1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Tolunoğulları Devletinde Şehirler, Sanatkarlık ve Ticaret

MesajGönderilme zamanı: 03 Oca 2011, 19:29
gönderen TurkmenCopur
ŞEHİRLER, SANATKARLIK ve TİCARET

10. yüzyılda Mısır, Şam ve Suğurlar'daki şehirlerin çoğunluğu İslamiyetten çok önce kurulmuştu. Bu şehirlerden bir kaçı önceki (Firavunlar devri ve Bizans hakimiyeti dönemleri kasdediliyor) önemlerini kaybetseler de, bir kısmı yine de devletin sosyal, iktisadi ve siyasi hayatında önemli rol oynuyordu. Yukarıda ismi geçen ülkelerin Müslümanların eline geçmesinden sonra ilk bağımsız devletin -Tolunoğulları Devleti'nin kurulması sonucunda bazı şehirlerin statüsü büyüdü, önemi arttı. Büyük bir imparatorluğun -Hilafetin uzak şehirlerinden biri olan Asuan şehiri Tolunoğulları zamanında eyalet merkezlerinden birine, Sudan ve Habeşistan'la ilişkilerde önemli bir bölgeye77 dönüştü.

Yukarı Mısır'da Erment, İsna, EI-Ugsur (Luksor), Ehmim, Esyut; Aşağı Mısır'da Dumyat, Tinnis, Eriş, İskenderiye; Şam'da Demeşk, Halep, Antakya; Suğurlar'da Tartus, Bedendun şehirleri yeniden canlanmaya başladı.

Bazı kasabalar, aynı zamanda Hema, ile * - *', Elitey v.s. Humaraveyh'in hakimiyeti döneminde geliştirilip büyütüldü.
İlginçtir bu zamana kadar Tolunoğulları devleti hakkında yazan tarihçilerden hiç biri söz konusu dönemde Mısır, Suriye, Ürdün, Filistin ve Suğurlar'da şehirlerin durumuna ya işaret etmemiş ya da çok kısa bahsetmişlerdir. Halbuki söz konusu dönemde bu ülkelerde şehirlerin az çok geliştiği, bazılarının yeniden kurulduğu, büyük onarımdan geçtiği müşahede edilmektedir.

Bizce Tolunoğulları devletinde şehircilik ve şehirlerin gelişmesi daha çok aşağıdaki unsurlarla ilgiliydi:

1) Askeri amaçlarla,
2) Devletde yeni oluşan eyanlar sınıfının arzu ve istekleri ile,
3) Ticaret ve sanatkarlığın gelişmesi ile.

Bazı şehirlerin kurulması bu unsurların yalnız biriyle ilgili iken, bazısı ise her üçü ile ilgili olmuştur.

Bin el-Cavzi şöyle yazmaktadır:

"O, (bin Tolun) şehircilik işlerine büyük paralar harcamıştı."

Daha önce de belirtildiği gibi, Tolunoğulları'nın Mısır'da hakimiyete gelmesi Mısır ve Şam'ın tarihinde bir dönüş noktası olmuştu. Bu dönüş şehircilik sahasında da kendisini göstermiştir. Şöyle ki Firavunlar devrinden Tolunoğulları zamanına kadar Mısır'da bu ölçüde şehircilik işleri hayata geçirilmemişti.

Tolunoğulları Devleti'nin kurulup geliştiği ilk devirde Ahmed bin Tolun devletin esasen askeri kudretini güçlendirmeğe önem vermişti. Bu amaçla da o, bir sıra kale, şato ve benzeri binalar inşa ettirmişti. Hatta onun yapdırdığı "Bin Tolun" camisi bile dini mabedden çok kaleyi hatırlatıyordu. Hakkında ikinci bölümde bahsedilen er-Ravze ve Akka kaleleri de bilindiği gibi askeri amaçlarla yaptırılmıştı.

9. yüzyıldan başlayarak bütün İslam aleminde yeni model şehirlerin kurulduğuna şahit oluyoruz ki, bu tür şehirler de, halife ve hakemlerin yaptırdığı ikametgahlar da özel önem taşımaktadır. Bu şehirler kuruluşu ve mimari özelliklerine göre önceki şehirlerden oldukça farklıydı. Söz konusu şehirlerin ilki Mü'tesim'in kurdurduğu Samarra şehridir.

Ahmed bin Tolun da böyle bir şehir-ikametgah kurdurmuştu. Bu o dönem Mısır'ın başkenti olan Fustat yakınlarında kurulan Getai C- şehriydi.
Getai şehri hakkında daha çok gerekli bilgiye biz Megrizi'nin, Bin Teğriberdi'nin ve Z.M.Hasan'ın eserlerinde rastlıyoruz. Ancak biri diğeriyle karşılaştırıldığında bunların hepsinin aynı olduğu anlaşılıyor. Üstelik bin Teğriberdi, Getai şehri hakkında bilgi verirken Güdai'ye dayandığını ifade etmektedir. Bundan da anlaşılıyor ki, Getai hakkında ilk geniş bilgiyi 11. yüzyıl Mısır tarihçisi Güdai vermiş, diğer tarihçiler ise ondan almışlardır. Ancak Güdai'nin eseri bize ulaşamadığından burada istinad edilecek esas kaynak, Mısır'ın mimarlığı hakkında önemli bilgilerle donatılmış olan Megrizi'nin "Hitet" eseri olmalıdır. Üstelik tarihçiden yalnız bu söz konusu olan esere tam istinad etmekle yetinmeyip, çağdaş tarihçilerin eserlerine ve arkeoloji kazılar hakkındaki bilgilere de dikkat gösterilerek ve kaynaklarda bulunan en küçük bilgilerden de yararlanarak doğru sonuca varılması talep ediliyor.

Bir noktaya da dikkat çekmek gerekir ki, C.Zeydan Gatai'yi bir şehir gibi kabul etmeyip, onu kışlak olarak anımlıyor. Ancak onun bu görüşünü kabul etmek kesinlikle doğru değildir. Kaynaklar iyi araştırıldığında Getai'nin ortaçağ Müslüman aleminde kurulmuş gerçek anlamda yeni tip şehirlerden biri olduğu anlaşılır.

Mısır'a ilk önce vali yardımcısı olarak tayin edilen Bin Tolun "Mısır emirlerinin geleneğine göre" Asker şehirinde emirler köşkünde yaşıyordu. Bilindiği gibi, çok geçmeden ona İsa bin Şeyh'i itaat ettirmesi için büyük bir ordu kurmasına izin verildi. Sonra ise Şam'a saldırılması görevi diğer bir komutana verildiği için Ahmed bin Tolun yoldan geri döndü ve topladığı skerler de ona tabi olarak kaldı. Yüz bin askerden oluşan bu ırduyu yerleştirmek ve ikamet ettirmek amacıyla faaliyete başladı.

Kindi söz konusu gelişmeyi şöyle anlatır:

"Ahmed bin Tolun (256) yılının Şa'ban (870 Temmiz) ayında meydan yaptırmaya başladı. O, yahudi ve hıristiyanların mezarlarının kaldırılmasını emretti ve yerine büyük bir meydan yaptırdı". Buradan anlaşıldığı gibi, yazar Getai şehiri hakkında bir söz söylememiştir ve eserin diğer yerlerinde de buna rastlanmıyor. Ancak buna rağmen, Getai'nin söz konusu meydan yapımından kurulmaya başlandığını kabullenmek doğru olur inancındayız. Elbette, kaynakların çoğunluğunda Getai şehrinin kuruluş tarihi hakkında bilgiye rastlanmıyorsa da, yalnız Megrizi'nin "Hitet" eserinde verilen bilgi adeta, Kindi'nin eserinde yer alan ve yukarıdaki iktibası tamamlıyor.

Megrizi konuyu şöyle açıklıyor:

İsa bin Şeyh'i itaata getirmek için Şam'a saldıran Ahmed bin Tolun yoldan geri dönüp 256 yılının Şa'ban (870 Temmuz) ayında Fustat'a girdi... Ancak zenci kulları (el-ebid), erleri (riccel) ve savaş aletleri evlere sığmadığı için Ahmed bin Tolun'un durumu kötüleşiyordu.

O, (aynı yılın) Şa'ban ayında ata binip dağın eteğine £*"" çıktı ve oradaki yahudi, hıristiyan mezarlarının sökülüp yerlerinin düzeltilmesini emretti. Etraflarını duvarla çevreleyip köşk ve meydan yaptırdı. Dostlarına, hizmetçilerine ve vassallarına meydanın çevresinde temeller kazdırılmasını emretti. Onlar da temelleri kazdırıp, Fustat imaretlerine gelip bitişinceye kadar bina yaptırdılar. Daha sonra Ahmed bin Tolun orayı parsellere böldü ve her parseli yaşayanların adıyla tanımladı. Nubeliler için ayrıca bir bölüm vardı ki, (onların adı) ile, rumlar (yunanlılar) için de ayrıca bir bölüm vardı ki, onların da kendi adıyla tanınırdı.

Megrizi'nin yazdıklarından anlaşılıyor ki, her sınıf ve halka ait ayrıca mahalleler kurulmuş ve bu mahalleler onların adıyla tanınıyormuş. Bundan dolayıdır ki, şehir Getai yani "hisseler" yahut "mahalleler" diye tanımlanmıştır.

C.Zeydan yazıyor ki, Asker şehiri canişinlerin (amil) ikametgahı idi. Ancak Ahmed bin Tolun geldikten sonra, Türk askerlerine dayanan devletini kurdu. Bununla ilgili olarak kendisi ve askerleri için mutlaka yeni bir yer seçmeliydi. O, Asker ve Fustat şehirlerinin Doğu tarafını seçti, kendi askerleri için parsellere (el-Getai) böldü ve ikametgahını orada kurdu.

Bundan anlaşılıyor ki, Getai şehri bu şartlar sonucu kurulmuştur. Ortaçağ kaynaklarına dayanarak diyebiliriz ki, Getai sadece olarak C.Zeydan'ın iddia ettiği gibi bir "kışlak" değil, çağının bütün taleplerine cevap veren gerçek anlamda çağdaş bir şehir olmuştur. Kaynak sahipleri Getai'nin yüz bin kadar ilginç evleri olan bir şehir olduğunu belirtirler. Şehrin genişliği de, uzunluğu da bir mil idi. Ortaçağda ölçü birimi olarak kullanılan mil 3 km'ye eşit sayılır. Yani, Getai şehri genişliği ve uzunluğu 3 km'ye eşit olan kare şekilli bir şehirdir. Ordu komutanları kendilerine ayrıca olarak köşkler yaptırmışlardı. Şehirde görkemli imaretler de yapılmıştı.

Güçlü, genç bir devletin, Tolunoğulları Devleti'nin başkenti olan Getai kurulmaya başladığından kısa bir süre geçmeden hızla gelişmeğe, büyümeğe başlamış ve devrinin en çağdaş güzel şehirlerinden biri olmuştu. Bu şehir hatta Bağdad'tan gelenleri bile hayrete düşürüyordu. Şehirde Ahmed bin Tolun 259 (873) yılında hastane, 263 (876-877) yılında büyük bir cami yaptırdı. Şehirde görkemli imaretler, arklar yapılmış, yollar açılmış, değirmenler, hamamlar inşa edilmişti. Ahmed bin Tolun yaptırdığı meydanı duvarla çevrelemiş, meydana girmek ve çıkmak için yaklaşık on tane büyük kapı koydurmuştu. Bu kapıların hepsi birden yalnız bayram, resmi geçit veya sadaka verildiği günlerde açılırdı. Diğer günlerde kapılardan ancak bir kaçı açılır, akşamlar ise bütün kapılar kapanırdı. Meydanda sık sık top ve cirit oyunları düzenlenirdi. Ahmed bin Tolun'un kendisi de bazen kendi adamları ile top ve cirit oynardı.

Getai şehrinde çeşitli pazarlar da kurulmuştu. Getai şehrinin böylesine büyümesi ve gelişmesinin yanısıra, Fustat şehri de önceki önemini kaybetmemiş, aksine daha da canlanmıştı. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen sanatkarlar, tacirler, çeşitli meslek sahipleri Fustat'ta yerleşiyor, orada faaliyet gösteriyorlardı.

Öte yandan ise, Tolunoğulları Devleti'nde meydana gelen yeni eyanlar sınıfının bir çok temsilcisi Getai'de değil, Fustat'da kendileri için mahalleler ayırmış, büyük köşkler yaptırmışlardı. Harun'un hakimiyeti devrinde hatta pek çok yüksek rütbeli ordu komutanı birlikleri ile ordudan ayrılmış ve Getai'yi terkederek Fustat'a yerleşmiş, kendileri ve birlikleri için orada köşkler, evler yaptırmışlardı.

Hacı adayları ve misafirler için Fustat'ta çok sayıda konuk evleri yapılmış, Nil nehri boyunca gemiciler, denizciler ve kayıkçılar için ayrıca mahalleler kurulmuştu.
Askeri açıdan çok önemli özellikler taşıyan pek çok şehir aynı zamanda İskenderiye, Halep, Berge, Demeşk, Akka, Antakya, Tinnis ve Yaffa'da askeri kampların kurulmasının yanısıra savunma için yeni kalın, yüksek surlar yaptırılmış, bazıları tamir olunmuş, bazılarında ise yeni kaleler yapılmıştı.

Meşhur Akka kalesi, Yafta, Ravze kaleleri Tolunoğulları tarafından yapılmıştı.
Tolunoğulları'nın bayındırlık, şehircilik sahasında hayata geçirdikleri önemli işlerden biri de tarihi abidelerin onarımıdır. Şöyle ki, Ahmed bin Tolun Demeşk'de meşhur Emevi camisini tamir, Meryem ana kilisesini ise yeniden yaptırır.

Dünyanın yedi mucizesinden biri sayılan ünlü İskenderiye fenerinin Tolunoğulları tarafından tamir edilmesi daha ilgi çekicidir. İskenderiye yakınlarındaki Faros adasında milattan önce 230 yılında tamamlanan meşhur fener yüzyıllar boyu görenleri, özellikle denizcileri hayrete düşürmüştür.

İskenderiye fenerinin Tolunoğulları devrinde tamir edilmesi hakkındaki ilk bilgiye Mes'udi'nin eserinde rastlıyoruz. Bu konuda ikinici bir bilgiye ise yalnız Megrizi'nin "Hitet" eserinde rastlıyoruz. Ancak bunun yanısıra, Megrizi'nin belirttiğine göre, yazar bu bilgiyi Mes'udi'den almıştı. Eğer bir iki sözü dikkate almasak, diyebiliriz ki, bu konuda Mes'udi'nin yazdığı ile Megrizi'nin yazdığı tamamen aynıdır.

Mevcut bilgilere göre, İskenderiye fenerinin (minaretul-İskenderiyye) eskiden uzunluğu 400 kol (zira) imiş. Fakat rüzgar, yağmur ve depremler sonucunda tepe bölümü uçup dökülmüştür.

Mes'udi yazıyor ki, şimdi yani 10. yüzyılın ilk yarısında fenerin uzunluğu 230 dirsektir.
Tolunoğulları'nın hakimiyeti döneminde fener tepe noktasından uçup dağılmış. Ahmed bin Tolun kısmi olarak tamir ettirmiş ve fenerin üstüne tahtadan bir künbez biçiminde kule (gübbe min el-heşeb) yaptırıp, bu kulenin yardımı ile içeriden hiç bir dayanağı olmayan geniş oval şekilli bir künbez yaptırır.

Bu dönemde denizin suyu artık fenerin temeline yükseliyormuş. Sonra fenerin batı taraftan bir sütunu uçup denize düşmüş. Ahmed'in oğlu Humaraveyh onu yeniden yaptırır. Halbuki İskenderiye fenerinin kulesi Emevilerin hakimiyeti devrinde uçmuş ve Tolunoğulları'na kadar yaptırılmamıştır. Fenerin cilalanmış granit aynadan yapılan kulesi Ahmed bin Tolun ve onun oğlu Humaraveyh tarafından yeniden yaptırılmıstı.

Tolunoğulları'nın hakimiyet döneminde Mısır, Şam ve Filistin şehirlerinin gelişmesini sağlayan asıl unsurlardan biri de sanatın ve ticaretin yükselişiydi.
Bilindiği gibi, bu ülkeler uzun yıllar boyu sık sık değişen çeşitli canisin ve emirlerin eline geçiyor, biri diğerinin yerini alan iç çekişmeler, kargaşa, keyfilik her yerde hüküm sürüyordu. Bu ülkenin uzak yerlerinde eşkiyalar, kaçaklar canisin ve emirlerin zayıflığından yararlanarak şehir ve köyleri talıyor, yakıp yıkıyor, ticaret kervanlarını soyuyorlardı.

Ahmed bin Tolun Mısır'da siyasi, askeri faaliyetinin ilk yıllarından başlayarak ülkede bütün kargaşalara, çekişmelere son verip, tek hakimiyet kurduğu için sanatkarlığın ve ticaretin gelişmesine uygun ortam yaratıldı. Bu dönemden itibaren sanatkarlık ekincilikten ayrılmaya başladı. Fustat, İskenderiye, Demeşk, Tinnis şehirleri ülkenin kültür merkezlerine dönüştü. Ülkenin askeri siyasi merkezi Getai şehri iken, Fustat iktisadi, ticaret ve kültür, özellikle güzel sanat ve testiciliğin merkeziydi. Günümüzde Fustat'ın bir çok bölgesinde yapılan kazılar sonucunda bulunan çeşitli şekilli saksı kaplar ve onların kırıntıları önemli delillerdir.

Fustat'da saksıcılık için kurulmuş çok sayıda küreler ve üretim için faydalı olan çok sayıda materyal vardı.
Tolunoğulları zamanında ülkenin her yerinden çeşitli meslek sahipleri Fustat'a geliyordu. Şehir gitgide büyüyor, gelişiyordu. Megrizi Gudai'ye dayanarak Humaraveyh'in döneminde Fustat'da bin yüz yetmiş hamamın olduğunu yazmaktadır. Fustat en büyük kültür ve üretim şehriydi. Orada çok sayıda sanatkar, her sanatkarın yanında 2-3 ve daha fazla yardımcı (şeyirdi) çalışıyordu.

Çanakçömlekçiler, duvarcılar, nakkaşlar, özellikle estetik sanat sahipleri genellikle Fustat'da yaşıyor ve çalışıyorlardı.
Tolunoğulları Devleti'nde sanat oldukça gelişmiş, Tinnis, Dumyat, İskenderiye, İhmim büyük sanat merkezlerine dönüşmüştü. Kağıt devletin kontrolünde üretiliyor, hatta Avrupa'ya ihraç ediliyordu.

Mısır'da dokumacılık daha fazla gelişmiş, keten, yün, pamuk maharetle dokunuyordu. Halifeler, büyük eyanlar Mısır'da üretilen elbiseleri giyerlerdi. Dokumacılığın asıl merkezi Tinnis şehriydi. Tinnis'de dokunan "et-taraz" adı ile tanınan giyim eşyası çok meşhurdu. Tarazın üzerinde devrin halifesinin ve onun veliahdının adı yazılıyordu. Taraz üretimi devletin kontrolünde olup, onun hazırlanmasına nezaret eden özel bir kişi tayin edilmiştir ki, buna da "taraz ağası" (sahibu-t-taraz) denirdi. Taraz, özel taraz ve umumi taraz diye iki çeşitti. Özel taraz halife, saray eyanları, yüksek rütbeli ordu komutanları için, umumi taraz ise bütün ahali için dokunurdu.
Mısır'da dokunan debiki, şerb, geseb adlı kumaş çeşitleri bütün Yakın ve Orta Doğu'da tanınmıştı.

Megrizi şöyle anlatır:

"Tinnis büyük bir şehirdi. Orada (kalma) çok sayıda (tarihi) abideler var. Şehrin ahalisi zengin ve çoğunluğu dokumacıydı (hake). Orada öyle elbiseler dokunuyordu ki, dünyada eşi benzeri (serb) yoktu".

Tinnisli dokumacılar oldukça tanınmıştılar. Yalnız halife için hazırlanan "bedene" kıyafeti Tinnis'de üretilirdi. Bu kumaş bürüncek biçiminde dokunuyordu. Bu kumaşı dokumak için yalnız iki uggiye eriş (sedat) ve argaç (lehme) ip kullanılırdı. Diğer bölümü ise devamlı hazırlanmış altından oluşurdu ve biçilmeğe de dikilmeğe de gerek yoktu. El-bedenenin fiyatı bin dinardı.

Tinnis şehrinden başka Dumyat ve Feyyum'da dokunan keten kumaşlar kalitesi ile dikkat çekiyordu. Dumyat'da ketenden dokunan "sadiç" giyiminin fiyatı 100 dinardı. Ayrıca Eşmun ve Ensna'da Mütevekkil'in halifeliği döneminden bile taraz dokunurdu.

Önemli mevki sahipleri için dokunan tarazlar aynı zamanda siyasi özellik de taşıyordu. Mü'temid'in veliahdı ve hilafet işlerindeki yöneticisi Müveffeg'in adına Ahmed bin Tolun taraz göndermeği yasaklayarak, onun yetkilerini tanımadığını bildirmişti. Gerek Ahmed bin Tolun, gerekse de oğlu Humaraveyh devletin her hangi bir eyaletine yeni emir gönderdiğinde fermanın yanısıra taraz da gönderirlerdi.

Devlete ait imalathanelerin yanısıra, bu sanatla uğraşan özel kişiler de vardı. Özel dokumacılıkla uğraşanlar devlete vergi ödüyorlardı.
Tolunoğulları Devleti'nde dokumacılığın gelişmesi ülkenin genel ekonomik hayatına da büyük etki ediyordu.

Çanakçömlekçilik, dokumacılık ve özellikle estetik sanatın gelişmesinin yanısıra ticaret de gelişiyordu ki, bu durum aynı zamanda şehirlerin canlanmasını sağlıyordu. Genel olarak diyebiliriz ki, Mısır ve Şam coğrafi statülerine göre Abbasiler hilafetinin ticaretinde uzun yıllar önemli rol oynamıştır.

"Tarih Bağdad" eserinde şöyle yazılmıştır:

"... Mağrurluk Semerkand için, savaşmak Belh için karakteristik olduğu gibi, Mısır'da da ticaret gelişmişti".

Tolunoğulları Devleti'nde ticaretin durumu hakkında ayrıca olarak hiç bir eserde bilgiye rastlanmamıştır. Ancak bazı kaynaklarda dağınık halde de olsa Tolunoğulları Devleti'nde veya diğer yerlerde ticaret ve tacirlerle ilgili bazı olayların, işlerin hatırlanması ticaretin özellikle aynı dönemde daha da geliştiği hakkında fikir belirtmeğe imkan veriyor. Ülkedeki asıl ticaret merkezleri Asuan, Fustat, İskenderiye, Demeşk, Halep, Antakya şehirleriydi. Yeni kurulan Getai de bu şehirlerden geri kalmıyordu.

Megrizi bu konuda şöyle yazmaktadır:

"(Getai'de) mükemmel camiler, değirmenler, hamamlar ve küreller (efran) yapılmıştı. (Şehrin) pazarlarına isimler verilmişti. Birine bigemler (eyyarlar) pazarı deniyordu ki, orada baharat, süs eşyaları ve kumaşlar satılıyordu. Familer pazarında kasaplar, bakkallar, kebapçılar (şevvayin) vardı. Şehrin bütün bu dükkanlarında ne satılıyorsa, ondan daha fazlası, daha kalitelisi fami dükkanlarında satılıyordu. Tabbaklar pazarında kuyumcular, fırıncılar, helvacı ve tatlıcılar toplanmıştı". Anlaşılıyor ki, satıcılar, esnaflar kendi ticaret sahalarına göre gruplaşmaya başlamışlardı. Ülkenin şehirlerinde zengin pazarlar faaliyet gösteriyordu.

Ticaretin gelişmesine Ahmed bin Tolun kendisi özel dikkat gösteriyor, yardım ediyordu. O, hatta bazı tüccarları ticarete yöneltmek, teşvik etmek için onlara para da veriyordu. Bu amaçla o, bir tacire 50 bin dinar vermişti.

Ticaretin gelişmesi ile ilgili olarak bazı tüccarlar konumlarını daha da güçlendiriyor, ülkenin sosyal, iktisadi, siyasi hayatında önemli rol oynuyorlardı. Onlardan bazıları hatta direk olarak iktidar ile ilişki kuruyorlardı. Babasına karşı çıkan Abbas bin Ahmed bin Tolun Berge'ye çekildiği zaman yerli tacirlerden 200 bin dinar borç almıştı. Hanedanın dördüncü temsilcisi Harun'un annesi değerli emanetlerini Fustat şehirinde bazı tacirlerin evlerinde gizliyormuş.

Ülkenin güney sınırlarındaki Asuan, Sudanlı, Nubi ve Mısırlı tacirlerin yoğun ticaret yaptıkları bir şehire dönüşmüştü. Çevrede yaşayan Nubiler bütün alış veriş işlerini bu şehirde yürütüyor, Mısırlılar ve Şamlılar Nil nehrindeki gemi ve kayıklarla mallarını oraya getirirlerdi. Sudanlı tacirler ise ya kayıklarla Nil nehri üzerinden gelir ya da deve kervanlarını kullanarak Nil nehri boyunca 12 güne gelip Asuan'a ulaşırdılar.

Tolunoğulları ticaret donanması da yaratmışlardı. Bu donanma genellikle Nil nehri boyunca Kızıldenizde ve İskenderiye, Tartus, Akka, Demeşk, Berge şehirleri arasında çalışıyordu.

Liman şehirleri arasında İskenderiye özellikle dikkat çekiyordu. Ülkenin içlerinden tohumlu bitkiler v.s. İskenderiye'ye tanışıyordu. Şehir Kuzey Afrika ile karayolu ve denizden yapılan ticarette önemli yer tutuyordu. Bunun yanısıra, kara yollar ile yapılan ticaret daha gelişmişti. Bu da bizce denizlerdeki korsanlardan kaynaklanmaktaydı. Kara yolları devletler tarafından güçlü kontrol altına alınmıştı. Bu konuda Megrizi'nin verdiği bilgi oldukça dikkat çekicidir.

Yazar konuyu şöyle açıklıyor, 261 (875) yılından İfrikiye'de kervan ve tacirler güvenli yollarda gidip geliyorlardı. Deniz sahilinde kale ve karakollar yapılmıştı. Geceler Sebte şehrinden İskenderiye'ye kadar sahil boyunca ateş yakılıyordu. Aralarında bir aylık yol olan Sebte'den İskenderiye'ye haber bir gecede ulaşırdı.

Tolunoğulları'nın hakimiyeti altında olan şehir ve eyaletlerde ticaretin yapılması için pek çok tedbirler görülmüştü. Ticaret işlerinin güvenli yürütülmesi için kara ve su yollarını memur idareleri (şurte) kontrol ediyordu.

Ülkede tarımın ve ticaretin hayli geliştiği şurdan da anlaşılıyordu ki, çeşitli siyasi çekişmelerle ilgili olarak ordudan ayrılmağa mecbur olan bir çok asker tarım ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. İç ve dış ticaretin gelişmesi ile ilgili olarak Mısır pazarları çok zenginleşmişti. Bunu Humaraveyh'in kızına verdiği eşi benzeri görülmeyen çehizden anlamak mümkündür. Bu çehiz içerisindeki bütün kıymetli eşyalar Mısır pazarlarından alınmıştı. Bu çehize sonradan ilave edilmesi gerekli sayılan, her biri 70 dinarlık bin kadın kemerini aceleyle Mısır pazarlarından almışlar. Halbuki 14-15. yüzyıllarda Kahire pazarlarında böyle kısa bir sürede bunu elde etmek imkansızdı.

Tolunoğulları Devleti'nde ticaretden de vergi alınıyordu. Bu vergi üstelik ticaretin hangi noktada yapıldığı ile de ilgiliydi. Örneğin, Bin Tolun camisinin arka tarafında genişliği ve uzunluğu bir zire olan mestebe varmış ve bir günlüğü 12 dirhemden icareye (kiraya) verilirmiş. Sabah erkenden burada bir kişi oturur, yün ip alıp satar ve 4 dirhem ödermiş. Öğleden ikindiye kadar ekmek satana 4 dirheme kiraya verilir, ikindiden akşama kadar orada bir kişi fasulye ve nahut satar ve 4 dirhem kira hakkı ödermiş.

Tolunoğulları Devleti'nde tarım işleri ve sanatkarlığın (özellikle bedii sanatkarlık) gelişmesi ile ilgili olarak iç ve dış ticarette canlanma meydana gelmişti.
Ülkede zor bulunan veya hiç bulunamayan eşyalar dışarıdan getirilmiş. İpek, ağaç ürünleri, özellikle çok nadir bulunduğu için ve o dönemler dekoratif sanatta kullanılan ve yüksek fiyata satılan sac ağacı, civa, zümrüd v.s. Mısır, Şam ve Ürdün'de üretilmemesine rağmen, Tolunoğulları'nın, yerli eyan ve tacirlerin yaşamında geniş yer almıştı. Humaraveyh bağında hatta büyük bir havuz yaptırmış, bu havuza su yerine civa doldurulmuştu. Bu civa havuzlarının kalıntıları Kahire'de yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır.

Yukarı Mısır ve Nubiye'deki altın madenleri de ticaretde önemli rol oynuyordu.
Ticaretle birlikte para dolaşımı da yayılıyordu. Anlaşılıyor ki, Ahmed bin Tolun döneminde Firavunlar zamanından kalma büyük bir define bulunmuş, ancak o, bu definenin çoğunluğunu çeşitli sahalara harcadığından, ülkede hilafetin bıraktığı altın dinarın değeri düşmüştür. Az sonra ise Ahmed bin Tolun kendi adına sikke bastırır ve sikkede halifenin adını yazdırmıyor. Bu dinar "Ahmedi" adı ile tanınıyordu. Ahmedi altın sikkesi ayarına (eyar) göre en üstün sikke sayılırdı.

Bir önemli noktayı da belirtmeği uygun görüyoruz. Adına hutbe okutmak ve sikke bastırmak hukukunu eline geçiren Ahmed bin Tolun bu sahada adım atan ilk canisin idi ki, bununla da tam bağımsız olduğunu, daha doğrusu, canisin değil, hükümdar olduğunu ilan ediyordu.

Kaynakça
Kitap: TOLUNOĞULLARI DEVLETİ
Yazar: Fazil Gezenferoğlu