Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Celal Bayar'ın Tunceli Raporu

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Celal Bayar'ın Tunceli Raporu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:53

Celal Bayar'ın Tunceli Raporu

Bu konuda Celal Bayar'ın 1936 yılında hazırlamış olduğu rapor son derece aydınlatıcıdır. Bütün Doğu ve Güneydoğu için geçerli kabul edilse bile, Celal Bayar raporu, Tunceli gerçeğini de kuvvetle kapsamaktadır. Çünkü, Celal Bayar, bölgeye atanan olağanüstü Vali General Abdullah Alpdoğan ile de görüşmüş ve izlenimlerini kaleme almıştır.

Devletin de eleştirildiği o raporun ilgili bölümleri şöyledir:

"10/12/1936
Yüksek Başvekâlete,

Doğu illeri, bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve şeyhlerin soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermeleri suretiyle müşterek idare-i maslahat devri yaşanmıştır.

Doğu'da, bugün için dahi, tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. Dayanacağımız en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamız dır. Bu iki mühim kuvvetin disiplinli ve modern zihniyetle idaresi karşısında, iftihar duymamak mümkün değildir. Geçen sene Başvekilimiz İsmet İnönü'nün seyahatinden sonra idari ve mali sahalarda da yapılmaya başlanılan yenilikler göze çarpmaktadır. Yeni işe başlamış aydın kaymakamlar, tahsil görmüş yeni mal müdürleri karşımıza çıkmışlardır.
Hükümet teşkilatının esasları kurulmaya başlanmış demektir. Mali sistemde de, ilerlemiş tedbirler görülmüştür.

Askere alma muamelelerinin intizam içinde yürütüldüğü, vatandaşlar arasında bir kısım müstesna vatan hizmetlerinin genelleştiği alakalılarca ifade edilmiştir. Devlet cihazının muntazam yürüyebilmesi için lazım gelen elemanlar hazırlanmaya doğru istikamet almış demektir.
Hükümet binaları, bilhassa kazalardakiler, pek perişandır. Bu binalar içinde uzun müddet oturup çalışanların, enerji ve muhakeme kabiliyetlerini kaybedeceklerinden korkulur. Yeni eleman, yeni bir zihniyetle yerleşmeye çalıştığımız bu muhitlerde muntazam hükümet dairelerinin, memur ailelerinin ikametgâhlarının inşası mühim bir mesele halindedir. Devlet otoritesinin kurulabilmesi için bu da bir zarurettir.

Doğu illerinde hâkimiyet ve idare bakımından göze çarpan açık bir hakikat vardır: Şeyh Sait ve Ağrı İsyanları'ndan sonra Türklük ve Kürtlük ihtirası, karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri cezalandırmak için şiddetin manası, anlaşılır ve yerindedir. İsyandan sonra, fark gözetmeksizin idare etmek de, bundan ayrı ve mutedil bir sistemdir.
Gözlemlerime göre, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın hayatında da canlılık vardır. Faaliyet vardır. Bu husus kendilerinde ve çocuklarında nazarı dikkati çekmektedir. Esasen söz konusu etmek istediğim hayatiyetin en kati bir delili de, buldukları boş ve bereketli yerlere, derhal, hiçbir taraftan yardım görmeden yerleşmiş ve işe başlamış olmalarıdır.
Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın zararlı cereyanlarını kırmak ve bu yurttaşları anavatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmi ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir tepkiden ibaret olabilir. Bugün, Kürt diye, bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Ve daha doğrusu bu kısım vatandaşlar hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idare memurlarınca açık olarak bilinmiyor. Bunu bir sisteme bağlayarak, kendilerine açık talimat verilmesini, çok yerinde ve faydalı bir tedbir olarak görmekteyim. Hiç olmazsa bu suretle, tereddütlerin ve kişisel değerlendirmelere dayanan keyfi hareketlerin önüne geçilmiş olur.

Doğu vilayetlerinde toprak dağıtmanın, halkı toprak sahibi kılmanın ehemmiyeti aşikârdır. Gayemiz bunları sadece toprak sahibi yapmakla yetinmek de değildi. Mümkün olduğu kadar kredi vasıtalarını, üretim imkânlarını da aynı zamanda vermek lâzımdır. Mahsullerinin satışlarını da temin etmek icap eder. Bu suretle hükümet, ağaların yerini alır ve bu hareket tarzı, halkla hükümeti birbirine bağlar. Üretim aracı meselesinde "mümkün olduğu kadar" kaydını koydum, bu muvaffakiyetin esası olmakla beraber, sadece toprak isteyen, üst tarafını kendilerinin halledeceğini söyleyen köylülere de rastladım.
Vaktiyle yapılmış olan arazi dağıtımının bir kısmında bazı yolsuzluklar olduğu iddia ediliyor.

(...) Köylüyü toprak sahibi yapmak, köylüyü hükümete bağlayacak çok tesirli bir tedbirdir. Bu tedbirin tam semere verebilmesi için de ikinci bir şart vardır:

O da muhitteki nüfuz sahibi mütegallibenin aileleriyle birlikte iç vatana nakledilmesi keyfiyetidir. Bu hareket, devlet nüfuz ve kuvvetini göstermekle beraber, halkın zorbalıktan fiilen kurtulmasına yardım etmektedir. Bu itibarla muhitte memnuniyet yaratmaktadır.

(... ) Özetle mütegallibenin, aileleriyle beraber yerlerini değiştirmek esaslı ve iyi bir politikadır."

İktisat Vekili Celal Bayar, Dersim çevresine de uğrayarak ülke için önemli olan bu bölgeyi de Vali Abdullah Alpdoğan ile görüşmüştür. Celal Bayar'ın anlatımından çıkıyor ki, Vali Alpdoğan, bu tarihte bile Dersim'e karşı silahlı politika uygulamak yanlısı değildir ve sorunu görüşmeler yoluyla çözmek istemektedir.

İşte o bölüm:

"General Abdullah Alpdoğan
Geçen defaki Doğu seyahatimde Dersim meselesi en kötü devrelerinden birini yaşıyordu. Bu defaki seyahatimde Dördüncü Umumi Müfettiş General Abdullah Alpdoğan'ın izahatını dinledim. Onun, kan dökülmeden bu meselenin halli ve Dersim halkının diğer vatandaşlardan farklı olmayarak birer vatandaş haline gelebilecekleri hakkındaki ümidi başlı başına bir hadisedir.
Mıntıkasındaki işlerle çok yakın bir alaka ve ciddiyetle uğraşan ve esaslı malumata sahip bulunan Alpdoğan, buna muvaffak olduğu takdirde, yalnız bundan dolayı vazifesini iyi yapmış sayılır ve takdir olunur."

Abdullah Alpdoğan'ın Dersim bölgesini ıslah etmek için bölgenin ileri gelenleriyle anlaşmaya çalıştığını İhsan Sabri Çağlayangil'in anılarından da anlamaktayız. Çağlayangil, Abdullah Alpdoğan'la birliktedir. Ordunun harekât yapmaması için 13 kişinin devlete teslim edilmesi istenmiştir. Dersimlilerle buluşurlar. Gelenler, 3 kişi hariç 10 kişiyi verebileceklerini söylerler. O verilmek istenmeyen üç kişiden birisi de Seyit Rıza'dır. Abdullah Paşa, "Olmaz!" der.
Onlar da son derece kararlı bir sesle, "Paşam nidek, olmazsa olmaz!" derler. Abdullah Paşa, devletle baş edilemeyeceğini söyledikten sonra bu isimleri neden vermediklerini sorar.

İçlerinden en uzun boylu olanları öne çıkıp şöyle der:

"Bir kadının tek kocası olur. Siz şimdi hükümetsiniz, askeriniz var. Bugün buradasınız. Bunları size veririz, alır gidersiniz. Biz yarın yine onların eline kalırız. Bunlar, bu ağalar bizim külümüzü attırırlar. Siz Dersim'e giremiyorsunuz, jandarmanızı sokamıyorsunuz."

Gerek Celal Bayar'ın gerekse Vali Abdullah Alpdoğan'ın Tunceli bölgesini barış içinde devlete ekleme çabaları hep direnişle karşılaşmıştır. Bölgenin derebeyleri, ikiyüzlü bir politika izleyerek devleti kandırmaya devam etmişler, kendilerine uymayan halkın da külünü attırmışlardır.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir