Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuz Yabgu Devleti Tarihçesi

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuz Yabgu Devleti Tarihçesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:04

Oğuz Yabgu Devleti

Oğuzların, başında yabgu unvanlı hükümdarların bulunduğu bir devletleri vardı. Oğuzların eski zamanlarda da, yani Türgişler ve Aşinalar («Gök Türk hanedanı) devrinde de yabgular tarafından idare edildiklerinde şüphe yoktur. Asıl kaynaklarda bu yabgulardan hiç birinin adı geçmez. Ancak Cami'üt-tevarih'teki Oğuzların destani tarihlerinde yabgular'dan bazılarının adı görülür. Yine orada bu yabgu (yavku)lar Kayı boyundan gösterilir.
Yabgular kışın Yeni Kend'te oturuyorlardı; yaylaklarının nerede bulunduğu bilinemiyor.

Yabguların en yüksek iki görevlisi Köl Irkin ile Sü Başı dır. Bunlardan Köl Irkin yabgunun veziridir. Irkin'in On Oklardan Nu-şe-pi koluna mensup beylerin unvanları olduğu daha önce görülmüştü.

Sü başı'ya gelince bu, ordu kumandam demektir. Bütün Türk devletlerinde kullanılan ve Orimn kitabelerinde geçen bu deyimi Selçuklular Anadolu'ya getirdiler. Selçuklu devrinde Sü başı, vilayetlerin valileri tarafından taşındı. Osmanlı devrinde bu deyim Su başı şeklinde söylendi ve bilhassa şehirlerin zabıta amiri manasında kullanıldı.

Oğuz yabgu devletinde yınal ve tarhan unvanlarının taşındığı görülür4. 922 yılında "Kiçik Yınal" unvanını taşıyan bir bey olduğuna göre, "Ulug Yınal (ve belki başka yınallar) da var demektir. Horizmi (X.yüzyıl) Oğuz melikine "Cebuye" cebuye'ni veliahdine de "Yınal Tiğin" denildiğini kaydettikten sonra, Türk melikleri ve beylerinden herbirinin veliahdının "Yınal" unvanı taşıdığım yazar.5 Başka kaynaklarda Harizmliyi teyid eden bir ifadeye rastgelinmez. Yınallı İnal şeklinde zikreden Kaşgarlı , bu unvanın sadece ana tarafından soylu olan gençler tarafından taşındığını bildirir.

Tuğrul Beğ'in ana bir kardeşi ve aynı zamanda amcası Yusuf un oğlu İbrahim'in (ölm.1059) Yınal unvanını taşıdığını biliyoruz. XI.-yüzyılın sonlarında amid (-Diyarbakır) beyi, İnal (Yınal) adını taşıyordu. Türkmen asıllı olan İnal Bey oğul ve torunları (İnal oğulları) 1183 yılına kadar amid ve yöresinde beylik etmişlerdir.
Tarhan'a gelince İbn Fadlan bu unvanı taşıyan bir beyi Oğuz Sü başısı İl (Togan (?) oğlu Etrek'in ordasında görülmüştü.
Tarhan da, Köl İrkin gibi, kullanılmaktan çıkarak unutulmuştur.

Nitekim Kaşgarlı Tarhan hakkında:

"emir manasında islamlıktan önce kullanılan arguca bir isimdir" demektedir.

Yabguların mühürlerine ve fermanlarına tuğrağ (tuğra) denilmekte olup bu kelime öteki Türklerce tanınmamakta idi Oğuzlar bu kelimeyi İran ve Anadolu'ya, da getirdiler. Selçuklu devletlerinde tuğrallık (nişancılık) memuriyetinin bulunduğunu biliyoruz.

Oğuzlar aynı zamanda diğer Türkler'in biti-(yazmak) fiili yerine yaz-fiilini kullanıyorlardı. Yazıgçı da hısımlar arasında mektup getirip götüren anlamına geliyordu. Bütün bunlar Oğuz yabgularının bir dlvanlan(büro) olduğu fikrini telkin ediyor. Esasen onların, şehirlerden vergi toplayan tahsildarları olduğunu biliyoruz. Yabguların ordalarında, avcı-başı, ahırbeg(emir-i ahur) gibi memurların, çavuşların (teşrifat memurları), bekçiler(muhafızlar)in bulunduğu' şüphesizdir.

Oğuzlar işlerini meclisler kurarak istişare(keneşme) yolu ile hallederlerdi. Oğuz sü-başısı Etrek, Tarhan, Yınal gibi Oğuz büyüklerini çağırarak halifenin elçilik heyetine ne yapılacağı hakkında onlarla istişare etmişti.

Oğuz yabgu devleti X. yüzyılın birinci yansında müstakil ve kudretli bir devlet idi. Oğuzlar hiç bir zaman şu devlete veya bu kavme tabi olmadılar. Onlar, çok yiğit ve savaşçı bir kavim idiler".

Mes'udi Oğuzlar'ın Türkler'in en savaşçı eli olduğunu söylüyor. Oğuzlar'ın silah ve avadanlıkları mükemmeldi. Bu silahlar arasında, diğer Türk kavimlerinde olduğu gibi, ok başta geliyordu ki, bunu Türkler'in milli silahı şeklinde vasıflandırmak yanlış sayılmaz. Yukarıda da söylendiği gibi Ermeniler'İn de dikkatini bu silahlan çekmişti. İbn Fadlan Sübaşı Etrek'in nasıl keskin bir nişancı olduğunu bir misalle anlatır. Kargı(süngü) ve kılıç da başlıca silahlardandı. Bütün Türkler gibi binici olup., at üzerinde savaşırlardı. Esasen atlan pek çoktu. Ermeni müverrihi Ariatagues, romantik bir ifade ile, atlarının kartallar gibi sür'atli gittiğini söylüyor.

Oğuzlar'ın komşuları ile olan münasebetlerine gelince bu, çok defa dostça olmamıştır. Oğuzlar'ın Peçeneklere karşı Hazarlar İle ittifak ettiklerini biliyoruz. Ancak iki kavim (Hazarlar ile Oğuzlar) arasındaki münasebetlerin X. yüzyılda pek dostça olmadığı görülüyor. İbn Fadlan Oğuzlar'dan, Hazarlar nezdinde tutsakları bulunduğunu işitmişti. Mes'udi Oğuzların ağzına yakın yerlerine gelib kışladıklarını, ırmağın suyu donunca buz tutmuş ırmağın üzerinden geçerek Hazar ülkesine akınlar yaptıklarını, Hazar kuvvetlerinin bu akınları durduramaması sebebi ile bizzat Hazar melikinin Oğuzların karşısına çıkmak zorunda kaldığını yazıyor.

Mes'udi'nin bu sözlerinin de gösterdiği gibi teşebbüs Oğuzların elinde idi. Coğrafyacılar'ın Oğuz ülkesinin hududlarının İtu ırmağı olduğunu söylemeleri de bilhassa buradan geliyor. Durum böyle olunca Oğuzların Hazarlar'a tabi oldukları şeklinde son zamanlarda ortaya atılan görüşün hiç bir değeri kalmamış bulunuyor. Esasen Hazarlara. dair tafsilatlı bilgiler veren coğrafyacılar ise Hazarların ne İtilin doğusundaki topraklar üzerinde nüfuzları olduğundan ne de Oğuzları bağımlılık altında bulundurduklarından söz ederler.

Buna karşılık Oğuzların Orta İtil boylarında yaşayan Bulgarlar ile münasebetlerinin dostça olduğu söylenebilir. İbn Fadlan'ın 922 yılında görüştüğü Oğuz sübaşısı Etrek, Bulgar kiralı Almuş'un damadı idi.

Oğuzların güney komşuları Müslümanlar, bu zamanda tarihlerinin en mutlu devirlerinden birini yaşıyorlardı. Maveraün-nehr, yani Ceyhun (Ama Derya) ve Seyhun (Sir Derya) ırmakları arasındaki bölge verimli topraklara sahip bir ülke olmakla beraber, müstesna mevkii dolayısı ile orada ticaret ve sanayi de pek gelişmişti. Bu ülke Samanlıların idaresi altında siyasi istikrara kavuşunca, maddeten ve manen İslam aleminin en gelişmiş ülkelerinden biri haline geldi. Muveraünnehrli ticaret kervanları Türk aleminin en uzak yerlerine kadar gidiyorlardı. Harizmliler de onlardan geri kalmıyorlardı. Her iki ülkenin sanayi mamulleri için en büyük pazar, Çin şeddine kadar uzanan geniş Türk alemi idi. Hatta Maveraünnehr halkı eski zamanlardan beri, Türk aleminde koloniler meydana getirmişler, Türk kağanlarının hizmetlerinde bulunarak onların şehir kurmalarında ve diğer medeni faaliyetlerinde yardımcı olmuşlardır. Bu ülkelerde ticaret ve sanayinin gelişmesi, ora halklarının manevi gelişmelerini de sağladı. İslam coğrafyacıları, Maveraünnehr halkının sahip olduğu manevi hasletleri birer birer sayarlar. İşte bunun neticesinde IX-XI. yüzyıllarda bu İki ülkeden Harizmi (ölm.850), Bnhari (ölm.869), Maturidi (ölm.944), Farabi (ölm.950), Cevheri (ölm.1010), İbn Sina (ölm. 1037), Birfini (ölm. 1051), Merginani (ölm. 1197) ve diğerleri gibi İslam'ın en büyük ilim adamları yetişti.

Emevi devletinin yıkılmasından sonra (750 yılında) çok geçmeden (766 da) esasen zayıf bir durumda bulunan Türgiş kağanlığı da Karlukların İstilasına uğradı. Fakat daha önce söylendiği gibi, Korluklar kuvvetli bir devlet kuramadılar. Yabgu ünvanını taşıyan hükümdarları, anlaşıldığına göre, Talaş şehrinde oturdular. Fakat varlık gösteremediler. Korluklar ile batı komşuları Oğuzlar'ın İslam ülkelerine karşı yaptıkları şey, yağma akınlarından ibaret kalıyordu. Onlar bazen de, Maveraünnehrde isyan çıkaranların (onların daveti üzerine) yardımlarına geliyorlardı. Müslümanlar bu yağma akınlarına karşı Buhara civarında, Şaş ile İsficab bölgelerinde duvarlar yaptılar. Hudud şehirleri de surlar ve hisarlar ile berkitildi. Fakat, bölge ve yöreleri korumak İçin duvar yapmak tedbirinden bir müddet sonra vazgeçildi. Türkler'in zayıf bir durumda oldukları anlaşılarak onlar üzerine seferlere girişildi. Bunun sonucunda Şaş (Taş Kend) ve İsficub bölgeleri ile Taraz'ın doğusuna kadar uzanan topraklar İslam aleminin sınırlan içine alındı. Müslümanlar'ın nüfuzu, Çu ırmağının aşağı yatağına, Isıg Gölün batısına dek gitti. Hududlarını daha da İleriye götürdü. İsficab Meliki söylendiği gibi hakimiyetini Türkmenler'e tanıttı. Bu zamanlarda Seyhun boylarındaki Müslüman şehirlerinde kalabalık sayıda gönüllü mücahitler vardı. Maveraünnehr'deki başlıca şehirlerin halkı ve büyük kumandanlar bu hudud şehirlerinde mücahidlerin oturmaları için ribatlar yaptırıyorlar ve onların diğer İhtiyaçlarım da temin ediyorlardı. Bunlar için zengin vakıflar tahsis edilmişti. Bu mücahitlerin en fazla toplanmış olduğu yer, İsficab şehri idi. Mukaddesiye göre bu şehirde 1700 ribat(!) vardı. Bu husus İsficab'daki Türk hanedanının gücünün nereden geldiğini açıkça gösteriyor. Bu mücahidler arasında çok sayıda Türkler'in de bulunduğunu biliyoruz.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Oğuz Yabgu Devleti Tarihçesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:04

942 yılında İslam'ın nüfuzu altına girmiş bulunan Balasagun şehri gayri Müslim Türkler tarafından fethedildi. Bu, Kara-Hanlılar devletinin yükselişini gösteren mühim bir hadisedir. Daha önce de zikredildiği üzere, bu gayri Müslim Türkler'in, başlarında Kara-Hanlı hanedanının bulunduğu ve başlıca Kaşgar bölgesinde oturan Yağmalar olduğunda şüphe yoktur. Balasagun'un fethinin Samanlı başşehrinde tepkisiz kalmadığı görülüyor. Kağan'ın oğlunun tutsak alındığına bakılırsa bir şeyler yapılmış olduğu akla geliyor. Bununla beraber şehrin geri alınmadığı muhakkaktır. Böylece Kara-Hanlılar yükselmeğe başlarken Samanlılar'ın kudreti de Nuh b. Nasr (934-954) dan itibaren çökmeye doğru gidiyordu. Samanlı tahtına biri-birinden zayıf şahsiyetler geçtiği için Türk hassa ordusunun kumandanları nüfuz ve İktidarlarım gittikçe arttırdılar. Bu kumandanlar ile hükümdarların mücadelesi devletin yıkılmasında en önemli etken oldu. Türk kumandanlarından biri olan Alp Tigin 962 de Gazne'yi fethetti. Bu suretle Gazneliler devleti kuruldu.

Kara-Hanlı hükümdarı Buğra Han Harun b. Musa, aldığı davetler üzerine, 992 yılında Maveraunnehri İstila etti; 999 yılında girişilen bir sefer İle de Samanlı devleti sona erdi. Maveraünnehrde Kara-Hanlılar devri başladı. Horasana gelince, burası da Gaznelilerin eline geçti.

Harizm'e gelince, burada eskiden beri yeril bir hanedan hüküm sürüyordu. aJfg-oğullan denilen bu hanedan mensupları Samanlılar'a tabi idiler. aJrig-oğıülan, Oğuzların kuzeyden yaptıkları akınlara karşı daima hazırlıklı bulunuyorlardı1 Bu hanedanın yerini 995 te Memunoğulları Harizm şahlan aldı ki, bunların hakimiyeti de 1017 yılına kadar sürdü. Bu tarihte Harizm, Gazneli Mahmud'un eline geçti. Mahmud, oranın Valiliğini kumandanlarından Altun Taş'a verdi. Altun-Taş ve oğullan 1040 yılına değin Harizmi idare ettiler.

Kaynaklara göre Oğuzlar doğu komşuları olan Karluklar ile de savaşmışlardır. Hatta bu savaşlardan birinde Oğuz yabgusu ölmüştür. Bu hadise IX. yüzyılda veya ondan daha önce vukubulmuş olabilir.

Oğuzların kuzey komşuları, daha önce de kaydedildiği gibi, Kimeklerin büyük kolu Kıpçaklar (Kıfçak) idiler. Oğuzlar ile Kıpçaklar arasında savaşlar olduğu gibi, barış zamanlan da oluyordu. Bu barış zamanlarında Kıpçaklar çok soğuk kışlarda Oğuzlardan İzin alarak güneye göç ederlerdi. Onların X.yüzyılın sonlarında nüfusu çoğalmış ve dolayısı ile daha güçlü bir el durumuna yükselmişlerdir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Oğuz Yabgu Devleti Tarihçesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:05

Oğuz Devletinin Sonu

Oğuz devletinin nasıl ve ne zaman ortadan kalktığı ile ilgili Camtüt-tevarihtci destan! tarihte şu haber vardır Oğuz hükümdarı AH Han, Amu (Ceyhun) suyu'nun öte yakasında yaşayan kalabalık Oğuz kümesinin başına çocuk yaştaki oğlu Kılıç Arslan'ı geçirdi. Kılıç Arslan'ın yarımda atabeği Büğdüz Kuzucu bulunuyordu. Kuzucu çok yaşlı bir insandı (180 yaşında deniliyor). Kılıç Arslan delikanlı olunca vaktini kötü hareketlerle geçirmeye başladı. Bu arada beylerin kızlarına da tecavüzde bulundu. Bu yüzden halk ona zalim Şah Melik dediler. O, atabeğinin öğütlerine de kulak asmadı. Fakat beylerin kendisini öldüreceklerini haber alınca korkup Yeni Kente, babasının yanma kaçtı. 40.000 atlı çıkaran Horasan'daki bu Oğuz kümesinin başına Tuğrul geçti. O, Toksurmuş İci adlı yoksul bir çadırcının oğlu idi. Tukok ve Arslan (Kılıç Arslan) adh kardeşleri vardı. Ali Han 20.000 atlının başında oğlu Şah Melik'i Tuğrul'un üzerine yolladı ise de Şah Melik yenilip bazı beyleri İle birlikte tutsak düştü. Şah Melik iki parça edilerek hayatına son verildi. Ali Han da İki yıl sonra Yeni Kentte öldü. Onun ölümü üzerine Oğuz eli dağıldı.

Tarihi eserlerde de bir Şah Melik vardır. Az ileride görüleceği üzere, o da Selçuklular ve bu arada Tuğrul Beğ ile savaşmıştır. Onun da babasının adı Ali'dir. Fakat dört ayrı (müstakil) kaynağın hiç birinde Şah Melik yabgu veya beygu unvanı İle anılmadığı gibi Yabgular'ın başşehri Yeni Kentte de oturmaz; ve Oğuz asıllı olduğu bile söylenmez. Onun için el-Beran nisbesi verilir. Fakat Baran şeklinde ne bir Oğuz boyu, ne de bir Oğuz şehri vardır. Kaynaklarda Şah Melik, emir unvanı İle anılır ve Cend hakimi olarak tanınır. Cend şehrinin Şah Melik'ten önce Selçuklular'ın elinde olduğu aşağıda görülecektir. Bu izahlardan sonra Şah Melik in Oğuz yabgusu hatta Oğuz asıllı olduğunu kabul etmek çok güçtür. Buna karşılık O bir Kıpçak beyi hatta İsficab ve Şaş (Taş Kend) bölgelerini idare etmiş hanedanlardan birinin mensubu, Kara Hanlılar'a bağlı bir emir olabilir. (Ali Han) Babası (han unvanım taşıyor halbuki bu unvan Oğuzlar da yoktur.

Oğuz devletinin yıkılışı hakkında tarih kaynaklarında ise hiç bir bilgi yoktur. Bu sebeble bu önemli meseleye dair ancak bazı tahminler ileri sürülebiliyor. Bunlardan biri Oğuz devletinin iç çekişmeler üzerine son bulduğudur.

Oğuz elinde eskiden beri iç çekişmeler olduğu ve bu yüzden bazı Oğuz zümrelerinin elden ayrılıp başka yerlere göç ettikleri daha önce görülmüştü. Selçuklular'ın tarih sahnesine çıkışlarını ve ilk faaliyetlerini anlatan Melikname'ye göre Kıruk boyundan Tukak (Dukak), Oğuz devletinin sü başı'sı idi. O muktedir bir kumandan olduğu için "Temür yalıg" (-Demir yaylı) unvanım taşıyordu, ölünce yerine oğlu Selçuk (Salçuk) geçti. Fakat beygu (yabgu)nun karısı, kocasını İleride kendisi için büyük bir tehlike teşkil edeceğini söyliyerek Selçuk'u ortadan kaldırmağa tahrik ediyordu. Bunu duyan Selçuk, beygu ile mücadele edemiyeceği için askerini, oymağını, hayvanlarını alıp Cende gelmişti. Yukarıda görüldüğü gibi beygunun oturduğu Yeni Kerıd'in doğusunda olan Cend de beyguya bağlı bir şehirdi. Selçuk Cend'e söylendiği gibi 375 (985-986) yılında gelmiş olabilir1. Aynı yılda (985) Oğuzlardan bir kümenin Rus prensi Vladimir ile birlikte İtil Bulgarlarının üzerine yürüdüğünün görülmesi. Oğuz elinde iç savaş yüzünden, bir dağılmanın vuku bulduğunu kuvvetle akla getiriyor.

Samanlı devletini diriltmek için mücadeleye atılan aynı hanedan-dan Ebu İbrahim İsmail el-Muntasır, yardımlarını sağlamak için 393 (1003) yılında Oğuzlar'ın yanına gelmişti. Bu Oğuzlar Selçuklu Oğuzları idiler. Selçuk'un oğullarından İsrail'in bu esnada Arslan Beygu. (Yabgu) unvanım taşıdığı anlaşılıyor. Bu da yabgu devletinin 1003 tarihinden önce yıkılmış olduğunu gösterebilir.

İkinci bir ihtimal de Oğuz devletinin Oğuzlar'ın kuzey komşuları Kıpçaklar tarafından ortadan kaldırılmış olmasıdır. Gerçekten 1030 yıllarında Kıpçaklar (Kıfçah) ile onların oymakları olduklarında şüphe bulunmayan Çuğrak ve Küçeklerin Oğuz ülkesinin ortasından Aral gölünün kuzeyi İle kuzey batısındaki topraklarda yurt tutmuş oldukları görülür.

Selçuklu Davud Çağrı Beğ Horasan hükümdarı iken (1040-1060) bir Kıpçak beyi onun katma gelmiş ve aralarında dünürlük kurul-muştu7. Ünlü Horasanlı şair ve edibi Nasir-I Hüsrev (ölm. 1060) bir şiirinde Kıpçaklar'ın Ceyhun (Seyhan demek) Oğuzlar ile yanyana yaşadıklarını söyler. Kaşgarlı'nın haritasının incelenmesi de, Nasir-i Hüsrev'in sözlerini kesin bir şekilde teyideder.

Yine Kaşgarlı Oğuz devletinin başkenti Yeni Kent ile Cend' i Oğuz şehirleri arasında saymıyor. Hatta Yeni Kenti hiç zikretmiyor. Fakat bu bilgiler daha sonraki zamanlara aittir. Yani Kıpçaklar bu başarılarını Oğuz devletinin yıkılmış ve Oğuz elinin dağılmış olmasından faydalanarak elde etmiş olabilirler. Bu sebeble Oğuz devletine Kıpçakların son verdikleri görüşü zayıf ve ya çok zayıf bir ihtimaldir.

Selçuklu devletinin kurulması üzerine Oğuz ülkesinden (Marıgışlak ve Balhan= Balkan-İşficab arası) dalgalar halinde Yakın Doğuya göçler yapıldı. Bu arada yukarıda söz edildiği gibi kalabalık bir küme de 1054 yılında Kara Denizin kuzeyindeki topraklara göç etti. Diğer yandan Oğuzlar arasındaki yerleşik hayata geçiş de gelişmesini sürdürüyordu. Bütün bununla birlikte göçebe ana Oğuz kitlesinin nüfusu yine de çoktu. Bu kitlenin sakin bir hayat geçirerek doğum yolu ile kayıplarını önemli ölçüde karşıladığı anlaşılıyor.

Yukarıdan beri verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere, XI.yüzyılın birinci yarısının ortalarında Şeyhun'un ağzına yalan yerleri, yani Yeni Kent ve Cend yöreleri batıdaki üst Yurt ve kuzeydeki Kara Kum gibi şehir ve yöreler Kıpçakların elinde bulunuyordu. Nitekim 1066 yılında Ceride gelen Sultan Alp Arslan orada Cend Han'ı, yani bir Kıpçak beyini görmüştü. Alp Arslan onu yerinde bıraktığına göre Cend Han'ın şehrin daha önceki sahibi Şah Melik arasından herhangi bir akrabalık ilişkisi söz konusu değildir. Esasen Tuğrul Beğ'in Harizm seferinde (435-1043-1044) Şah Melik in 40 kadar akrabası tutsak alınmıştı (404).

Göçebe Oğuz kitlesinin kalabalık kısmı Kaşgarlı'nin haritasında açıkça gösterildiği gibi, doğuda, Seyhun ırmağına muvazi olarak İsficab'a kadar uzanan Karaçuk dağları (Cebel Karaçuk) bölgesinde oturuyordu. Hatta "Karacuğun Kaplanı" (Salur Kazan Beğ) ile arkadaşlarının adı geçen bölgede bu zamanda (yani XI.yüzyılın ikinci yansında) yaşamış olmaları muhtemeldir. Tabii onların yine orada XII.yüzyılda yaşamaları da imkansız değildir.

Yatuklar yani yerleşik Oğuzlar da, rahatsız edilmedikleri için yine bu bölgedeki şehir ve köylerinde gelişme içinde yaşayışlarını sürdürüyorlardı.
Oğuz elinden kalabalık bir küme de 1066 yılında Üst Yurt da yaşıyordu. Bu Oğuzların başı Çanğ'ın 30.000 askeri olduğunun söylenmesi bu Oğuzların nüfuslarının çok olduğuna şüphe bırakmaz.

Mangışlaktan Oğuzların sayılan da yeni göçler ile çoğalmış ve başlarına geçen bir hanedan onları siyasi bir kuvvet haline getirmişti. 1066 yılında onları bu hanedandan Kafşut idare ediyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir