Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk'ün Seyit Rıza'ya Gönderdiği Elçi: Ali Cemal Bardakçı

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Atatürk'ün Seyit Rıza'ya Gönderdiği Elçi: Ali Cemal Bardakçı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 02:07

ATATÜRK'ÜN SEYİT RIZA'YA GÖNDERDİĞİ ELÇİ, - Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardakçı -

Günümüzde, olayları bilmeyen bazı Tuncelili Aleviler, Seyit Rıza'yı bir Alevi önderi veya Alevilik için mücadele eden bir lider gibi görüyorlar. Onun hayatını incelediğimizde açıkça görüyoruz ki Seyit Rıza için Alevilik, zavallı taliplerini kandırmak için kullandığı bir araç olmaktan öteye gitmemiştir. Ayrıca, onun yaptığı saldırıların arasında Aleviler için atılmış tek kurşun yoktur.
Üstüne üstlük, Atatürk tarafından Alevi toplumuna daha 1926 yılında verilecek özel haklar da onun şahsi ihtirası yüzünden battal edilmiştir. Bu gerçeği, Kürtçü Baytar Nuri'nin yazdığı satırların arasından gayet canlı biçimde yakalayabiliyoruz.
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'nda kendisine büyük destek veren diğer Alevilerin hatırını da gözeterek bu bölgeyi Türk kimliği içinde ıslah edebileceğini düşünmüştü. Bu yüzden de Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardakçı'yı elçi olarak Dersim'e yollamış, geçmişteki saldırılarını bile yok sayarak Seyit Rıza'yı onun vasıtasıyla ikna etmeye çalışmıştı.
Vali Ali Cemal, torunu Murat Bardakçı'nın bize verdiği bilgiye göre, 1920'de Bektaşi tarikatine girmiş olan bir bürokrattı. Bu yüzden Alevi sayılırdı. Kendisine, Dersim halkını aydınlatarak barışçı bir biçimde devletle uyuşmasını sağlama görevi yüklenmişti. Vali Ali Cemal de bu işi başarabileceğini düşünüyor, bunun için de diğer bölgelerde tanıdığı Alevi toplumunun barışçı kimliğine güveniyordu.

1926 yılında, Türkiye Cumhuriyeti'nin Dersim politikası belliydi: Bölgenin gerçek kimliğini, Türk olduklarını halka anlatmak, o halkı kendi devleti sayılan Türkiye Cumhuriyeti ile buluşturmak. Ülkenin her tarafında yürütülen devrim eylemini burada da uygulamak. Bunun için de bölgeye yol, köprü, okul, hastane yapmak, bunların güvenliğini sağlayabilecek karakollar kurmak, topraksız köylüleri ve göçebeleri topraklandırmak...
Çok ibretlik bir örnek olarak görülecektir ki Atatürk, bölgeye İzzettin Paşa'yı göndermiş, ona, "Benim adıma aşiretleri selamla!" demiştir. İzzettin Paşa, bunu aşiretlerin temsilcisi Seyit Rıza'ya söylemiştir ama o tam bir derebeyi havasında, meydan okuyan tavır takınmıştır.

Bu gelişmeleri, bizzat o günleri yaşayan Dersimli Baytar Nuri'nin kaleminden aktaralım:

"Diyarbakır Valisi Ali Cemal, Seyit Rıza ile bir mülakat yapmak üzere Dersim'e geldi. Mülakat mahalli olan Karaca köyünde Ali Cemal'i, etrafına Seyitler ve Dedeleri toplamış olduğu halde bir içki masası başında bulduk. Ali Cemal söze başlıyarak:
Kendisinin alevi olduğunu, Dersimlilere büyük teveccühleri bulunduğunu, Erzincan-Elaziz mıntıkalarında metruk Ermeni arazilerini Dersimlilere verdireceğini, Dersim'de okullar açarak Alevi ananelerine (geleneklerine) uygun tedrisat (ders) yapılacağını ve Koçkirililer hakkında da umumi afin çıkarılacağını bildirdi.
Ertesi gün, Diyarbekir'den Umumi Müfettiş İzzettin ve Elaziz valisi Rıza da Hozat'a gelmişlerdi. Ali Cemal, bizi İzzettin paşa ile görüştürmek için İsrar ediyordu. İzzettin paşanın ani surette Hozat'a gelmiş olması Seyit Rıza'yı şüpheye düşürmüştü, bu sebeple mülakat teklifini kabula tereddüt ediyordu. Bunu anlayan Ali Cemal, cebinden tabancasını çıkararak:

"Bu tabancamı alınız, arkamdan geliniz, size ufak bir yan bakan olursa beni bu tabancamla imha ediniz, size şerefimle söz veriyorum, beni mahcup etmeyiniz!" dedi.

Bunun üzerine, Seyit Rıza ile Hozat merkezine gidip İzzettin paşa ile görüşmeğe söz verdik.
Beraberimizde vali Cemal bulunduğu halde Hozat'a muvasalatımızda, hükümet konağı önünde askeri bir kıta tarafından resmen selamlandık ve doğruca İzzettin paşanın huzuruna kabul olunduk.
Seyit Rıza ile benim milli kıyafetle bulunmamız paşanın dikkat nazarını çekmişti, "Seyit Rıza ve Baytar Nuri siz misiniz?" dedi. Ben müsbet cevap verdim.

Seyit Rıza ise:

"Ben Dersimli Rizo'yum, Dersim'de her meşe altında ve her dağ başında birçok Rızalar vardır, şu halde, hangi Seyit Rıza'yı soruyorsunuz, bilmem?" dedi.

İzzettin Paşa:

"Mademki Ağdad köyünde oturuyorsunuz, Seyit Rıza da sizsiniz." dedikten sonra, uzun uzadıya öğütler vermeye başladı ve Ali Cemal'in Elaziz'e vali olarak geleceğini, Dersimlilerin her türlü arzuları tatmin edileceğini, Mustafa Kemal'in umum aşiretleri selamlamağa kendisine vazife verdiğini bildirdi.

(...) Doğu Dersimli İbiş Zeki adlı bir Kürt, Ali Cemal ile sıkı alaka tesisi için kendini bir Türk dostu gösteriyor ve Doğu Der-sim'den bazı aşiret reislerini Ali Cemal'in ziyaretine getiriyordu.
Ali Cemal ilk hamlede, Doğu Dersim aşiretleri reislerinden nüfuzlu olanları Elaziz vilayeti Daimi Encümen azalıklarına intihap ettirdi. Bunlardan birincisi de İbiş Zeki idi. Olaylardan Seyit Rıza'yı günü gününe haberdar ediyordum.
Dersimlilerden takriben 2000 aileye İskân kanununa göre Elaziz ovasında arazi teffiz edildi. Hususi Muhasebeden-Artırma yoluyla-Holvenk manastırı dahi bana verildi.
Seyit Rıza'nın Elaziz'e gelmesi için Ali Cemal durmadan ısrar ediyordu ve ben de mümkün olmadığını bildiriyordum.
Doğu Dersimliler Ali Cemal'in Alevi olduğuna kesin olarak inanmışlardı.

Ali Cemal, Dersimlileri kendine celp etmek için gizli tahsisat parasından külliyetli sarfiyatta bulunmakta ve hatta arada sırada,
"Hükümet Dersimi ıslah için ordular gönderse milyonlarca para sarf etmek zorunda kalacaktı. Dersim bu masrafların yarısı ile ve idareten ıslah edilirse daha muvafık olur ve ben dahi Dersim'i muhafaza etmiş ve esirgemiş olurum." demekte idi.
Vali Cemal işin gösteri tarafını dahi ihmal etmiyordu. Bu gaye ile Mustafa Kemal'i ziyaret bahanesi ile Ankara'ya Dersim aşiretlerinden mürekkep bir arz-ı tazimat heyeti göndermesini tasarlamıştı. Bu maksatla beni vilayet konağına isteyerek kendisi ile beraber Dersim'e gitmekliğimi rica etti. Bu vesile ile arkadaşlarımla bizzat görüşebileceğimi düşünerek yapılan teklifi kabul etmiş ve beraberce Hozat'a gitmiştim. Seyit Rıza'yı getirmek üzere, beni Ağdat köyüne göndermişti, mümaileyh kendisinin gelmesi muvafık olmadığını, benim heyetle gitmekliğimi ve bunun mucip sebeplerini bana anlattı, Hükümetin müsaadesi olmaksızın Dersim'e gitmek benim için mümkün olamadığından bu fırsattan faydalanarak Seyit Rıza ile milli davamızla ilgili bütün meseleleri görüştük ve Ağdat'tan ayrıldım.
Seyit Rıza'nın kardeşi oğlu Rahber'in amcası ile bir köy muhalefeti vardı, bundan dolayı Seyit Rıza'nın tuttuğu meslek aleyhine hareket fırsatını kaçırmıyordu. Amcası gelmediği için kendisi, sözü geçen İbiş Zeki'nin vasıtasıyla Bahtiyar aşireti reisi Yusuf, Arslanan ve Maksudan aşiretlerinden Keko ağalarla Hozat'a gelmişlerdi. Diğer aşiretler vali Cemal'a red cevabı vermişlerdi."

Semah Dönülüyor

Baytar Nuri, Vali Ali Cemal'in yaptığı her iyi niyetli işi kötüye yorsa da onun samimi olduğu yaptıklarından anlaşılıyor. Vali Cemal Bey, Dersim derebeylerini Alevilik üzerinden etkilemek için onlar için bir tür cem töreni bile düzenlemiş, burada semah bile dönülmüştür.

Baytar Nuri'nin şu satırları bunu anlatıyor:

"Vali, bir gece, mutasarrıflık konağında bir içki âlemi tertip ettirmişti, kendisi keman ve ben bağlama ile koşma, çalıyor «Hu, Alim Hu» diye terennümler ediyor ve beraberce bir "mey" alemi geçiriyorduk.

(...) Ertesi sabah Elaziz'e hareket ettik, Elaziz bele-diyesi heyet şerefine bir balo tertip etti. Bu baloda fırka komandanı Mustafa Haydar da hazır bulunuyordu. Baloda Alevi tarikatına mahsus sema yapılmakta ve Gazinin yaranlarından olan Diyap ve Meço ağalar dahi ortaya atılarak ve «Şah, Şah» nidalariyla el çırparak pervaneye (semaha) başlamışlardı. Hülasa, Türk'ün başı olan Gazi'nin de Alevi olduğuna kanaat etmişlerdi.

İbiş Zeki vasıtasile ekserisi Doğu Dersim'den gelmiş olan heyete Ali Cemal'in ısrarına rağmen ben de iştirak etmiştim.
Karabal reisi Kango oğlu Mehmet Ali, Koç Mustafa, Abbasan reisi Meço, oğlu Hüseyin ve kardeşi Beko, Ferhadan reisi Cemşid, Diap oğlu Veli, Pilvenkan reisi Süleyman ve Hıdır, Kırgan reisi Ağa, Bahtiyar reisi Yusuf, Seyit Rıza'nın kardeşi oğlu Rahber, Arslan, Maksudan reisi Keko, Yusufan reisi Kanber, Allan reisi Ali, Hıran reisi Mustafa, Şadan reisi Veli Hakii, Kiği adına Mehmet, Süleyman, Elaziz Belediye reisi mütekait Miralay Halil, hususi idare reisi Sabri, Encümen üyelerinden İbiş Zeki ve Vali Ali Cemal'dan mürekkep heyet Diyarbekir yolu ile Ankara'ya müteveccihen yola çıkmıştı. Böyle uzun bir yolu ihtiyardan maksat Kürdistan üzerine tesir bırakmak olduğunun farkında idim.
Diyarbekir'de ordu kumandanı İzzettin paşa, Urfa'da Vali Fuat Paturay taraflarından gine birer balo, gine aynı amaç...

(... ) Ankara'da Mustafa Kemal'e vekâleten Meclis Başkanı Kâzim paşa ile Büyük Millet Meclisi dairesinde görüştük. Bizi, paşaya, vali Cemal prezante ediyordu. Kâzım paşa, "Baytar Nuri'yi tanıyabilir miyim?" dedi. Vali Cemal, beni ikinci defa takdim etti.

Kazım paşa heyete dönerek:

Ziyaretimizden Gazi'nin ve kendisinin memnun olduklarını Seyit Rıza'nın ve diğer aşiret reislerinin gelmemesinden teessür duyduğunu, Dersim'in pek yakında şoselere, mekteplere ve ümran vasıtalarına malik olacağını, vali Cemal'in iktirahı mucebince Doğudan Batıya sürgün edilmiş olan bütün Kürtlerin memleketlerine döndürüleceklerini, bu hususta pek yakında Meclise bir af kanunu tasarısı sunulacağını, Gazi'nin dahi bu hususu kesin olarak vaad ettiğini ve Dersimlilere Elaziz, Erzincan ve Malatya yayla ve ovalarında toprak dağıtılacağını, Dersimlilerden sükuneti muhafaza etmelerini beklediğini söyledi. Bu sözleri, tarihi nutkunu yazmakla meşgul olduğu için bizimle bizzat görüşemeyen, Gazi'nin emri ile söylediğimide sözlerine ilave etti.
İsmet paşayı ziyaretimizde dahi ayni nakaratı dinlemiştik.
Vali Cemal, Dahiliye Vekili Cemil ile görüşerek Kürt sürgünlerinin affedileceğine dair kesin vaad aldığını heyetimize bildirmişti. Heyet Ankara'dan Dersim'e dönmüş, ben, bir kısım arkadaşlar ve vali Cemal İstanbul'a gitmiştik.
İzmir'e sürgün olup bu sırada İstanbul'da bulunan Diyarbekirli Cemil paşazade Kadri ile Reşadiye otelinde gizli olarak görüştüm. Dersimlilerin Ankara hükümetiyle siyaseten yaptıkları temasların gayesini teşrih ettim ve milli haklarımızın istihsali için ilelebet çalışacağımıza dair Dersimliler adına Umumi Merkez'e bildirilmek üzre bir Taahütname imzalayarak kendisine verdim.

"İstanbul'dan Elaziz'e dönüşümden az bir zaman sonra, Af Kanunu ilan edildi ve bütün Kürdistan sürgünleri Batı vilayetlerinden memleketlerine döndüler. Dersim, Elaziz ve Erzincan merkezlerindeki bütün mevkuflar cezalan tecil edilerek serbest bırakılmışlardı."

Türk devletinin en koyu düşmanlarından birisi olan Dersimli Baytar Nuri'nin yukarıdaki anlatımı gösteriyor ki cumhuriyet rejimi Dersimlileri barış yoluyla ikna etmek için çok dikkatli davranıyorlardı. Verilen sözler tutuluyor, Şeyh Sait ayaklanmasında isyancı olan ve batıya sürülen Kürt aşiret reisleri de Dersimliler istediği için affediliyordu.

Koçgiri isyanını düzenleyenler için de iki af çıkartılmıştı... Bütün bunlar, devletin vatandaşı ile diyalog kurmaya çabaladığının kanıtları idiler. Lakin, Seyit Rıza, bu barış elini sıkmaya yanaşmıyor, eski sistemi korumak için her an silahlı çatışmaya hazır bekliyordu. Seyit Rıza, Dersim'de kurduğu derebeyliğini koruma yolu olarak Kürtçü ideolojiyi de bir savunma aracı gibi kullanıyordu.

Bu durumu Dersimli Nuri'nin anlatımı ele veriyor:

"Dersimlilere karşı gösterilen bütün bu müsamahalara rağmen, Seyit Rıza ihtiyatlı durumunu muhafaza ediyor ve Türk hükümetine itimat edemiyordu. Çünkü, tarih boyunca, Türk idaresi daima bu gibi hilelerle Kürdü aldatmış, gafil avlamış ve fırsat deneyerek Kürtler aleyhine fecaatlar yaratmıştı. Bu hakikati en iyi takdir edenlerden birisi büyük Kürt önderi Seyit Rıza olmuştu. Mumaileyh, Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden ibaret oldukları hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve bu isteklerin mahiyeti Türklerce mahrem tutuluyordu. Bu isteklerden başlıcası Dersim'de Kürtçe okullar açmak idi. Bu isteğe Batı Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısrarla iştirak ediyordu. Vali Cemal bu istekten son derece sinirleniyor, Dersimlilerin irken dağlı Türk olduklarını ve esasen bütün Türkler ilk önce Alevi iken sonraları Sünni mezhebine girmiş bulunduklarını ileri sürerek Kürtleri kandırmağa çalışıyordu.
Bütün gayretlerine ve ümitlerine rağmen vali Cemal, Seyit Rıza'yı elde edemiyeceğine kani olduğundan benden de emin değildi ve zevahiri kurtarmak için temasa devam ettiğini anlıyordum, çünkü Seyit Rıza'nın fikirlerinin mürevvici olduğumu, vali Cemal anlamıştı."

Devlet Söz Veriyor

Vali Ali Cemal, Dersimli aşiretleri yola getirmek için yılmadan çalışıyor ve işi barış yoluyla çözmeye çabalıyordu. Vali Ali Cemal, aşiret reislerinin Alevi olmasına bakarak, onların Alevilik için bazı iyi şeyler isteyebileceklerini sanıyordu. Bu yüzden de o duyguyu öne çıkartmaya çalışıyordu. Baytar Nuri'nin anlattığı Munzur suyu başında yapılan yemin töreninde de bu olay karşımıza çıkıyor.

(...) Vali Cemal beni istedi, benimle birlikte Ovacık mıntıkasına bir seyahat yapacağını ve Munzur suyu menbaında umum Ovacık aşiretlerinin toplanmasını temin etmekliğimi teklif etti ve toplantı mahallinde bu aşiretlere bazı tebligat yapacağını bildirdi.
Valinin, tekliflerine karşı gelmemek planımız gereğinden idi. Cemal ile Ovacığa muvaseletimizde, aşiretlerin Ziyaret köyüne toplanmaları istenildi. Ovacık aşiretlerinden ancak dört aşiretin, yani Arslan, Beytan, Pezgevran ve Maksudan aşiretlerinden bir kısmı ile reisleri, Munzur menbaına toplanmışlardı.
Vali Cemal, ilk önce aşiretler efradının aşiret usuluna göre re-islerinin tensip edecekleri hareketlere boyun eğeceklerine dair and içmelerini teklif etti. Bu teklife uyarak aşiretler efradı Munzur menbaına ilerlediler ve avuçlarıyla bir miktar su içmek suretiyle reislere inkıyat edeceklerine (uyacaklarına) ananevi usulda ant içtiler.

(... ) Vali Cemal, bu ananeyi her halde biliyordu ki böyle bir yeminle aşiretlerin ittihadının teminini düşünmüştü.

Reisler intihap edildikten sonra, Cemal dahi ayağa kalkarak menbaâ yaklaştı ve halka hitaben:

"Ağalar, ben de sizinle sadakatle konuşup, sadakatle hareket edeceğime dair bu mukaddes Munzur suyundan bir bardak su içmek sureti ile yemin ediyorum." dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla menbadan su içtikten sonra, "Ağalarım, Gazi paşanın sizlere hassatan selamı var, beni size o gönderdi, içtiğim su ile yemin ederim ki, o Alevidir, dünyadaki bütün Alevileri ihya edecektir. Ben dahi Aleviyim, bu sıfatla size söz veriyorum, yollarınız yapılacak, mektepler açılacak, toprağı olmayanlara Erzincan'da ve Elaziz'de top-rak verilecek. Ancak sizden bir hizmet bekliyorum ki o da, yakında hükümet kuvvetleri gelecek ve öteden beri Dersimin adım lekeliyen Koç Uşağı aşiretini biraz ıslah edecek, siz dahi bütün aşiretiniz efradıyla bu harekete iştirak edeceğinize şimdi söz vereceksiniz. Bu suretle Koçan aşireti ıslah edildikten sonra, Dersim'de her şey yoluna girmiş olacak, hükümet Dersim'den emin kalacak ve Dersimlileriıı her türlü istekleri yerine getirilecektir." dedi.

Reislerden Kasım oğlu Munzur ağa kendi aralarında hususi bir toplantı yaparak ertesi gün son sözlerini verebileceklerini bildirdi ve bunun üzerine Munzur'daki toplantıya son verildi.

Ne yazık ki Vali Ali Cemal'in bu önerilerine, Alevi görünen Seyit Rıza olumlu bir karşılık vermemiştir.

Vali Ali Cemal Bardakçı'nın Raporu

Baytar Nuri, Ali Cemal Bardakçı'yı kötü göstermeye çabalasa da onun Dersim halkını gerçekten korumaya çalıştığı anlaşılıyor. Ali Cemal Bey'in sözlerinin samimi olduğu ve hükümetle haberli biçimde konuştuğu Vali Ali Cemal Bey'in Ankara'ya yolladığı aşağıdaki raporda açıkça görülüyor.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ATATÜRK'ÜN SEYİT RIZA'YA GÖNDERDİĞİ ELÇİ: Ali Cemal Bard

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 02:07

1926 tarihli Vali Cemal Bey'in raporu şu maddeleri kapsıyor:

1- Kürt ve Arap aşiretler ile Türkmen aşiretleri arasında bir müşabehet (benzerlik) yoktur.
Türkmen aşiretleri teşkilâtı, Kanuni Süleyman'dan sonra tefessuha (çöküşe) başlamıştır.
Dersim'de ve Türkmen aşiretlerile meskûn sair bazı havalide ara sıra tahaddüs eden (çıkan) isyankâr vaziyetlerin sebep ve saikları Kürt ve Arap aşiretlerinin isyan sebep ve saiklerinin ayni değildir.
Alevi ve halis Türk olan Türkmenler, Yavuz zamanından beri müthiş tazyiklere maruz kalmış ve on binlercesi merhametsizce katil ve imha edilmiştir.

2- Dersim ihtilâçları (buhranları) büyük, küçük memur ve mutaassıp hocaların tahrik ve teşvikile cahil Sünni ahali tarafından haklarında reva görülen muamelâttan mümbaistir. (kaynaklanmaktadır)
Bu nalâyık (uygunsuz) muamele Alevi Türkmenler arasında tesanüdü kavi (güçlü dayanışma) ve tekâfülü içtimai (toplumsal bağdaşma) vücude getirmiştir.
Bu vaziyeti pek çok memurlar Kürt aşiret teşkilâtının ayni zannederek yanlış karar ve tetbirler almışlardır. Tazyikat (baskı) nihayet bulur ve şuurlu bir surette hareket olunursa Dersimliler Cumhuriyetin çok sadık ve fedakâr hadumleri olabilirler.

3- Dersim seyahatında Türkçe bilmeyene ve Kürt tipine rastlamadım.
Sünniler, Alevilere Kürt, Aleviler de Sünnilere Türk derler. Kürtlerle komşu Dersim Alevilerinde Türkten başka bir millet oldukları kanaati olmakla beraber memurlar da bu hataya düşmüşlerdir.
Seydanlı, Şeyh Hasanlı unvanı umumileri altında toplanmış olan köyler ve kabileler arasında da ahengi muaşeret (görgü birliği) yoktur.

4- Dersimliler taktil (öldürülmek) ve tehcirden (sürülmek) korkuyorlar, geçmiş memurlar esassız kanaatları izale edememişlerdir.
Aşiret ve kabileler arasındaki mütekabil (karşılıklı) gasp ve garatlar (vuruşmalar) devam etmekte ve husumetlerin temadisine (sürmesine) sebep olmaktadır. Üç beş şahıs müstesna, ağalar ve reisler de dahil tekmil Dersimliler müthiş bir fakru zaruret içinde çırpınmaktadır. Gaspu garatların sebebi yaşamak hissi ve endişesidir.

5- Dört yüz seneden beri Dersim'e hükümet nüfuzu girmemiş, ilmi mana ve şumulü ile bir otorite teessüs etmemiştir.
Her Dersimli hayatını, malını muhafaza kaygusile müsellâh (silahlı) bulunmak mecburiyetinde kalmış.

6- Bir iki fırka ile Dersimi silâhtan tecrit mümkündür. Fakat Türk kanı ve Türk parası zayi olur. Uzun müddet devam edecek bir (Gerillâ) harbi de muhtemeldir.
Fikirlerime nazaran Dersim'in hareketsiz silâhtan tecrit ve ıslahı mümkün, bunun için de hükümete karşı olan itimatsızlık ve emniyetsizliği gidermek, hükümetin niyyal ve makasıdı hayırhanesine (iyi niyetine) kendilerini ikna etmek lâzımdır.

7- Mezhep ihtilâfı Dersimliyi taan (ayıplama) ve teşni (kötüleme) vasıtası olamamalı. Mezhebi münaferetleri izaleye (mezhep yobazlıklarını gidermeye) çalışmalıdır.
Caferi mezhebine salik Alevi Türkler arasında tarihi edyan (din) ve mezahibin (mezheplerin) kati ettiği sebeplerle batıl pek çok itikatlar köksalmıştır. Fakat bu itikatlar yirminci asrın fikri tenkit ve tahlili karşısında muhafazai mevcudiyet edebilecek (varlığını sürdürecek) kuvvet ve kudreti çoktan kaybetmişlerdir.
Maarifle (eğitimle) ve mefkûreci muallimlerle (aydın öğretmenlerle) bu itikatlar yerine muhabbeti milliyeyi (ulusal sevgiyi) ikame (yerleştirmek) mümkün ve çok kolaydır.

8- Dersimlilere medarı maişet (geçim için) iş bulmak lâzımdır.
Dersim ve civarlarında inşa edilecek umumi ve hususi yollarda çalıştırılmalı.

9- Elâziz ve Malatya'daki arazii metrukede (boş arazide) iskân edilmeli.
Seyit Rıza da dahil rüesa (reisler) ve ağavatın (ağalar) pek çoklarını Elâzize nakli haneye irza ettim (razı ettim).

10- Bu tedabir alınırsa Dersimlilerin silâhlarını kendiliklerinden teslim edeceklerine inanıyorum."

Vali Cemal Bardakçı, sadece Koç Uşağı aşiretinin kuvvetli haydutluk yaptığını belirterek bunların üzerine askeri harekât istiyor. Öz Türk kabul ettiği diğer aşiretlerin işekmek, eğitim ve hizmet yoluyla 5 ayda yola getirilebileceğini ve silahlarının toplanabileceğini de raporun sonuna ekliyor.
Ne yazık ki onun bu iyi niyetli yaklaşımını, bölgede 400 yıldır devam eden derebeylik sistemi asla anlamaz ve asla kabule yanaşmaz. Böylece, başarısız duruma düşen Ali Cemal Bardakçı, üzgün biçimde Elazığ'dan ayrılır.

Haydutluğa Lider

Sonraki süreçte bölgeye gelen Umumi Müfettiş İbrahim Tali, Seyit Rıza ve öbür derebeylerini ikna yolunu kullanmayı sürdürür. Çağırdığı aşiret reislerine biner lira para verir. Seyit Rıza'ya ise 2 bin lira ile bir sandık hediye gönderir. Seyit Rıza silah bırakmak şöyle dursun, bölgede kanun benim deyip istediği cinayeti işlemeye devam eder. Meço Ağa oğlu Hüseyin, Seyit Rıza'nın damadı olan Aşağı Abbasan uşağı reislerinden İbrahim Ağa'yı öldürünce, Seyit Rıza silahlı adamlarıyla Hüseyin'in köyünü sarmış, onları öldürüp mallarını mülklerini de yağmalamıştı. Böylece de hükümetle olan yüzeysel anlaşmayı bitirmiş, çevreye saldırılarını şiddetlendirmişti.
1930 yılında Hakkari Valisi Fahri Elazığ'a yollanmıştı. Deli Fahri adıyla ünlenen bu Vali, öncekilerin aksine, işi asker kullanarak halletmeye eğilimli idi. Bu durumu anlayan Dersimli aşiret liderleri, saldırılarını daha da artırmışlardı. Karakollar, telgraf telleri tahrip ediliyordu. Fakat, bu işin arkasındaki Seyit Rıza, Ankara'ya, hadiselerin bütün sorumluluğunu Vali Fahri'ye yıkan telgraflar çekiyordu. Saldırıların artması üzerine Ankara rahatsız olmuş, İsmet İnönü bizzat Elazığ'a gelmiş, incelemeler yapmış, Elazığ ve Çemişgezek eşrafını hükümet konağında toplamış, onlara nasihatta bulunmuştu. İsmet İnönü, Vali Fahri ile İbrahim Tali'yi de uyardıktan sonra Ankara'ya dönmüştü.
İbrahim Tali Dersim'de duruma hakim olamadığı için hükümet tarafından genel müfettişlik görevinden alınmış, Ankara'ya milletvekili görevine geri dönmüştü.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir