Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oğuzlar'ın Yurdları

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oğuzlar'ın Yurdları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 04:59

Oğuzlar'ın Yurdları

X. yüzyılın birinci yarısında Oğuzlar, Hazar denizinden Seyhun (Gök Türkler devrindeki Yinçü Ögüz) ırmağının orta yatağındaki Farab (XI. yüzyıldaki Türkçe adı ile Karaçuk) ve İsficab yörelerine kadar olan yer ile bu ırmağın kuzeyindeki bozkırlarda yaşıyorlardı. İstahri ve diğer coğrafyacıların eserlerinden Oğuz ülkesinin batı, güney ve doğu sınırlan hakkında kat'i bir fikir edinilebiliyor. Buna göre, Oğuz ülkesi batıda Hazar Denizfne dayanıyordu. X. yüzyılın başlarında o zamana kadar meskun olmayan Hazar Denizinin doğu kıyısındaki Siyah-Küh(Kara-Dağ) yarım adası onlar tarafından işgal ve iskan edilmiş ve bundan dolayı bu yarım ada Mangışlak adını almıştır. Güneyde İslam ülkeleri ile olan sınıra gelince, güney batıda yani Harizm ülkesinde sınır Curcan (Gürgenç) ve bilhassa bu şehrin kuzey batısındaki Cit (Jit) kasabasından başlıyordu. Aral Gölü 'nün güneyindeki Baratekin de sınır kasabalarından idi. Maveraün-nehr'de sınır Buhara kuzeyindeki çölden başlayarak İşficab bölgesine kadar uzanıyordu. Seyhun'un sağ kıyısında, Karaçuk dağlarının eteğinde ve Yesi'ye bir günlük mesafede bulunan berkitilmiş Savran (Sabran), Müslümanların Oğuzlara karşı sınır şehri idi. Seyhun Savrandan az ileride Oğuz ülkesine giriyordu.

Oğuz ülkesinin kuzey sınırına gelince X. yüzyıl İslam coğrafyacılarından İstahri Oğuz sınırını bu yönde İtil ırmağının meydana getirdiğini söylüyor. Çağdaş Bizanslı müellifi imparator Constantin Porphyrogenitus'un sözleri de bunu doğruluyor. Fakat ibn Fodlan 921 yılında Bulgar'a giderken Cim (Emba) ırmağının ötesinde Oğuzları görmemiş, buna karşılık Yayıkın batısında Peçenekler'le karşılaşmıştı. Aşağı Seyhun ile Aral'ın kuzeyindeki çöl bölgesine Belhiye bağlı Coğrafyacılar Oğuz çölü (Mefazatu'l-Guzzyye) adını verirler. Oğuzlar ise bu çöl bölgesine Kara-Kum demekte idiler.

Gök Türkler'in Seyhun Irmağına Yincü Ögüz (İnci Irmağı) dediklerini biliyoruz. X. yüzyıl kaynaklarında ise, aynı ırmak Nehrü'ş-ŞaşfŞaş- Taşkend ırmağı) adiyle anılıyordu. Irmak, daha sonralan ab-ı Benaket, ab-i Hocend gibi, adlar ile de anılmıştır. Oğuzlar ise Seyhan'dan sadece Ögüz (ırmak) adiyle söz ediyorlardı. Müslüman alimlere gelince Amu Derya'ya Ceyhun ve bu ırmağa da Seyhun isimlerini koydular. Moğol hakimiyeti devrinde Sir adı kullanıldı. Kazaklar ırmağı Sir suvı şeklinde anmışlardır. Amu Derya adına bakılarak buna da Sır Derya denilmiştir.

Seyhun'un aşağı ve kısmen orta yatağında derinlik, 6-12 metre arasında değişmektedir; genişlikte 600-700 metredir. Irmak gemiciliğe müsaiddir. X. yüzyılda, ırmağın ağzına yakın yerdeki Oğuz yabgularının başkenti Yeni Kente gemilerle tahıl götürüldüğünü biliyoruz. Irmak, umumiyetle, kışın donar ve uzun müddet çözülmezdi. Bundan dolayı, kervanlar Seyhun'u rahatça geçerlerdi. Şeyhun'un döküldüğü Aral Gölü'ne Oğuzların ne ad verdikleri bilinmiyor. İslam müellifleri bu tuzlu göle Buhayratu Harizm (Harizm Gölü ) demekte idiler. Aral (=ada) adı son yüzyıllarda konulmuştur.

Seyhun'un aşağı yatağı, iki yakası da düzlükten oluşan tam bir bozkır bölgesinden geçer. Burada ırmağın iki kıyısında sık sık geniş ve yoğun sazlıklar, kamışlıklar ve bataklıklar görülür. Irmak kamışlardan yapılan sallarla da geçilirdi.

Bozkır bölgesi, ırmağın ağzından doğuya doğru takriben 400 km. devam eder. Sonra ırmağa müvazi olarak dağlar başlar ve İsficab'ın kuzeyine kadar gider. Bu güzel görünüşlü sıra dağlar Oğuzlar'ın ünlü dağları olan Karaçuk dağlarıdır.

Ermeni kiralı Hetum 1255 de Moğolistan'dan dönerken bu dağları görmüş ve Selçuklular'ın Anadolu'ya, buradan geldiklerini duymuştu, Karaçuk dağlarının adı Timur hakkındaki zafernamelerde görüldügü gibi Ebu'l- Gazi'nin naklettiği Türkmen rivayetlerinde de geçer.

Karaçuk un adı Dede Korkut destanlarında, destanların baş kahramanı Salur Kazan Beğ'i öven bir şiirde de geçer. Bu dağın adı da Yalan Doğu'ya getirilmiştir. Ülkemizde Cizre'nin güneyinde, Dicle'nin batısında ve Irak'ta, Altun Köprü'nün batısında Karaçuk adlı dağlar vardır. Yine Dede Korkut destanlarında Salur Kazan Bey'in sürüsüne bakan sadık ve kahraman çobanın Karaçuk adım taşıdığını biliyoruz. Bunun gibi, Hazar Ötesi Türkmenlerinden Yomut boyunun İki kolundan biri Karaçuk adiyle anılıyordu. Kara Koyunlu Kara Yusuf un (1400 yılında) buyruğunda bulunan beylerden biri de Karaçuk İdi.

Türkmenlerin soykütüğü'nde (Şecere-i Terakime) Sahır Kazan Begi öğen bir manzumede onun Kazgurd dağından bir İn taşını kavrayıp yuvarladığı anlatıldığı gibi, yine aynı kaynakta Oğuz elinin yurdu tarif edilirken bu dağın adı geçiyor. Bir başka eserde de Kazgurt Türkmenlerin yurdu olarak gösteriliyor. Bu Kazgurt dağı, Türkmenlerin Soy Kütüğünde Sayram ve Karaçuk ile birlikte geçmektedir. Sayram, Seyhan'a. yalan bir yerde, Aris çayının kıyısında olup X yüzyılda İşfcĞb deniliyordu. Buna göre Kazgurt İsficab'ın (Sayram) kuzey batısındaki dağ olmalıdır. Bu da Karaçuk sıradağlarının en doğu kısmım oluşturur. Kazgurt adı da X. yüzyıldaki coğrafya eserlerinde geçen Gazgurd'dan başkası değildir. Bu da İşficab'a bir konak veya 4 fersah (22 km.) mesafede bulunan bir köyün adı idi. Yani dağ adını yanındaki köyden almıştır.

Yine Dede Korkut destanlarında geçen Kazlık dağına gelince, bu dağın da Kazgurt gibi, Karaçuk dağlarının bir kısmı olduğunu sanmaktayız. Yahut her ikisi aynı dağı İfade edebilir.
Kuzeydeki Kara Kum Oğuzların başlıca yaylakları idi. Az yukarıda da kaydedildiği üzere İslam coğrafyacıları Kara Kum'u biliyorlar ve ona Mefazatu'l-Guzziyye (Oğuz Çölü) adını veriyorlardı. Kara Kum'daki Irgız ırmağının adı da Harizm Şahlar devri kaynaklarında geçer.

Güney"de Buhara'ya kadar uzanan Kızıl Kum, XI. yüzyıldan itibaren daha fazla önem kazandı ve Kıpçak baskısı yüzünden Oğuzların süreklice oturdukları bir yurt halini aldı.
Mangtşlak (Mangışlag) ve Balhan (Balkan) bölgeleri verimsiz yerler idiler. Bu ve aynı zamanda kuytu yöreler olmaları yüzünden oralarda yaşayan Oğuzlar varlıklarını korudular. Bilindiği üzere bu günkü Türkmenistan Cumhuriyeti Türkmenlerinin çoğu Mangışlak'ta yaşamış olan Oğuzların torunlarıdır.

Seyhun boylan ile Aral gölü kıyılarında da sert bir kara iklimi hüküm sürmektedir. Kışın buralarda da ısı sıfırın altına düşerdi. Bu yüzden sadece Seyhun ırmağının değil, Aral Gölü'nün bazı kısımlarının da donduğu bilinmektedir. Buna rağmen Oğuzelinin ezici çokluğu Seyhun boylarında, keçe çadırlarda deri elbiseler içinde süksük ağacım yakarak kışı geçirirlerdi. Süksük seyyahların verdikleri bilgiye göre aslında bir çöl bitkisi olmakla beraber Hazar Denizinden Çin'e kadar uzanan geniş Orta Asya bölgesinin heryerinde yetişirdi. Süksük 4.50 m. ye kadar büyüyebiliyor, kalınlığı da 15 cm.yi buluyor. Bu ağaç başlıca yakacak için kullanılır. Odunu çok sıcaklık verdiği gibi, uzun müddet de dayanır. Bundan dolayı, Ruslar Aral Gölü'nde ve Seyhun ırmağındaki filotillalarında süksük kullanmışlardı. Bununla beraber develerin bu ağacın yapraklarını iştahla yedikleri görülmüştür.

Ehil hayvanlardan koyun ve at en başta geliyor ve onları keçi, sığır ve deve takip ediyor. Ceylan , karaca, geyik, sığır ve kulan(yaban eşeği)'dan sonra vahşi hayvanların başında kurdu saymak gerekir. Bu hayvan Oğuzlar'ın sürülerine çok zarar veriyordu. Bu zararı azaltmak gayesi ile hayvanın adı olan börü'yi ifade etmek için ağaç kurdunun adım kullandılar. Bunun sonucunda börünün yerini kurt aldı. Herhalde aynı inanış ile ilgili olarak şimdi Anadolu'da. pek çok yerde kurt yerine canavar kullanılır.

Dede Korkut destanlarında Salur Kazan Beğ öğülürken "Karacuk'un arslanı, ismi Emet suyunun kaplanı" deniliyor. Geçen yüzyılın gezginleri Türkistan'ın birçok yerlerinde olduğu gibi, Seyhun boylarındaki bataklıklarda da kaplanların yaşadıklarını bildirirler; fakat arslandan söz etmezler. Arslanların ancak XI-XIII. yüzyıllarda Ceyhun'un orta yatağında bulunduğunu biliyoruz. Seyhun kıyılarındaki sazlık ve bataklıklarda yaban domuzlan da yaşıyorlardı.

Oğuzların aşağı Seyhun bölgesine doğudan Çu ve Talaş bölgelerinden geldikleri şüphesizdir. Fakat onların bu yeni yurtlarına ne zaman geldikleri bilinemiyor. Bununla beraber Oğuzların Aşağı Seyhun boylarına Halife el-Mehdi zamanında (775-785) geldikleri hakkında Horasanlı bir müverrihin sözleri doğru olabilir.

Çünkü, yukarıda da yazıldığı üzere Karluklar 766 yılında Türgiş devletine son verdiler. Karluk fethi pek tabii olarak yer değiştirmelerine ve göçlere sebeb oldu. Hatta Oğuzların doğu komşuları Çiğillere karşı duydukları düşmanlığın esası bu göç hareketleri ile ilgili olabilir.

Abbasilerin Horasan valisi Abdullah b.Tahir zamanında (828-844) üzerlerine ordu gönderilen Oğuzların nerede oturdukları söylenmiyor ise de, onların artık bu esnada Aşağı Seyhun boylarında oturduklarında şüphe yoktur. Adı geçen valinin oğlu Tahir kumandasında 838-840 yıllan arasında gönderilmiş olması gereken bu ordu, Oğuzları yenerek 2000 kadar tutsak almıştı. Bu tutsakların satışından 600.000 dirhemlik bir gelir elde edilmiştir.

Aşağı Seyhun boylan ile Aral kıyılarının Oğuzlar"dan önceki sahiplerinin Peçenekler olması muhtemeldir. Sanıldığına göre Oğuzlar doğudan gelerek Peçeneklere saldırdılar ve en sonunda onları Cim ırmağının ötesine attılar. Yurtlarından atılan Peçenekler Cim ile İtil arasında yerleştiler. Fakat daha önce söylendiği gibi 893-897 yıllan arasında Oğuzlar ile Hazarların ortak hücumlarına uğradılar. Yenilen Peçenekler'in kalabalık kısmı İtili geçerek Kara Denizin kuzeyindeki topraklara göç ettiler.

Peçeneklerin bir kısmı da Oğuzlara katılıp eski yurdunda kalmıştı. Oğuz Peçenek boyunu meydana getiren şüphesiz bunlardır.
Ebu'l Gazinin naklettiği Türkmen rivayetlerinde Oğuzlar ile Peçenekler arasındaki mücadelelere dair bazı hatıralar da yer almıştır. Bu hatıralardan birinde Toymaduk adlı Peçenek ' padişahının Salur Kazan'ın babası Enkiş'i yenerek hatununu tutsak aldığı anlatılır. Üç yıl sonra Enkiş naibini "mal" ile Toymaduk'a göndererek karısını kurtarmış. Yine orada bulunan bir manzumede Salur Kazan'ın Otuz-kırk bin çeri ile "Beçene ellerine" yürüyüp onları kırdığı, bir nicesinin çok yalvararak kurtuldukları bildiriliyor. Bu hatıraların IX. yüzyıldaki mücadelelerle bulunması ihtimali, bana göre çok zayıftır. Bunların göçetmeyerek yurtlarında kalan Peçenekler İle XI. yüzyılda yapılan savaşları aksettirmiş olmaları çok daha muhtemeldir.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir