Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlarda Boy Teşkilatı ve Boylar

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlarda Boy Teşkilatı ve Boylar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 06:00

OĞUZLARDA BOY TEŞKİLATI VE BOYLAR

Oğuzlar kavmi ve siyasi bir teşekkül için el (il) kelimesini kullanmakta idiler:

Oğuz eli, Ak-Koyunlu eli, Dulkadır eli. Onların diğer Türk kavimlerinin söyledikleri aynı anlamdaki budun sözünü unuttukları anlaşılıyor.

Bu kelimenin moğolca karşılığı olan ulus sözü de İlhanlıların tesiri ile, ancak Doğu-Anadolu'daki Türkmenlerce, el kelimesi ile birlikte, kullanılmıştır:

Kara-Koyunlu ulusu, Boz-Ulus, Kora-Ulus. Şimdi biz el yerine umumiyetle arabçadan aldığımız kavim (kavm) sözünü kullanmaktayız. Görüldüğü gibi, Oğuz-elinin başında yabgu unvanlı hükümdarlar vardı. XII. yüzyıldan sonra bu kelime, bu anlamda, kullanılmayarak unutulup gitmiştir. Türkmen ellerinin başında bulunan hükümdarların ise türkçe yalnız beğ ünvanını taşıdıkları görülür. El'in zamanla ülke anlamına gelmiş olduğu malumdur. Yurd elin, boyun, obanın ve ailenin sahibi olarak oturduğu yerdir.

Oğuz elini meydana getiren teşekküllerden her birine boy denir ki, Kaşgarlı bu sözün oğuzca olduğunu bildirir. Orhun kitabelerinde geçen "bod" sözü, söylendiği gibi, belki bu kelimenin en eski şeklidir. Boy, Türkiye'de bu anlamda gerek resmi dilde, gerek halk arasında son zamanlara kadar kullanılmıştır.
Türkiye'de boyların başında bulunanlara da boy beği deniliyordu. Kavim gibi arabçadan alarak resmi dilde kullandığımız kabile kelimesi Türkçe de hususiyetle boy manasını ifade eder. Boylan İrsen idare eden reisler de beğ ünvanını taşırlar. Oğuz ve Türkmen soylularını bu beğler meydana getirirler. Yabgular ve sultanlar da beğler arasından çıkmıştır.

Boylar da obalara ayrılmaktadır. Kaşgarh oba kelimesinin de oğuzca olduğunu söylüyor. Obalardan soma her halde aileler geliyordu ki, Oğuzlar'ın bunu hangi kelime ile ifade ettikleri bilinemiyor. Böylece ailelerden (soy?) obalar, obalardan boylar ve boylardan da Oğuz eli meydana gelmiştir. Oğuz elinde asıl oymak birliği boy'dur. Oymak kitabımızda, boylar (kabile), obalar (cemaat) ve onların kollarını ifade etmek üzere, umumi bir anlamda kullanılmıştır. Bunu evvelce aşiret kelimesi ile İfade ediyorduk Aşiret şimdi Güney-Anadolu'da. hem teklik, hem de çokluk olarak, Yörük anlamında kullanılıyor. Mesela "iki aşiret geldi demek Yörüklerden İki kişi geldi" demektir.

Oğuz boylarının Arab ve diğer bazı kavimlerde olduğu gibi, münferiden bir hayat geçirdikleri veya tek başına siyasi bir harekette bulundukları nadir olarak görülür. Onlar dalma el halinde (yani üç-dört oymak bir arada) yaşamayı severler ki, bu husus siyasi başarılarında mühim bir mil olmuştur.

Görüldüğü gibi, X. yüzyılın başlarından İtibaren Oğuz elinden kümeler halinde ayrılmalar başlamıştır. Bu kümelerden ilki Hazar Denizi kıyısındaki yarım adaya giderek yurd tutmuş ve buraya Manğışlak adını vermişti. İkinci bir küme ise Selçuklular'ın idaresinde Yakın-Doğu ülkelerine geldi. Üçüncü bir küme de yine XI. yüzyılda Kara-Deniz'in kuzeyinden Balkanlara, indi. Diğer taraftan Oğuzlardan kalabalık bir nüfus da Seyhun'un orta yatağındaki şehirlerde yerleşmişti. Göçebe Oğuzlar'ın bu şehirli eldaşlarına, küçümseyerek, yatuk yani tembel adını verdiklerini biliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen Oğuz eli eski yurdunun bir kısımında el teşkilatını muhafaza ederek yaşıyordu. Boz-Ok ve Üç-Ok adları ile iki kola ayrılan Sultan Sancar'ın gibi Oğuz kümesi önemli bir kol olmakla beraber son teşkilatlı küme veya ana kol değildir.

Boz-Ok ve Üç-Ok İkili teşkilatını en son taşıyan Oğuz-Türkmen kümesi, Moğol baskısı yüzünden XIII. yüzyıhn ikinci yarısında Anodolu'dan Suriye'ye göçeden kalabalık topluluktur. Bu topluluğun tarihinden de daha önce söz edilmişti.

Oğuz boylarının tarihlerine gelince, bunların tarihlerinin seyri de, tıpkı Oğuz elininki gibi olmuştur. Yani herhangi bir siyasi harekete boylara mensup bütün obaların katıldıkları görülmez. Mesela XII. yüzyılda İran'ın Fars eyaletinde siyasi iktidarı ellerine geçiren Salgurlar bu boyun ancak bir obası veya kolu idi. Ak-koyunlu ailesinin buyruğunda da Bayındır boyunun bir obası (Ak-Koyunlu) bulunuyordu. Hatta Selçuklu fethine, bu ailenin mensup bulunduğu Kınık boyunun bütün obaları katılmamıştır. Anadolu'da Oğuz boylarına ait yer adlarının ve teşekküllerin muhtelif yerlerde görünmesi aynı sebeble İlgilidir. Yani Oğuz boylarından pek çoğunun obaları ve kollan bu ülkeye farklı zamanlarda gelmişler ve bu gelenlerden de siyasi ve iktisadi sebebler ile yem ayrılmalar olmuştur. İleride Oğuz boylan ayn ayn incelendiği zaman bu husus daha iyi anlaşılacaktır.

Dikkate değer bir husustur ki, XVI. yüzyılda Osmanlı ailesinin yurdu olan Sultan-Önu sancağındaki Karaca-Şehir kazasına bağlı bir köy, Tokuz-Oğuz adını taşımakta idi1. Bu köyün ne gibi bir sebeble bu adı aldığı bilinemiyor.

Seyhun Oğuzları XI. yüzyılda 24 boydan müteşekkil bulunuyorlardı. Bize bunu bildiren Kaşgarlı Mahmud, aynı zamanda bu boylardan 22 sine ait bir liste de vermiştir. Selçuklu fethinden bahseden bir Ermeni müverrihi de fatih kavmin 24 boydan meydana geldiğim kaydetmiştir. Oğuz boylarına ait tam liste XIV. yüzyıl'ın başlarında Reşideddin tarafından verilmiştir. Bu listelerin ehemmiyeti şuradadır ki, bunlar olmasa idi Oğuz boylarına ait tam bir liste yapmak bizler için pek müşkil ve hatta belki de imkansız olacaktı. Kaşgarlı'nın listesinden yalnız Memluk devri müverrihlerinden Ayni faydalanmıştır. Diğer eserlerde görülen listeler (Hamdullah-i Mtts-tevfi, Tarihül-Muhtar, Yazıcı-Oğlu, Neşri, Ebu l-Gazi) doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak Reşideddin'inkinden gelmektedir.

Kaşgarlı Mahmud Halac adını taşıyarak bazı hususlarda diğerlerinden ayrıldıkları için Oğuzlar'dan sayılmadığını söylediği iki boyu listesine almadığı gibi, bunların adlarını da vermemiştir. Diğer taraftan Kaşgarlı'nın, "sayısı az ve damgaları belli değil" dediği Çarukluğ boyunun adına da Reşideddin'in listesinde rastgelinemiyor.

Orada Kaşgarlı'da bulunmayan şu adlar vardır:

Yaparlı, Kızık, Karkın. Bunlardan Bazik ve Karkın'dan birini Kaşgarlının listesine almadığı iki boydan biri olarak kabul etmek zaruridir. Diğerinin de yine bunlardan biri olduğuna ihtimal vermek mantıkidir. Çünkü, her iki boy yani Kızık ve Karkın aynı dalda, Yıldız-Han'ın oğullan arasında gösterilmiştir. Halbuki Yaparlı boyu başka bir dalda, Ay Han'ın oğulları arasında bulunmaktadır. Yaparlı, yine orada adının ne manaya geldiği yazılmayan biricik boyudur. Diğer taraftan hiç bir yerde Yaparlılıya ait tarihi bir kayda, bir yer adına veya bir teşekküle rastgelinebilmiştir. Kısaca Reşideddin'deki Yaparlıların Kaşgarlı'daki Çarukluğ'un yerini tuttuğunu ve yine aynı müellifin listesine almadığı iki boyun da Kızık ve Karkın olduğunu tahmin ediyoruz. Reşideddinin Üstesinin bu iki boy bakımından da, vakıalara uygun olduğu görülüyor. Çünkü, her iki boya ait yer adlarına ve teşekküllere Türkiye'de rastgelinmiştir. Kaşgarlı'nın listesinin boyların o zamandaki siyasi şöhretlerine göre sıralandığı anlaşılıyor. Mesel Selçuklu hanedanının mensub olduğu Kınık boyu orada en başta yer almıştır. Halbuki bu boy Reşideddin'in listesinde en sonda bulunmaktadır. Reşideddin'in Üstesinin, Oğuz boylarının eski siyasi ve içtimai mevkilerine göre tanzim edildiği görülüyor. Burada 24 boy her biri eşit sayıda olmak üzere Oğuz Han'ın altı oğlundan türetilmiştir. Diğer taraftan Kaşgarlı'nınkinde olduğu gibi, burada da boylardan her birinin kendine mahsus damgası olduğu halde, her dört boyun ortak bir ongunu vardır.

Reşideddin'de 24 boy iki kola ayrılmıştır. Bunlardan biri Boz-Ok, öbürü de Üç-Ok adlarını taşıyor. Ne bu iki tasnif ne de onların isimleri Kaşgarlı'da vardır. Ancak bunun da tarihi bir vakıa olduğunu biliyoruz. Sancar'ı yenen Oğuzlar, bu adlar ile iki kola ayrıldıkları gibi, XIV. yüzyılda Kuzey-Suriye'deki Türkmenler de yine bu adlar ile iki kola ayrılmışlardı. Bu Türkmenler'den Boz-Ok koluna mensup olanlar Yozgat bölgesinde yurd tuttuklarından bu bölge Cumhuriyet devrine kadar bu adla anılmıştır. Ayrıca XVI.-yüzyılda Konya'nın kuzeyinde, İstanbul-Haleb ana yolu üzerinde de Boz-Ok adlı büyük bir köy vardı. Bugün de Urfa'nin Birecik kazasında Boz-Ok adlı bir köy bulunmaktadır.

Reşideddin'de Boz-Ok kelimesi parçalamak şeklinde manalandırılmıştır ki, kelimenin boz-fiilinden getirildiği görülüyor. Üç-Ok da üç adet ok şeklinde izah edilmiştir. Fakat bu izah şekillerini kabul etmeğe imkan yoktur. Okun, On-Ok*ta olduğu gibi, eski zamanlarda boy anlamına geldiğini biliyoruz. Bu isimlerdeki ok kelimesinin de boy manasında olduğu muhakkaktır. Buna göre Üç-Ok üç boy demektir.

Boz-Ok'a gelince, buradaki boz kelimesinin de, bir rakamın yerini aldığı akla geliyor.
Yine Reşideddin'deki sözlere göre, Oğuz-elinde hakim kolu Boz-Oklar teşkil etmiştir. Bu sebeble Boz-Oklar'ın alameti yay ve tabi kol oldukları için de Üç Oklarınki ok'tur. Tuğrul Beğ 1038 yılında Nişabur'a girerken kolunda gerilmiş bir yay ve belinde de üç-ok bulunuyordu. Bunlar her halde, kendisini Boz-Ok ve Üç-Ok'un, yani bütün Oğuz-elinin hükümdarı saydığının bir ifadesidir. Yüreğir boyunun damgasının da bir yay ve üç ok -şeklinde olduğu görülüyor3. Daha önce de söylendiği gibi, bir yay ve üç ok, pek muhtemel olarak,Oğuz yabgularının hükümdarlık alameti idi.

Eski Türk ellerinde ve ordularında ikili düzenin değişmez bir kaide olduğu bilinir. Oğuz elinde ve ordusunda da, görüldüğü gibi, bu kaide hakimdi. Böylece el ve ordu ikiye bölünmekte, bunlara kol denilmektedir. Kollar da birbirinden sağ ve sol sıfatları ile ayrılıyor. Osmanlı İmparatorluğunda da sağ kol, sol kol adları verilen bu ikili düzen hem askeri, hem de mülki teşkilata esaslı bir kaide olarak uygulanmıştı. Türkler'de sağ kol, Moğolların aksine olarak, daha şerefli sayılıyordu. Boz-Oklar da hakim kolu teşkil etmeleri itibari ile onlar sağ kol sayılmışlardır. Bu gelenek, bu kollar var oldukça devam edip gelmişdir5. Boz-Oklar'ın hakim kol sayılması, İslamiyetten önce siyasi üstünlüğün uzun bir zaman bu kolun elinde kalması, yabguların daha çok bu kolun boylarına mensup olmalarından ileri geliyor. Denildiğine göre, Oğuz yabguları başlıca şu boylardan çıkmıştır: Kayı, Yazır, Avşar, Beğ-Dili ve Eymür. Bunlardan yalnız Eymür boyu Üç-Oklar'dan idi. Dede-Korkut destanlarında ise siyasi üstünlüğün Üç-Oklar'da olduğu görülür. İslam ülkelerinde de Üç-Oklar büyük bir varlık göstermişlerdir: Selçuklu hanedanı (Kınık), Salgurlular (Salur), Berçem oğulları (Yıva), Ak-Koyunlular (Bayındır), Ramazan-oğullan (Yüregir) ve Kadı Burhaneddin (Salar) bu koldan idiler. Şimdiki bilgilerimize göre, Boz-Oklar'dan da Artuk-oğullarının (Döğer), Şumla-oğullarının (Avşar) ve Nadir Şahın Avşar boylarından çıkmış olduğu görülüyor.

Kaşgarlı ve Reşideddin'de bulunan listelerdeki Oğuz boylarının adları, zamanlarındaki söyleniş şekillerine göre yazılmıştır. Fahreddin Mübarek Şah'ın listesindeki Oğuz boylarının yazılış şekli Kaşgarlı'nınkinin aynıdır.

Kaşgarlı ve Reşideddin'in listelerinde boyların damgaları da gösterilmiştir. Bu keyfiyet damgalara verilen ehemmiyeti ifade eder. Kaşgarlı bu damgaların davarlara, yılkılara vurulduğunu söyler. Reşideddin'de bunlar damga kelimesi ile ifade edilmiştir. Oğuzlar'ın damgalar için hangi kelimeyi söyledikleri bilinemiyorsa da, bunun Anadolu'da kullanılan im (en) sözü olduğundan şüphe edilemez. Bazı Türk hanedanlarının, boylarının damgalarını aile alameti olarak kullandıklarım biliyoruz. Salğurkdar'ın paralarında Salur damgası görüldüğü gibi, Ak-Koyunlu paralarında Bayındır ve Osmanlı hükümdarı Murad'ın bazı sikkelerinde de Kayı damgası bulunmaktadır. Ak-Koyunlular, damgalarını yalnız paralarına değil, yaptırdıkları eserlere, resmi vesikalara, bayraklarına da koydurmuşlardır. Her ne kadar H. Murad'ın haleflerinin paralarında Kayı damgası görülmüyorsa da hükümdarlara ait şahsi eşyada, toplar da dahil olmak üzere, silahlarda bu damgaya sık sık rastgelinmektedir. Oğuz boylan damgalarının Anadolu'da, hayvanlara vurulduktan başka hak, kilim motifi olarak kullanıldığını, aşı boyası ile evlerin duvarlarına resmedildiğini, kap kaçağa ve nazar değmemesi, uğur getirmesi için bazı giyim eşyasına konulduğunu ve hatta mezar taşlarına bile çizildiğini biliyoruz. Bunlara ilave olarak bu damgalardan bazılarının da bideler, yapılar ve kayalar üzerinde görülmüş olduğunu söyliyelim.

Reşideddin'in listesinde damgalardan başka ongunlar da görülmektedir. Bunların hepsi eti yenmiyen avcı kuşlardır. Reşideddin, ongun (onkun) ittihaz edilen hayvan veya kuşun kutlu sayıldığını, incitilmediğini, etinin yenilmediğini bildiriyor ve ongun (onkun) kelimesinin türkçe de kutluluk demek olan oynuk'tan geldiğini söylüyor. Abdülkadir İnan'a göre ongun Moğolca bir kelime olup Türkçesi töz'dür. Her iki kelime de bugün Türkiye'de bilinmiyor. Görmüş olduğumuz gibi, Oğuzlar'ın tarihinde bir totem devri söz konusu değildir. Diğer taraftan Oğuzlar'ın ongun kuşları olduğu hakkında başka eserlerde hiç bir bilgi yoktur. Bu sebeble Oğuz boylarının ongunları olduğuna dair bu hususta verilen bilgilerin doğruluğundan şüphe etmek yerindedir. Ongun olarak zikredilen avcı kuşlar başlıca, şahin, kartal, tavşancıl, sunkur, uç ve çakır dır. Bunlardan şahin farsça bir kelimedir. Kartala gelince, bu da karakuş yerinde kullanılan yeni bir kelimedir. Kara kuş Anadolu'da kullanılır. Tavşancıl kartala benzeyen, fakat ondan daha küçük, kara renkli bir kuştur. Sunkur ise tuğruldan küçük, fakat doğandan daha büyük bir kuş olarak tarif edilmektedir. Uç'a gelince, bu hususta bir bilgiye rastgelemedim. Yalnız Timur'un kumandanlarından Uç-Kara Bahadırın adındaki uc kelimesi her halde bizim kuşu ifade etmektedir. Bu kumandanın adına bakarak tahmin etmek mümkün olabilir ki, uç yahut uç-kara, çal-kara, bay-kara ile birlikte aynı kuşu ifade edebilir. Ve bu kuş da kartal olabilir. Çakır da doğan soyundan bir kuş olup şahinden ayndır.

Yine Reşideddin'in listesinden anlaşılıyor ki eski zamanlarda boyların toylarda yiyecekleri koyun etinin kısımları da bir kaideye bağlanmıştır. Reşideddin'de bu kısımlara endam-i goşt (et parçası), Yazıcı-Oğlu'nda sünük (kemik) deniliyor. Dikkate değer ki, ongunlar gibi her dört boyun da ortak bir sünükü vardır. Böylece, Koyu Bayat, Alkara-Evli, Kara-Evli boylarının sünükü yani koyundan yiyecekleri kısım sağ kan yağrın, yani sağ kürek kemiği kısmıdır. Yazvr, Döğer, Dodurga ve Yapırlı boylarındaki sağ aşığlu, yani aşığın bulunduğu et parçası (bud), Avşar, Kızık, Beğ-Dili ve Karkınlar'ın sünükü sağ umaca, yani kalça (sağrı) kemiği kısmı, Bayındır, Peçenek, Çavundur ve Çepnilerin sünükü sol kan yağnn, Salur, Eymür, Ala-Yuntlu, Yüreğirlerinki ucayla (sol umaca ?), İğdir, Bügdüz, Yıva ve Kınık boylarının sünükleri (sol ?) aşığludur.

Bir boyun toplantılarda ve toylarda (umumi ziyafetler) oturacağı mevki (orun) ve yiyeceği et kısmı (ülüş) yalnız Oğuz elinde değil, diğer Türk kavimlerinde de kaidelere bağlanmıştır. Bu geleneklerin ehemmiyeti şuradadır ki bunlar bir boyun kendi eli içindeki siyasi ve içtimai hukukunu tayin eden başlıca müesseselerdir.

Reşideddin'in listesinde boylar Oğuz Han'ın 24 torunundan türetilmiştir. Kaşgarlı da, 24 Oğuz boyunun, adlarım dip dedelerinden aldığım söyler ve bu 24 dip dedeye Zulkarneyn'in Türkistan seferi esnasında nasıl Türkmen adının verildiğine dair bir de hikaye anlatır. Ona göre bu boylar çok eski zamanlarda meydana gelmişlerdir. Aynı müellif bu boyların oba ve oba kollan olduğunu da yazıyor. Fakat Oğuzlar dan hiç bir boyun obası kesin olarak bilinmiyor. Ancak, Kara-Koyunlu (Yıva?) ve Ak-Koyunlu (Bayındır) teşekküllerinin bu obalardan olması muhtemeldir. Aynca Yemen'deki Resul-Oğullarının mensup olduğu Biçekli ve 1230'larda Şehrizor-Erbil arasında faaliyette bulunan Sevinç'in Koş Yakı (çift yaylu) adlı oymakların da bu obalardan oldukları düşünülebilir. XV. ve XVI. yüzyıllarda Anadolu'da, yaşayan Ağça-Koyunlu, Kara-Keçili ve saire gibi oymaklar ile aynı yüzyıllarda Harizm Türkmenleri arasında görülen Teke, Er-San gibi teşekküller için de aynı tahminde bulunmak mümkündür.

Osmanlı devleti teşkilatında sağ kol, sol kol olmak üzere ikili düzen esaslı bir kaide olarak yer aldıktan başka, 24 lü düzene ait de bazı misaller vardır. Mesel Rum-eli eyaleti 24 sancağa ayrıldığı gibi, Diyarbekir eyleti de sekizi yurtluk, beşi ocaklık olmak üzere 24 sancak idi. Otluk-Beli savaşında (1473) Anadolu beğlerbeğisi Davud Paşa'nın kumandasında 24 sancak beği vardı. Dede-Korkut destanlarındaki 24 sancak beği sözü bunlardan çıkmış olacaktır. Evliy Çelebiye göre, Kütahya sancağı 24 kadılık idi. Rum-elindeki devlet hizmetinde bulunan yörükler 24 kişiden müteşekkil takımlara ayrılmıştı. 24 kişiden biri eşkinci, üçü çatal ve yirmisi de yamak sayılmıştı7. 1100 (1688-1689) tarihinde Konya mütesellimi bulunan Yeğen Osman Paşa'nın dayısı Kara-Hasan Beğ'in maiyyetinde 24 bayrak sekban ve sanca bölüğü vardı. Her bayrak bir bölüğü temsil etmekte ve her bölüğün başında bir bölük-başı bulunmakta idi. Kara-Hasan'ın azli üzerine bu 24 bayrak sekban ve sarucanın başına Yeğen Osman Paşa'nın kendi yeğeni, Ahmed Beğ geçmişti.

Osmanlı mali teşkilatında da 24 sayısı ile ilgili olarak bazı misaller zikretmek mümkündür. Yürüklerden birinin koyunu 24'ten az olur veya hiç kalmaz ise onlar kara yani yoksul sayılır ve kendilerinden buna göre bir vergi alınırdı2. Bundan başka Yeniçeri ocağı zabitlerinden yaya-başıların gündeliklerinin 24 akçe olduğunu biliyoruz.

Oymaklar arasındaki bazı toplulukların, Oğuz boylan gibi, 24 bölük halinde teşkilatlandıklan görülmektedir. Mesel Merv bölgesinde yaşayan Teke adlı meşhur Türkmen oymağı, seyyahların sözlerine göre, 24 obaya ayrılmakta idi. Safevi devrinde Kara-Bağ'da yaşayan ve 24 obadan meydana gelen bir topluluk da, teşkilatına uygun olarak, "İğirmi Dört" adım taşıyordu. Şeref Han bu topluluğun Kürd asıllı olduğunu söylüyor. Yine ona göre mensup bulunduğu Bitlis dağlarındaki Ruzegi adlı boy 24 obadan müteşekkil olup, bunlardan 12 oba Bilbasi ve 12 oba da Kovalsi adını taşıyordu ki, her ikisinde de Oğuz boy teşkilatının mil olduğu açıkça görülüyor.
24 rakamının ok yapımında da bir değeri olduğu görülüyor. Osmanlı oklan 4 dirhemden 24 dirheme kadar olup, yayın büyüklüğü göz önüne alınarak yapılırdı. Bundan başka ok her dört derecesi boğaz, yedi derecesi göbek, altı derecesi şalvar, yedi derecesi ayak olmak üzere 24 derece itibar edilmiştir.

Müverrih Hammer 24'lü Oğuz boy teşkilatının Mısır memlükleri'nde 24 beğ olarak devam ettiğini söylüyorsa da böyle bir keyfiyet ancak XVI. yüzyıl başlarında görülmektedir. Filhakika Kanısav ul-Gavri devrinde mukaddem beğlerinin sayısı 24 idi. Fakat daha önceki sultanlar zamanında da mukaddem beğlerinin aynı sayıda olması şüphelidir.
Şikrı'nin Karamanoğulları tarihinde 24 vezir, 24 bin er sözü sık sık geçtiği gibi, Evliya Çelebi'de de bu mahiyette ifadeler görülür. H. Murad da 1444 yılındaki Varna zaferi münasebeti ile tutsak alınan Hıristiyan beylerinden seçtiği 24 kişiyi Memluklere göndermişti. Bütün bu zikredilen misallerin bazdan bir tesadüf ile izah edilebilir ise de, bir çoklarının 24 Oğuz boyundan gelen gelenek ve hatıra ile ilgili olduğu şüphesizdir.

Oğuz boylarına ait bu hususları belirttikten sonra, bilhassa Türk oymakları hakkında araştırma yapacaklara kolaylık olmak üzere, Kaşgarlı'da ve Reşideddin'de geçen Oğuz boylan aşağıda ayn listeler halinde verilmiştir. Bilindiği gibi, Yazıcı-Oğlu Ali'nin ve Ebu'l-Gazi'nin listeleri esas itibarı Reşideddin'den gelmektedir. Ancak Yazıcıoğlu Reşideddin'in mükemmel bir nüshasını gördüğünden ve aynı zamanda bu konuya vakıf ve meraklı bir Türk olduğu için listesi kaynağına en yalan olanıdır. Bu bakımdan onun listesi de aynen yayınlanmıştır.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir