Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Seyit Rıza'nın Dersim Bölgesindeki Etkisi

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Seyit Rıza'nın Dersim Bölgesindeki Etkisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 02:02

SEYİT RIZA'NIN DERSİM BÖLGESİNDEKİ ETKİSİ

Seyit Rıza'nın Dersim'deki rolünü daha iyi anlayabilmek için, 1925 yılında bölgede uzun çalışmalar yapan Naşit Hakkı Uluğ'un yazdıklarını bilmek gerekiyor. Bir derebeyinin dini de kullanarak nasıl etkili hale gelebileceğinin fotoğrafıdır bu tespitler:
"Kırmil mıntıkası Dersim'in kalbidir. Hozat, Nazimiye, Mazgirt ile Ovacık arasındaki bu mıntıka tam Dersim tabiatındadır. Bir tek jandarma yüzü görmemiş olan İkisor, Pizvank, Ağdat, Yukarı Abbas Uşaklarının üssüdür.
Burada, kendisinde büyük bir aşiretin reisliği ile Şeyh Hasanlar kolunun başseyitliğini toplayan Seyit Rıza oturur.
Seyit Rıza kimdir, nedir, ne olacak?
Ben Dersine giderken bütün kumandanların, bütün mesul idare amirlerinin kafası bununla meşguldü.
Seyit Rıza, Pizvank'ta türbesinde, ama ufak bir kaleyi andıran mazgallı, siperli türbesinde yatan Seyit İbrahim isminde birinin oğludur. 65 yaşlarında, uzun boylu, uyumlu endamlı, kır sakallı, siyah ve gür kaşlı, cazibeli gözlü, büyük ve gagamsı burunlu bir dağlıdır. Başına giydiği külahın üzerine yeşil ve siyah karışık sarık sarar, ayağına şalvar ve sırtına bir palto giyer. Bu dinç görünüşle Dersim in en tipik adamıdır. Hilekar, oynak, elastik, politik Seyit'in iç hayatı bir sırdır. Esrar içer derler ve fakat sıhhatine çok itina ettiği de bilinir.

Seyit Rıza, Karaballı, Ferhat, Abbas, Kırgan ve Laçin Uşağı aşiretlerine Allah tarafından mı Peygamber tarafından mı musallat edilmiş olduğu bilinmeyen bir ihtirastır. Bunun girdiği bir evin halkı artık cehennemlik değildir. Bir ev onu getirmeye muvaffak olduktan sonra yarın ahrette cennettin en yüksek katında bir köşk temin etmiş demektir. Seyit, nazlıdır, her eve her çadıra gitmez. Onun gönlünü yapmak her türlü fedakârlığın gösterilmesiyle mümkündür.
Seyit, bütün kullarının tavır ve hareketlerinden etkilenir, alınır. Onur rızasını, Allah'ın ve Ali'nin demek olan rızasını alamayanlara ne yazık!..

İşte bu Seyit Rıza'nın dedeleri hiçbir hükümet saygısı bilmeden Sultan Hamit devrine kadar geldiler.
Sultan Hamit devri kolaydı. Hozat'tan kımıldanmayan "gazabı şahane'ye uğramış, sürülmüş iki Sultan Hamit Paşası'na arada bir hediye yollamakla, iki üç senede bir Erzincan'a Dördüncü Ordu'nun meşhur Müşiri Zeki Paşaya gitmekle Osmanlı haritası içinde oturmanın mecburiyetini yerine getirirlerdi.
Giderken kendi aşiretlerini de, komşu aşiretleri de soyup soğana çevirerek kumandanın önüne yığdıkları hediyelerle itaatlerini teyit edip dönerlerdi.
Her Erzincan seyahati, muhitte zorbalığı, kibiri arttırma için yeni bir kudret kaynağı olur, yeni bir hamle imkanı verirdi.

1324 (1908) senesi ilkbaharında artık Dersim, bir istibdat sultanı için bile hazmedilemeyecek kadar azmıştı. Dersim, hiçbir şey dinlemiyordu. Bugün en akıllı ve uslu görünen Dersim başları, en önde Diyap Ağa olduğu halde ayaklanmışlar, Ovacık havalisinde bulunan kıtaları kuşatmışlardı. Asi Dersimlilelere Seyit Rıza kumanda ediyordu. Garnizon Kumandanı neden sonra bir neferi kuşatma hattından kaçırarak Kemah'a gönderebildi ve oradan Dördüncü Ordu Müşirini haberdar etti. Dördüncü Ordu Müşiri, nihayet Abdülhamit'ten Dersim'i bastırma iradesini alabildi. Hemen dört taraftan 17-18 tabur asker toplandı.
Taburlar, önce kuşatmayı kaldırarak Ovacık Garnizonunu kurtardılar. Hozatlı asilerin hepsi Munzur suyu tarafına atıldı, bir kısmı dağa sığındı.
Tam o sırada Meşrutiyet ilan edildi. Ağalar şaşırdılar, memurlar şaşaladılar. Eşkıya mukavemetten vazgeçti, takip durdu. Yeri yurdu dağılan ağaların bu yumuşaklığını gören kumandan:
"Bizim vazifemizi tamam. Artık bundan sonra mülki idarenindir" diyerek işin içinden temize çıkmak yolunu tuttu.
Mutasarrıf, ağalardan para sızdırmak için kem küm ettiyse de kimse dinlemedi ve nihayet askeri harekâtın durdurulmasına karar verildi.
Asker, garnizonlarına dönünce Dersim, yine eski Dersim oldu. Harekât neticesiz kaldı. Yapılan fedakârlıklar boşa gitti. Seyit Rıza bu hareketin de kahramanı idi.

Bu seyitin kendisini saydırmak için politikası bakın nedir: O öyle her valinin, her kumandanın ayağına kolay kolay gitmez. Bir mutasarrıf, bir vali geldi mi, diğer aşiret ağaları sürülerle önüne akarken Seyit'ten haber çıkmaz, bu Dersime yayılır. Seyit Rıza yeni bir vesileden istifade etmiştir. Vali, bunu bir izzetinefis meselesi yaparsa derhal üzerine yürümesi onu vurması icap eder.
Fakat Seyit'e bu ehemmiyeti neden vermeli? O gelmezse ne olur, o da kim oluyor?.. Bir Dersim eşkıyasından ne farkı var!...
Fakat bunun muhitte yapacağı tesir başka görünür. "Seyit Rıza, valiyi hiçe saydı, gelmedi" denir. Dersim'i yine namı tutar diye korkulur...

Ağalar, el etek öpmeye gelen, devletin yeni temsilcisinin ayağının tozuna yüz sürmeye gelen ağalara, valinin kulağına fısıltarlar:
-"Paşam, Beyim emret, derhal ayağına getirelim o köpeğin ne ehemmiyetti var, yalnız sen emret" erler.
Bu teklif ikiyüzlüdür. Bir manası, gidip Seyit'i ikna edip getirmektir.
Asıl içyüzü, Seyit Rıza'nın yükselen servetini, dolan kesesini paylaşmak için aşiretle üzerine yürümek arzusudur.
Vali, soğukkanlıdır. Bir izzetinefis meselesinden muhiti tanımadan, neticeyi kestirmeden büyük bastırma hareketine sebep olacak bir işe girişmek istemez. Fakat, Seyit Rıza "muhakkak gelmeli, ayağıma kapanmalı" der...
Mesela üç Dersim başı, Cemşit, Miço ve Kangozade, validen gidip Seyit'i getirmek müsaadesini alırlar. Fakat bu müsaadecik, Hozat'ın kapısından çıkmadan derhal fevkalade delegeliğe dönüşür. Meşruti hükümetin fevkalade temsilcileri ağalar, on saatlik yolu beş günde olarak Seyit Rıza'nın yanına giderler.
Orada ne konuşurlar, ne dertleşirler, neler söyleşirler bilinmez.

Ayrıldıklarından on gün sonra Hozrat'tadırlar. Valinin huzuruna mahcubane dönerler. Zavallılar uğramışlar, ter dökmüşler, fakat Seyit Rızayı ikna edememişlerdir:

"Seyit Rıza, efendimizden korkuyor, 'Vali yularsız bir arslandır, beni parçalar' diyor" derler.

Vali sorar:

"Ey ne demek istiyor?... "

Ağalar, Seyit Rıza'nın dikte ettiği talimata harfi harfine riayet ederek:

Bir kulunu buraya göndersin, çoluk çocuğumun içi rahat olsun, diye Seyit Rıza niyaz ediyor, derler.

Vali emreder, her vali değişişinde Seyit Rıza'nın köyüne gidip rehin kalmanın gediklisi, Tabur Ağası Emin Ağanın katırına eğer vurulur. Emin Ağa bununla Ağdat yolunda onuncu veya on ikinci seyahatini yapar.
Rehin, Rıza'nın evine konur. Seyit kalkar, vergi toplar, kabilelerin üzerinden bir bela silindiri gibi geçer, getirir topladığının üçte birini Hozat Mal Sandığı'na yatırır, valinin elini eteğini öper, Seyit Rıza'nın gelmesi Dersim için, devlet için bir hadise olur.

Bana Seyit Rızanın bir bastırmaya 1328 (1912)'de uğradığını söylediler. Ve hadiseyi şöyle naklettiler:

Dersim'i bilen, Dersim'in acılarını çocukluğundan beri duyan Kemahlı Sağıroğullarından Sabit Bey (eski Erzincan mebusu), buraya İttihatçıların mutasarrıfı olarak gönderilir. Sabit Bey eski hesapları bir tarafa bırakarak bundan sonra ciddi bir disiplin tesisi yolunda didinirken, bir gün Tarcan'da iki katırın, Seyit Rıza'nın yardakçıları tarafından çalındığı şikayeti gelir.
Mutasarrıf Dersim'de ufak bir tecavüzü, hırsızlığı derhal tepeleyerek bir dahasına imkân vermemeyi kafasına koymuştur. Büyük bir bastırma müfrezesi hazırlatır. 400 jandarma toplanır. Hozatlı Hızır Çavuşun emine verilir. Hızır Çavuş, hayatını Dersi dağlarında zabıta memurluğunda geçirmiş, Dersim'i de deresiyle, tepesiyle en iyi bilen jandarmadır.
Dört yüz jandarma ve bir o kadar milis aşiret efradı Seyit Rıza'nın üzerine gönderilir.

Çarşamba oldukça şiddetli olur. Dört milis bu taraftan sekiz asi öbür taraftan ölür. Seyit Rıza Kutuderesi'ne, Dersim'in bu ebedi eşkıyalık ocağına kaçar. Bastırma kuvvetleri bütün yukarı Abbas Uşağı'nı tepeledikten sonra döner.
Seyit Rıza, Kutuderesi'nde ebediyen yaşayacak değil ya... Şimdi politika değişir...

Bir gün Hozat'ın sözüm yabana Belediye reisi ahut Ahmet Ağa, mutasarrıfın yanına gelir ve der ki:

Seyit Rıza köleniz geldi, boğazına bir yular takmış, ayaklarınızı öpmek istiyor...
Eşkıya reis, boynuna en çok yakışan bir ziynetle hükümet
konağının kapısı önündedir. Tercan'da çalınan katırlar, katırları
çalanlar da beraberdir. Hükümetin alt katındaki hapishanenin
tahta parmaklığı açılır ve içeriye girerler.

Seyit Rıza'nın siyasi fikri nedir, devlet nüfuz ve tesirinden uzak olan Ağdat muhiti neye gebedir? Bunları katiyetle kestirmek mümkün değildi. Seyit Rıza menfaati için her şeyi yapabilecek bir tıynette idi.
Meşrutiyetten evvel Ermeni komiteleriyle de birlikte çalışmış, Taşnaksütyun komitesine yazılarak, onların gayelerine and içmiş derlerdi.
Üstelik milli mücadelenin başlarında Zara ve Ümraniye havalisinde karışıklıklar çıkaran aşiret reislerinden Alişan Bey'in katibi, akıl hocası olan Alişer ve Koçkiri aşiretinden elini kana bulayan birçok katiller, senelerden beri Seyit Rıza'ya sığınmıştı.
Alişer'i bir tesadüf mü yoksa bir tertip mi Seyit Rıza'ya katip yapmıştı, o da meçhuldü...

1925 Şubat'mda Şeyh Sait isyan ettiği vakit, Dersim ağaları Cumhuriyet'e bağlılıklarını teyide geldiğinde, Seyit Rıza bunların arasında yoktu. Hakikaten o, yerinden kımıldamadı ama kendisinin itimada değer bir adam olmadığını ispat etti...

1925 Mayısı'nda Dersim'in merkezine kadar teftiş için giden ordu müfettişi, bu Dersimli Ağa'yı Hozat'ta da "el öpmeye gelenler" arasında görmemişti... Seyit Rıza'nın adı "Cumhuriyet'e bağlı" ağalar arasında kocaman bir soru işareti gibi dolaşıyordu.

Ben, Seyit Rıza'yı görmedim. Fakat Dersim'in kasabalısından, bir Sivaslıdan, bir Eğinliden farkı olmayan kasabalısından Seyit Rıza'yı şöyle dinledim:

"Dersimlinin, Kürt olmadığını tarih ve fen açık gösterir. Fakat ne diyeyim, efendim bu zavallıların başında bu belalar, bu seyitler ve hele Seyit Rıza varken bunların ne Türklüğü ne insanlığı kalıyor.

Hakikaten bunlar, Horasan'dan gelme Türk evlatları, Timurlenk'in akınında bu dağlara kaçan Türk kabileleri, Yavuz, Çaldıran'a geçerken önünden kaçarak dağlara tırmanan Kızılbaş Türkler ve biraz da öteden beriden gelip bu dağlara sığınan çeşitli insanlardır. Fakat ben bunlara nasıl Türk diyeyim? Bunlar hâlâ ilkçağ hayatı yaşıyor, göçebeliği bırakmıyor, benim gibi aralarında aşiret hayatı çözülmüş köylüler gibi yaşamıyor... Ve düşünmüyor..".

İşte bu kişi, seyit geçinmesine karşın, büyük karısı Elif Hatun'un üstüne, kendisinin yarı yaşından küçük Besi'yi de getirerek iki karılı reis olmuş, kendisini bir devlet lideri gibi görüp 1937 yılının Nevruz'unda son macerasına başlamıştır.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir