Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

IX-XI. Yüzyıllarda Türk Elleri

Burada Türk Milletinin Temel 3 Boyundan Biri Olan Oğuz Boyu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

IX-XI. Yüzyıllarda Türk Elleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 04:57

IX-XI. Yüzyıllarda Türk Elleri

Orta Asya Türk tarihinde Gök Türkler'in yeri pek mühimdir. Onların tarihleri olmasa Orta Asya Tarihi ilgi çekiciliğinden çok şey kaybederdi. Gerçekten Gök Türk devletinin yıkılışından soma Türkler bir daha Orta Asyada büyük ve kudretli bir imparatorluğa sahip olamadılar. Orhun Bölgesinde. Gök Türkler'in yerini alan (744) Uygurlar Batı Türkleri üzerinde hakimiyet kuramadılar; Çin ile de Türk Bilge Kağan'ın yaptığı barışı sürdürdüler ve hatta bunu dostluğa döndürdüler. Bu barışın Kırgızlar devrinde de (840-924) de devam ettiği görülüyor.

Kırgız:

Daha önce de anlatıldığı gibi IX.yüzyılda Türk dünyasında en mühim hadise, Kırgızlar'ın Uygur devletini yıkarak Orhun bölgesini ellerine geçirmeleridir. Fakat, Sibirya'dan gelmiş olan bu Kırgız (Kırkız) lar, Orhun kültürünü yok ettiler. 84 yıl siyasi varlıklarını sürdürdükleri halde kendilerinden bize galiba hiç bir kitabe de gelmedi. Bu yüzden Kırgızlar Orhun bölgesine "barbarlığı" getiren bir kavim olarak vasıflandırıldılar.

İslam müellifleri Kırgızlar'ın Uygurları Orhun bölgesinden çıkararak orada 84 yıl hakimiyet sürdüklerinden habersiz görünüyorlar. Bundan dolayı onların sadece Sibirya'deki yurtlarından söz ediyorlar. Maveraünnehr'den iki yılda bir Kırgız ülkesine kervan gelir, dokuma mamulleri başta olmak üzere bir çok ticaret malı getirir, değerli kürkler, misk ve bilhassa ok yapmakta kullanılan bazı ağaçlar satın alarak dönerdi. Hududu'l-ulem'e göre (yazılışı 982), Kırgız hakanı Kemciket denilen şehirde oturmaktadır. Bundan başka Kırgızlar'ın şehirleri yoktur. Ölülerini yakan tek Türk kavmi de onlardı. Kırgızlar şimdi Kırgızistan denilen Orta Asya'daki yurtlarına XV. yüzyılın ikinci yarısında Kalmuk Moğolları tarafından getirilmişlerdir.

924 yılında Moğol soyundan Kıtaylar'ın saldırılarına dayanamayan Kırgızlar asıl yurtlan olan Yenisey bölgesine çekildiler. Onlardan bazı küçük zümreler de batıya kaçtılar. Böylece Türkler'in tarihçe bilinen en eski yurtlan, kesin olarak Moğolca konuşan ulusların ellerine geçti.

Karluk:

Karluklar 766 yılında Türgiş devletine son vererek onların ülkelerini yurt edinmişlerdi. Fakat Karluklar burada kuvvetli bir varlık gösteremediler. Parçalanmış dağınık ve tesirsiz bir hayat geçirdiler. Bu yüzden Samanlı hükümdarı İsmail b.Ahmed, 893 yılında Taraz (-Talaş)'a bir sefer yaparak şehir ve yöresini ülkesinin sınırları içine sokmaya muvaffak oldu. X. yüzyılın sonlarında bile İslam sınırı Taraz'ın iki konak (Nuşecanu's-sufla ve Kesra Bas) doğusuna kadar gidiyor, Isıg Gölün batısındaki Süyab (Balasagun)'a kadar olan topraklar da Sumunlılar'ın nüfuzları altında bulunuyordu. Sumunlılar Türkler'in parçalanmış, birbirleri ile mücadele halinde olduklarını görerek, onların alanlarım önlemek İçin duvar yapmak tedbirini bırakarak fırsat düştükçe karşı seferler düzenlemişlerdi. İsmail b. Ahmed'den önce, yine aynı hanedandan Nuh b.Esed'in 840 yılında İsficab'ı fethettiğini, İsmail'den sonra hükümdar olan Nasr Ahmed'in (913-933) de Seyhun boylarındaki Şavgar üzerine bir sefer yaptığım biliyoruz.

Karluklar'ın Gök Türkler devrinde üç boydan meydana geldikleri görülmüştü. Hatta Çin kaynaklan bu boyların isimlerini vermişlerdir.
Eski bir kaynağa dayanan Mervez (XII. yüzyıl) Karluklar'ın (Harluhiyye) 9 boya ayrıldığını söyler. Bu dokuz boydan üçü Çiğil, üçü Bişkil, geri kalan üç boyu da Bulak, Kölerkin ve Tohsı adlarım taşıyordu.

Hududu'l-alem'deki (yazılışı:982) Türk dünyasına alt bilgilerin çoğu veya mühim bir kısmı Ceyhani'nin (914 de vezir oldu; 921 de hayatta). Yolların ve ülkelerin kitabı (Kitabu'l-mesalik ve'l memalik) adlı eserinden gelmekte ve dolayısı ile DCyüzyılın ilk çeyreğine ait bulunmaktadır. Bu bilgilere göre doğrudan doğruya Karluk (metin: Halhıb) adını taşıyan topluluğun yurdu. Taraz (Talas)'ın doğusundaki Kulun yöresinden başlayıp Isıg Göl'ün güney doğusundaki Uç şehrine kadar uzanıyordu. Aynı esere göre Karluklar'ın yurdu bayındır ve Türk ülkelerinin en zengin ve hoş bölgesidir. Karluklar da cana yakın, iyi huylu ve İyilik sever insanlardır. "Eski zamanlarda onların hükümdarlarına Cebguy (-Cebguye) veya beygu denilirdi". Anlaşılacağı üzere Karluklar X. yüzyılda kendilerini idare eden bir hane-dana sahip değillerdir. Yine Hududu'l-ulem'de Kulun İle Mirki arasında Beyşturı, Haym ve Beriş adlı Karluk oymaklarının yaşadığı bildiriliyor; fakat Tüzün Arc (Uzun Ağaç?) yakınındaki Tuz Göl'den tuzlarını tedarik eden yedi Karluk oymağının adlan verilmiyor.

XI.yüzyılda Karluklar'ın büyük çoğunluğunun işaret edilen yurtlarında yerleştikleri anlaşılıyor. Adı geçen yüzyılda onlardan sadece bir küme eski yaşayışını sürdürüyordu. Kaşgarlı'da sık sık zikredilen Karluklar bunlardır. Fakat müellifimiz onların nerede oturduklarım bildirmiyor. İleride bu Karluk kümesi hakkında bilgi verilecektir.

Karluklar'ın Türk tarihindeki yerlerine gelince, bunu şöylece İfade edebiliriz: Onlar (Karluklar) bütün boyları ile birlikte Isığ Göl çevresi İh (la) boyları, Çu ve Talaş vadilerindeki (Argu ülkesi) Türk yerleşik hayatının gelişmesinde pek mühim bir rol oynamışlardır.

Çiğill:

Çiğillerin aslında Karluklar'ın boylarından biri oldukları yukarıda görülmüştü. X.yüzyılda bu akrabalık bilinmekle beraber Çiğilller artık müstakil bir kavim sayılmıştır.

X.yüzyılın ilk çeyreğine alt bilgileri ihtiva eden Hududu'l-ulem'de verilen bilgilere göre onların ekserisi Isıg Göl'ün kuzeyinde yaşamakta idiler. Bir bölüğünün de Taraz'a bir bağıran mesafedeki kendi adını taşıyan (Çiğil) bir şehirde oturdukları görülüyor. Kaynakta (Hududu'dlem) Çiğil'in, Çiğiller ile Korluklar arasında, büyük mamur ve zengin, İslam sınırına yalan, tacirleri de bulunan büyük bir şehir olduğu bildiriliyor. Bu şehri Çiğil şeklinde gösteren el-Mukaddest'ye göre- (yazılışı 985), Çiğil surları ve ayrıca hisarı olan küçük bir şehirdir. Cami de, çarşı da bulunmaktadır.

Kaşgarlı (XI.yüzyıl) Çiğillerin üç kol olup bunlardan göçebe hayatı geçirenlerin Kuyaşta, bir kolun Talaş yakınlarındaki bir kasabada, bir kolun da Kaşgar yöresindeki köylerde yaşadığım yazar. Aynı müellif eserinin başka bir yerinde Çiğiller'i ila (İli ırmağı) kıyılarında yaşayan Türk ellerinden biri olarak gösterir. Buna göre Kuyaş adlı kaleler İla kıyılarında ve ya ona yalan bir yerde bulunuyordu.

Çiğiller'den bir küme'nin de Kaşgarlı'nın eserini yazdığı zamanda yani XI.yüzyılın ikinci yarısında Maveraünnehr'de yaşadığını biliyoruz. Bu Çiğiller o zamanlar Maueraünnehr'deki Kara Hanlı hanedanı ordusunun çekirdeğini teşkil ediyorlardı. 482 (1089) yılında bu Çiğiller'in başbuğu Aynuddevle unvanım taşıyordu. Anlaşıldığına göre Aynuddevle aynı yılda Maueraünnehr'e gelen Selçuklu Sultan Melik Şah'ın hizmetine girmiş ise de umduğunu bulamadığı için ayrılmıştı. Fakat Aynuddevle aynı yılda Semerkand'a çağırmış olduğu Kara Hanlı prensi Yakub Tigin tarafından öldürüldü.

XII.Yüzyıldan itibaren hiç bir kaynakta Çiğiller'in adı geçmiyor. Bu, onların ezici çokluğunun yerleşik hayata geçtiğini gösterir.
Hududul-alem'de Çiğiller kalabalık ve varlıklı bir el olarak gösteriliyor ve Karluklar gibi, onların da İyi huylu, cana yalan ve İyilik seven insanlar oldukları bildiriliyor. Çiğiller İran edebiyatında da bu meziyetleri İle tanınmışlardır.

Kaşgarlı Oğuzlar ile Çiğiller arasında eski bir düşmanlıktan söz ediyor. Bize göre böyle bir düşmanlık ancak Kara Hanlılar'ın İsficab bölgesini fethetmelerinden sonra çıkmış olabilir. Çünkü daha önce iki Türk topluluğu arasında Samanlı devletinin topraklan İle ona ismen bağlı İsficab beyliğinin ve Karluklar'ın ülkeleri vardır.
Bugün Türkiye'de Çiğil adlı dört köy görülüyor. Semt adlan arasında da aynı şekilde bir çok yer adının bulunduğu şüphesizdir.

Tohsı:

Tuhsilar'ın da Karluk boy veya obalarından biri olduğu yukarıda görülmüştü. Hududu'l-ulem'de bu ad Tuhs, Kaşgarlı ve Mervezi'de, gösterildiği gibi, Tohsi şeklinde geçer. Bu ismin aslı ve manası bence meçhuldur. Şayet bu kelime Türkçe ise aslının Toksı olması gerekir.

Tohsılar İli (la) kıyılarında Çiğiller'in batısında, onlara komşu olarak yaşadıkları gibi, daha batıda, Çu ırmağının ağzına yakın yöresinde de oturuyorlardı. Bu son yörede Süyab, Biglilig, Özket, Lazirve ve Ferahiye adlı şehir ve köyleri vardı.

Bunlardan Süyab Batı Gök Türk kağanları ile Türgiş hükümdarlarının başkentlerinden biri idi. 630 yılında buraya gelen Çinli rahip Huen-Çang Stiyab'ın çevresinin üç-üç buçuk kilometre olup başka ülkelerden gelmiş bir çok tüccarın orada toplandığını bildirir. Kara Hanlılar devrindeki ünlü Bala sağun aslında Süyab'ın iki mahallesinden biri idi.

Hududu'l-alem'de Suyab'ın büyük bir köy olup buradan 20.000 atlı çıktığı söylenir. Yine oradaki Biglilig adlı köy de Tohsılar'a ait gösterilir. Bu köyün beji (dihkan) Yınal Tigin (?) unvanını taşımakta olup 3000 atlıya kumanda ediyordu. Bunlardan başka Lazine ve Ferahiye adlı köylerde de Tohsı obalarının oturdukları aynı kaynakta haber veriliyor. Bu İki köyün arasında da Özket köyü olup halkı az, fakat varlıklı idi.

Kaşgarlı Tohsılar'ın sadece Kuyaş'ta (İli kıyılarında) oturduklarını yazar. Büyük alimimiz en yeğni (ehaffu) dilin Oğuzlar'ınki olduğunu söylerken en doğru (eşahhu) dilin de Yağma ve Tohsılar'ın dilleri olduğunu yazıyor ve buna Hakaniye Türkçesi adını veriyor.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX-XI. Yüzyıllarda Türk Elleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 04:58

XI.yüzyılda Kaşgarlı'dan başka hiç bir kaynakta Tohsılar'dan söz edilmez. Bu husus daha X.yüzyıhn başlarında yerleşik hayata geçmiş olan Tohsılar'ın, XI.yüzyılda bu hayata daha fazla bağlandıklarını gösterir. Fakat daha VI.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk toplulukları tarafından yurt tutulan Çu ve Talaş bölgesinin XI.yüzyılın ikinci yarısında bile Türkleşmesi henüz tamamlanmamıştı. Kaşgarlı Balasagun, Taraz (Talaş), Beyza (=İsflcab) şehirleri halkının iki dilli olup hem Türkçe hem de soğdça konuştuklarını bildirir. Kara Hanlılar'ın kutsal şehirleri Kaşgar'ın bir çok köyünde de yine aynı devirde kençekçe konuşuluyordu.

Bulak:

Hududu'laleme göre Yağmalar'a mensup bir topluluk olup Toğuz Ğuzzlar ile karışmışlardır. Mervezi'ye göre ise Karluklar'ın bir boyudur. Kaşgarlı da Bulaklar hakkında kısaca bilgi verir. Buna göre Bulaklar'a Elke Bulak da denilir. Onları Kıpçaklar tutsak almışlar ise de Ulu Tanrı onları Kıpçaklar'ın elinden kurtarmıştır. Bulaklar'ın Yağma ve Karluklar'dan hangisine mensup olduğunu söylemek güçtür. Kaşgarlı'nın sözlerinden Bulaklar'ın XI. yüzyılın ortalarında Yukaru Çu boylarında veya Balkaş'ın batısında yaşadıklarını düşünmek, her halde yerindedir.

Yağma:

Bu Türk eli hakkında en eski bilgiye Hududu'l-ulem'de rast geliniyor. Bu bilgiye göre Yağmalar Kaşgar ile onun kuzeyindeki Narin ırmağı arasındaki bölgede yaşayan kalabalık bir topluluktur, hatta 1700 tanınmış oymakları (kabile) olduğu söylenir; silahlan mükemmel olup güçlü ve savaşçı insanlardır. Hükümdarları Toğuz Ğuzz (=Uygur) hükümdarının oğullarındandır. Onların Kaşgar İle Artuç ve Hirgili adlı köyleri vardır.

Gerdizi'de Yağmalar'ın mensup oldukları Toguz Guzzlar'dan kaçar ak Karluklar arasına geldikleri, Kartukların da onlara bir şey yapmadıkları anlatılır1. Gerçekten Uygur İl İtmiş Bilge Kağan'ın ikinci kitabesinde (Taryat) Yağma bir topluluk adı gibi geçiyor. Mücmelüt-Tevarih'te toplulukların ve şehirlerin başlarındaki hükümdarların unvanları sayılırken Yağmaların hükümdarına "Buğra Han" denildiği yazılır.

Kaşgarlı da Yağmalar hakkında şu bilgiyi veriyor. Türkler'den bir topluluk olup onlara "Kara Yağma" da denilir.
Yine ona göre en doğru Türkçe Yağmalar ile Tohsılar'ın dilleridir.

Yağmalar hakkında verilen şu bilgiler Kara Hanlılar devletinin Yağmalar tarafından kurulduğuna şüphe bırakmaz. Kara Yağma= Kara Han, (Kara Hanlı hükümdarı), Buğra Han (Yağmalar'ın hükümdarı)- Buğra Han (Kara Hanlı hükümdarı).
Kaşgar (Yağmaların şehri - Kaşgar Kara Hanlıların kutsal şehri).

Diğer taraftan bütün kaynaklarda belirtildiği üzere, Karluk hükümdarları yabgu (Cebguye) unvanını taşımış olup hiç bir zaman han unvanım kullanmadılar. Fazla olarak Karluk Yabgu hanedanı X.yüzyılın başlarında siyasi gücünü veya siyasi varlığım yitirmişti. Bu, Samanlı İsmail b.Ahmed'in 893'deki Taraz seferinden ileri gelmiş olmalıdır.

Türkmen:

Bu Türkmenler Oğuzlar'dan ve Karluklar'dan tamamen ayrı bir Türk elidir; Türkmen adının gerçek sahibi bu topluluktur. Bu Türkmenler'in nüfusu az olduğu için onlardan sadece bir müellif söz etmiştir. Bu müellif de eserini 985 yılında yazan el-Mukaddesi'dir. Bu müellifin verdiği bilgilere göre Türkmenler İsficab İle Balasagun arasında yaşıyorlar. İşficab'ın doğusundaki Beruket ve Bulaç adlı kasabalar Türkmenler'e karşı uç şehirleridir. Türkmen meliki Ordu adlı kasabada oturmaktadır.

Kaşgarlı da Ordu'dan söz eder ve onun Balasagun yakınında bulunduğunu yazar.
Taraz'dan Yukarı Barshan'a giden yol üzerindeki konaklardan biri de Medtnetli Hakanı Turgişi yani "Türkiş hakanının şehridir. İşte Ordu bu şehir olmalıdır.

Ezgiş:

Daha önce bu el hakkında bilgi verilmiş ve XI.yüzyılda Fergana'daki Özçend (Özkend) de oturdukları söylenmişti.

Çaruk:

Bu Türk eli hakkında sadece Kaşgarlı bilgi veriyor ve bu elin Kaşgar'ın doğusundaki Barçuk'ta (Maral Başı) oturduğunu yazıyor.

Ograk:

Kaşgarlı Oğraklar'ın Uygur sınırında oturduklarını bildiriyor. Onlara Kara Yıgaç da deniliyordu. Oğraklar'ın yiğitleri ile tanınmış bir el olduğu anlaşılıyor. Kaşgarlı'da onlar ile İlgili bazı deyişler görülür.

Çaruk ve Ograklar, Türkmenlerden daha da küçük topluluklar idiler. Kaşgarli'da bunlardan başka Aramut adlı bir topluluk da görülür. Müellifimiz Aramutların Uygarlara yakın bir yerde yaşadıklarım da bildiriyor ve ayrıca aynı adda bir yerin bulunduğunu da kaydediyor.

Halaç (Kalaç):

İbn Hurdadbih Taraz dan Nuşecünü'l-a'la Yukarı Barshan'a giden yol'nun üzerindeki konaklar hakkında bilgi verirken 1. Konak Nuşecanüs-suflu (Aşağı Barshun)'nun 3 fersah (18 km) olduğunu yazdıktan sonra 2 fersah (12 km) ileride Cermiyye de denilen Kesru Bus'da Korluklar'ın kışladıklarını, Halaçların (Halaciyye) kışlaklarının da Korluklarınkine yakın olduğunu anlatır.

Aynı müellif az ileride Türk elleri (kavimleri)'nden söz ederken Halaçların Irmağın (Ceyhun) bu tarafında (yani (Horasan yönünde) olduğunu bildirir. Buna göre, Halaçlar'dan bir küme Taraz'ın 5 fersah (30 km) doğusunda yaşamakta, onların kalabalık kısmı da Horasan'da yurt tutmuş bulunmaktadır. İbn Hurdadbih eserini ikinci defa, 886 da yazdığına göre Halaçlar bu tarihten önce Horasan'a geçmiş bulunuyorlardı.

Halaçların, Karluk hücumuna dayanamayarak Taraz bölgesindeki yurtlarından Horasan'a göçmek zorunda kaldıkları ihtimalini kabul etmek yerindedir. Gerçekten Karluklar 886 yılından önce güçlü olup bunu yapabilecek durumda idiler. Daha önce söylediğimiz gibi onların güçlerini 893 yılında Samanlı İsmail b.Ahmed kırmıştı.
904 yılında sayısız askerle Maveraünnehre giren ve İsmail b. Ahmed'e ağır bir şekilde yenilenler de, şüphesiz, yine onlardı.

Horasan'a geçen Halaçlar oradan güneye, Siistan'a İnerek Zemin Daverde yurt tuttular. Onlardan bir kolun Horasan'da kalmış olması mümkündür. Bu Halaçlar, Gazneliler, Gorlular'ın hizmetinde bulunmuşlar. gerek bu devletin, gerek Gorlular devletinin Hindistan'a yaptıkları seferlere katılmışlardır. Hatta bununla ilgili olarak onlardan bir kısmı Hindistan'a göç ederek Gorlular devrinde orada yapılan fetihlerde mühim roller oynamışlardır. Yaptığı fetihlerle Bengal ve Doğu Hindistan'a İslamiyeti götüren Emir İhtiyareddin Muhammed Halaci, nısbesinin de gösterdiği gibi, Halaçlar'dan idi. Türk Delhi Sultanlığı devrinde (1206-1290) gittikçe yükselen Halaçlar, 1290 yılında iktidarı ellerine alarak, bu devlete 1320 yılına kadar süren parlak bir devir yaşatmışlardır.

1221 yılında Türkmenler ile birlikte Gazne'de görünen Halaçlar, F.Köprülü'nün söylediği gibi, Maveraünnehr ve (veya) Horasan'dan gelmiş Halaçlafdı. Bunlar'ın başında Seyfeddin Oğrak adlı bir başbuğ vardı. Moğollar Harizm Şah Celaleddin'i, yenip Hindistan'a kaçırdıktan sonra Gazne yöresinde kalan bu Halaçları, Gor toplulukları gibi, yok ettiler.

Bilindiği üzere Orta İran'da kalabalık bir Halaç topluluğu bugün de yaşamaktadır. Bu topluluk birbirine yakın iki yörede oturur. Biri Save ile Karagan (Harrakan) arasındaki yöredir. Bu yörenin merkezi Sdue'nin batısında ana yol üzerindeki Novheran kasabasıdır. Bu yörede oturan Halaçlara Halac-i kahir yahut Halac-i Save (Save Halacı) denilir. Halacistan adı da bilhassa bu yöreye verilmektedir. Diğeri de Kum şehri İle onun batısındaki Sultanabad arasındaki yöredir. Burada oturan Halaçlara da Halac-ı Emir Hüseyinli (Emir Hüseyni Halacı) adı verilir. Bu Halaçlar çok eskiden toprağa bağlanmışlardır. Onların vergi veren halktan (raiyyet) sayılmaları yerleşik hayat geçirmeleri ile ilgilidir.

Halaçlar'ın altmış yıl önce 350.000 nüfusa sahip oldukları tahmin edilmiştir. Bundan başka Fars eyaletinin kuzeyinde İklid ve abade kasabaları ile onlara yalan köylerde de Halaçlar oturdukları gibi, Urmiye ve Esterabad yörelerinde de Halaç köylerine rastgelinir.

Halaçlar Kaşkay elinin kendilerinden çıktığını bize de söylemişlerdir. Gerçekten araştırmalarımız bu rivayetin doğru olabileceğini göstermiştir. Save yöresinden Fars eyaletine inmiş olan Halaç Şahının oymağının oradaki Türkmen oymaklarını başına toplayıp Kaşkay elini meydana getirmiş olması muhtemeldir.

Bu Halaçlar bu yurtlarına nereden ve ne zaman geldiler? Köprülü'ye göre bunlar Moğol İstilası üzerine Horasan ve Afganistan'dan gelen Halaçlar olmalıdır. Tabii Save Halaçları aynı istila yüzünden Türkistan'dan da gelmiş olabilir. Fakat Selçuklular devrinde Halaçlar'dan bazı kolların İran'ın batı bölgelerine ve Anadolu'ya gelmiş olmaları mümkündür. Salgurlu Atabeg Zenginin (ölm. 574=1178) kumandam Taceddin-i Halac, Selçuklu devrinde gelmiş bir Halaç oymağının beyi olabilir. Atabeg Zengi Taceddin Halac'ın emrine sayısı çok asker vererek kendisine sığınmış olan Kirman Selçukluları atabeği Muhammedi eski mevkiine geçirmek üzere her ikisini de 569 (=1173-1174) yılında Kirman'a göndermişti.

Anadolu'da ikisi Kalaç, ikisi de Kalaçlı, olmak üzere dört köy vardır. Bunlardan Kalaç adını taşıyan köyler Gerede (Bolu) ve Alaçam (Samsun) ilçelerinde, Kalaçli adlı köyler de Daday (Kastamonu) ve Gerze (Sinop) ilçelerinde bulunuyor.

Halaçla İlgili köy sayısına gelince, bunların sayısı yirmibirdir. Bunlardan beşi Halaç, onu Halaçlı, üçü Halaçlar ve üçü de Halaç Oğlu'dur1.. Bu adlardan çoğunun Halaç eli ile ilgili olduğuna şüphe yoktur. Bu yer adlarından Halaç adlı iki köy Giresun'da olup biri Tirebolu, diğeri de Keşap kazasına bağlıdır. Halaçlı adlı köy ile Halaç Oğlu adlı bir köy de yine Giresun'un Tirebolu kazasında bulunuyor. Bunların Halaçların, Çepnilerin yanında, Kara Deniz kıyılarındaki Türk yerleşmesinde önemli bir rol oynadıklarını ortaya koyar. Kastamonu bölgesinde Halaçlı, Halaçlar ve Halaç Oğlu olmak üzere dört köy vardır. Kalaçlı adlı İki köyden birinin de aynı bölgede olduğu yukarıda görülmüştü. Zonguldak'ta Halaç, Sinop'ta Kalaçli, Samsun'da Kalaç, Bolu'da Kalaç ve Halaçlar (Gerede) bulunması, Bütün Kara Deniz kıyılarının ve ona bitişik yerlerin iskanında Halaçların mühim bir rol oynadıklarını ortaya koyar.

24 Oğuz boyundan iki boyu temsil eden, Hindistan'daki fetihlerde mühim roller oynayan ve hatta çıkardığı bir hanedan ile Delhi Sultanlığına unutulmaz bir devir yaşatan İran'da ve Azerbaycan'da 100 kadar köye sahip olan ve Kaşkay elini kuran bir topluluğun Anadolu'da 25 yer adı bırakması az değildir. Oğuz boylarından altısına alt yer adları Halaçlar'ınkinden daha azdır.

Kimek:

Kimeklerin yurtlan yukarı İrtiş boylarıdır. Zamanla yurtlan batıya doğru genişlemiş ve Yayık (Ural) ırmağının çıktığı sıra dağlara ulaşmıştı. Bu sıradağlara eski Türklerin Ulug Tag ve Kiçig Tag dediklerini biliyoruz.

Kimek admm İki+İmek'ten geldiği hakkındaki Marquartın görüşü ilim alemince kabul edilmiştir. İki İmek, yani iki boydan meydana gelmiş İmek eli demektir, iki Ediz, Üç Karluk gibi Kimeklerin adı Orhun abidelerinde geçmiyor; buna karşılık İbn Hurdadbih'ten itibaren bütün İslam kaynaklarında görülüyor.

Gerdizi'ye göre Kimekler İmi, İmak, Tatar, Balandur, Hıfçak, Ankaz (?) ve Eclad, olmak üzere yedi boya ayrılıyorlardı. Buradaki Tatar adı dikkati çekiyor. Bundan başka Yemek (buradaki İmek) boyunun Bayavut adlı kalabalık bir obası vardı. Aynı atla bir Moğol boyunun da olduğunu biliyoruz. Bunlar bazı Moğol unsurlarının Kimeklere sığınıp bu elin obaları arasında yer aldıklarını gösterebilir. Hududu'l-ulem'deki sözler, Kimeklerin daha fazla, 11 boydan teşekkül ettiğini düşündürüyor. Fakat bu boylardan ancak Hıfcak (Kıfçak), Karkara Han, Yagsun Yasü gibi bazı boyların adları verilmiştir. Aynı eserde Kimeklerin Yemekiye adlı bir şehirleri olduğu ve hakanın yazın orada oturduğu söylenir. Süratli at süren bir atlının Taraz'dan bu şehre ancak 80 günde ulaştığı kayd edilir. Bundan başka onların Su (İrtiş?) kıyısında Çöp adlı bir köyleri (Duı-i Çöb) olduğu, mamur olan bu köyde çok insanın toplandığı bildirilir.

Fakat Kimeklerin bir şehirleri olduğu diğer kaynakların hiç birinde teyid edilmez. Esasen aynı kaynakta Kimeklerin yazın süt içtikleri, kışın da kurutulmuş et (kak) yedikleri bildirilir. Şehri olan bir topluluk şüphesiz başka şeyler de yerdi.

Kimeklerin hükümdarının hakan unvanım taşıdığı sözü de doğru olamaz. Onların başbuğlarının taşıdıkları unvan tutug idi.
Kimeklerin, samur, kunduz, kakım ve tilki derileri, sahip oldukları servetin önemli bir kısırımı teşkil ediyordu. Kışın bu hayvanları kayaklarla kar üzerinde dolaşarak avlarlardı5. Maveraunnehrli tüccarın zorlukları ve tehlikeleri göze alarak Kimek ve Kırgızlara. gitmeleri değerli kürkler satın almak içindi.
XI. yüzyılda Kimek adı ortadan kalkmış ve bu el, Kifçak ve Yemek(İmek)'ler tarafından temsil edilmiştir. Yemekler, adı geçen yüzyılda da yine İrtiş kıyılarında oturuyorlardı. Bu ırmak onlarca çok kutsal sayılıyor, Gerdizl'ye göre ona ilah gözü ile bakılıyordu. XII.yüzyılda Yemeklerin, bilhassa Bayavut oymağının mensupları Harizm Şahlar ordusunda en önde yer aldılar.

Kıpçak (=Kıfçak):

Moğol devrinden önceki kaynakların hemen hepsinde Kıfçak (Hıfçak). Görüldüğü gibi, aslında Kimek elinin bir boyu olan Kıpçaklar erken bir zamanda birlikten ayrılıp batıya göç ederek IX.yüzyılda Tobol kıyılan ile ona yalan yerlerde yurt tutmuşlardır. İbn Hurdadbih'te onlar müstakil bir kavim gibi anılmışlardır. Hududu'l-ulem de Kimeklere mensup oldukları belirtilmekle beraber onlar hakkında yine müstakil bir Türk eli olarak bilgi verilir. Bu bilgiler arasında Kıpçakların bazı geleneklerinin Oğuzlarınki gibi olduğu söylenir. Kaşgarlı da Oğuz lehçesi ile Kıpçak lehçesi arasında birçok benzerliklere işaret eder. Bu hususlar Kıpçakların, güney komşuları Oğuzların kültürlerinin tesirleri altında kalmalarından ileri gelmiş olabilir.

XI. yüzyılda Kıpçaklar ile birlikte Harizm sınırlarında faaliyette bulunan Küçet ve Çuğrak adlarını taşıyan oymaklar görülür. Biz bunların Kıpçak obaları olduklarından hiç şüphe etmiyoruz; çünkü müstakil oymaklar oldukları hakkında hiç bir delil yoktur.

Kıpçaklafdan da bir kol Anadolu'ya gelmiştir. Selçuklu şehzadesi Rükneddin Kılıç Arslanın, ağabeyi Sultan İzzeddin Keykavusa isyan ettiğinin haber alınması üzerine. Vezir Kadı İzzeddin çok para sarfederek İva (yıva), Gence, Gurbet (?) ve Kıpçak'tan asker toplamıştı (1254). Şimdi Anadolu'da bu Türk elinin adını taşıyan bir tek köy (Sivas-Hafık) vardır.

Kıpçakların adları, yukarıda da söylendiği üzere Moğol devrine kadar, umumiyetle, Kıfçak şekillerinde yazılmıştır. Moğol devrinden itibaren de daha çok Kıpçak ve Kıbçük yazılışları görülür.

Kanglu (anlı):

Bu topluluğun adı ancak XIII.yüzyılda yazılmış kaynaklarda geçer. Aşağı Seyhun boylarındaki hadiselere dair bilgi veren Harizmşahlar devletinin resmi vesikalarında, ne de son Harizmşah Celaleddin Mengü Berti'nin müverrihi Muhammed en-Nesevi'nin eserinde bu topluluğun adı geçer.

1253 yılında Fransa kralının elçisi olarak Moğolistan'a, Mengü Kaan'a giden W. Rubruk, Kanglılar'ın (Carıgle) Kuman yani Kıpçaklardan olduklarını söyler.
Cuveyni, Harizimşah Tekiş'in karısı. Sultan Alaeddin Muhammed'in annesi Terken Hatun'un Kanklı Türk oymağından olduğunu yazar. Halbuki Harizmlilerin arasında yaşamış olan çağdaş müellif Nesevi ise Terken Hatun'un Yemeklefin Bayavut obasının başbuğu Cenkşi Han'ın kızı olduğunu yazar. Böylece Rubruk'un Kanglıların Kıpçaklar*dan olduğu hakkındaki sözleri doğrulanmış oluyor. Gerçekten Kaşgarlı Kanlı adlı bir Kıpçak başbuğundan söz eder. Moğol istilası zamanının tanınmış ciddi müverrihlerinden Cüzcani 1260'da yazdığı eserinde Kanglı boyunun adını bu şekilde (Kanlı) yazar. Diğer taraftan milli destanlarda Kankli (Kanglı)'ya araba manasının verildiği görülüyor. Verilen şu izahlar sonucunda Kangli (Kanklı)ların Kıpçak asıllı olup, XI.yüzyılda yaşamış bir Kıpçak başbuğunun adını (Kanlı=kağnı) taşıdıkları anlaşılmış bulunur.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: IX-XI. Yüzyıllarda Türk Elleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 04:58

Peçenek:

Peçenekler kaynaklarda öz Türk ellerinden biri olarak anılır. Bununla beraber onların Orta Asya'daki hayatları hakkında söylenecek sözler, sadece tatmin edici olmayan bir takım tahminlerdir.

Peçeneklerin On Oklar' dan olmaları ve hatta On Okların Tu-lu koluna mensup bulunmaları muhtemeldir. Çünkü Peçenek boylarından biri Çor, diğer biri de Çopan adını taşıyordu. Çor'un Tu-lu koluna mensup beylerin unvanları olduğu ve Tu-lu'dan Şu-ni-şe boyunun beyinin de Çopan Çor (Çou-pan Ç'uo) unvanmı taşıdığı daha önce görülmüştü.
Hatta Peçeneklerin, Tu-lu kolunun önemli bir bölümünü içlerinde bulundurdukları bile söylenebilir.

Zira Peçenekler 8 boydan ve 40 obadan oluşmuş kalabalık bir el idi. Bu sekiz boyun adlan şunlardır:

İrtim, Çor, Yula, Külpey (Köl Beg?) ,Kan Bay, Talmat, Kopun ve Çoban. Bu 8 boydan sadece ilk üçü (Irtim, Çor ve Yula) diğerlerinden daha yiğit ve daha soylu sayılıyor ve bundan dolayı da onlara Kenger deniliyordu.

Karlukların hücumuna (766 yıllarında ve ya daha sonralan) dayanamayan Peçeneklefin Balkaş Gölü ve San su yönünden Aşağı Seyhun boylarına göç etmiş oldukları söylenebilir. Onlar Aral-Hazar Denizi arasındaki topraklarda da Harizmlilere komşu olmuşlardı. Peçenekler Aşağı Seyhun boylarına geldiklerinde orada hangi topluluğun oturduğu bilinemiyor. Peçenekler burada da rahat bırakılmamışlar bu defa kendileri gibi Batı Gök Türklerinden olan Oğuzların baskısı üzerine kuzey batıya doğru göçüp Yayık (Ural) ve İtil (Volga) arasında yurt tutmuşlardır.

Buradan da 898-902 yıllan arasında yine Oğuzların ve müttefikleri Hazarların hücumlarına uğrayan Peçeneklerin çoğu Kara Denizin kuzeyindeki bozkırlara göçtüler ve orada, Macarları çıkarıp geniş bozkırın hakimleri oldular. Elde ettikleri topraklar 8 bölgeye ayrıldı. Her bölge 8 boydan birinin yurdunu teşkil etti. Bölgeler de obaların oturmaları için 40 yöreye ayrıldı. Peçeneklerin hükümdarları yoktu. Boyların başında bulunan beyler toplanarak siyasi ve askeri konulan görüşürler ve aldıkları kararlan birlikte uygularlardı.
Cesur ve çalışkan İslam tacirleri Peçenek ülkesine de gidip alış veriş yapıyorlardı. Onların getirdikleri bilgilere göre Peçenekler varlıklı bir topluluktu. Yılkıları ve koyun sürüleri sayısızdı. Aynca çok sayıda altın ve gümüş kap kaçak ve içki takınılan vardı; bellerine takdıkları kemerler de gümüştendi. Bundan başka onların silahlarının da mükemmel olduğu, savaşlarda bayrak ve sancak çektikleri, öküz boynuzundan yapılmış borular çaldıkları bildirilir.

Peçenekler bir buçuk asır Don ırmağından Tuna'ya kadar uzanan geniş bölgenin sahipleri olarak kaldılar. 1049'da Uz(Oğuz)lar'ın hücumu üzerine gerileyip Aşağı Tuna kıyısına göçtüler. Onlar henüz güçlerini sürdürdüklerinden Bizans için ihmal edilemez bir tehlike kaynağı teşkil ettiler. Fakat 1091 yılında Kumanlar (Kıpçaklar) İle Bizanslılara yenilip ehemmiyetlerini yitirdiler. Peçeneklerden bir küme Macaristan'a gitti. Tuna boyunda kalanları da Bizans topraklarına fırsat buldukça yaptıkları akınlar ile seslerini XII. yüzyılın sonlarına kadar duyurdular.

IX-XI.yüzyıllarda Türk alemindeki başlıca topluluklar bunlardır. Türk dünyasındaki yerleşik hayata gelince, IX.yüzyılda bu yaşayışta mühim gelişmelerin kaydedilmiş olduğu görülür.

820 yıllarında Orhun bölgesindeki Uygur şehri Ordu Balık'ı ziyaret eden Mücahid Temim b.Bahr el-Muttavvü Ordu Balık'a giderken birbirine yalan köylerin bulunduğunu ve ekili topraklan geniş ve halkının çoğu veya hepsi Türk olan bir yörede 20 gün seyahat ettiğini söylediği gibi, Ordu Balık'ın çevresinde de mamur kasabaların ve birbirine bitişik köylerin var olduğunu haber verir .Temininin bu sözlerinin doğruluğundan şüphe edilebilir.

840 felaketinden sonra Doğu Türkistan'a göçeden Uygurlar, burada yerleşik hayata geçişi daha geniş ve daha hızlı bir şekilde uygulamışlardır.
Batı Gök Türkleri'ne gelince, kağanlar Türgişler devrinde artık şehirlerin dışında değil, Süyab, Nevaket, Ordu, yahut Medinetü Hakanı Turk ve Taraz (=Talas) şehirlerinde oturuyorlardı. Yukarıda adı geçen Temim, Isıg Götün güney doğusunda yaşayan Barshan (Barsgan) Türk-leri'nin köylerinden başka 4 şehir ve 4 kasabaya (müdünüs-sigar) sahip olduklarını ve gölün kıyısındaki her şehirden 20000 atlının çıktığını ifade eder. Yine o, Barshanlılar'ın Türklerin en bahadır insanları olduğunu, 100 Barshanlının 1000 Karluk'a karşı koyabildiğini de ilave eder. Fakat anlaşıldığına göre Barshanlar XI.yüzyılda pek sevilmiyorlardı.

Kaşgarlı'nın naklettiği şu deyiş bununla ilgilidir:

Kuş yavuzı sagzıgan
Yıgaç yavuzı Azgan
Yer yavuzı kazgan
Budun yavuzu Barsgan
Yani Kuşun kötüsü saksağan
Ağacın kötüsü azgan (yaban gül)
Yerin kötüsü kazgan (bataklık)
Halkın kötüsü Barsgan(lar).

IX. yüzyılın ünlü coğrafyacısı İbn Hurdadbih, daha önce yazıldığı gibi, Türkler'in 16 şehirleri olduğunu bildirir. O, bu şehirlerin adlarım vermediği gibi nerede olduklarını da söylemez. Ancak aynı müellifin 211-212 (826-827) yıllarına alt vergiler arasında Türk şehirlerinin de 46.400 dirhem vergi verdiklerin! yazması, bu şehirlerin Çu ve Talaş bölgelerinde bulunduklarına kuvvetli ihtimal verdiriyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Oğuz Boyu

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir