Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kara-Koyunlu Cemaluddin Kara-Yusuf (1389-1420)

Burada Kara-Koyunlu Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:54

u) Memluk devletinin Kara-Yusufa karşı harbe hazırlanması

Şah-Ruh'un Kara-Yusuf'a karşı yürümek üzere bulunduğu bu günlerde Memluk sultanı da Kara-Koyunlu hükümdarı ile harbe hazırlanıyordu. Bu maksadla, gerek Kara-Yusuf'un, gerek oğlu Bağdad hakimi Şah-Mehmed'in küfr içinde bulundukları ilan edilmiş, kadılar da Kara-Koyunlu hükümdarına karşı harb açmak için fetva vermişlerdir. Memluk sultanı Şeyh el-Mahmudi, bir yandan da emirlere sefer için hazırlanmalarını buyurmuştu. Şaban ayının 4 ünde (14 Ağustos-1420) halife ve dört kadı ile naibleri arasında yapılan bir toplantıda Şafii kadılarından Bedrüddin, bindiği katır üzerinde elindeki bir kağıdı okuyarak halkı Kara-Yusuf'a karşı harbe davet etmiş, onun ve oğlunun kötülüklerini sayıp dökmüştür. Fakat Mısır'da vaziyet henüz bu merkezde iken Şah-Ruh, yine aynı ayın (yıl 823) 15'inde (25-Ağustos-1420) Kara-Yusuf ile muharebe etmek için payitahtı Herat'tan ayrılmıştır.

Makrizi'ye göre, Memluk sultanının Kara-Koyunlu hükümdarının üzerine yürümeye kesin olarak karar vermesinde, Kara-Yusuf'un gönderdiği bir mektub mühim bir amil olmuştur. Kara-Yusuf bu mektubunda 1404 yılında Dımaşk'ta habsedildiği zaman Şeyh'iu kendisinden aldığı mücevherleri istemiştir. Her halde, bu mektubda Şeyh'i kızdıracak ağır sözler de olmalı idi. Çünkü, Şeyh'in bu esnada eski nikris hastalığı çok ilerlemişti, öyle ki ata dahi binemiyordu. Fakat Şeyh'in karar vermesinde en mühim amil, Kara-Yusuf'un Suriye'ye sefer yapacağına dair vakit vakit söylentiler çıkması ve halkın da bundan derin bir kaygıya düşmesi olsa gerektir. Kara-Yusuf'un ise, bilhassa, kendisine sığınmış olan Memluk emirlerinin tahriki ile böyle bir sefer yapmayı düşünmüş olması muhtemeldir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:55

ü) Şah-Ruh'un Kara-Yusuf üzerine yürümesi — Kara-Yusufun karşı çıkması — Yolda ölümü:

Şah-Ruh, 822 (1419) yılında Rey'den itibaren Irak-ı Acem, Fars, Kirman, Yezd, Siistan, Mazendran, Horasan, Harizm, Mavera ün-nehr ve hemen bütün Afganistan'ı idaresi altında toplamış ve ailesinden kendisine karşı muhalefet edebilecek hiç bir kimse de kalmamıştı. Bu suretle o babasının kurmuş olduğu imparatorluğun pek büyük bir kısmını idaresi altında toplamaya muvaffak olmuştu. Artık şimdi yapılacak tek bir şey kalmıştı, o da Azerbaycan ve Irak-ı Arab ülkelerini ve kısmen Irak-ı Acem'i Kara-Yusuf'un elinden almak veya onu tabi bir hükümdar durumuna getirmekti. Bunda da muvaffak olunduğu takdirde Timur imparatorluğunun azamet ve şevketinin en yüksek noktasına ulaşılmış bulunacaktı. Maksadına Kara-Koyunlu begini kendisine boyun eğdirmek suretiyle varmak isteyen Şah-Ruh, bunu barış yolu ile temin için, 823 (1420) yılında Sadık adlı adamını Tebriz'e gönderdi. Fakat Şah-Ruh'un elçisi Kara-Yusuf'tan tam bir red cevabı alarak geri döndü.

Fakat Şah-Ruh'un bu seferi açmasının asıl sebebi, Kara-Yusuf'un az önce eline geçirmiş olduğu Sultaniye ve Kazvin gibi Irak-ı Acem şehirlerini geri almak içindi. Gerçekten Çağatay hükümdarı, daha sonra ki olayların da açıkça teyid ettiği gibi, Kara-Koyunlular'ın Azerbaycan ve Arab Irakı'ın müstakillen ellerinde tutmalarını kabul ediyor, fakat Acem Irakı'na sahib olmalarına göz yumamıyordu. Hatta onun Sultaniye ve Kazvin şehirlerinin kendi idaresi altında bulunmasına karşılık metbuluğunu tanıyacağı şeklindeki Kara-Yusuf'un teklifini reddetmiş olduğunu az yukarıda görmüştük. Bu ise Acem Irakı'nın zengin gelir kaynağı sağlayan mamur bir bölge olmasından ileri geliyor. Bilhassa Sultaniye'nin bu sıralarda dünya ticareti bakımından pek mühim bir mevkie sahib bulunduğunu biliyoruz. İşte Kara-Yusuf da bu bölgenin zenginliğinden ötürü, sırf oraya sahib olabilmek için, Şah-Ruh'un metbuluğunu kabul etmeye rıza göstermiş ve yine bu bölge uğruna, teklif edilen barışa yanaşmayıp, Çağatay hükümdarı ile savaşı göze almıştı. Kara-Yusuf'un oğlu İskender'in de Acem Irakı'nı ele geçirmek istemesi aynı sebeb ile ilgilidir.

Şah-Ruh, pek de ümid etmediği bu red cevabından şüphesiz müteessir olmuştur. Bu vaziyette onun gayesine ulaşmak ve tebaası ile tabileri arasındaki yüksek itibarını muhafaza ve idame ettirmek için silaha baş vurması her halde bir zaruret haline gelmişti. Buna karar veren Çağatay hükümdarı geniş imparatorluğunun her tarafına yarlığlar göndererek ordusunu toplamaya başladı ve 823 yılı güzünün başlarında, Şaban ayının 15'inde, Pazartesi günü (25 Ağustos, 1420) payitahtı Herat'tan ayrıldı. Maveraünnehr valisi, büyük oğlu Uluğ Beg, idaresi altındaki ülkenin muhafazasında bırakılmış ise de ordusundan on bin atlının Azerbaycan yürüyüşünde bulunması emr olunmuştu. Kezalik Germsir, Kandahar, Kabil, Gazne ve Hindistan sınırına kadar olan yerleri idare etmekte olan Mirza Suyurgatmış da yerinde bırakılarak diğer bütün şahzade ve emirler sefere katılmak buyruğunu aldılar. Şah-Ruh, Gul-i Bağan denilen yere geldi ve gerek havanın sıcaklığı sebebinden, gerek ordunun toplanması için beş on gün burada oturdu. Bu esnada Şah-Ruh'un en büyük kumandanlarından biri olan Harizm valisi Şah - Melik, askeri ile orduya katıldı. Şah-Melik yine büyük emirlerden Hasan Sufi Tarhan ile öncü kuvvetlerinin başına geçirilib yola çıkarıldılar.

Şah-Ruh da Ramazan'ın 4. Cuma günü (12 Eylül) Gul-ı Bağandan kalkarak aynı ayın 12 sinde (20 Eylül, Cumartesi) Cam şehrine vasıl oldu. Burada Horasan'ın Selçuklular zamanındaki en büyük velilerinden, Şemsüddin Ahmed-i Cam'ın türbesini ziyaret eden Şah-Ruh, 18'inde (26-Eylul) Nişapur civarındaki Ribat-ı dizbadda ordugah kurdu. Şah-Ruh Nişapur sahrasında bir kaç gün avlandıktan sonra aynı ayın 29'unda (7 Ekim) yine avlanarak Nişapur'u geçti ve Mirza Baysungur'a, bazı tümen emirleri ile birlikte önden gitmesi emrini verdi. Aynı günde Bahr-abad köyünde Şeyh Sa'düddinnin türbesini ziyaret eden Şah-Ruh, bayramı burada geçirmiş ve bunu müteakip yoluna devam ederek Harrakan'da Şeyh Ebu'l-Hasan-i Harrakani'nin ve Şevval'in 7'sinde de (15 Ekim) meşhur veli Ebu-Yezid-i Bistami'nin türbelerini ziyaret edip muvaffakiyeti için onların ruhlarından şefaat niyaz eyledikten sonra, ayın 10'unda (18 Ekim) Damğan'a vardı. Burada Mazendran'da bulunan bir kaç harp fili ordugaha getirildiği gibi, Harizm, Nesa, abiverd, Curcan ve Mazendran askerleri de orduya iltihak ettiler. Ayın 14'ünde (22 Ekim) Simnan'a gelen Çağatay hükümdarı, Şeyh Rüknüddin Alaüddevle-i Simnani'nin türbesini ziyaret ettiği esnada Siistan, Ferah, Kuhistan, Germsir, Kandahar, Gazne, Kabil askerleriyle Afganistandaki "Hezare - Moğolları" orduya katıldılar. Şah-Ruh imparatorluğunun batı hududu kumandanı olan Emir İlyas Hoca da Rey, Kum ve Kaşan askerleriyle birlikte Bağ-konağında hükümdarını istikbal etti. Şah-Ruh, bir ırmak gibi daima büyüyüp çoğalan ordusu ile Rey topraklarına girerek Şevval'in 20'sinde (28 Ekim) R.ey'in güney-doğusunda ve bu şehre çok yakın olan Veramin yakınında ordugah kurdu. Burada Şah-Ruh'un oğlu Fars valisi İbrahim Mirza ve yeğeni İsfahan hakimi Rüstem, Yezd valisi Kınaşirin ve Kirman valisi Emir Çakmak maiyyetlerindeki kuvvetlerle orduya katıldılar. Şah-Ruh, tavacılara ordunun sayılmasını emretmiş ve yapılan sayımda Çağatay ordusunun 200 bin atlıya ulaşmış olduğu anlaşılmıştır. Bu sırada Savuç-Bulak'ın güneyinde ve Sare'nin kuzeydoğusunda bulunan Şehriyar kalesinden Bistam Beg-i Çekirlü'nün kardeşi Emir Ma'sum da Şah-Ruh'un huzuruna gelmiştir.

Çağatay ordusu sayıca o zamanlarda görülmemiş bir çoklukta olmakla beraber manevi kuvveti son derecede zayıftı. Bir kısmı Timur'un kumandasında cihanı titretmiş askerlerden, bir kısmı ise onların çocuklarından teşekkül etmiş olan bu ordu, Kara-Yusuf ve onun Türkmenleri ile muharebe etmek istemiyordu. Timur'un hiç durup dinlenmeden yaptığı uzun ve meşakkatli seferler ve onun ölümü ile başlayan ve yıllarca devam eden iç mücadeleler Çağataylar'ın manevi hayatlarında büyük bir za'f husule getirmişti.

Kara-Yusuf'un savaşa hazırlanmakta olduğunun kesin bir surette anlaşılması, bütün Şah-Ruh ordusunda savaşın sonucu hakkında kaygı ve korku meydana getirmişti. Ordudaki basit bir neferden bizzat hükümdara kadar herkes zaferin kazanılacağından pek emin görünmüyordu. Hele, öncü kuvvetleri kumandanı Şah-Melik'in elçilikle Kara-Yusuf'a yolladığı Payende adlı adamının onun tarafından hapsedildiği ve Kara-Koyunlu beginin Şah-Ruh ile boy ölçüşmek üzere Tebriz'den ayrıldığı haberi, Şah-Ruh ordusunu adeta dehşet içinde bırakmıştı. Şah-Melik yolladığı adamiyle Kara-Yusuf'a Kazvin ve Sultaniye'yi bırakmasını tavsiye —daha doğrusu telkif— ediyor buna karşılık hükümdarının Azerbaycan ve Irak-ı Arab'ı Rum ve Şam'a. kadar ona tefviz edeceğini bildiriyordu. Şah-Ruh, daha Herat'ta iken, Kara-Koyunlu hükümdarının üzerine yürümeğe karar verdiği zaman, onun ne kadar tehlikeli bir hasım olduğunu pek iyi biliyordu. Bu sebeble kardeşi Miranşah'ın öcünü almak arzusu ve ailesinin Azerbaycan ve Irak-ı Arab üzerindeki hukuku gibi keyfiyetler üzerinde ısrar göstermiyerek sadece Kara-Yusuf'tan, kendi yüksek hakimiyetini kabul etmesini istemişti. Şüphesiz ki bunda onun yalnız barışçı bir ruh taşımasından ziyade, Kara-Koyunlu beginin kuvveti amil olmuştur. Bunun gibi hükümet merkezinden ayrıldıktan sonra yol üzerindeki büyük velilerin birer birer türbe ve mezarlarını ziyaret etmesi de sadece son derece dindar bir hükümdar olması ile izah edilemez. Kara-Yusuf'un son hareketi herkesten fazla Şah-Ruh'un maneviyatı üzerinde tesirini göstermiş ve onu daha fazla Cenab-ı Hakk'tan niyaz ve istimdad etmeye sevketmişti. Bizzat nusret ve zafer için Allaha yalvaran, istihareye yatan Şah-Ruh, Zilkade ayının 7. Perşembe günü (13 Kasım) yanından ayırmadığı hafızlarına Sure-i feth'i on iki bin defa okumalarım emretti. Tarihi eserlerin çoğu Şah-Ruh'un bu seferinden tafsilatla bahsetmezler. Fakat bunların en muhtasarı bile, onun on iki bin defa Feth suresini okuttuğunu kaydetmeden geçmiyor. Yukarıdan beri verilmiş olan bu tafsilattan maksad, büyük bir imparatorluğun başında bulunan Şah-Ruh'un, Azerbaycan hakimi Emir Kara-Yusuf-i Türkman'ı nekadar tehlikeli bir hasım telakki ettiğini göstermektir.

Şah-Ruh, hafızlarına Sure-i feth'i on iki bin defa okuttuktan sonra Emir Yusuf Hoca kumandasındaki on bin kişilik bir kuvveti Kazvin üzerine gönderdi. Şehrin Kara-Koyunlu vahşi Kör Haydar oğlu Kasım, mukavemet edcmiyeceğini anlayarak şehri tahliye etti ve Sultaniye'de bulunan Kara-Yusuf'un dördüncü oğlu Cihan-Şah'ın yanına gitti. Emir Yusuf Hoca, Kazvin'e girdi ve ahaliye şef katla muamele etti. Şah-Ruh da katına gelen şehrin büyüklerine itibar göstermiş ve askerlerin şehre girmemelerini emretmişti.

Babası tarafından Sultaniye valisi tayin edilmiş olan Cihan-Şah, Şah-Ruh ordusunun hareketi üzerine Sultaniye kalesine zahire yığmış ve kaleyi berkiterek savunmaya hazırlanmıştı. Şah-Ruh, ordusu ile beraber Sultaniye'ye doğru kaygılı bir surette yürürken Zilkade'nin İl'inde (17 Kasım) Ak-Hoca mevkiinde Kazvin tarafına gönderilmiş olan "kulak", yani casus avdet ederek Kara-Yusuf'un Ucan yöresinde vefat ettiği haberini getirdi. Bunu takiben Sultaniye kadısı Seyyid Şihab ud-din Abdullah da ordugaha gelerek haberi doğruladı. Bu beklenmedik haber, başta bizzat Şah-Ruh'un kendi müverrihlerinin ifadelerine göre, maneviyatının çok bozuk olduğunu söylediğimiz Çağatay ordusunda derin bir sevinç meydana getirdi.

Gerçekten Şah-Ruh'un teklifini reddeden Kara-Yusuf, onun Herat'dan ayrılıb kendi üzerine gelmekte olduğunu öğrenince bcglerini toplayarak bir danışıma meelisi kurmuş ve burada Şah-Ruh ile muharebeye karar verilmiştir. Bu sıralarda Kara-Yusuf'un, yukarıda anlatıldığı gibi, Memluk sultanı ile de arası açıktı. O derecede ki Mısır'da kendisi ve oğlu Şah-Mehmed tekfir edilmiş ve ona karşı harp hazırlıklarına girişilmişti.

Kara-Yülük Osman'a gelince, görüldüğü gibi, biraz önce Kara-Yusuf'un Erzincan valisi Pir-ömer'i öldürmüş ve Kara-Koyunlu ülkesine yeniden saldırmak için münasip bir fırsatın çıkmasını bekliyordu. Kara-Yusuf'un, böyle bir durumda iken Şah-Ruh'-un teklifini şiddetle redderek onunla boy ölçüşmeye kalkışması, şüphesiz, kendisine ve ordusuna güvendiğini göstermektedir. Nitekim Şah-Ruh ve ordusunun da ondan nasıl çekindikleri yukarıda anlatılmıştı.

Ebu-Bekr-i Tirhrani'ye göre, Kara-Yusuf, muharebeye hazırlandığı sırada adilcevaz'da bulunan oğlu İspend Mirza ile diğer oğlu Bağdad valisi Şah-Mehmed, babalarının yardımına gelmemiş oldukları gibi, bunlardan ikincisi: "babamda akıl kalmamış" diyerek babasının bu husustaki emrini istihfafla karşılamıştır. Fakat Kara-Yusuf, Şah-Ruh'u karşılamak üzere Tebriz'den hareket edeceği sırada Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmed'e gönderdiği mektupta, Şah-Mehmed'in ispend ile beraber öncü kuvvetlerinin başında olarak, bir konak ileride bulundukları yazılmış olduğu gibi, Şah-Ruh'un aynı hükümdara yolladığı mektupta, Kara-Yusuf'un vefatını takiben bu ikisinin Ahmed-i Karamani'nin oğullariyle birlikte Gence taraflarına gittikleri kaydedilmiş, İskender'in yine Çelebi Mehmed'e yazdığı mektupta da Şah-Mehmed ve Ispend'in babalarının ölümü üzerine Nahçivan dağlarına sığındıkları ifade edilmiştir.

Şah-Ruh ile savaşa karar veren Kara-Yusuf, ordusunu Tebriz'de toplamıştı. Düşmana mümkün olduğu kadar çok kuvvetle çıkmak için Tebriz vilayeti halkından yaya askeri toplanmasını da emretmişti ki, Hafız-i Ebru, o zamana kadar bu memlekette böyle bir geleneğin olmadığını kaydederek bunun bid'ad idiğini ve bu bid'adın da ona uğur getirmediğini yazar. Lakin, bu malumat Kara-Yusuf'un askeri teşkilatçılığı bakımından mühimdir. Kara-Koyunlu begi Tebriz bölgesi halkından bu yaya askerini ne maksadla toplamıştı? Acaba o, bunları Oşmanlı ordusunda gördüğü azapların yerinde mi kullanmak istiyordu? Kaynaklarda bu sorunun cevabı bulunamıyor.
Mamafih, toplananların yaya askeri (leşker-i piyade) olduklarına bakılırsa bunların silahlı muharip unsur sayıldıkları ve Osmanlı ordusundaki hafif yayalar olan azablar gibi bir hizmette kullanılmak istendiğine hükmedilebilir. Bu yayaların o zamana kadar hiç askerlik yapmamış halktan oldukları muhakkaktır. Bu usulün bid'ad telakki edilmesi de her halde bununla ilgili olacaktır. Şüphesiz ki bu yayaların hizmetleri arasında hendek kazmak gibi istihkam işleri de vardı.
Ordusunu Tebriz'de toplayan Kara-Yusuf, askerlerine geçit resmi yaptırarak onları teftiş etmiştir. Her ne kadar Timurlu müverrihlerinden Abd ur-Rezzak-i Semerkandi, bu ordunun güneşin zerreleri kadar çok ve bulutun damlaları kadar sayısız olduğunu söylüyorsa da 274, Kara-Koyunlu ordusu gerçekte elli bin kişiden fazla değildi.

Buna karşılık yine aynı müverrihin:

dediği gibi, Türkmen ordusunun manevıyati yerinde ve silahları da mükemmeldi. Fakat Kara-Yusuf, Tebriz'den hareket edeceği sırada birdenbire hastalandı. O derecede ki, ata binecek takati kalmamıştı. Bu sebeble kendisini bir mahve içinde taşıttırarak yola çıktı. En sevgili zevcesi olan Kadem Paşa da ona refakat ediyordu. Kaynaklarda yanındaki emirlerin kimler olduğuna dair tafsilat verilmemektedir. Bununla beraber yeğenlerinden Avnik kalesi hakimi Mısır Hoca oğlu Gazan Padişah, Erbil emiri Yar Ali oğlu Zeynel, beglerbegisi Emir Karaman, Bayezid Beg-i ayinlu, Emir İI-yas, Emir Mehmed-i Cengi ve Ali Paşa'nın Kara-Yusuf'un ordusunda bulundukları biliniyor.

Kara-Yusuf Tebriz'den ayrılırken, hazinesindeki bütün altınları dışarı çıkartarak askerlerine dağıtmıştı. Tebriz'den hareket edildikten sonra bu şehrin güney-doğusunda üçüncü konak olan Said-abad köyüne gelinmiş ve burada konaklanmıştı. Bu esnada Kara-Yusuf'un hastalığı pek ağırlaştı. İşte Kara-Koyunlu begi Ucan'ın kuzey-batısında
ve ona iki fersah mesafede olan bu köyde, Hafız-ı Ebru'ya göre, Sistan denilen yerde 823 yılı Zükade ayının 7. Perşembe günü (13 Kasım, 1420) vefat etti. Bu sırada Şah-Ruh-ordusu henüz iiej'de bulunuyordu.
Kara-Yusuf'un hangi hastalıktan öldüğü bilinemiyor. Müneccimbaşı'ya göre, Kara-Yusuf 65 yaşında ölmüştür.

Fakat kaynaklarda buna dair hiç bir şey söylenmiyor, ölüm tarihi hakkında Seyyid Rüknüddin-i Leki şu beyti söylemiştir:

Vefat-i mir Yusuf Şah be Tebriz Kitabet şud be tarih- i KİTABET 823 (1420)
Kara-Yusuf'un ölümü, Kara-Koyunlu ordusunda büyük bir kargaşalık yarattı. O kadar ki kendilerini zaferden zafere koşturmuş olan hükümdarlarını teçhiz ve tekfin etmek kimsenin hatırına gelmemiş, herkes başının çaresine düşmüştü. Kara - Yusuf'un beglerbegisi Emir Karaman —yahut kısaca Kara— ile hatunu Kadem Paşa onun oğullarından birini hükümdarlık makamına geçirmek istediler. Lakin, bunlardan hiç birisi ordugahta bulunmuyordu. Müverrihlere göre Şah-Mehmed Bağdad'ta, İskender Kerkük'te, İspend adilcevaz'da, Cihan-Şah Sultaniye'de ve Ebu Said Erzincan'da, idiler. Fakat, yukarıda da söylendiği üzere Kara-Yusuf'un Çelebi Mehmed'e, Tebriz'den ayrılacağı sırada gönderdiği mektupta Şah-Mehmed'in ve İspend'in öncü, İskender'in de artçı kuvvetlerinin başında bulundukları yazılmış olduğu gibi, Şah-Ruh ve İskender'in aynı hükümdara yolladıkları mektuplarda da onların babalarının hizmetinde bulunduklarına dair sözler geçmektedir. Kara-Yusuf'un en küçük oğlu Ebu-Said babası tarafından, Pir Ömer'den sonra Erzincan valiliğine gönderilmiş olub babasının ölümünde burada bulunuyordu.

Kara-Yusuf'un ordusu, yukarıda da söylendiği gibi, onun ölümü üzerine darmadağın oldu. Bu gibi anlarda sık sık görüldüğü gibi, Türkmenler'i öyle bir korku sardı ki hükümdarları Kara-Yusuf'un ruhsuz vücudunu ebedi istirahatgahına götürmek vazifesini hiç kimse düşünmedi. Emir Karaman ile Kara-Yusuf'un hatunu Kadem Paşa hazinenin bulunduğu müstahkem Alıncak kalesine gitmek üzere ordugahdan uzaklaştılar. Kara-Yusuf'un yeğeni Mısır Hoca oğlu Gazan Padişah, amcasının hazinesine tasarruf ederek Avnik kalesine, diğer akrabası Yar-Ali oğlu Zeynel Erbil'e, Emir Bayezid-i ayinlu Kürdistan'a, Muhammed-i Cengive Emir İlyas Diyarbekir taraflarına gittiler. Bu suretle ordugahta Kara-Koyunlu emirlerinden hiçbir kimse kalmamıştı. İşte bu yüzden bir takım bayağı adamlar Kara-Koyunlu beginin cesedinin bulunduğu otağı yağmalamışlar ve görülmemiş bir alçaklık ve nankörlükle hükümdarlarının elbiselerini sırtından çıkarmışlar ve kulaklanndaki altun küpelere de tama' ederek onları almak için bıçaklarını kullanmışlardı. Layık olmadığı böyle bir harekete maruz kalan bedbaht Kara-Yusuf'un cesedi, iki gün bu halde kaldıktan sonra üçüncü günü Tebriz'in ileri gelenlerinden Seyyid Muhammed-i Kececi ve başkaları tarafından Tebriz'e götürülmüş, ve oradan da Kara-Yusuf'un ahtacı ve seğbanları ile Erciş'e gönderilerek ata ve dedesinin mezarlarının yanında gömülmüştür; son derecede mükemmel yapılmış olan türbesinin bugün yeri dahi bilinememektedir. Kara Yusuf'un aynı şehirde bir de zaviye yaptırdığım biliyoruz.

v) Kara-Yusuf un şahsiyeti:

Kara-Koyunlu devletinin asıl kurucusu ve şüphesiz ki en büyük hükümdarı olan Kara-Yusuf, aynı zamanda, Türk tarihinin de dikkate şayan simalarından birisidir. Acı ve tatlı geçen ve tarihde eşine az rastlanan bir mücadele hayatından sonra Kazvin'den Erzincan'a, Bağdad'tan Şirvan'a kadar uzanan yerlerin sahibi olmuştu. Kara-Yusuf'un en başta belirtilmesi icab eden tarafı, mükemmel bir harp adamı olmasıdır; eşsiz yiğitliğine yalnız kendi askerleri değil, başta Çağataylar olmak üzere bütün düşmanları da hayrandı.

Timur'lu müverrihlerinden Hafız-i Ebru bile280 Kara-Yusuf'un Ebu-Bekir Mirza ile olan savaşını anlatırken kendini tutamayarak:

"Kahraman ve ünlü Türkmen Kara-Yusuf Isfendiyar misali cenk meydanına girdi Yürüyen bir dağ gibi atiyle savaşırken Yüz kişinin canını bir anda alıverdi." kıt'asını söylemiştir.

Kara-Yusuf, düşman ordusunun zayıf taraflarını bilir ve bundan mahirane bir şekilde faydalanırdı. İki yüz bin kişilik bir ordunun başında üzerine gelen Şah - Ruh ile boy ölçüşmeye giderken oğulları ve emirlerine yazdığı mektuplarda Çağatay askerinin çekilelecek bir tarafı olmadığını bilhassa belirtmişti. Şüphesiz ki pek az kimse onun kadar Çağataylar'ın harp usullerini ve onların kuvvetli ve zayıf taraflarını bilebilirdi. Muharebelerde hendek kazdırarak ve diğer manialarla ordusunu emniyet altına alırdı. Son seferinde yaya askeri toplaması, onun Şah-Ruh'a karşı yeni bir savaş usulü kullanmak istediği fikrini veriyor. Mükemmel bir harp adamı olması dolayısiyle Kara-Yusuf, ordusunu gayet iyi bir surette teşkilatlandırmış ve teçhiz etmişti. Hafız-i Ebru, zamanın başbuğlarından hiç birisinin Kara-Yusuf kadar askerini eğitip donatmamış olduğunu yazmaktadır. Onun askeri teşkilatçılık ve ordusuna ihtimam göstermesi gibi vasıflan kendisine babası Emir Kara Mehmed'ten geçmiş olacaktır. Esasen şu söz kesin bir hakikat olarak söylenebilir ki, bütün Kara-Koyunlu hükümdarları birinci sınıf savaş adamları idiler ve kazandıkları başarılar da daha çok bu meziyetlerinden ileri geliyordu. Timur'un ülkelerini ellerinden aldığı Sultan Ahmed, Muzafferli şehzadeleri ve başkaları arasında yalnız onun başarı kazanması Kara Yusuf Beg'in gerçekten büyük bir şahsiyet olduğunu göstermeye elverir. İran'da Türkmen hakimiyetinin yeniden başlaması, bilhassa onun başarıları ile ilgilidir.

Kara-Yusuf kendisinin daima Türkmen olduğunu söylemekle beraber, siyasi gelenekler bakımından hemen tamamen İlhanlı ve Celayirliler'e bağlı kalmıştır. Esasen bu keyfiyet, çevreden olduğu kadar, siyasi maziden ve hatta ailesinden de geliyordu. Ailesinin Bayram-Hoca, Mısır-Hoca, Gazan Padişah, Sultan Ahmed gibi bir çok ferdleri, İlhanlı hükümdar ve noyanlarının adlarını taşımışlardır. Kara-Yusuf, çok kuvvetli olan bu siyasi geleneğin tesiri altında, anlatıldığı gibi, şahsi hükümdarlığını açıkça ilan edemiyerek, Sultan Ahmed'in manevi evlad edinmiş olduğu oğullarından Pir-Budak'ı hükümdarlık tahtına oturtmuş ve kendisini de onun vekili telakki etmişti.

Kara-Yusuf'un oğlu Pir-Budak ile müştereken kesilmiş sikkelerinde oğlunun isim, lakab ve unvanları:

"Es-Sultan ul-azam (alem, adil) Pir-Budak Han" şeklinde, kendisininki de:

"Şaft (veya Emir) Yusuf Nuyan (veya Bahadır)" olarak yazılmıştır.

Yalnız kendi adına basılmış sikkelerde ise:

"en-Nuyan ul-azam Cemalüddin Yusuf" ibaresi görülmektedir.

Kara-Yusuf, gerçekten dirayetli bir hükümdardı. Liyakatli insanların değerini takdir eder ve onlara hizmetlerine göre itibar gösterirdi; kadir bilirliğine misal olarak sadık ümerasından Pir-ömer'in ölümüne son derecede üzülmesi ve onun için yas tutması zikredilebilir; savaşlarda elde edilen ganimetten hemen kendisi hiç bir şey almaz, bunu emirler ve askerlerine bırakırdı; cömertliği sebebiyle hazinesinde para bulunmazdı. Şah-Ruh'u karşılamaya giderken hazine-sindeki bütün altınları dışarı çıkartarak ordusuna dağıtmıştı; kısaca kendi kavminin siyasi, içtimai ve ruhi telakkilenne göre hareket etmesi, başarılmasında pek mühim bir amil olmuştur.

Memluk ve Tumurlu müverrihlere gelince, onlardan pek çoğu bu Kara-Koyunlu beginin müstesna bir şahsiyet olduğunu belirtmek şöyle dursun onun açıkça görülen meziyetlerini bile kaydetmezler. Arab müverrihleri, başta İbn Tagrıbirdi olmak üzere, Kara Yusuf Beg'in başarılarına amil olan meziyetlerinden bir tekini dahi zikretmiyerek, daha ziyade hususi hayatına ait tenkidlerde bulunurlar ve onun zalim, katı yürekli ve dine karşı kayıtsız olduğunu söylerlerse de, bu iddialar hakikatte yanlış veya pek mübalağalıdır. Mesela Kara Yusuf'un kan dökmeye ve zulmetmeye meyyal bir insan olmadığı tam bir gerçektir. Nitekim müverrih Ayni onun öldürmeyi sevmediğini açıkça belirtmektedir. Kara-Yusuf ahdine vefa etmeyerek kendisini arkadan vurmak isteyen Sultan Ahmed'i bile affetmek istiyordu. Bunun gibi kendisine hayli kafa tutmuş olan Bistam Beg ve akrabasından bazılarını ele geçirdiği zaman iyi bir muamelede bulunmuştu. Bu hususa dair —esir aldığı Şirvanşah Şeyh İbrahim'i öldürmeyerek serbest bırakması gibi — daha bir çok misaller gösterilebilir. İbn Hacer, Kara-Yusuf'un dine karşı lakayd ve kırk kadına sahip olduğunu yazmakta ve ibn Tagrıbirdi daha ileriye giderek, onu zındıklıkla itham etmektedir. Hafız-i Ebru da bir yerde Kara Koyunlu hükümdarının gece ve gündüzü fısk u fucur ile geçirdiğini söylüyor. Fakat, bazı oğulları için kısmen doğru olan bu sözlerde onun hakkında mübalağa edilmiştir. Kara-Yusuf'un ahlak ve din hususlarında da muvazeneli bir şahsiyet idigi ve sefahate düşkün olmadığı söylenebilir. Mısır müverrihlerinden bazılarının Kara-Yusuf hakkındaki ithamları hissi olup bu, müverrihlerin onun oğullarına bilhassa Şah-Mehmed ve İspend'e karşı duydukları nefret ile kendisinin Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük'ün arkasından Memluk ülkesine girerek burada yaptığı yağma ve tahrib hareketlerinden ileri gelmektedir. Bu yağma ve tahrib hareketlerinin ise hangi hususla ilgili olduğuna evvelce işaret edilmişti. Buna ilave olarak Mısır'da bu asırda her sahada koyu bir taassubun hüküm sürmekte olduğuna da işaret etmeliyiz.

Müverrih Hasan Beg-i Rumlu, onun hakkında:

"muharebe meydanında kan içen bir arslan, eğlence meclisinde ise cevher saçan bir bulut idi Adalet ve merhameti ile tanınmış olup ahlak yolunda herkesden mümtaz idi. Zalimlerin te'dibine, mazlumların refahına çalışmış, ziraatın inkişafına gayret etmiş, ülkesinde dirlik ve düzenliği sağlamıştır. Askerinin maaş ve erzakını muntazam olarak verirdi" sözlerini söyleyerek onu öğer. Müneccimbaşı da Kara-Yusuf'un çok şeci ve cömert olduğunu ve hatta aşırı derecedeki cömertliği yüzünden hazinesinde para ve mal toplanmadığını söyler. Kısaca Kara-Yusuf'un başarıları onun müstesna bir şahsiyet olduğunu açıkça ortaya koy-maktadır.

Kara-Yusuf'un beden yapısına gelince, yiğitliği ile tam bir ahenk teşkil edecek mahiyette idi. Hafız-i Ebru'nun anlattığına nazaran Erciş'e gelen Çağatay askerleri merak ederek Kara-Yusuf'un mezarını açmışlar ve onun gerçekten, işittikleri gibi, çok uzun boylu ve iri yapılı bir insan olduğunu görmüşlerdir.

Kara-Yusuf'un ölümünde altı oğlundan beşi hayatta idi. Hükümdarlık makamına geçirmiş olduğu sevgili oğlu Pir-Budak, bahsedildiği gibi, 821 (1418) yılında Kara-Yülük'e karşı yaptığı seferden dönüşü esnasında Mardin'de ölmüştü. Diğerleri sıra ile Şah-Mehmed, iskender, İspend, (İsfahan), Cihan-Şah ve Ebu-Said idiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Kara-Koyunlu Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir