu, bey adı geçen Muhammedi Mirza ile Sultan Murad arasında yapılan bir savaşta ölmüştür.

Mansur Beğ'in sonra Irak-ı Acem ve Fars'a hakim olan Ak-Koyunlu Sultan Murad'ın ve 907'de Fars'ı idare eden yine Ak-Koyunlular'dan Ebu'l-Feth Beğ'in hizmetinde bulunduğunu görüyoruz. Az sonra Şah-İsmail Kızıl-Baş Türk oymaklarının başında Ak-Koyunlu hakimiyetine son vererek Safevi devletini kurmuştur (1501). Mansur Beğ de diğer birçok Ak-Koyunlu beyleri gibi, genç Kızıl-Baş hükümdarına itaatini arzetmiş ve onun tarafından 911 (1505)'de Fars valisi tayin edilmiştir. Fakat Mansur Beğ'in bu hakimliği pek az bir müddet devam etmiş ve yeri Halil-Sultan unvanı ile Zulkadr (Dulkadır) boyundan Saru-Şeyhlu obası reisi Emet Beğ'e verilmiştir.

Ak-Koyunlular'ın yükseliş, çöküş ve nihayet yıkılışına şahit olan ve en sonunda Kızıl-Baş tacım giyen Avşar Mansur Beğ'in ölüm tarihi bilinemiyor. 941 (1534) yılından önce Kuh-Giluye valisi bulunan Elvend Han her halde, Mansur Beğin oğlu idi. Mezkur tarihte öldürülen Elvend Han'ın yerine Şah-Ruh Sultan unvanı ile Kuh-Giluye valisi olan Muhammedi Mirza'nın, Mansur Beğ'in torunu olduğunu biliyoruz. Şah-Ruh Sultan'dan sonra Kuh-Giluye'ye 965'de Rustem Han tayin edilmiştir. Ondan sonra burada Halil Han'ı görüyoruz ki, o da Mansur Beğin soyundan idi. Halil Han 10.000 Avşara kumanda ediyordu. Halil Han ve oğlu Rustem Beğ'in 988 (1580)'de Düzmece İsmail (Kalender) tarafından öldürülmesi üzerine Kuh-Giluye valiliğine Halil Han'ın yeğeni İskender Han getirilmiştir. İskender Han Fars'taki Dulkadır boyunun yardımı ile Düzmece İsmail'i tepelemiş ise de kendisi de Halil Han'ın küçük oğlu Şah-kulu tarafından öldürülmüştür. Fakat o da akrabasından Abdullatif Beğ oğlu Hasan Beğ'in muhalefeti ile karşılaşmış ve bir müddet her ikisi Kuh-Giluye'de bir birlerine hasım olarak yaşamışlar ve en sonunda Şah Kulu Han, 998 (1590) yılında Şiraz'da hasmı Hasan Han tarafından öldürülmüştür6. Hasan Han, iç karışıklıklardan dolayı Kuh-Giluye'yi bir müddet başına buyruk bir halde idare ettikten sonra 1003 (1594-1595) yılında Şah'ın emriyle Ferhad Han tarafından kardeşi ve oğullan ile birlikte tevkif edilmiş ve Kuh-Giluye valiliğine Kazerun hakimi yine Avşarlardan Emir Han tayin edilmiştir7. Hasan Han'dan bir daha bahsedilmemesine bakılırsa onun Şah Abbas tarafından öldürülmüş olduğuna hükmedilebilir. Nitekim kardeşi ve oğullan da Kahkaha kalesinde hapsedilmişlerdi. Hasan Han'ın oğullan ve kardeşi 1018 (1609-1610) yılına kadar Kahkaha kalesinde mahbus kaldılar. Mezkur yılda orada çıkan bir hadisede Şah'a sadakat gösterdiklerinden affedilip korucular araşma sokuldular1. Fakat Avşarlar Emir Han'ı vali tanımıyarak Halil Han'ın torunu Ebu'l-Feth Beğ'i başlarına geçirdiler. Şah Abbas da Avşarlar'ın itaatsızlıklarına kızarak Fars eyaletine kul takımından Allah Verdi Han'ı gönderdi. Allah-Verdi Han Fars'a gelerek itaatsizlik gösteren Avşarları cezalandırdı ve Kuh-Giluye'ye kendisi gibi kul cinsinden birim tayin ettikten sonra geri döndü.

Kuh-Giluye Avşarları'nın mühim bir kısırımı Gündüzlü ve Araşlu oymakları teşkil ediyordu. Bir yer adı olduğu anlaşılan Araşlu'nun nerede olduğu bilinemedi. Zamanımızda Şuşter yöresinde yaşayan Gündüzlüler, Kuh-Giluye'deki Gündüzlü Avşarı'nın torunlarıdır. Mansur Beğ'in de Gündüzlü Afşar'ından olduğunu söyliyebiliriz.

Huzistan'a gelince, Tahmasb devrinde Avşarlardan Mehdi Kulu Han Şuşter hakimi idi. Bu Avşar emiri yukarıda adı geçen Kuh-Giluye valisi Elvend Han gibi merkezin emirlerini dinlemediğinden tedibine lüzum görülmüş ve bunun icrasına yine Avşarlardan Haydar Kulu Sultan memur edilmiştir3. 949 (1542-1543)'da Şuşter ve Dizful valisi yine Avşarlardan Ebu'l-Feth Beğ idi4. 1003 (1594-1595) yılında ise orada Avşarlardan Şah Virdi Han'ı görüyoruz ki, aynı yılda Şah Abbas tarafından tahkikat için gönderilen yularcı başı Murad Beğ tarafından öldürülmüştür.

Kuh-Giluye'deki Gündüzlü Afşarının bir bölüğü sonraları Horasan'da abiverd dolaylarına, bir bölüğü de, Araşhılardan bir bölük ile beraber, Urmiye bölgesine gönderilmiştir.

2. İmanlu Afşarı:

İran'daki İmanlu Afşarları, Dulkadırlı eli arasındaki İmanlu Afşarının bir koludur. Bu Avşarların İran'a Safeviler devrinde geldikleri anlaşılıyor. Bu Avşarlara dair ilk bilgimiz Şah Abbas devrinden önceye pek gitmiyor. Bu oymağa mensub Kasım Sultan 1002 (1593-1594) tarihlerinde Hemedan bölgesindeki emirlerinden biri idi. Kendisi 1019 (1610-1611)'da ve müteakip yıllarda o bölgede hakimlik yaptıktan sonra, 1032 (1623)'de Musul'un fethinde bulunmuş ve hanlık unvanı ile bu şehrin valiliğine tayin edilmiştir. Ancak ertesi yıl bir Osmanlı ordusunun yaklaşması üzerine Kasım Han, İskender Beğe göre, yanındaki askerin azlığından ve veba salgınından şehri tahliye etmek zorunda kalmıştır, Ertesi yıl Musulun geri alınması için gönderilen Safevi kuvvetleri arasında oğlu Kelb-i Ali Sultan'ı görüyoruz. Bundan Kasım Beğ'in Musulu tahliye ettiği için azledildiği veya öldürüldüğü anlaşılıyor. Şah Abbas'ın ölümü esnasmda 1037 (1628) Kelb-i Ali Sultan Urmiye hakimi idi. İşte daha sonraki yüzyıllarda Urmiyede gördüğümüz Avşarlar'ın mühim bir kısmı bu İmanlu Afşarı'ndan ve Urmiye hakimleri de adı geçen Kasım Han'ın soyundan idiler.

Burada işaret etmek istediğimiz bir husus vardır ki, o da İmanlu Afşarı ile İnallunun bir birine karıştırılmaması gerektiğidir. Kuzey Suriye Türkmenlerine mensup olan İnalluların İran'daki kolu Şamlu boyu obalarından idi. Bu oba sonraları birçok eserde İnanlu olarak yazılmıştır.

3. Alplu:

Alplu'nun Köpeklü Avşarının bir obası olduğunu evvelce görmüştük. Bu obadan İsmail Han (1003-1594-1595) yılında Fars'ta, Kuzerün hakimliğine tayin edilmişti. Şah Abbas'ın ölümü esnasında vazifede bulunan üç Avşar beyinden biri olan ve Siistan'da Ferah ve Esfuzar hakimi bulunan Er-Doğdu Han da Alpludan idi. İran'daki Alplu Avşarı'ınn Gündüzlü Avşarı ve hatta İmanlu Avşarı kadar kalabalık olmadığı anlaşılıyor. Yukarıda adı geçen İsmail Han'ı 1011-1013 (1602-1605) yıllarında Ferah hakimi olarak görüyoruz.

4. Usalu:

Bu Avşar obasının taşıdığı adın manası ve menşei bence meçhuldur. Şah Abbas'ın ölümü esnasında Kürdistan'daki Gaverüd hakimi İmam Kulu Sultan'ın Usalu'dan olduğunu biliyoruz.

5. Eberlü:

XVI. yüzyılda Eberlüler'in Kazvin bölgesinde yaşadıkları anlaşılıyor. Şah Safi'nin tahta geçtiği yılda (1037-1628) abiverd hakimi bulunan Cemşid Sultan Eberlüden olduğu gibi, Nadir Şah'ın ölümü esnasındaki beylerden Musa Beğ de bu boya mensup idi. XVIII. yüzyılda Eberlü obasından bazı kolların Tarum ve Halha'da yaşadıkları anlaşılıyor.

Şah İsmail ve Tahmasb devrinde hangi Avşar obasına mensup oldukları bilinemeyen daha birçok Avşar beyleri görülmektedir. Bunlardan biri Şah İsmail'in 916 (1510-1511) yılındaki Horasan seferine katılan Dana Muhammed Beğ idi. Ahmed Sultan adındaki diğer bir Avşar emiri de yine Şah İsmail tarafından Ferah hakimliğine tayin edilmiştir. 953 (1546) yılında Tebriz'de Afşar ve Zulkadr(Dulkadır)'lılar arasında çıkan bir ihtilaf silahlı çarpışmaya gideyazmıştı. Bu hadisede Avşarların. başında Sevündük Beğ, Şah Kulu Sultan ve Mahmud Han bulunuyorlardı. Bunlardan korucubaşı Sevündiik Beğ 969 (1561-1562) yılındaki ölümünde 90 yaşım geçmiş bulunuyordu. Oğlu Hüseyin Beğ, Tahmasb ve halefi İsmail devirlerinde Horasan'da, muhtelif sancaklarda valiliklerde bulunmuş ve Sultan Muhammed zamanında vali olduğu Sebzevarda isyan ettiğinden yakalanıp öldürülmüştür.

977 (1569-1570) yılında Kirman valisi bulunan Yakub Sultan ve kardeşi Yusuf Kulu Sultan, Kör-Oğlu Hüsrev Sultan ve Dana Beğ oğlu Allah-Kulu Beğ de Tahmasb devri Avşar emirlerinden idiler. Şah Sultan Muhammed zamanında Ferah hakimi Hüseyin Sultan ve kardeşi Ali-Han Sultan da hangi obadan oldukları bilinmiyen Avşar beğlerindendir6. Bunlar Ferah vilayetinde ortaya çıkan Düzmece İsmaillerden biri ile savaşarak ölmüşlerdir. Feraha ve Esjuzara bunların akrabaları Yeğen Sultan vali tayin edilmiştir. 997 (1588-1589) yılında korucu başı Avşar'dan Bedir Han idi. Onun aynı yılda Esterabad valiliğine tayin edilmesi üzerine korucu başılığa yine bu boydan Kirman hakimi Veli-Han getirilmiş ve Kirman da Veli Han'ın oğlu Bektaş Han'a verildi. Ayni yılda Avşar Çoban-Oğlu Mehdi Kulu Han'ın Horasan seferine katılması emredilmiştir.

İşte XVI. yüzyıldaki Safevi hizmetinde muhtelif yerlerde vazifelerde bulunan başlıca Avşar emirleri bunlardan ibarettir. Bu misaller onların devletin büyük başta gelen boylardan biri olduğunu açıkça gösteriyor. Fakat Şah Abbas, Avşarları, bilhassa Kuh-Giluye'de yaşayan en kalabalık kolunun itaatsızlığından dolayı cezalandırmış ve onlara itibar etmemiştir. Nitekim onun ölümü esnasında ancak 3 Avşar emiri valilik ediyordu. Bunlar da, yukarıda işaret edildiği gibi, Urmiye hakimi Kelb-i Ali Sultan (İmanlu Afşarından). Ferah ve İsjizar hakimi Bi-Doğdu Han (Alplu'dan) ve Kaverud hakimi İmam Kulu Sultan (Usalu'dan) idiler. Avşarlar'ın en kalabalık halde bulundukları Kuh-Giluye ise kul sınıfından emirler tarafından idare ediliyordu. Buna karşılık aynı hükümdar zamanında Şamlnlar'ın büyük bir itibar sahibi oldukları görülüyor ki, onlardan valilik yapan 8 kişi vardı. Şamlulafı Zulkadr boyu takibetmektedir.

Bu sebeble müverrih Türkmen İskender Beğ Şamlular için:

taife-i celile, (ulu) Zulkadr (Dulkadır) hakkında da: taife-i refie (yüce) sözlerini kullanıyor. Bu devirde Kaçarlar'ın da pek gözde olmadıkları anlaşılıyor. Onlardan da ancak iki emir vardı. Bunlardan biri de Kaçar boyuna sonradan katılmış, bazı müelliflere göre, Kurd asıllı olan İgirmi-Dört (Yirmi Dört) obasından idi.

XVin. yüzyılda ise vaziyet değişmiştir. Bu yüzyılın başlarında Şamili, Zulkadr ve diğerleri parçalanmış ve zayıf bir durumda bulundukları halde Avşar ve Kaçarlar kalabalık ve kuvvetli idiler. Nadir Şah Horasan'da Abiverd'te yaşayan Avşarın Kırkkı obasından idi. XVI. yüzyıldaki Avşarlar arasında bu adda bir oba görülemiyor. Yalnız aynı yüzyılda Türkiye'de Boz-Ok'ta Kırkkı adlı bir oymak vardı. XVII. yüzyıldan itibaren, Kırkla gibi, Köse-Ahmedlü, Kasımla, Kutulu ve Begeşlü adlı yeni Avşar obaları da meydana çıkmıştır. Bunlardan Kasımla, adını, anlaşılacağı üzere, İmanlu Afşarının başı Kasım Han'dan almıştır.

Nadir Şah, memleketi müstevli Afganlar*dan kurtardığı gibi, aynı zamanda fatih bir hükümdardı. Yüreğinde sıcak bir Türkmenlik duygusu taşıyordu. Diğer taraftan İran Türklüğünü, Türkiye ve Orta-Asya Türklüğüne yaklaştırmak için mezhebi bir İslahata girişmişti; ölümü bu gayenin tahakkukuna engel oldu.

Kaçarlara gelince, onlar İktidarı Lurların elinden aldıkları gibi, İran'da siyasi birliği de kurdular. Kaçarlar da, kavmi şuura sahip bir Türk hanedanı idi. Onların geniş bir Türklük anlayışına sahip olmakla beraber, eski Türkmen hanedanları gibi, Oğuz eline ve Oğuz boylarına hususi bir ilgi gösterdikleri de görülür.

Avşarlar XIX.yüzyılın başlarında İran'daki Türk asıllı toplulukların en kalabalığı, kabul ediliyor; sayılan ve nüfusları hakkında 88.000 rakamı veriliyor. Zamanımızda İran'daki Avşarlar'ın pek çoğu oturak yaşayışa geçmiştir. Onlara İranda hemen her yerinde tesadüf edilmekle beraber toplu olarak Avşarlar başlıca Urmiye ve Hamse (Zencarı), Hemedan ile Kirman-Şah arasındaki Esedabud yöresinde, Huzistan, Fars ve Kirmanda yaşarlar. Bunlardan Urmiye, Hamse ve Esedabud yöresindekiler artık tamamen yerleşmiş bir halde bulunuyorlar. Fars'taki İnanla (İnallu) kümesi arasında görülen Afşar-Uşağı oymağı da yerleşik hayata geçmiştir. Huzistandaki Gündüzlü Afşarları, Kuh-Giluye'deki Akaçeri (Ağaç-Eri) kümesi arasındaki Avşar oymağı ile Kimnaridaki 5.000 çadırlık Afşar teşekkülü henüz göçebe hayatlarım devam ettiriyorlar. Bunlardan başka Kazvin'in güney-batısında 97 köylük Afşar adlı bir kaza (bölük) da vardır.

Avşarlar, verilmiş olan şu bilgilerden anlaşılacağı üzere, tarihimizde en devamlı rol oynamış büyük bir boydur. Bu bakımdan hiçbir Oğuz boyu onunla mukayese edilemez.

Burada onlara dair verilmiş olan bilgilerin bir hülasasını yapmak yerinde olacaktır:

1- Reşideddin'in Türklerin tarihi bölümünde Avşarların hükümdar çıkarmış 5 boydan biri olduğu söylenir. Bundan Avşarların, Oğuzların İslamiyyetten önceki tarihlerinde de mühim roller oynamış boylardan biri olduğu neticesi çıkar.

2- Selçuklu devrinde faaliyetleri ile kaynaklarda akisler yapmış, ancak 3-4 boy vardır ki, onlardan biri de Avşarlardır. Görüldüğü gibi, Avşarlar, XII. yüzyılın ikinci yarısında Huzistan ve ona komşu yerlerde 40 yıldan fazla süren bir beylik kurmuşlardır.

3-
Avşarlar, XVI. yüzyılda, Anadolu'da, Kay i darı sonra olmak üzere, en fazla yer adına sahib bir boydur. Bu husus Avşarların Anadolu'nun fetih ve iskanında da en mühim rolleri oynamış boylardan biri olduğunu ifade eder.

4- Yazıcı-Oğlu Ali'ye göre, Karaman-oğulları Avşarlara mensubdur ki bu, imkansız değildir.

5- Avşarlar, oynadıkları bu büyük tarihi rollere rağmen XIV. yüzyılda Haleb bölgesindeki kalabalık Türkmen topluluğunu meydana getiren 3 büyük boydan biri idi. XIV. yüzyıldan son zamanlara kadar Anadolu ve İran'da faaliyetlerde bulunan Avşarlar bunlardır. Bu Avşarlar XTV. yüzyılda Dulkadırlı beğliğinin kuruluşunda bulundukları gibi (İmanlu Afşarı) onların Sis'in (Kozan) fetih ve iskanına da katıldıkları anlaşılıyor.

6- XV. yüzyılda Avşarların Ak-Koyunlu faaliyetlerine katıldıkları görülüyor. Bunun sonucunda onlardan bir bölüğü İran'a gitmiştir (Mansur Beğ Avşarları). Safevi devletinin kurulmasından sonra Anadolu'dan İran'a yeni Avşar zümreleri göç etti. Böylece İran'da kuvvetli bir Avşar varlığı meydana geldi. Bu Avşarlara mensub olan Nadir, kazandığı başarılardan sonra Safevi hakimiyeti yerine kendisininkini koydu. Avşarlar, siyasi hakimiyetlerini kaybetmelerinden sonra da varlıklarını kuvvetle devam ettirdiler. Bugün İran'daki kalabalık Türk unsurunun mühim bir kısmı Avşarların torunlarıdır.

7- Anadolu'daki Avşarlar'a gelince, bunlardan bazı obalar daha XVI. yüzyıldan itibaren şurada burada yerleşmeğe başladılar. Onların büyük kümesi ise, XIX. yüzyılın İkinci yarışma kadar göçebe hayatını sürdürdükten sonra bilhassa Kayserinin Pınar-Başı, Sanz ve Tomarza kazalarında yerleştiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN AVŞAR BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:03

AVŞAR

Eski metinlerde Afşar veya Avşar şekillerinde de yazılan bu isim, Oğuzların 24 boyu arasında, gerek sayıca çokluk, gerek oynadığı tarihi rol bakımlarından, çok mühim bir aşiretin (il) adıdır. Türlü isimler taşıyan muhtelif şube (oymak)'lerine bugün İran ve Türkiye'nin birçok sahalarında ve küçük azlıklar halinde Afganistan ve Sovyet Azerbaycanı'nda hala tesadüf olunan, Orta Çağ'da Zengiler ve Karamanoğulları gibi, mühim sülaleler çıkardıktan sonra, XVIII. asırda da Nadir Şah gibi bir kahraman yetiştiren bu eski ve kuvvetli Türk aşiretinin tarihini, eldeki vesikaların verdiği imkan dahilinde, ana çizgileri ile belirtmeğe çalışacağız. Asırlardan beri çok geniş bir coğrafi sahaya yayılan ve muhtelif amillerin tesiri ile bazı muhitlerde henüz yarı göçebe şeklini muhafaza eden, bazı sahalarda yakın zamandan beri toprağa bağlanmakla beraber, henüz aşiret an'anelerini saklayan, bazı sahalarda ise, epeyce eski zamanlardan beri iskan edilmiş oldukları, aşiretin veya şubelerinin ismini taşıyan köy adlarından anlaşılan Avşarların bu kısa tarihi, Büyük Selçuk İmparatorluğunun kuruluşu ile bağlı olan "yakın şarkın Türkleşmesi" hadisesini de oldukça aydınlatabilecek bir mahiyettedir.

I. Kavmiyet meselesi:

Avşarların muhaceret ve iskanı meselesini ve onunla alakalı tarihi hadiseleri kronolojik bir surette ve muhtelif coğrafi sahalarda tetkike girişmezden evvel, bunların Türk değil, Moğol oldukları hakkında son asırlardaki bazı tarih eserlerinde ve onlara dayanan bazı garp müelliflerinde tesadüf edilen bir iddianın mahiyetini anlatmak istiyoruz. Bazı yeni İran eserlerinde, Avşar kabilesinin iptida Hulagu ile sonra da diğer bir kısım Avşarların Timur ile İran'a geldikleri ve bunların bir Moğol kabilesi oldukları zikredilir; L. Lockart, Nadir Şah'a ait monografisinde, Avşarların Moğol mu Türk mü oldukları meselesini münakaşa ederek, Türk olmaları ihtimalini daha kuvvetli bulmaktadır. Halbuki XVIII-XIX. asırlarda, Avşar muhacereti hakkında sarih malumat sahibi olmayan ve onları Moğol istilası sıralarında İran'a gelmiş zanneden bazı müelliflere dayanılarak, ileri sürülen bu Moğolluk iddiasının, XIII.-XIV. asırlara ait ilk kaynakların hiçbirinde bulunmadığını söylersek, böyle bir münakaşaya yer kalmadığı kendiliğinden anlaşılır. Nadir Şah devri tarihçilerinden Mirza Mehdi Han Astarabadi, Avşarların, Moğolların istilası üzerine iptida Azerbaycan'a gelip yerleştiklerini söylemekle beraber, bunların Türkmen olduklarını tasrih eder ki, bu, Nadir Şah devrinde bile böyle bir Moğolluk rivayetinin ortada dolaşmadığını göstermeğe kafidir.

İran, Irak ve Türkiye'nin muhtelif sahalarında asırlarca Türk aşiretleri ile beraber yaşayan ve hatta çok defa Türk neslinden birtakım reislerin idaresi altında yeni aşiret teşekkülleri vücuda getiren (msl. Ustaçlu kabilesinden Abbas Aka tarafından teşkil edilen Gelbaği aşireti; bk. Bidlisi, Şerefname tab., Mısır, s. 416) Kürtler arasında da Avşar adlı bazı küçük oymakların bulunduğunu biliyoruz; A. Jaba, Recueil de notices et recits kourdes, Petersburg, 1860, s. 7'de Kayseri civarındaki Avşarların Kürt olarak gösterilmesi, V. Cuinet La Turquie d'Asie (Paris, 1890), I, 299'da Yozgat civarında Avşar adlı Kürt aşiretlerinden bahsedilmesi, bunların aslen Türk oldukları hakikatini değiştiremez. Esasen Türk oldukları halde, muhtelif sebeplerle Kürt kabileleri arasına karışarak, zamanla dillerini unutmuş lakin, asıllarının Türk olduğu hatırasını muhafaza etmiş birtakım Türk oymaklarının mevcudiyetini bildiğimiz için, bunun münferit bir hadise olmadığını söyleyebiliriz.

II. Tarihi an'aneler:

Avşar ismini, İslam kaynaklarında, ilk olarak, Makdisi'de, Türk topraklan hududunda bir köy adı olarak, görmekteyiz. Kabile adı olarak, iptida Mahmud Kaşgari'de 22 Oğuz boyundan 6. olarak Afşar şeklinde zikredilir ve damgasının şekli gösterilir Mahmud'a göre, Afşar, bu Oğuz şubesinin ilk babalarının adıdır. Bundan sonra, yani XI. asırda, Selçuk imparatorluğunun kuruluşundan başlayarak, tarihi kaynaklarda bu kabileden bahsedildiğini, aşağıda, onların göçlerini ve muhtelif sahalarda yerleşmelerini izah ederken, göreceğiz. Oğuzların kabile an'anelerinden bahseden Reşidüddin (Camiü't-tevarih, nşr. Berezine, I, 32, Avuşar şeklinde, bazı yazmalarda Avşar ve Avşr şekillerinde) ile ondan istifade eden Yazıcı-oğlu Ali Selçuk-name, muhtelif yazmaları vardır) ve Ebu'l-Gazi Bahadır Han'ın ifadelerine göre, Avşar, Oğuz Han'ın 3. oğlu Yıldız Han'ın büyük oğludur ve kelime, "işlerini çabuk yapan" manasına gelmektedir. Vambery bu isme bir yerde "toplayıcı", diğer bir yerde de "zaptiye neferi, mübaşir" manalarını veriyorsa da, bunun doğru olmadığını ve kelimenin, bugün Kazan ve Kırım lehçelerinde "müsaade etmek, itaat etmek" manasına gelen auş fiilinden geldiğini ve binaenaleyh avşar isminin "itaatli" demek olduğunu G. Nemeth söylemektedir.

Yine Reşidüddin, eserinin Oğuz an'anelerini ihtiva eden kısmında, Avşarlar hakkında aynı malumatı tekrar ederek, tamgaları ve ongunları hakkında da izahat verdikten sonra, Oğuz neslinden muhtelif sülaleler yetiştiren boylar arasında bunları da zikrediyor ki, böylece Avşarların daha XIV. asırdan evvel hükümdar sülalesi çıkardıklarını bildiğini göstermektedir.

III. İlk yurtları ve göçleri:

Avşar ismine İslamiyetten evvelki kaynaklarda tesadüf edilmemekle beraber, bunun, diğer 22 (veya 24) Oğuz boyunun adları gibi, daha X. asırdan evvel mevcut olduğuna hükmedilebilir. Avşarlar, Selçuk devletinin kuruluşundan evvel diğer Oğuz boyları ile beraber, Seyhun yukarılarında ve İslam coğrafyacılarının iptida Mefazatu'l-Guzziya adını verdikleri Kıpçak çölünde (Deşt-i Kıpçak) yaşıyorlardı. Bunlardan bazı zümrelerin o sıralarda Maveraünnehr ve Horasan'a gelmiş olmaları imkansız değildir. Lakin bunların eski yurtlarını bırakarak, kesif kitleler halinde, İran sahasına muhaceretlerinin, Selçuk İmparatorluğunun kuruluşundan sonraki yıllarda, yani XI. asırda, olduğunu kabul etmek daha doğrudur.
Bu devirlere ait tarihi kaynaklarda umumiyetle Türkmen ismi altında toplanan veya sadece Guzz (Oğuz) diye anılan bu kabilelerin muhtelif hareketlerinden bahsedilirken, bunların hususi isimleri çok defa zikredilmediğinden, Avşarların ilk muhaceretleri, göç yolları ve iskan (veya ikta') sahaları hakkında sarih bir şey söylemeye imkan yoktur. Yalnız, Avşarlardan olan Aksungur'un ve oğlu 'İmadeddin Zengi'nin maiyetlerinde kuvvetli Avşar kütlelerinin XI. asır sonlarında ve XII. asırda bugünkü şimali Suriye sahasına geldikleri ve bu sülalenin hizmetinde mühim hareketlerde bulundukları tahmin olunabilir. Gerek büyük Selçuklular ve gerek onların yerine geçen muhtelif sülaleler devrinde, İran, Suriye ve Anadolu sahalarına gelen muhtelif Türkmen boyaları arasında, kuvvetli ve kalabalık bir kabile olan Avşarların mühim bir mevkii olduğu şüphesizdir.

Avşarlardan büyük bir kütlenin, XI. asrın son veya XII. asrın ilk yıllarında, reisleri Arslan'ın idaresinde, Huzistan sahasına gelip yerleştiğini görüyoruz. Sultan Mahmud b. Muhammed devrinin nüfuzlu emirlerinden olan ve Sultan Muhammed b. Mahmud ile beraber, Hemedan'a gelip, Hass Bey'in katli üzerine, gizlice tekrar Huzistan'a kaçan ve Huzistan'a hakim olan Sultan Melikşah b. Mahmud'un Rebiülevvel 555 (1160)'te ölümünden sonra, Huzistan'ı, onun küçük oğlu namına, fakat müstakil hükümdar gibi, idare eden atabeg Şumla, Avşar kabilesinin reisi idi. Bu kuvvetli Türkmen emirinin adı, Bondari burada Şumla adı ile Ravendi'de sadece Şumla, İbnü'l-Esir'de ve Reşidüddin Aydoğdu ve Vassafta Yakub b. Arslan el-Afşari diye yazılıdır. Hamdullah Mustavfi'de ve ona istinat eden Şeref-name-i Bidlisi'de, şüphesiz bir istinsah hatası olarak, Hüsameddin Şuhli şeklinde yazılan ve Avşarlardan olduğu tasrih edilen bu ismin Şumla olacağı pek sarihtir (V. Minorsky, E/'deki LUR-İ KÜÇİK maddesinde bu ismi "Şüli veya Şuhla Türk kabilesine mensup Hüsameddin" diye izah ettiği gibi, onun 500-580 (?) senelerinde Luristan ve Huzistan'ı idare ettiğini ve 570 yahut 580'de öldüğünü yazarsa da, gerek bu okuyuş ve izah, gerek yıllar, doğru değildir. Tarih-i bahtyari'de de bu isim Şeref-name'den bu suretle alınmıştır da bu ismi Suhili ve Avşari kelimesini de Ak-Sarı şeklinde okumuş ve Minorsky, E/'deki LÜR maddesinde, bu sonuncu yanlışı tekrarlamıştır. 543'ten başlayarak, 570'te harp meydanında ölünceye kadar, birçok mühim vak'alara karışan, harplerde bulunan ve Huzistan ile Luristan'ı 15 sene müstakil surette idare eden bu büyük Avşar reisinden sonra, oğlu Garseddin (yahut İzzeddin) yerine geçti ve Irak Selçuk sultanı Tuğrul'un hizmetinde bulundu; lakin 590'da ölümü üzerine çocukları arasında çıkan mücadeleler neticesinde, Abbasi halifesinin de bu işlere karışması üzerine, bu ilk Avşar sülalesi ortadan kalktı.

Oldukça karışık olan bütün bu tarihi kayıtlardan çıkarılacak netice, büyük Oğuz muhacereti esnasında kuvvetli bir Avşar kütlesinin İran'dan geçerek, şimali Suriye'de Zengiler devleti sahasında yerleştiği ve yine diğer büyük bir zümrenin de, sıklet merkezini Huzistan teşkil etmek üzere, Kuh-Giluya, Küçük Luristan ve Fars mıntıkalarına dağıldığıdır (XII. asır). Bunların, iptida Şumla maiyetinde olarak, buraya geldikleri hakkındaki Vassaf'ın ifadesini doğru bulmuyoruz; tarihi hadiselerden istidlal edilebildiğine göre, bunlar Şumla'nın babası Küştogan'ın ve belki de büyük babası Arslan'ın riyaseti altında, buraya gelmiş olmalıdırlar. Bayatlar, Salurlar, Kayılar gibi büyük Oğuz boylarının muhaceretleri ile aynı zamanda vukua gelen bu ilk göçleri tesbitten sonra, Avşarların İran, Suriye ve Anadolu'nun muhtelif mıntıkalarındaki hareketlerini ayrı ayrı tetkik edelim.

IV. İran Avşarları:

XII. asırdan sonra, iki asır kadar İran'daki Avşarlar hakkında hiçbir tarihi kayda tesadüf edemiyoruz. Yalnız bu asrın sonunda Fahreddin Mübarekşah Guri Tarih'inde, muhtelif Türk şubelerinin isimlerini sıralarken, Avşarları da zikrediyorsa da, başka hiçbir malumat vermiyor. Kaynaklarda hususi kabile isimlerinin çok az kaydedilmesi buna bir sebep olarak gösterilebilir. Msl. XIV. asırda garbi İran'daki Türkmenlerin reisi olduğu zikredilen emir Celaleddin Tayyib Şah belki de Avşar oymaklarının başında bulunuyordu. Herhalde XII-XIV. asırlarda orta ve garbi İran'daki muhtelif sülalelerin hakimiyeti altında, Avşarların yalnız Huzistan ve Fars sahalarında kalmayarak, daha küçük zümreler halinde, muhtelif mıntıkalara dağıldıkları tahmin olunabilir. Orta Çağ Türk tarihinde umumiyetle tesadüf edilen bir hadise, bize bu hususta daha iyi bir fikir verebilir; herhangi bir sahanın idare ve muhafazası kendisine ikta (tıyul, soyurgal) tarikiyle verilen bir aşiret reisi, aşireti ile beraber, oraya giderek yerleşiyor ve bu vazife çok defa babadan oğula yahut kardeş çocuklarına intikal ediyordu. Aşağıda göreceğimiz gibi, Şuşter'de, Kazerun'da, Kuh-Giluya'da, Luristan'da, Urmiye'de, bazıları adeta küçük bire sülale halinde, asırlarca devam eden Avsa hanlarına tesadüf edilmesi işte bundan dolayıdır.

XV. asra ait tarihi kaynaklarda Avşar kabilesine mensup emirlerin adına, ilk defa, Akkoyunlulardan bahsedilirken rastlıyoruz; msl. 871 yılı hadiseleri esnasında büyük emirlerden Mansur Beg Avşar'ın adı geçer. Şiraz havalisindeki Avşarların reisi olduğu anlaşılan Mansur Beg'in daha sonra, 904 ve 906 yıllarındaki vak'alarda da ismi geçer. Yine 904'te Şiraz'da Piri Beg adlı bir Avşar reisini de biliyoruz. Bu sırada, buradaki Avşarlar ile yine mühim bir Türkmen kabilesi olan Pernaklar arasında mücadeleler eksik olmuyordu.

Bundan sonra, Safevilerin kuruluşundan başlayarak, ta son zamanlara kadar, İran'daki Avşarların tarihini az çok vuzuh ve sarahatle tayin imkanına malik bulunuyoruz.

Bunun sebebi pek açıktır:


İlhanlılar ve Celayirler zamanında, Türkmen aşiret beylerinin idarede ve orduda büyük bir rolleri olmadığı ve rolleri mahalli ve mahdut kaldığı hakle, muhtelif Türkmen aşiretlerinin Baharlu (Baranlu) boyana mensup bir reisin etrafında toplanmasından vücuda gelen Karakoyunlu devletinde ve yine birtakım aşiretlerin Bayındır boyuna mensup bir reis etrafında birleşmesi ile kurulan Akkoyunlu devletinde bunların çok mühim bir mevkii vardı.

Avşarlar, Akkoyunlu ittihadına dahil olduklarından, onlara ait kaynaklarda bu aşirete mensup büyük beylerin adı geçeceği pek tabiidir. Safevilere gelince, heterodoks Türkmen aşiretlerinin bir mürşid, yani dini bir şefi etrafında toplanmaları ile vücuda gelen askeri kuvvete dayanılarak kurulan bu devlet, yıkılıncaya kadar, İran sahasının coğrafi ve içtimai şartların da tesiri ile, bu tribal mahiyetini muhafaza ettiğinden, Avşarların bu devredeki faaliyeti hakkında oldukça geniş bilgilere malik bulunuyoruz. Nadir Şah'tan Kaçar sülalesinin yıkılışına kadar devam eden devre için de bu mütalaayı tekrarlayabiliriz. İşte bu sebeple, XV.-XIX. asırlarda İran Avşarlarının tarihi rolleri hakkında malumat verdikten sonra, Avşarların geniş bir kütle teşkil ettikleri birtakım sahalarda, bazen birkaç asır devam eden mahalli Avşar sülalelerinden kısaca bahsedeceğiz.

Safevi devletinin kuruluşunda, sair birtakım Türk aşiretleri ile beraber, Avşarların da mühim bir rolü olmuştur. Şah İsmail'in 906'daki ilk devlet kurma hareketlerinde, onun yanında Ustaçlu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Dulkadır, Avşar, Kaçar ve Varsak Türkmenleri ile Karacadağ sufileri'nin bulunduğunu biliyoruz (Yahya Kazvini'nin Lubi't-tevarih'i gibi ilk kaynaklardan başlayarak, Ahsenü't-tevarih ve daha şair bütün Safevi tarihlerine göre). Bu kayıtlar, Şeyh Safiyüddin Erdebili zamanında başlayan Safevi propagandası tesiri ile Safevi sülalesini kendilerine mürşid tanıyan göçebe Türk kabileleri arasında bir kısım Avşarların da bulunduğunu göstermektedir. Esasen İbn Bazzaz'ın Şeyh Safiyüddin hakkındaki meşhur Safvatü's-safa'sı tetkik edilecek olarsa, onun, köylü veya göçebe, muhtelif Türk zümreleri üzerindeki kuvvetli ve geniş nüfuzu açıkça görülür. Ehlisünnet akidelerine bağlı olduğu muhakkak olan Safiyüddin'in ölümünden sonra, ona isnad edilen kudsiyet, sülalesine de intikal etmiş ve türlü türlü dini, siyasi ve ruhi amiller, Safeviliğin ilk hüviyetini değiştirerek, XV. asrın son yansında, ona tamamiyle heteredoks bir mahiyet vermiştir. İşte Şah İsmail'in yanında gördüğümüz Avşarlar, onu mürşid olarak tanıyan bir müfrit Şii zümresi idi. Halbuki o sırada İran'daki muhtelif Avşar oymakları henüz Sünni akidelerini bırakmış değillerdi. Onların Şiileşmesi, XVI. asırda İsmail'in ve haleflerinin İmamiye Şiiliğini, resmi din olarak, bütün İran a hakim kılmalarından sonra olmuştur.

İsmail I. devrinde Fars valiliğinin bir müddet Dulkadırllardan İlyas Bey'e ve onun katli üzerine tekrar Mansur Beg Avşar'a verildiğini ve ondan sonra ise, Dulkadırlulara mensup emirlerin 1003 senesine kadar Fars valiliğinde bulunduklarını biliyoruz. 937'de Tahmasp I. zamanında Tekelular ile Şamlulardan iki büyük reis arasındaki şahsi münazaadan çıkan büyük ihtilafta, Avşarlar, Dulkadırlular, Ustaçlular ve Rumlular ile beraber, Tekelüler aleyhinde hareket ettiler (Ahsenü't-tevarih, s. 236). Bu devirdeki Avşar emirleri hakkında İskender Münşi'nin verdiği malumat, Avşar oymaklarının nerelerde yaşadığını göstermek bakımından da mühimdir:

Tahmasp I.'in maiyetinde, msl. 975 Gilan seferine iştirak eden Emir Arslan Sultan Araşlu ve Lala Sultan Ahmed Mirza'dan başka, Save hakimi Mahmud Sultan ile Kirman hakimi Yusuf Kuli Sultan'ın da Avşarlardan olduğunu ve Yegan Sultan ile Hüsrev Sultan Kör-oğlu'nun Horasan'daki Avşar kabilelerinin başında bulunduğunu öğreniyoruz. Bazı Avşar emirleri, hatta bazen muayyen bir vilayetin idaresine memur olanlar da, doğrudan doğruya merkezde bulunuyorlar ve bu sonuncular kendilerine verilen vilayeti bir vekil ile idare ediyorlardı. Şah Muhammed Hudabende zamanında da Kirman hakimi Veli Sultan Avşar'ı ve kurcı-başılık mevkiine kadar yükselen Kuli Bey Avşar'ı, Farah'taki Avşarlann reisi Hüseyin Sultan ile, onun ölümü üzerine bu vazifeye tayin edilen kardeşi -payitahtta Avşar kuralarının yüz başısı- Ali Han Sultan'ı tanıyoruz. Tahmasp I. devrinde Avşar reislerinden Araşlu oymağına mensup olup, Kuh-Giluya'da hakim bulunan Halil Han'ın 10.000 çadırlık bir kuvvetin başında bulunması, bunların kuvvetleri hakkında bir fikir verebilir.

Abbas I. zamanında Urmiye hakimi olan Kelb-i Ali Sultan b. Kasım Han, Inanlu (İmanlu, Inallu) oymağından, Farah ve İsfizar hakimi Erdoğdu Han Alplulardan idi; İmam Kuli Sultan Usalu da bu devrin tanınmış emirlerinden idi. Kirman Avşarlarının reisleri olup, 1001'de Horasan'da Özbegler ile harbeden orduda bulunan Veli Han ve İsmail Han da Avşarlardandı. abivard'deki Imırlu oymağının başına, Abbas I. kendi kölelerinden Cemşid Sultan Gürci'yi geçirmişti. Yine bu devirde Luristan, Kuh-Giluya'da Araşlu, Şuşter'de Gündüzlü, Yezd, Kirmanşah, Musul ve Rumiye'de Inallu, Horasan'da Alplu, Köse-Ahmedlü ve Kırklu oymaklarına mensup aşiret reislerinin hakim olduğunu görüyoruz. Herhalde Abbas I. zamanına kadar kuvvetli Avşar kabilelerinin bilhassa Huzistan, Fars, Luristan, Kuh-Giluya, Kazerun, Kirman, İsfahan, Yezd, Save ve Horasan (abivard, Farah, İsfizar) havalisinde yaşadıktan ve buralardaki Avşar reislerinin, Safevi devleti tarafından ekseriyetle mahalli idarelerin başına geçirildiği anlaşılıyor. Irsi reislerinin maiyetinde küçük kabileler halinde yaşayan, bazan birbirleri ile yahut başka kabileler ile mücadelede bulunan, ara sıra Safevi Devletine karşı isyanlar çıkarmakla beraber, umumiyetle Safevi ordularının hareketlerine (Özbeglere ve Osmanlılara karşı) iştirak eden Avşarlar, bu devletin başlıca kuvvet kaynaklarından biri idi. Mamafih Abbas I. devrinde Yezd, Şuşter ve Kuh-Giluya Avşarlarına karşı yapılan bazı te'dip hareketleri buralardaki Avşar kuvvetlerini kırdığı gibi, aynı hükümdarın, kabile asabiyetini kırmak ve merkezi idarenin kabile reisleri üzerindeki kudret ve salahiyetini artırmak hususundaki umumi siyaseti de, Avşar emirlerinin eski ehemmiyetini azaltmıştır. Buna rağmen, bu devirde devlet merkezinde bir takım Avşar amirleri bulunduğu gibi, bunların bazı mühim valiliklerde kullanıldıklarını, msl. Asarrabad valiliğinde -Muhammed Hudabende'nin son ve Abbas I.'ın ilk zamanlarında- Bedr Han Avşar'ın bulunmasından anlıyoruz.

Safeviler devrinde, Fars ve Huzistan'daki Avşar oymaklarından bir kısmının Azerbaycan ve bilhassa Urmiye havalisine gelip yerleştikleri tahmin olunabilir:

Daha XVI. asırda Safevi ordularının Azerbaycan taraflarındaki hareketlerinde isimleri geçen Şah Kuli Sultan, Pir Kuli Beg, Rüstem Beg gibi Avşar reisleri, buralara yerleşmiş olan Avşar oymaklarına mensup olmalıdırlar.

Daha XVI. asrın ilk yarısında Horasan'da gördüğümüz Avşar oymaklarından Kırklulara mensup olan Nadir Şah zamanında, Avşar emirlerinin yeniden ehemmiyet kazandıkları göze çarpıyor:

Kırklulardan Fars valisi Emir Han ile yine Fars serdarlığında bulunan Kelb-i Ali Han ve Feth Ali Han, Saru Han, Kırklulardan Allahverdi Beg ve Kasım, hep Avşarlardandı. Hatta bu sebepledir ki Nadir'i öldüren büyük emirler arasında, Avşarların Kırklu, Imırlu, Gündüzlü oymaklarına mensup şahsiyetler bilhassa göze çarpmaktadır.

Nadir devrinin en kıymetli tarihini yazmış olan Merv-i Şahcan veziri Muhammed Kazım, onun seferlerinden bahsederken, orduyu teşkil eden unsurların başında daima Avşarları zikretmektedir.

Nadir Şah'ın katlini takip eden karışık zamanlarda, Fars vali ve serdarlığında bulunup, sonradan Urmiye havalisinde büyük nüfuz kazanan Feth Ali Han (Araşlulardan), onun kardeşi olup, Fars valisi Ali Merdan Han Bahtyari'nin serdarı bulunan Ma'sum Ali Han, İsfahan hakimi Emirgune Han (Imırlulardan), merkezi Zencan olan Hamsa sahasında, Zülfikar Han gibi, Avşar reisleri mühim roller ifa etmişlerdir. Avşarlar, Kaçar sülalesi zamanında da, devlete karşı sadakat ve bağlılıklarını göstermekten geri durmamışlar ve Kaçar ordusunun mühim bir unsuru olarak, gerek dahili isyanların bastırılmasında, gerek harici düşmanlar ile harpte mühim vazifeler görmüşlerdir.

A. Huzistan Avşarları.

Selçuklular devrinden Safevi devletinin kuruluşuna kadar Huzistan'da gördüğümüz Avşarlar ve bilhassa bunların Gündüzlü ve Araşlu oymakları, Safevi devrinde, burada büyük kuvvet teşkil ediyorlardı. XVI. asrın ilk yarısında, Şuşter ve Dizful'de Avşar kabilesine mensup, Mehdi Kuli Sultan ve Haydar Sultan gibi, valiler görüyoruz. 932'de buraya hakim olan Mehdi Kuli, 946'da bir isyan hareketine teşebbüs ettiği zaman, yine Avşarlardan Haydar Kuli onun tedibine memur olmuştu.

Şuşter şehrine ait hususi bir tarihte, buradaki Avşar hakimleri şöyle sıralanmaktadır:

Mehdi Kuli Sultan, kardeşi Sevindür Beg, Keçel Avşar, Haydar Kuli Sultan, Ebü'l-feth Sultan (Peçevi, Tarih, 1515'te adı geçen Avşar emiri), Hasan Beg, Seyyid Beg, Rüstem Sultan Araşlu, Seyf Beg, Muhammed Sultan, Şahverdi Sultan, Ali Sultan, Ahmed Sultan, Hüsrev Sultan, Şahverdi Han Gündüzlü. Abbas I.'in emri ile öldürülen bu son hakimden sonra, Şuşter'de uzun müddet Avşar kabilesinden hakimlere tesadüf etmiyoruz. Nadir Şah zamanında, 1155'te, Tayyib Han Avşar'ın ve 1158'de de Muhammed Rıza Han Kırklu'nun buraya hakim tayin edildiklerini görüyoruz. Nadir Şah'ın ölümünü takip eden karışıklık yıllarında, İsmail Beg b. Mihr Ali Han, Şuşter'de, Gündüzlüler tarafından, kendilerine hakim intihap edilmişti.

Mamafih, Huzistan Avşarları, 1003 senesinde, Şuşter hakimi Şahverdi Sultan Gündüzlü'nün Abbas I. tarafından öldürülmesi üzerine, Huvayza Arapları ile beraber, yaptıkları isyan neticesinde şiddetle tedip edildikten sonra, bir daha eski kudretlerini kazanamamışlardır. Nadir Şahın ölümünden sonraki yıllarda ise, o havalideki Arap kabilelerinin mütemadi hücumları karsısında, zayıflamışlar ve başka yerlere dağılmışlardır. 1840'ta Huzistan'dan geçmiş olan de Bode, Doruk'tan çıkarılan birtakım Avşarların Kengaver, Asedabad ve Urmiye taraflarına dağıldıklarını ve küçük bir kısmının da Şuşter ve Dizful'da yerleştiklerini söylüyor.

b. Kuh-Giluya Avşarları.

Selçuklulardan beri Kuh-Giluya'da yerleşmiş olan Avşarlar, Huzistan'dakiler gibi, bilhassa Gündüzlü ve Araşlu oymaklarına mensuptular Çalemara-yi Abbasi, s. 358). Safevi devleti, bunlara mensup reislere Kuh-Giluya hakimliğini vermek mecburiyetinde kalıyordu. Huzistan ve Luristan Avşarları ile birleşerek, çok defa merkezi idarenin emirlerine itaat etmeyen bu Kuh-Giluya Avşarlarına karşı ara sıra tedip hareketleri icra etmek lüzumu hasıl oluyordu. Bunlardan Elvend Sultan 941'de katledilerek, yerine Hasan Sultan oğlu Muhammed Beg tayin edildi; 948'de Şahruh Sultan'ı, 955'te Mahmud Han'ı ve sonra Halil Han'ı burada hakim görüyoruz. 984'ten beri merkezde hükümdarın maiyetinde bulunan Halil Han 988'de, İsmail II. olduğunu iddia eden ve etrafına Lur aşiretlerini toplayarak, Avşarlar ile yaptığı harpte Halil'in oğlu Rüstem Han'ı öldüren serseri bir "kalender"in isyanını bastırmak üzere, hükümdarın emri ile, Kuh-Giluya'ya geldi ise de, bir müsademede vefatı üzerine, kardeşinin oğlu İskender Han buranın hakimliğine tayin edildi ve gönderilen başka kuvvetlerin de yardımı ile, Avşarlar, Lurları mağlup ederek, kalenderi öldürdüler. Bir müddet sonra Halil'in diğer oğlu Şah Kuli Beg, İskender'i öldürerek, kendisini han ilan etti. Lakin, yine aynı aileden Hasan b. Abdüllatif, han unvanını takınarak, kendisini Kuh-Giluya Avşarlarının reisi ilan etti. Her ikisi de Şiraz'da Muhammed Hudabende'nin yanına geldikleri esnada Hasan Han, Şah Kuli'yi öldürerek, maksadına nail oldu.

1003'te Hasan Han azil ve hapsedilerek, yerine Kazerun hakimi Emir Han, Kuh-Giluya ve Şulistan hakimi oldu. 1005'te Araşlu ve Gündüzlü kabileleri Ramhurmuz'da toplanarak, Emir Han'ın yerine Ebu'l-Feth Beg'i kendilerine han seçtiler. Lur kabilelerinin ve Huvayza Araplarının iştiraki ile çıkan bu mühim isyan, Fars valisi Allahverdi Han tarafından, kanlı bir surette bastırıldı ve Kuh-Giluya hakimliği onun gulamlarından birine verilmek suretiyle, Avşar reislerinin buradaki hakimiyetine son verildi. Bu hadiseden sonra, artık burada Avşarlann hiç ehemmiyeti kalmamış, tedipten kurtulan oymakların büyük bir kısmı da başka sahalarda dağılmıştır. XIX. asır başlarında burada pek az ve ehemmiyetsiz Avşar bakiyelerine tesadüf edilmesi bunu gösteriyor.

e. Kazerun Avşarları.

Fars sahasında, Şiraz, İsfahan, Kazerun havalisinde, daha Safevilerden evvel mevcut olan Avşar oymaklarına mensup reislerin, Abbas I. devrinden başlayarak, iki buçuk asra yakın bir müddet Kazerun hakimliğinde bulunduklannı tarihi kaynaklardan öğreniyoruz:

1003'ten evvel Kazerun hakimi bulunan Emir Han'ın bu yıl Kuh-Giluya'ya tayini üzerine, Alplu oymağına mensup İsmail Han buraya hakim oldu. Fars-name-i Nasıri müellifi, 1002'den başlayarak, Kazerun hanlannın 250 yıllık bir silsilesini vermekte ise de, burada Abbas I. devrine ait isimler ile 'alemara-yı Abbasi'de verilen -tabii daha mevsuk olan- isimle birbirini tutmamaktadır.

Fars-name'de 1000-1250 yılları arasındaki Kazerun hanlarının isimleri şu suretle kaydedilmiştir:

Hvaca Pir Budak, Hvaca Pir Vali, Hvaca Hasan Ali, Hvaca Hüseyn Ali, Hüsameddin, Hvaca Hüseyn Ali Sani, Hvaca Muhammed Rıza, Hvaca Ale'l-Hasan, Hvaca Ali Kuli, Rıza Kuli, Muhammed Kuli, Kelb-i Ali, Abbas Kuli. Avşarlardan olan bu ailenin Alplu oymağına mensup olduğu tahmin edilebilir.

d. Urmiye Avşarları.

Urmiye havalisinde Avşarlann yerleşmesi, galiba Abbas I. zamanına tesadüf ediyor. Gerçi 1917'de Han Perviz Han Kasımlu tarafından te'lif edilerek Nikitine tarafından bazı ilaveler ile hulasaten tercüme edilmiş olan eserde Avşarların buraya, Timur ile beraber, 802'de geldikleri iddia olunursa da, bunun hiçbir tarih esası yoktur. Bizim bildiğimize göre, ilk defa Abbas I.'in büyük emirleri arasında Urmiye hakimi Kelb-i Ali Sultan'ın adı geçmektedir ki, bu, İnanlu oymağına mensup Kasım Han'ın oğludur. Bu Kasım Han, Abbas'ın ilk saltanat yıllarında Kirmanşah havalisinde Osmanlılara karşı hudut muhafazası hizmetinde bulunan inanlu Avşarlarının reisi olup, 1012'de, Osmanlılar ile harpte, büyük yararlıklar göstermiş, 1032'de han unvanı ile Musul valiliğine tayin edilmiş ve bir az sonra, burada baş gösteren ta'un sebebi ile, aşireti ile beraber, Urmiye, Sayın-kale ve Sulduz taraflarına yerleşmişti (ayn. esr.). 1037'de Urmiye hakimi bulunan Kelb-i Ali Han'dan sonra, burada Avşarlardan muhtelif valilere tesadüf ediyoruz. Bunlardan Hudadad Beg Kasımlu, 1119'da ilk defa beylerbeyi unvanını aldı. Nadir Şah emirlerinden olup, sonradan 1161-1162 yıllarında Fars vali ve serdarlığında bulunan Feth Ali Han Araşlu, Urmiye civarına yerleşerek, 1173'te Tebriz ve Maraga havalisini de hükmü altına aldı ise de, 1177'de katledildi. Bunun Cihangir Han ve Muhammed Reşid Beg adlı iki oğlunu 1193'te İsfahan da görüyoruz.

Nikitine'in tercüme ettiği vakayiname, bundan sonraki hanların isimlerini sıralamakta ve devirlerindeki hadiseler hakkında kısa malumat vermektedir. Bu hanların Kasımlu oymağına mensup olduğunu ilave ederken, bu oymağın, yukarıda adı geçen Kasım Han İnanlu'nun ismini almış yeni bir teşekkül olduğunu da söyleyelim. Urmiye Avşarları, o civardaki Kürt aşiretleri ile daimi mücadelelerde bulunmuşlar ve Sünni Osmanlılara karşı Şii İran sülalelerinin hudut bekçiliği vazifesini görmüşlerdir.

e. Netice.

İran Avşarları hakkındaki bu tarihi izahattan sonra, eski ve yeni şark ve garp seyyahlarının bunlar hakkındaki müşahedelerinin hulasasını, onların bugünkü coğrafi vaziyetlerini ve ne gibi oymaklara bölündüklerini en umumi çizgileri ile tespit edelim. İptida Selçuklular zamanında İran'a gelmeye başlayarak, kısmen burada yerleşen ve kısmen de İran garbındaki memleketlere giden Avşar oymaklarının İran içinde nerelere yerleştiklerini yukarıda görmüştük. Bugünkü Afganistan sahasında tesadüf edilen Avşarlardan bir kısmının, Abbas I. tarafından Horasan'dan Andhu'ya nakledildiğini, diğer bir kısmının da, Nadir Şah zamanındaki hareketler esnasında, şair bazı kızılbaş zümreleri ile beraber, buraya geldiğini de buna ilave edebiliriz.

Chevalier Chardin'in meşhur seyahatnamesinin yeni bir tab'ını yapan L. Langles, uzun müddet Tebriz'de oturmuş olan Joannin'in verdiği malumata dayanarak, XIX. asır başlarında İran'daki göçebe Türk kabilelerinin 416.000 nüfuslu 41 oymağa ayrılmış olduğunu, bunlardan Kaçarların 40.000, Avşarların ise, 88.000 nüfusa malik olduklarını söylemektedir. Bu istatistik malumatı Ritter, Reclus ve Fr. Spiegel taraflarından tekrar edilmişse de, bu rakamı daha doğru olarak, aile, yani çadır sayısı gibi göstermişlerdir.

Aynı kaynağa dayanılarak, bunların dağılışı hakkında da şu malumat vardır:

Urmiye'de 25.000, Hamse'de (Zengan'dan Sultani'ye ve Sayınkale'ye kadar) 10.000, Kazvin'de de 5.000, Hemedan'da 7.000, Rey ve Tahran'da 7.000, Huzistan da 10.000, Kirman'da 6.000, Horasan'da 8.000, Fars'ta 5.000 ve Mazenderan'da 5.000 çadır. Yine bu devirde P. Am. Jaubert, Avşarların Selmas, Urmiye, Tebriz'de, Kazvin, Sultaniye, Zengan, Kum ve Kaşan civarlarında, Irak-ı Acem'de, Horasan'da Damgan ve Meşhed havalisinde yaşadıklarını söylemektedir. XIX. asır başında meşhur bir şark seyyahı, Avşarların muhtelif oymaklara ayrılmış büyük bir Türkmen şubesi olduğunu ve Anadolu'dakilerin sünni olup, 30.000 hane kadar bulunduğunu söyledikten sonra, Azerbaycan, Fars, Irak, Kirman, Horasan, Huzistan, Irak-ı Arap havalisinde, şia-i imamiye mezhebine mensup, 200.000 çadır halkı "Tabaristan, Zabulistan, Kabil, Keşmir, Hindistan ve Turan'da 100.000 çadır halkı" Avşar bulunduğunu kaydediyorsa da bunun mübalağalı bulunduğu ve tırnak içine aldığımız kısmın da tamamiyle uydurma olduğu meydandadır.

XII-XIX. asırlar zarfında İran'da Avşarların faaliyetine sahne olan yerlerin bir çoğunda, bugün de onların bakiyelerine tesadüf edilmektedir; msl. Fars'taki İlat-ı Hamse arasında 5.000 aileden mürekkep Inanlular, bir Avşar oymağı olup, 1295'ten beri göçebeliği bırakmışlar ve ziraatle iştigale başlamışlardır. Bunların muhtelif şubeleri (ocakları) arasında bir de Avşar-uşağı oymağı bulunmaktadır. Mes'ud Kayhan, Coğrafya-yi mufassal-i İran, Tahran, 1310/1311 (hicri-şemsi), II, 86; bu Inanlulardan bir kısmına bugün Erdebil, Miskin ve bilhassa Save ve Kazvin etrafında tesadüf olunur. Kuh-Giluya'da bugün Akaceri namı altında toplanan oymaklar arasında Avşar oymağına tesadüf edildiği gibi (ayn. esr., s. 90; Fars-name-i Nasıri, II, 270), yine bugün Mamasani'de yaşayan iller arasındaki Begeş taifesi de bir Avşar oymağının bakiyesidir. Huzistan'da, eski Avşar hakimiyetinin bir hatırası olarak, yalnız Gündüzlülerin küçük bir parçası kalmıştır ki, Şuşter'de ve Dizful ırmağı kenarında yaşarlar.

Asıllarının Türk olduğunu unutmayan ve gerek antropolojik vasıfları, gerek bazı adetleri ile diğer Huzistan halkından tamamiyle ayrılan bu Gündüzlülerden bir kısmı başka taraflara muhaceret etmiş olup, 1286'da yalnız 140 çadırdan ibaret bulunuyorlardı. Kirman'daki iller arasında 5.000 çadırlık bir Avşar kabilesi bulunduğu gibi (ayn. esr., s. 92, 253 v.d burada hala Türkçe konuşan bazı küçük Türk zümreleri daha vardır), Save, Zarand ve Kazvin etrafında da göçebe Avşarlara tesadüf olunur. Urmiye ve havalisi ise, hala kesif Avşar oymaklarının bakiyeleri ile meskun bulunmaktadır. Vaktiyle İran'a tabi olan bugünkü Azerbaycan cumhuriyetinde Şuşa kazasına tabi Avşar-kendi, vaktiyle burada Avşarların yerleştiğini göstermektedir (Mehmed Hasan Baharlu, Azerbaycan, Baku, 1921, s. 73; müellifin Avşarları Kayılardan sayması ve Nadir Şah zamanında buraya gelmiş göstermesi tamamiyle esassızdır). Bugünkü İran'da Türkçe bölük adını taşıyan idari taksimattan bazıları hala Avşar adını sakladığı gibi, Hamse'nin cenub-i garbisindeki Avşar dağlan da bu büyük ilin ismini taşımaktadır.

Tarihi kaynaklara nazaran, İran Avşarlarının ayrılmış oldukları muhtelif oymaklar şunlardır:

Kırklu (Kırhlu), Papalu, Celayir, Köse-ahmedlü, Gündüzlü, inanlu, Araşlu, Alplu, İmirlü, Bereşlü (Ahmed Kasravi'ye göre; bk. bibliyografya).

Nikitine'in makalesinde ise, şu isimler verilmektedir:

Şamlu, Usalu, Kasımlu, Imanlu (inanlu, Inallu), Araşlu, Gündüzlü, Begeşlu, Kuh-Gilulu. Burada adı geçen Şalumlular, Safevi devrinde büyük rol oynamış, mühim bir Kızılbaş kabilesinin adı olduğu cihetle, bunları esasen Avşarlardan saymak doğru değildir; ancak, muahhar devirlerde, Şamlulara mensup bir zümrenin Avşar oymakları arasına katılmış olduğunu kabul etmek daha doğrudur. Celayirler için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Türk kabile teşkilatında buna benzer birçok misaller gösterilebilir. Nitekim bir az evvel bazı Avşar bakiyelerinin başka kabile teşkilatı içine girdiğini görmüştük. Mir'atu'l-buldan el-Nasıri'de, bir de Zencan civarındaki Avşar şahsevenlerinden Bedirlü, Kör-hasanlu ve Tevhidlülerden bahsedilmektedir. Oskar Mann, Avşar oymakları olarak, Kasımlu, Araşlu, Köse-ahmedlü, Kutulu (?), Tekelü, inanlu, Begeşlü, Kırklu, Imırlu (Irlü şeklinde yazılan bu ismi bu yolda tashih etmelidir), Gündüzlü. Bunlardan Tekelüler, tıpkı Şamlular gibi, Safeviler devrinde büyük rol oynamış bir kabilenin adıdır; Imırlar 24 Oğuz boyundan birinin adı olup, muhtelif parçaları Horasan'dan Anadolu'ya kadar geniş sahalara yayılmıştır; bu iki büyük kabileye mensup bazı zümrelerin Avşar ili içine girdikleri, bu isimlerden anlaşılıyor. Bugün Hazar cenubundaki memleketlerde rastladığımız Usanlular ise, Usallu Usalu'lardan başka bir şey değildir ve Avşar oymaklarından-dır, İran Azerbaycan'ındaki Avşarlar hakkında Evliya Çelebi bir az malumat vermekte ve Erdebil hakimi Avşarlı Ebu'l-Feth Han ile, kuvvetli bir Avşar kabilesinin başında bulunan Avşarlı sultandan bahsetmektedir; yine o, bir kısım Avşarların yazın Demavend yaylasına çıktıklarını ve vergilerini Rey hakimine verdiklerini söyler.

İran Avşarları, bugün kısmen yarı göçebe, yani yaylak ve kışlaklara malik, iller halinde yaşamakta, kısmen de toprağa yerleşmiş bulunmaktadır. Evliya Çelebi, daha XVII. asırda, Tebriz civarında bir Avşar-kendi'nden bahsettiği gibi, Tebriz halkı arasında da şehirde yerleşmiş Avşarlar bulunduğunu söyler . Mama fih, yalnız Tebriz de değil, Avşarların yaşadıkları sahalardaki şair şehirler halkı arasında da Avşarlann bulunduğu kat'iyetle söylenebilir. Bugün ziraat, hayvan yetiştirmek ve halıcılık ile geçinen ve umumiyetle şii mezhebinde bulunan İran Avşarları, eskiden beri cüret ve cesaretleri ile şöhret kazanmışlardır. Bunların içinden yalnız kumandanlar ve idare adamları değil, Abbas I.'in kitapçısı şair ve müellif Sadiki, XVIII. asrın tanınmış şairi Tarzi gibi, yalnız Farsça değil, Türkçe de yazmış müellifler ve sanatkarlar da yetişmiştir. Bugünkü İran musikisinde Afşari (Avşari) adını taşıyan hususi bir makam vardır ki (Ali Naki Han Veziri, Dustur-ı tar, Berlin, s. 120; Reşid i Yasami, Edebiyat-ı mu'asır, Tahran, 1316, s. 104), isminden de anlaşıldığı gibi, Avşarların hususi musikisinden alınmıştır. İran Avşarlarının örf ve adetleri, İran'daki şair göçebe Türk illerinden pek farklı olmadığından, bu hususta I. Malcolm'un verdiği umumi malumattan istifade olunabilir .

V. Suriye ve Anadolu Avşarları. İran'ı geçerek, Elcezire, Suriye ve A-nadoiu sahalarını fetheden Selçuk orduları ile beraber, muhtelif boylara mensup, kesif Oğuz aşiretlerinin geldikleri ve bunların bilhassa hudut mıntıkalannı muhafazaya memur edildiği şüphesizdir. Daha XI. asırdan başlayarak, bilhassa Zengi ailesinin saltanatı esnasında, XII. asırda büyük bir mücadele sahası olan Suriye ve Halep'te birçok Türkmen aşiretleri yerleşti. Gerek onların maiyetlerinde, gerek varisleri olan Eyyubiler ve Memlukler zamanında bu Türkmenlerin mühim askeri hizmetlerde bulunduklarını, haçlılara, Kıbrıs ve küçük Ermenistan krallıklarına ve Moğollara karşı harplerde ordu için büyük bir kuvvet kaynağı teşkil ettiklerini biliyoruz. Bu memleketler muahharen Osmanlı imparatorluğuna ilhak edildikten sonra da, bu aşiretlerin, "Halep Türkmenleri" ve "Yeni-il Türkmenleri" gibi isimler altında, hemen hemen eski yerlerinde görmekteyiz.

XII.-XV. asırlara ait zengin tarihi kaymaklar sayesinde, "Şam Türkmenleri" ve "Halep Türkmenleri" gibi umumi isimler altında bahsedilen bu aşiretlerin adları, muhtelif devirlerdeki reisleri, bunların tesis ettikleri bazı yeni kasaba ve köyler, eski merkezlerde kurulan yeni Türkmen mahalleleri hakkında, oldukça malumatımız vardır, Arap ekseriyeti arasına yerleştirilmiş bazı Türk zümrelerinin, muhtelif amiller tesiri ile, daha XIII. asır başlarında bile Araplaşmış ve dillerini unutmuş olduklarını biliyoruz (Yakut el-Hamavi, Mu'cemu'l-buldarı, II, 185; Memluk devleti teşkilatında Suriye Türkmenlerinin ehemmiyeti ve mevkii hakkında tafsilat için bk G. de Mombynes, La Syrie a l'epoque des Mamelouks, Paris, 1923). XIV. asır Mısır kaynaklarında, msl. Kalkaşandi'de, Avşarlardan, Halep Türkmenleri arasında bahsedildiğini görüyoruz (bk. Subhu'l-a'sa). XV. asırda Gazze'den Diyarbekir'e kadar yayılmış olan ve bazıları Suriye sahillerinde hudut bekçiliği vazifesi gören muhtelif Türk kabileleri arasında, Avşarlardan başka Inallu (inanlu) ve Gündüzlülerin de adları geçmektedir (tarihi kaynaklarda, bazen yanlış bir şekilde yazılan bu kabile isimlerinin doğru şekillerini tespit etmek, hususi bir tetkike muhtaçtır. Msl. Ch. Schefer, bir makalesinde, bu isimleri yanlış olarak kaydetmiştir; bk. Archives de l'Orient latin, II, Paris, 1884, s. 92). XVI. asırda meşhur Kutb-ı Mekki [b. bk.] Tizin kasabasından sonra Gündüzlü isminde bir köyüne uğradığını kaydeder ki, burası, Avşar kabilesinin oymaklarından olan Gündüzlüler tarafından iskan edildiği cihetle, bu ismi almıştır. Ebu'l-Mehasin b. Tagribirdi, 812 vak'alarmdan bahsederken, emir Muhammed b. Kutbegi isminde bir Avşar reisinden bahsettiği gibi, 820, 821 ve 825 yıllarında da bunlar ile Inalluların ve Bayatların bazı hareketlerini anlatmaktadır.

Büyük bir ihtimal ile Suriye'den Anadolu'nun cenup sahalarına gelip yerleşen birtakım Avşar aşiretlerinin, XIII. asırda, şair bazı Türkmen oymaklarının da yardımı ile, Karaman beyliğini kurdukları tahmin olunabilir [bk. KARAMAN-OĞULLARI]. Daha 1254'te Pamphilia'daki Krakka (galiba Korikos, yani bugünkü Cökören olacak) kasabasının, Avşarlardan İslam Beg isminde bir Türkmen emiri tarafından, yağma edildiğini ve İslam Beg'in de bundan bir az sonra öldüğünü ve yine aynı kasabanın 1258'de Sarum Beg adlı bir Türkmen (büyük bir ihtimal ile Avşar) reisi tarafından tekrar yağmalandığını biliyoruz. İşte, Iran sahası haricinde, yani Suriye ve Anadolu'da, Avşar adının zikredildiği ilk kayıt, bizim bildiğimize göre, budur.

Katib Çelebi, Halep Türkmenlerinden bahsederken, bunların eskiden 8 taife olduğunu, Avşarların da bu zümreye dahil olup, Ca'ber [b. bk.] civarında oturduklarını söyledikten sonra, o devirde Avşarlann Receb-oğulları diye anıldığını tasrih eder. Hakikaten, XVI.-XVIII. asırlara ait resmi vesikalarda, Receblü-avşarı ismine sık sık tesadüf edilmektedir. Yine bu vesikalardan, Avşarların o sırada, Kara-avşar, Kara-gündüzlü-avşarı, Bahrili-avşarı gibi, birtakım oymaklara ayrıldığı da görülüyor. XVI. asırda Yeni-il namı altında toplanan ve vesikalarda Halep Türkmenleri diye de zikrolunan bu Avşarlar, kışın Şam etrafına giderler, yazın da Anadolu'ya gelerek, Zamantı taraflarında yaylalara çıkarlardı. Bilhassa bu göçler esnasında, yerleşik halkın malına ve ekimlerine tecavüz eden, yollarda şekavet yapan, başka aşiretler ile mücadelelerde bulunan bu Avşarları, şair bu gibi göçebe Türk kabileleri ile beraber, Hama, Humus, Rakka havalisine yerleştirmek için, XVII.-XVIII. asırlarda sarfedilen gayretler neticesiz kalmış ve diğer aşiretler gibi, Avşarlar da fırsat bulur bulmaz, zorla yerleştirilmek istenildikleri sahaları bırakıp, tekrar eski yerlerine ve hayat tarzlarına dönmüşlerdir. Bunların dahili bünyeleri, devletle münasebetleri ve yaşayış şekilleri, diğer göçebe Türkmen kabilelerinden farksızdı, Bu vesikaların verdiği malumata göre, Avşarlar ile komşu yasayan şair Türkmenler arasında Bayatlar, Inallular ve Imırların muhtelif şubeleri vardı ki, bu, XIV. asır sonlanna ait olarak, İbn Tağribirdi'nin verdiği malumat ile de tamamiyle uygun gelmektedir.

114'de Inallulardan Ali Beg'in Inallu ve Avşar aşiretlerine mütesellim tayin edilmesi, bunların Avşarlar ile münasebetlerini gösteren diğer bir delildir. Osmanlı imparatorluğunun, göçebeleri icabeden yerlere zorla nakl ve iskan etmek hususunda -Selçukluların bu husuftaki ananelerini takip ile- XIV. asırdan beri sarfettiği gayret neticesi olarak (Kutb-ı Mekki, Kanuni devrinde Adana-Halep arasındaki sahaya zorla göçebe Türkmenlerin iskanına çalışıldığından bahseder), daha XVII. asırda, İsparta'nın bir merhale şimalinde, Avşar köylerini görüyoruz. Mesela Tekirdağı'nda mevcut Avşar köyü, ismini, herhalde, buraya iskan edilmiş Avşarlardan almış olacaktır.

XIX. asırda Çukurova aşiretlerinin iskanı için, Derviş Paşa tarafından yapılan askeri hareketler esnasında, oradaki şair Türkmen aşiretleri gibi, Avşarlar da büyük felaketlere uğramışlar ve kısmen Göksün ve Kayseri taraflarına, kısmen de başka yerlere iskan edilmişlerdir ki, Avşar halk şairlerinin buna ait tertip ettikleri çok hazin manzumeler oralarda hala terennüm edilmektedir. Bugün hala Çukurova, Maraş, İçel ve Kayseri sahalarında yarı göçebe Avşar oymaklarına tesadüf edildiği gibi, Suriye'de, Rakka'da da Avşar-bucağı adını taşıyan küçük bir oymağın yaşadığı rivayet edilir.

Anadolu nun muhtelif sahalarında, muhtelif zamanlarda Avşar zümrelerinin yerleşmiş veya yerleştirilmiş olduğu, bugün hala Avşar, Avşarlı v.s, gibi isimler taşıyan köylerin mevcudiyetinden anlaşılıyor.

Dahiliye vekilliği tarafından tertip ettirilen Köy adlan kitabında, 44 Avşar köyüne rastlanıyor:

Buna göre, Sivas, Ankara ve Bolu vilayetlerinde 5'er, Kastamonu da 4, Manisa ve Konya'da 3'er, Kayseri'de 2 Avşar köyü bulunuyor; diğer köyler Safranbolu, Isparta, Antalya, Bursa, Çankırı, Afyon, Kütahya, Yozgat, Maraş, Balıkesir, Çorum, Aydın, Denizli, Muğla, Tokat ve Malatya'da dağınık bir haldedir.

Türkiye'deki Avşarlar, hemen umumiyetle Sünni mezhebin-dedirler. Yalnız bugün Kars vilayetinde Taşburnu nahiyesine tabi küçük bir köyde, Şii mezhebine mensup, ufak bir Avşar zümresi yaşamaktadır ki, bunlann İran'da Urmiye havalisinde yaşayan Şii Avşarlardan ayrılıp, buraya gelmiş olduğu kolayca tahmin olunabilir. Son bir mütalaa olarak, Selçuk devrindeki ilk muhaceretler esnasında Avşar oymaklarının büyük ekseriyetinin İran sahasında kaldığını, şimali Suriye'ye gelen bir kısım Avşarların da, sonradan, kısmen Şah İsmail'e iltihak ederek ve kısmen de Anadolu'nun muhtelif yerlerine dağılarak, yavaş yavaş azaldıklarım ve Osmanlı İmparatorluğunun merkeziyetçi sistemi içinde, İran da olduğu gibi, mühim roller oynayamadıklarını söyleyelim.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir