Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın Kayı Boyu

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın Kayı Boyu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:31

KAYI

Kayı boyu, görüldüğü üzere, Reşideddin'in Üstesinde en başta yer almıştır. Bu liste Oğuz boylarının, İslamiyyetten önceye ait tarihlerindeki siyasi ve içtimai mevkileri esas alınarak yapılmış olduğundan Kaydarın listenin başında yer almaları, onların bu bakımlardan (siyasi ve içtimai mevki itibariyle) Oğuzlar'ın en mühim ve en asil boyu sayıldığım gösterir. Nitekim Kayılar, Oğuz hükümdarlarını çıkaran 5 boyun başında zikredildiği gibi, yine Reşideddin'in Oğuzlar'ın tarihi bölümünde bir Oğuz yabgu sülalesi de bu boya mensup gösterilir. Muhakkak ki Kayılar, Oğuzlar'ın en eski, en köklü ve en şerefli boylarından biri idi.

Yine Reşideddin'deki Türkler'in tarihi bölümünde yazıldığına göre, Müslüman Oğuz hükümdarı AB Han zamanında, Amu suyunun (belki de Seyhun kasdediliyor) sol yakasında oturan ve 40.000 atlı çıkaran Oğuzlar'ın başında Kayı'dan Korkut Beğ bulunuyordu. Aynı bölümde Selçuklu ailesinin, Korkut Beğ'in reislik yaptığı bu Oğuz kümesinden çıktığı söylenir.

Fakat eserlerde bu boydan hiç bahsedilmiyor. Buna karşılık XVI. yüzyılda yazılmış Osmanlı tahrir defterlerinde Kayılara ait pek çok yer adına ve teşekküllere rastgelinir. Öyle ki, az yukarıda yazıldığı gibi, Kayı boyu, Oğuz boylarına ait yer adlan hakkında XVI. yüzyılda yazılmış defterler üzerinde yaptığımız araştırmaya göre meydana getirilen Üstede 94 yer adı ile en başta gelmektedir3. Şebin Kara-Hisar ve Kemah'tan başlayan bu Kayı yer adları Muğla ve Manisa'ya kadar yayılmış bir halde bulunmaktadır.
Kayı adlı oymaklara gelince, Kayılar bu hususta da en fazla teşekküllere sahip bulunan iki boydan (diğeri Avşar) biridir. Yer adlarında olduğu gibi, oymaklar hususunda da Kayı ile Avşar birbiri ile başbaşa gitmektedir. Bu Kayı oymakları, Avşar, Bayat ve diğer bir çok boyun aksine olarak, Yörükler arasında, yani Anadolu'nun orta ve batı taraflarında bulunmaktadır.

Şimdi bunları, yaşadıkları bölgelere göre tetkik edelim:

1. At-Çeken:


Konya bölgesindeki Kayı oymağı, At-Çeken topluluğuna mensup olup, Larende (bugün Karaman) kasabasının doğu ve Ereğli'nin güneyindeki toprakları kaplayan Bayburd kazasında yaşamaktadır. Bu oymağın, H. Bayezid devrinde 260'ı evli olmak üzere 343, I. Selim zamanında, 475 i evli olmak üzere, 680 vergi nufusuna sahip olduğu görülüyor. Diğer taraftan bu Kayı oymağının hemen bütün mensupları sipahi oğulları idiler.

Oymağın bahsedilen zamanlarda elinde bulunan ekinlikleri yani çiftçilik yaptıkları yurdlan (mezrea) şunlardı:

Yassı-Üyük, Erence, Arslanlu-Viranı, İnlü-Viranı Bostonlu, Günü, Karaca-Kaya, Kınık, Gencek adlı ekinlikler de Aksaklu oymağı ile eski zamanlardan beri otura geldikleri yurdları idi. Konya Kayıları'nın 1547 de Kapanlar, Gök-Köy, İbrahim, Divaneler, Gebeciler ve belki de Kayı Hüyüğü adlı köylerde yerleştikleri görülüyor.
Bu Kayı oymağının yaşadığı zamanda Konya bölgesinde, Kayı adlı 6 köy de vardı.

2. Ankara:

Görüldüğü gibi, Ankara sancağında, Kayı adlı 4 yer adı olmasına rağmen, nüfusu çok bir Kayı oymağı yoktur. Bu adda Ankara Yörükleri arasında pek küçük bir oymak vardır ki bu da Kayıcık adlı bir köyde yaşamaktadır4. Bu Kayıcık köyü Ankara ile Ayaş arasındaki, Murtazaabud kazasına bağlı Kayıcık köyü olsa gerektir. XVI. yüzyüdaki bu küçük Kayı teşekkülünün eski ve oldukça büyük bir Kayı oymağının kalıntısı olması muhtemeldir.

3. Hamid (Isparta):

XVI. yüzyılda bir Kayı oymağı da Hamid sancağı'nın Eğirdir kazasında yaşamaktadır. Bu oymağın Kanuni devrinde 118 vergi nüfusu vardı. Aynı sancakta Kayı adlı 5 köy de görülmektedir.

4. Denizli:

XVI. yüzyılda en büyük Kayı oymağı Denizli'nin kuzeyinde yaşamaktadır. Başlıca Kaş-Yenicesi, Aydos ve Şeyhlü kazalarında yaşayan bu Kayı oymağı Kanuni devrinde 35 köyde yurd tutmuş bulunuyordu. Bu oymağın evli vergi nüfusunun 1123, bekar vergi nüfusunun 223 olduğu ve her yıl devlete 42.000 akça vergi verdiği görülüyor. Bu Kayı teşekkülünün oturduğu köylerden hiç biri Kayı adım taşımıyor7. 978 (1570-1571) tarihli bir hükümde bu Kayı Yörüklerinin vergilerinin tahsiline kadıların müdahale etmemeleri emrediliyor8.

5. Menteşe:

İkinci kalabalık Kayı teşekkülü de bu sancakda yaşıyor. Bu Kayı teşekkülü, adı geçen sancağın Köyceğiz-Ayasuluğ (Selçuk) arasındaki köylerinde oturmaktadır. Yavuz Selim devrinde tir (ok) adı ile 14 kola ayrılan Menteşe Kayılan, 892 vergi evine sahip idiler; 1553 tarihinde ise vergi evleri 1034 olarak hesap edilmiştir. Bunların da yurd tuttukları köylerden hiç biri Kayı adım taşımıyor. Lakin aynı bölgede, aynı devirde 6 köyün Kayı adını taşıdığı10 görülmektedir ki, bunlardan hiç birinin adı zamanımıza kadar gelmemiştir.

Menteşe Kayılan doğrudan doğruya Denizli Kayıları'nın bir parçası olsa gerektir. Bunların da, İbn Said'in (XIII. yüzyılın ikinci yarısı) nüfuslarını takriben 200.000 çadır olarak gösterdiği Denizli Uç Türkmenlerinin kalıntılarından olmaları pek muhtemeldir. Menteşe bölgesinde Kayılar ile birlikte Kızıl-Keçili ve Horzum adlı oymakların da yaşadıkları görülüyor ki, bunlardan sonuncu isim, haklı olarak, Harizm'den getirilmiştir.

6. Saru - Han:

Bu sancakta her hangi bir Kayı oymağının varlığına dair tahrir defterlerinde bir kayda rastgelinmiyor. Ancak, XVI. yüzyılın ortalarına alt bir vesikadan bu adda bir oymağın Çoban oymağı ile Karaman-Kayası denilen yerde yaşadıkları anlaşılıyor.

7. Kara-Hisar (Afyon):

Yine başka bir vesikadan bu boya mensup bir oymağın da Kara-Hisar sancağının Sandıklı kazasında yaşadığı görülüyor. 967 (1559-1560) tarihini taşıyan bu vesikada Sandıklı'ya bağlı Kayı oymağının yine aynı kaza dahilindeki bir köy halkı ile Kaplan-Alanı adlı bir yaylak hususunda çekişmekte olduklarından bahsedilmektedir. Bu oymağa da tahrir defterlerinde rastgelinememiştir.

8. Sis (Kozan):

Anadolu'daki sonuncu Kayı teşekkülü Sis (Kozan) sancağı oymakları arasında görülmektedir. 29 evden (hane) ibaret olan bu küçük Kayı oymağı Kutlu Beğ- Hacılu adlı bir teşekküle tabi bulunmaktadır. Defterlerde bu Kutlu Beğ- Hacılu teşekkülü aynı sancaktaki Avşar, Kavurgalu, Ayru-Damlu, Savcı-Hacılu adlı büyük teşekküller gibi, taife kelimesi ile anılmakta ise de, nüfusu pek az olup, ancak 42 vergi evidir. Bununla birlikte bu Kutlu Beğ-Hacılu taifesinin Savcı Hacıluların bir kolu olması mümkündür.

İşte XVI. yüzyıldaki Kayılara dair bilgiler bunlardan ibarettir. Yukarıda araştırmalarımızın bir sonucu olarak, Kayıların XVI. yüzyılda Anadolu'da en fazla yer adına sahip bir boy olduğunu söylemiştik. Bunlar, Oğuzların islamiyetten önceki tarihlerinde mühim bir mevkii olan bu asil teşekkülün, aynı zamanda Anadolu'nun fetih ve iskanında da en büyük rolü oynamış bir boy veya bir kaç boydan biri-olduğunu göstermektedir.
XVI. yüzyılda Anadolu'da bulunan bu 94 Kayı yer adından, İç-İşleri Bakanlığı'nın Türkiye'de meskun yerler kılavuzu adlı kitabında ancak 25 i görülmektedir. Bu Kayı adlı köyden biri de Tekir-Dağ'ında bulunuyor.

9. Hazar-Ötesi Türkmenleri:

Kayılardan bir kol da batıya göç etmiyerek Hazar-Ötesi Türkmenleri arasında kalmıştır. Ebu'l-Gazi'de ve diğer kaynaklarda bu Kayılardan hiç bahsedilmemesi sayılarının az olmasından ileri gelmiştir. Hazar Ötesi Türkmenleri arasındaki Kayılar Etrek ve Gürgen ırmakları boylarında yaşayan Göklen topluluğuna mensup bulunuyor. Bu topluluğun Ali Dağlı koluna bağlı olan Kayılar, 1880'lerde 20 oba veya aileye ayrılmıştı. Bundan başka Ali-eli. arasında da Gay adlı bir oymak görülmekte idi.

Kayı-Osmanlı Münasebetleri:

İlk Osmanlı müverrihi Ahmedi, Osman Beğ'in babası Ertuğrul Beğ'in yoldaşlarını Oğuz olarak vasıflandırır. O zamanlar Oğuz adının, eskisi gibi, Türkmenler hakkında kullanıldığına dair hiç bir bilgiye sahip değiliz. XIII. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlar Anadolu'ya Türkiye ve Türkistan ve Türklere de eskiden olduğu gibi, Türk diyorlar, Müslümanlar da daha ziyade Türkmen adım kullanıyorlardı. Türkiye Türkleri ise kendilerini, çok değer verdikleri ve şerefli bir el saydıkları Oğuzların torunları sayıyorlardı. Onların Türkmen adını uzun bir zaman benimsememiş oldukları görülüyor.

Ertuğrul. bir Türkmen oymağı beyi idi. Bu oymağın Söğüt yöresine, bazı Osmanlı kaynaklarında denildiği gibi, Ankara'nın aşağı yukarı 100 kilometre güneyindeki Karaca-Dağ'dan geldiği kabul edilebilir. Bu gelişin de Moğol baskısı ile ilgili olması en kuvveti! ihtimaldir. Bunun gibi, başında Osman Beğ'in dedelerinin bulunduğu oymağın Horasandan Anadolu'ya Moğol istilası sebebi ile geldiğine dair rivayeti de reddetmek için elde hiç bir delil yoktur.

Osmanlı hanedanının Kayı boyundan olduğunu ilk defa söyleyen müellif, eserini II. Murad devrinde yazmış olan Yazıcı-Oğlu Ali'dir. Ancak biz Yazıcı Oğlu'nu tercüme ettiği eserlere kavmi duygularının tesiri ile ilaveler yapan bir müellif olarak tanıyoruz. Kayı boyu ise, görüldüğü gibi, Oğuz elinin en asil, en şerefli boyu idi. Bu sebeble, Osmanlı hanedanı ile Kayı boyu arasındaki münasebet bize oldukça şüpheli görünmekle beraber bu, imkansız değildir.

Gerçi Yazıcı-Oğlu, Osman Beğ'e:

"Osman/ Ertuğrul oğlusun/ Oğuz Kara-Han neslisin/ Hakkın bir kemter kulusun/ İstanbul'u aç gülzar yap" şiirini söyletir ise de hanedan arasında Oğuzlara ve bu boya mensup sayılmağa ancak H. Murad'ın (1421-1451) ehemmiyet verdiği görülür.

Şimdiki bilgilerimize göre, Kayı damgası ilk ve son defa olarak onun bazı paralarmda bulunuyor; halefleri zamanında silahlara Kayı boyunun damgası daha bir müddet konulmakta devam etmiştir. Fakat hanedanın, mensubiyetini iddia ettiği Kayı boyunun, Türkiye'de henüz göçebe yaşayışım sürdüren oymaklarına yalan bir ilgi gösterdiği ve onlara imtiyazlı bir muamelede bulunduğuna dair bir delile sahip değiliz. Hatta Türkiye'nin fetih ve iskan tarihinde birinci derecede rol oynadığını gördüğümüz bu boyun XV. ve XVI. yüzyıllardaki mensupları da, diğer oymaklar gibi belki vergi memurları, sipahi ve diğerleri tarafından baskılara maruz kalmışlardır. XV. ve XVI. yüzyılda kendisini, lafda da olsa, Oğuz elinden ve Kayı boyundan sayan hanedanın daha sonraları bunu da unuttuğu görülür.

Başlangıcını kat'i bir şekilde tesbit edemediğimiz bir zamandan beri Eski-Şehir bölgesinde yaşayan Kara-Keçili oymağı, her yıl Söğüt deki Ertuğrul Beğ'in türbesini ziyaret etmekte ve bununla ilgili olarak şenlikler yapmakta idi. Kavmi şuura sahip olan H. Abdul -Hamid, Kara-Keçililerin bu ziyaretine resmi bir mahiyet verdirdi; öz oymağı saydığı Kara-Keçili gençlerinin bulunduğu bir alay (ve ya tabur) meydana getirdi ve ona Ertuğrul alayı adını verdi.

Ayrıca yine onun devrinde veya daha sonra:

"Ertuğrul'un ocağında uyandık, şehidlerin kanlarıyla boyandık" beyti ile başlayan bir marş da bestelendi. Abdul-Hamid Kara-Keçili oymağı mensuplarını Alman imparatoruna kendi akrabaları olarak tanıtmıştı. Söylemek mümkün olabilir ki, yüzyıllardan beri ilk defa bir Osmanlı hükümdarı asırlarca yalnız ve yardımsız bırakılmış yoksul milletine karşı manen sıcak bir alaka duymuştur.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OĞUZLAR'IN KAYI BOYU

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 19:59

"Kayı'lar

Tarih ve etnoloji sahasında "Kayı"ların hemen hemen yegane sebeb-i ehemmiyeti, Osmanlı İmparatorluğu müesseselerinin bunlardan olması, daha doğrusu, muahhar müverrihler tarafından sultanlar sülalesinin -bir maskad-ı mahsusla- bu boya isnat edilmesi dolayısıyladır. Yoksa bunların bu isim altında olarak, tarihte birtakım mühim harekatta bulunduklarını henüz bilmiyoruz. "Osmanlı İmparatorluğu'nun tesisi muamması hakkında yakında mecmuamızda neşredeceğimiz bir makalede, bu cihetleri ayrıca göstereceğimiz için, burada, sadece, iptida "Marquat"tan başlayarak "Nemeth, Brockelmann" gibi değerli alimleri şaşırtan ve ilim aleminde bu gün adeta bir mütearife haline gelmek üzere bulunan bir yanlışlığı düzeltmek istiyoruz. Mukaddema "Anadolu'da İslamiyet" adlı kitabımızın iki küçük haşiyesinde bu umumi yanlışlıktan bahsettikse de, meselenin ehemmiyetine mebni burada daha etraflı bir surette izahını zaruri görmekteyiz. Malumat-ı mütebahhiranesinin vüs'at ve tenevvürü şüphesiz na-kabul-i inkar olmakla beraber, ekseriya çok cüretkar faraziyelere kapılan Profesör Marquart, 1914'de Profesör Bang ile birlikte Göthingen Akademisi neşriyatı meyanında "Şark Türkleri ve Lehçeleri" tetkikatına dair çıkardığı büyük eserde, galiba ilk defa' olarak, "Kayı"lar hakkında epey etraflıca malumat verdi [s. 39-40]; hatta ayrıca, iki numaralı "zeyli"nde de "Osmanlıların aslı"ndan bahsederken, bu çok muğlak meseleyi biraz daha tamik etti [s. 187-194], Bir müverrihe hiç yakışmayacak asabi ve çok tarafgirane bir eda ile yazılan ikinci kısım hakkındaki mütalaamızı, ayrıca "Osmanlı İmparatorluğu'nun tesisi"nden bahsederken yazmak fikrindeyiz. Binaenaleyh burada sadece ilk kısım hakkındaki tenkitlerimizi söyleyeceğiz. "Marquart"ın bu eserinde "Kayılar" hakkında başlıca mehazları, "El-Biruni"nin "Sultan Mes'ud Gaznevi namına yazdığı Astronomiye ait bir eseri ile "Avfi"nin meşhur "Camiü'l-hikayat" ve lamiü'r-rivayaf'ı, bir de "Şükrullah"ın maruf "Behcetü't-tevarih"idir.

İşte Profesör "Marquart" bunlara istinaden, uzun birtakım muhakemat ve istidlalatdan sonra, "kay-kayı"ların "Kun:

Kuman"larla münasebat-ı tarihiyyesini göstermiş ve bunların "Türkleşmiş Moğollar" olduğunu ileri sürmüştür.
Osmanlıların ciddi olarak bilinen ve -Marquart'ın da tabiatı ile kaydettiği vecihle- "Reşidüddin" tarafından Oğuz boylarının başında zikredilen "Kayı"ların, "El-Biruni"nin eserinde "Kırgız ve Dokuz Oğuzların şarkında olarak" gösterilmesi, ilk defa olarak, maruf Sinolog Mösyö "Pelliof'nın nazar-ı dikkatini celp etti; hatta Marquart'ın bu kitabı hakkında "Jurnal Asiatik"de neşrettiği pek mühim ve mufassal bir makale-i tenkidiyede, muhaceretleri hakkında henüz sarih ve mevsuk hiçbir malumata malik olamadığımız bu "Kayılar" meselesi hakkındaki netayicin pek şayan-ı itimad olamayacağını ileri sürdü. Mösyö "Poll Pelliot", mutad nüfuz nazarıyla, bu pek mühim nokta üzerine parmağına basmış, lakin daha ileri gitmemişti. Onun bu muhakkik mülahazası ve kitabın sair birçok nokta hakkındaki çok kuvvetli tenkitleri maalesef nazarı dikkati celp edememiş olacak ki, muahharen Profesör Nemeth ve Kari Brockelmann ona istinattan vazgeçmediler.

Cidden kıymetli bir Filolog olan Profesör J. Nemeth, 1921'de Alman Şark Cemiyeti mecmuasının 50'nci sayısında neşrettiği küçük bir tenkitte, bir münasebetle "Osmanlı" ve "Kuman" lehçeleri arasındaki müşabehetlerden bahsederken, "Kayı"larla "Kun"ların aynı asıldan geldiklerini söylemekle beraber, bu iki şube arasındaki münasebat-ı tarihiyyenin "Marquart" tarafından ispat edildiğini ileri sürüyor ve hatta Osmanlıcada mukaddema mevcut olup da sonra tedricen kaybolan bazı evsaf-ı lisaniyyenin bu gaybubetini "Selçuki" tesiratına atfederek, ancak, "yazı lisanına hakim olan kibar mehafilde Kayı an'anesinin devam ettiğini" söylüyordu. Kezalik Profesör Brockelmann da, "eski Türkistan Halk Edebiyatı" hakkındaki tetkikatında Osmanlıların ceddi olan "Kay-Kayı"ların Türkleşmiş Moğollardan olduğu hakkında "Marquart" tarafından ileri sürülen fikrin "Mahmud Kaşgari"nin Divan-ı Lügati't-Türk"deki ifadesi ile teyit ettiğini ehemmiyetle ileri sürüyordu, Pelliot ve Nemeth'in bu meselede Marquart'ın yanlışlığını tashih edememeleri biraz kabul-i tefehhümdür; lakin "Mahmud Kaşgari"nin eseri üzerinde bilhassa tetkikatta ve mebzul neşriyatta bulunan Profesör "Kari Brockelmann"ın ale'l-ımıya "Marquart"a istinat ve hatta onu teyit etmesi, bence, tamamen na-kabul-i izahtır.

Marquart'ın filoloji ve tarih sahalarında çok yanlış mütalaalara ve istilalara sebebiyet veren ve yavaş yavaş adeta bir "mütearife" halini alacak gibi görünen hatası, hakikat halinde, pek basit bir savt-ı müşabehete ve bir imla hatasına istinat etmektedir. Çünkü El-Biruni ile Avfi'nin bahsettikleri "Kay"lar ile Reşidüddin'in Oğuz heyetinin başında saydığı "Kayı"lar, birbiriyle hiç "etnolojik" münasebeti olmayan, büsbütün ayrı iki zümredir. Daha "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflarda "Mahmud Kaşgari"ye istinaden bu mühim meseleyi sarahaten hal ve irade etmiş ve "Mahmud"un da Oğuz boylarından gösterdiği "Kayğ = Kayığ = Kayı" ile yine, "Divan-ı Lügati't-Türk"te ondan tamamen ayrı olarak zikredilen "Kay'ların "Marquart" tarafından birbirine karıştırıldığını da iyice anlatmıştık, "Mahmud Kaşgari" göçebe hayatı süren Cemel, Kay, Yabako, Basmil, Tatarların ayrı lisanları olmakla beraber aynı zamanda Türkçe bildiklerini söylediği gibi, ayrıca coğrafi sahaları hakkında malumat vererek, bunların Türk aleminin münteha-i şarkıyyesinde yaşadıklarını, kezalik Cemellerin Çaroklarla Uygurlar arasında ve diğer dört kabilenin ise Yaman ve Başkırdlarla Kırgızlar arasında mütemekkin bulunduklarını sarahaten anlatıyor. Kezalik "Yakut" da, yine El-Biruni'den naklen, "Kay" ve "Kun"ların bulundukları sahayı Mahmud'un ifadesine yakın olarak- "Kırgızlar, Kimaklar, Dokuz Oğuzlardan daha şarkta gösteriyor. O asırlarda bu gibi göçebe kabileler mevkilerini kolaylıkla değiştirecekleri cihetle, Mahmud'un Kırgızları onlardan daha şarki sahada göstermesinin büyük bir mahiyeti olamaz. Biz "İlk Mutasavvıflarda, bu kabilelerin esasen Türk olmamakla beraber Türklerle ihtilat neticesinde lisanen Türkleşmiş ve mamafih hususi lehçelerini büsbütün kaybetmemiş olduklarını söylemiştik ki, bu nokta-ı nazar, Avfi'nin ve ona istinaden "Marquart"ın, "Kay"ların aslen Moğol olup fakat sonradan Türkleştikleri hakkındaki mütalaalarıyla pekala tetabuk eder.

İşte bu kısa izahattan pekala anlaşılıyor ki, "Marquart"ın "Kay"lar hakkında ki mütalaası, büsbütün yanlış ve indi değildir, ancak, faraziyelere çok meyyal olan mütebahhir Profesör, "Kay"larla "Kayı"ları aynı "zümre-i kavmiyye addederek aldanmıştır. İlim aleminde hemen hemen bir mütearife şeklini almak istidadını gösteren büyük bir etnoloji hatasını tashih ve izah eden bu satırlardan sonra, "Kay: Kayı" hatasının artık devam etmeyeceğini ümit edebiliriz. Tetkikatın iptidailiğinden ve vesikaların azlığından dolayı çok müphem bir mahiyet arz eden "Kayıların muhacereti" meselesini, ileride Osmanlı İmparatorluğunun tesisinden bahsederken izaha çalışacağız; ancak, "Kayı" boyuna mensup olan zümrelerin, daha "Patan"ın tetkikatına göre garbi Moğollar arasında "Durbof'lar meyanında "hayde - ehajde" oymağı olduğu gibi, kezalik Moğol efsanelerinde de "Hay-Tiber" gibi coğrafi isimlere tesadüf olunur. Aynı suretle "Koybalılar"da da "Kaydınığ, haydıbar" gibi isimler vardır. "Rişkof", Başkırd kabilelerini sayarken, Kazan yolunda şimal-i garbi cihetinde "idil Kaylı, Kır Kaylı, Yürektav Kaylı, Aktav Kaylı" gibi bir takım oymakları zikrü ta'dad ediyor. Bunların kabile teşkilatı el-yevm bozulmuş olmakla beraber, bu yüzden onlara "Kaydı" diyorlar. Bunlar acaba eski Moğol Kaylarının ahfadı mıdır? Buna cevap vermek ve Moğol cinsinden olan "Kay'ınarın bugün ki bakayasını aramak, mütehassıs Etnografların vazifesidir.

Oğuzların Anadolu'ya ilk muhaceretleri esnasında geldiklerini ve bir taraftan Selçuklu İmparatorluğu'nun bu büyük boyları parçalayarak ayrı ayrı sahalara götürmek sisteminin, diğer taraftan iktisadi zaruretlerin tesiriyle, Kayıların da sair Oğuz boyları gibi parçalandığını ve muhtelif yerlere dağıldığını söyleyelim. Oğuzların muhaceret yollarıyla iskan sahalarındaki bilumum coğrafi isimler ve bilhassa Kay isimleri layıkıyla tetkik edilecek olursa, hiç şüphesiz, bu hususta daha sarih ve daha müspet bir fikir edinmek kabil olacaktır.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir