Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sonun Başlangıcı

Cem Ersever'in İtirafları

Burada Cem Ersever'in İtirafları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sonun Başlangıcı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 23:14

SONUN BAŞLANGICI

Binbaşı Ersever son görüşmemizden sonra yine ortalıkta gözükmüyordu. Telefonla arıyordum. Hep tele sekreter çıkıyordu. Not bıraktım ama aramıyordu. Yine nerelere gitmişti acaba?
O günlerde Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olup Köşk'e çıkmış, DYP'de Genel Başkanlık yarışını Tansu Çiller kazanmış, yeni kabine kurulmuş, yeni bürokrat atamaları yapılmıştı. Türkiye'nin gündemi oldukça kabarıkdı.

Bu arada Sivas katliamı meydana geliyor. Metin Altıok, Hasret Gültekin, Uğur Kaynar, Behçet Aysan, Asaf Koçak.... Yakın dostlarımı kaybediyorum....
Ersever gündemimizden çıkıyor. 16 Temmuz günü telefonla kendisi arıyor. "Aynı yerde görüşelim" diyor. Buluşuyoruz. Bu kez yalnız.

Nerede olduğunu sordum. "Eski dostları ziyaret ettim. Türkiye'nin her yanında eski arkadaşlarım var. Gidip hal hatır sordum. Yıllardır görmediğim dostlarıma misafir oldum" dedi.
Yüksek Askeri Şûra'da kimlerin emekli olacağı, kimlerin terfi edeceği haberleri, o günlerde basında sık sık yer alıyordu. Ersever'e terfiler konusunu açıyorum.

"Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanı değişiyor. Korgeneral Necati Özgen bu görevinden alınacak zaten sinirleri çok bozuldu. Bir yıldır dinlendirileceği söyleniyor. Özgen'i bölgede görev yapan subayların çoğunluğu sevmez. Korgeneral Necati Özgen Kıbrıs Barış Kuvvetleri komutanlığına gönderilecek. Özgen'den boşalan yere Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı gelecek, Kundakçı özel harpçi bir subaydır. Siirt tugay Komutanlığı, Özel Harp Dairesi Başkanlığı, Adapazarı'nda 2. Piyade Tümen Komutanlığı görevlerinde bulundu. Bence gayrinizami savaş için Kundakçı biçilmiş kaftan! 1957 harp okulu çıkışlı. Kundakçı yurtdışında da özel harp konusunda kurslar gördü".

Ersever bu sırada jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aydın İlter'in de değişebileceğini söyledi: "Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ölünce boşalan bu yer önce Orgeneral Hikmet Bayar'a teklif edildi. Bayar kabul etmeyince, görev Orgeneral Aydın İlter'e verildi, Ancak şimdi Hikmet Bayar'ı tekrar Jandarma Genel Komutanı yapmak istiyorlar. Tabii kabul ettirebilirlerse!".

Binbaşı Ersever'in söylediklerini Kurmay Albay bir dostuma anlattım. "Ben seni birkaç saat sonra ararım" dedi. Aradı: "İlk söylediğin doğru, Özgen gidiyor Kundakçı geliyor. Yer değiştiriyorlar. Diğeri konusunda ise söylenti varmış."

Haber doğrulanmıştı. 17 Temmuz günü Aydınlık'ta "Topyekün savaşa özel komutanlar" başlığı ile Ersever'in söylediklerini yazdım. Tabii Binbaşı Ersever'den bahsetmeden... Birkaç gün sonra bazı gazetelerde bizim haberi "yalanlayan" bilgiler" çıktı. Ancak sonuçta; Ersever'in verdiği bilginin doğru olduğu anlaşıldı! Özgen ile Kundakçı yer değiştirdi. Ersever "Eğer ikna edilirse Bayar'ın Jandarma Genel Komutanı olacağını" söylemişti. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aydın İlter değiştirilmedi. Belki de Hikmet Bayar "ikna edilememişti."

"Beni Koruyun"

Binbaşı Ersever hakkında açılan davadan oldukça çekiniyordu. Sürekli "Beni mutlaka cezaevine gönderecekler" diyordu. Hemen arkasından da ekliyordu; "Tabii ele geçirebilirlerse!" Abarttığını söylüyordum. Kendisine ancak bizim yardımcı olacağımızı belirtiyordu: "Eğer mahkemede tanıklığınız istenirse beni koruyacak şeyler söylemelisiniz. J zaman bana birşey yapamazlar!"

Askeri savcı Ünal Güloğlu birgün Hikmet'le, beni çağırdı. Soruşturma için tanıklığınıza başvurmuştu. Gittik. Savcı ayrı ayrı ifadelerimizi aldı. Savcının ısrarla üzerinde durduğu nokta; "Ersever görev basında iken; öğrendiği, bildiği, duyduğu, bilgileri basına vermiş miydi?" Savcı, "röportaj mı, yoksa sohbet mi yaptığımızı", sordu. Binbaşı Ersever'i röportaj için değil, sohbet etmek için çağırmıştık. Üstelik görüşmemizde yer yer sert tartışmalar olmuştu.

Savcı, gazetede yazılanların tümünü Ersever'in mi anlattığını sordu. Konuşma dili ile yazı dilinin çok farklı olduğunu bu nedenle bazı cümleleri düzelttiğimizi, üstelik okuyucunun bazı bilgileri daha önce bilmeyeceğini düşünerek Ersever'in kitabından da bölümler koyduğumuzu söyledik.

"Ersever görüşme için para almış mıydı?" Hayır. Savcıya merak edip sordum: Binbaşı Ersever'in Aydınlık'a anlattıklarının büyük bir bölümünü kitaplarında var. Kitapları için soruşturma açılmadı. Üstelik kitapları ordu karargâhlarında satılıyor. Neden şimdi Ersever için soruşturma açıldı ? Üstelik Ersever, daha sonra başta Turkish Daily News, Panorama, Tempo, Tercüman olmak üzere birçok yayın organlarına demeç vermiştir. Niçin Aydınlık'taki röportajı nedeniyle soruşturma açılmıştı? Acaba üst düzey bir komutanı "dava açın" diye emir mi vermişti?..
Ersever savcılıktaki ifademizden çok mutlu olmuştu. Aslında biz birşey yapmamış, doğruyu anlatmıştık. Ancak o bizim için devamlı "Çok dürüst insanlarsınız size teşekkür ederim" diyordu...

Halit Güngen'i Öldürenleri Ararken

Binbaşı ile gizli olarak yaptığım görüşmelerde hep aynı soruyu; "2000'e Doğruda, beraber çalıştığımız Diyarbakır bürosunda görevli gazeteci arkadaşımız Halit Güngen'i kimin öldürdüğünü" soruyordum.
Halit Güngen 18 şubat 1992 tarihinde Diyarbakır'daki 2000'e doğru bürosunda akşam 19.30 sıralarında, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülmüştü. Emniyet yetkililerine göre 25 santimetre uzaklıktan sıkılan kurşun omurilik soğanından girip kaşının üzerinden çıkmıştı. Halit Güngen salonda yerde yatarken, tuvalette tinerle yangın çıkarılmak istenmişti. Apartmandaki komşular yangın sonucu tuvalet ampulünün patlaması üzerine çıkan sesi ve dumanları görerek itfaiye çağırmış, polise haber vermişlerdi.

Gelen polisler büroyu aramışlar ancak Halit Güngen'ı öldüren mermi kovanını ve çekirdeğini bulamamışlardı. Olaydan kısa bir süre sonra Diyarbakır'a gittiğimizde polisler devamlı bize, çekirdeği bulamadıklarını söylemişler, eğer bulursak hemen kendilerine vermemizi rica etmişlerdi.

Halit Güngen öldürülmeden önce 28 Haziran 1991 tarihinde gece yarısı 2000'e Doğru Diyarbakır bürosunun bulunduğu apartmandaki dairelerin kapılarına tehdit bildirisi yapıştırılmıştı. Bilgisayar çıkışlı tehdit yazısında şöyle deniliyordu: "Apartman Sakinleri! 2000'e Doğru ve piçlerini dışarı atın. Aksi halde bu bina havaya uçacaktır. Can ve malınızdan biz sorumlu değiliz. Beş gün süreniz var."

1991 yazının bir başka özelliği ise o günlerde "Hizbullah" denilen İslami bir örgütün ortaya çıkmasıydı. Kim tarafından kurulduğu bilinmeyen bu örgüt, 1991 yazında arka arkaya silahlı eylemlerde bulunmaya başladı. İlginçtir "Hizbullah" özellikle PKK'nın önemli kurmaylarını hedef alıyordu!..

Yöredeki demokrat isimler Kontrgerilla'nın artık eylemlerini "Hizbullah" adına yaptıklarını söylüyorlardı. "Hizbullah"a bu nedenle "Hizb-i Kontra" denmeye başlamıştı. Halit Güngen "Hizbullah"ın Diyarbakır Çevik Güç merkezinde eğitildiğini ortaya çıkarmıştı. Bu haberinden üç gün sonra öldürüldü.

2000'e Doğru çalışanları olarak Halit Güngen'in katilini veya katillerini bulmaya söz vermiştik.
27 Ekim 1992 tarihinde gözaltına alınan, Batman İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi Nedim Uysal üzerindeki silahla yakalanmıştı. "Hizbullah" örgütünün elemanı olduğu söylenen Nedim Uysal'ın tabancası 0275 model 121702 seri nolu 9mm çapındaydı. Silahın yapılan balistik muayenesinde l Kasım 1992 gün, 3587 sayılı ekspertiz raporuna göre Halit Güngen'in öldürülmesi olayında da kullanılmıştı!

Biraz önce de bahsettiğim gibi gerek Emniyet yetkilileri, gerekse 'biz aramamıza rağmen silahın mermi kovanını ve çekirdeğini bulamamıştık. Şimdi nasıl oluyordu da Nedim Uysal'ın, Halit Güngen'in katili olduğu açıklanabiliyordu? Biz polisin bu açıklamalarına itibar etmedik.
Ersever'e bu nedenle devamlı Halit Güngen'i kimin öldürdüğünü soruyordum. Yıllarca bölgede görev yapmıştı. İstihbarat Grup Komutanlığı görevinde bulunmuştu. Mutlaka bu olayın faillerini biliyordu...

"Katilleri Söyleyeceğim"

Birgün yine telefon etti. Tarih 23 Ağustos 1993. "Görüşelim" dedi. Aynı yerde buluşmaya karar verdik. Her zaman olduğu gibi önce bara ben girdim. 5 dakika sonra kendisi geldi. Artık yalnız geliyordu.
Merhabalaşıp hal hatır sorduktan sonra bara, arka arkaya iki genç girdi. İkimizde şüphelendik. "Kalkalım" dedik. Önce gazete istikametine doğru yürüdük. Ersever yürürken, "Şimdi birden dönelim bizi takip edenleri şaşırtırız" dedi. Aniden döndük. Birkaç adım attıktan sonra eliyle bazı işaretler yaptı. "Bizi takip edenler çevrede adamlarımız olduğunu anlarlarsa peşimizi bırakırlar" dedi.
Zafer Çarşısı içindeki kahveye gittik. "Burası eskiden solcuların karargahıydı" diye bir hatırlatmada bulundu. Bir masa seçip oturduk. Birer kola söyledik.

Konuşmaya Ersever başladı:

"Hani bana hep bir soru soruyordun, 'Arkadaşımızı Diyarbakır'da kim öldürdü' diye, bugün sana katillerini söyleyeceğim!"

Heyecanlanmıştım. İki aydır güvenirliğini kazanmak için çaba sarfettiğim Binbaşı Ersever artık gerçekten "iyi istihbarat" vermeye başlıyordu...
"Güneydoğu üç gruba ayrılmıştır; Birinci grup Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Elazığ, Tunceli hattı. İkinci grup; Şırnak, Cizre, Uludere, Şenoba hattı. Üçüncü grup ise Nusaybin, Midyat, Mardin, Kızıltepe hattıdır.

Nedim Uysal'ın mahkemesi Diyarbakır DGM'de devam ediyor. Hazırlık no: 1992/ 3395. Esas no: 1992/476, iddianame no:1992/426

Tetikçi Babatlar

"İlk iki grubu iyi bilirim. Ancak üçüncü grup hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değilim. İkinci grubu siz 2000'e Doğru'da yazdınız. Aslında oldukça iyi ortaya çıkardınız. Hilal ANAP Belediye Başkanı Yakup Kara ve 4 arkadaşını otomobilden indirerek kurşuna dizenler Babat'lardır. İkinci bölge, korucu Babat'lardan sorulur. Bu bölgedeki tüm faili meçhul olayların tetikçisi korucu Babat'lardır. Babat aşiretinin reisi Hazım Babat aynı zamanda korucu başıdır. Devlete yaranmak için çekinmeden adam öldürür.. "

Babatlar ve Hazım Babat adı bize yabancı değildi. Hilal Belediye Başkanı Yakup Kara 28 Haziran 1991 tarihinde Şenoba Jandarma Tabur Komutanlığına bir kilometre uzaklıkta öldürülmüştü. Cinayetin tetikçileri: Osman Babat, Alihan Babat, Nuri Babat, Ekrem Babat ve Necip Üren'di. Adı tespit edilemeyen bir korucu ile üç tane de sivil giyimli subayın olduğu öne sürülmüştü. Taburun yanı başında, hemen her 100 metrede bir askeri arama noktasının bulunduğu böyle bir yerde, katiller ellerini kollarını sallaya sallaya gitmişlerdi.
Olayı, 2000'e Doğruya ayrıntılarıyla anlatan bir Yüzbaşı cinayetin Tabur Komutanlığı'nda planladığını söylemişti. Haber 17 Mayıs 1992 ve 24 Mayıs 1992 tarihli 2000'e Doğru'larda, çıkmıştı.

Bu cinayetin ayrıntılarını soruyorum Ersever'e:

"Söylediğim gibi bu gruptaki faili meçhul cinayetleri Babatların işlediğini bilirim. Ancak nasıl planlanır, tetiği kim çeker bilemem.".
Ersever nedense Babatlar hakkında ayrıntılı bilgi vermekden kaçıyordu.

Türkeş'in Koruması Yeşil

Ersever birinci grupta yer alan Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Elazığ, Tunceli hattındaki faili meçhul olayları hakkında oldukça bilgiliydi.
Green Berets: Yeşil Bereliler, Amerikan ordusunda 1960'larda sivil giyinen, gayri nizami harb için yetiştirilmiş Kontrgerilla elemanlarına verilen isim. Binbaşı Ersever'in söylediği Kontrgerillacı "Yeşil" kodunu Green berets'inden mi esinlenerek almıştı?

- Bir dönem basın bir isim üzerinde durdu: Sakallı! Özellikle Tunceli bölgesinde yaptığı işleri ve işlediği faili meçhul cinayetleri SHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç Meclise getirmişdi. Soru önergesi vermişti, 'Kim bu Sakallı' diye...

- Sakallı'yı tüm Tunceli tanır. Kısa zamanda ünlendi. Yüzü fazla tanınınca hemen bölgeyi terk etti. İşte bu birinci gruptaki faili meçhul cinayetlerin sorumlusu, bu Sakallı'dır.

- Sakallı'nın gerçek adının ne olduğunu ben de bilmiyorum. Kimse de bilmez. Zaten böyle kod isim kullanan kişilerin isimleri sorulmaz. Sakallı bana adının Ahmet Demir olduğunu söylemiştir. Belki gerçek adı budur. Ancak merak edip hiç sormadım bile. Herkes birbirini koduyla tanır.

- Sakallı, Elazığlı. Dört veya beş kişiyle dolaşır. Elazığ'da 1970'li yıllarda sıkı bir MHP'liymiş. Hatta bir ara Türkeş'in koruması veya şoförlüğünü de yapmış. O dönemde de tetikçi.
"Sizin basın ve yöre halkı ondan hep Sakallı diye bahsettiniz. Aslında biz onu 'Yeşil' diye biliriz. Kod adı Yeşil'dir!"

Duyduklarıma inanamıyordum. Yıllardır araştırdığımız Kontrgerillanın içyüzünü ortaya çıkarabilirdik. Sakin olmaya çalışıyordum. İstiyordum ki, Binbaşı Ersever anlattıklarının o kadar büyük haberler olmadığını sansın. Koladan bir yudum aldım. Ersever'in söylediklerini can kulağıyla dinliyordum.

"Bakın; ne polis, ne de asker söylediğiniz anlamda Kontrgerilla değildir. Evet, bölgede Kontrgerilla vardır! Onu şöyle anlatayım: 70'li yıllarda ki MHP tetikçileri bir sonraki dönemde polis ve askerin emrine girdi. Belki MHP'nin içine de emirle girmişlerdi, onu bilemem. Bunlar hasta ruhlu kişilerdir. Davranışlarına bakınca zaten hemen anlarsınız psikopat olduklarını. Bunlar devletin yanında olmaktan güven duyarlar. Güçlü olduklarını hissederler. Sık sık kendilerini vatana millete adadıklarını söylerler. Sivil yaşamda ne iş yaptıklarını kimseye söylemezler. Soranlara polisim veya istihbarattanım derler. Emniyete, Jandarmaya rahat girip çıktıkları için, arkadaş çevreleri de bunların polis asker olduğundan, emindirler!

"Bölgede sanıyorum böyle 100'e yakın kişi vardır. Bunların çoğu tetikçidir. Tek amaçları PKK ile savaşmaktır. Silahları, mermileri ve paraları devlet tarafından karşılanır. Bir şekilde illegal korucudurlar.

Gözlerini kırpmadan adam öldürürler, işkence yaparlar. Kendilerine Türk intikam Tugayı veya Osmanlı Türk İntikam Tugayı gibi isimler verirler. Bu adamlar birbirleriyle de rekabet ederler. 'Kim daha iyi devletin gözüne girecek' diye yarışarak adanı öldürürler! Herkesin kendi grubu vardır. Birbirilerini kıskanırlar. Bunların en güçlüsü ve en tehlikelisi Sakallı; yani Yeşil'dir"...

DYP Milletvekili Adayı Kontrgerillacı

Ersever'den kod adı Yeşil olan Ahmet Demir hakkında daha ayrıntılı bilgi vermesini istedim. Ersever, Ahmet Demir'in birlikte çalıştığı bir kişinin adını daha verdi: Mehmet Yazıcıoğulları!..

- Yeşil ile birilikte bölgede birçok faili meçhul olaya karışmış bir isim daha vardır: Mehmet Yazıcıoğulları. Bu adam Bingöl'lüdür. Bölgede tanınmış bir simadır. Bingöl'de benzin istasyonu ve turistik tesisi vardır. Bu tesis -sizin tabirinizle- kontrgerillanın bölgedeki en önemli üslerinden biridir!

- Mehmet Yazıcıoğulları da 70'li yıllarda sıkı bir MHP'li. Bir dönem öğretmenlik yapmış. Sana bu adam hakkında birşey daha söyleyeceğim küçük dilini yutacaksın; Mehmet Yazıcıoğulları 1991 erken genel seçimlerde DYP milletvekili adayıydı. DYP Bingöl listesinin 6'ıncı sırasındaydı. Seçilemedi. Adam seçilse şimdi meclisteydi. Belki önümüzdeki seçimlerde girer meclise!..
"Mehmet Yazıcıoğulları ile Ahmet Demir birlikte çalışırlar. Finansman kaynağı Yazıcıoğulları'dır. Tabii harcadığı parayı bir şekilde devletten alır."
Ersever iki isim ortaya atmıştı. Ancak detaylı bilgi vermiyordu. "Eğer olaylar hakkında ayrıntılı bilgi verirsem benim söylediğimi hemen anlarlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu da benim hiç işime gelmez. Adamlarla hâlâ oturup konuşuyoruz. Bölgeye gittiğimde mutlaka onlara uğruyorum. İstersen birgün seni de götüreyim. Ancak Aydınlık kimliği ile değil. Sana sahte bir kimlik yaparım ben. Takma bir isim buluruz, yüz şeklini saçını, bıyığını değiştiririz. Seni tanımasınlar. Oturup sohbet edersin. Her şeyi kendi gözlerinle Sorursun!"
Ahmet Demir ile Mehmet Yazıcıoğulları'na misafirliğe gitmeye karar verdik!

Bu arada sordum:

"Nasıl biridirler? Fizik yapıları nasıl mesela?"

- Yazıcıoğulları 36-37 yaşlarında. Bingöl'de kendisini herkes tanır. Yeşil ise 42 yaşında. Örneğin Yeşil kendini Sırrı Sakık'a komiser Ahmet Demir olarak tanıtmıştı. Dediğimiz gibi Demir ve Yazıcıoğulları'nın polisle filan ilgisi yoktur. Ama bunlar kendilerini komiser olarak tanıtmaktan zevk alırlar. Kompleksli insanlardır.
"Bunlar her eylemi dört-beş kişilik bir timle yaparlar. Yapılacak işin çapı büyükse hemen ek olarak birkaç kişi buluverirler. Bu ekibin Yeşil dışındaki elemanlarını hepsi Bingöllü'dür. Kırmançi diliyle konuşurlar."

Güngen'i Yeşil Öldürmüştü

Halit Güngen'i kimin öldürdüğünü söyleyeceğini anımsattım:

"Önce Halit Güngen öldürüldü.. Ardından gazeteciler öldürülmeye başlandı. Tetiği çekenler kimlerdi? Neden gazeteciler hedef seçildi?"

Binbaşı Ersever, "Gazeteci öldürmede bir strateji yoktur," diye başladı sözlerine: "İlk öldürülen Halit Güngen ile son öldürülen Ferhat Tepe belli bir amaca ulaşmak için planlanıp işlenmiş cinayetler değildir. Rastgeledir. Eski MHP'lilerin bölgeye gelmesinin tek nedeni adam öldürmektir. "Kimi öldürürsek daha fazla göze gireriz diye düşünürler. Bunlara göre, 2000'e Doğru devletin hoşuna gitmeyen, bölgede görev yapan subayların-polislerin açıklarını bulan, devlet, millet düşmanı bir dergidir. Eğer 2000'e Doğru'dan bir kişiyi öldürürlerse devletin gözüne daha fazla gireceklerini düşünürler. İşte bu nedenle gidip Halit Güngen'i öldürürler. İnan, tek amaçları subayın, polisin gözüne girmektir. Cinayet işlediklerinde itibar kazanacaklarını bilirler. Zaten cinayet işlemeleri için polis-asker bunlara her türlü kolaylığı gösterir!"

Binbaşı Ersever gösterilen kolaylığa örnek veriyor:

"2000'e Doğrunun Diyarbakır bürosu bir dönem,yoğun baskı altındaydı. 'Birileri' tarafından 'burayı bombalayacağız' diye kağıtlar filan atılmıştı. Dergi önlem için polise başvurdu güvenliklerinin sağlanmasını istemişti. Sonra ne oldu? Polis verildi. Ancak büronun 800 metre uzağında nöbet tutturuldu! Sonra da Halit Güngen öldürüldü.".

Peki Halit Güngen'i kim öldürmüştü? Nihayet yanıt aldım. "Diyarbakır, Bitlis, Bingöl, Elazığ, Tunceli hattındaki cinayetlerin büyük bir bölümü kod adı Yeşil olan Ahmet Demir ile Bingöllü Mehmet Yazıcıoğulları' ekibine aittir. Bu konuda çok fazla detay veremem. Aksi takdirde benim kim olduğum ortaya çıkar.".

Jandarma Alayından Alınıp Kurşuna Dizilen Beş Kişi

"Peki, senin anlattığını bilmeyecekleri bir olayı ayrıntılarıyla ver" diyorum. Biraz düşünüyor.

Anlatıyor:

- Bize istihbarat geldi; 'üçü PKK'lı ikisi PKK sempatizanı beş kişi bir araçla Muş'a geliyorlar' 27 Mayıs 1992 günü saat 02.00 sıralarında, Muş ili merkez Muratgören Köyü, Murat Köprüsü'nde bunlar Jandarmalar tarafından durduruluyor. Hepsi gözaltına alınıyor. Bunlar; 27 yaşındaki Saim Çelik, 41 yaşındaki Veysi Çağlayan, 23 yaşındaki Curi Türkdal ile soyadları belirlenemeyen Rehber ve Ruken.

- Muş Alay Komutanlığı'nda bunlar sorgulanırken içeriye Ahmet Demir ile Mehmet Yazıcıoğulları giriyor. 'Yer göstermeye götürüyoruz' diye adamlarıyla bu beş kişiyi alıp götürüyorlar. Dikkat edin Muş Alayı'ndan alıp götürüyorlar. O zamanki; Muş Alay Komutanı, İstihbarat Şube müdürü, Sorgulama amiri kim, araştırın bakalım, altından neler çıkacak?

- Ahmet Demir ile Yazıcıoğulları aldıkları beş kişiyi doğruca Murat Köprüsü'ne götürüyorlar. Yeşil ile Yazıcıoğulları tetiği çekerken iki adamları da gözcülük yapıyor. Bu zavallı beş kişinin öldürülmesi planlıydı. Daha sonra bu olay MİT'in üzerine atıldı. MİT olayın üzerinde kalmasından çok rahatsız oldu. Hatta başlarına birşey gelmesin diye, iki elemanını Ankara'ya çekti." Binbaşı Ersever'in anlattığı bu olayı Gazeteci Ali Çağatay, "MİT beş kişiyi kurşuna dizdi" başlığı ile 11-17 Şubat 1993 tarihinde Aktüel dergisinde daha önce yazmıştı.

Haber, Ersever'in anlattıklarıyla uyuşuyordu. Ancak Ersever'in söylediğine göre 5 kişiyi MİT değil, Yeşil kod adlı Ahmet Demir ile Mehmet Yazıcıoğulları'nın ekibi öldürmüştü.
Kontrgerilla ile devletin nasıl işbirliği yaptığının en belirgin göstergesi bu olay sonrası gelişmelerdir.

Öldürülen Saim Çelik ile Veysi Çağlayan'ın yakınları Muş Barosu'ndan Sait Sever, Ali Haydar Ekmekçi, Abdullah Güneş, Ferit Yeşilbingöl ve Selehattin Kaya adlı avukatlardan kendilerine yardımcı olmalarını istiyorlar. Savcılığa dilekçe veriliyor. Savcılık olaya el koyuyor. Savcı Nail Yalçın soruşturmayı başlatıyor. Önce, o gece görev yapan jandarma erleriyle konuşuyor.

Maktulleri gece yarısı gelen yedi kişilik istihbarat timi götürmüştü. Jandarma Alay Komutanı kendisini sıkıştıran Savcı Nail Yalçın'a "Savcı Bey bunun bizimle alakası yok. İstihbaratın işi" demek zorunda kalıyor. "İstihbaratçı" deyince savcının aklına hemen Milli İstihbarat Teşkilatı geliyor Tabii bu arada savcının kulağına birileri MİT'in adını fısıldıyor.

Neden MİT'in adı fısıldanıyor? 2937 sayılı MİT Teşkilat Yasası'nın 26'ncı maddesi şöyle diyor: "MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.".

Savcı Nail Yalçın bunun üzerine Adalet Bakanlığına başvuruyor. Bakanlığın yanıtı kısa oluyor: "Kimlikleri tespit edilmeyen MİT mensuplarının sorgulaması yapılamaz. Talebinizin reddine!"
4 Aralık 1992 tarihinde Savcı Nail Yalçın bu olayla ilgili takipsizlik kararı veriyor.
Hazırlık: 1992/361 Karar:1992/307 numaralı dosya raflara kaldırılıyor. Ancak olay kapanmıyor...

"Soğukkanlı ve Hoşgörülü"

SHP Adıyaman milletvekili Celal Kürkoğlu 19 Şubat 1993 tarihinde konuyu meclise getiriyor. Dönemin Başbakanı Süleyman De-mirel'e yazılı soru önergesi vererek bu olayı aydınlatmasını istiyor.

"27 Mayıs 1992'yi, 28 Mayıs 1992'ye bağlayan gece yarısı Muş-Varto-Bingöl yol ayırımında Jandarma tarafından durdurulan araçtan şüphe üzerine gözaltına alınan kişilerin sorguları Muş Alay Komutanlığı Karakolu'nda sürerken odaya giren 7 MİT görevlisi sorguyu kendilerinin yapacağını belirterek söz konusu kişileri beraberinde götürmüşlerdir. Murat Köprüsü civarında bu kişileri kurşuna dizmişlerdir. Olayın açığa çıkmasının ardından müştekilerin olayın üzerine gitmesi üzerine Savcı dava açmış, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 7 MİT görevlisi hakkında takibata izin vermediği için, 'takibat yapılmasına mahal olmadığına' karar verilmiştir.

1. Söz konusu olay doğru mudur? Olay doğru ise sanıkları, ken dilerini 'İstihbaratçı' olarak tanıtan şahıslara teslim eden Jandarma yetkilileri kimdir? Haklarında ne gibi işlem yapılmıştır?
2. Takibat açılmasına izin vermeyen Adalet Bakanlığı yetkilileri kimdir? Bunun gerekçesi nedir?
3. Söz konusu katiller gerçekten devlet görevlisi midirler?
4. Eğer Başkanlığa bağlı MİT görevlisi iseler bu kişilerin isimleri ve görevleri nedir? Kimin zamanında işe alınmışlardır? Geçmişleri nedir?
5. Uğur Mumcu cinayetinden sonra ortaya çıkan ve tarafınızdan da 'MİT içinde bir grup tarafından' hazırlandığı ileri sürülen sahte rapor olayı ile bu olayı birleştirdiğimizde MİT'in; birçok karanlık uy gulamanın yapıldığı bir kuruma dönüştüğü ortaya çıkmaktadır. Söz konusu katiller için ve MİT'in içine çekildiği bu çirkin durumdan çıkartılması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?"

Sezgin'in Yanıtı

Olayın en önemli yerine geldik; Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, 20 Nisan 1993 tarihinde milletvekili Kürkoğlu'nun olayla ilgili sorularına bakın nasıl yanıt veriyor:

- Adıyaman Milletvekili Celal Kürkoğlu tarafından Sayın Başbakanımıza yöneltilen, Başbakanımızca da kendileri adına tarafımdan cevaplandırılması istenilen yazılı soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

- 27.05.1992 günü saat 02.00 sıralarında, Muş ili, merkez Muratgören köyü, Murat köprüsü mevkiinde bir minibüsün aranması sırasında oto içerisinde bulunan (5) terörist üzerlerinde (3) adet Kaleşnikof marka uzun namlulu silah, (1) adet tabanca (1) adet el bombası ile birlikte yakalanmıştır.

- Yakalanan (5) PKK militanı ile yakalandıkları mahalde buluşmak üzere gelen diğer bir PKK örgüt mensubu grupça güvenlik güçlerine ateş açılmış, açılan bu ateş sırasında yakalanan (5) militan ateşe maruz kalarak ölmüştür. Sıcak temas bir süre devam etmiş ve gecenin karanlığından da yararlanan teröristler olay mahallinden kaçmayı başarmışlardır.

- Bahse konu olayla ilgili olarak Muş ili Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.05.1993 tarihinde gerekli soruşturmaya başlanmış olup, soruşturma halen devam etmektedir.

- Bölgede görev yapan güvenlik güçlerimiz kanunların kendilerine verdiği yetkiler çerçevesinde, vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini sağlamak için soğukkanlı ve hoşgörülü bir şekilde görevlerini sürdürmektedirler.
"Önergede ileri sürüldüğü gibi yerinde infaz diye bir durum kesinlikle söz konusu değildir."

İçişleri Bakanı İsmet Sezgin 7 Şubat 1992 tarihinde ise şunları söylemişti:

"Kim kontrgerilla hakkında birşey biliyorsa belgeleriyle çıksın ortaya söylesin. Kontrgerillanın ne olduğunu, nerede, nasıl faaliyet gösterdiğini açıklasınlar istifa edeyim."

Anlaşılan Bakan Sezgin istiyor ki, Kontrgerillayı kulağından tutup karşısına dikeceksin...
Sayın Sezgin kuşkusuz görmek istemiyor. Çünkü ortada o kadar olay ve belge var ki...

"Pis Silahlar"

Binbaşı Ersever ile Zafer Çarşısındaki kahvede sohbetimizi sürdürüyoruz.
İsmet Sezginin Meclis'teki açıklamasını söylüyorum.

Gülüyor:

"Sezgin'in açıklamasına birşey diyemem. Ancak o açıklamada, ele geçen silahlar sanıyorum üç adet kalaşnikof bir tabanca bir el bombası var. İşte bizimkilerin kafası bu kadar çalışır; demek istiyorlar ki, bu beş kişinin hepsinin elinde silah var! Bir gün her şeyi ellerine gözlerine bulaştıracaklar bundan eminim!"

Konuşmasını sürdürüyor:

"Bak, devletin bu işlerden kesinlikle haberi vardır. Şimdi Jandarma Genel Komutanlığı bölgedeki faili meçhul cinayetleri bilmiyor mu? İçişleri Bakanlığı, MİT bilmiyor mu? Hepsini biliyorlar. Halk da biliyor. Aslında bölgede kim kimi öldürüyor herkes biliyor.

"Şu yakalandı denilen silahlar ve bomba olayını anlatayım sana. Şimdi bizde PKK'lılardan ele geçirilen silahların hepsi envantere geçirilmez. Bir kısmı alıkonur. Bunlara biz 'pis silah' deriz. Bu beş kişinin kurşuna dizilmesi gibi olaylar gerçekleştirilirse öldürülenlerin yanlarına bu pis silahlar bırakılır. Savcılık araştırma yapmaz, yapsa da bu silahlarla korucuların, güvenlik güçlerinin öldürüldüğünü tespit eder! Silah zaten PKK'lılardan yakalanmıştır. Sanıyorum İstanbul'daki infazlarda da aynı oyun tezgahlanıyor.".
Ersever "çok konuştuğunu" düşünerek, "Artık benden bu günlük bu kadar" dedi.

Bırakmaya hiç niyetim yok:

"Yeşil'in işlediği cinayetlerden birini daha anlat sohbeti bitirelim. Zaten benim de görüşmem var" dedim.

Dağa Gitmek İsteyen Kız

Araştır bakalım:


21 Şubat 1993 tarihinde Elazığ'da İnsan Hakları Derneği Başkanı Avukat Metin Can ile Doktor Hasan Kaya'ya işkence yapıp kafasına birer kurşun sıkan kimdi? Kimler avukatla, doktoru öldürüp Tunceli'nin Dinar Köprüsü'ne attırdı? Kim?

- Elazığ, Bingöl, Tunceli Hattındaki cinayetlerin hepsini Yeşil işler. Buradaki tüm faili meçhul cinayetleri araştırırsan karşına Ahmet Demir ile Mehmet Yazıcıoğulları çıkar!

Araştır bakalım:

27 Temmuz 1992 tarihinde Mazgirt ilçesine bağlı Kepektaşı köyündeki evinden alınıp, öldürüldükten sonra Elazığ'daki Asri Mezarlığına gömülen Ayten Öztürk'ü kimler öldürdü? Kızcağız Yeşil'in ekibini PKK'lı sanmıştı ve kendisini dağa götüreceklerine inanıyordu.

Ersever yıllardır birlikte "görev yaptığı" Yeşil ve Mehmet Yazıcıoğulları'nın cinayetlerini bana niçin anlatıyordu? Mutlaka bir nedeni vardı...
Ersever'in bu son anlattıklarını 25 ve 26 Ağustos 1993 tarihinde arka arkaya Aydınlık'ta manşetten verdik. Ersever'in adını vermemiştim. Ersever'den "Kontrgerilla subayı" diye bahsettim. Bakalım ne gibi tepkiler gelecekti... ?
İlk arayan Hıdır Öztürk oldu. Ayten Öztürk'ün babası. Telefonda konuşurken ağlıyordu. "Ne yapabilirim" diye sordu. "Gazeteyi delil göstererek suç duyurusunda bulunun" dedim. Mahkemede seve seve tanıklık yapacağımı da ekledim.

Doktor Hasan Kaya'nın kardeşi Mahmut Kaya'dan mektup aldım: Kaya-Can cinayeti ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurduğunu yazıyordu. Komisyon Mahmut Kaya'nın ifadesine başvuracaktı. Olayla ilgili tüm bilgi ve ipuçlarını kendisine ulaştırmamı rica ediyordu. "Yazınızın bir yerinde özel harpçi subayla iki saati aşkın konuştuğunuzu yazmışsınız. Sanırım bu durumda elde ettiğiniz bilgiler gazetenizde yayınlanandan fazla olmalıdır. Gazetede yazılı olmayan kısmın kardeşim ve arkadaşının katledilmesiyle ilgili detayları varsa lütfen bana iletebilir misiniz?"

Kuşkusuz Mahmut Kaya'ya Binbaşı Ersever'in adını veremezdim. Bilgi ve belge konusunda fazla yardımcı olamayacağımı ama her platformda konuyla ilgili tanıklık yapabileceğimi bildirdim.
Metin Can, Hasan Kaya cinayetini Ersever'le alelacele konuşmuştuk. İstiyordum ki bu olayla ilgili daha detaylı bilgi ve belge alayım.

İnsan Hakları Derneği Tunceli Şube Başkanı Mehmet Gülmez ile Avukat Ali Demir haberimiz üzerine, gerekli tahkikatın yaptırılması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulundular; "Tunceli İl'i Akpazar Nahiyesinde evinden alınıp işkence yapıldıktan sonra Tunceli Dinar Köprüsü altında öldürülen Av. Metin Can, Dr. Hasan Kaya ile ilgili olarak ekte sunduğumuz 26 Ağustos 1993 tarihli Aydınlık gazetesinde açıklamalar vardır. Bu konuda gerekli yasal soruşturmanın yaptırılmasını ve ismi geçen kişilerin cezalandırılmasını arz ve talep ederiz.".

"Avukat'la Doktor'u Elazığ Emniyetinde Sorguladık"

Tahrikatın açılıp açılmayacağını beklerken KURD-HA 14 Ekim 1993 tarihli haber bülteninde, PKK'nın Metin Can ile Hasan Kaya'nın katilini yakaladığını bildiriyordu, "ARGK'nin, bir süre önce Elazığ'da kontrgerilla tarafından kaçırılarak katledilen Elazığ İHD Şube Başkanı Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya'nın katillerinden biri olan Orhan Öztürk adlı kontrayı Malazgirt'te yakaladığı öğrenildi."

Acaba Orhan Öztürk Yeşil'in timinde görevli miydi? Bir süre PKK kamplarında eğitilip gerilla yapılan Orhan Öztürk daha sonra yakalanıp itirafçı yapılmıştı. İtirafçı Orhan Öztürk bu kez de PKK militanları tarafından yakalanınca tetikçilik yaptığı olayları itiraf ediyordu!

Orhan Öztürk'ün anlattıkları 18 Kasım 1993 tarihinde Özgür Gündem'de yayımlandı. Anlattıkları Binbaşı Ersever'i doğruluyordu:

"Eylemimi Suriye Kürdistan'ından İdris Ahmet ve Diyarbakırlı Mesut Mehmetoğlu adlı itirafçılarla gerçekleştirdik. Avukat Metin Can ve Doktor Hasan Kaya'yı evinden aldığımızda çeşitli yayın organlarında yer alan ve gerçek adı bilinmeyen Yeşil de araçta bizi bekliyordu. Kontrgerilla Komutanı Yeşil'in Elazığ Emniyetiyle de ilişkisi vardı. Kaya ile Çan'ın sorgulaması Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nde yapıldı. İşkenceden sonra Tunceli-Mazgirt arasında bulunan köprünün altına götürdük. Onları orada öldürdüm. Bu eylemi İçişleri Bakanı ve birçok devlet yetkilisi de biliyordu.".

Orhan Öztürk, Doktor Kaya ve Avukat Can cinayetinin' ayrıntılarını da veriyordu:

"Doktor Hasan Kaya'nın evine gece saat 02.00 de ben ve Suriyeli İdris Ahmet gittik. İdris Ahmet 1.65 boylarında, sarışın ela gözlü, 23-24 yaşlarında, olgun biridir. Suriye'nin Halep şehrinden olan İdris Ahmet, PKK saflarında 10 yıl faaliyet yürütmüş, daha sonra itirafçı olmuş. Şimdi kontrgerillanın faaliyetlerini yürütüyor. Önce Avukat Metin Çan'ı evinden alıp doktorun evine gittik. Yeşil'in daha önce bize vermiş olduğu talimat gereği, kendimizi PKK'lı olarak tanıtıp, hastamız olduğunu belirterek tedavi etmelerini istedik. Önce kabul etmediler. Daha önce parti saflarında bulunduğumuz için hareketlerimizle onları inandırdık. İdris Ahmet'in hareketleri daha inandırıcıydı. Bu adamları Elazığ otogarından iki-üç kilometre ötede uzun bir ahır vardır, oraya götürdük.

"Yeşil, Elazığ sorgu ekibinden iki-üç kişi ve Suriyeli İdris Ahmet bunlara işkence yaptılar. Yarım saat kadar işkence faslı sürdü. Doktorla avukatın yüzleri parçalanmış bir vaziyetteydi. Bu adamları Tun-celi-Mazgirt arasındaki köprüye götürdük. Köprünün yakınlarında alay ve askeri karakol gibi askeri birimler vardı. Karakolla aramızdaki mesafe 2 km idi. Burada ben 16'lık bir tabancayla kafalarına birer kurşun sıkarak infaz ettim. Yanımda İdris Ahmet ve Diyarbakırlı itirafçı Mesut Mehmetoğlu vardı. Yanımızda Yeşil ve Elazığ sorgu ekibinden 3 kişi daha vardı. Bunlar Yeşil'in arabasında bekliyordu. Silah seslerini karakol duydu ancak olaydan haberdar oldukları için olay bölgesine gelmediler. Söylendiğine göre bu köprünün çevresinde Yeşil çok infaz yapmış.

"Olayda beyaz landrover marka 06 plakalı bir araç kullanıldı, ancak plakanın diğer numaralarını tam olarak hatırlamıyorum. Yeşil, doktor ve avukatın adres ve telefon numaralarını, kimlerle hangi yurtseverlerle ilişkileri olduğunu Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nden almıştı!"

"Evine Git, Kocan Gelecek"

Avukat Metin Can ile Doktor Hasan Kaya 21 Şubat 1993 günü kaçırıldı. Cesetleri 6 gün sonra, 27 Şubat 1993 tarihinde bulundu. Can ve Kaya'nın kaçırılışının ikinci gününden itibaren Demokratik Kitle Örgütleri, Ankara ve Elazığ'da protesto gösterileri yaptılar. Elazığ SHP binasında yüzlerce kişi Can ve Kaya'nın bulunması için açlık grevi yaptı. Başkan Süleyman Demirel ile Adalet Bakanı Seyfi Oktay'a telgraf çekildi. Ankara Adliyesi önünde avukatlar eylem yaptılar.

İnsan Hakları Derneği olayı başta TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk olmak üzere, Başbakan'a İçişleri Bakanı'na ve Adalet Bakanı'na bildirdi. Kaçırılma olayını duymayan kalmadı.
SHP yöneticileri demeçler verdiler. İçişleri Bakanı Sezgin, Metin Çan'ın eşi Fatma Çan'la yaptığı görüşmede, Fatma Çan'a sarılarak evine gidip oturmasını, kocasının geleceğini söyledi. Fatma Can, İçişleri Bakanı'nın güvencesiyle evine gitti. Bu arada Çan'ların evine sık sık telefon geliyordu, "Türk İntikam Tugayı Elemanlarından!" Can ve Kaya'nın ayakkabıları SHP İl Binası önünde bırakılmıştı. Kaçıranlar ne kadar rahat hareket ediyordu? Hiç yakalanma korkuları yoktu anlaşılan!... Olay Başbakan'a, İçişleri Bakanı'na, Adalet Bakanı'na intikal ettirilmişti. "Türk İntikam Tugayı" ise rahattı!

Güçleri Meclis Başkanını, Başbakanı, Başbakan Yardımcısını aşmış olmalıydı ki, Can ve Kaya kafalarına sıkılan MKE yapısı 9 mm silahla öldürüldüler.
Emekli Kurmay Albay Talat Turhan, son kitabının adını ne de güzel koymuştu: Kontrgerilla Cumhuriyeti...

Kaynakça
Kitap: Binbaşı Ersever'in İtirafları
Yazar: SONER YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Cem Ersever'in İtirafları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir