Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın İktisadi Hayatları

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın İktisadi Hayatları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:01

İktisadi Hayatları

X. yüzyılın başlarında çoğunluğu göçebe hayat geçiren Oğuzların iktisadi faaliyetleri, bu yaşayışın icabı olarak, başlıca hayvan yetiştiriciliğine dayanıyordu. Bu sebeble onların servetlerini koyun sürüleri, yılkılar (at sürüleri), develer ve hatta Hududu'l-alem'e göre sığır teşkil ediyordu. At binit ve deve de yüklet olarak kullanılıyordu.
İbn Fadlan Türk develeri" (cimalüt-Turkiyye) sözü İle, şüphesiz, bugün Anadolu'da "buhur" denilen İki hörgüçlü develeri ifade etmiştir. Yine aynı müellif Bulgarların at eti yediklerini kayd etmekte, fakat Oğuzlar için böyle bir söz söylememektedir. Oğuz sü-başısı İl-Doğan (?) oğlu, Etrek, İbn Fadlan ve arkadaşlarına olduğu gibi, kendi akrabaları için de koyun kestirmişti. Fakat Oğuzlardan ölenlerin atlarının etinin yenildiğini aynı müellif kaydetmektedir. Diğer taraftan "Oğuz" destanları da Oğuzlar ın, diğer Türk elleri gibi at eti ve hatta deve eti yediklerini göstermektedir. At eti, belki de, onlarca her zaman değil, özel günlerde yenilmekte idi. Oğuzların Müslüman olduktan sonra, umumiyetle at eti yemekten vazgeçtikleri anlaşılıyor. Çünkü mensub oldukları Hanefi mezhebi at eti yenmesini mübah (sakıncasız) görmüyordu.

Oğuzlar ile komşu İslam kavimleri arasında canlı bir ticari faaliyetin mevcut olduğu görülüyor. Oğuz yurdundan geçen en mühim ticaret yolu Harizm'den İtil bölgesine giden yol idi. Bu yolun pek işlek bir yol olduğunu biliyoruz. Coğrafyacılar Oğuzların tacirlerinin çok olduğunu belirtiyorlar. İbn Fadlan Bulgara giderken 5000 kişilik muazzam bir kervan içinde Oğuz yurdundan geçmişti. Oğuzlar, barış zamanlarında ticaret maksadı ile Haıizm'de Curcantye ve Barategtn şehirlerine, Maveraü'n-nehr'de de Savran şehrine gidiyorlardı. Oğuzların başlıca ticaret malı koyun idi. Horasan ve Maveraü'n-nehr halkı et ihtiyacım Oğuzlar ve Korluklardan temin ediyordu2. Türk koyununun Maveraü'nnehr ve Horasan koyunlarından ayrı bir soy olup, makbul tutulduğu anlaşılıyorsa da başlıca vasıfları iyice bilinemiyor.

Oğuzlar İslam aleminde meşhur olan Türk keçesi de satmakta idiler. Yakubi Türklerin en iyi keçe imal eden kavim olduğunu yazıyor. İbn Fadlan, Harizm'de soğuk günlerde bir evin içinde kurulmuş olan Türk keçesinden yapılmış bir çadırda oturmuştur.

4- Dini İnanışları

X. yüzyıl başlarında Oğuzlar, Uygurlar müstesna olmak üzere, diğer Türk elleri gibi kendi kavmi dini inanışlarını devam ettiriyorlardı. İslam aleminde Türkler'in Allah fikrine sahip oldukları ve bunu Tanrı adiyle ifade ettikleri biliniyordu. Türklerin yaratıcıya Uluğ-Bayat adını verdikleri de İslam bilginlerine ulaşmıştı. Fakat,. Oğuz din adamlarının Tanrı'nın sıfatları ile ilgili tasavvurları hakkında kesin bir bilgi yoktur. Her halde Oğuzlardan sade kimselerin bu husustaki tasavvurları pek geniş değildi ve onlardan bazdan Tanrı'ya İnsani vasıflar İzafe ediyorlardı. Oğuzlardan biri İbn Fadlan'a Tanrı'nın karısı olup olmadığını sormuş, müellif de bu soru üzerine bir hayli tövbe ve istiğfar etmiş, Oğuz da aynı şeyi yapmıştı.

İbn Fadlan ne bir mabed gördüğünden ne de bir din adamı ile görüştüğünden açıkça bahseder. Fakat Oğuzların hakimleri olduğunu biliyoruz. Oğuzlar bu manevi şahsiyetlerine büyük bir saygı gösteriyorlardı. Hatta bu hakimlerin Oğuzların kanlan ve davarları (mallan) üzerinde hüküm sahibi bulundukları söyleniyor ki, bu ifadeden manevi şahsiyetlerin Oğuz eli üzerinde ne kadar önemli bir tesir ve nüfuzları olduğu iyice anlaşılır İşte bizim Korkut-Ata (Dede Korkut) bu hakimlerden biri idi. Tabiblik yapan, geleceğe alt keşiflerde bulunan, yapılacak bir teşebbüsün uğurlu olup olmayacağına karar veren, dini törenlere başkanlık eden bu manevi şahsiyetlere Oğuzların kam mı dedikleri, yoksa başka bir ad mı (mesela dede) verdikleri bilinemiyor. XII. ve daha sonraki yüzyıllarda dini şahsiyetler ata unvanı İle anılıyorlardı. Eski Türklerde kan, baba demekti. Sonra onun yerini ata aldı. Atarım yerini de yine din adamlarının unvanı olan baba aldı.

Ölü gömme adetlerine gelince, onlar ölülerini, Gök Türkler gibi, sırtlarında elbiseleri, üzerlerinde silahlan ve yanlarında diğer şahsi eşyaları ile birlikte gömüyorlardı. Ölü oda şeklinde açılan bir mezara oturtulup, eline içki dolu (herhalde kımız) bir kadeh veriliyor ve önüne de yine içki dolu kap konuluyordu. Mezar bir oda gibi açılıyor, tavanı yapıldıktan soma onun üzerine de çamurdan kubbeye benzer külah kısmı ilave ediliyordu. Oğuzların bu mezarları ile Türkiye'de bilhassa Selçuklu devrinde yaygın bir şekilde görülen ve mütehassıslar tarafından Türk çadırına benzetilen kümbetler arasında yakın bir benzerliğin varlığına işaret edilebilir. Hazar-Ötesi Türkmenlerinin de mezarlarının üzerine tümsek gibi şekiller yaptıklarını ve buna yozka dediklerini biliyoruz.

Gömülme İşi bittikten sonra, ölünün atlan kesilerek yenirdi ki bu da bütün Türk kavimlerinde görülen yuğu aşı veya ölü aşı geleneği idi. Türkiye'de bu gelenek yüzyıllar boyunca sürüb gelmiş ve şimdi de mahiyeti aynı kalmak sureti ile köy, kasaba ve hatta şehirlerde yaşamaktadır. Ölen sağlığında bazı kimseleri öldürmüş ise, bunların ağaçtan resimleri yapılıp mezarın üzerine konulurdu. İnanışa göre, bir adamın öldürdüğü kimse veya kimseler cennette öldürenin hizmetçileri olacaklardır. Bu da anlaşılacağı üzere, Gök Türklerdede balbal geleneğinden başka bir şey değildir. Oğuzlar, aynı zamanda başlıca Türk ellerinde olduğu gibi, yuğ aşında yenilen atların başlarım, ayaklarım ve derilerini mezarın üzerinde bulunan sırıklara asarlardı. Onların inanışına göre, ölen cennete etleri yenilen ve derileri sırıklara asılan bu atlar ile gidecekti. Bu yapılmadığı takdirde ölen, yorucu cennet yolculuğunu yayan yapmak mecburiyetinde kalacaktı. Oğuzlar, yine dini inanışlarının tesiri ile suya girmiyorlar, yabancıların da yıkanmalarına engel oluyorlardı. Çünkü, suya girmekte onların, kendilerini büyüleyeceğinden korkarlar ve böyle yapanları para cezasına çarptırırlardı. Bütün Türklerdeki köklü bir inanışa göre, su kutludur ve arıdır. Yıkanmak kutlu ve an olan suyu kirletmek ve böylece büyük bir günah işlemek demektir. Bu ise uğursuzluğa ve felakete (bu arada belki insan ve hayvan hastalıklarına da) sebeb olur. Onlar yine dini inanışları ile ilgili olarak, giyimlerini eskiyinceye dek üzerlerinden çıkarmıyorlardı. Yine Oğuzlar, Müslümanların. aksine olarak, başına vurarak koyunu öldürüyorlardı.

Oğuzlar hastalanan kimselerin (yakın akrabaları da olsa) yanlarına yaklaşmazlardı. Hasta olana kul ve karavaşlar (cariye) hizmet ederlerdi. Yoksullar ise tamamen kaderleri ile başbaşa bırakılırdı. Bu husus, şüphesiz bulaşıcı ve salgın hastalıklara yakalanmaktan korkmalarından ileri geliyordu.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir