Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kara-Koyunlu İskender (1420- 1438)

Burada Kara-Koyunlu Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kara-Koyunlu İskender (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:00

İSKENDER (823 -841 = 1420- 1438)

a) Kara-Yusuf un ölümünden sonraki olaylar:


Rey dolaylarında Kara-Yusuf'un öldüğünü ve ordusunun dağıldığını haber alan Şah-Ruh, Mirza Bay-Sungur'u Tebriz'in zaptına ve Fars hakimi Mirza İbrahim'i Suhap yolundan Merağa'ya yollamış ve kendisi de Sayın Kale ve oradan da Sultaniye"ye gelmişti. Bütün hükümdarlık hayatında halka karşı şefkatli ve merhametli davranmış ve başta bu vasıfları almak üzere gerçekten büyük bir hükümdar olan Şah-Ruh, Çağatay askerlerinden korkularından kaleye sığınmış şehir halkına ordu geçinceye kadar orada kalmalarını tavsiye etmiştir. Emir Musa'yı şehrin valisi tayin eden Şah-Ruh, Erdebil ve Muğan yolu ile Zilhicce'nin 29'unda (4 Ocak 1421) Karabağ kışlağına vasıl oldu. Tebriz'in zaptına gönderilen Bay-Sungur, Zilkade'nin ortalarında (I. Aralık) hiç bir güçlükle karşüaşmadan şehre girmişti. Burada kendisini karşılayanlar arasında Kara-Yülük Osman'ın oğlu Kemah hakimi Yakub Beg de vardı. Evvelce bahsedildiği gibi, Yakub, Kara-Yusufu'un Erzincan valisi Pir-ömer Beg tarafından esir alınarak Tebriz'e gönderilmişti. Kara-Yusuf, Ak-Koyunlu beginin Pir Ömer'i öldürdüğünü duyunca Yakub'u kısas olarak katletmek istemişse de beglerbegisi Emir Karaman, Şah-Ruh'un gelmekte olduğu şu sırada bunun doğru olmayacağı ve Kara-Yülük'ün de oğlunun öldürülmesi üzerine arkadan hücuma geçeceği mülahazasiyle buna mani olmuştu. Kara-Yusuf'un ölümünden sonra Tebriz'e dönen Karaman, Yakub'u giydirip kuşatarak serbest bırakmış, o da Bay-Sungur'un yanına gelmişti. Bay-Sungur ona itibar göstererek babası Kara-Yülük'ün yanına girmesine müsaade etmiştir.

İskender'in, Çelebi Mehmed'e gönderdiği mektuba göre, Bay-Sungur'un kovalamasından kendisini başarı ile koruyan İskender Mirza, emrindeki az bir kuvvetle Çapakçur'a gelmiş ve oradan babasının sağlığında vali bulunduğu Kerkük'e gitmiştir. İskender'in burada Mardin'e taarruz eden Kara-Yülük'e karşı muharebeye hazırlandığı görülüyor. Mektuplara göre Ispend Mirza ile Nahçivan dolaylarına gelmiş olan Şah-Mehmed, burada fazla kalmayarak Bağdad'a yönelmiş, Ispend ise Sa'dlu oymağının yanında kalmıştır. Ispend, Kara-Koyunlu ulusunun en büyük ve itibarlı teşekkülü olan Sa'dlu oymağına dayanarak kendisini babasının halefi ilan ettirmiş ve Bayezid kalesindeki hazineye el koyub bu oymak ile beraber Sa'd-Çukuru kışlağına gitmiştir. Cihan-Şah, Sultaniye"den ayrıldıktan sonra babası Kara-Yusuf'un na'şını Erciş'e götürmüş, bir müddet sonra buradan Bağdad'a yollanmıştı. Kara-Yusuf'un en küçük oğlu Ebu-Said'e gelince, babasının ölümünü duyan Erzincan halkı tarafından şehirden çıkarılmış ve yerine Mutahharten'in torunu Yar-Ali geçirilmişti. Şehirden koğulan Ebu-Said'ın, ağabeyi Ispend'in yanına geldiğini biliyoruz.

Kışı Karabağ'da geçirmekte olan Şah-Ruh'un katma her taraftan emirler veya onların gönderdikleri elçiler gelmeye başladı. İlk gelenler arasında, Muhammed-i Devati'nin oğlu, Üç-oğlan boyunun reisleri, Irak emirlerinden Hacı Müsafir, Zengelü oymağı reisleri, Hızırlu Türkmenleri begi Emir Hüseyin, Şirvanşah Emir Halilullah b. Şeyh İbrahim, Şeki hakimi Seyyidi Ali oğlu Seyyidi Ahmed, Emir Kuştay, Seyyid Ahmed-i Karaman, Emir İsa, Emir Memluk emirlerinden Yaş Beg, Kara-Yusuf'un naibi olan Emir Cafer b. Emir Mansur —ki Şah-Ruh sonra bunu kendi divan begi yapmıştır— vardı. Bu esnada Gaverud kalesi hakimi Emir Baba-Hacı'ya da üzerine giden Bay-Sungur'da aman vererek onu babasının yanma getirdi. Şah-Ruh, Baba-Hacı'yı affetmiş ve ona da diğerleri gibi itibar göstermiştir. Ertesi gün Karamanlı boybegleri Yar-Ahmed ve kardeşi Şir-Zad, Gence-Berda' yöresinden geldiler. Bunları Hoy'dan Kara-Yusuf'un divan begi Bayram Beg, Kara-Yülük Osman ile Bidlis hakimi Emir Şemsuddin'in adamları, Gilan emirleri, Suldus hakimi Şebli Bahadır, Oyrat oymağı begi Şeyh Ali oğlu Çoban ve Türkmen Çalık'ın oğlu Alige'nın gelişleri takip etti. 824 yılı Muharrem ayının sonunda (Şubat 1421) ise Van hakimi İzuddin Şir de bizzat Şah-Ruh'un huzuruna geldi. İşbu isimleri geçen emirlerin, bir kaçı müstesna, hepsi Kara-Yusuf'-un tabiiyyetini kabul etmişler ve onun beglerinden olmuşlardı .

Şah-Ruh, 824 yılı Rebiülevvel'in 9'unda (14 Mart 1421) Karabağ' dan ayrılarak Tebriz'e gitmek üzere Beylekan yöresine geldi. Burada iken Karabağ bölgesindeki Çağatay ulusunun idaresi kendisine verilmiş olan Mirza Ömer Şeyh'in adamlarından Ata Bahadır'ın Türkmemenler tarafından yakalanarak İspend'e götürüldüğü haber alındı. Bunun üzerine şehzadelerden Fars valisi İbrahim-Sultan ile Emir Şah-Melik Rebiül-ahir'in başında (Nisan) eskiden beri Nahçivan ve Sürmeli çevresinde yaşayan ve Kara-Koyunlu ulusunun en belli başlı dayanaklarından birisi olan Sa'dlu oymağı üzerine gönderildi. Tam bu sırada Ispend Mirza'nın adamı gelerek efendisinin inkıyadını bildirdi. Şah-Ruh da ona itibar gösterib geri dönmesine müsaade etti. Cumd el-ulanın sonunda (Mayıs başlan) Kara-kömek denilen konakta Şah-Ruh, Şirvan-Şah Halil ullah'a müteveffa Ebu-Bekir Mirza'nın kızını nikahladı. Kara-Yusuf bu kadını Ebu-Bekir ile yaptığı son muharebede eline geçirerek onunla evlenmişti.

Bu esnada Şah-Ruh'un katına gelmiş olan Türkmen begleri, birer birer muhalefete geçmeye başladılar. Karamanlu boybegi Yar-Ahmed, Gence-Berda' çevresinde bulunan Çağatay ulusundan vergi toplamış olan tahsildarlara saldırarak mallarını ellerinden aldı. Bunun üzerine Şah-Ruh, Bay-Sungur'u, emirlerinden bazılarını ona katıb Yar-Ahmed'in üzerine gönderdi. Yar-Ahmed tahassun ettiği Gürcistan toprağındaki Esfersen kalesinden amanla Şah-Ruh'un katma getirildi ve onun tarafından affedildi. Ketme-i Gıyasi konağına konulduğu sırada ailesinin yurdu, Erzincan'ı yeniden ele geçirmiş olan Mutahharten'in torunu Yar-Ali'nin adamı erişerek Şah-Ruh tarafından kabul edildi ve Akça-Kale konağında Emir Şah-Melik'ten ulak gelib Çalık'ın oğlu Alige, Şeki hakimi Seyyidi-Ahmed ve Dizek'in düşmanca hareketlere girişmiş olduklarını bildirdi. Onların bu hareketleri İskender Mirza'nın Kara-Yülük'e karşı kazandığı galebe ile ilgili olacaktır.

Kaynakça
Kitap: Kara Koyunlular
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:01

b) İskender'in Kara-Yülük'ü Şeyh-Kendi'nde yenmesi:

Gerçekten, Kara-Yülük'ün, babasının ölümü üzerine Mardin'e saldırdığını öğrenen iskender Mirza, bulunduğu Kerkük'te savaşa hazırlandı ve oradan Musul'a geldi. Yanında Musul Emiri Yar-Ali oğlu Zeynel Beg, amcasının (adını bilemiyoruz) oğlu Erbil hakimi Mirza Ali, maiyyetinde bazı Döğer begleri olduğu halde Tauk emiri Cenklü Hasan bulunuyordu. Kara-Yusuf'un otağını yağma ederek Bağdad'a, Şah-Mehmed'in yanına giden, fakat ondan yüz bulamayan Türkmenler de yanma gelmişlerdi. İskender, topladığı kuvvetlerin başında Musul'dan hareket ederek Şamalık suyunu geçti ve arkasını Cezire'ye verib ordusunu savaş düzenine soktu. Cezire hakimi Emir Şemsuddin, üç bin Kürd ile İskender'e yardıma geldi.

Öte yandan Mardin önüne gelmiş olan Kara-Yülük, bu şehrin hakimi Tanrıbirmiş'in şehrin kapılarını kapayarak müdafaaya hazırlanması ve İskender'in de Musul'dan hareket ettiğini öğrenmesi üzerine Nusaybin'e yollandı ve oradan Sincar' m kuzey-batısında, Hatuniye gölünün az kuzeyindeki Şeyh-Kendi'ne gelerek Kara-Koyunlu 9 begi ile karşılaştı. 824 yılının Rebiul-alıir ayında (Mart 1421) Şeyh-Kendi yakınında kardeş, fakat bir birine karşı amansız düşman olan iki Türkmen ulusu arasında şiddetli bir savaş başladı. Sabahtan akşama dek de-vam eden muharebe, Ak-Koyunlular'ın mağlubiyeti ile sona erdi. Savaşta her iki taraf da görülmemiş bir yiğitlikle döğüşmüş, fakat İskender'in eşsiz yiğitliği ve Kara-Yusuf'un kumandasında harplerde pişmiş olan Kara-Koyunlular'ın daha tecrübeli olmaları, zaferi kendilerine kazandırdı. Ebu-Bekr-i Tihrani'ye göre, muharebenin Ak-Koyunlular tarafından kaybedilmesine Döğer boybegi Gökçe Musa'nın, maiyyetindeki kuvvetlerle savaşın en kızgın bir zamanında Kara-Koyunlular tarafına geçmesi sebeb olmuştur. Çetin vuruşmada bir çok seçkin Ak-Koyunlu begleri tutsak düşmüş ve bizzat Kara-Yülük de bir kaç yerinden yaralanmıştı. Buna rağmen savaşa devam etmek istemişse de yakın adamları ortalarına alarak onu çarpışma yerinden uzaklaştırmalardır 297.

c) Şah-Ruh'un Doğu Anadolu'ya gelişi —Eleşgird meydan muharebesi:

Bu zafer Kara-Koyunlular'ın maneviyatlarını ve İskender'in durumunu kuvvetlendirmişti. Şah-Ruh, bu haberi aldığı zaman Aras ırmağı kıyısında bulunuyordu. Bu esnada mağlub Kara-Yülük'ün adamı ile Bidlis hakimi Emir Şems ud-din'in elçisi Kadı Muhammed Şah-Ruh'un huzuruna geldiler. Kara-Kervan adlı konakta İspend Mirza'nın göndermiş olduğu Emir Fadlullah oğlu Hamza Çağatay hükümdarı tarafından kabul edildi. İspend'in, gönderdiği adamlar vasıtasiyle tabiiyyetini bildirmesine rağmen bunun samimiyetine inanamayan Şah-Ruh, ispend'in elinde bulunan Bayezid kalesi üzerine yürüyerek bu kaleyi kuşattı. Kara - Yusuf, Şah-Ruh'u karşılamaya giderken bu kalede zahire ve değerli eşyaları toplamıştı. Şah-Ruh Cumadel-ula'nın 23'ünde (26 Mayıs) kalenin önüne gelerek içeride bulunanlara teslim olmalarını bildirdi ise de onlardan red cevabı aldı. Burada İspend'in karısı da vardı. Bununla beraber yapılan şiddetli bir hücumdan sonra Bayezid kalesi zaptedilmiş ve Çağataylar oradaki zengin ganimete kavuşmuşlardır. Bayezid'den Aladağ'a gelen Şah-Ruh, oradan Van gölü çevresine indi. Bu sırada Ispend Mirza Muş yazısında bulunuyordu. Şah-Ruh onun üzerine Emir Ibrahim-Cak ü'yü gönderdi, İspend ve buyruğundaki Türkmenler yanlarındaki ağırlığı bırakmak suretiyle Çağatayiar'ın kovalamasından kurtuldular ve Cezire taraflarında bulunan İskender'in yanma geldiler. Şah-Ruh Van gölü havzasındaki adilcevaz, Ahlat ve Erciş kalelerini birer birer teslim aldığı sırada evvelce gönderdiği adamlar ile inkıyadını bildirmiş olan Bidlis hakimi Emir Şemsuddin, bu defa bizzat huzuruna geldi ve bunu Muş kalesi hakimi Emir Abdurrahman, Hakkari-Van hakimi İzzuddin Şir'in oğlu Emir Muhammed, Kara-Yülük Osman'ın oğulları Ali ve Bayezid beglerin gelişi takip etti. Şah-Ruh Erciş yakınındaki Ak-Bulak mevkiinde Mirza İbrahim-Sultan ile Emir Şah-Melik'i, muhalefete geçmiş olan Çalık oğlu Alige, Seyyid Ahmed ve Dizek'in üzerine gönderdi ve kendisi de Aladağ a döndü. Şah-Ruh, katına gelmiş olan emirlere izin verip buradan Tebriz'e gitmek niyetinde idi. Bu maksatla emirlerin memleketlerine gitmelerine müsaade ettiği gibi, kendisi de Tebriz'e doğru harekete hazırlandı. Fakat bu esnada İskender veİspend mirzalar'ın Azerbaycan'a yürümek maksadiyle Ahlat ve adilcevaz dolaylarına geldikleri öğrenildi. Yine bu sırada Şah-Ruh'un yanma gelmiş bulunan Ak-Koyunlu Begi Kara-Yülük, bazı emirlerle, "Kara-Yusuf'un oğulları tamamiyle yok edilmeyince bu memleketlerde düzenin kurula-mıyacağı ve halkın barışa kavuşamayacağım" söyleyerek onu Türkmenler ile muharebeye karar verdirdiler. Bunun üzerine Şah-Ruh, tekrar Erciş'e indi ve Emir İlyas-Hoca'yı Kara-Yülük ile beraber öncü olarak adilcevaz tarafına gönderdi. Bu esnada Mirza İbrahim-Sultan ile Şah-Melik'ten ulak gelerek Alige, Seyyid Ahmed ve Dizek'in kaçmaya mecbur edildikleri ve Alige'nin ulusunun yok edilerek oğlunun yakalandığı haberini verdi. Az sonra da İbrahim-Sultan ve Şah-Melik, askerleriyle geri döndüler. Hafız-i Ebru'ya göre, bu esnada Kara-Yusuf'un oğulları bir kaç defa elçi göndererek barış istemişlerse de Şah-Ruh bunu kabul etmemiştir. Bundan, Çağatay hükümdarının Türkmenler karşısında şimdi kendini çok kuvvetli hissettiği ve bu husustaki eski endişe ve tereddüdlerinden tamamiyle kurtulmuş olduğu anlaşılıyor.

Barış tekliflerinin reddedildiğini gören İskender ve Ispend mirzalar, adilcevaz dolaylarından Eleşgird tarafına giderek burada Çağataylar'la savaş hazırlıklarına giriştiler. Eleşgird yakınında Yahşi denilen yerde bir çay kenarında ağırlıklarını bırakan ve etrafını hendekle çeviren Kara-Koyunlular, takriben iki fersah ileri giderek savaş düzenine girdiler. Türkmenler Şah-Ruh'un fillerinden çekmiyorlardı. Çünkü, atları asla fil görmemişti.

Bu sebeble onlar, atlarını fillere karşı alıştırmak için, belki tarihte ilk defa olarak, bir tedbire başvurdular:

İri gövdeli öküzlerin sırtına saman dolu çuvallar yükletip, üzerlerine çullar örtmek ve ağaç parçaları koymak suretiyle onları harp fillerine benzetmeye çalıştılar. Ayrıca çamurdan fil heykelleri de yaptılar ve bunlara silahlı adamlar bindirdikten sonra atlarını bu fil suretlerinin üzerine-sürerek onları hakiki fillerden ürkmemeye alıştırdılar.

824 yılı Receb ayının 29. günü Çarşamba sabahı (3° Temmuz 1421) Türkmenler ile Çağataylar arasında savaş başladı. Kara-Koyunlu ordusu elli binden (30-40 bin) den azdı. Çağatay ordusu ise Türk-menler'inkinin 4-5 katı idi (200 bin?). Kara-Koyunlu ordusunun sağ koluna Sa'dlu oymağı başı Pir-Hüseyin Beg kumanda ediyordu. Kardeşi Pir-Mehmed ile Alpagut oymağı beglerinden Korkan ve Sor kan da bu kolda idiler. İskender, göğüste yani merkez kolda bulunuyordu. Sol kol Ispend Mirza'nın kumandasında idi; yanında Bayram Beg ve oğlu Şeh-Süvar Beg vardı. Çağatay ordusunun tertibine gelince, sağ kolda Fars valisi Şah-Ruh'un oğlu İbrahim-Sultan, Isfahan hakimi Ömer Şeyh oğlu Rüstem, Emir İbrahim Cakü, Emir Şeyh Lokman-ı Barlas, Emir Mihrab-ı Tarhan, sol kolda ise Emir İbrahim, Emir Cihan-Şah, Emir Alauddin Alige, Emir Ferman-Şeyh, Emir Celaluddin Firuz-Şah ve Kara-Yülük mevki almışlardı. Şah-Ruh merkezde idi. Filler merkezin önünde bulunuyordu. Okçu yayalar fillerin arkasında idiler.

Merhum Kara-Yusuf Beg'in kumandasında daima taarruz etmeye alışmış olan Kara-Koyunlular, hu savaşta da aynı usule başvurdular. Muharebenin birinci günü (29 Receb, Çarşamba), iki tarafın biribirini yoklaması ile geçti. Çağataylar hasımlarının çok çetin olduklarını anlamışlardı. Onun için Şah-Ruh o günün akşamı safların önünde hendek kazdırmış ve Türkmenler''in gece baskıpından çekindiğinden ordusunun bir kısmına tan atıncaya dek nöbet tutturmuştu. İkinci gün tan atarken tekrar çarpışma başladı ve gittikçe kızıştı. Kara-Koyunlu ordusunun sağ koluna kumanda eden Sa'dlu Pir-Hüseyin Beg, Şah-Ruh ordusunun sol koluna şiddetle saldırarak bu kolu bozguna uğrattı. Fakat akşama doğru Şah-Ruh'un sol kolu, almış olduğu takviyelerle vaziyetini düzeltmiş ve hatta Pir-Hüseyin Beg'i tutsak etmişti. Aynı gün merkezden taarruza geçen İskender Mirza da büyük yiğitlikler gösterdi. Savaşın bugün de neticesi alınamadı ve gecenin başlamasiyle iki taraf çarpışmaya son verdi. Şah-Ruh bu gece de hendek kazdırdı ve ordusuna, muharebe meydanında kalarak nöbet tutmasını emretti. Ertesi, üçüncü gün (1 Şaban, Cuma = 1 Ağustos) savaş yeniden şiddetle başladı. Çağatay ordusunun sağ kolu İspend Mirza'nın kumandasındaki Kara-Koyunlu sol kolunu bozguna uğrattı. Bunu gören İskender, durumu düzeltmek için, Şah-Ruh'un merkezine yüklendi. Mirza Bay-Sungur, büyük Emir Şah Melik ve Emir Şeyh-Lokman-ı Barlas onun eşsiz yiğitliğine dayanamayarak kaçmaya mecbur kaldılar. İskender saldırışa devamla önüne çıkmış olan fillerin hortumlarını keserek onları da işe yaramaz bir hale getirdi ve sonra okçuların üzerine yürüyüb onları da dağıttı. İskender'in bu taarruzu Çağataylar'a ağır kayıplar verdirmişti. Öte yandan dünkü vuruşmada kumandanları esir düşmüş olan Kara-Koyunlu sağ kolu, bugün başarılı bir taarruza girişerek karşısındaki Çağatay sol kolunu perişan etti. Bir çok emirler öldürüldü; bunlar arasında Müşrif Hoca Muhammedde vardı. Şah-Ruh'un karargahına kadar sokulan Kara-Koyunlular erzak ve malzeme taşıyan deve katarlarını ele geçirmeğe başladılar. Bizzat Timurlu müverrihlerinin de itiraf ettikleri gibi, zafer Kara-Koyunlular tarafından kazanılmak üzere idi. Bunu gören Şah-Ruh, derhal seccade serdirerek Cenab-ı Hakka yalvardı. Kara-Koyunlular bir hamle daha yapsalardı galebeyi kesin olarak temin edeceklerdi.

Fakat, Şah-Ruh ordusunun sayıca ezici üstünlüğü karşısında takatleri son haddine ulaşmıştı. Bu esnada Şah-Ruh'un yanında bulunan Emir Şah-Melik, nekkareler çaldırarak İspend Mirza'nın tutsak düştüğünü ilan ettirdi. Bu asılsız sözler henüz işitilmişti ki merkezde bulunan Bay-Sungur, kendi birlikleriyle durumu pek feci olan sol kolun yardımına koştu. Şah-Ruh, beş bin kişilik zırhlı bir kuvvetle onu takviye ettiği gibi, bizzat kendisi de bütün kuvvetleriyle karşı hücuma geçti. İki ordu arasında son defa olarak şiddetli bir muharebe vuku buldu. Kara-Koyunlular, kuvvetlerinin azlığı, sıkışan, bozulan yerlerini zamanında takviye edememeleri yüzünden savaşın bu son safhasında bozguna uğradılar. İskender, bozulan ordusuna düzen vermek için çok gayret sarfetdiyse de muvaffak olamadı ve savaş meydanını terke mecbur kaldı. Kara-Yülük, Sa'dlu beglerinden Pir-Mehmed Beg'i ve oğlu Ali Beg de onun oğlu Pir-Gayb Beg'i esir almıştı. Şah-Ruh, o gün her tarafa fetihnameler gönderdi; ertesi gün de burada daha fazla kalmayarak Tebriz'e doğru yola çıktı; yolda, tarihte ender görülen bir hareketle esir alınmış olan bütün Kara-Koyunlular'ın serbest bırakılmasını emretti. Onun bu emri vermesinde, kuvvetlerinin derecesini görmüş ve anlamış olduğu Kara-Koyunlular'ın sevgisini kazanmak istediği iddia edilirse edilsin, şübhesiz bunda bu büyük hükümdarın temiz imanı ve alicenab ruhu da mühim bir amil olmuştur. Yoluna devam eden Şah-Ruh, Hoy'a ve Şaban'ın (Ağustos) ortasında da Tebriz'e geldi. Çağatay hükümdarı burada bir kaç gün oturduktan sonra Herat'a dönmek üzere Sultaniye'ye hareket etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:01

ç) Şah-Ruh'un Horasan'a dönmesi üzerine İskender'in Tebriz'e gelmesi:

Tezkire sahibi meşhur Devletşah ile diğer bazı müelliflere göre, Şah-Ruh, Azerbaycan hakimliğini oğullarına ve büyük emirlerine teklif etmiş ise de iskender'den korktukları için, bunlardan hiç birisi bu teklife yanaşmamıştır. Bu sebepten Şah-Ruh Azerbaycan'ı yine eski sahiplerine bırakarak Horasan"la dönmüştür.

Hatta devrin şairlerinden Azizi, bunu ifade eden şu güzel beyti söylemişti:

"Skendcr leşker-i ma zed u cest
Şeh-i ma memleket bigrift u bi guriht."

Bu beyt, Kara-Koyunlular'dan bahseden bütün müellifler tarafından zikredilmiştir. Ebu-Bekr-i Tihrani ve ondan naklen Rumlu Hasan Beg, Şah-Ruh'un Tebriz'i Kara-Yülük Osman Beg'in en büyük oğlu olan Ali Beg'e tefviz ettiğini yazarlar. Fakat başta Hafız-i Ebru olmak üzere diğer kaynaklarda böyle bir ifadeye rastgelinmiyor.

Muharebeden sonra İskender Kerkük'e gitmiş, ispend ise Doğu-Anadolu'da kalmıştı. ispend, Şalı-Ruh'un Azerbaycan'ı terkettiğini öğrenir öğrenmez topladığı askerle Azerbaycan'a gelmiş ve yukarıda adları geçen iki müellife nazaran, Kara-Yülük oğlu Ali Beg ona karşı duramıyarak Diyarbekir tarafına kaçmış ve yolda önüne çıkan Kiirdler'le vuruşub babasına kavuşmuştur. ispend Mirza, Alıncak kalesine hakim olduktan sonra Tebriz'de oturmaya başlamıştı. Onun İskender"in öz kardeşi olduğu anlaşılıyar. Fakat, ispend, Kerkük ve Tauk'tan Azerbaycan'a yürüyen kardeşi iskender'e karşı koyamıyacağını anlayarak Tebriz'den çıkıp Erzurum bölgesindeki Avnik kalesine çekildi. Muhteris bir insan olan ispend, burada da fazla kalmayarak Bağdad bölgesine gitmiş ve ağabeyi Şah-Mehmed'in hakimi bulunduğu yerleri birer birer ele geçirmeye başlamıştır.

Tebriz'de bir müddet oturan iskender 825 (1422) yılı baharında Hoy şehrinin batısındaki Sökmenabad'a geldi. Yanında Kara-Yülük tarafından ülkesinden koğulmuş olan Çemizkezek hakimi Emir Yelman oğlu Şeyh Hasan vardı. Şeyh Hasan, iskender'e kalelerini birer, birer elinden almakta olan Ak-Koyunlu beginden şikayet edib ondan Diyarbekir'e yürümesini istemekte idi. iskender bunu kabul etmiş görünerek Mingöl (Bingöl) yaylağına gitti. Yeni Kara-Koyunlu hükümdarı sürek avları tertip ederek bir müddet burada eğlendikten sonra yanında bulunan Bidlis hakimi Emir Şemsuddin ve Van bölgesi hakimi Izzuddin Şır'in oğlu Sultan Ahmed'i tevkif ettirerek Bidlis yöresine geldi, iskender, Bidlisli Şeref-Han ne derse desin kendisine sadakatsızlık göstererek Şah-Ruh'a tabiiyetlerini arz etmiş olmalarından ve bundan dolayı yardıma gelmemelerinden ötürü eniştesi Şemsuddin ile diğer bazı Kürd hakimlerine kızmakta haklı idi. Kara-Yusuf Mısır'dan döndüğü zaman Bidlis hakimi ona, tatlı bir vefakarlık göstererek askerine gerekli olan her nesneyi temin etmişti. Bundan çok memnun kalan Yusuf Beg, kızını Şemsubdin'e vermiş olduğu gibi, bilahare gösterdiği sadakat ve ifa ettiği hizmetlerin mükafatı olarak da Bidlis, Ahlat, Hınıs ve Muş şehirlerini bütün yöre ve dolayları ile ona tefviz etmiştir ki, Şeref-Han, Kara-Koyunlu beginin buna dair fermanını atalarının evrakı arasında bularak eserine koymuştu.

İskender, Bidlis önüne gelerek şehrin teslim edilmesini Şemsuddin'e söyletmiş, fakat kalenin muhafızı Mihmad, efendisinin sözlerindeki hakiki manayı anlayarak red cevabı vermiştir. Buna öfkelenen iskender, Emir Şems ud-din'in maiyyetinden bazı Kürd ileri gelenlerini öldürtmüştür.
Ermeni müverrihi Toma'ya nazaran, İskender bütün Bidlis çevresini zaptettikten sonra Bidlis yakınında ve Van gölü civarındaki, hakimi Şeref adında bir Kürd olan, Aghovanitz kalesini almış ve kaledeki Ermeniler''in çoğunu tutsak etmiştir.

Yine bu senenin ortaları veya ondan bir iki ay sonra, iskender'in Delü Ahmed adlı bir kumandanı ansızın Sultaniye önünde görünerek o yöredeki hayvanları Tebriz'e sürdükten sonra kalabalık bir askerle yeniden bu şehrin üzerine yürümüş, fakat Şah-Ruh'un hudud valisi İlyas Hoca'nın askerleri ile giriştiği bir savaşta perişan olarak güçlükle Tebriz'e dönebilmiştir. Bu hadise mezkur yılın Ramazan ayında (Ağustos-Eylul) Herat'ta Şah-Ruh'a ulaşmıştı. Şah-Ruh bu çarpışmanın vukuu esnasında veya ondan az evvel Emir Yusuf-Hoca ve Emir Seyyidi'yi üç bin atlı ile Rey valisi İlyas-Hoca'ya yardım için yollamış gibi, bu hadiseden altı yedi ay sonra da (826 Rebiül-ahir = Mart-Nisan 1423) Hızır-Hoca ve Hoca-Birdi'yi kalabalık bir askerle Rey yöresine göndermiştir.

İskender, ertesi yıl (826 = 1423) tekrar Van gölü çevresine gelerek Ahlat'ı kuşattı. Ebu-Bekr-i Tihrani'ye göre Emir Şems ud-din, Bidlis önünde yaptığı gibi burada da İskender'e aynı oyunu oynamak istemiş, fakat sözlerinin gerçek anlamı anlaşılarak kale önünde boynu vurulmuştur.

Şeref-Han, büyük dedesi Emir Şemsuddin'in öldürülmesi hakkında işittiği şu rivayeti nakletmektedir:

Bidlis hakiminin karısı olan İskender'in kız kardeşi Türkmen kızı olduğundan at koşturmak, çevgan oynamak ve ok atmaktan pek hoşlanırmış.

Bu sebebten Emir Şemsuddin ile evlendikten sonra da bunlarla meşgul olmak istemişse de Bidlis hakimi:

"biz Kürdüz, Türkmenler'in geleneği bizim halkımız arasında hoş ve makbul değildir" diyerek buna mani olmaya çalışmıştır. Fakat, bu müdahale geçimsizlik yaratmış ve bir münakaşada ağır sözler sarfetmesinden ötürü, Bidlis begi karısının ağzına bir yumruk vurarak dişini kırmıştır. Bunun üzerine Kara-Yusuf'un kızı kanlı dişini bir kağıda sarıb onu, kocasından şikayet dolu bir mektupla Erciş'te bulunan İskender'e göndermiştir. İskender, görüşmek üzere huzuruna çağırttığı Bidlis hakimini öldürtmüştür. Bununla beraber Şeref-Han bu rivayetin kendisine pek uzak göründüğünü söyliyerek Şemsuddin'in Şah-Ruh'u metbu tanımış olmasından dolayı öldürüldüğünü yazmaktadır ki, yukarıda bu bahsin başında işaret edddiği gibi, esas sebeb de budur.

Kazvinli Yahya ve ondan naklen Müneccimbaşı bu hadisenin 828 (1425) yılında olduğunu yazarlarsa da biz Toma'nın verdiği tarihin (1423) daha doğru olduğunu kabul ediyoruz.
Emir Şemsuddin'in öldürülmesi ile İskender'in bu bölgedeki işi bitmemişti. Daha bir başkasiyle de görülecek hesabı vardı ki, bu, Van hakimi İzzuddin Şir oğlu Sultan Ahmed idi. Hakkari ve Van hakimi İzzuddin Şir, anlatıldığı gibi Kara-Yusuf'un Mısır'dan avdetinde ona karşı hasmane bir tavır almışsa da mukavemetten aciz kalarak Kara-Koyunlu beginin tabiiyetti altına girmeye mecbur olmuştu. Fakat hiç bir zaman samimi olarak Kara-Yusuf'a bağlanmamış görünen Hakkari hakimi, onun ölümünü müteakip Şah-Ruh'a tazimlerini arz için bizzat Karabağ'a gitmişti. Şah-Ruh, Van gölü çevresine geldiği sırada bu sefer oğlu Melik Mehmed, Çağatay hükümdarına aynı şeyi yapmıştır. Kazvinli Yahya ve ondan naklen Müneccimbaşı'ya göre, İskender, 828 (1425) de Melik İzzuddin Şir'i öldürmüştür. Fakat Toma bundan bahsetmeyerek İskender'in 1423 yılında onun oğlu Sultan Ahmed'i yakaladıktan sonra ani olarak Van surları önünde göründüğünü, fakat dört ay muhasara etmesine rağmen şehri alamayarak Tebriz'e döndüğünü yazıyor. Hafız-i Ebru'da geçen Melik Mehmed ile Melik Ahmed'in kasdedilmiş olması mümkün ve hatta muhtemeldir.

Bir yıl burada dinlenen İskender, Melik Ahmed'i hapsettiği Alıncak (Erendchag; Müneccimbaşı'ya göre Erbil) kalesinde öldürttükten sonra yeniden Van üzerine gelmiş ve muhafızı Melik Esed'in hazineler ile serbestçe çıkıp gitmesine mukabil, şehri ele geçirmiştir. İskender, Esed'in amcası Bahauddin'i de bertaraf ederek Van gölünün doğu ve kuzey yörelerine hakim olmuştur. Onun, Van şehrinin idaresini oğullarından Yar-Ali'ye verdiği anlaşılıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:02

d) İskender'in Şirvan'a akını — Sultaniye'yi alması — Şah-Ruh'un ikinci Azerbaycan seferi.

831 (1427-1428) yılında Şirvan üzerine yürüyen Kara-Koyunlu begi Şemahi'de yağmalar yaptıktan sonra payitahtına döndü.
Ertesi yıl Sultaniye'ye önüne gelen İskender, burayı aldı; bu şehir ile Ebher, Kazvin ve Zencan'ı idare eden İlyas Hoca oğlu Hoca Yusuf'u da yenib tutsak aldıktan sonra Tebriz'e döndü. İskender zaptettiği bu yerlerin idaresini Delu Ahmed ile Abdül adlı emirlerine verdi.

İskender'in bu hareketiyle, Şah-Ruh'un kendi üzerine geleceğini hesap etmiş ve bunu da istemiş olduğu hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün olmuyor. Çünkü, anlatıldığı gibi, o bir kaç yıl önce kumandam Delu-Ahmed'i Sultaniye üzerine göndererek bu bölgeyi yağmalatmış, fakat Şah-Ruh'dan veya onun kumandanlarından herhangi bir karşılık görmemişti.

İskender şayet böyle düşündü ise, Çağatay hükümdarının kendisi ile savaşmak için 832 yılı Receb ayının beşinde, Perşembe günü (10 Nisan, 1429) hükümet merkezi Herat'dan ayrıldığını duyduğu zaman, hesabında ne kadar yanıldığım anlamıştır. Şah-Ruh, birinci seferinde olduğu gibi, yol üzerindeki velilerin türbelerini ziyaret ede ede, göçe kona Ramazanın 4'ünde (7 Haziran) Rey'e geldi. Çağatay hükümdarı, burada bir kaç gün kalarak ordusunu topladı. Sayısı yüz bin atlı olan bu orduya Fars hakimi Şehzade İbrahim-Sultan, Isfahan hakimi Mirza Rüstem, Yezd vahşi Emir Çakmak, Eber-kuh valisi Emir Tarhan ve Kirman hakimi Emir Kınaşirin'in kuvvetleri de katddı. Sefere memur edilen mirza ve kumandanların hepsi geldikten sonra Şah-Ruh, Rey''den kalkarak Sultaniye üzerine yürüdü, bunu haber alan Delü Ahmed ve Abdül şehri boşaltıb Tebriz'e döndüler. Sultaniye'ye gelen Şah-Ruh Şevval'in 1. günü (4 Temmuz) Şeker bayramım burada geçirdi ve Sultaniye'den hareket ederek Zilkade'nin 1'inde (2 Ağustos) Tebriz'in bir semti olan Şenb-i Gazan'a vardı.

e) Selmas meydan muharebesi:

İskender'e gelince, bütün Kara-Koyunlu kuvvetlerini toplayarak Selmas ovasında mevki almış, Şah-Ruh'u bekliyordu. Ordusunun muharebe için mevki aldığı yerin bir tarafında dağ ve bir tarafında da çay vardı. Bu suretle İskender, tabii manialardan faydalanarak ordusunun çevrilmek tehlikesini önlemiş bulunuyordu. Rumlu Hasan Beg'e göre, elli bin kişi olan Kara-Koyunlu ordusunda yaya askeri de vardı ki, bu, İskender'in babasının fikrini yapılacak savaşta tatbik etmek istediğini gösteriyor. İskender'in sol kol kuvvetlerine küçük kardeşi Cihan-Şah kumanda ediyordu. Kesin bir bilgimiz olmamakla beraber Kara-Yusuf'un en küçük oğlu Ebu-Said'in de muharebede bulunmuş olması muhtemeldir.

Çağatay ordusuna gelince, sağ kol Fars vahşi Şehzade İbrahim-Sultan'ın, sol kol da Bay-Sungur Mirza'nın kumandasında olup Şah-Ruh, Horasan ve Mazendran askeri ile merkezde yer almıştı. Mirza Muhammed-Cuki ise ihtiyat kuvvetlerinin başında idi.

832 yılı Zilhicce ayının 17. Cumartesi günü (17 Eylül 1429) savaş başladı. İbrahim-Sultan, karşısında bulunan Cihan-Şah Mirza'ya saldırdı ve ikisi arasında çok şiddetli bir muharebe oldu. Abdürrezzak-ı Semerkandi'ye göre, İskender ile Çağatay ordusunun merkez ve sol kolundan hiç bir kimse savaşmaya cesaret edememişti. İbrahim-Sultan kuvvetleri ile çetin bir muharebeye tutuşmuş olan sol kol ordusunda za'f belirtilerinin başlamakta olduğunu gören İskender, İbrahim-Sultan'a karşı hücuma geçti ve "hayalin bile tasavvur edemeyeceği bir kahramanlık göstererek herkesi hayretler içinde bıraktı". Bu suretle İskender, ordusunun durumunu düzeltmiş ve maneviyatını kuvvetlendirmişti. Günün batmasına kadar devam eden muharebe neticelenmiyerek ertesi güne kaldı. Gece her iki taraf bir baskın ihtimaline karşı sabaha kadar nöbet tuttu. Zilhiccenin 18. Pazar günü (18 Eylül) tan atarken savaş tekrar başladı. Dünkü gibi çok şiddetli bir surette cereyan eden savaş sol ve merkezde Kara-Koyunlular'ın lehinde idi. Bunu gören Mirza Bay-Sungur, sol koldan şiddetli bir hücuma kalktı ise de Kara-Koyunlu sağ kolu bu hücuma muvaffakiyetle dayandı. Hatta diğer kollardan aldığı takviyelerle karşı taarruza geçerek düşmanı geri attı.

Durumun kendisi için arzettiği nezaketi gören Şah-Ruh, bütün ihtiyatlarını muharebeye soktu. İşte, hiç bir yerden takviye ve imdad alamıyan ve iki günden beri kendisinden iki- katlı bir kuvvetle döğüşmekte olan Kara-Koyunluları bu yorulmamış ihtiyat kuvvetleri yenerek zaferi Şah-Ruh'a kazandırdılar. Şah-Ruh, oğullarından Muhammed Cuki Mirza'nın maiyyetine büyük emirlerden bazılarını katarak onu Türkmen ordusunun takibine gönderdi. Muhammed Cuki, yirmi bin kişilik bir kuvvetle İskender'in arkasına düştü. Kara-Koyunlu begi ilk önce Van'a geldi ise de Çağataylar'ın buraya yaklaşmaları üzerine oradan ayrılarak başka bir yere gitti. İskender, bu suretle Cuki'nin kendisine yaklaştığını gördükçe bulunduğu yerden başka bir mahalle gidiyordu.

Kara-Koyunlu begi, kendisine kapılarını kapamış olan Erciş şehrini muhasara ettiği esnada düşmanın yaklaştığını haber alan buyruğundaki Türkmenler kaygılanarak:

"ay Mirza! Çağataylar geliyor ne yapacağız?" demişlerdi325. İskender, kaygılanmamalarını söyledikten sonra bin kadar askeriyle Erciş yakınındaki Gorzor boğazını geçerek Çağataylar'a saldırdı ve onları geri attı. Bundan faydalanan İskender, Erzurum taraflarına gitti. Çağataylar bu çarpışmadan sonra bir daha kendisini takip etmediler.

Şah-Ruh 833 yılı Muharrem ayının ortasında (Ekim 1429) Selmas ovasından kalkarak Alıncak kalesine geldi. Kalede İskender'in zevceleri ve bazı oğulları vardı. Bunlar kendisine ağır hediyeler gönderdiklerinden Almcak muhasara etmiyerek buradan Safer ayının 9'unda (7 Kasım) Karabaşa gitti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:02

f) Şah-Ruh'un Azerbaycan'ı Kara-Yusufun en küçük oğlu Ebu-Said'e tefviz etmesi:

Şah-Ruh, kazandığı zaferlere rağmen Kara-Koyunlular'ı ortadan kaldıramıyacağını anlamış bulunuyordu. Bu sebeple Kara-Yusuf'un oğulları arasındaki rekabet ve münazaadan faydalanmayı düşünerek İskender'in kardeşlerine, kendisini metbu tanımak şartiyle bulundukları bölgelerde hakim kalabileceklerini bildirmişti.

Gerçekten, İskender'in, kardeşleri ile olan münasebetleri pek iyi değildi. Beş kardeşten en büyüğü olan Şah-Mehmed, Bağdad hakimi olduktan sonra ailesi ile alakasını kesmişti. İspend Mirza, Kara-Yusuf'un ölümü üzerine Sa'dlu boyunun yardımı ile babasının halefi olmak istedi ise de İskender ile başa çıkamıyacağını görerek talihini Irak-ı Arab'da denemeye gitti; gerçekten İspend, sefahatla vakit geçiren Şah-Mehmed'in gevşekhğinden faydalanarak çok geçmeden Bağdad hakimliğini onun elinden aldı. İskender'in üçüncü kardeşi Cihan-Şah'a gelince, babasının ölümünü müteakıb hakimi bulunduğu Sultaniye'den önce Erciş'e gelmiş ve orada fazla kalmıyarak Bağdad'a ağabeyisi Şah-Mehmed'in yanma gitmişti. Cihan-Şah, Kara-Yusuf'un ölümü üzerine Şüster'ten ecdadının ülkesini geri almak emeli ile Bağdad'a yürüyen Celayirliler'den Şah Veled oğlu Sultan Uveys'in bozguna uğratılmasında ağabeyisine yardım etmiş, fakat ondan beklediği şeylerin tahakkuk etmediğini görerek İskender'in yanına gelmişti. İskender ona Van gölü çevresindeki bazı kaleleri verdi ise de Cihan-Şah istediği diğer bazı yerlerin kendisine verilmemesinden dolayı ağabeyisine kızarak onun buyruklarını dinlememeye başlamıştı. Bunun üzerine İskender, Cihan-Şah'ı tahassun ettiği bir kalede kuşatarak dışarı çıkmaya mecbur etti. Cihan Şah bu sırada bir fırsatını bularak Şah-Ruh'un yanına gitmek maksadiyle kaçtı ise de takipçiler tarafından yakalandı. Cihan-Şah, öldürülmekten ancak annesinin şefaati sayesinde kurtulmuş ve hatta ağabeyisi ona Van gölü havzasındaki bütün şehirleri tevcih etmiştir. Buna rağmen İskender'in tahakkümünden usanan Cihan-Şah, tekrar Bağdadi gitmiş, fakat çok geçmeden kendi bölgesine dönmüştür. Bu tarihten itibaren ağabeyisi ile barışan Cihan-Şah, ona sadakatla hizmet etmiştir. Fakat bütün kardeşleri gibi muhteris olan Cihan-Şah'ın da bir fırsat zuhurunda ağabeyisine karşı yeniden muhalefete geçeceği muhakkaktı.

Kara-Yusuf'un en küçük oğlu Ebu - Said'e gelince, bu şehzade hakkında pek az malumata sahibiz. Babası ona Pir-Ömer'in öldürülmesinden sonra Erzincan'ı vermişti. Fakat Ebu-Said, Kara-Yusuf'un ölümü üzerine orada tutunamamış ve halk tarafından şehirden çıkarılmıştı. Ebu-Said'in bundan sonra Azerbaycan veya Doğu-Anadolu'nun neresinde yaşadığı ve ağabeyisi İskender ile münasebetlerinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Bununla beraber muhakkak olarak söylenebilir ki o da, Cihan-Şah gibi, ister istemez ağabeyisinin metbuluğunu kabul ederek onun tarafından kendisine ikta edilmiş olan bir yörede yaşamakta idi. Lakin, Ebu-Said de diğer kardeşleri gibi haris ve ağabeyi-sinden memnun olmamalıdır ki, 833 yılı kışında (1430) Karabag'da bulunan Şah-Ruh'un huzuruna geldi. Ebu-Said, Çağatay hükümdarından ümid ettiği teveccühü gördü ye kendisine Azerbaycan hakimliği tefviz edildi 328. Şah-Ruh, bahar gelinceye de in Karabağ'da kaldıktan sonra Şaban ayının 15. günü (9 Mayıs, 1430) Horasan'a müteveccihen buradan hareket etti.

g) İskender'in Azerbaycan'a gelerek Ebu-Said'i öldürmesi:

Fakat Ebu-Said, Azerbaycan hakimliğini ancak beş altı ay kadar muhafaza edebildi. Azerbaycan'a dönen İskender, onu yakalayarak öldürdü. Adını, hiç şüphesiz İlhanlı Hükümdarı Ebu-Said Bahadır Han'ın hatırasından almış olan bu Kara-Koyunlu şehzadesine, Türkmenler Busad diyorlardı ki, bu kelime, anlaşılacağı üzere, Ebu-Said isminin Türk telaffuzuna uydurulmuş bir şeklidir.

ğ) İskender'in oğlu Yar-Ali'nin Şirvan-Şahin yanına kaçması— Şirvan-Şah'ın Yar-Ali'yi Şah Ruh'a göndermesi—İskender'in Şirvan'a akını — Şah- Ruh'un Azerbaycan'a sonuncu yürüyüşü:

İskender, bu suretle en küçük kardeşi Ebu-Said'in hayatına son vererek duruma hakim oldu.
Van şehri ve çevresi, İskender'in oğullarından Yar-Ali'nin idaresinde idi. Yar-Al i, idaresi altında bulunan gerek Müslüman, gerek Hıristiyan halktan gelenek ve göreneklere aykırı vergiler almış ve bunun için onlara zulüm yapmıştı. Yar-Ali'nin baskısından bıkıp usanan halk, nihayet onu babasına şikayet etti. İskender şikayetçilere merhamet göstererek oğlunu hesap vermek üzere yanma çağırdı. Fakat Yar-Ali, korkusundan babasının yanına gitmedi ve Şirvanşah Şeyh İbrahim oğlu Halilullah'a sığındı (835-1431-32).

Şirvan-Şah Halilullah, Kara-Koyunlu şehzadesini bağlıyarak deniz yolu ile metbuu Şah-Ruh'a gönderdi. Şah-Ruh, Yar-Ali'ye itibar gösterdi ve onu kendi şehzadelerinin çadırında misafir etti. Bir gün üstad Ferruh'un yapmış olduğu ve dört yüz batman taş attığı iddia edilen bir mancımkın (keman-ı ra'd) atış tecrübesi için şehirden dışarı çıkdmış ve oraya halkın çoğu da gelmişti. Bu esnada Yar-Ali de seyir yerinde göründü. Şehir halkı, Türkmen şehzadesinin pek yakışıklı bir genç olduğunu görünce ona doğru koşuşarak mancınık atışını unuttular. Şah-Ruh, payitahtı halkının bu mütecessi-sane hareketinden hoşlanmadı; sarayına döndükten sonra Yar-Ali'nin bağlanarak Semerkand'a gönderilmesini emretti330. Yar-Ali'nin hayatı burada sona ermedi, maceralarla dolu olarak epice bir müddet devam etti. Az bir zaman Uluğ Bey'in maiyyetinde bulunan Yar-Ali, sonra onun tarafından bir kaleye hapsedildi. Yar-Ali 852 (1448) yılında bu kaleden kaçıp kurtularak başına kuvvet topladıktan sonra Herat şehrini eline geçirdi ve hatta burada hükümdarlığını bile ilan etti. Fakat Yar-Ali burada eğlencelerle vakit geçirmeğe başladığından Babur Mirza'nın askerleri şehre girerek kendisini yakaladılar. Babur'un katına götürülen Yar-Ali onun tarafından 852 yılı Zilhicce ayının sonunda (Şubat 1449) hayatına son verildi.

Şirvan-Şah Halilullah'ın, oğlu Yar-Ali'yi kendisine yollayacağı yerde Şah-Ruh'a göndermesine kızan İskender, 837 yılının sonlarında (1434 ortaları) Şirvan üzerine yürüyerek, memleketi yağmaya ve yıkmaya başladı. Halilullah, sığınmış bulunduğu Mahmudabad kalesinden Şah-Ruh'a, Halik-Verdi adlı adamım gönderdi. 838 yılı Safer ayının 7 sinde (12 Eylül 1434) Halik-Verdi, Çağatay hükümdarına, Şirvan'a giren İskender'in hah hazırda memleketi görülmemiş bir şekilde yağma ve tahrib etmekte olduğunu bildirerek buna son verdirmesini hükümdarı adına rica etti. Halilullah, aynı zamanda Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük Osman'dan da yardım istemişti. Kara-Yülük, derhal kalabalık bir ordu ile Diyarbekir'den hareket ederek Erzurum önüne gelib şehri kuşattı. Erzurum'u İskender Mirza adına idare eden Duharlu Pir-Ahmed Beg şiddetli bir müdafaa gösterdi ise de en sonunda şehri Kara-Yülük'e teslim etti. Ak-Koyunlu begi Erzurum'u oğullarından Şeyh Hasan'a verdi ve bu başarısını Şah-Ruh'a bildirdi.

Timurlu ailesinden kız alarak bu aileye güveyi olmuş bulunan Şirvan Şah Halilullah'ın imdat ricası ve Kara-Koyunlu şehzadeleri arasında baş göstermiş olan rekabet ve münazaalar, Kara-Yülük'ün Erzurum'u almak gibi gösterdiği faaliyet Şah-Ruh'a, Azerbaycan'a yeni bir sefer açmak kararını verdirmişti. Fakat, emirlerin çoğu yeni bir Azerbaycan seferini uygun görmediklerinden onu bu kararından caydırmaya çalıştılarsa da Emir Celaluddin Firuz-Şah'ın teşvik edici sözleri, emirlerin bu teşebbüsünü suya düşürdü.

Şah-Ruh, kış mevsiminin yaklaşmış olmasına bakmaksızın Rebiül-ahir'in 2. günü (5 Kasım 1434) Herat'tan ayrılıb Cumadel-ahire'nin ortalarında (Şubat 1435) Rey'e vardı. Bu sırada şiddetli soğuklar çıktığından emirlerin tavsiyesi üzerine Rey'de konaklandı. Şah-Ruh burada iken Türkmen Abdülaziz, onu takiben de Kara-Yusuf'un yeğenlerinden Gazan Padişah ile Çekirlü Bayezid Beg, Aka-Piri, Seyyidi, Ahmed, Alpagut Yakub Beg gibi Kara-Koyunlu begleri katına gelerek itaatlarını bildirdiler. Bunların gelişinden çok memnun kalan Şah-Ruh, kendi emirlerinden Yezd ve Kirman valilerini Aka-Piri ile birlikte Van'da bulunan Cihan-Şah'a gönderib onu yanma çağırdı. Çağatay hükümdarı, Cihan-Şah'ı, Kara-Koyunlu ülkelerini tefviz etmek için davet ediyordu. Çünkü, Gihan-Şah, yukarıda izah edildiği üzere, bir ara İskender'e itaatsizlik göstererek Şah-Ruh'a iltica etmek istemiş olduğu gibi, daha mühim olarak da 837 (1433-34) yılında ağabeyisi ile mücadeleye girişmiş ve Şah-Ruh'u metbu tanımıştı. İşte Şah-Ruh, şimdi Cihan-Şah'ı katına çağırarak onu mükafatlandırmak istiyordu. Esasen Şah-Ruh'un, emirlerinden çoğunun arzuları hilafına, kışın eşiğinde bulunulduğu bir sırada ve İskender'in ne kadar tehlikeli bir hasım olduğunu bildiği halde acele Azerbaycan seferine çıkması, en fazla Cihan-Şah'ın ve Bağdad hakimi olan İspend'in İskender'e karşı cephe almaları ve her ikisinin de kendisini metbu tanımalarından ileri geliyordu.

Cihan-Şah, Zilhicce (Ağustos) ayında yanında yeğeni Şah-Mehmed oğlu Şah Ali ve ayinlu oymağı reisi Bayezid Beg olduğu halde, Şah-Ruh'un Rey'deki ordugahında göründü ve onun tarafından kemer ve murassa kılıç ile taltif edildi. Mezkur ayın 11'inde Şirvan-Şah Halilullah da Çağatay ordugahına geldi. Şah-Ruh, bizzat Azerbaycan''a yürümeden katma gelen Kara-Koyunlu emirlerini Cihan-Şah'ın maiyyetine vererek onu İskender'in elinde bulunan yerlerin işgaline memur etmiş olduğu gibi, oğlu Muhammed Cuki ile Şirvan-Şah Halilullah'ıda İskender'in üzerine gönderdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:02

h) iskender'in Osmanlı hükümdarı II. Murad'a iltica etmek üzere Tebriz'den ayrılması —Erzurum önünde Kara-Yiilük'ü mağlub etmesi— Kara-Yülük'ün ölümü —İskender'in Osmanlı ülkesine sığınması.

Bu durum karşısında Şah-Ruh'a mukavemet edemiyeceğini anlayan İskender, Tebriz'den ayrılarak Erzurum'a doğru kaçtı. Şah-Ruh, İskender'in kaçacağı istikameti tahmin ederek Erzurum taraflarında bulunan Kara-Yülük Osman'a, adam gönderip, onun yolunu kesmesini bildirdi. İskender, yanında çok az bir kuvvet olduğu halde Erzurum dolayına geldi. Kendisini, Toma'ya göre, otuz bin kişi, Hasan-i Rumlu'ya nazaran altmış bin kişi ile takip eden Muhammed Cuki'de Çoban köprüsüne erişti. Kara-Yülük, ordusu ile beraber şimdiki Erzurum'un kuzey-batısında ve ona onbeş kilometre mesafedeki Karaz denilen eski Erzurum'da bulunuyordu. Güç bir durumda olduğunu gören İskender, yol vermesi için hasmı Ak-Koyunlu begine baş vurmak zorunda kaldı. Fakat Kara-Yülük, beklenileceği gibi, İskender'e yol vermedi. Bunun üzerine Kara-Koyunlular ve Ak-Koyunlular arasında çetin bir vuruşma başladı. Ermeni müverrihine göre, İskender'in yanında üç bin kişi vardı. Kara-Yülük'ün ordusu ise yirmi binden fazla idi. Fakat Ak-Koyunlular için verilen rakam şüphesiz mübalağalıdır. Her iki taraf, Safer ayının başında, bütün müverrihlerin bahsettikleri aralarındaki "adavet-i kadime" ye uygun olarak çetin bir savaşa giriştiler. İskender, bu savaşta da yiğitçe döğüşmüş ve başta Kara-Yülük Osman, oğullarından Mehmed ve yeğeni Kutlu Beg olmak üzere bütün Ak-Koyunlular da yiğitçe savaşmışlardır. Lakin, zafer, sayıca çok az olmalarına rağmen, kendilerinden daha muharip olduklarını daima ispat etmiş olan ve başlarında İskender gibi çok yiğit bir insan bulunan .Kara-Koyunlular tarafından kazanıldı. Çetin savaşta Kara-Yülük attan düşürülerek birkaç yerinden ve bilhassa başından ağır surette yaralanmış, oğullarından Bayezid Beg ile damadı da öldürülmüştü. Fazla olarak bazı Ak-Koyunlu şehzade ve begleri ile askerlerinden bir kısmı da tutsak düştü. Kara-Koyunlular' dan da İskender'in amcasının oğlu Kılıç-Arslan Beg Ak-Koyunlular tarafından esir alınmıştı. Bu Kara-Koyunlu şehzadesinin babasının kim olduğu kat'i olarak bilinemiyor.

Söylenildiği gibi başından ağır yaralanmış olan Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük, muharebe meydanından getirildiği Erzurum'da vefat etti. Memluk müverrihlerinin anlattıklarına göre, Kara-Yülük bozguna uğradıktan sonra Erzurum'a girmek isterken surların kenarındaki hendeğe düşmüş ve boynu kırılarak ölmüştür. İbn-Tagrıbirdi ölümünün 839 yılı Safer ayının 5. günü (30 Ağustos 1435) olduğunu yazmaktadır. Kara-Yülük'ün oğullarından Şeyh Hasan, babasının cesedini .Erzurum'daki bir mescidin haziresine gömdü. Bu suretle Kara-Yülük kendisini 1421 yılı baharında Şeyh-Kendi'nde yenmiş olan İskender'e ikinci def'a yenilerek ye's içinde öldü. Bununla beraber ölümünde yaşı sekseni geçmiş olan Kara-Yülük, devrin en dikkate şayan simalarından birisi olup Ak-Koyunlu devletinin kurucusudur. İki kardeş Türkmen ulusu arasmdaki rekabet ve düşmanlık en fazla onun zamanında kendini göstermişti. Kuvvetli şahsiyeti ile Erzincan'dan Urfa'ya kadar uzanan bölgede bir beglik kurmuş ve bu suretle bu bölgenin Türkleşmesinde büyük bir hizmeti olmuştur. Kara-Yülük Osman Beg aynı zamanda Kara-Koyunlu devletinin sür'atle gelişmesine karşı da kuvvetli bir engel teşkil etmişti.

Cereyan etmiş olan savaşta ağır kayıplar veren Ak-Koyunlular, begleri Kar a-Yülük'ün ölümü üzerine Erzurum' dan kaçarak çoğu oturdukları yerlere gittiler. Karas (Kara-Erzen)'da bulunan savaşın galibi İskender, Ak-Koyunlular'ın Erzurum'u bırakıb kaçtıklarım duyunca bu şehre geldi; Kara-Yülük'ün cesedini mezardan çıkartarak başım kestirdi. İskender Kara-Yülük'ün başım, oğlunun başı (her halde Bayezi d Beg'in) ve diğer üç baş ile beraber onun düşmanı olan Memluk sultanı Melik ul-Eşref Bars-Bay'a gönderdi. Bunlar İskender'in adamları tarafından Rebiülevvel'in 15'inde (4 Ekim, 1435) Kahire'ye getirildi. Selefi Şeylı'in aksine kendisi için tehlikeli bir hasım saydığı Kara-Yülük'ün öldürülmesine çok sevinen Memluk sultanı, şehrin donatılmasını buyurmuş ve başları üç gün Bab Züveyle'de teşhir ettirmiştir.

İskender, Mirza Muhammed Cuki'nin yaklaşması üzerine Erzurum'dan ayrılarak buyruğundaki Kara-Koyunlularla Osmanlı ülkesine gitmek için yola çıktı. Toma'ya göre, Kara ve Ak-Koyunlular'ın vuruştukları yere gelen Çağataylar gördükleri manzaradan dehşet içinde kalmışlardır. Bu sebebten Çağatay askerleri Kara-Koyunluları yakından takip etmek istememişlerdir. Bunun farkına varan Cuki Mirza, öfkelenerek yanındaki emirlere: "askerlerimizden hiç birisine bir şehire kapanmak, ne de bir dağda kalmak istiyor; bununla beraber düşmanın takibine girişelim" deyib ordusunu yürütmüş ve İskender'e yetişerek ona hücum etmiştir. Çağat aylar, Kara-Koyunlular'ın beraberlerindeki şeyleri ele geçirmişlerse de onların merkezine girememişler, yavaş yavaş arkalarından giderek Kara-Koyunluları Akşehir'e kadar takip etmişlerdir. Erzincan'da Kara-Yülük'ün kızı ile evlenen (12 Rebiulevvel'de) Çağatay şehzadesi, buradan geri dönüb babasının bulunduğu Karabağ'a gelmiştir.
İskender'in, alınan bütün tedbirlere rağmen, Osmanlı ülkesine girmeye muvaffak olduğunu gören Şah-Ruh, Şeyh Nur ud-din Muhammed b. Mürşiduddin Cüneyd-i Kazeruni'yi Osmanlı hükümdarı II. Murad'a yollayıb İskender'in, şayet ülkesine gelirse yakalanıp kendisine gönderilmesini istedi346. Şah-Ruh, diğer taraftan da Cihan-Şah'a kendi ordusundan bir miktar kuvvet vererek onu İskender'in ailesinin bulunduğu kaleyi almaya memur etmişti. Bu kalede muhafız bulunan Şah-Ali Beg-i Bayramı ile Seyyidi Mahmud Beg kaleyi Cihan-Şah'a teslim ettiler. Şah-Ruh aynı zamanda Şah-Ali Begi Bayrami'nin kız kardeşini de Cihan-Şah'a nikahladı. Kışın son bulması üzerine Şah-Ruh, Şevval'in 15'inde (2 Mayıs 1436) Karabağ'dan kalkarak Ucan'a geldi ve burada Azerbaycan hükümdarlığını al damgalı nişanla Cihan-Şah'a verdi. Yeni Kara Koyunlu hükümdarı mükellef toylar tertib etmiş, buna karşılık Şah-Ruh da ona ve yanındaki beglere altın eğerli atlar, külah ve kemerler vermiş ve bir daha gelmemek üzere Ucan'dan Horasan'a hareket etmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:03

ı) İskender'in Azerbaycan'a dönüşü — Cihan - Şah ile savaşarak bozguna uğraması — Alıncak kalesinde muhasara edilmesi ve oğlu Şah-Kubad tarafından öldürülmesi:

İskender, Yıldırım Bayezid ile babası Kara-Yusuf'tan itibaren Osmanlı-Kara-Koyunlu hanedanları arasında teessüs etmiş olan dostluk ve bizzat kendisinin de II. Murad'ın dostu olması sebebiyle Osmanlı sınırını geçip, Tokad'a geldi ve Kaz-Ovası kışlağına indi. İskender burada bölgenin ileri gelenleri tarafından istikbal edilmesine rağmen,Ebu-Bekr-i Tihrani'ye göre, müsaade almak için Sultan Murad'a biç kimseyi göndermemişti. Fakat Ebu-Bekr-i Tifarani'nin bu iddiası doğru değildir. Çünkü, ibn Hacer'in de3al bahsettiği gibi, iskender ulak yollayıb II. Murad'dan kışı Tokad'da geçirmesine müsaade vermesini rica etmişti. II. Murad, Amasya valisi Yürgüç Paşa'ya iskender'in layık olduğu surette konuklanmasını emretmiş ve ayrıca Kara - Koyunlu begine onbin altın ile sırmab elbiseler, işlemeli silahlar ve altın eğerli atlar, köle ve cariyeler yollamıştır. Yürgüç Paşa da, yine padişahın buyruğu üzerine, İskender'in askerleri için lazım olan bin kepenek, iki bin çul ve torba ile davar ve sair hayvanları tedarik etmişti. Fakat bahar gelince, İskender'in askerleri eşine az rastlanan bir hareketle bulundukları yöredeki halka (ihtimal Ermeniler'e) saldırarak onların çoluk ve çocuklarını esir etmeye ve mallarını ellerinden almaya başlamışlardı. Bunlara engel olamayan Yürgüç Paşa, vaziyeti II. Murad'a bildirdi. Bu hadiseden canı sıkılan Osmanlı Padişahı, Anadolu beglerbegisi Timur-Taş paşa oğlu Umur Beg'i İsk ender'in üzerine gönderdi ve ona ilk önce İskender'e memleketi güzellikle terk etmesinin bildirilmesini, bundan bir netice çıkmadığı takdirde üzerine varılarak zorla hudud dışı edilmesini emretti.

Umur Beg, aldığı emir üzerine İskender Mirza'ya şu mealde bir mektup gönderdi:

"Şah-Ruh Mirza Horasan tarafına gitmiş, sizlere dahi münasip olan aba ve ecdadınız milki olan Azerbaycan tarafına teveccüh etmek olup bu tarafta padişahımızdan bunca lutfu kerem görmüş iken memleketlerine teaddi ve anları iğzab bir veçhile münasip değildir". Bu mektub üzerine İskender, askerlerini alarak Osmanlı ülkesini terketti. Ermeni müverrihi Toma aynı hususu teyid ediyor. Ona göre, İskender Kızıl-Irmak kıyısında başına kırk binden fazla asker toplamıştı; fakat, II. Murad, konuk kaldığı yeri, yağma ve tahribe koyulduğunu haber alınca İskender'in üzerine bir ordu göndermiştir. İskender, Osmanlı ordusunun üzerine gelmekte olduğunu öğrenir öğrenmez Sivas"a doğru gitmiş ve yolda rastladığı Ermenileri kati ve esir etmiştir.

Kara-Koyunlu begi Sivas bölgesinden Malatya'ya, indi ve burada aralarında dostluk olan Ak-Koyunlu şehzadelerinden Kara-Yülük'ün yeğeni Kılıç-Arslan'ı yanına çağırdı. Palu'da, bulunan Kılıç - Arslan, kardeşlerinden Pir-Hüseyin'i İskender'in yanma gönderdi ve sonra kendisi de İskender ile buluştu. Bunlar hep birlikte Kara-Yülük Osman Beg'in oğlu Ali Beg'e ait Harput'u kuşattılar. Fakat kalenin muhafızı olan Pehlivan Seyyidi Ali, beklenmeyen bir savunma göstererek İskender'i muhasaraya terke mecbur etti. İskender Harput'dan Kiğı'ya geldi, burayı Erzincan, Tercan yörelerini garet ettikten sonra Erzurum'a, ve oradan da Avnik-Kağızman yolu ile Sümeli-Çukur'a gelerek 841 (1438) kışını orada geçirmeye başladı. Cihan-Şah da aynı yılda kışı Taliş vilayetinde, deniz kıyısındaki meşhur Kızıl-Ağaç'ta. geçiriyordu.

841 (1438) yılı baharında İskender, başlıca emirleriyle birlikte Sür-meli-Çukur kışlağından Tebriz'e yönelmiş, Cihan-Şah da Kızıl-Ağaç'-tan ayrılarak Erdebil'e gelmişti. Cihan-Şah, buradan yanında Çekirlü oymağı başı Bistam Beg oğlu Bayezid Begile bazı Kara-Koyunlu begleri ve Şirvan emirleri olduğu halde Serav yolundan Tebriz üzerine yürüdü. Bunu haber alan İskender onunla savaşmak için Tebriz'den ayrılarak Suyan'dan Heft-Çeşme'ye geldi. Savaştan önce Karamanlu boybegi Piri Beg'in Cihan-Şah'ın tarafına geçmesi, İskender'in ümidini, tamamiyle kırdı ve savaş meydanından kaçmasına sebeb oldu. İskender, az bir adam ile ailesi ve hazinesinin bulunduğu Alıncak kalesine sığındı. Cihan-Şah arkasını bırakmıyarak onu bu kalede kuşattı. Bu hadise üzerine Azerbaycan'daki kaleler birer birer Cihan-Şah'a teslim edilmeye başlandı.

Cihan-Şah, savunmaya çok elverişli bir tepenin üstünde bulunan Alıncak kalesinde, ağabeyisi İskender'i sıkı ve uzun bir muhasara altına aldı. Kışı bile barınaklar yaptırarak burada geçirdi ve kuşatmayı bahar sonuna değin sürdürdü. Kafese sokulmuş bir arslan gibi kalede mahsur kalmış olan İskender'in tek ümidi Mısır'dan kendisini kurtarmaya gelecek olan orduda idi. Filhakika Memluk sultanı, Melik ül-Eşref Bars-Bay, düşmanı ve saltanat rakibi Can Beg Sufi'nin müşevviki, Mısır devletine gaileler çıkaran Dulkadıroğlu Mehmed Beg ile Ak-Koyunlu şehzadelerinin mahmisi olmasından ötürü, Şah-Ruh'a karşı husumet beslemekte olup buna mukabil iskender'in tabii dostu ve müttefiki idi. Bu sebeble iskender Kara-Yülük'ün başım ona göndermişti. Bundan memnun kalan Memluk sultanı, iskender'e on bin dinar kıymetinde İskenderiye kumaşından ve saireden armağanlar yollamış ve ona yardım için de sefere çıkacağını va'deylemişti. iskender, Alıncak kalesinde mahsur kalınca yeniden adam göndererek yardım ricasında bulundu. Bunu haber alan Bars-Bay, Emir Silah-Korkmaz kumandasında mühim bir kuvveti iskender'i kurtarmaya memur etti. Bu Memluk ordusu Malatya tarikiyle Erzincan"daki geldi ise de Bars-Bay'ın ölümünü duyarak (13 Zilhicce) geri döndü. Çok geçmeden iskender de bir gece sarhoş bir halde uyurken oğlu Şah-Kubad tarafından öldürüldü.

Ebu-Bekr-i Tihrani'ye göre, iskender'in oğlu Şah-Kubad, babasının zevcelerinden Leyla adındaki kadma aşık olmuş ve ondan da mukabele görmüştü. Kubad, yine aynı müverrihin iddiasına nazaran iskender'in, babası Kara-Yusuf'un zevcelerinden birisiyle izdivacından doğmuş ve bu kadın oğlu Kubad'a babasını öldürmesini vasiyet etmiştir. Şah-Kubad, sevdiği kadın ve kalede bulunan emirlerden bazdan ile anlaşarak babası iskender'i öldürmeğe karar vermiştir. Gerek Kubad, gerek kırk kişi olan bu emirler (daha doğrusu bunlar Kubad'ın yoldaşları, yani nökerleri idiler), iskender'in tahakküm ve zulmünden çok acı çekmişlerdi. Bu sebeple hep birlikte bir gece yatağında uyur iken onu öldürdüler. Toma, Kubad'ın, annesi ve on cesur muhariple geceleyin sarhoş bir vaziyette uyumakta olan babası iskender'i öldürdüğünü yazar.

Hondmir'e göre, Şah-Kubad, babasının en sevgili kuması olan Han-Sultan adlı ve Leyla lakablı kadına aşık olmuştu, iskender, bu ikisini Şah-Ruh'a çeşitli armağanlar sunmalarından dolayı şiddetle tekdir ve hatta öldürmekle tehdid etmişti. Şah-Kubad ve Leyla, sırlarının iskender tarafından ortaya çıkarılacağından korkarak onu öldürmeyi kararlaştırdılar. Bir gece çok içki içen iskender, kalenin damında uyumakta iken Leyla, mutadın hilafına olarak merdiveni yukarı çekmemiş ve bu suretle babasının yanına çıkan Kubad, onu hançerlemiştir. iskender uyku sersemliği ile bir başkası tarafından saldırışa uğradığını sanarak oğlunu yardıma gelmeye çağırmış ve bu esnada oğlu onu cansız bir hale getirmiştir.
Görülüyor ki, müverrihler iskender'in, oğlu Kubad tarafından ne sebeple ve nasıl öldürüldüğü hususlarında bir birini tamamlayan bilgiler vermişlerdir.

Bu bilgileri şöyle hulasa etmek mümkündür:

İskender, hayatının son zamanlarında tahakküm ve istibdadını aşırı dereceye götürmesi yüzünden, en yakınları için bile katlanılamaz bir insan haline gelmişti. Şah-Ruh'a kaleyi muhasara etmemesi için, hediyeler göndermesinden dolayı babasının ağır bir tekdirine maruz kalmış olan Şah-Kubad, üvey annesi ile olan gayrımeşru aşklarının ortaya çıkmasından korkarak, kendi nökerleriyle beraber babasını öldürmüş, üvey annesi ve belki bazı emirler de buna yardım etmişlerdir. Kubad, iskender'i öldürmekle maşukuna, babasının hazinesine ve hatta hükümdarlığa kavuşacağını sanmıştır.

Kazvinli Yahya, iskender'in 841 yılı Şevval ayının 25. gününün gecesi (21 Nisan 1438), el-Gıyasi3ce, Makrizi, İbn Tağrı birdi ve Sahavi gibi Arab müverrihleri de Zilkade ayında öldürüldüğünü yazarlar ki, bunlardan sonuncuların verdiği tarih doğrudur.

i) Şah-Kubad'ın baba katili sıfatıyla Cihan-Şah tarafından öldürtülmesi:

Ertesi gün vak'ayı öğrenen kaledeki emirlerin bir kısmı, başta Bayram Beg oğlu Şehsuvar ve Ağaç-eri Hüseyin Begler olmak üzere Şah-Kubad'ı İskender'in halefi ilan ettiler. Şah-Kubad, vaziyeti kalenin dışında bulunan amcası Ciban-Şah'a bildirdi ve onun tabiiyyetinde olmayı kabul ettiğini de söyledi. Fakat, Cihan-Şah kalenin tesliminde ısrar ettiğinden müzakere bir müddet uzadı. En sonunda amca yeğen arasında bir uzlaşma meydana geldi. Bu uzlaşmaya göre, Cihan-Şah yeğenine Avtıik kalesi ile Pasin bölgesini verecek ve Şah-Kubad ayrıca babasının hazinesinin yansını da alacaktı. Kubad, zevcesi olmak üzere amcasına annesini de göndermişti. Cihan-Şah bu kadınla evlenmeyerek onu Ali Paşa oğlu Sulan Beg'e verdi. Şah-Kubad kaleden inerek Avnik'e gitti ise de Cihan-Şah bilahare ağabeyisinin kaatilleri hakkında tahkikat açarak Şah-Kubad'ı tevkif ve onu baba katili sıfatiyle muhakeme ve kısas ettirdi ve bu cinayete katılanlardan bazılarını da öldürttü.
Cihan-Şah, bu suretle Kara-Koyunlu hükümdarı oldu ve onun devrinde Kara-Koyunlu devleti en parlak devrine ulaştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu İSKENDER (1420- 1438)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ara 2010, 00:03

j ) İskender'in şahsiyeti:

İskender, görüldüğü gibi, tarihte eşine pek az rastlanan çok yiğit, savaşçı bir insandı. Bütün müverrihler onun bu meziyetini belirtirler. Muazzam ordulara sahip ve büyük bir imparatorluğun başında bulunan Şah-Ruh'a, Kara-Koyunlular'ın siyasi faaliyetine ve varlığına son veremiyeceği kanaatini kat'i olarak verdirmesi ve on sekiz yıl hükümdarlık makamında kalabilmesi, sadece bu eşsiz yiğitliği sayesinde mümkün olmuştur. Fakat o, bu nev'i insanların bir çoğunda görüldüğü üzere, yiğitlikten başka hiç bir şeye değer vermiyordu. Faal olduğu derecede de sert tabiatlı idi. Bu sebeble Bidlisli Şeref Han'ın ona "Delü İskender" denildiği hakkındaki sözlerinin doğruluğuna — davranışlarındaki sertlikten dolayı— inanılabilir.

İskender'in içki ve kadınlara karşı meyli olmakla beraber, bu hususlarda kendisinin pek ileri gitmediği söylenebilir. Şüphesiz biraz dirayetli olabilse idi tebaası ızdırap çekmiyecek, ülkesi harab bir hale gelmiyecek, kendisi de hükümdarlığı kardeşine kaptırmayacağı gibi, hayırsız bir evladın da kurbanı olmıyacaktı. Gerçekten, bilhassa Şah-Ruh'un seferleri dolayısile İskender'in tebaası büyük sıkıntılar çekmiş ve ülkesi de harab bir duruma düşmüştür.

İbn Tagri-birdi, iskender'in şeci ve muharebelerde kavi olduğunu söyledikten sonra onun da Kara-Yusuf'un bütün oğulları gibi, dine karşı lakayıd idiğini, fakat bununla beraber kardeşleri Şah-Mehmedve İsbehan (ispend)'dan daha iyi halli bir insan olduğunu yazar.

Iraklı müverrih, el-Giyasi, iskender'in 9 oğlu ve 4 kızı olduğunu ve bunlardan 7 oğlan ve 4 kızın babalarının ölümünden sonra Bağdad hakimi, amcaları Espan'ın (Ispend = Isfahan) yanına geldiklerini bildirir. İskender'in Ispend'in yanma gelen oğulları: Elvend, Melik-Kasım, Esed, Rüstem, Tarhan, Melik-Mehmed, Şah-Ali, idiler. Yine iskender'in oğullarından Hüseyin-Ali, el-Giyasi'nin zikrettiği Şah-Ali değil ise onu da bunlara eklemek lazımdır. Hüseyin-Ali, Cihan-Şah'ın Uzun Hasan Beg tarafından öldürülmesi üzerine, kız kardeşleri arayış ve Şah-Saray begimlerin faaliyetleri ile Tebriz'de hükümdar ilan edilmiş ise de başarı gösteremiyerek öldürülmüştür.
Elvend, Yar-Ali, Melik-'Kasım amcaları Cihan-Şah'ın hükümdarlığı zamanında maceralı bir hayat geçirmişlerdir.
İskender'in yukarıda adları geçen iki kızı aynı zamanda şiire karşı kabiliyetleri ile de tanınmışlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Kara-Koyunlu Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir