Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kara-Koyunlu Cemaluddin Kara-Yusuf (1389-1420)

Burada Kara-Koyunlu Devleti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kara-Koyunlu Cemaluddin Kara-Yusuf (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:40

Kara-Koyunlu CEMALUDDİN KARA-YUSUF (791-823 = 1389-1420).

a) Pir Hasanla mücadelenin devamı:


Fakat Pir Hasan parlak zaferine rağmen gayesine tam olarak ulaşamadı. Zira Türkmenlerin bir kısmı Kara-Mehmed'in oğullarından (belki de en büyükleri) Mısır-Hoca'nın etrafında toplandılar. Mısır-Hoca Mardin hükümdarından ve başkalarından yardım talep ederek Pir Hasan'la mücadeleye girişti. Ancak Mısır-Hoca'nın yerini çok geçmeden azim ve irade sahibi olan kardeşi Kara-Yusuf aldı. Kara-Yusuf ile Pir Hasan arasında bir çok çetin vuruşmalar oldu ve bu yüzden iki taraf da ağır zayiat verdi. Ak-Koyunlu müverrihi Ebu-Bekr-i Tihrani, Yusuf Beg'in Pir Hasan'ı emirlik mevkiinden atmak için, Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük'ten yardım istediğini, onun da oğlu İbrahim kumandasında yolladığı bir kuvvetle Pir-Hasan'ı tutsak alarak Timur'a gönderdiğini iddia etmektedir. Lakin Ebu-Bekr-i Tihrani'nin bu son sözleri doğru olmasa gerektir. Çünkü, İbn Hacer, Kara-Mehmed, in öldürülmesi üzerine aralarına ihtilaf girerek birbirleriyle çarpışmaya başlayan Türkmenler'i Döğer begi Salim'in barıştırdığını yazdıktan sonra136, 793 (1391) yılı vak'aları içinde de Kara-Hasan'ın öldüğünü ve yerine oğlu Hüseyin Beg'in geçtiğini kaydetmektedir.

b) Kara-Yusuf'un Tebriz'e gelişi:

Aynı yıl (793 = 1391 ) içinde Kara-Yusuf'un Tebriz'e geldiğini görüyoruz. Bu husus Doğu-Türkmeııleri arasında patlak vermiş olan buhranın, Pir-Hasan'ın ölmesi ile geçmese bile tavsamış olduğunu gösteriyor. Kara-Koyunlular 790 (1388) da çekilirken şehri Çalık ile Kara-Bistam'a bırakmışlardı. Fakat çok geçmeden şehirde bulunan Şeyh adi Muhammcd Arab, Muhammed Halil Cihanşahi ile birlikte Kara-Bistam'ı öldürüp ve Çalık'ı da yakalayarak Alıncak hakimi Hoca-Cevher'e durumu bildirdiler. Tebriz'e gelen Hoca-Cevher, Çalık'a riayet etmiş, şehirde bir müddet oturduktan sonra naibi İmaduddin'i orada bırakarak Alıncak'a dönmüştü. Hoca-Cevher, buradan adamlarından Altun'u davarlarının çokluğu ile tanınmış olan Arran'daki Türkmen Çobanlı oymağını gayret etmeye göndermiş ve Tebriz'deki naibi İmaduddin'e de Altun'la birleşmesini bildirmiştir. Bunlar Çobanlı Türkmenler'i üzerine giderek çok sayıda davar ele geçirdiler; fakat Alıncak'a dönerken davarları Halhal emiri Mahmud'a kaptırdılar. Mahmud-i Halhali davarların bir kısmını sahiplerine iade etmiş bir kısmını da kendisine ayırdıktan sonra Tebriz'e gelerek burada bir müddet kalmıştı. 791 (1389) yılında Emir Şeyh Ali Irak-ı Acem tarafından gelip Mahmud-i Halhali'yi yakalayarak Sultaniye'ye götürmüş ve Mahmud'un Satılmış, Melik Nizamuddin ve Ömer-i Kazvini adlı adamları şehirde kalmışlardı. Bu esnada Ahmed-i Türkmen ile Busad adındaki emirler, birlikte hareket ederek Tebriz yakınındaki Şenb-i Gazanda konaklamışlardı. Şehirde bulunan Çalık'ın bunlarla dostluğu olduğundan bir kaç gün şehirde oturdular. Fakat biraz sonra Mahmud-i Halhali'nin yeniden Tebriz önünde görünmesi üzerine bunlar yurtlarına gittiler. 793 (1391) yılı başlarında Hoca-Cevher'in ölümü üzerine Alıncak kalesine hakim olan Altun, Mahmud-i Halhali'nin uzaklaşmasından istifade ile Tebriz'e gelmiş ise de Mahmud-i Halhali yanında Şeyh-Hacı olduğu halde Sultaniye'den dönerek Altun'u bozguna uğratıp Tebriz'e hakim olmuş ve burada altı ay oturduktan sonra bahar başlarında Halhal'a gitmiş ve şehirde Melik İzzuddin adlı adamını bırakmıştı. İşte Sultan Ahmed'in dirayetsiz bir hükümdar olmasından Tebriz'in meydanı boş bulan Celayir emirleri arasında elden ele geçmesini Hoy dolaylarında öğrenen Kara-Yusuf, oradan hareketle şehre geldi. Tebriz'de bir kaç gün kalan Kara-Koyunlu beyi, Satılmış ve Halil adlı adamlarını şehrin muhafazasında bıraktıkdan sonra yazı geçirmek üzere Aladağ'a döndü. Çok geçmeden Celayir emirlerinden Mahmud-i Siyah-Kuhi Tebriz'i almak için kuşatmış ise de Kara-Yusuf'un adamları yaptıkları bir çıkış hareketiyle onu bozguna uğratıp kaçmaya mecbur etmişlerdi. Bir müddet sonra Kara-Yusuf, Halil'i yanına çağırmış, yalnız kalan Satılmış, Alıncak emiri Altun'un Tebriz'e yürüdüğünü duyunca şehri terketmiştir.

Kara-Yusuf'un Halil'i yanına çağırması, her halde, babasının yerine geçmiş olan Pir Hasan oğlu Hüseyin Beg'e karşı giriştiği mücadele ile ilgili olacaktır. Filhakika 794 (1392) yılında Kara-Yusuf'-un Hüseyin Beg'le vuruşub onun beglerinden birini öldürdüğü görülüyor.

Kara-Koyunlu begi aynı senenin baharında buyruğundaki Türkmenler'le Aladağ'a geldikten sonra yeniden Mahmud-i Hal-hali'nin eline geçmiş olan Tebriz'e yöneldi. Kara-Yusuf'un Şenb-i Gazan'a konduğunu işiten Mahmud-i Halhali Kara-Koyunlu begine mukavemet edemiyeceğini anlıyarak müttefiki Hacı ile Halhal tarafına gitti ve şehir Kara-Yusuf tarafından kolaylıkla işgal edildi. Kara-Yusuf bir kaç gün kaldıktan sonra şehirden ayrıldı. Bu sefer Cakirlü oymağı başı Bistam, kardeşi Mansur ve Çalık Tebriz'de göründüler. Lakin az bir zaman sonra Kara-Koyunlu begi yeniden Tebriz'e gelerek bir ay kaldı ve ayrılırken şehirde Satılmış'ı bıraktı. Satılmış, Tebriz'de Yadigar-Şah adında bir emir tarafından muhasara edildiği esnada Timur ordusunun yaklaşmakta olduğu duyuldu; Yadigar-Şah muhasarayı kaldırarak Merağa yolunu tuttuğu gibi, Satılmış da şehirden çıkıb gitti.

Kaynakça
Kitap: Kara Koyunlular
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:41

c) Timur'un Doğu-Anadoluyu istilası ve Avnik kalesini muhasara ederek alması:

795 (1393) yılında Irak-ı Arab'a birinci yürüyüşünü yapan Timur, Sultan Ahmed-i Celayir'in elinden Bağdad'ı aldıktan sonra, kuzeye doğru hareketle Tekrife varmıştı. Bu esnada Musul hakimi Berdi-Hoca oğlu Yar-Ali ve Erbil emiri Şeyh Ali münasip hediyelerle Timur'un huzuruna geldiler. Irak-ı Arab'ın zaptından sonra Çağatay hükümdarı, etraftaki hakim ve emirlere, bu arada Kara-Koyunlu ve Ak-Koyunlu beglerine de haber göndererek kendisine itaat etmelerini bildirdi. Musul'a gelerek buradan Mardin'e yönelen Timur, ite'sul-ayn'a vardığında ordusunun sağ kolunu (bara'ungar) o yöredeki Kara-Koyunlular üzerine sevkederek onları garet ettirdi. Aynı yılın sonuna kadar Mardin ve Diyarbekir bölgelerinde harekatta bulunan Timur, 796 (1394) yılı ortalarında Kara-Yusuf'un bulunduğu Muş sahrasına geldi. Bunun üzerine Kara-Koyunlu begi, maiyyetindeki Türkmenlerle oradan ayrıldı. Timur, kumandanlarından Burhan-Oğlan'ı Kara-Yusuf'un arkasından ılgarla yola çıkardı ve onu nereye kadar olursa olsun takip ederek yakalamasını emretti. Fakat bu takip kuvveti hiç bir muvaffakiyet elde edemeden eli boş olarak avdet etti. Muş yazısında fazla kalmayarak Van gölü kuzeyindeki Aladağ'a gelmiş olan Timur, burada bir kaç gün oturduktan sonra Kara-Yusuf'un kardeşi Mısır-Hoca'nın tasarrufunda bulunan Avnik kalesini almaya karar verdi. Erzurum'un Güney-Doğusu'nda bulunan bu kale, sarp ve uçurumlarla çevrili bir dağın üzerinde yapılmıştı. Timur, Mısır Hoca ve adamları tarafından şiddetle müdafaa edilen bu sarp kaleyi almak için kırk üç gün uğraşmak zorunda kaldı. Şimdi bu olayın tafsilatına geçelim.

Timur, Aladağ'dan hareketle Aydın kalesine gidib kale halkından aman malı aldıktan sonra Üç-Kilise (bugünkü Eçmiyazin) 'de konakladı. Burada iken Erzincan hükümdarı Mutahharteıı gelerek tazimlerini arz ve kendisine kıymetli hediyeler takdim etti. Timur Mu-tahharteıı gibi metbuluğunu kabul etmemiş ve huzuruna gelmemiş olan Avnik hakimi Mısır-Hoca'nın üzerine yürümek kararını verdi. İlk önce Emir-zade Muhammed Sultan kumandasındaki bir kuvveti Avnik üzerine gönderdi. Kendisi de Eleşkird yolundan sür'atle ilerleyib torunundan evvel bu kaleye erişti. Çağatay ordusu Avnik'i derhal muhasara altına alarak ilk hücumda dış-kaleyi düşürdü ise de Mısır-Hoca ve adamları tarafından şiddetle müdafaa edilmekte olan iç-hisar önünde günlerce beklemek ve savaş etmek mecburiyetinde kaldı. Muhasara devam ettiği esnada Mısır, oğlu ve naibini kıymetli hediyelerle Timur'a göndererek itaatini bildirdi. Timur da ona kemer ve hil'at yollayıb, suçunu bağışlayacağını, bu sebeble hiç bir kaygıya kapıl. mayarak huzuruna gelmesi cevabını verdi. Lakin, bunun bir hiyle olmasından korkmakta olan Kara-Koyunlu mirzası, altı yaşındaki oğlu, Satılmış adındaki yakın akrabasından birisi ve annesi vasıtasiyle bu müracaatını iki, üç defa tekrarladığı halde, bir türlü Timur'un huzuruna gelmedi. İç-hisar mancınıklar tarafından atılan taşlarla şiddetle döğülüyordu. Bu yüzden burada bulunan binalardan bir çokları yıkıldı. Muhasaranın sonlarında iç-hisarın karşısında ağaç, çamur ve taşlarla melcur denilen bir sur yapıldı ki, bu sur hisarın fethini kolaylaştıracaktı. Bu suretle muhasara daha fazla şiddetlendi. Bununla beraber Mısır Hoca ve askerleri büyük bir yiğitlikle savaşmakta devam ediyorlardı. Fakat Timur ordusundan bazı müfrezeler surlara ayak basmaya başladılar. Adamlarının bu vaziyet karşısında büyük bir ümitsizliğe düştüklerini gören Mısır, kefeni boynunda ve kılıcı elinde olduğu halde hisardan inerek Emir-zade Muhammed Sultan'a sığındı ve ondan canını bağışlaması hususunda büyük babası nezdinde şefaatte bulunmasını rica etti (2 Şevval Cumartesi, sene 796 = 31 Temmuz 1394). Timur, ona aman vermiş ve bir kaç gün sonra bu Kara-Koyunlu şehzadesini Mardin meliki İsa ile birlikte Sultaniye"ye ve oradan da Semerkand'a yollamıştır. Mısır-Hoca'dan kaynaklarda bir daha bahsedilmemesine bakılırsa, Timur'un onu salıvermediğine hükmedilebilir. Timur, Avnik''i Emir Atlamış'a verdi ve oradan Gürcistan'a gitti.

ç) Kara-Yusufun Atlamış'ı esir alması:

Timur'un Gürcistan ve oradan da Toktamış üzerine yürüdüğü esnada Kara-Yusuf atalarının yurduna dönerek Erciş'i geri aldı. Bunu haber alan ve Timur tarafından kendisini metbu tanımak şartiyle, Van ve çevresinin hakimliği uhdesinde bırakılmış olan Kürd emiri İzzuddin-Şir bir kısım Çağataylar'la beraber Kara-Koyunlu beginin üzerine yürümüşse de küçük bir çarpışmadan sonra barış yapılmıştır. Bu sırada İzzuddin-Şir ve onunla beraber olan Çağataylar'a dört yüz atlı ile yardıma gelmiş olan Avnik emiri Atlamış, kalesine avdet ederken Erciş ovasında bir gece Kara-Yusuf ile kardeşi Yar Ali'nin baskınına uğrayarak esir düştü. Askerlerinin bir kısmı öldürülen, bir kısmı da esir alınan Atlamış, Timur'un yakın adamlarından ve çok sevdiklerinden bir emir idi. Kara-Yusuf bu Çağatay emirini Berkuk'a göndermiş ve onun tarafından hapse atılmıştır. İbn ul-Furat ve İbn Kadı Şuhbe, 797 yılı Zilhiccesinde (1395 Eylul-Ekim) Kara-Yusuf'tan haberci (kasid) gelerek Kara-Yusuf'un beş bin kişi kadar bir kuvvetle Timur askerinden yirmi bine yakın bir orduyu ağır bir surette bozguna uğrattığını bildirdiğini söylerler. İbn Hacer ve Makrizi'nin de haber verdikleri Kara-Yusuf'un bu galebesi, şüphesiz onun Atlamış'ın tutsak alınmasiyle neticelenen Doğu-Anadolu'daki Çağatay kuvvetlerine karşı elde ettiği muvaffakiyetlerden başkası değildir. Nitekim aynı müellifler, bu hadiseden bir kaç ay sonra, ertesi yılın ikinci ayında (798 Safer=1395 Kasım), Kara-Yusuf'un elçisinin, yanında Timurleng'in valilerinden Atlamış olduğu halde Kahire'ye geldiğini kaydederler. Tim urlu müelliflere gelince, bunlardan yalnız Şerefuddin-i Yezdi, Atlamış'ın Kara-Yusuf tarafından esir edildiğini söyler. İbn Hacer 798 (1396) yılı hadiseleri arasında Kara-Yusuf'un Cumadelahire (Mart) ayında Musul'u alarak kardeşi Yar-Ali'ye verdiğini kaydetmektedir. Şehir daha önce Kara-Koyunlu Berdi Hoca oğlu Yar Ali'nin elinde olup, hu beg Timur'a itaat etmişti. Aynı müverrih 799 (1397) yılı vak'alan içinde Timur'un oğlunun el-Cezire ve Musul havalisine bir akın yaptığını ve Kara-Yusuf'un Şam (Suriye) cihetine kaçtığım yazdıktan sonra, ertesi yıl Timur askerinin geri dönmesi üzerine Kara-Koyunlu beginin de Suriye'den avdetle Musul'u işgal ettiğini söyler. İbn Hacer'in kasdettiği Timur'un oğlu, şüphesiz, Miranşah'dan başkası değildir. Miranşah babası tarafından Azerbaycan ve Batı-İran'da zaptedilmiş olan yerlerin idaresine memur edilmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:41

d) Kara-Yusuf'un Sultan Ahmed'le birlikte Yıldırım Bayezid'e sığınması:

Timur, bu hadiseler sırasında Semerkand'dan hareket ederek, Hindistan seferini yapmış ve bunu tam bir başarı ile sonuçlandırarak payitahtına dönmüştü; kısa bir zaman burada dinlendikten sonra 802 (1399-1400) yılında Azerbaycan'a geldi. Bunu duyan Kara-Yusuf Van gölü çevresindeki atalarından kalma yurdunu tahliye ederek Musul'a çekildi. Timur'un yeniden Batı-İran'da görünmesi, Bağdad hükümdarı Celayir Sultan Ahmed'i de büyük bir telaş ve kaygı içinde bırakmıştı. Gerçekten Timur, Karabağ'da iken Emirzade Rüstem kumandasındaki bir kuvveti Bağdad'ın zaptına memur etmişti. Fars'tan hareket eden Rüstem, Luristan'da Sultan Ahmed'e tabi kaleleri birer birer almaya başladı. Bu sırada Timur tehlikesinden şaşkın bir duruma düşmüş olan Sultan Ahmed, hiyanet ettiklerinden veya edeceklerinden şüphelendiği kendi yalanlarından bir çoklarını öldürtmüş, fakat bu hareketiyle Bağdad'da aleyhine fena bir hava yaratmıştı. Bu yüzden kendisini emniyet içinde görmeyen Celayir hükümdarı, maiyyetinde pek az kimse olduğu halde gizlice şehirden ayrılarak Musul'da bulunan Kara-Yusuf'un yanına geldi. Kara-Koyunlu beşi, Sultan Ahmed'in gelişini memnunlukla karşılayarak ona karşı her türlü konukseverliği gösterdi. Bir müddet Kara-Yusuf'un konuğu olan Sultan Ahmed, Rüstem'in geri döndüğünü işitince Kara-Yusuf'a, vaadlerde bulunarak, birlikte Bağdad'a gitmeyi teklif etti. Ahmed, yanında Kara-Yusuf olduğu halde Bağdad'a geldi ve hiç bir güçlüğe uğramadan vaziyete hakim oldu. Celayir hükümdarı, Kara-Yusuf'a ve şehrin kenarında ordugah kurmuş olan Türkmenlere türlü armağanlar vererek onları sevindirdi.

Bu esnada Sultan Ahmed ve Kara-Yusuf Timur'un Bingöl yaylağında olduğunu ve oradan Sivas'a yürüyeceğini haber aldılar. Bu haber her ikisini de telaşa düşürdü. Çünkü, Timur, gerek Anadolu'yu zaptetmek, gerek Suriye hududuna inmek suretiyle onları arkalarından çevirmiş ve kurtuluş yollarını kapatmış olacaktı. Bu mülahazaya binaen her ikisi de Memluk sultanına iltica etmeğe karar verdiler. Arab müverrihleri ve bu arada ibn Hacer, Ayni ve Makrizi, Sultan Ahmed ile Kara Yusuf'un Bağdad'a gelişlerinde şehir halkının onları karşılayarak bozguna uğrattıklarından ve her ikisinin de bozgun halinde Haleb'e doğru kaçtıklarından bahsederler ki, bunu kabul etmeye imkan yoktur. İbn-Hacer'in de aynı yerde diğer bir rivayet olarak kaydettiği gibi, Ahmed-i Celayir, yukarıda anlatıldığı üzere, Kara-Yusuf'un yardımı ile kolayca Bağdad'a hakim olmuştu. 802 yılının sonlarına doğru (1400 ortaları), Celayir Ahmed ve Kara-Koyunlu begi Bağdad'dan ayrıldılar. Hu kasabasında köprü kurarak buyruklarındaki yedi bine yakın askerle Fırat'ı geçen Sultan Ahmed ve Kara-Yusuf, 1399 da babası Berkuk'a halef olan Memluk sultanı Ferec'e elçiler göndererek kendilerini ülkesine kabul etmesini rica ettiler. Sultan Ahmed'in maiyyetinde şehzade Nur-ul-Ayn ve Şehzade Mu'tasım ile emirlerinden Ali Paşa, Siyavuş, Şahin, Melik Ferruh, Mahbub ve Ak-Buğa Şökürcü bulunuyorlardı. Kara-Yusuf'un yanında ise, kardeşi Yar-Ali Beg ile Pir Hasan-i Sa'd, Busat, İlyas, Pir-ömer, Karaman, Kasım, Karaçuk ve Sultan adlı emirler vardı. Haleb dolaylarına geldikleri vakit bu şehrin naibi olan Demirtaş yollarını kesib daha ileriye gitmelerine mani olmak istedi. Gurbetzedelerin elçileri henüz Kahire''den dönmemişlerdi. Demirtaş, onların mektupla Suriye'ye girmek için ricada bulunmalarına rağmen Hama naibi Dokmak'ı da yanına alarak karşılarına çıktı. 802 yılı 24 Şevval Cuma günü (19 Haziran 1400) Haleb önünde cereyan eden savaşta Demirtaş ağır bir bozguna uğradı. Haleb atabeyi Canbeg el-Yahyavi öldürüldü ve Hama naibi Dokmak ve Bire (Birecik) naibi Nasirud-dinde tutsak düştüler. Dokmak yüz bin dirhem vermek suretiyle kurtuldu. Muharebeden sonra Sultan Ahmed ve Kara-Yusuf, Emir Sodun vasıtasiyle Ferec'e mektup göndererek bu müessif hadiseye Haleb nai-binin sebeb olduğunu ve kendilerinin ancak canlarım kurtarmak için savaştıklarını bildirdiler. Haleb naibinin her iki gurbetzedeye karşı takındığı tavır ve giriştiği hareketin Ferec'ten aldığı bir işaret veya emir ile ilgili olduğu muhakkaktır.

Cidden arzu etmedikleri bu hadise yüzünden Memluk devletine sığınmak ümidini kesen Ahmed-i Celayir ve Kara-Yusuf, Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid'in yanına gitmeye karar verdiler. Esasen Kahireden onların üzerine yürümesi için Şam naibine emir de verilmişti. Sultan Ahmed ve Kara-Yusuf'un yolda, bilemediğimiz bir sebepten dolayı aralarında anlaşmazlık çıktı. Bunun üzerine Kara-Yusuf ondan ayrılarak ülkesine döndü, Celayir hükümdarı ise yoluna devam etti. Fakat, onların hareketlerini günü gününe haber alan Timur, yollarını kesmek üzere bir kuvvet göndermişti. Bu kuvvet, Sultan Ahmed'e bir baskın yaptı. Ahmed, bütün ağırlıklarını kaybettikten, en büyük kızkardeşi Sultan Dilşad ile karı ve kızlarını esir verdikten sonra güçlükle Yıldırım Bayezid'in yanına gelebildi. Timur'un Suriye'ye indiğini gören Kara-Yusuf da çok geçmeden maiyyetiyle birlikte Osmanlı ülkesine ayak basıb Türk hükümdarına mülaki oldu. Yıldırım Bayezid, Sultan Ahmed'e olduğu gibi, Kara-Koyunlu begine de riayet gösterib ona Aksaray bölgesini dirlik verdi. Kara-Yusuf, Osmanlı müverrihlerine göre, Türkiye'de sekiz veya dokuz ay misafir kalmıştır. Timur Suriye seferiyle meşgul bulunduğu sırada Bayezid de yanma Sultan Ahmed ve Kara-Yusuf'u alarak kendisiyle Timur'un aralarının açılmasında başlıca müsebbib addettiği Erzincan hakimi Mutahharten'in üzerine yürüdü. Yapılan vuruşmada Mutahharten'in naibi Mukbil, Kara-Yusuf'un adamları tarafından tutsak alındı ve Mutahharten de bozguna uğratddı. Bunun üzerine şehir halkı Bayezid'den aman taleb ettiler. Yıldırım Bayezid, yine Osmanlı müverrihlerine nazaran, Erzincan'ı Kara-Yusuf'a vermiş, fakat Kara-Koyunlu beyi şehir halkı ile anlaşama-yarak on altı günlük hakimlik yaptıktan sonra kendi isteğiyle bundan çekilmiştir. Bayezid gerek onun, gerekse Ahmed-i Celayir'in ve Erzincan halkının ricaları üzerine şehri, metbuluğunu kabul etmek şartiyle, Mutahharten'e geri vermiştir.

Türk hükümdarının Kara-Koyunlu begini ülkesinde konuk etmesi, bilindiği gibi, Timur'un ona karşı açmak istediği seferin başlıca bahanesini teşkil etmiştir. Timur 804 yılı (1401-1402) kışında Karabağda huzuruna kabul ettiği Osmanlı elçilerine daima Müslümanlara tecavüz eden ve hacc kafilelerini soyan bir şaki olarak vasıfladığı Kara-Yusuf'un, Bayezid tarafından öldürülmesini, yahut zincire vurularak kendisine yollanmasını, bunlar yapılmadığı takdirde Osmanlı ülkesinden çıkarılmasını istediğini bildirmelerini söylemiş ve bunu gönderdiği mektubunda da tekrarlamıştı. Osmanlı hükümdarı, bilindiği gibi, bu teklifi reddetmiş ve Timur'a, kendisine sığınmış bir misafiri kovmanın amansızlık ve imansızlık olduğu cevabını vermiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:47

e) Kara-Yusuf'un Bayezid'in yanından ayrılarak Irak-ı Arab'a gelmesi —Sultan Ahmed'e oğlu Tahir'in tedibinde yardım etmesi — Sultan Ahmed ile bozuşarak onu kaçmak zorunda bırakması ve Bağdad'a hakim olması — Timur'lu şehzadelerine yenilerek Memluk devletine sığınması:

Şerefuddin-i Yezdi, Abdurrezzak-ı Semerkandi ve Mirhond'a nazaran, Kara-Yusuf 805 (1402) yılının ilk ayında, Timur'un askerleri Sivas'tan Kayseri dolaylarına geldikleri sırada Bursa'dan ayrılmış ve Hille taraflarına gitmiştir. Onun bir kaç ay önce Yıldırım'ın yanından ayrılmış olması da mümkündür. Ahmed-i Celayir daha önce Anadolu'yu terketmiş ve ülkesine gitmişti.

Anadolu'dan ayrılan Kara-Yusuf, Irak-ı Arab'a gelmiş sadık Türkmenler'inin başında, Bağdad'ın kuzeyinde, Fırat kıyısındaki Hit kasabasının altında karargahını kurmuştu. Bu sırada Sultan Ahmed, Bağdad'dan oğlu Hille hakimi Tahir'in yanına gelerek onun emirlerin-den olan Ağa-Firuz'u yakaladı. Bu hadise üzerine babasının kendisine karşı fena bir hareketinden şüphelenen Tahir, Sultan Ahmed'in Mehmed Beg, Emir Ali Kalender, Mikail ve Ferruhşah gibi emirleriyle birleşerek geceleyin ırmağın öbür yakasına geçerek babasına karşı cephe aldı. Bunu gören Celayir hükümdarı köprüyü yıkıb onların karşısında mevki aldı ve diğer taraftan da adam gönderib Kara-Yusuf'dan yardıma gelmesini istedi. Kara-Koyunlu begi sür'atle yetişerek Sultan Ahmed ile buluştu. İki eski arkadaş ırmağı geçip muharebeye hazırlanmış olan Sultan Tahir ve yanındaki emirlere hücum ettiler. Karşı taraf bu hücuma dayanamıyarak bozguna uğradı, kaçmaya çalışan Tahir de suda boğuldu. Bu galebeden sonra Sultan Ahmed Bağdad'a gitti. Kara-Yusuf da Hille'de kaldı. Bütün bu bilginin kaynağı olan Şerefuddin-i Yezdi, Ahmed-i Celayir'in Kara-Yusuf'tan çekindiği için Bağdad'a gittiğini yazıyorsa da, bu çekinmenin sebebini söylemiyor. Az sonra Kara-Yusuf'un, belki de Sultan Ahmed'in va'dlerini ifa etmemiş olmasından dolayı, Hille'den Bağdad'a yürüyüp şehri ele geçirdiği görülüyor. Celayir hükümdarı korkusundan bir yere gizlenmişti. Kara-Hasan adındaki bir kimse onu görerek geceleyin şehirden çıkarmış ve biraz önce adı geçen müverrihin iddiasına göre," dört fersaha yakın bir mesafeye kadar sırtında taşıdıktan sonra yerini rastgeldiği bir şahsın öküzüne terketmiş ve böylece her ikisi Uyrat Ömer'in bulunduğu Tekrit'e gelmişlerdir. Uyrat Ömer, mihnetzede Ahmed-i Celayir'i saygı ile karşılayıp onun her türlü ihtiyacını sağladı. Sultan Ahmed'in etrafa dağılmış olan Şeyh Mahmud, Devlet-var ve ad il gibi emirleri ile yakın adamlarından bazıları burada kendisine ulaştılar. Celayir hükümdarı Tekrit'de daha fazla eğlenmeyerek, maiyyetindekilerle birlikte Suriye istikametinde yola çıkıp ikinci defa olarak Memluk devletine iltica etti. Kara-Yusuf'a gelince o, 805 (1403) yılının son aylarında arkadaşı Sultan Ahmed'in elinden aldığı Bağdad'da oturuyordu.

Fakat bu, çok devam etmedi. Irak''taki hadiseleri Anadolu seferinden avdeti esnasında öğrenen Timur, Bingöl yaylağında iken, torunu Miranşah oğlu Ebu-Bekir Mirza'ya Diyarbekirden Basra ve Vasıt'a kadar uzanan bölgeyi tefviz ederek onu, Kara-Yusuf'un üzerine gönderdi. Ebu-Bekir, maiyyetinde Payende Sultan-ı Barlas, Pir-Hüseyin-i Barlas, Sevincik, Sultan Sancar, Hacı Seyfuddin, Devlet Hoca-i inak ve diğer bazı emirler olmak üzere Irak'a doğru hareket etti. Luristan'da bulunan Emirzade Rüstem de Ebu-Bekir'e katılmak buyruğunu almıştı. Rüstem, Hemedan emiri Aras Buğa, Nihavend valisi Tuman Süçi ve Dinever hakimi Şah Rüstem'i maiyyetine alarak Ebu-Bekir'le birleşmek üzere yola çıktı. Görüldüğü gibi, Türkmen begi üzerine gönderilen kuvvetin çokluğu, Timur'un Kara-Yusuf'u hiç de küçümsemediğini, onu tehlikeli bir düşman saydığını göstermektedir. Her iki şehzade Hille dolaylarında birleştiler. Kara-Yusuf Hille aşağısında, Sib köyü karşısındaki Nehr ul-Ganetn kıyısında, üzerine gelen bu kadar çok kuvvetten ürkmeyerek onları bekliyordu. Ebu-Bekir ve Rüstem, Fırat'ı geçerek Kara-Yusuf'a hücum ettiler. Cereyan eden savaş Çağataylar'ın galebesiyle neticelendi ve Kara-Yusuf Suriye''ye doğru kaçtı. Savaşta daima kendi yanında bulunmuş olan kardeşi Yar-Ali attan düşerek Çağataylar tarafından esir alındıktan sonra öldürülmüş, oğulları İskender ve İspend'in anneleri olan karısı da esir düşmüştü. Bu savaşın 806 yılı Muharrem ayının sonlarında veya Safer'in başlarında (1403 yılı Temmuz-Ağustos) yapıldığı anlaşılıyor. İbn Hacer ve Makrizi, Kara-Yusuf'un Timur'un gönderdiği birinci orduyu yenip, ancak yüz bin sayısındaki ikinci orduya yenilmiş olduğunu söylerler.

Savaş alanından kaçan Kara-Koyunlu begi, Rahbe'ye sığınmak istediyse de bu, mümkün olmadı; çünkü, Emir Nu'ayr b. Hayyar'a tabi Arabların hücumuna uğramıştı. Oradan Şam'a doğru yollanan Kara-Yusuf'un karşısına bu sefer bizzat Emir Nu'ayr çıktı ve Kara-Koyunlu begi onun saldırışından güçlükle kurtularak Rebi-ül-evvel (Eylül) ayının ortalarına doğru Şam'a gelebildi. Şam naibi Şeyh el-Mahmudi, Kara-Koyunlu begine riayet etti ve vaziyeti Kahire'ye bildirerek onun hakkında şefaatte bulundu. Şefaati kabul edilen Dımaşk naibi, Yusuf Beg'i Darus-sadde'de misafir etti ve ona rikabında yer verdi. Bir müddet sonra Ahmed-i Celayir de Dımaşk"a geldi. Talih iki eski dostu burada da buluşturmuştu.

f) Kara-Yusuf'un Sultan Ahmed'le birlikte Dimaşk kalesinde hapsedilmesi:

Lakin çok geçmeden, Şam naibi Kahire'den mültecilerin tevkif ve hapsedilmeleri emrini almıştı. Bunun üzerine Kara-Yusuf Dimaşk kalesinin Burç ul-hammam ve Ahmed-i Celayir de Burç us-silsile kısmında hapsedildiler. Şaban (Şubat) ayında Kahire'den gelen yeni bir fermanda onların öldürülmeleri istendi. Fakat Şeyh Mahmudi bu emri infaz etmedi.

Memluk sultanı Ferec'in onların haps ve hatta öldürülmeleri hakkındaki buyruğu Timur'un baskısı üzerine olmuştu. Timur Karabağ'dan Mısır'a gönderdiği bir elçiyle hacc kafilelerini soyan ve Müslüman memleketlerini yağma eden bir şaki olarak vasıfladığı Kara-Yusuf'un alenen idam edilmesini ve Ahmed-i Celayir'in de kendisine gönderilmesini istemişti. Timur anlaşıldığına göre, kendisine bir türlü baş eğmemiş olan bu iki küçük hasmını Memluk sultanına öldürtmek suretiyle ilerde onlardan gelebilecek zararlı hareketleri önlemeği düşünmüştü. Bereket versin Şeyh el-Mahmudine gibi bir sebeble alakalı olursa olsun öldürme emrini infaz etmemekle Memluk devletinin siyasi haysiyet ve şerefini korumuştur. Bu esnada Timur İran'da bulunuyor, göçe- kona Semerkand'a doğru gidiyordu. Erdebil ve Mey-ane'yi geçtikten sonra Serçem'de konaklamıştı. Burada kendisini uğurlamaya gelen Avnik kalesi kumandanı Emir Doladay'a, bir daha görüşmenin mümkün olacağının bilinmediğini söyledikten sonra bu tarafların ahvalinden asla gafil olmamasını, tacikleşmiş olduğundan ötürü Ahmed-i Celayir'den endişe edilmemesini, fakat Kara-Yusuf-i Türkman'dan iyi haber alınmasını tembih etmişti. Timur gerçekten bu sözleri söylemiş midir, yoksa daha sonraki olaylara bakılarak kendisine bu sözler isnad mı edilmiştir? İkincisi pek muhtemel olmakla beraber, şüphesiz, bu hususta kesin bir şey söylenemez.

g) Kara-Yusufun hapis hayatı —Hapisten çıkarılması— Yurduna dönüşü:

Kara-Yusuf ile Sultan Ahmed, tam bir yıl hapiste kaldılar. Görüşmeden men edilmedikleri için zamanı birlikte geçiriyorlardı. Artık tamamiyle barışmışlardı. Bu esnada Kar a-Yusuf'un bir oğlu dünyaya gelmiş ve bu hadise ikisi arasındaki dostluğu kuvvetlendirmişti. Pir-Budak adı verilen bu çocuğu, Sultan Ahmed manevi oğul edindi. Mahpuslar kurtuldukları takdirde birbirleriyle daima dost kalacaklarına and içmişler, Irak-ı Arab Sultan Ahmed'e ve Azerbaycan da Kara-Yusuf'a ait olmak üzere aralarında anlaşmışlardı. Kara-Koyunlu beginin, Timur'un parmağındaki yüzüklerden birisini çıkarıp Kara-Yusuf'un parmağına taktığı suretinde gördüğü rüya, dostu tarafından Timur'un ülkelerinden bazılarının kendisine ait olacağı şeklinde yorumlandı188. Hapis hayatları böylece devam ederken, her ikisi de 807 ydı Receb ayında (1405 yılı Ocak) Şam naibi Şeyh tarafından tahliye edilerek onun ikram ve ihsanlarına nail oldular. Şam naibi onlardan her birisine yüz bin dirhem ve üç yüz at vermişti189. Sultan Ahmed'in bir kaç bende ve hizmetkarından başka yanında kimsesi yoktu. Halbuki Kara-Yusuf'un akrabasından ve beglerinden bazıları ile bin kadar sadık ve vefakar Türkmen'i de Şam çevresinde yaşayıb beglerinin kurtulmasını bekliyorlardı. Kara-Yusuf bunlardan beş yüz kişi seçerek maiyyetini teşkil etti. Şam valisi Şeyh el-Mahmudi Kara-Yusuf ve Sultan Ahmed'i Mısır sultanının buyruğu ile değil, kendi isteği üzerine çıkarmıştı.

Çünkü, Şeyh, Sultan Ferec'i tahtından indirmek için, Haleb valisi Çekim ile birlikte Mısır üzerine yürümeye hazırlanmıştı. Şeyh bu yürüyüşte onların da bulunmalarını istiyordu. Fakat Sultan Ahmed bu yürüyüşe katılmadı. Şeyh ve Çekim, Sultan Ferec ile Bilbis'in yukarısında Saidiyye denilen yerde karşılaştılar (13 Zilhicce 807). Kara-Yusuf'un tavsiyesine uyulub aynı gece Ferec'in ordusuna baskın yapılarak bozguna uğratıldı. Fakat Kahire yakınında yapılan ikinci bir savaşta, bazı emirlerin hiyaneti sebebiyle, Şeyh'in ordusu yenildi. Şeyh, Çekim, Kara-Yusuf, çoğunu Kara-Koyunlu be inin adamlarının teşkil ettiği az bir asker ile geri döndüler. Şeyh, yanında Kara-Yusuf olduğu halde 28 Zilhiccede (26 Haziran 1405) Dımaşk'a girdi, fakat burada fazla kalmayıb bu esnada faaliyetini arttırmış olan korkunç yağmacı Nuayr'ın üzerine gittiler (Muharrem); hatta ona yetişdilerse de aralarında anlaşmazlık çıktı ve birbirlerinden ayrıldılar. Şeyh Dımaşk'a, Çekim Tarablus' a gitti. Kara-Yusuf'da yurduna dönmek için yola çıktı (Muharrem veya Safer). Yanında bin kadar Türkmen de vardı; ilk önce Ca'tcr'deki Döğer boyu reisi Gökçe Musa'nın yanına uğradıktan sonra Mardin'e geldi ve burada Melik İsa'nın misafiri oldu. İran müverrihleri, Kara-Koyunlu beginin Dımaşk'dan Mardin'e gelinceye değin Memluk kale ve hudut muhafızları ile 180 defa ceng ettiğini ve hepsinde de galip geldiğini yazarlar ki, bu rakam şüphesiz pek mübalağalıdır. Mardin hükümdarından büyük bir konukseverlik gören Kara-Yusuf'un burada bir oğlu daha dünyaya gelmiş ve ona Cihan-Şah adı verilmiştir. Yusuf Beg, Ebu-Bekr-i Tihrani'ye göre, kışı Musul'da geçirmiş, bahar gelince Nusaybin'e gelerek orada Mardin meliki, Cezire hakimi ile Süleymani ve Zırki Kürd aşiretleri kendisine katıldıktan sonra Mardin ile Hısn Keyfa arasında Takı denilen yerde Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük-Osman ile karşılaşmış ve neticesiz kalan bir savaştan sonra iki taraf arasında barış yapılmıştır. Kara-Yusuf bundan sonra atalarından kalma yurduna yönelerek Bidlis'e gelmiştir. Şehrin hakimi Şeref oğlu Emir Şemsuddin, Kara-Koyunlu begini çok sıcak karşılamış ve ona değerli armağanlar Sunduktan başka ordusunun bütün ihtiyacını da sağlamıştır. Kara - Yusuf Bidlis emirinden bu yardımı aldıktan sonra evvelce Timur'a başeğib kendisine hasmane bir tavır almış bulunan Yan hakimi Izzuddin Şir üzerine yürüyerek onu bozguna uğrattı ve kendisine tabi olmaya mecbur etti. Bu hadisenin Kara-Yusuf'un Kara-Yülük ile yaptığı çarpışmadan önce olması, yani Kara-Koyunlu beginin Mardin'den doğruca yurduna dönmüş bulunması da mümkün ve belki daha muhtemeldir.

Van hakimi İzzuddin Kara-Koyunlu beginin tabiiyyeti altına girmiş olmakla beraber kendisini mukadderata teslim etmiyerek Kara-Koyunlu beğinden kurtulmanın çaresini aramaktan da geri durmadı. Bu maksadla Azerbaycan ve Irak-ı Acem'e hakim bulunan Ebu-Bekir'e gizlice yolladığı haberde Kara-Yusuf'un gün geçtikçe kuvvetlendiği, şimdi hakkından gelinmezse ileride bunun çok müşkül olacağını söyliyerek Çağatay şehzadesini Kara-Koyunlu beyinin üzerine yürümeye tahrik etti. Gerçekten Kara-Yusuf'un avdet ettiğini duyan ve işiten Türkmen beglerı birer birer gelerek onun bayrağı altında toplanıyorlardı. Yusuf Beg bunların başında Avnik üzerine yürüyerek burayı Doladay'dan almak suretiyle Doğu - Anadolu'daki ülkesine tamamiyle sahip oldu. Bu esnada (1406) Timur'un katından vatanına dönmekte olan İspanyol elçisi Clavijo, Kara-Yusuf'un on bin atlının başında Hoy civarını yağma ve tahrib ettiğini ve Erzincan tarafına giderek bu şehri kuşattığını söylüyor. Lakin onun bu esnada Erzincan'ı kuşattığına dair bizim kaynaklarda bir kayıd yoktur. Kara-Yusuf'un şimdi elde ettiği başarıyı muhafaza edebilmesi ve Sultan Ahmed'le Dimaşk'ta, mahpusken kararlaştırdıkları üzere, Azerbaycan'a hakim olabilmesi için Timur'un torunu Miranşah oğlu Ebu-Bekir ile savaşması gerekiyordu. Gerçekten bu savaş çok geçmeden vukubuldu ki, şimdi onu anlatacağız.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:48

ğ) Timur'un ölümünden sonra Azerbaycan'ın durumu:

Timur, 806 yılı 4 Ramazan Çarşamba günü (Biçin yılı = 16 Mart 1404) Karabağ kışlağından kalkarak Semerkand'a yöneldi. Aras ırmağını geçen Çağatay hükümdarı Nehr-i Barlas köylerinden Ni'met-abad civarında toy tertib ederek Hülagü Han ülkeleri ve ulusunun hükümdarlığını torunu Miranşah oğlu Ömer Mirza'ya verdi. Timur'un bu hususta torununa verdiği al damgalı yarlığa göre, bütün Azerbaycan, Irak-ı Acem, Arran, Ermeniye ve hatta İstanbul'a kadar bütün Diyar-ı Rum ve Mısır'a kadar Şam (Suriye) ülkeleri Mirza Ömer'in hükmünde olacak Fars, Irak-ı Arab'ı ellerinde tutan mirzalar ile Şirvanşah Şeyh İbrahim, Mardin hakimi, Kürdistan hakimi Melik İzzuddin Şir, Gürcü kiralı Köstendil (Kons-tantin), Serav-Erdebil emiri Bistam, Urmiye hakimi Dizek ve Merağa emiri Türkmen Çalık da onun tabiiyyetinde bulunacaklardı. Bu suretle Miranşah'ın büyük oğlu Irak-ı Arab ve Diyarbekir'e tasarruf eden Mirza Ebu-Bekir de küçük kardeşi Ömer'in tabileri arasına sokulmuştu. Babaları Miranşah, attan düşme neticesinde akli muvazenesini yitirmiş olduğundan Timur onu, torunlarının vesayeti ve nezareti altına bırakmıştı.

Mirza Ömer, dedesi Semerkand'a döner dönmez bütün işleri kendi fikir ve arzusuna göre tedvire girişmiş ve babasiyle ağabeyisine tahakküm etmeye başlamıştı. Bu esnada Timur'un vefatı da vukubuldu. Miranşah ve Ebu-Bekir ilk zamanlarda seslerini çıkarmayarak onun hakimiyetini kabul etmiş gibi göründüler. Mirza Ömer'e gelince, fırsat bulur bulmaz ağabevisi Ebu-Bekir'in iktidarı elinden alacağını düşündüğünden veya kaygısızca hakimiyet sürmek istediğinden 807 yılında (1404-1405) Sultaniye'de tazimlerini sunmaya gelmiş olan Ebu-Bekir'i yakalayıb onu bu şehrin kalesinde hapsetti. Bunu haber alan babası Miranşah korkarak Horasan'a kaçtı. Fakat Ebu -Bekir çok geçmeden kale muhafızlariyle anlaşıp hapisten kurtuldu. Bundan sonra iki kardeş arasında açık bir mücadele başladı. Ebu-Bekir Horasan'da babası ile buluştuktan sonra kuvvet toplayarak birlikte Irak-ı Acem'e döndüler. Mirza Ömer'in Şirvan hakimi Şeyh İbrahim ile muharebeye gitmesinden faydalanan Ebu-Bekir, Sultaniye'yi zaptederek burada babasını tahta oturttu ve oradan Tebriz'e yürüyüb hiç bir müşkilata uğramaksızın şehre hakim oldu. Emrindeki kırk yedi koşunluk (her koşun beş yüz kişi) mühim bir kuvvetin dirayetsizliği yüzünden dağılması ile Ebu-Bekir'e karşı tek başına kalmış olan Mirza Ömer, amcazadeleri Fars, İsfahan ve Yezd hakimleriyle birlikte İsfahan tarafından harekete geçip Ebu - Bekir'in Soğuk-Bulak'da bulunan ağırlığını yağmadı. Bunu haber alan Ebu-Bekir, Tebriz'den İsfahan üzerine yürüyüp müttefikleri Carbadakan'da yendikten sonra İsfahan'ı kuşattı. Bu esnada Tebriz'de de mühim hadiseler oluyordu.

Ebu-Bekir'in Tebriz'den 808 yılı Şaban ayında (1406 Ocak - Şubat) ayrılışından takriben iki ay sonra Serav emiri Bistam oğlu Cakir, Tebriz'e girmiş ve müttefiki olan Şirvanşah Şeyh İbrahim de şehir dışında konmuştu. Fakat şehrin ileri gelenleri bu iki müttefikin aralarını açtılar. Bundan dolayı Bistam Beg memleketine döndü.

Onu takiben Şeyh İbrahim aynı yılın Zilhicce ayında ( Mayıs - Haziran) Tebriz'e girerek burada bir kaç gün kaldıktan sonra Ucan'a gitti; orada iken Sultan Ahmed'in Irak'tan Azerbaycan'a gelmekte olduğunu işitince:

"arsa-i memleket sahipsiz olduğundan halk herkesin tamamdan zahmet çekiyordu. Geldik ve muhafaza ettik; şimdi memleketin efendisi teşrif ediyor; biz de kendi evimize gidelim", diyerek Ucan'dan Şirvan'a yollandı. Filhakika Sultan Ahmed de çok geçmeden 809 yılı Muharrem'inin ortasında (1406 Temmuz başı) Tebriz'e girdi ve şehir halkı tarafından büyük bir özlemle karşılandı.

h) Sultan Ahmed'in Suriye'den dönüşü:

Celayir Sultan Ahmed, Şeyh'in, Çekim ve Kara-Yusuf ile Mısır üzerine yürümesini fırsat bilerek bir gece gizlice Dımaşk'tan kaçmıştı (16 Zilhicce 807). Onun buyruğunda, gerektiği zaman savaşabilecek, Kara-Yusuf'un Türkmenleri gibi, bir kuvveti yoktu. Sultan Ahmed'in yanında sadece aile efradından bazıları, bir kaç inak ve nökeri ile uşakları vardı. İlk önce Hille'ye giden Sultan Ahmed, burada kendisinin gelişi üzerine Mirza Ömer'in adamlarından Devlet-Hoca-i İnak'ın Bağdad'dan kaçtığını işitince şehre girib Celayir tahtına oturdu (5 Muharrem Perşembe 808 = 3 Haziran 1405). Erbil hakimi Uyrat Şeyh Ali ve Şehrizor hakimi Türkmen Mehmed Saru, onun başlıca emirlerinden oldular. Ahmed her ne kadar Irak-ı Arab kendisinde ve Azerbaycan"da Kara-Yusuf'ta kalmak üzere, evvelce işaret edildiği gibi, Dımaşk'da hapiste iken anlaşmış olmakla beraber yine bu ülkesinden vazgeçemiyor ve oradaki hadiseleri dikkatle takip ediyordu. Biraz önce anlatıldığı gibi 808 (1406) yılının ikinci yansında Ebu-Bekir İsfahan'ın zaptı ile meşgul iken, Tebriz ilk önce Emir Bistam, sonra da Şirvanşah Şeyh İbrahim tarafından işgal edilmişti. Bu karışıklıktan istifade ile Azerbaycan'ı ele geçireceğini uman Celayir hükümdarı, başına Kürdler'den, Uyratlar'dan ve Türkmenler'den bir kuvvet toplayarak aynı yılın sonuncu ayında Bağdad'dan hareket etti ve evvelce yazıldığı gibi, ertesi yılın başında Tebriz'e girdi. Tebriz halkı şehri donatarak onu büyük bir merasimle istikbal ettiler. Onlar Ahmed-i Celayir'in mihnet ve acılarla dolu bir gurbet hayatı çektiğinden dolayı eski kötü alışkanlıklarından vazgeçtiğini sanıyorlardı. Lakin Sultan Ahmed Tebriz'e girer girmez eski sefihane ve rezilane hayatına tekrar başlayıp halkı hayal kırıklığına uğrattı. Çok geçmeden Ebu-Bekir'in kendi hakimiyetini kabul etmek şartiyle Isfahanlılar ile barış yaparak Tebriz'e dönmekte olduğu öğrenildi. Ahmed-i Celayir bundan hayli endişe duymakla beraber etrafındaki oldukça kalabalık bir kuvvetle Ucan'a teveccüh etti. Fakat burada emirleri ile yaptığı bir danışma meclisinde Bağdad'a dönülmesine karar verildi. Bunun üzerine Ahmed Irak'a yollanmış ve başına toplanmış olan Azerbaycan askeri de dağılmıştır.

ı) Kara-Yusuf ile Ebu-Bekir arasındaki birinci savaş:

Ebu-Bekir yanında babası Miranşah olduğu halde 809 yılı Rebi-yül evveli'nin 8 inde (1406, 23-Ağustos) Tebriz'e geldi ise de bu esnada çıkmış olan vebadan dolayı şehre girmeyerek Şenb-i Gazanda konakladı. Fakat Ebu-Bekir, Şenb-i Gazanda fazla kalmayarak Kara-Yusuf'la savaşmak üzere Nahçivan tarafına gitti ve burada Van emiri Melik İzzuddin Şirile istişare ettikten sonra Kara-Yusuf ile muharebeye karar verildi. Bu esnada Kara-Yusuf da Türkmen beglerinden mühim bir kısmı ile Ebu-Bekir'in karşısında bulunuyordu. Kara-Koyunlu begi yanındaki bazı emirlerin Ebu - Bekir'e karşı savaşmayı arzu edip etmediklerini anlamak için: "bize atalarımızın yolunda gitmek düşer, yazın Aladağ'a gidelim ve kışın da Diyarbekir ve Fırat kıyısına inelim. Bizim için Çağataylar'a muhalefet etmek iyi birşey değildir" demişti.

Onlar Kara-Yusuf'un bu sözlerine karşı:

"eğer Sahib iran'ın Azerbaycan'da bırakmış olduğu emirler olsaydı savaş etmek istemezdik, fakat Ebu-Bekir Mirza bunları öldürerek yerlerini bir takım cahil ve rezil kimselere vermiştir. Bunlardan ise korkulacak bir cihet yoktur" cevabını verdiler. Yusuf Beg bu sözlerden pek memnun kaldı. Nahçivan'ın batısında iki ordu karşı karşıya geldiler (1 Cumadel-ula 809 = 14 Ekim Perşembe 1406). Türkmenler ile Çağataylar arasında Aras çayı akıyordu. Kara-Yusuf sağ kola Sa'dlu oymağı başı Pir Hüseyin'i ve sol kola da Urmiye hakimi Dizek'i kumandan tayin etmiş, Esed, Busad, İlyas, Ca'ber hakimi Döğer Musa Beg, Pir-ömer, Piru Beg, Kara-Koç ve Sultan'a da her iki kolda yer vererek kendisi Ali Paşa ve Kara ile merkezde mevki almıştı. Savaşın birinci günü iki tarafın birbirini yoklaması ve birbirine ok atması ile geçti, ikinci günü Ebu-Bekir Aras'ı geçerek Kara-Koyunlu ordusuna saldırdı ise de geri atıldı. Bunun üzerine Kara-Yusuf tek başına Çağatay saflarına girerek kendi üzerine atılanların saldırışını savdıktan sonra yerine döndü. Bundan sonra savaş kızıştı.

Bu arada Kara-Yusuf:

"bizim şahsi düşmanlığımız yüzünden bu kadar çok adam telef oluyor; yiğitlik ve bahadırlık ilcimizin karşı karşıya gelerek vuruşmamızı gerektirir"diyerek Ebu-Bekir'i mubarezeye davet etti ise de199,Timur'un torunu yerinden kımıldamadı. Fakat az sonra Çağatay ordusu bozguna uğrayarak kaçmaya başladı ve bir kısmı Aras ırmağında boğuldu. Askerlerinden çoğunun kaçtığını ve bir kısmının da Türkmenlere tutsak düştüğünü gören Ebu-Bekir de bir kaç kişiyle birlikte aynı şeyi yaptı (2 Cumadel-ula 809 == 15 Ekim 1406). Çağatay şehzadesi ilk önce Merend'e, oradan da Tebriz'e gelib askerlerine şehri görülmemiş bir şekilde yağma ettirdi. Fakat şehir ayanından Şeyh Kassab'ın geceleyin sahrada yaktırdığı ateşler Ebu-Bekir'de Türkmenlerin kendisini kovaladıkları zehabını uyandırarak tan atarken Tebriz'den ayrılmasına sebeb oldu. Sultaniye'ye gelen Çağatay şehzadesi kaleyi berkitti.

Kara-Yusuf'a gelince, kendisini Hille civarında üstün kuvvetlerle perişan eden Ebu-Bekir'e karşı kazandığı bu ilk zafer, onun hayatının ikinci devresindeki en mühim başarılarından birincisi olup şöhret ve kuvvetini artırdı. Kara-Koyunlu ordusunun eline zengin bir ganimet geçmiş ve hatta bu yüzden düşmanını takip edememiştir. Kara-Yusuf muharebe meydanından hareketle Nahçivan'a geldi. Burada iken Tebriz'in ileri gelen eşrafından meşhur Hoca Seyyidi Muhammed-i Gececi huzuruna geldi ve şehrin Ebu-Bekir tarafından uğradığı yağma ve tahribleri anlatarak onu Tebriz'i işgale teşvik etti. Bunun üzerine Kara-Yusuf, Şeyh'e şehir halkı için aman yazısı verdi, şehri muhafaza etmek üzere de daruga gönderdi. Bunu müteakip Yusuf Beg Nahçivan'dan Merend'e gelerek burada kışladı. Bu esnada (Cumad ela-hire 809 = Kasım 1406) Bistam Beg Kara-Koyunlu emirinin katına geldi. Bundan pek memnun kalan Yusuf Beg ona emir ül-ümera'lık mansıbını verdi ve hizmetinde bulunan diğer emirlerin her birini aşın cömertliği ile mükafatlandırdı.

Kışı Merend'de geçiren Yusuf Beg bahar olunca Tebriz'e geldi; buradan yanında bazı Türkmen beğleri olduğu halde Ebu-Bekir'in bulunduğu Sultaniye üzerine yürüdü. Bunu haber alan Ebu-Bekir, Derviş Kuşçu adlı adamını iki yüz askerle şehirde bırakarak Rey yakındaki Demavend dağına çekildi. Sultaniye'ye giren Kara-Koyunlular şehri yağma ettikten sonra halkı Tebriz Merağa ve Erdebil'e göçürdüler. Bunu müteakip Muzafferli hanedanından Zeynul-abidin b. Şah Şuca oğlu Sultan Mutasım'ın, Türkmen beginden yardım görmek ümidiyle onun yanma geldiği görüldü. Kara-Yusuf Muzafferli begzadesine riayet göstererek onu Hemedan ve Luristan taraflarına gönderdi; kendisi de Tebriz'e döndü. Kara-Yusuf'un avdetini öğrenen Ebu-Bekir, Sultaniye'ye geldi, oradan Erdebil ve Merağa taraflarına uğrayıb bu yerleri yağma etti ve sonra Cemcal'a varıb orada kışladı. Bahar geldiği esnada buyruklarındaki beş bin kişilik bir kuvvetle Caveni Kurbani'den Nevruz ve Abdurrahman adlı emirlerin Semerkand tarafından Harizm ve Mazendran yoluyla Rey yöresine geldiklerini işiten Ebu-Bekir, adam göndererek onları yanına okudu. Bunun üzerine adı geçen emirler Derguzin'de Ebu-Bekir'e ulaştılar. Bundan sonra yapılan bir danışma meclisinde Azerbaycan'a gidilerek oranın Türkmenler'den kurtarılmasma karar verildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:49

i) Serdrud savafi - Azerbaycan'ın kesin olarak Kara - Yusuf'un hakimiyeti altına gitmesi:

Bunu tam zamanında haber alan Kara-Yusuf, 810 yılı Zilkadesinin 16sında (13 Nisan 1408) Şenb-i Gazan'a geldi. Burada Bistam Beg, kardeşleri Mansur ve Masum ve oğlu Ahi-Ferec ile Sadlu Emir Hüseyin ve kardeşi Pir Mehmed ve diğer emirler kendisine katıldılar. Kara-Yusuf ordugahının etrafını hendekle çevirtti. Kara-Koyunlu begi hizmetinde bulunan Irak emirlerine kendisinin Türkmen elinden olup yazın Aladağ'da, kışın da Diyurbekir ve Fırat kıyısında yaşadığı için saltanatda gözü olmadığını, Ebu-Bekir'in onlarda nimet hakkının bulunması ile onun yanına gitmelerine gücenmiyeceğini söyledi. Bunlar bir ağızdan ona karşı bağlılık ve sadakatlarını ifade eden cevablar vererek Kara-Koyunlu begini kendilerinden emin bıraktılar. Bunun üzerine Kara-Yusuf sayısı yirmi bin atlıyı bulan ordusu ile Şenb-i Gazan yakınındaki Serdrud mevkiinde Ebu-Bekir ile karşılaştı (24 Zilkade Cumartesi 810= 21 Nisan 1408). Türkmen ordusunun sağ koluna Emir Bistam kumanda ediyor, yanında kardeşleri Mansur ve Ma'sum ile oğlu Ahi-Ferec bulunuyordu. Sol kolun başında ise Sa'dlu Hüseyin Beg vardı. Kara-Yusuf merkezde idi. Geçen yıl kazandıkları zaferden dolayı maneviyatları kuvvetli olan Kara-Koyunlular her taraftan hücuma kalkarak Çağatay ordusunun saflarında karkışıklık meydana getirdiler.

Kara-Yusuf cesaret ve şecaatiyle Çağatay askerleri arasında da o denli üne sahib idi ki, bizzat Timurlu tarihlerinde vuruşmaya girişmesi üzerine:

"Dilaver Kara-Yusuf-i namdar Der amed be heyca çulsfendiyar Nişete ber esbi çu kuh-i revan Ber averde ez cism-i sad kes revan".

kıt'ası söylenmiştir. Bistam Beg, Pir Ömer, Bayram Beg ve Celaluddin Halife muharebe meydanına atılarak önlerine çıkanları yenib kaçmaya mecbur ettiler. Ordusunun bozulmakta olduğunu gören Ebu-Bekir, durumu düzeltmek için karşı taarruza geçerek emirlerden Celaluddin Dizek'i kovalamaya başladı. Lakin Ebu-Bekir, Dizek'in kuvvetlerini dağıttıktan sonra dönüşünde ordusunun yenilmiş ve babası Miranşah'ın da öldürülmüş olduğunu gördü. Gerçekten o, Dizek'i takib ettiği esnada umumi taarruza geçen Türkmen ordusu Çağataylar'ı kat'i bir bozguna uğratmıştı. Yerlerini bırakan Ebu-Bekir'in askerleri toptan kaçmaya başladılar. Bu esnada Emir Döger Musa Beg'in bir kölesi, Ebu-Bekir'in babası Miranşah'ı bir kılıç vuruşu ile öldürerek başını bedeninden ayırmıştı. Köle, öldürdüğü kimsenin Miranşah olduğunu bilmiyordu. Onu sırf elbiselerine göz diktiği için öldürmüştü. Ebu-Bekir bu manzarayı gördükten sonra kaçmaktan başka yapılacak bir şey kalmadığını anladı ve atım Sultaniye'ye doğru sürdü. Kara-Koyunlu ordusu kazandığı bu zafer üzerine pek çok ganimete sahib oldu. O derecede ki, Türkmenler'ın eline bin parça samur kürk geçmiş ve Türkmenler bunları yok pahasına ellerinden çıkarmışlardır. Öldürülen Miranşah'ın zevce ve cariyeleri de esir edilmişlerdi. Kara-Yusuf bu kadınlara gayet iyi muamele ederek onları kendi hareminde konukladı.

Kara-Yusuf ayrıca Miranşah'ın öldürülmesinden duyduğu teessür için de:

"eğer sağ olarak bana getirilseydi ona her türlü riayeti gösterirdim" demiştir. Miranşah Sakab'da gömülmüş, sonra onun adamlarından Şemsuddin Guri gizlice kemiklerini Maveraünnehr'e götürerek Keş" de defnetmiştir.

Ebu-Bekir'e gelince, o Irak'da dahi tutunamıyacağını anlayarak Kirman"la kaçmıştı. Bu esnada Kirman Emir idegü Barlas'ın oğlu Sultan Uveys'in elinde bulunuyordu. Bu emir Ebu-Bekir'i istikbal ederek ona hürmet ve ikram göstermiş ise de Ebu-Bekir'in Kirman''a göz dikmesi yüzünden az sonra araları açılmış ve Çağatay şehzadesi buradan da kaçarak Siistan'a gitmiştir.

Kara-Yusuf'un Ebu-Bekir'e karşı kazandığı bu ikinci zafer, mühim bir tarihi hadisedir. Bu suretle Timur'un kurmuş olduğu imparatorluğun ehemmiyetli bir parçası ilk defa olarak kesin bir şekilde elden çıkmış ve bunun üzerinde Kara-Koyunlu devleti kurulmuştur. Bu devlet, aşağıda görüleceği üzere, babasının imparatorluğunu ihya etmek isteyen Şah-Ruh'a karşı dayanarak, Azerbaycan'ı elinde tutmuş ve bu suretle bu arzunun tam olarak tahakkukuna mani olmuştur. Şah-Ruh aynı zamanda Kara-Koyunlular'ı ortadan kaldıramadığından dolayı Yakın-Şark'ın iki mühim siyasi kuvveti olan Mısır ve Osmanlı devletlerine doğrudan doğruya müessir bir baskıda bulunamamış ve Osmanlı devleti babasının dirilttiği Anadolu beğliklerinden bazılarını rahatça ortadan kaldırmıştır.

Zaferden sonra Kara-Yusuf başta Bistam Beg olmak üzere bütün emirleri armağanlar ve iltifatlar ile gark ederek onların vilayetlerine dönmelerine izin verdi ve kendisi de yazı geçirmek üzere çok sevdiği Aladağ'a gitti. Kara-Yusuf Tebriz'den ayrılmazdan önce Bistam Beg'i Irak-ı Acem' in fethine memur etmişti. Bistam Beg ErdebiVden 810 (1408) yılı sonlarında Sultaniye'yi ele geçirmek maksa-diyle hareket etti. Bistam Beg daha önce elçi göndererek kale kumandanına serbestçe çekilip gitmesini teklif etti ise de kale kumandanı bunu kabul etmiyerek müdafaaya hazırlandı. Bunun üzerine Emir Bistam 811 yılı Muharrem'inin ortalarından Safer'in ortalarına kadar (1408 Mayıs-Haziran) takriben bir ay kaleyi muhasara altında tuttuktan sonra zaptetti ve buranın idaresini kardeşi Ma'sum'a verdi.

Bistam'ın bu başarısından çok sevinen Kara-Yusuf inam ve ikramlarda bulunarak onu Irak-ı Acem valiliğine tayin etti. Yine bu yılda Kara-Yusuf, beglerinden Buka'yı İran'ın Kürdistan vilayetinin güney kesiminde bulunduğu anlaşılan Gaverud kalesinin zaptına göndermişti. Bu kale, hakimi Baba Hacı tarafından zaptolunmaz bir şekilde tahkim edilmişti. Türkmenler kuçatma usullerini gereği gibi bilmediklerinden hendek kenarından kaleye ok atmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Bu esnada ansızın bir ok gelerek Buka'yı yaralayıb sonra ölümüne sebep oldu. Bunu haber alan Kara-Yusuf bizzat kaleyi almak için gelmiş ise de onun son derecede berkitilmiş olduğunu görerek kuşamayı kaldırmıştır.

Ertesi yılın başında zaptolunmaz Alıncak kalesi de Kara-Koyunlular'ın eline geçti. Sultan Ahnıed Tebriz'e son gelişi esnasında Kadı İmaduddin'i bu kalenin tamirine memur etmişti. İmaduddin kısa bir zamanda Alıncak'ı eski haline getirmiş, Sultan Ahmed Bağdad'a döndükten sonrada buranın müstakil hakimi kalmıştı. Kara-Yusuf kalenin zaptının güçlüğünü bildiğinden İmaduddin'e buyuruldu göndererek ona kale ve çevresindeki bazı yerlerin idaresini vermişti. Bunun üzerine oldukça dirayetli bir insan olan Kadı, emirlik arzusuna kapıldı. Bu hususta kardeşleriyle yaptığı bir konuşmada "bu yörede yaşamakta olan Türk ve Türkmenleri yanma toplayacağını, çünkü Tacikler'in yapamadıkları bir çok işleri onların başardıklarını söyleyerek" Hacı Korucu, Cemaluddin, Şehriyar, Paylak gibi Türk ve Türkmen emirlerini maiyyetleriyle beraber çağırıb kalenin bir tarafının muhafazasını onlara vermiş ve ayrıca kendilerine maaş da tahsis etmişti. Bir müddet böyle geçtikten sonra Türkler, Kadı'nın en yakın adamlarının hep Tacik olduğunu ve kendilerine mühim vazifelerin verilmediğini görüb Kadı'yı ortadan kaldırmağa karar verdiler. İmaduddin bunu haber almış olmasına rağmen Türkler onu, kardeşlerini ve adamlarını öldürerek kaleye hakim oldular. Bundan sonra ellerine geçirdikleri Alıncak'ı Kerkük'de bulunan Kara-Yusuf'un oğlu İskender Mirza'ya teslim etmeye karar vererek Şehriyar'ı ona gönderdiler. İskender yetişerek kaleyi teslim aldı. Hacı Korucu'yu kendi korucusu, Şehriyar'ı divan begi tayin eden İskender, diğerlerine de maiyyeti arasında yer vermiştir. İskender kalenin fethi haberini babası Kara-Yusuf'a bildirdi, o da oğlunun bu kale üzerindeki hakimiyetini tasdik etti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:50

j ) Sultan Ahmed'in oğlu Alaüddevle'nin Kara-Yusuf'un yanma gelmesi:

Bağdad ve bölgesine hakim olan Sultan Ahmed, 810 yılında (1407-8) hendek kazdırarak ve burç ve bedenleri tamir ettirerek Bağ-dad'ı tahkim etmekle meşgul oldu. Timur tarafından tutsak alınarak Semerkand'a götürülmüş olan oğlu Alaüddevle Timur'un ölümü üzerine serbest bırakılmış ve aynı yılın sonlarında Bağdad'a gelmişti. Sultan Ahmed, Alaüddevle'nin gelişinden son derece sevinerek onun gelişi münasebetiyle toylar tertib etti ve oğluna Hille'yi verdi. Kendisi de Bağdad'da eskisi gibi sefihane hayatını devam ettiriyordu. Şaban (Ocak 1408) ayının sonunda Alaüddevle'nin bir oğlunun dünyaya gelmesi üzerine Ahmed, Hille'ye giderek torununun adını Şeyh-Hüseyin koydu ve bununla ilgili olarak büyük bir toy tertib etti. Bunu müteakip Bağdad'a dönen Celayir hükümdarı bahar gelince oğlunu yanına çağırıb birlikte hoş vakitler geçirdiler. Ertesi yıl Fars hakimi Timurlu Mirza Pir Muhammed'in Horasan'dan gelen kardeşi İskender'in saldırışını savmak maksadiyle Huzistan'dan ayrılmasını fırsat bilen Ahmed, bu ülkeye yürüyerek oradaki belli başlı kaleleri zaptetmeye de muvaffak oldu. Kendisi bu işle meşgul olduğu sırada Bağdad'da bulunan oğlu Alaüddevle'nin Tebriz'e, Kara - Yusuf'un yanma gittiğini işittiği gibi, annesi cariyelerinden biri olan Uveys adında bir gencin de Bağadad'da kendisinin oğlu olduğu iddiasiyle ortaya atıldığını duydu. Bunun üzerine Ahmed, süratle Bağdad'a dönmüş ve yirmi bin dinar vererek Uveys'i susturmuş ise de, Alaüddevle'nin gidişi kendisini bir hayli kaygılandırmıştır. Filhakika, Alaüddevle babasının kendisi hakkındaki sevgisine itimad edemiyor ve ondan çekiniyordu. Bu yüzden Bağdad'dan ayrılarak Hille ve Erbil yoluyle Azerbaycan'a gelmiş ve Kara-Yusuf'a sığınmıştı. Kara-Koyunlu begi ilk önce Alaüddevle'ye iyi bir kabul göstermiş ise de, bilahare babasından izinsiz geldiğini öğrenerek eski dostunu kırmamak için onu hudut dışı ettirmiştir. Lakin Hoy civarında Melik İzuddin'in Kürdler'i Alaüddevle'yi yakalıyarak onu efendilerine götürdüler. Melik İzuddin, Alaüddevle'yi yanında alıkoymaya niyetlenmiş ise de Kara-Yusuf'un ihtarı üzerine Celayir şehzadesine yol vermiştir. Alaüddevle de Erdebil'e giderek Şeyh Şerefuddin Aliyi Safevi'ye ilticayı düşünmüş ve bu maksadla Tebriz çevresine geldiği zaman orada önüne çıkan bazı kimseler kendisini ve adamlarını yakalayarak Kara-Yusuf'a teslim etmişlerdir. Kara-Yusuf bu sefer onu Adil Cevaz kalesine gönderip göz hapsinde tutmuştur.

k) Kara-Yülük Osman ile savaş — Mardin'in ilhakı ve Artuklu devletinin ortadan kalkması:

812 (1409) yılı baharında Kara-Yusuf, yanında Muhammed-i Devati, Celaluddin Halife oğlu Emir Seyyidi Ahmed ve Uzun Şemsuddin gibi bazı emirler olduğu halde Muş sahrasına geldi. Bu esnada Mardin hükümdarı Artuklu Melik Salih'ten adam gelerek Ak-Koyunlu beği Kara-Yülük Osman'ın Mardin üzerine yürüdüğünü, eğer sür'atle yetişilmezse kalenin onun eline geçeceğini bildirdi.

Bunu haber alan Kara-Yusuf çok sarp ve çorak yöreleri bir yel gibi geçerek ve Bitlis hakimi Şemsuddin ile Emir Sehend ve diğer bazı Kürdistan emirlerini de maiyyetine alarak amid dolaylarına geldi ve burada kalabalık bir kuvvetle önüne çıkan Kara-Yülük'ü bozguna uğratıb kaçmaya mecbur etti. Bundan sonra Mardin'e gelen Yusuf Beg Melik Salih'e kendi kızlarından birini nikahlayarak ona Musul'u verdi ve Mardin'e beğlerinden Ali'yi vali tayin etti. Lakin Melik Salih kısa bir zaman sonra Musul'da vefat etti. Ebu-Bekr-i Tihrani ve ondan naklen Hasan-i Rumlu son Artuklu hükümdarı Melik Salih'in Kara-Yusuf'un adamları tarafından ağılanmak suretiyle öldüğünü yazarlar. Üç asırdan fazla bir mazisi olan Artuklu hanedanı işte bu suretle ortadan kalktı.

1) Kara-Yusufun Emir Bistam'ı Sultan Mu'tasım ile birlikte İsfahan'ın fethine göndermesi - Sultan Ahmed'in Sultaniye'yi almak teşebbüsü:

Mardin işini halleden Kara-Koyunlu begi yazı geçirmek üzere Aladağ'a döndü. Bu esnada Irak-ı Acem'de mühim hadiseler cereyan ediyordu. Timur tarafından Muzafferli hanedanından Zeynulabidin hapsedilmek üzere Semerkand'a gönderilmiş ve oğlu Sultan Mu'tasım da Suriye taraflarına kaçmıştı. Timur'un ölümünden sonra, o da birçokları gibi, siyasi sahnede görünmüş ve yardımını temin etmek ümidiyle Kara Yusuf'un yanına gelmişti. Kara-Yusuf onu, ikram ve inamda bulunarak, Tebriz'de misafir etti. 812 (1409) yılında Fars hakimi Ömer Şeyh oğlu Pir Muhammed'in kendi adamları tarafından öl-dürülmesi üzerine Kirmanda bulunan kardeşi İskender, Şiraz'a gelerek onun tahtına oturmuş ve İsfahan'ı da ele geçirmek için harekete geçmişti. İşte, bu karışık ve henüz istikrar bulmamış vaziyetten faydalanmak maksadiyle Sultan Mu'tasım ile Irak-ı Acem vabsi Bistam Beg Kara-Yusuf tarafından İsfahan üzerine gönderildiler. Bu şehirde bulunan Pir Muhammed oğlu Ömer Şeyh ve yanındaki emirler onları karşıladılarsa da savaşmayarak Yezd tarafına gittiler. Bu esnada İsfahan'a yaklaşmış olan Mirza İskender Yezd tarafına gidenlerin arkasından kuvvet gönderdiği gibi, kendisi de ordusunun bir kısmı ile Sultan Mu'tasım ve Bistam Beg'in üzerine yürüdü. ateşgah civarında cereyan eden muharebede Mu'tasım yenildi, Azerbaycan ve Irak beglerinden bir çokları Çağataylar'a tutsak düştü. Mu'tasım kaçarak şehrin kapılarından birinin önüne gelebildi ise de atım su dolu hendekten atlatmak isterken cüsseli olduğundan yere düştü ve arkasından at koşturan bir Çağatay eri kendisini şehid etti. Sultan Mu'tasım ile Bistam Beg İsfahanda, bulundukları sırada Ahmed-i Celayir dc Sultaniye'yi ele geçirmek gayesi ile harekete geçmişti.

Geçen yıl Huzistan bölgesini zaptederek Bağdad'a dönmüş olan Sultan Ahmed hastalanmış ve hekimler yaylaya çıkmasını tavsiye etmişlerdi. Bu tavsiye üzerine Ahmed, Uveys ul-Karani'nin türbesine kadar gitti. Gerçekten hava tebdili Celayir hükümdarına iyi gelerek sıhhati düzeldi. Bu esnada yanında bulunan emirler Bistam'ın İsfahan'a gitmesinden ve Sultaniye'de bir çocuk olan oğlu Bayezid'i bırakmasından şehrin kolayca ele geçeceğini söyleyip onu Sultaniye üzerine yürümeye teşvik ettiler. Daima tesir altında kalan Sultan Ahmed bu maksadla Hemedan'a geldiği zaman Cakirlu be inin bozgun halde İsfahan'dan döndüğünü işittiği gibi, Bistam Beg de onun yürüyüşünden haberdar olub Sultaniye'de kardeşi Masum'u bıraktı ve kendisi de Erdebil'e gitti. Sultan Ahmed yürüyüşüne devam ederek Sultaniye koruğuna vardı ve orada ordugah kurdu; burada iken başta Kazvin'e tegallüb etmiş olan Seyyid Abdurrezzak olmak üzere etraftaki bazı hakim ve emirler huzuruna gelerek ikram ve inama nail oldular. Celayir hükümdarı gönderdiği adamla Ma'sum'aiyi vaadlerde bulunub kalenin teslimini istedi isede, ondan red cevabı aldı. Ahmed, bu red cevabına rağmen Masum'un kendi isteğiyle katına geleceğini bekler iken evvelce bahsi geçen Uveys'in yeniden kendisinin oğlu olduğu iddiasiyle başına bir hayli adam topladığı haberini aldı. Bu haberden derin bir kaygıya düşen Ahmed, ordugahını kaldırarak süratle Bağdad'a döndü; bunun üzerine Uveys'in etrafında bulunanlar darmadağın oldu ve Ahmed sergüzeştçi ruhlu gayri meşru' oğlunu yakaladı.

m) Sultan Ahmed'le husumetin başlaması - Erzincan'ın fethi-Ahmed'in yenilip öldürülmesi:

Yukarıda da kaydedildiği gibi, bu yılın yaz mevsimini Aladağ'da geçiren Kara-Yusuf Beg, güz başlarında Tebriz'e dönmüş ve Receb (Kasım) ayının ortalarında Pir- Ömer ve İlyas-i Döğer'in kumandası altında Şeki hakimi Seyyidi Ahmed'in üzerine bir ordu göndermişti. Hafız-i Ebru'ya göre, Kara-Koyunlu kumandanları vuruşmaya hazırlanmış olan Şeki hakimine saldırmak cesaretini gösteremiyerek Şirvan'ın bazı yerlerini talan ettikten sonra Tebriz'e dönmüşlerdir. Şaban ayının 10 unda (18 Aralık) Sultan Ahmed'in Tebriz'e elçisi gelerek hükümdarının yaylak olmak üzere Hemedan yazısının kendisine bırakılmasını istediğini bildirmişse de Kara-Yusuf bunu reddedib Ahmed-i Celayir'in elçisini geri göndermiştir. Aynı ayın sonlarında Van hakimi Melik İzuddin Şir, münasip armağanlar ile Tebriz'e, türkmen beginin katına gelerek tazimlerini sundu. Bu sırada Kara-Yusuf Şirvan tarafına yeniden bir kuvvet göndermek istiyordu. Oldukça dirayetli bir insan olan Melik İzzuddin Şir — her halde siyasi vaziyetin müsait olmaması fikri ile— buna mani olmuş ve Kara-Yusuf ile Şirvanşah Şeyh İbrahim'in aralarını bularak onları barıştırmıştır.

Kışı Tebriz'de geçiren Kara-Koyunlu begi bahar başlarında, Zilkade'nin 10 unda (16 Mart 1410), Kazvin yöresinin Kiyamerd-i Talikani ve Mezid Begne tarafından yağma edildiği haberini aldı. Lakin çok geçmeden Bistam Beg'in yetişerek bunları bozguna uğratıp kaçmaya mecbur ettiği haberi geldi. Yine bu ay içindedir ki Şah-Ruh, Miranşah oğlu Sultan Halil'i Irak ve Azerbaycan'ın fethi için yola çıkarmıştı. Şah-Ruh 7 Zilkade (13 Mart) de Herat'tan yola çıkan Mirza Halil'e kendisinin de arkadan geleceğini söylemişti. Babasının ölümünden sonra bu yıla kadar Horasan, Maveraünnehr ve kısmen Afganistan'da hakimiyetini tesis etmekle vakit geçirmiş olan Şah-Ruh'un Timur imparatorluğunu ihya etmek hususunda batıya doğru yaptığı ilk fiili teşebbüs budur.

813 (1410) yılı başlarında Kara-Yusuf yazı geçirmek üzere yine Aladağ'a gitti. Aladağ'dan Avnik'e gelen Kara-Koyunlu beği burada birçok kimselerin Erzincan hakimi Mutahharten'in torunu Şeyh Hasan'dan şikayet etmeleri üzerine bu şehre yürüyerek onu muhasara altına aldı. Şeyh Hasan kırk beş gün Kara-Yusuf'un kuşatmasına dayandıktan sonra teslim oldu. Kara-Yusuf Şeyh Hasan'a Erzurum bölgesindeki kalelerden birini vererek Erzincan'a sadık ve fedakar adamlarından Pir-Ömer'i vali tayin etti. Bu fetih 813 (1410) yılının ilk aylarında olmuştu.

Sultan Ahmed, Kara-Yusuf'un Hemedaıı yazısını kendisine bırakmamasına kızmıştı; onun Erzincan muhasarasiyle meşgul olmasını fırsat bilerek 813 yılı Muharrem'inin 12 sinde (17 Mayıs 1410) Bağdad''tan Tebriz üzerine yürüdü; Hemedan dolaylarındaki Kürdler'i kendi tarafına çektikten sonra yoluna devam etti. Babası tarafından kendi yerine vekil bırakılmış olan Kara-Yusuf'un en büyük oğlu Şah-Mehmed, Ucan yaylağında iken Sultan Ahmed'in gelişinden haberdar olarak buyruğunda pek az kuvvet bulunduğundan ötürü, Hoy'a doğru çekildiğinden Bağdad hükümdarı 26 Rebiül-evvel'de (29 Temmuz) Tebriz'e girdi. Tebriz halkı onu büyük bir sevinç içinde karşıladı. Bağdad sultanı, Şah-Mehmed'in arkasından kuvvet göndermeyi de ihmal etmemişti. Bu kuvvet Selmas'da Kara-Koyunlu şehzadesine yetişerek onu, bozgun halinde, kaçmaya mecbur etti. Sultan Ahmed'in Azerbaycan'ı istila ettiğini ve Tebriz'e girdiğini Erzincan'ın fethini bitirdiği sırada öğrenen Kara-Yusuf, Sultan Ahmed ile muharebe edip etmemek hususunda yanındaki emirlerden düşüncelerini sordu. Kara-Koyunlu begi emirlerin söz birliği ile kararı kendisine bırakmalarından son derece memnun kalarak hepsini ayrı ayrı kucaklayıb onlara va'dlerde bulunduktan sonra Azerbaycan'a hareket etti. Aladağ yöresindeki Nevşehir'de ordusuna geçit resmi yaptıran Yusuf Beg, Tebriz dolaylarına geldi. Sultan Ahmed şehirde idi; bunu haber alınca Kara-Koyunlu begi ile savaşmak için Tebriz'den çıkarak Şenb-i Gazan'da konakladı. Burada etrafına toplanmış olan oymakların sayısı yirmi bin evi bulmuştu. Kara-Yusuf da bu sırada Tebriz'e iki fersah (takriben 12,5 kilometre) mesafede olan Esed köyüne erişmiş ve ordusunu muharebe nizamına sokmuştu. Sağ kolda yine begleri Pir Hüseyin Beg kumandasında Sa'dlu boyu yer almıştı. Pir Hüseyin Beg'in yanında kardeşi Emir Pir Mehmedile Türkmen beglerin-den ve yine Kara-Yusuf'un akrabasından Esed, Busat ve Döğer boyu başı Musa, Muhammed-i Devati, Kara-Yusuf'un yeğeni Gazan Sultan, Bayram Beg, Tanrıbirmiş vardı. Sol kolda ise Muhammed-i Cengi, Yadigar-Şah, Seyyid Ahmed, Dizek, Emir Nizamuddin Bistam Beg, Ali Paşa, Hüseyin, Emir Kara, Bidlis emiri Şemsuddin, Hamid ve Müsafir bulunuyorlardı. Kara-Yusuf, oğulları Pir-Budak, iskender, Ispend mirzalar, Van-Hakkari hakimi Melik izuddin Şir ve onun oğlu Muhammed ile göğüste yani ordunun merkez kolunda yeralmıştı.

Birlikte acı günler yaşamış olan iki eski dost son defa olarak bu suretle düşmanca karşı karşıya gelmişlerdi. Bunda, hiç şüphesiz, kabahat tamamiyle Ahmed-i Celayir'e aitti. Filhakika o davranışlarında istikrar olmayan, gaddarlığa meyyal ve sefih ruhlu bir insandı. Bu vasıfları ile tam bir mütereddi olarak görünen Ahmed, son hareketiyle Kara-Yusuf'a karşı olan ahdine vefa göstermemiş olduğu gibi, Irak-ı Arab ve Huzistan'daki hükümranlığının da dostu Kara-Yusuf'un muvaffakiyetlerinden ileri geldiğini düşünmemişti. Buna karşılık o Kara-Koyunlu beginin günden güne artmakta olan başarılarını çekmiyor ve onun ileride kendisi için önlenemez bir tehlike yaratacağından şüphe etmiyordu. Bu hareketinde en fazla bu hususun amil olduğu muhakkaktır.

Savaş, yukarıda işaret edilen, Esed köyü yanında 813 yılı Rebiul-ahir ayının 28. Cuma günü (30 Ağustos 1410) vukubuldu ve Türkmen ordusunun tam bir zaferiyle neticelendi. Sultan Ahmed'in askerlerinden bir kısmı esir düştü ve bir kısmı da kaçma yolunu tuttu. Kendisine gelince, savaş esnasmda bir Türkmen bir kılıç vuruşu ile onu atın-dan yıkmış, silah ve elbiselerini alarak gitmişti. Çırıl çıplak bir hale gelmiş olan bedbaht hükümdar, bu vaziyetinden istifade ederek kendisini bir bağda gizlemeye muvaffak oldu. Lakin bahtsızhğı burada da kendini gösterdi. Bağdaki ağaçlardan biri üzerinde bulunan bir ihtiyar onu görmüştü. Tebriz'de ayakkabıcılık yapan ve Bahauddin-i Cullah adını taşıyan bu ihtiyar Ahmed'in yanına geldi. Ahmed ona kendisini tanıttı ve kimseye bir şey söylememesini tenbih ettikten sonra: "bu şehirde benim çok adamlarım var; geceleyin onların yanına git ve istediğin kadar mal ve eşya iste" dedi ve Bağdad'a vardığında da Bakuba'yı ona vereceğini vaad etti.

İhtiyar ayakkabıcı bunu sevinçle kabul etti ise de kendisi gibi yaşlı olan karısı:

"Bakuba çok uzak bir yerdir, bize bu taraftan fayda yoktur; iyisi mi Kara-Yusuf'a giderek sultanın yerini bildir ve ondan bu hizmete mukabil mükafatını al" sözlerini söyleyerek kocasını bu fikrinden vazgeçirdi. Ayakkabıcı vakit geçirmeyerek Kara-Yusuf'un yanına gitti ve Sultan Ahmed'in kendi bağında olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Kara-Koyunlu hükümdarı, yanında bulunan erkan ve emirlerinden Şeyh Dursun, Şeyh Hacı, Tanrıbirmiş, Satılmış ve Mahmud-ı Inak'ı gönderdi. Bunlar da Ahmed Celayir'i saklandığı yerden bulup çıkardılar. Sultan çırıl çıplaktı. Sırtına eski bir kaftan, başına eski bir takye geçirib arık bir ata bindirerek onu Kara-Yusuf'un katına getirdiler. Kara-Koyunlu hükümdarı eski arkadaşını güler yüz ile karşıladı ve ona baş tarafta yer gösterdi; fakat söze başlayıb ona sitemlerde bulunmaktan ve " senin sözlerin ile hareketlerin birbirini tutmamıştır. Defalarca bana muhalefet etmeyeceğine dair Kur'an üzerine yemin etmiştin" demekten de kendini alamadı Sonra oradan kaldırılarak ayakkabıların bulunduğu yerde oturtuldu. Bu sırada Kara-Yusuf'un oğlu Pir-Budak içeri girdi ki, evvelce söylendiği gibi, Dımaşk'da hapiste iken doğan bu çocuğu SultanAhmed manevi oğul edinmişti.

Orada bulunan emirler, esir hükümdara:

"senin ülken Pir-Budak Han'a verilmiştir" dedikten sonra, ondan Azerbaycan'ı Pir-Budak'a ve Irak-ı Arab'ı da Kara-Yusuf'un diğer oğlu Gıyasuddin Şah Mehmed'e tefviz ettiğine dair bir yarlığ yazmasını istediler. Sultan Ahmed, bizzat eline kalemi alarak altun suyu ile onların arzularını yerine getirdi.

Irak-ı Arab'ı Şah-Mehmed'e verdiğine dair olan yarlığın meali şöyle idi:

"Bağdad'da bulunan oğullarım, Oğur Muhammed -urf- ve Ebul-Kasım, Tekrit kalesi kumandanları bilesiniz ki, hükümet merkezi olan Bağdad'ı ve Irak-ı Arab ülkesini oğlum-Giyasuddin Şah-Mehmed'e verdim. Onun teveccühünü haber alınca gerektir ki derhal merasimle karşılayup kalelerin anahtarlarını ve hazineleri ona teslim ederek muhalefet yolunu açmayasınız". Ahmed'in elinden bu yarlığ alındıktan sonra kendisi Satılmış'ın evinde hapsedildi. Kara-Yusuf savaşta tutsak alınan Uyrat begleriyle Urban reislerini Şah-Mehmed'e katarak onu Irak-ı Arab'a gönderdi.

Kara-Koyunlu begi, Sultan Ahmed'in, yukarıda birer birer anlatılmış olan, aleyhindeki hareketlerine rağmen eski arkadaşının canına kıymak istemiyor, öldürülmesi hakkında telkinlerde bulunan erkan ve ümerasına:

"hayatını bağışlayacağıma and içtim" diyordu. Celayir hükümdarının öldürülmesi üzerinde bilhassa Bistam Beg ile Irak emirleri ısrar ediyorlardı. Hayret edilecek cihet şuradadır ki, bu ısrar edenlerin çoğu Celayir devletinin eski emirlerinden idiler. En sonunda Kara-Yusuf emirlerin arzusunu kabul etti; daha doğrusu kabul etmek mecburiyetini duydu. Bunun üzerine Ahmed-i Celayir, evvelce kardeşini öldürmüş olan Hoca-Cafer'e teslim edildi. O da kısas olarak Sultan Ahmed'i öldürdü. Cesedi, herkesin öldüğüne inarak fitne çıkarmaması için, üç gün Tebriz'de teşhir edildikten sonra vasiyeti mucibince, Dımaşkıyye imaretinde annesi ve kendisinin öldürdüğü kardeşi Sultan Hüseyin'in yanına gömüldü. Bunu amcasına refakat ederek esir alınmış olan Şah Veled b. Şehzade Şeyh Ali ile Sultan Ahmed'in adilcevaz kalesinde mahpus bulunan oğlu Alaüddevle'nin öldürülmeleri takib etti. Sultan Ahmed, tahsilli bir hükümdar olup üç dilde (Türkçe, farsça ve arabça) şiir söylüyor ve musikiden anlıyordu. Hatta musikinin bu hükümdar devrinde oldukça mühim bir gelişme gösterdiğini söylemek mümkündür. Fakat dönek, hatta gadr edici bir insandı. Bütün hayatı sefahat ile geçmiş ve kendisini bir takım çirkin alışkanlıklardan kurtaramamıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:51

n) Şirvanşah Şeyh İbrahim'in oğlu Keyumers'in tutsak alınması— İsfahan hakimi Ömer Şeyh oğlu Mirza Rüstem'in Kara-Yusuf'un yanına gelmesi:

Sultan Ahmed Tebriz'e yürüdüğü esnada Şirvan hakimi Şeyh İbrahim'den de yardım istemişti. Şeyh İbrahim de oğlu Keyumers kumandasında bir ordu gönderdi. Bu ordu Aras'ı geçerek Sultan Ahmed'in bozguna uğradığı gün muharebe meydanına yaklaşmış, fakat mağlubiyet haberini işitince olduğu yerde kalmıştı. Kara-Yusuf bu orduyu da bozguna uğratıb kumandanı Keyumers'i tutsak alarak hapsedilmek üzere Erciş kalesine gönderdi. Şeyh İbrahim oğlunu kurtarmak için fidye teklif etti ise de Kara-Koyunlu begi bunu reddetti.
Kara-Yusuf Tebrizliler'in Sultan Ahmed tarafını tutmalarından öfkelenerek bu şehri askerlerine garet ettirmek kararını vermişti.

Lakin sonradan bu kararından vazgeçerek onları afvetti. Bunu müteakip Doğu-Anadolu'daki ata yurduna gelen Kara-Yusuf burada bir müddet oturduktan sonra Tebriz'e döndü.
Geçen yılın sonlarında Irak ve Azerbaycan'ı kurtarmak üzere Şah-Ruh tarafından on bin atlı ile gönderilmiş olan Halil-Sultan, Rey'e kadar gelmiş fakat daha ileriye gidememişti. Çünkü, bu esnada Fars hakimi İskender, kardeşi Rüstem'i bozguna uğratarak onu İsfahan'da muhasara altına almıştı. Rüstem, Halil Sultan'dan yardım istemiş o da İsfahan önüne gelmişti. Burada İskender ve Halil Sultan ile Isfahanlılar arasında her gün çarpışmalar olmuş ve bundan da en fazla Isfahanlılar zarar görmüşlerdir. Müşkül bir vaziyette olduğunu anlayan Rüstem Mirza şehirden çıkarak Kara-Yusuf'un yanma gitmiş, az sonra Şul ve Kürd askerlerinin izinsiz olarak kendisinden ayrılmaları üzerine İskender Şiraz'a dönmüş Halil Sultan'a gelince o da kıtlık yüzünden İsfahan'da daha fazla kalamayarak Rey'e çekilmiş ve vaziyeti Şah-Ruh'a bildirmiştir.

Mirza Rüstem aynı yüm (813 = 1410) 24 Cumad el-ahire'sinde (23 Ekim) Tebriz'e gelerek Kara-Yusuf tarafından istikbal edildi. Çağatay şehzadesine büyük bir misafirseverlik gösteren Kara-Koyunlu begi, onun şerefine birbiri arkasından ziyafetler verdi. Bir kaç gün sonra, birlikte Merağa'ya geldiler; Gilan dolaylarına vardıklarında Irak Türkmenleri'nin büyük beğlerinden Şehrizor hakimi Mehmed Saru, Kara-Yusuf'un katına gelib tabiiyyetini bildirdi ve onun iltifatına nail oldu. Recep ayının sonlarında (Kasım) Kara-Yusuf Mirza Rüstem'e kıymetli hil'atler ve atlar verdikten ve maiyyetine adamlar katarak onu İsfahan'a yolcu ettikten sonra Tebriz'e döndü. Aynı yıl içinde Irak-ı Arab'ın fethine gitmiş olan Şah Mehmed, Erbil'de konaklayıb burada Bağdad'ın fethi için hazırlanmaya başlamıştı.

o) Kara-Yusufun oğlu Pir-Budak-ı sultan ilan etmesi ve Şah Mehmed'in Bağdad'ı zaptı:

814 (1411) yılında Kara-Yusuf, bütün Azerbaycan ileri gelenleri ile Türkmen beglerini Tebriz'de katma okuyub, onların bulunduğu bir mecliste oğullarından Pir-Budak'ı sultan ilan etti. Yukarıda bir kaç defa söylendiği gibi, Sultan Ahmed, Dımaşk"da hapiste iken Kara-Yusuf'un dünyaya gelen bu oğlunu manevi evlad edinmişti. Kara-Koyunlu begi de ancak Cengiz soyuna veya onunla hısımlığı olan bir aileye mensub bulunanların han veya sultan olabilecekleri suretindeki dahil bulunduğu siyasi çevrede kuvvetle mevcut olan hukuki telakkiye uymak mecburiyetinde kalarak bizzat kendisini değil, Sultan Ahmed'in manevi evladı olan ve binaenaleyh varisi ve halefi saydığı oğlu Pir-Budak'ı sultan ilan etmişti. Bu münasebetle Kara-Yusuf yapılan merasimde Pir-Budak'ı ahundan bir tahta oturtmuş, başına tac giydirmiş ve beline altın kemer kuşatmıştı. Kendisini de oğlunun vekili telakki eden Kara-Koyunlu emiri, ona diğer emirler de birlikte tazimde bulunmuştur. Bunu müteakip bir kaç gün devam eden büyük toylar verilmiş ve davetli bulunan ümera, ayan ve eşrafa kıymetli hilatlar giydirilmiş ve kemerler kuşatılmıştır. Bunlar da Pir-Budak'a, mukabele olarak, armağanlar takdim etmişlerdir.

Padişahlık merasiminden sonra ferman ve menşurların başına Moğol usulünce:

"Sultan Pir-Budak Han yarlığıdın Ebu'n-Nasr Yusuf Bahadır Nuyan sözümiz" ibaresi yazılmıştır. Mirhond ve ondan naklen Hondmir'e göre, Kara-Yusuf, Ebu-Bekir'i ikinci defa yendikten sonra (810 = 1407) Pir-Budak'ı padişahlık tahtına oturtmuş ve hatta elçi gönderib Sultan Ahmed'i bundan haberdar etmiştir. Celayir hükümdarı bu hareketi iyi karşılayarak Pir-Budak için çete. ve diğer padişahlık alametleri yollamıştır. Fakat Mirhond'un bu sözleri katiyen doğru değildir. Pir-Budak, Celayir Ahmed'in ölümünden sonra han ilan edilmiştir.

Kara-Yusuf, Pir-Budak'ın saltanat alametlerinden olmak üzere, ülkesinin muhtelif yerlerinde, üzerlerinde oğlu ve kendisinin adları yazdı bakır ve gümüş sikkeler kestirmiştir ki, bunların en eskileri, beklenildiği gibi, 814 tarihlidir.

Bu yılın en mühim hadiselerinden biri de Bağdad''ın Şah-Mehmed tarafından fethi olmuştur. Sultan Ahmed, Tebriz üzerine yürüdüğü zaman Bağdadim korunmasına Emir Bahşayiş'i bırakmıştı. Fakat Sultan Ahmed'in ölümünü müteakip Sultan Hüseyin b. Uveys'in kızı olan meşhur Döndü (Dölendi) Hatun, Emir Bahşayiş'i öldürtmüş ve şehrin idaresini eline almıştı. Bu esnada Şah-Mehmed Erbil'den Bağdad üzerine yürüyerek şehri kuşattı. Lakin Bağdad halkı Sultan Ahmed'in öldüğüne bir türlü inanamıyor, onun bir gün çıkıp geleceğini sanıyordu; bu sebeble Şah-Mehmed'in kuşatmasına karşı el birliğiyle çetin bir müdafaa gösterdi. Bir müddet sonra Ahmed'in hakikaten hayatta olmadığı haberinin şehirde yayılmaya başlaması üzerine Döndü Hatun, sultanın saklanmış olduğu ve yakında saklandığı yerden çıkıp geleceği söylentisini yaydığı gibi, bu münasebetle şehrin donatılmasını da emretti. Bu esnada Şah Mehmedde kuşatmanın uzamasından canı sıkılarak Bakuba'ya çekilmişti. Şehir üç gün donatıldıktan sonra Döndü Hatun kocası Şah-Veled b. Şehzade Şeyh Ali'den doğan Mahmud, Uveys ve Mehmed adlı üç oğlu, kızları ve yakın adamlariyle birlikte bir gece gemiye binerek gizlice Vasıfa kaçtı. Bunu anlayan Bağdad'ın ileri gelenleri Bakuba'da bulunan Şah-Mehmed'in yanına gidib onu şehre davet ettiler. Şah-Mehmed de Bakuba'dan kalkarak onlarla birlikte 814 yılı 5 Muharrem günü (29-Nisan-1411) öğleden önce Bağdad'a girdi. Şehir Türkmenler tarafından yalmz bir gün yağma edildi (her halde hanedan mensupla ti ile yakınlarının evleri). Bununla beraber Sultan Ahmed'in hayatta olduğu ve geleceği hakkındaki yalan sözler hala halk arasında devam etmiş ve bu yüzden şehirde kargaşalıklar çıkmıştır. Bu gibi yalan sözler yaydıklarından Şeyh Ahmed-i Suhreverdive oğlu da öldürülenler arasında idiler. Şah-Mehmed Erbil'ı küçük yaşta olan oğlu Şah Ali'ye verdi. Burası Şah-Ali'nin atabeyi Hasan Aka tarafından idare edildi.

ö) Kara-Yusuf'un, oğlu Pir-Budak için Muş yazısında toy tertip etmesi —Kara-Yülük ile yeniden savaş— Emir Bistam ile aralarının açılması — Şirvanşah Şeyh İbrahim ve müttefiklerinin yenilişi:

814 yılının sonlarını Aladağ'da geçirmiş olan Kara-Yusuf, 815 (1412) yılı başlarında Muş sahrasına gelip geçen yıl padişahlığını ilan ettiği oğlu Pir-Budak için büyük bir toy verdi. Toyda Azerbaycan emirleri ve Türkmen begleri bulundular. Onlara Kara-Yusuf tarafından kıymetli atlar ve altın işlemeli kürkler hediye edildi ve bütün askerlere de ihsanlarda bulunuldu. Toyda bin koyun, yüz kısrak kesilmişti ki, bizim için burada dikkate şayan olan husus, at etinin yenilmiş olmasıdır. İslamiyeti kabul ederek Yakın-Doğu'ya gelen ve başta Anadolu olmak üzere bu bölgenin muhtelif ülkelerinde yurt tutan Türkmenlerin, eskisi gibi at eti yediklerine ve kımız içtiklerine dair bilgi yoktur. Bundan anlaşılıyor ki, Yakın Doğu'ya gelen Türkmenler, mensup bulundukları Hanefi mezhebinin at eti yenmesini mekruh saymasından bu alışkanlıklarından vazgeçmişlerdir. Bu sebeble Kara-Yusuf'un verdiği toyda kısrak kestirmesi, tesirini kuvvetle devam ettirmekte olan Moğol geleneği ile ilgili olsa gerektir. Hafız-i Ebru, bu toy münasebetiyle zamanın başbuğlarından hiç birinin Kara-Yusuf'un askeri kadar mükemmel olmadığını kaydetmektedir.

Muş yazısındaki toydan sonra Kara-Koyunlu begi Bidlis'e gitti ve orada Emir Şemuddin tarafından karşılandı. Buradan Mardin bölgesindeki Sa'ur kalesinin önüne gelerek askerlerinin bir kısmını bu kalenin muhasarasına bırakan Yusuf Beg, Mardin'e gitmiş, hazinesini şehrin hisarına koyduktan ve oranın muhafızlığını da Kara-Bahadır'a verdikten sonra, amid üzerine yürümüştür; ilk önce amid ve Çermik ekinliklerini hasara uğratmış ve bunun üzerine Çermik halkı kendisinden aman taleb etmiştir. Kara-Yusuf bin at verdikleri takdirde bunu kabul edeceğini bildirmiş, fakat Çermiktiler'in taallul göstermelerinden dolayı kaleyi almış ve müdafilerin bir kısmını öldürmüştür. Buradan Ergani üzerine yürüyen Kara-Koyunlu begi önüne çıkan Kara-Yülük Osman'ı bozguna uğratıp onu hisara kapanmaya mecbur etmiş ve şehri yağmaladıktan sonra Muş yolu ile payitahtı Tebriz'e dönmüştür. Memluk devri müverrihlerine gelince, onlar bu olayı, Hafiz-i Ebru'nun aksine olarak 814 yılı içinde gösterirler ki, daha doğru olsa gerektir. Bunlardan Makrizi'ye göre Kara-Yusuf'un Amid önünde görünmesi üzerine Kara-Yülük kaçmış, Kara-Yusuf'un askerleri kaleleri çevirmişler ve iki taraf arasında 32 gün süren çarpışmalarda pek çok kimseler ölmüştür. Bu esnada Te-murleng'in oğlunun Tebriz'e konduğunu haber alan Kara-Yusuf ağırlığını bırakarak ülkesine yollanmış, Kara-Yülük de onu biraz takib ettikten sonra, Erzincan tarafına gitmiştir (Cumade'lahire). Aynı mü-ellif, Şaban ayı olayları arasında Kara-Yülük'ün Kara-Koyunlular'a aid olan Sincar'ı yağmaladığını ve Musul kafilelerini soyduğunu, Kürdler'e saldırarak emirlerinden bazılarını tutsak aldığını, bunları salıvermesi karşılığında ona 100.000 dirhem, 1000 koyun, 10 at verildiğini kaydettikten sonra, Kara-Yusuf'un barış teklifine Ak-Koyunlu beginin yanaşmadığını yazar. Yine Makrizi'ye göre, aynı ayda kışlamak için Karabağ' a gitmiş olan Kara-Yusuf'un askerleri arasında kolera (fena) hastalığı çıkmıştır.

Kara-Yusuf aynı yılda bir müddettenberi emirlerini dinlemeyerek müstakillen hareket etmeye başlayan Irak-ı Acem valisi Bistam Beg'in te'dibi için Erdebil'e göndermiş olduğu askerin başarı gösteremediğini öğrenince bizzat Irak-ı Acem'e yürüyerek Cumad el ahire ortalarında (Eylül) Sultaniye önüne geldi; kendisine itaat etmeleri yolunda Bistam ve kardeşlerine haberler yolladı ise de onlar buna kulak asmadılar. Bunun üzerine Kara-Yusuf askerlerine şehri tahrib etmeleri emrini verdi. Kara-Koyunlu begi ile Bistam Beg'in aralarının ne gibi bir sebebten dolayı açılmış olduğuna dair kayaklarda bir izahata rastgelinemiyor. Bununla beraber bunun, Bistam Beg'in Sultaniye şehri ve bölgesini Kara Yusuf'a bırakmak istememesinden ileri geldiği muhakkaktır.

Bu esnada Şirvanşah Şeyh-İbrahim, Şeki valisi Arlat Seyyidi Ahmed ve Gürcü kiralı Köstendil (Konstantin) Kara-Yusuf'a karşı ittifak ederek birlikte harekete geçtiler. Bunu öğrenen Kara-Koyunlu begi Receb'in 20 sinde (26 Ekim) Tebriz'e döndü ve orada kuvvetlerini topladıktan sonra 12 Şaban'da (17 Kasım) ılgarla Karabağ'a geldi. Buradan Şeyh İbrahim'e elçiler gönderen Yusuf Bey, ona barış teklif etti ise de bu teklif Şirvanşah ve müttefiklerinin cür'etini arttırmaktan başka bir netice vermedi. Buna son derece öfkelenen Kara-Yusuf, Ramazan ayının ortalarında (19 Aralık 1412) Cür ırmağını geçerek müttefik kuvvetlere hücum etti ve şiddetli bir savaştan sonra, onlara karşı en parlak zaferlerinden birini kazandı. Savaşın sonucunda Şirvanşah Şeyh-İbrahim, kardeşi Şeyh-Behlul, Şirvan kadısı Mevlana Zahiruddin, Gürcü kiralı Köstendil ile müttefik ordunun mühim bir kısmı tutsak alınmıştı. Şirvanşah ile kardeşi ve kadının hayatlarına dokunulmadı ise de Gürcü kiralı, kardeşleri ve yüz otuz kadar aznavuruna aman verilmeyerek hepsi öldürüldü. Zaferden sonra Şamahi taraflarını askerlerine yağma ettiren Yusuf Beg, bol doyumluk elde etmiş ordusu ile ülkesine döndü ve Şevvafın sonunda Perşembe günü (1 Şubat 1413) Tebriz'e girdi. Şirvan sarayındaki bütün altın ve gümüş evaninin teslimi istenmiş, Şeyh-Behlul'un iki yüz tuman Irak altını ve kadının da yüz tuman olmak üzere fidyeleri tesbit olunmuştur. Behlul ile kadının fidyeleri gelerek 27 Zilhicce'de (30 Mart) Tebriz'den ayrıldılar. Şirvanşah Şeyh İbrahim'e gelince, bir ay daha Tebriz'de kaldıktan sonra 816 yılı Muharrem'inde (1413 Nisan) memleketine gitti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:52

p) Kara-Yusuf'un Bistam. Begi te'dib için Sultaniye'ye gitmesi— Fars ve İsfahan hakimi Mirza İskender'in Azerbaycan'a yürümesi üzerine onu karşılamaya çıkması —Yolda hastalanarak geri dönmesi— Baba Hacı Gaverudi'nin itaat etmesi:

Kara-Koyunlu hükümdarı 816 yılı Muharrem ayının 29 unda (1 Mayıs 1413) Tebriz bölgesindeki Sehend yaylasına gitmek üzere hükümet merkezinden ayrıldı. Bu sırada Bistam Beg'in yeğeni olan Mansur oğlu Muhammed yakalanıb Tebriz'de hapsedildi. Fakat Yusuf Beg az sonra Muhammed'i hapisten çıkartarak Erdebil ve Halhal bölgesini ona dirlik verdi. Bu esnada Azerbaycan'da büyük bir kıtlık baş göstermiş, hububatın fiyatı korkunç denilebilecek bir dereceye ulaşmıştı. Kara-Yusuf yaz mevsiminde Sultaniye'de bulunan Bistam Beg'in üzerine yürüyerek askerlerine bu şehirde ve Kazvin'de tahribat yaptırdı. Bu sırada Kara-Koyunlu begi, biraz önce Erdebil ve Halhal'ı ikta ettiği Bistam Beg'in yeğeni Muhammed'in, amcasının yolundan gidib itaatsızlığa başladığını işittiği gibi, Fars hakimi Mirza İskender'in de Hemedan çevresine geldiğini öğrendi.

Ömer Şeyh oğlu Mirza İskender, Fars ve Irak-ı Acem'in bir kısmını idaresi altına aldıktan ve İsfahan'ı da saltanat merkezi yaptıktan sonra Azerbaycan'ı zaptetmeyi kafasına koymuş ve Luristan yolu ile bu ülkeye yürüyerek Nihavende gelmişti. Kara-Yusuf'a gelince, İskender'in yürüyüşünü haber alır almaz onu karşılamak üzere harekete geçti.

İki ordu birbirine yaklaştığı sırada Kara-Yusuf ve askerlerinin çoğunda bir hastalık baş gösterdi ve bu yüzden Kara-Koyunlu begi geri dönmeye mecbur kaldı. Bunu işiten Mirza İskender:

"Mirza Kara-Yusuf benden korktuğundan kaçtı; acz elini za'f ve hastalık eteğine astı" diyerek gururlandı ise de o da daha ileri gidemiyerek İsfahan'a döndü. Kendisi ve ordusunun bir kısmı hastalanmış bulunan Yusuf Beg, Tebriz'e giderken yolda Gaverud kalesine uğradı. Emir Baba Hacı, müstahkem kalesine güvenerek uzun bir zamandan beri Kara-Koyunlu begine itaat etmemişti. Bu defa hediyelerle Kara-Yusuf'un huzuruna gelib tazimlerini bildirdi. Bundan pek memnun kalan Yusuf Beg, bütün Gaverud havalisini ona verdikten sonra ordusunu terhis etti ve Cumad el-ahire ayının 10. Çarşamba günü(7 Eylül 1413) Tebriz'e vardı.

Aynı yılda Bağdad hakimi Şah-Mehmed, Şehrizor emiri Mehmed Saru Türkmen'in üzerine yürümüş, cereyan eden vuruşmayı kazanarak onu ve oğlunu esir almıştı. Şah-Mehmed, Saru'yu Hit kalesinde ve oğlunu da Bağdad'da hapsetmiştir.

r) Şah-Ruh'un Azerbaycan'a yürümek teşebbüsü ve bu teşebbüsün Fars ve İsfahan hakimi Mirza İskender'in muhalefeti yüzünden gerçekleşmemesi:

Bundan önce bahsedildiği üzere Irak'ın bir kısmiyle Azerbaycan'ı Kara-Yusuf'un elinden kurtarmak ve bu suretle babasının imparatorluğunu ihya etmek gayesine varmak isteyen Şah-Buh, Kara-Koyunlular'ın Irak'ta daha fazla ilerlemelerini önlemek için Halil Sultan kumandasında onbin kişilik bir orduyu Horasan'dan yola çıkarmış, fakat bu ordu Fars hakimi İskender'in muhalefeti yüzünden Kara-Koyunlular'a karşı mühim bir şey yapamamıştı. Bu ordunun kumandanı Halil Sultanda 814 yılında (16 Receb = 6 Kasım 1411) ölmüştü. Fakat bu hadiseler Çağatay hükümdarının azmini kıracak mahiyette değildi. Bu sebeble Şah-Ruh Harizm'ı de fethettikten sonra serbest kalarak alakasını tamamiyle batıya çevirmiş ve bizzat kararını tatbike geçmişti. Hafız-i Ebru ve diğer Timurlu müverrihlerine göre, yüz bin kişilik bir ordu toplanmış, Semerkand'da bulunan bir kaç fil de Horasan'a getirilmiştir. Şah-Ruh, güz başlarında (18 Receb = 14 Ekim) Herat'tan ayrılmış ve Nişabur'a muvasalatında iskender Mirza'ya Ebu-Said Melik adlı elçisiyle mektup göndererek kışı Mazendran'da geçireceğini, bahar mevsiminde Irak ve Azerbaycan üzerine yürüyerek buraları Kara-Yusuf'tan kurtaracağını bildirmiş ve ordusu ile Rey'de kendisine katılmasını istemişti. Lakin pek muhteris bir insan olan İskender, kardeşlerini bulundukları yerlerden çıkardıktan sonra zihninde Tim urlu imparatorluğunun biricik hakimi olmak gibi büyük bir gaye taşımaya başlamıştı. Bu sebeble Şah-Ruh'un, kendisinin metbuu gibi davranmasına kızarak ona ümid etmediği bir cevab verdikten sonra Irak yolunu kapatmış ve Siistan, Kandahar ve Germsir hakimlerine mektuplar gönderib onları Şah-Ruh aleyhine harekete geçmeye davet etmiştir. Bütün bunları günü gününe öğrenen Şah-Ruh, Tebriz yerine İsfahan'a gitmenin daha muvafık olacağına karar vererek 817 yılı Muharrem ayında (Mart-Nisan 1414) Mazendran çayırlığından İsfahan üzerine yürümüştür. Damganda iken Bistam Beg elçi göndererek tabiiyyetini bildirmiş, bundan memnun kalan Şah-Ruh onun elçisine riayet göstermiştir. Çağatay hükümdarı bizzat İskender tarafından savunulan İsfahan'ı kısa bir zamanda fethettikten ve İskender'i de tutsak aldıktan sonra bu şehri onun kardeşi Rüstem Mirza'ya vermiştir. Luristan'ı da İskender'in diğer kardeşi Baykara'ya veren Şah-Ruh, buna mukabil'Fars ülkesini oğullarından İbrah im Mirza'ya tevcih ettikten sonra Yezd'e gelmiş ve Kuhistan çöl yolu ile Horasan'a dönmüş, aynı yılın 2 Receb'inde (17 Eylül) hükümet merkezi Herat'a varmıştır.

s) Kara-Yusufun Şah-Ruh'a elçi göndermesi —Anlaşma hasıl olmaması— Kara-Yusufun Sultaniye ve Kazvini zaptetmesi:

Hafız-i Ebru'ya göre241, Kara-Yusuf'un 818 yılı Muharrem ayının sonunda (1415 Nisan) söz söylemekteki maharetiyle büyük bir şöhreti olan nedimlerinden Merdanşah elçilikle Herat'a gelmiştir. Şah-Ruh tarafından kabul edilen Kara-Yusuf'un elçisi ona, efendisinin mektubunu sunmuştur. Aynı müellife göre Kara-Koyunlu begi mektubunda Sultaniye''nin kendisine bağışlanması karşılığında Şah-Ruh'u metbu tanıyacağını yazmıştı. Şah-Ruh, doğruluk yolunun ve sadakat alametinin, elçilerin gidip gelmesi, kendisi ile dost olanla dost, düşman olanla düşman olması ve oğlunu kendi huzuruna göndermesiyle anlaşılacağmı ve bunu yerine getirdiği takdirde Sultaniye kalesine kadar olan yerleri ona bağışlayacağı cevabını vermiştir. Kara-Koyunlu begi Kara-Yusuf'un Şah-Ruh'a böyle bir teklifte bulunması, ondan gelecek tehlikeyi önlemekden daha çok milletler arası büyük bir ticaret merkezi olan Sultaniye'ye kolayca sahib olmak maksadı ile ilgili idi. Aynı müverrihe göre, Kara-Yusuf, daha önce de, Şah-Ruh Irak'dan Herat'a geldikten az sonra yine elçi göndererek Çağatay hükümdarına tabiiyyetini bildirmişti.

Gerçekten Horasan, Maveraünnehr, Harizm, Mazendran, Siistan, Afganistan'ı hakimiyeti altına alan Şah-Ruh'un Fars ve İsfahan hakimi Mirza İskender'i de bertaraf ettikten sonra kuvvet ve kudreti en son haddine erişmişti. Fazla olarak, eski emirlerden olup, Sultaniye'den Arran ve Gilan'a kadar uzanan yerlerin sahibi ve kalabalık Cakirlu aşiretinin reisi, şecaat ve dirayetiyle tanınan Bistam Beg de onun tabiiyyeti altına girmiş ve hatta Şah-Ruh'un Irak ve Fars seferinden dönüşünde Herat'a gelerek onun ikram ve inanılarına nail olmuştu. Bununla beraber Horasan hükümdarının müteazzimane cevabı Kara-Yusuf'u okadar çok kızdırmış olmalı ki, derhal ordusu ile Sultaniye üzerine yürümüş, bu def'a şehri müfaa edemiyeceğini anlayan emir Bistam da Kum'a kaçmıştır. Kara-Yusuf'un bu yürüyüşünü haber alan Şah-Ruh, hudud şehri olan Rey'e büyük emirlerin kumandasında mühim kuvvetler yollamış ve bu emirlere, Kara-Yusuf üzerlerine geldiği takdirde savaşmalarını emretmişti. Bu esnada Kara Koyunlu begi için sevindirici bir hadise oldu ki, o da Emir Bistam'ın Kum valisi Sa'd-Vakkas tarafından kendisine teslim edilmesidir. Gerçekten Mirza Sa'd-Vakkas, Kara-Yusuf'a, oğlunu Sultaniye kalesinde bırakarak bir kaç kişi ile yanına kaçmış olan Emir Bistam'ı hapsettiğini bildirmiş ve onun hakkında ne yapılmasını istediğini sormuştu. Bunu haber alan Şah-Ruh, şehzadenin bu hareketine çok kızmış ve Bistam'a riayet gösterilmesi hakkında ferman ve adam göndermiştir. Lakin bunlar galiba geç kalmışlardı. Çünkü, Sa'd-Vakkas, Emir Bistam'ı Sultaniye'de bulunan Kara-Yusuf'a bizzat teslim etti. Sa'd-Vakkas'ın bu şekildeki hareketinin asıl sebebi kesin bir şekilde bilinmemekle beraber, bunun, Kara-Yusuf'un yardımı ile Irak-ı Acem hakimi olmak istemesiyle ilgili olması muhtemeldir. Kara-Koyunlu begi Sa'd'ın bu hareketinden pek memnun kalarak ona va'dlerde bulunmuş ve sabık emir ül-ümera''sı Bistam'ı da serbest bırakmıştır. Kara-Yusuf, Bistam'ın oğlu Ahi-Ferec'i Kum'a göndererek onu, Çağatay şehzadesinin haremini Azerbaycan'a göçürmeye memur etmişti. Fakat Miranşah'ın kızı olan bu kadın, Sa'd'ın yanına gitmek istemediği gibi, kocasını Kara-Yusuf'a gitmeğe teşvik eden bazı emirleri de öldürtmüştür.

Şah-Ruh, 818 (1415) yılında ikinci defa olarak Fars üzerine yürümeye mecbur kaldı. Çünkü, kendisine Luristan'ı vermiş olduğu yeğenlerinden Ömer Şeyh oğlu Mirza Baykara, isyan ederek Fars'ı Şah-Ruh'un oğlu İbrahim'in elinden almıştı. Şah-Ruh başkenti Herat'tan 7 Cumad el-ahire'de (14 Ağustos) aynlmış ve yolda ordu içinde Kara-Yusuf'un casusu yakalanmıştır. Bistam topraklarında iken, Bistam'ın kardeşi Emir Masum, Erdebil'den gelerek Tebriz çevresinde bulunan Kara- Yusuf'a dair bilgi vermiştir. Bu haber, Çekirlü beglerinin Kara-Koyunlu hükümdarına karşı hala muhalefette devam ettiklerini gösteriyor. Şah-Ruh asi Baykara'yı esir alarak Fars'-da dirlik ve düzenliği sağlamış ve büyük emirlerinden İlyas-Hoca'ya Kum, Kaşan, Rey ve Rüstemdar'dan ta Gilan sınırına kadar uzanan Irak-ı Acem bölgesinin idaresini vermiştir. Şüphesiz ki, Şah-Ruh'un bu hareketi Kara-Yusuf'a karşı alınmış bir ihtiyat tedbiri idi. Kara-Koyunlu beginin Rey-ve İsfahan yönündeki bir taarruzundan kaygılanan Çağatay hükümdarı, ona karşı mühim bir kuvveti hudutta toplamıştı.

Şah-Ruh'un bu tedbirlerine muvazi olarak Kara-Yülük'ün de harekete geçtiği görülüyor. Makrizi'ye göre, 819 yılı Cumade'l-ahire'sinde (Haziran-Temmuz 1416) gelen bir haberde Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük Osman'ın Erzincan'ı kuşattığı ve çevresini yağmaladığı bildiriliyordu. Bunun üzerine Kara-Yusuf'un Erzincan valisi Pir-Ömer metbuundan yardım istemiş, o da oğlu İskender'i göndermiştir. İskender'in gelişi üzerine Kara-Yülük kaçmış ve yağmaladığı şeyler de geri alınmıştı.

Ertesi yıl (820 = 1417) Kara-Yusuf'un bizzat Kara-Yülük'ün üzerine yürüdüğü görülüyor. Bu hususta yalnız Mısır kaynaklarında bilgi vardır. Aynı yılın Safer ayında (Mart-Nisan 1417) Memluk hükümdarı Melik Müeyyed Şeyh el-Mahmudi de Malatya bölgesine sefere çıkmıştı. Bundan maksat, iç mücadeleler sebebiyle Türkmenlerin idaresine geçmiş olan Malatya, Darende, Behisni şehirleri ile Kürd reislerinin eline düşen Gerger ve Kahta kalelerini almaktı, Şeyh, Cumade'lahire'de Kahta'yı kuşattığı sırada Kara-Yusuf'un yakın bir yerde Kara-Yülük'e saldırdığı haberi geldi. Az sonra (Receb'de) Malatya valisi Mengli-Boğa, Kara-Yusuf'un ordusundan bir bölüğün Minşar kalesi altında Kürd obalarını yağmaladığını bildiriyordu. İşte bu sırada Kara-Yülük'ün de bozguna uğradığı haberi geldi. Hatta bu haber üzerine Gerger'i muhasara etmekte olan Haleb valisi Koçkar korku-sundan muhasarayı kaldırıp göçmüştü. Şeyh, Rum-Kale"den Haleb'e döndüğünde Kara-Yusuf'un Memluk hududuna yakın bir yerde bulunmasından büyük bir korkuya kapılmış olan halkı teskin etti; az önce gelmiş olup, Şeyh'in beraberinde Haleb'e getirdiği Kara-Yusuf'un elçisi Kadı-asker Hamiduddin'in dönmesine izin verildi. Şaban ayında Kara-Yülük'ten ve Memluk hudud valilerinden, Kara-Yülük ile Kara-Yusuf arasında barış yapıldığını bildiren mektublar geldi. Buna göre, Kara-Yülük, Mardin'in kuzey doğusundaki Saur kalesini Kara-Yusuf'a teslim etmiş ve bunun karşılığında ondan 1.000.000 dirhem, 100 at ve yüz bisrek deve almıştır. Barışın yapılması üzerine Kara-Yusuf 14 Şaban'da ülkesine hareket etmişti .

Fakat bu barış ancak 1 yıl sürecek idi. Çünkü, bir yıl sonra Ak-Koyunlu begi Şah - Ruh'un tahriki ile harekete geçerek Mardin'i kuşatmış ve çevresini de korkunç bir şekilde yağmalamıştı. Memluk hükümdarı Şeyh'in, Şah-Ruh gibi, Kara-Yülük'ü Kara-Yusuf'un ülkesine saldırmaya tahrik ettiğine dair bilgi yoktur. Ancak Şeyh'in Ak-Koyunlu beginin bu gibi hareketlerini memnuniyetle karşıladığı muhakkaktır. Çünkü, Kara-Yülük, Kara-Koyunlu hükümdarının ilerleyişine karşı bir sed vazifesini görüyordu. O aradan gittiği takdire Şeyh, çok kuvvetlenmiş bir halde, Kara-Yusuf'u karşısında bulacaktı. Böyle bir durumun ise nasıl ciddi tehlikeler doğuracağını Şeyh herkesten daha iyi biliyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara-Koyunlu CEMALUD-DİN KARA-YUSUF (1389-1420)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Ara 2010, 23:53

ş) Kara-Yülük ile üçüncü karşılaşma:

Makrizi'ye göre 248, 821 yılı Cumade'l ahire'sinde (1418 Temmuz-Ağustos) gelen haberlerden birisinde Kara-Yusuf'un Erzincan valisi Pir-ömer'in Osmanlı kuvvetleri tarafından ağır bir bozguna uğratıldığı bildiriliyordu. Bu savaş Pir-ömer'in Şarki Kara-Hisarh kuşatması ile ilgili olsa gerektir. Pir-ömer'in burayı kuşatması üzerine ha-kimi olan Melik Ahmed oğlu Hasan Beg, Amasya valisi Şehzade Murad'dan yardım ricasında bulunmuştu. Yine aynı ayda gelen diğer bir haberde de Şirvanşah Şeyh-ibrahim'in 821 (1418) yılında ölümü üzerine Kara Yusuf'un, oğlu el-Han (Pir-Budak) kumandasında 6000 kişilik bir kuvvet gönderdiği, bu kuvvetin, karşısına çıkan Şirvan askerini yendiği, bunu haber alan Şah-Ruh'un Kara-Yusuf'un üzerine yürümeye azmettiği bildiriliyordu. Farsça eserlerde bu hususta hiç bir kayıd yoktur. Şah-Ruh'un, Kara-Yusuf'un Şirvan üzerine kuvvet göndermesi sebebi ile, Kara-Koyunlu begi üzerine sefer yapmaya karar vermiş olması hakkındaki haberin doğruluğuna inanılabilir. Çünkü, Şirvanşah da, Kara-Yülük gibi, Kara-Koyunlular'a karşı Şah-Ruh'un himayesi altına girmişti.

Hafız-i Ebru'ya göre251, 820 (1417) yılı sonlarında veya 821 (1418) yılının ilk ayında Herat'a Kara-Koyunlu hükümdarının elçisi gelmiştir. Bu sırada Kandahar seferinden dönen Şah-Ruh elçiye itibar etmiştir. Fakat elçinin ne gibi bir vazife ile geldiği ve Çağatay hükümdarının ne cevab verdiği hakkında hiç bir şey söylenmiyor. Bu sırada Kara-Yülük Osman'ın elçisi de orada idi. Her iki elçi de aynı ayda (Safer=Mart) Herat'dan ayrıldılar. Bu tarihten iki ay sonra da Kara-Yülük barışı bozarak Mardin'e taarruz etti. Kara-Yülük'ün bu hareketinin Şah-Ruh'un tahriki ile ilgili bulunduğundan, kararlaştırılmış bir plana göre yapıldığından pek az şüphe edilir.

Cumade'l ahire ayında Kara-Yusuf'un ülkesine yürüyen Kara-Yülük Mardin çevresini yağmalamış, 8 kale alıp 220 köy halkını kendi ülkesinde yerleştirmek için götürdükten sonra Mardin'i kuşatmıştı. Bunu haber alan Kara-Yusuf, korkunç bir öfke içinde Kara-Yülük'ün üzerine yürüdü. Kara-Koyunlu beginin yıldırım gibi sür'atli gelişi karşısında Kara-Yülük amid"e doğru kaçtı ise de Kara-Yusuf yetişerek onu bozguna uğrattı. Bozgundan sonra Kal'at ul-Necm cihetine kaçan Kara-Yülük, Kara-Yusuf'un arkasını bırakmaması karşısında Memluk toprağına sığınmaktan başka bir çare olmadığını görerek, Haleb naibine mektub yazıp, sığınmak için müsaade istedi. Bu haberin yayılması üzerine Kara-Yusuf'un Haleb'e gelmesinden çok kaygılanan halk kaçma hazırlıklarına başlamıştı. Ak-Koyunlu begini takiben Fırat ırmağını geçen ve Merzuban suyu kenarına gelen Yusuf Beg, burada yetişerek ona saldırdı ve Merc Dabık'ta. (18 Şaban 821 20 Eylül 1418) cereyan eden bir savaşta hasmını yeniden bozguna uğratıb bütün ağırlıklarını yağmaladı. Kara-Yülük, bu sefer de Kara-Koyunlu beginin elinden kurtularak bin kadar adamiyle Haleb'e kaçabildi. Kara-Yülük'ün arkasından Kara-Yusuf'un gelmekte olduğu haberi, halk arasında büyük bir korku yarattı. Haleb ve hatta Hama halkının mühim bir kısmı yerlerini terk ederek başka taraflara gittiler. Bu yüzden eşeğin fiyatı 500 dirheme, Türk atınınki (İğdiş) 50 altına yükselmişti. Bereket versin bu, çok devam etmedi. Karışıklık ve korkunun en son hadde ulaştığı bir sırada, Ak-Koyunlu begi, bir gece askerleriyle Haleb'i terk edib ülkesine doğru yollandı.

Muharebeden sonra Kara-Yusuf'un oğlu Pir-Budak bir kısım askerle Ayıntab üzerine yürümüş, bunu haber alan Ayıntab naibi ve halkının bir kısmı kaçmışlardı. Aynı veçhile Kara-Yülük ile beraber Kara-Koyunlu ülkesinde yağmalar yapmış olan İnallu, Bayat ve Av-şarlar da bu bölgedeki yurtlarını bırakıb Tarablus taraflarına gittiler.
Kara-Yusuf'un Ayıntab yöresine gelmesi ve bu suretle müsaade almadan Memluk toprağına girmesi, Kahire'de mühim akisler yapmış ve hatta onun Suriye üzerine yürüyeceği zannını hasıl etmiştir. Bir müddet önce Sultan ile bozuşarak Kara-Yusuf'un katına gitmiş olan Emir ul-Hacc. Devaddar Yeşbek ve diğer Memluk emirlerinin onu sultan aleyhinde harekete geçmeye ve Suriye üzerine yürümeye ikna ettiklerinden korkuluyor ve hatta bundan şüphe edilmiyordu. Bu sebeble Sultan Şeyh el-Mahmudi, hazırlandığı haçtan vazgeçtiği gibi naiblere fermanlar göndererek Haleb'e gitmelerini emretti. Diğer taraftan Şeyhul-islam, dört mezheb kadıları ve halifeden Kara-Yusuf ile savaşmanın vacib olduğuna dair fetva alındı ve bu, halka bildirildi.

Kara-Yülük'ün Haleb'ten ayrılmasından bir kaç gün sonra onun hakkında haber elde etmek için Haleb yakınına kadar gelmiş olan bir Kara-Koyunlu müfrezesi, Haleb naibi Yeşbek tarafından mağlub edildi. Esir alman Kara-Koyunlular'dan hükümdarlarının Ayıntab'ta olduğu öğrenildi. Kara-Yusuf askerinin bozguna uğraması üzerine Yeşbek'e ve Şeyh'e yolladığı mektuplarda Ayıntab'a gelmiş olmasından dolayı özür dileyerek Mardin'de fena işler yapan Kara-Yülük'ü cezalandırmaktan başka bir maksadı olmadığını bildirmiş ve Suriye'ye girmeyeceği teminatını verdikten sonra Kara-Yülük'ün kabul edilmesinden dolayı da muahezede bulunmuştur. Bunun üzerine Yeşbek, Haleb mihmandarı Saru-Han'ı göndermiş ve Kara-Yusuf ona da mektubundaki sözleri tekrar etmiştir. Mihmandar Saru-Han'ın getirdiği haber, Haleb halkının korkusunu yatıştırmış olduğu gibi, Sultanı da sevindirmişti. Fakat az sonra Kahire'ye Halebten beklenmedik kara haberler geldi. Bu haberlere göre, Kara-Yusuf Ayıntab'ın çarşı ve pazarlarını yaktıktan, şehri yağma ettikten ve halktan yüz bin dirhem, kırk at aldıktan sonra buradan Bire tarafına gitmiştir. Bire'yi iki gün kuşatmadan sonra zapteden Kara-Yusuf, gösterilen şiddetli müdafaa sebebiyle şehri ve dolaylarını ordusuna yağmalattıktan sonra, Şevval'in 19unda (Kasım) ülkesine doğru yola çıkmıştır.

Kara-Koyunlu beginin yurduna dönmekte olduğu haberi Kahire'ye gelince Sultan bundan memnun olmuş ve hazırlandığı seferden vazgeçmiştir. Kara-Yusuf'un gerek Ayıntab ve gerek Bire yörelerinde yaptığı yağma ve yıkma hareketlerinin sebebi Kara-Yülük'ün Haleb'e sığınmasına müsaade edilmesidir. Yine Memluk müverrihlerine göre, Kara-Yülük Mardin ve çevresinde, şehri yakmak, kan dökmek, kadınları, oğlanları, kızları sattırmak gibi kötü işlerde bulunmuştu. Hatta küçük kız çocukları ikişer dirheme satılmıştı. Bunları yapmış bir insana kolayca sığınma müsaadesi verilmesi, onun Şeyh tarafından Kara-Yusuf'a karşı himaye edildiğini gösteriyordu ki, Kara-Yusuf'u kızdıran, Anteb ve Bire'nin yağmalanmasına sebeb olan hakiki amil de bu idi. Kara-Koyunlu begi ülkesine dönerken Şeyh'e yazdığı mektupta yağmaların kendi ihtiyarı dışında olduğunu söyledikten sonra, Kara-Yülük'e sığınma müsaadesi verdiğinden dolayı onu yeniden kınıyor ve Akkoyunlu beğini tutmasının neticelerinden sakınmasını da tavsiye ediyordu.

Memluk ülkesinden ayrılan Kara-Yusuf Mardin yakınına geldiğinde büyük bir felaketle karşılaştı. Bu da beraberinde bulunan oğlu Pir-Budak'ın ölümü idi. Daha önce söylendiği gibi, Kara-Yusuf bu oğlunu, Sultan Ahmed manevi evlad edindiği için, han ünvanı ile hükümdar yapmıştı. Yakışıklı ve iyi kalbli bir insan olan Pir-Budak'ın ölümü babasını pek müteessir etti; ruhen perişan ve muzdarib bir halde Tebriz'e geldi ve burada sevgili oğlu için günlerce yas tutdu. Az sonra da sebebini bilmediğimiz bir hareketinden dolayı oğullarından İskender'e kızarak onu hapsettirdi ve bir müddetten beri kendisine itaatsizlik gösteren en büyük oğlu Bağdad hakimi Şah-Mehmed'e mektub yazarak onun gönlünü aldı.

823 yılının üçüncü ayında (1420 Mart) Mısır sultanı Şeyh el-Mahmudi, Kara-Yusuf ile harb etmek için emirlerine sefer hazırlıklarına girişmelerini buyurmuş kendisi ata binemiyecek ve hatta bir yerden diğer bir yere gidemiyecek kadar hasta olduğu halde bu kararından vazgeçmemişti.

t) Pir-ömer'in Kemah kalesine taarruzu — Hakimi Kara-Yülük oğlu Yakub Begi esir alması— Kara-Yusufun oğlunu tedib için Bağ-dad'a gitmesi— Kara-Yülükün Pir-Ömer'i öldürmesi:

Kara-Yusuf'un, doğuda Tercan, Bayburt ve İspir yörelerini de içine alan Erzincan eyaletinin valisi Pir-Ömer, bu yılda (823 = 1420) Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük'ün oğlu Yakub'un elinde bulunan Kemah kalesi üzerine yürüdü. Pir-Ömer, askeri ehemmiyeti ve surlarının heybet ve metaneti ile zamanın en meşhur kalelerinden biri olan bu kalenin yakınına geldiği zaman karşısında Yakub'u bulmuştu. Filhakika Şehzade Yakub, kalede İnak-Hasan adlı adamını bırakıp, toplayabildiği kuvvetlerle Pir-Ömer'in önüne çıkmıştı. Fakat yapılan şiddetli bir çarpışmada askeri mağlub oldu ve kendisi de esir düştü. Pir-Ömer, Yakub'u kumandana göstererek kaleyi teslim etmesini istedi ise de İnak-Hasan bunu kabul etmedi. Kara-Koyunlu emiri, kalenin zaptının imkansızlığını görerek Erzincan''a döndü ve Yakub'u Tebriz'e göndererek Kara-Yülük'ün muhtemel bir intikam hücumuna karşı hükümdarından yardım istedi. Yakub'u hapisc atan Kara-Yusuf, 823 (1420) yılı baharında divan begi Bayram Beg, Baba Hacı Beg-i Gaverudi, Bayezid Beg-i ayinlu ve Emir İlyas-i Hacılu gibi emirlerin kumandasında yirmi bin kişilik bir orduyu Pir-Ömer'e yardım için gönderdi. Kendisi de bir müddetten beri emirlerini dinlememeye başlamış olan Şah-Mehmed'i tedip etmek maksadiyle Bağdad'a yollandı. Makrizi'ye nazaran, Yusuf Beg, şehri üç gün muhasara ederek oğlunu dışarı çıkmaya mecbur etmiş, onu tevkif ve mallarını müsadere ettikten sonra, Bağdad'ı diğer oğlu İspend'e vermiştir. Lakin, bu tayin keyfiyeti doğru değildir. Şah-Mehmed, yine eskisi gibi Bağdad hakimi olarak kalmıştır. Esasen, bilhassa İran kaynaklarında teyid edilmediği için, böyle bir seferin yapıldığından şüphe etmek çok yerindedir. Nitekim ibn Hacer, böyle bir şayianın çıktığını, sonra bunun yalan olduğunun anlaşıldığını yazdıktan sonra onun Suriye'ye yürümek üzere hazırlandığını, fakat Şah-Ruh'un hareketi sebebiyle bundan da vazgeçtiğini söylemektedir.

Kara-Koyunlu begi, aynı yılın ortalarında Sehend yaylağında bulunuyordu; burada acı bir haber aldı ki, bu, sadık ve vefakar emiri Pir-Ömer'in Kara-Yülük Osman tarafından öldürülmüş olması idi. Filhakika, Pir-ömer, Kara-Yusuf'un gönderdiği emirlerle birleşmek üzere Erzincan'dan Aladağ'a doğru yola çıkmıştı. Bu esnada Ak-Koyunlu begi Kara-Yülük, oğulları ve torunları ile birlikte yaylada bulunuyordu; Yeğeni Kiği hakimi Pilten Beg, bir Kara-Koyunlu ordusunun Aladağ'a gelmiş olduğunu ve Pir-Ömer'in de bu ordu ile birleşmek üzere Erzincan'dan yola çıktığını ve Tercan'a tabi Hevik mevkiinde olduğunu ona bildirdi. Bunu öğrenen Kara-Yülük, hem öç almak, hem de iki tarafın birleşmesine meydan vermemek için bütün kuvvetiyle Pir-Ömer'in karşısına çıktı. Yapılan şiddetli bir çarpışmada Pir-Ömer yenilib oğulları ve yakın akrabasından yirmi dört kişi ile birlikte amansız hasmına tutsak düştü. Kara-Yülük'ün bu başarısında, askerinin sayıca üstün bir durumda bulunmasının amil olduğu muhakkaktır. Kara-Yülük, Kara-Yusuf'un bu emirine o kadar kızgın olmalı ki, Tebriz'de hapiste bulunan oğlunun kısas edilmesini bile hesaba katmayarak, Pir-Ömer'i bir kaç gün sonra öldürttü ve başım Mısır sultanına gönderdi Bu hadise 823 yılı Receb ayında (1420 Temmuz-Ağustos) vuku bulmuştu.

Nasiruddin lakabını taşıyan Pir-Ömer, Kara-Yusuf'a en fazla bağlı emirlerden birisi idi. Kara-Yusuf Şam'da hapiste iken, kendisi de aynı şehirde sakalık yaparak ona hizmet etmişti. Erzincan valisi olmadan önce Kara-Yusuf'un naibi idi. Pir-Ömer, zamanın en yiğit savaşçılarından sayılıyordu. Kara-Yusuf'un bütün muharebelerine iştirak etmiş ve bunlarda büyük yararlıklar göstermişti. Müverrihler onun Kara-Yusuf'un eski bir nölcer'i olduğuna işaret ederler ki, bundan Pir-Ömer'in asilzade sınıfına, yani begler zümresine mensup olmadığı ihtimali hatıra gelmektedir.

Kara-Yusuf, bu olaydan son derecede üzülmüş ve öç almak istemiş ise de Şah-Ruh'un kendisine karşı harekete geçmek üzere olduğunun öğrenilmesi, buna imkan vermemiştir. Yalnız Pir-Ömer'in yerine en küçük oğlu Ebu-Said'i Erzincan valisi tayin etmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Kara-Koyunlu Devleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir