Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1938 Harekâtı Neden Yapıldı?

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1938 Harekâtı Neden Yapıldı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 02:14

1938 HAREKÂTI NEDEN YAPILDI?

Devlet, 1937 yılında isyanının elebaşısı Seyit Rıza'yı ve onun gibi etkili diğer 6 aşiret reisini asarak dersim ayaklanmalarına noktayı koymuş gibi gözüküyordu. Lakin, aşiretler sadece isyancı 6 boydan ibaret değildi. Ayrıca, bunlar bile tam olarak etkisiz duruma getirilememişlerdi. Bu durum, Kürtçülerin, 1937'de Dersim hakkının soykırıma uğratıldığı iddiasının boş bir politik slogan olduğunu da ortaya koymaktadır. Seyit Rıza ortadan kaldırılmıştı ama derebeylik yaşamaya devam ediyordu. Aşiret reisleri halkı yine saldırılarda kullanmaya başlamıştı. Bunlar, saldırıları yeni silah elde etmek için askeri birliklere yöneltiyorlardı. 1937'deki askerî operasyon yüzünden bölgede kıtlık başlamıştı. Bazı saldırılar da yiyecek bulmaya yönelikti. Durum böyle iken 2 Ocak 1938'de Kör Abbas, Keçel ve Bal Uşağı aşiretlerinden bir çete, Akkaş mevkiinde askeri birliği pusuya düşürüp 7 jandarma erini öldürmüştü. Aynı çete Mercan Karakolu'ndan 2 jandarmayı da şehit edince Ovacık'tan jandarma taburu takip için görevlendirilmişti.

Durumu inceleyen 4. Genel Müfettişlik, Munzur, Merho, Mercan derelerini ve Kalan aşiret bölgesini kapsayan yerlerin boşaltılması gerektiğine karar verdi. Bunun için çevre illerden de kuvvet getirilmesi, ayaklanmayı sürdürenlerin ele geçirilip belli bir bölgede denetim altında tutulması planlanmıştı. Başbakan Celal Bayar, Tunceli'den gelen bilgileri değerlendiriyor ve 23 Şubat 1938'de, bölgede kargaşanın sürdüğünü, kış şartlarında baskına uğramamak için çok uyanık olunmasını İçişleri Bakanı'na bildiriyordu.
Genelkurmay Başkanlığı 21 Mart 1938'da yayımladığı emirde, "Bu yıl hazirandan itibaren Tunceli'de geri kalan tenkil ve silah toplama harekâtı yapılması hükümetçe karar altına alınmıştır." deniliyordu.

Hükümetin bölgede yeni bir harekâta başlayacağını bilen derebeyleri de karşı propagandaya başlamışlardı. Bunların halka yaydıkları iddialar özetle şöyleydi:

• Ağalar öldürülecek, sürülecek ve başsız kalan halkın da hayat ve namusu yok edilecektir.
• Haklarında yargının takipsizlik kararı verdiği kişiler ile beraatlerine karar verilenler, Tunceli Jandarma Komutanlığı tarafından takipleri bırakılan, cezaları ertelenmiş olan kişilerin bu durumu geçicidir...
• Hükümet kuvvetlerinin aramızda dolaşmadığı zamanlarda rahat idik. Şimdi birçok külfete boyun eğmek zorunda kaldık. Rahatımız ve menfaatimiz bozuldu. Asılanlar ve hapsedilenler gibi bizim de hayat ve hürriyetimiz tehlikededir. Bunun için birleşmek ve birlikte direnerek hükümetin burada yaptıklarını engellemek gerekir. Güç ve hareket birliği yapmazsak hükümet bizi ayrı ayrı kırar ve hepimiz mahvoluruz.
• Hükümet 1937 yılında pek çok para harcayarak Tunceli'nde harekât yaptı ve Tunceli ıslah olundu denildi. Bu yıl tekrar bir harekât yapamaz. Çünkü şimdiye kadar yaşadığımız tecrübelere göre, iki askeri harekât arasında birçok yıl geçer. Bunun için elimizde birkaç senelik fırsat ve zaman vardır. Biz bu zamandan faydalanarak elimizde bulunan az silahla fakat hep beraber direnmeye başlayalım. Teslim etmiş olduğumuz silahların yerine yenisini temin edelim ve askeri içimize sokmayalım.

Dersim ağalarının kendi düzenlerini korumak için yeniden örgütlendikleri bu süreçte, devlet, askeri harekâtın yanı sıra ekonomik iyileştirmeler yaparak halkı kazanacak politikaları da devreye sokmuştu.
Askere saldıranların toplanması ve bölge dışına çıkarılması planlanırken, yasak olan yaylalara da itaatli halkın çıkması için düzenleme yapılıyordu. Ayrıca, Çemişkezek bölgesindeki hazine topraklarına yoksul insanların yerleştirilmesi, bunlara tapularının verilmesi işi de başlatılmıştı. Peri ve Paşavenk bucaklarındaki boş topraklara da yersiz yurtsuz olanların veya dağ başlarında kalanların yerleştirilmesi yürütülüyordu.
Bölge halkının ulaşımı için yeni yollar, köprüler, okullar, sağlık ocaklarının yapımı başlatılmıştı.
Hükümet, 1938 operasyonunun üç aşamada yapılmasını ve Ağustos sonunda bitirilmesini planlamıştı. Birinci aşama Mercan deresinin temizlenmesi olacak sonra da Merho Deresi ile Kalan deresinin temizlenmesi yapılacaktı.
1938 harekâtını, Naşit Hakkı Uluğ da izlemişti. Onun anlatımı şöyle: "Havalar açılınca asker Kalan bölgesine girdi, Demenlerle Haydarların bölgelerindeki döküntüleri topladı, ağaların kötülüğüne ve fesadına alet olmaktan bıkmış olan ve asırlardan beri onların zulmü altında inleyen halk, askere kılavuzluk ederek ağaları, azılıları, onların yataklarını, yardımcılarını gösterdi ve yakalattı. Dersimli hürriyetin tadını tadıyor, insanlık havasını solumaya başlıyordu. Asker en yüksek dağlara çıkıyor, dereleri aşıyor, mağaraları arıyor ve yörenin kötü unsurunu topluyordu, kalmış silahlar da böylelikle ele geçiriliyordu.

Bu bölgelerde harekât devam ederken, Koç ağaları ordunun gelip, halkı kendi ellerinden kurtaracağım anladılar, -Aktaşlı Hüseyin'in karısının gelip aşiret geleneğini tahrik etmesi üzerine- bir destekleme isyanı çıkarttılar, 19 Haziran gecesi Amutka karakolunu bastılar, Amutka'da bir irfan ocağı kurmak için bin bir güçlük içinde çalışan okul inşaatı ustaları da koşup karakola kapandılar. Karakolun basıldığı gecenin sabahı Elazığ'ın Vertetil havalimanından kalkan tayyareler Amutka karakolunun üzerinde uçuyor ve makineli tüfekleriyle etrafı sarmış olan haydutları tarıyordu. Arkadan seyyar jandarma geldi, karakolu kurtardı ve Koç bölgesi de baskı altına alındı.

Artık Dersim eski Dersim değildi, tayyare yarım saat sonra imdat isteyen herhangi bir noktaya varıyor, büyük kuvvetlerin gelişi de ertesi güne kalmıyordu. Devletin kuvvetle Dersim'in her yanına hâkim olması zamanı gelmiş bulunuyordu.
Kamutay 1938 yaz tatiline girerken o zamanki Başkan Celal Bayar iç meseleler arasında Dersime de temas ederek, bu yıl Dersim denilen işi kati surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzun Dersim havalisinde vazife alacağını ve genel bir tarama hareketiyle cezalandırma kuvvetlerine destek olaraktan bu meseleyi kökünden söküp atacağını söylemişti."

Naşit Hakkı Uluğ'un yukarıda sözünü ettiği Celal Bayar'ın konuşmasında söylenenler şöyle:

"Dersim meselesi

Bu senenin dahili işleri noktayi nazarından size ehemmiyetle bahsetmeye değer bir mevzuu vardır. O da Dersim meselesidir. Dersim'de bir ıslahat programımız vardır. Bu program yürümektedir. Yol, köprü, karakol ve mektep inşası suretiyle... Geçen sene Askeri harekât yapıldı. Bu bütün teferruatıyla herkesin malumudur. Bu sene içinde bu programa göre askeri harekâtın yürümesi lazımdır. Geçen seneye nazaran burada bu sene, daha fazla kuvvetlerimiz toplanmıştır, birkaç yerde de ufak tefek müsademeler olmuştur. Dersim için tatbik etmekte olduğumuz programın icabı olarak bu meseleyi süreti katiyede halletmek ve Dersim denilen işi sureti katiyede tasfiye etmek için alacağımız bir tedbir daha vardır.
Yakında ordumuz Dersim havalisinde manevralar yapacaktır. Bu münasebetle ordu, Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketiyle tedip kuvvetlerine müzahir olaraktan, bu meseleyi kökünden söküp atacaktır, (bravo sesleri ve sürekli alkışlar) Arkadaşlar, Dersimliler ne istiyorlar? Dersimli Orta Çağ'a ait bir zihniyetle orada oturup şekavet yapmak istiyor. Mal çalacağız, diyor. Silahla gezeceğim, müsamaha edeceksiniz, diyor. Vatani mükellefiyetlerimi ifa etmeyeceğim, imtiyazlı bir insan olarak hepinizin muvacehesinde dolaşacağını, diyor. Bilinmesi lazım gelen bir hakikat vardır ki, Cumhuriyet böyle bir vatandaş tanımıyor, (bravo sesleri, sürekli alkışlar) Cumhuriyet külfette olduğu kadar nimette, nimette olduğu kadar külfette müsavi ve seyyam muameleye tabi insanlardan miiekkeptir. (bravo sesleri sürekli alkışlar) Bu hakikat anlaşılıncaya kadar, kuvvetlerimiz orada fiilen bulunacaktır. Eğer ellerinde bulunan silahı teslim ederler ve cumhuriyetin emirlerine ihtiyad ederlerse kendileri için yapacağımız şey, muhabbetle göğsümüzü açıp deraguş etmektir. Bu yapılacaktır. Dersimliler sesimizi işitmelidir. Bu kürsüden akseden bir sadayı, kendi menfaatlarına göre, muhakeme etmelidirler. Bizim sesimizde şefkat olduğu kadar, kudret de vardır, (alkışlar) Bu ikisinden birini intihap etmek, kendilerine aittir. Bilmelidirler ki şefkatimiz de kahrımız da boldur.

...Cumhuriyet, herkesin kalbinde ve fikrinde garantileşmiştir, hiçbir şeyden pervası yoktur. Birtakım, vatani hizmetlerden kaçmış, bedbahtlara diyoruz ki, geliniz, görünüz, sizin istemediğiniz, yadırgadığınız veyahut ihanet ettiğiniz rejim ne yapmıştır? Buna göğsümüzü kabartarak, iftiharla ilave edebileceğimiz diğer bir şey vardır:

Eserimiz seyrederlerken onlara diyoruz, sizi affettik...

İnkılâpçıların yapıcı kudretlerinin yanında bu da büyük bir faziletleridir. Bu fazileti, nadir meclisler, nadir inkılâpçılar elde edebilmişlerdir. Biz işimizde muvaffak oluyoruz. İdealimizin tahakkuk ettiğini görüyoruz. Günahları da affetmek zevkine mazhar oluyoruz, (alkışlar) Bunu Şefimizin gölgesine ancak Büyük Millet Meclisi idrak edebilmiştir, (alkışlar)

Arkadaşlar, af meselesinin ifade ettiği diğer bir mana daha vardır. O da memleketimizde Türk vahdetinin ve rejiminin çelikleşmiş olmasıdır. Bunu cihana göstermek istiyoruz. Affımızın bir gayesi de budur. Yoksa birkaç bedbahtı affetmiş veya affetmemişiz, bunun maddi hiçbir kıymeti yoktur.

Bizim Türk vahdeti üzerinde, daima hassas olduğumuzu söylersem, yanlış bir telakkiye uğramayacağına eminim.

Kemalist rejim, bütün eserleriyle, bu milletin kalbinde, nasıl bir mevcudiyet olduğunu göstermiş ve bütün bir terakki amili olarak hepimizin ruhuna girmiştir. Prestij ediyoruz, seviyoruz.
Biz Kemalizm karşısında hangi memleketten gelirse gelsin, hangi manayı ifade ederse etsin, ister sağ, ister sol, ne isterse olsun, herhangi yabancı bir cereyanı yadırgayan insanlarız. Bizim için esas olan şey, Kemalist rejimdir. Türk varidetidir. Türk milliyetçiliğidir, (alkışlar)"

Başbakan Celal Bayar'ın TBMM'de yaptığı bu konuşmaya uygun bir operasyon yürütüldü:

"3. Ordu'nun almış olduğu bu vazife Genelkurmay Başkanımız yüce Mareşalin (Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, RZ) de hazır bulunması ile Ordu Müfettişi Orgeneral Kâzım Orbay'ın sevk ve idaresi altında iki safhada yapıldı. Bütün Dersim, gayet ciddi bir surette tarandı. Bu harekât olurken ben de Tunceli'de bulundum. Aşiret reisleri ve ağaları, fesatçı Seyitlerle elebaşları tutuldu, Dersim den çıkarılarak batıya yollandı. Ordunun yüksek bir gayret ve tam bir muvaffakiyetiyle başardığı bu harekât, bundan sonra Tunceli'de genel ve toplu eşkıyalık niteliği taşıyacak herhangi bir harekâtın olması ihtimalini kökünden sildi. Dersim artık kurtulmuş ve kurtarılmıştır. Dersim'de asker ayağı basmamış, subayın ve komutanın zekâ ve enerjisinin temas etmemiş olduğu bir nokta kalmamıştır. Ordu bu büyük hizmetiyle de Türk milletinin sonsuz teşekkürüne bir kere daha layık olmuştur."

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 1938 HAREKÂTI NEDEN YAPILDI?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 02:15

Halk Uyarıldı

Dersim'de başlatılan ikinci harekât sırasında, Dersim halkı, uçaklardan isyan bölgelerine atılan bildirilerle uyarılmıştı.

14 Ağustos 1938 yılında İkinci Tunceli Harekâtı sırasında 4. Genel Müffetişlikçe yayımlanan bildirge şöyle:

"... Ovacık kazasının Lertik, Mercan ve mıntıkalarında oturan Kalanlı halkı!
Halkı fukaralıktan ve cahillikten kurtarmak için hükümetin Tunceli'de yapmakta olduğu iyi işleri her gün öğreniyorsunuz. Bu güzel işleri kendi menfaatleri için zararlı sanan bazı boş kafalı zalimler, içinizden bir kısım cahilleri yalan ve iftiralarla kandırarak Mansur uşağı köyünde ve diğer köylerde, askere tüfek sıkmak ve masum halkın mal ve davarlarını zorla almak gibi suçlar yaptırdılar. Bu suç yüzünden cahilleri hükümetten uzak bulundurmak suretiyle fakir fukaranın canım, ırzını ve malını kendi keyifleri için istedikleri gibi kullanmak istediler. Bu sebeple hükümet zalimlerin zulümlerine son vermek, masum halkı onların elinden ve şerrinden kurtarmak için asker getirmiş bulunuyor. Görüyorsunuz ki 4 tarafınızı asker sarmıştır. Ve harekete geçecektir. Maksadımız yalnız suçluları ve bilhassa elebaşları uslandırmaktır.

Bunun için:

1. Zorla ve cahillikle, düşünmeden suç yapmış olanlar, canlarını çoluk ve çocuklarını kurtarmak için hükümetin adaletine güvenerek gelip teslim olmazlarsa gönülleri ile suç yapmış sayılacaklarından behemahal takip edilecek ve ele geçirileceklerdir. O zaman çok ağır ceza göreceklerdir.

2. Bu suçlular, kendilerini zorla felakete sürükleyenleri, ölü veya diri yakalayıp hükümete veya askere teslim ederlerse cezadan kurtulmakla beraber mükâfat da alırlar.
içinizde suçsuz olanlar çoktur. Asker suçluları ararken bu suçsuz halkın zarar görmemesi için suçlulardan ayrılıp çoluk çocukları ile beraber Pülür'deki kaza merkezine gelsinler. Hükümet geçen senelerde olduğu gibi bunlara da şefkatini esirgemeyecektir.

3. Hükümetin bu son sözünü yerine getirmeye mani olanların günah ve vebali kendi boyunlarında kalır." İkinci Tunceli harekâtı sürecinde 4. Genel Müfettişlikçe yayınlanan başka bir bildirgede de şunlar söyleniyor:
"Gözünüzle görüyorsunuz ki askerlerimiz Bobyezbaba, Koz Dağı, Dolubaba, Azizabdal ve Zel Dağını tutmuş, her taraftan ve yakından sizi çember içine alınıştır. Tayyarelerimiz de üstünüzde dolaşıyor. Ve ne yaptığınızı görüyor. Birkaç akılsızın yalan sözlerine kanarak onlara uydunuz. Evinizden, tarlanızdan ayrılarak, korku, heyecan, zahmet ve ıstırap içinde sefil ve aç bir halde çukur yerlere ve havasız mağaralara çoluk çocuk ve hayvanlarınızı götürdünüz. Açlık ve sıkıntıdan bunlar arasında hastalık çıkacaktır. Bu yerlere sığınmakla takipten kurtulacağınızı sandınız. Kahraman askerlerimiz güvendiğiniz dağları aştı ve her tarafa girip çıktı. Eıı son sığındığınız yerlere girmek için hazırdır. Fakat devlet, evlatlarına kızmaz. Onlara hiçbir zamana fenalık yapınak istemez, itaatsizlik yapan evladını döverken de yüreği acır. Sizin de yaptığınıza nedamet ettiğinizi ve pişman olduğunuzu biliyoruz. Sizi felakete sürükleyenlere kızdığınızı ve beddua ettiğinizi işitiyoruz. Size ve bilhassa çoluk çocuğunuza çok, hem pek çok acıyorıız. Bu azaptan ve felaketten kurtulmak için yegâne çare devletin kucağına dehalet edip gelmektir. Akıllı olanlar bu işe hemen giriştiler ve şimdi, Erzincan 'da, Pülümür'de, Nazimiye'de, Mazgirt'te ve Ovacık'ta rahat ve huzur içinde oturuyorlar. Bugünkü perişan halinize son verip takipten ve ağır cezadan kurtulmak istiyorsanız, işte size son nasihatimizi ve şefkatli sözümüzü tekrarlıyoruz. Eğer çoluk ve çocuğunuza acıyorsanız siz de bizim gibi düşünürsünüz ve yaparsınız. Gelip dehalet edenler (teslim olanlar) ıstırap ve zahmetten kurtulurlar. Gelmeyenlerin üzerine askerlerimiz yürüyecek ve tayyarelerimiz uçacaktır.
Kurtuluş ve selamet yolu devletin kucağına iltica edip şefkat istemektir. Hükümete ve askerlere çabuk dehalet ediniz ve sefaletinize son veriniz. Dehalet edenlere (teslim olanlara) iyi bakılması için emir verilmiştir.
Koçuşaklılar birkaç cahilin yaptığından çabuk pişman oldular ve hükümetin şefkatine dehalet ettiler ve takipten kurtuldular. Şimdi köylerinde rahat oturuyorlar. Eşkiyalığa karışmamış olanlar köylerinde işleri ve güçleri ile meşgul bulunuyorlar. Bu akıllı Tuncelililer hali hepinize örnek olsun".

Bu uyarıların ve çağrıların sıradan halk üzerinde pek fazla etkili olması mümkün değildi. Çünkü onlar, derebeylerinin elinde bir oyuncaktan farksızdılar.

Trajedi şu idi: Dersim'in suçsuz insanlarına iki tüfek yöneltilmişti:

Birincisi devletin tüfeği idi, ikincisi ise derebeylerinin tüfeği. Derebeylerinin emrindeki kitlenin kaçışı yoktu, ölecektiler. İsyan etmeseler, reisler öldürecek, isyanda yer alsalar asker öldürecek...
İkinci ayaklanma, tam da böyle oldu...
İkinci ayaklanmayı bastıran hükümetin başında Celal Bayar bulunuyordu. Celal Bayar, İttihat ve Terakki'nin öncü isimlerinden birisiydi. Ekonomide liberal olmasına karşın, dersim isyanını bastırmada şahinleşmişti. Üstüne üstlük, bölgedeki derebeylerinin (ağa-aşiret-reisi-seyyit) Alevi olması, subaylara psikolojik olarak daha rahat silah kullanma hakkı sağlıyordu.
Bu süreçte artık Kemal Atatürk'ün hastalığı iyice ağırlaşmıştı ve süreci kontrol edebilecek durumda değildi. Böylece, onun Alevilere karşı olan koruma kalkanı da ortadan kalkmış durumdaydı.

Bu operasyonun yürütülmesi ile Şeyh Sait isyanının bastırılması karşılaştırıldığında gerçek daha net ortaya çıkar. Şeyh Sait operasyonunda sivil halka dokunulmadığı halde, Dersim'de özellikle 1938 harekâtında halktan pek çok insan öldürülmüştür. Osmanlı artığı kadroların bilinçaltındaki düşmanlık yüzünden, kumandanlık seviyesinde olmasa da alt rütbeli subayların acımasız davrandıkları, Dersimlilerin anılarından anlaşılmaktadır. Çünkü isyancı reislerin baskısı ve yaratılan hükümet korkusu ile siviller de dağlara çekilmişler, asker karşısında hedef haline gelmişlerdi. İşte, silahlı milisler ile mücadele eden askeri birlikler, dağların kovuklarında buldukları bu insanları da hedef almışlardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir