Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dersim İsyanları Öncesi Dersim'deki Durum

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dersim İsyanları Öncesi Dersim'deki Durum

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:51

DERSİM İSYANLARI ÖNCESİ DERSİM'DEKİ DURUM

Dersim bölgesi, 1930'larda devlet içinde devlet olan bir coğrafya idi. Buranın egemenleri de aşiret reisleri, ağalar ve Seyitlerden oluşan derebeyleri idi. Buradaki halk, egemenler tarafından oluşturulan sosyal zincirlerle köleleştirilmiş durumdaydı. Doğu bölgelerimizde hâkim olan aşiret düzeni ve ağalık, Tanrısal bir düzen gibi gösterilip kutsallaştırılmış, halk, bunların insafına terk edilerek, bir tür "ağa putçuluğu/ağa tapıncı" yaratılmıştı.

V. Minorski, 1915'te yaptığı gözlemlerinde bu ağa tapıncını gözlemiş ve aktarmıştır:

"Ağa ile bireyler arasındaki ilişkilere gelince, bu bağ Kürtler arasında çok güçlüdür. Ağaya sonsuz bağlılık ve baş eğme vardır. Ağa, onların varlıklarının en önemli parçasıdır. Ağaya sürekli üstün bir varlık ve muzaffer kumandan gözüyle bakılır. (...) Aşiretin bireyleri bu etkinliği zorla değil içten gelen bir arzu ile kabul ederler. Öyle ki Türklerin işgal ettikleri yerlerden bazılarında, halkla yaptığım konuşmalarda, Türklerin, ağaların egemenliğine son vermeye çalışmalarından dolayı şikayet ediyorlar ve 'Artık ağamız olmayacak ve biz ağasız kalacağız.' diyorlardı."

Ağalık/reislik ekonomik/sosyal sistem olduğundan farklı bir kültürel kimliği bulunan Dersim bölgesinde de aynı etkiyi yaratıyordu. O döneme ilişkin fotoğraflar incelendiğinde görülen genel manzara iç burkucudur. Köyler, on, on iki evlik küçük yerleşim birimleri halindedir. İki, üç evlik komlar daha yaygındır. Köylünün oturduğu ev, tek gözlüdür. Mutfağı, ambarı, yatak odası buradan ibarettir. Kaba taştan duvarlı, küçük pencereli bu odanın bitişiği de ahır ve samanlıktır.

Genelkurmay Başkanlığı'nca 1930'da bölgenin inceletilmesi sonucu hazırlanan raporda söylenenler bu yoksul ve güç yaşamı gözler önüne sermektedir:

"Dersimliler geçim zorluğu içindedir. Halk, yazın dağlarda mantar ve benzeri yabanıl sebzelerle süt-yoğurt, yağ kullanır. Kışın da yazdan tulumlara basılan çökelek, kısmen yağ ile geçinirler. Reislerin dışındaki halk mısır ekmeği yer. Ziraata uygun yerler azdır. Uygun kısımlar da reisler tarafından ekilir. Mesela Çarıklı aşiretinde arazi tümden Şalı Hüseyin Bey ailesine aittir.
Halkın oturduğu evler, tepeden delikli birer indir. Yatmak, oturmak, ekmek pişirmek, hülasa bütün ihtiyaç için bir tek oda ile yanında samanlık ve ahırdan ibaret mağaraya benzer yerlerdir.
Giydikleri, koyun ve keçi kılından şalvar ve cepken, kadınlar şalvar ve üç peşli entaridir. Bu biçimde yaşayan geri halk Seyitlerin, reislerin birer esiridir."

Bütün belgelere yansıdığı üzere, bu dağlık bölgede hayat zor, imkânlar çok kısıtlıdır. Bu durum, ingilizler tarafından Dersim için gizli olarak hazırlanan raporlara da yansımış, bölge halkının geri kalmışlığı dile getirilmiştir.
Bu yüzden de köylü, yaşamak için bir ağanın veya aşiret reisinin sığıntısı olmak durumundadır.

İsyan öncesinde Dersim bölgesinde yapılan incelemelerde halkın konumunu ve derebeylerinin (ağalar-reisler-Seyitler) üst durumlarını tespit eden bilgiler şöyle özetlenebilir:

"... Ferd, ağaya karşı hiçbir hak iddiasında bulunamaz. Ağa aleyhine hükümete müracaat yasaktır. Müracaat eden aşiret yasasını bozmak suçu ile aşiretçe cezalandırılır, yani öldürülür."
"... Ağa müsaade etmeyince evlenilmez. Babanın erkek evlat üzerindeki hakkı ancak on beş yaşına kadar sürer, bu yaştan sonra hak, ağaya geçer."
"... Hak bakımından kızların ailede şahsiyeti yoktur, kızlar miras alamazlar. Boşanma da yoktur. Kocattın karısı üzerinde hakkı geniştir, öldürmeyi bile kapsar."
"... Gayrimenkulun aşirete ait olduğunu biliyoruz. Menkullerde de aşiret uşağının hakkı tam değildir, menkul alım satımında ağaya hisse verme mecburiyeti vardır."
"... Toprak ağanın olmuştur. Dersim de özel mülkiyet varsa da laftadır. Mülk sahibi kalanlar da her sene ağaya bir nevi ağalık hakkı öderler."

Araştırmalar, Seyitlerin durumunu da ortaya koyuyor: "Seyitlerin bazıları tam manasıyla derebeyi idiler. Kendi şahıslarında biiyiik siyaset (!) kuvveti ile aşiret reisliğini toplayan kimseler en tehlikeli derebeyleri olmuşlardır. Yarını asır önce bütün Dersim'e hükmeden en nüfuzlu derebeyi Pülümür'ün Şah Hüseyin oğlu idi, onlar tepelendi, Koç uşağından idare, Dersim'in en kabadayı haydudu oldu. O da tepelenince Seyit Rıza'nın ikbal devresi başladı. Bu Seyit hem Abbas uşağının başı ve hem de soy kütüğünü daha önce öğrendiğimiz Şeyh Hasanlar kolunun dini amiriydi.
Bununla beraber burada tekkeye, seyide vakfedilmiş topraklar ve bu topraklar üzerinde ortakçılıkta çalışan insanların kazancıyla işler tekkeler ve tapınaklar olmadığı için, Dersim'in şamanları, eğer aşiret ağası değillerse cerrarlıkla, bir totem ticareti, sadaka veya adakla yaşadılar. Seyit Rıza'nın serveti bu cerrarlık gelirinden daha ziyade avanesinin çapullarda vurduğu mallarla meydana gelmişti."

Bölgede isyan öncesinde toprak ağalığının durumu şöyle özetleniyor:

"Toprak ağalığı, bugün Dersim'in aşiret rejiminden kurtulmuş görünen kısımlarında bile hâlâ en büyük şiddetiyle hükmünü sürüyor:

Bu da iki türdür:

1- Komşu aşiret rehi, cebinde parasıyla gelmiş ve aşiretinin hiçbir alakası olmadığı bir köyde toprak alıp maraba çalıştırmaya başlamıştır. Fakat eski memurları tamahkârlığa sevk etmenin türlü türlü yolunu bilen, hak iddia edenin can, mal ve ırzını tehdit etmenin her zaman kolayını bulan ağa, tapulu arazisinin sınırını o kadar genişletmiştir ki, geride o köyün asıl halkına yer kalmamıştır denebilir.

2- Beş on kuruş para biriktirmenin yolunu bulmuş ve daha ziyade kaza merkezlerine bitişik köylere yerleşmiş olan insanlar, çiftçilik maksadıyla toprak alırlar. Bunların arasında Amerika'da yıllarca çalışarak alın teriyle hayli para biriktirip toprak alanlar da vardır. Böylelerinin toprakları arasında bir ailenin kendi başına ekip biçeceği miktardan kat kat geniş araziye de rastlanır, onlar köylüyü maraba olarak kullanır ve ürünün belli oranına ortak ederler.
Bu marabalardan ağanın malı olan evlerde oturanlar olduğu gibi ağanın toprağına bir çatı kurmuş olanlar da vardır. Fakat hepsi bu toprağa bağlanmıştır, bir ot gibi, bir bitki gibi... Buradan çıkıp ayrılamazlar.
Bu iki tür toprak ağalığının, ürüne ortaklık oranları türlü türlüdür. Fakat hiçbir zaman köylünün eline yüzde 40'tan fazla bir şey kalmaz.

Ağızdan söylenen oranlar şunlardır:

Dersim'in içlerinde toprak gerek ağanın üzerine olsun ve gerekse üzerinde çalışan şahsa tapulu bulunsun, bu arazi ürünlerinden sekizde biri bir kere peşinen ağalık hakkı olarak ayrılır. Sonra tohum payı, çift payı, hükümete verilecek vergi payı adlan ile geri kalanın yarısı ellerinden alınır. Bundan sonra da Seyitler cerre çıkarlar, geriye kalan darıdan onlar da ne koparırlarsa koparırlar. Dersimlinin eline kendisini ancak beş altı ay besleyebilecek kadar bir tahıl kalır.
Dersimli diğer aylar için katığını ve ambarının açığını namlusundan çıkacak kurşundan bekler. Ya bir tuluma biner, hayatı pahasına Murat'ı veya Fırat'ı geçerek Kemaliye'ye saldırır. Yahut Çemişkezek'in veya Pertek'in mağdur halkını soymaya fırlar, canlı ve cansız neleri varsa sürer, yükler getirir.

Soygunculuk, Dersim geleneğinde kurallaşmıştır. Zaten aşiret hayatı demek, reisin halkı istediği gibi oynatması demektir. Reis kanun koyucudur. Çünkü kuvvet onun elindedir, onun dediği haktır, isabetlidir. Zaten Seyit de işin ahretle ilgili kısmını kolaylıkla halleder.
Dersim coğrafyasında soygun yolları, bir memleketin ticaret yolları gibi adeta apaçıktır, bellidir. Bu yollar kuzeyde, Ovacık'ta Mahmut gediğinden Pülümür'ün Aşkirik ve Danzik köylerine çıkar. Mercan boğazında Katır gediği üzerinden Erzincan merkezine uzar. Sibilibaba boğazından, Harami deresinden Dereköyü'ne çıkılır. Seyit Rıza'nın çapulcu kolları Aslan uşağı içinden geçerek bu yolu takip ederlerdi.
Yılanlı deresi ünlü bir eşkıya yoludur, Aslan uşağının çapulcu kolları, Aksu'nun açtığı Merdiven deresinden istifade eder ve Erzincan'la Kemah'a akardı.
Karakol gediğinden ve Eşkıya gediğinden Kemah'a gidilirdi. Ziyaret boğazı, Maksut uşağının bölgesindedir, Bezker uşağı da çapula buradan çıkardı. Kurudere boğazı tamamen eşkıya geçidiydi. Behre gediği Kemaliye'ye taşan eşkıyanın yoluydu. Ovacık ve Hozat aşiretleri Karayel gediği ile Behre gediğinin arasında Havaçor boğazından istifade ederlerdi. Karayel gediğinden Koçlar, Ferhatlar, Karabalılar, Abbaslar faydalanırlardı. Salda boğazı Hozat, Çemişkezek ve hatta Ovacık aşiretlerinin bir kısmının Arapkir'e yönelttikleri soygun yoluydu.

Nazimiye taraflarında Derçuvan, Kalman, Aşağı Çarık civarı Kigi'ye akan çapulcuların yoluydu. Hel dağı Pülümür üzerinden Erzincan ovasına yol verirdi."

Dersim'de derebeylerinin kurduğu düzeni inceleyenlerden Dahiliye Vekâleti Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey 1925 senesinde düzenlediği raporda özetle şöyle diyordu: Dersim, Cumhuriyet için bir çıbandır, bu çıban üzerinde kati bir ameliyat yapılmalıdır. Son derecede zeki, kurnaz ve hileci olan bu halk, hükümetin zayıf ve kuvvetli bulunduğuna göre saldırgan veya itaatlidir. Mektep açmak, yol yapmak, refah getirecek fabrikalar kurarak burayı medenileştirmek boş hayaldir. Cehalet, geçim darlığı, iç dış kışkırtmalar, Kürtlük eğilimleri, son gerici ayaklanmayı (Şeyh Said isyanı) bastırmaktan kaynaklanan intikam duygusu, yürütülen toplumsal ve dinsel devrimler yüzünden gerici güçlerin duyduğu tepki sorunun temelidir. Bunları kullanan ağa, reis ve seyit, halkı esir gibi kullanır ve onları eşkıyalığa sevk eder.

Musul sorununun kesin sonuca bağlanmadığı bu günlerde, Dersim sorunu çözülmelidir. Çünkü yakın veya uzak bir günde burada isyan patlayacağından eminim. Dersim için süratle tedbir alınmalıdır. Silah toplanmalı, Dersim'deki derebeyleri uzak bölgelere sürülmelidir. Bu zorbaların elinden kurtarılan halka toprak ve tohumluk verilmeli, bölgeye banka açarak halka kredi dağıtılmalı, madenler işletilerek halka iş yaratılmalı, devlet yollarını her tarafa ulaştırmalı, bölgede eğitimi artırıp Türkçülüğü hakim kılmalıdır. Yoksa Kürtçülük bölgede başarılı olur.

Görüldüğü üzere en sert raporlarda bile, Dersim halkı değil, Dersim'in derebeyleri (ağa-aşiret reisi-Seyit) hedef alınmaktadır. Dersim bölgesinin düzene kavuşturulması için ekonomik önlemlerle sosyal önlemler de düşünülmektedir.
Devletin bakışı bu olmakla birlikte, bölgedeki devlet memurlarının Dersim halkına hasmane ve küçük görücü biçimde yaklaştıkları da anlaşılıyor. Bu memurların, Dersimli'yi Kürt ve Kızılbaş görerek ezmeye çalışması, bölgedeki derebeylerinin halkı kolayca kışkırtmasına ortam hazırlıyordu.

Yerelde yapılan yanlışlara karşın, cumhuriyet yönetimi Dersim'i barış yoluyla kazanmak için girişimlerini sürdürmeye devam etti. Kemal Atatürk, Türk bildiği Dersim bölgesini barış yoluyla devrimci uygulamalara açabilmek için oraya hem ordu komutanlarını hem de valileri kendisinin temsilcisi olarak yolladı. Bu gerçek, Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanı olan Baytar Nuri'nin verdiği bilgiler arasında bulunmaktadır. Lakin, Dersim'i kurtarılmış bölge yapmaya çabalayan derebeyleri 15 yıllık bu barış çağrılarına silahla karşılık verdiler.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir