Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın Yaşayış Tarzı

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın Yaşayış Tarzı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:00

Oğuzlar'ın Yaşayış Tarzı

X. yüzyıl başlarında Oğuz elinin çoğu göçebe hayatı geçiriyordu. Bahar (yaz) gelince kuzeydeki Kara Kum'a, Cim ırmağına doğru Kuzey batıdaki yaylalar'a ve Aral ile Buzaçı ve Mangışlak arasındaki bölgeye gidiyorlardı. Kış yaklaşınca da ekserisi Aşağı Seyhun boylarına dönüyorlar ve kışı orada geçiliyorlardı. Yabgu unvanını taşıyan Oğuz hükümdarları kış mevsiminde ırmağın kıyısına yalan yerdeki Yeni Kent de (Yani Kent) oturuyorlardı. Yine Aşağı Seyhun bölgesinde Cend ve Huvare (?) adlı iki şehir daha vardı. Bu şehirler de yabgunun idaresinde idiler. Bu uç şehirde Müslümanlar da yaşıyorlardı. Mes'udi bu şehirlerdeki halkın çoğunun da Oğuzlardan olduğunu yazıyor.

Yeni Kent, belirtildiği üzere, Oğuz hükümdarları olan yabguların baş kentidir. Yabgu kışın bu şehirde oturmakta, yazın kuzeyde bulunan yaylağına gitmektedir. Reşideddin'deki Türklerin tarihi'nde Yeni Kenti Oğuz Han'ın kurduğu ve orayı başkent yaptığı söylenir. Şehir arabça coğrafya kaynaklarında El-karyetil'hadise bazan cedide, farsça Hududu'l-ulem'de, Dih-i nev (Yeni Köy) olarak anılır. X.yüzyıl coğrafyacılarından İbn Havkal'a göre Yeni Kent (onda el Karyetu'l-hadlse), ırmağın ağzından iki konak ve ırmaktan da 1 fersah yani altı km'ye yakın bir mesafede idi. Daha önce de söylendiği gibi, barış zamanlarında buraya gemilerle yiyecek maddeleri getiriliyordu. XII. yüzyılın ikinci yarısında buraya büyüklüğü ve öneminden dolayı Şehir Kend de denilmiştir. Yeni Kent Moğol istilasından pek zarar görmemiş gibi görünüyor. 1245'de buradan Plana Carpini ile birlikte geçen Polonyalı Benedict, Yeni Kent in (Yahkent) Türkistan'da, karşılaştıkları ilk büyük şehir olduğunu yazar. XIV. yüzyılda Yeni Kentte para basıldığını da biliyoruz.

Yabgulafa tabi diğer iki şehirden Cend'e gelince, bu şehir Seyhun' un sol tarafında ve Yeni Kendin kuş uçumu 140 km. güney doğusunda bulunmakta idi.
Selçuk Sü Başı Yabgu'nun kendisine bir şey yapmasına fırsat vermeden adamları ile Yeni Kentten Cend'e gelmişti. Selçuk'un mezarının burada olduğunu biliyoruz. Şah Melik, Selçuk'un oğullarını uzaklaştırarak Cend'e hakim olmuş ise de 1040'larda şehir Cend Han unvanlı bir Kıpçak'ın eline geçmiştir. Yakut, Cend'in Türkistan'da büyük bir şehir olduğunu, halkının Hanefi mezhebine mensup bulunduğunu yazar. Selçuklu devrine ait bazı vesikalardan Cend'den bazı aydınların Anadolu'ya gelmiş oldukları anlaşılıyor. XH. yüzyılın ortalarında Cend, Harizmşahların hakimiyeti altına girmiş ve şehir şehzadeler tarafından idare edilmiştir. Cend bu devirde büyük ve mamur bir şehir haline gelmiştir. Moğol istilası başladığı esnada (1219) Cend de Seyhun boylarındaki diğer şehirler gibi, çok gelişmişti. Moğollar halkı dışarı çıkararak şehri üç gün yağmaladılar ise de halkına bir şey yapmadılar. Cend'i 672(1273) ziyaret eden Cemal Karşı şehrin evvelce büyük olup sonra zarar ve hasar gördüğünü bununla beraber Cend'in bir ticaret yeri olduğunu ve buraya çok tacir geldiğini ve çarşısında her türlü malın satılıp alındığını söyler. Cemal Karşı burada bazı şeyhlerle tanışmıştı. Bunlardan Suğnaklı Şeyh Kemaleddin çok ünlü İdi. Türkmenler ona büyük saygı göstererek "Şeyh Baba" diyorlardı.

Huvare'ye gelince, bu şehir hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Daha sonraki kaynaklarda adı geçmez. Bu, Huvure'nin ya ad değiştirdiğini ya da terkedilmiş bir şehir haline geldiğini gösterir.

Büyük alim Kaşgarlı Mahmud'un sözünü ettiği Oğuz şehirlerine gelince, bu şehirler de Sepren, Karaçuk, Suğnak, Karnak, Sükun idiler. Bu şehirlerin hepsi de Karaçuk dağlan kesiminde yani verimli topraklar üzerinde bulunuyorlardı. Bunlardan Sepren X. yüzyıl coğrafyacılarının eserlerindeki Savran (bazan Sabran)'dır. Savrarı, X. yüzyılın birinci yansında Oğuz sınırında bulunan bir İslam şehri idi. Bundan dolayı şehir berkitilmiş olup yedi kat surla çevrilmişti. Kaynaklarda büyük bir şehir olduğu kaydedilir. Savran'ın dış mahallesi (rabaz) vardı. Cami de iç şehirde bulunuyordu. Oğuzlar barış yapmak ve ticaret işleri için bu şehre gelirlerdi2. 1255 de buradan geçen Ermeni kralı Hetum ve maiyyeti Savran'ı çok büyük bir şehir olarak görmüşlerdi.

Karaçuk"a gelince bunun Farab'ın Türkçe adı olduğunu Kaşgarlı Mahmud'un açıklamasından öğrenmiştik. X. yüzyıl coğrafyacılarından İstahri ve İbn Havkala göre Farab Aris çayının Seyhun'a döküldüğü yerde bulunan küçük bir yöredir. Bu yörenin idare merkezi Keder kasabası idi. Vesle yörenin diğer önemli bir kasabası olup ünlü filozof Farabi bu şehre mensuptu. Yine aynı yüzyılın Coğrafyacılarından Mukaddesi ise Farab yöresinin merkezinin de aynı adı taşıdığını söylüyor. Yine ona göre, Farab, 70000 asker çıkaran(!) ve bir camisi olan bir şehirdir. Şehrin pazarları varoşta olup hisarda pek az dükkan vardı. Aynı müellif Keter ve Vasic'i de aynca zikrediyor.
Karaçuk şehrinin yerine gelince, bunun Savran ile Yesi (-Türkistan) şehirleri arasında olduğu kesin bir şekilde anlaşılıyor. Geçen yüzyılda düzenlenmiş Rusça büyük bir haritada Yesi (Türkistan) şehrinin batısında Seyhun'a. akan çayın Karaçık adım taşıdığı görülmüştür.

Suğnak'a gelince, Minorsky haklı olarak bunu Hududu'l-alem' deki Sunah ile birleştirmiştir. Hududu'l alem'e göre. Sunah'da her tarafa ihraç edilen yaylar yapılıyordu. Geçen yüzyılın arkeologlarından Lerch'e göre Suğnak, Tümen Arık'ın 6 veya 7 mil kuzeyindeki Sunak Kurgan veya Sunak Ata harabeleridir. Timur devrinde Suğnak Otlak'dan 24 fersah (takriben 142 km.) uzaklıkta sayılıyordu.

Oğuz şehirlerinden biri olan Karnak hakkında başka bir yerde bilgiye rastgelinemedi. Z.V.Togan Türk 111 haritasında Karnak'ı Yesenin az kuzey batısında, ondan bir konak mesafede göstermiştir. Diğer taraftan Savran yakınındaki Sadık Ata Tepesinin Karnak olduğu görüşü de ileri sürülmüştür.

Sükün'e gelince, bunun X. yüzyıl coğrafya eserlerinde geçen Süt-Kend olması muhtemeldir. Süt-Kend Farab yöresine yalan bir yerde, Seyhun'un sol kıyısında bulunmakta olup, bugün harabeleri görülmektedir. Bu şehirde bir carni olduğu biliniyor. Süt-Kend yöresinde X. yüzyılın İlk çeyreğinde kalabalık sayıda Müslüman olmuş Oğuz ve Karlukların oturdukları bildiriliyor. Bu Müslüman Oğuz ve Karluklar yöreyi kavimdaşları olan Gayr-i Müslim Türklere karşı koruyorlardı4. Bundan başka Farab (Karaçuk) Kencede ve Şaş (Taş Kend) arasındaki bitek otlaklarda da Türklerden Müslüman olmuş 1000 çadıra yakın bir küme yaşıyordu. Birüni Süt-Kend'i bir Türkmen şehri olarak zikrettiği gibi, gençliğinde her yıl Harizim-Şaha bizzat kendi yaptığı İlaçlar İle mumya getiren Sül-Kentfil bir Türkmen tabibini tanıdığından da söz eder.

Oğuzların Kaşgarlı'nın bahsettiği devirden soma da yeni şehirlere sahip oldukları görülür. Bunlardan biri Barçınlığ-Kend'dir. Gerçekten bu şehrin adına XII. yüzyıldan önce, yazılmış eserlerde rastgelinmez. Barçınlığ Kend Moğollar'ın Seyhun boylarını ele geçirmeleri esnasında (1219 da) Suğnak ve Öz Kend'den soma zikredilen üçüncü şehirdir. Ondan sonra sıra ile Aşnas Cend ve Şehir (Yeni) Kend'li alınması anlatılır. Zamanımızda Çtrtk kale yıkıntılarının altında "Yeni Derya" ile birleşen "Barşın Derya" adlı bir Kuruçay veya bir arık bulunmaktadır. Bunun Barçınlığı Kent ile ilgili olduğu şüphe-sizdir. Bu Kuruçayın üzerinde "Uz-Kent" ve "Sırlı Tam" şehirlerinin harabeleri de vardır. Buradaki "Uz-Kent" Cuveyni'deki Suğnaktan sonra zikredilen şehirdir. Bu Kuruçay veya Ank'ın kıyısında daha başka şehir ve kale harabeleri de görülür. Arkeolog VA. Kallaur Kuruçay yatağının "Çavdar" dan "Uz-Kent"e kadar olan kısmının da Oğuz Deresi adını taşıdığını bildiriyor. Suğnak şehri harabelerinden 13 fersahlık (takriben 77 km.) bir mesafede "Kök Kesene" harabeleri vardır. Kök Kesene'yi ziyaret eden Kallaur burada tuğladan yapılmış mavi (kök) renkli süslemeleri olan harab bir kümbet görmüştü. Bu türbenin güney batı tarafında harab, fakat henüz yıkılmamış daha küçük bir türbe meydana çıkarılmıştı. Kallaur bu türbelerin çevresinde de birçok höyükçükler ve tümsekler görmüş, fakat bunların mezar kalıntıları mı yoksa meskun sahayı mı teşkil ettiğini anlayamamıştı. 1927 yılında burayı ziyaret eden A. Yakubovsky türbenin tamamen çökmüş olduğunu görmekle beraber Kök-Kesene'nin çini işleme bakımından şaheser bir abide olduğunu meydana çıkardığı gibi, bu araştırmaları ona, burada bir zamanlar yüksek bir medeniyetin yaşanmış olduğu hükmünü verdirmiştir.

Anlaşıldığına göre, "Kök Kesene", Barçınlığı Kentin bulunduğu yerdir. Bu da Suğnak harabelerinden 77 km. kuzey batıda bulunuyor.
Ebu'l Gazi Bahadur Han Türkmeni Tarih bile turgan bahşdan"nın yedi kızın Oğuz elini "ağzına bakındırıp" çok yıllar beylik sürdüklerini anlattıklarını yazar. Bu kızlardan birincisinin Alturı közgülu boyu uzun Bıırla Hatun' olduğu söyleniyor. "İkincisi de Karmış Bay'ın kızı ve Mamaş Beğ'in karısı Barçın Salur (daha doğrusu Salur Barçın) idi. Onun kabri Sir Suyunun yakasında olup halk arasında çok tanınmıştır. Özbekler ona Barçını Kök Kaşune der. "Kaşın karlı yahşi künbez turur (- çini işlemeli güzel kümbettir)".

Bütün bunlardan pek muhtemel olarak şu sonuç çıkıyor. XII. yüzyılda Seyhun boylarında Salur boyundan Barçın Hatun bir kısım Oğuzlar üzerinde nüfuz kazandı. Akıllı olduğu kadar varlıklı da olan bu hatunun idaresinde bulunduğu Seyhun kesiminde onun buyruğu ile bir şehir kuruldu ve bu Barçınlığ Kend adını aldı; Yahut şehir Barçın Hatun'un türbesi etrafında kuruldu ve bundan dolayı o adı aldı. Barçın Hatun, Yakubovsky'nin araştırmalarına göre, Mervdeki Sultan Sancar, Ürgenç'teki Harizm-Şah Tegiş'in türbelerine benzeyen muhteşem bir türbe yaptırdı ve halk arasında Kök Kesene (Kök Kuşane) adiyle tanındı. Öyle ki hatırası Memlttk Barçınhğ Kend kısaca Barç Kend ve Barçın Barşın adlarıyla da anılmıştır. Bu şehirde Coci kolundan hanların para kestirdiği biliniyor. 1273 yılında Barçırdığı Kendi ziyaret eden Cemal Karşı onu Barç Kend adıyla anıyor. Bu müellife göre Barç Kend, fazla kar yağan, çevresinde tepe ve kumluklara sıkça rastlanan, sivrisinek ve karıncası bol, çölleri kula donlu atlar ve kulanlar İle dolu bir şehirdir. Fakat adı geçen müellif aynı şehirde üç dilde şiir yazan, fıkıhta büyük bir otorite olan Hüsameddin Barçınlığ ile tanışmıştı. 1320'lerde Türkiye'de de Hüsam Barçınlığ adlı bir vaiz vardı. Barçın bir tür ipekli kumaş demektir. Ülkemizde Barçın ve Barçınlı şekillerinde bazı yer adlan vardır.

Özkend ve Aşnas'da yeni şehirlerden olup her ikisinin adı kaynaklarda aşağı Seyhun'un Moğollar tarafından zaptı dolayısı ile geçer. Bunlardan Özkend'in harabesinin "Barşin Derya" üzerinde olduğu yukarıda görülmüştü. Esasen kaynaklarda da Öz-Kend Barçınlığ-Kend'in yanında zikredilir.

"Aşnas"a gelince, bu, Barçınlığ Kend'den daha batıda bulunan bir şehirdir. Seyhun'un sol yakasında Ber Kazan posta istasyonuna 20 mil mesafedeki Aşnas yıkıntılarının bu şehrin harabeleri olduğu sanılıyor.

Bahsedilen bütün bu şehirlerin isimlerini Seyhun'un akış istikametinde olmak üzere sıra İle göstermek yerinde olacaktır. "Sütgun" (Süt-Kend), -Yesi (Türkistan)- "Karaçuk-Savran-Suğrıak-Öz Kent-Bar-çırılığ Kend-Aşnas-Cerıd-Yeni Kent". Herhalde bunlardan başka daha bazı Oğuz şehirleri de vardı. Hetum seyahatnamesinde Ason (Yesi) ile Otrar arasında "Savn" adlı bir şehrin adı geçiyor "Barşin Deryadaki Sırlı-Tam Oğuz şehirlerinden biri olabilir. Harizm Şahlar devrine ait vesikalarda Cend ve Barçınlığ Kend yörelerinde olmak üzere Sağ Dere, Ribatat, Ribut-i Toganin ve Hayrabad adlı yerler geçiyor. Bunlar da en aşağı köy vasfında meskun yerlerdir.

Aşağı ve Orta Seyhun bölgelerinde İktisadi hayat X. yüzyıldan itibaren gittikçe gelişmiş ve XIII. yüzyılın başlarında yüksek bir seviyeye ulaşmıştı. Bunun tabii bir sonucu olarak adı geçen bölgelerde şehir hayatı da gelişmiş ve yeni şehirler meydana gelmişti. Oğuz şehirlerinde yapılan arkeolojik araştırmalar bu şehirlerde yüksek bir kültür hayalının varlığını açıkça ortaya koymuştur. Manevi hayata gelince, bu hususta pek az bir bilgiye sahibiz. Fakat bu pek az bilgi, Oğuz şehirlerinde bir çok ilim adamı ile tasavvuf erbabının yaşadığını göstermektedir. Muallim-i Sani (İkinci Öğretmen, Birinci Öğretmen Aristo) Farabi (ölm.950) ile Sihah adlı ünlü arabça sözlüğün müellifi Cevheri (ölm.1010) gibi Türk asıllı alimlerin Oğuz Türklerinden olmaları pek tabiidir.

Oğuzlardan kalabalık bir kısmının yerleşik yaşayışa geçmelerinde başlıca etken, şüphesiz, onların İslamlığı kabul etmeleridir. Oğuzlar her halde Müslüman olduktan ve Samani devleti yıkıldıktan soma Sitgün (Süt Kend), Savran (Sabran-Sepren), Karnak, Karaçuk, Suğnak şehirlerini ellerine geçirdiler.
Göçebe Oğuzlar bu şehirlerde yaşayan eldaşlarına küçümseme İle Yatuk(yani tembel) diyorlardı. Çünkü, onlara göre bu oturak eldaşları savaş yapmıyarak tembel tembel şehirlerinde otururlardı.

Oğuz şehirlerinin çoğunda veya hepsinde Maveraünnehrin yerli unsurları da bulunuyorlardı. Oğuzlar farsça konuşan bu unsurlara Sukak diyorlardı.
Yerleşik Oğuzların, göçebe eldaşlarının siyasi faaliyetleri ve göçlerine büyük ölçüde katılmayarak Moğol istilasına kadar bu şehirlerde oturmakta devam ettikleri söylenebilir. Moğol istilası sonucunda yerleşik halkın pek mühim bir kısmı yerlerini terkederek Horasan'a ve İran'ın diğer bazı yerlerine kaçtılar. Moğol istilasının İran'a da yayılması üzerine Horasan'a ve İran'ın diğer yerlerine kaçmış olanlar emin bir ülke olan Anadolu'ya geldiler. Anadolu'da göçebeler, köylüler ve şehirliler arasında Horasan'a bağlanan bu gelişin hatırası asırlarca unutulmayarak zamanımıza kadar yaşamıştır. Buradaki Horasan adı ile Türkistan da ifade olunuyordu.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir