Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Komünistler Şeyh Sait İsyanini Nasıl Yorumladılar?

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Komünistler Şeyh Sait İsyanini Nasıl Yorumladılar?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:42

KOMÜNİSTLER ŞEYH SAİT İSYANINI NASIL YORUMLADILAR?

Türkiye'de pek çok araştırmaya konu olan Şeyh Sait Ayaklanmasıyla ilgili olarak, o dönemdeki komünist düşünürlerin görüşlerine çok az yer verilmiştir. Halbuki, bu çevre, olaya dışarıdan bakarak daha bilimsel, daha nesnel değerlendirmeler yapmışlardır. Bu yüzden, onların yaptığı değerlendirmeler, Kürt hareketlerinin geneli için de kabul edilebilecek önemli yorumlardır. Bu yüzden İnternationale Presse-Korrespondenz'de değişik tarihlerde yayımlanan makaleleri okumak şarttır.
Komünist aydınların yorumlarında, Şeyh Sait isyanında, Türkiye'de yeni kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın da çok önemli etkisinin bulunduğu vurgulanmaktadır. Bu değerlendirme, Şeyh Sait İsyanı'nı masumca bir ayaklanma gibi sunmaya çabalayan Kürtçü ve liberal araştırmacıların gerçekçi davranmadıklarını da göstermektedir.
Türkiye'deki en büyük demokratik devrim, 29 Ekim 1923'te padişahçı yönetimin yerine cumhuriyet yönetiminin getirilmesidir. Böylece 600 yıllık tek adam yönetimine son verilmiştir.
Bu büyük devrimi yapan Kemalist kadro, yine dünyada bir eşi daha görülmemiş, ikinci bir adım daha atarak, cumhuriyetin kurulmasından bir sene sonra, ikinci bir partinin kurulmasına izin vermiştir. Bu parti, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'dır (TCF). Tek adam yönetimine alışmış, şeriat hukuku ile yönetilen ve tebaa kimliğinden çıkamamış, eğitim durumu son derece düşük bir toplumda böyle bir açılıma izin vermek, gerçekten büyük bir adımdı.

Lakin, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, kısa sürede padişahçıların/hilafetçilerin, tarikatçilerin, Kürtçülerin ve işbirlikçi burjuvazinin doluştuğu bir gerici odak haline geldi. Bu partinin tüzüğüne konulan "Fırka, efkar ve itikadı diniyeye hürmetkardır." (Parti, dinsel itikadlara ve fikirlere saygılıdır.) maddesi 131 o tarihe kadar yapılan dünyacıl devrim hareketlerine karşı bir karşı çıkışın işaretiydi. Partinin, "Milletten vekalet alınmadıkça yeni inkılaplar yapılmayacak!" biçimindeki görüşü132 yapılan devrimlere karşı olduklarını söylemekten başka bir şey değildi. Bu haliyle de eski düzen yandaşları, eski düzeni olağan sanan kitleler, TCF'ye akın akın geliyorlardı. Elbette ki Kürtçü/ Kürdistancı kesim de TCF'yi kendileri için bir sığınak, bir korunak, bir kamuflaj örgütü olarak görmüş, oraya doluşmuşlardı. Devrimci Kemalist harekete karşı oluşturulan bir karşıdevrim hareketi başlatılmış gözüküyordu.
Bütün bu gerçekler, Komüntern belgelerinde çok açıkça ortaya konuluyor.
İsyan başladıktan iki hafta sonra 26 Şubat 1925'te Moskova'da basına verilen bülten, Internationale Presse- Korrespondaz'da 31. sayıda yayımlanmıştır.

İlk değerlendirme şöyledir:

"Mustafa Kemal ve Ankara hükümetine karşı Kürdistan'daki Şeyh Sait ayaklanması, Moskova tarafından Türk gericiliğinin İngiliz emperyalizmi ittifak halinde geri dönüş girişimi olarak değerlendirilmektedir.
Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye'nin demokratlaştırılması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal'e karşı ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.
Son zamanlarda bütün gerici güçler, Kemal'e karşı bir harekete önderlik eden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdular. İsyancılar, din adamlarının yozlaştırdığı göçebe aşiretleri harekete geçirdiler ve dinci sloganlarla ortaya çıktılar.
Ayaklanma, büyük toprak ağalarının hâkim olduğu doğu illerinde patlak verdi. İsyancıların arkasında Musul sorununda, yani petrol sorununda çıkarı olan İngiltere bulunuyordu.
Ayaklanmanın başladığı tarih, ilk olarak Musul sorununun Milletler cemiyeti'nin bir komisyonu tarafından araştırıldığı, ikinci olarak, hükümetin zaman zaman toplam ürünün yüzde 80'ini bulan 'aşar'ı kaldırmayı planladığı döneme rastlıyordu."

Aynı gazetede, S. Brike'nin 13 Mart 1925'te yazdığı makalede, Fethi Bey hükümetinin çekilip İsmet Paşa hükümetinin kurulması yorumlanırken, Halk Partisi içindeki gerici kanadın 1924 sonlarında harekete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor: "Bu partiyi tanıtmak için Terakkiperver Cumhuriyetçilerin çekirdeğini oluşturan 19 milletvekilinin toplumsal durumlarına dikkat çekmekle yetineceğiz: Bunlardan Bir'i Doğu vilayetlerinin feodal ağalarını, sekizi ise İstanbul'un mali ve ticari burjuvazisini temsil etmektedir."

Yazar, karşı devrim hareketinin çekirdeği olarak nitelediği TCF'nin, CHP'nin uzlaşma arayışını reddettiği de vurgulanmaktadır.

Korrespondenz'de 24 Mart 1925'te yayımlanan yazıda isyanın sebepleri arasında Kürt devleti kurma amacı da sayılmaktadır:

"Türkiye'deki Kürtlerin aniden başlattıkları ayaklanma ciddi bir niteliğe bürünmüştür. Türkler ayaklanmayı bastırmak için 40 bin kişilik bir orduyu harekete geçirmek zorunda kaldılar. Ankara Hükümetinin harekete geçirdiği bu oldukça kabarık sayıya rağmen, şimdiye kadar elle tutulur hiçbir başarı kazanılamamıştır.
Ayaklananların başında Şeyh Sait bulunmaktadır. Ayaklanma dini ve ulusal nedenlere bağlanmak isteniyor, Kürtler, bir yandan Kemalistlerin 2 Mart 1924 tarihinde kaldırdıkları Halifeliği geri getirmek, öte yandan bağımsız bir Kürdistan kurmak için ayaklandırıldılar.

Kürtler, sayıları üç milyonu bulan ve Türkiye, Irak ve İran olmak üzere üç devlete bölünmüş küçük bir halktır. Kürt halkının içinde bulunduğu kültürel ve maddi düzey çok düşüktür. Kürtlerin büyük çoğunluğu, dağlarda, dere yataklarında ve yaylalarda, çadırlar içinde göçebe ve yarı-göçebe bir hayat sürmekte ve hayvancılık yapmaktadır. Şehirlerde ise Kürtler, hamallık ya da benzeri işlerde çalıştırılmaktalar.

(...) Kürt ayaklanması, İngiliz emperyalizminin Ortadoğu'daki yeni bir saldırı manevrasıdır."

11 Haziran 1926 tarihli makalede, Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan ve Türkiye'nin Musul üzerindeki iddialarından uzaklaştığı Musul Antlaşması incelenirken, Şeyh Sait isyanının Türkiye'ye maliyeti de gözler önüne seriliyor.

Türk hükümetinin ne kadar zor şartlarda çalışmak zorunda kaldığını gösteren Korrespondenz'deki makalenin bir bölümü şöyle:

"Gerçekten de Ankara Hükümetinin karşı karşıya bulunduğu ekonomik güçlükler, bu iddialar için oldukça elverişli bir zemin yaratmaktaydı. 1925-26 mali yılında Türkiye bütçesi, yaklaşık 31 milyon liralık açık vermişti. Bu açığı giderlerle kısıntı yaparak kapanma çabalan ise, karşı-devrimci Şeyh Sait ayaklanması yüzünden başarıya ulaşamadı. 1925 yılının Şubat ve Mart aylarında, Türkiye'nin Güneydoğu illerinde patlak veren (ve düzenlenmesine İngiliz ajanlarının da katıldığı) bu ayaklanma, Türkiye Cumhuriyeti'ne 20 milyon liraya mal olmuştur.

Musul sınırının düzene sokulmamış olması ve sürekli olarak silahlı çatışmaların çıkması olasılığı Türk ekonomisi için ağır bir yük oluşturmaktaydı. 1926/27 mali yılı bütçe tasarısı, tarım ve sanayinin yeniden biçimlendirilmesi için yapılacak harcamaların önemli ölçüde artmasının yanı sıra, milli savunma giderlerinin muazzam bir miktar (yüzde 37) tutmasını, yani geçen yıla oranla yüzde 50 arttırılmasını da öngörmektedir. İngiliz basınının bildirdiğine göre, son zamanlarda Türk hükümeti, tanı altı dönemin yedek askerini (120 bin kişi) silah altında tutmak zorunda kalmıştır. Türk ordusu, barış zamanındakinden iki kat daha büyüktür.
Dünya pazarlarındaki elverişsiz şartlar ve özellikle de yedek sermayenin eksikliği dış ticaret bilançosunun açık vermesine ve Türk parasının değerinin sarsılmasına yol açtı. 1926 ilkbaharında, buna, bir de çok ağır bir Pazar bunalımı eklendi. Bu bunalım sonucu Türkiye ekonomisi, birçok alanda (pamuk, fındık, tahıl, meyvacılık) büyük ölçüde geriledi ve çok sayıda Türk ticaret firması iflas etti. Birçok bölgede tarım makinalarını ve tohumluluğu kredi karşılığında almış bulunan köylüler, borçlarını ödeyemez duruma düştükleri için, bankalar, köylülerin mallarına haciz koydular ve açık artırmayla satışa çıkardılar.

Türk Hükümetinin vergi yükünün önemli bir bölümünü köylülüğün sırtından kaldırarak şehir burjuvazisine yükleyen vergi siyaseti ve tüketim mallarına konulan yeni vergiler, ithal mallarının fiyatlarındaki artışı hızlandırdı. Bu artış, tarımsal hammaddelerin fiyatlarındaki düşüşle bir araya gelince, Türkiye ekonomisinde son zamanlarda bir "açmaza" yol açtı. Bunun sonucunda ise, bu kez şehir malları açısından bir Pazar bunalımı ortaya çıktı. Dolayısıyla şehir halkı büyük ölçüde hoşnutsuzluğa kapıldı ve bu temel üzerinde de muhalif ve tasfiyeci akımlar güçlenebildiler.

Aynı şekilde Türkiye'nin içinde bulunduğu genel siyasal durumda, bu akımları teşvik etmekteydi. İngiliz diplomasisi, siyasal baskı yapabilmek için Türkiye'yi tecrite ve Yunanistan ve İtalya'nın aracılığıyla Türkiye'nin güvenliğini silahla tehdit etmeye yönelik bütün tedbirleri almıştı.
Musul Anlaşması, Türkiye halkına ekonomisini güçlendirmede daha fazla olanak sağlamak bakımından, belli ölçülerde, bir soluklanma dönemi olabilir.
Musul Anlaşması, Türkiye için yabancı sermaye ile, özellikle de İngiliz sermayesi ile işbirliğine başlangıç anlamı mı taşıyor? Ankara Hükümetinin "Batı'ya" yönelmeleri seçtiği anlamına mı geliyor? Bu tür iddiaların hiçbir temeli yoktur. Tam tersine, Türk basını, Türkiye'nin Batı kapitalizmine hiçbir şekilde boyun eğmediğini ve eğmeyeceğini, Türkiye için ölüm kalım mücadelesinin henüz sona ermediğini ve bu mücadele Türkiye'nin saldırgan Batı'ya karşı ancak kendi öz güçlerini geliştirerek ve Doğuda sırtını sağlama alarak zafer kazanabileceğini özellikle vurgulamaktadır. Milletler Cemiyeti ise, Türklerin geçmişteki siyasal kavrayışlarında olduğu gibi, bugünkü kavrayışlarında da, emperyalist Batı'nın Doğu halklarına karşı kurduğu ittifakın bir simgesi olmaya devam etmektedir."

29 Haziran 1926 tarihli S. İranski imzalı makalede "Türkiye'de Gerici Bir Darbe Denemesi" başlığı altında, İzmir Suikasti yorumlanıyor. Komünist basın, bu olayı bir intikam hareketi olarak değil Yunanistan, Polonya, Portekiz gibi ülkelerde yapılan büyük bir hükümet darbesi girişimi olarak yorumluyor. İranski, darbecilerin kökenini Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na bağlamaktadır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın uluslararası sermaye ile bağlantılarına vurgunun da yapıldığı yazıda işin arkasında İngiltere'nin bulunduğu dile getirilmektedir.

İranski, Londra'da çıkan Times Gazetesi'nin hemen, yeni partiyi "Mustafa Kemal'in her adımını" eleştirdiği için kutladığını ortaya koyduktan sonra TCF'nin tutumuyla ilgili düşündürücü ayrıntılar veriyor:

"13 Şubat 1925'te Türkiye'de Kürt ayaklanması patlak verdiğinde "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası", hükümetin Kürtlere karşı mücadelesini zorlaştırmak için elinden geleni yapmaya koyuldu. Örneğin, 4 Mart'ta parlamentoda, ayaklanmayı bastırması için İsmet Paşa Hükümetine olağanüstü yetkiler verilmesinin aleyhinde oy kullandı. 8 Mart'ta Mustafa Kemal'in Başkomutanlık görevinden uzaklaştırılması için önerge verdi, 31 Mart'ta Parti, ayaklanma bölgesinde olağanüstü yetkilerle donatılmış olan askeri mahkemeler kurulmasına karşı çıktı Nisan ayında da Kürdistan'da sıkıyönetimin uzatılmasına karşı çıktı.

Hükümet, "Mustafa Kemal'in her adımını eleştirenler"e karşı, ayaklanma bastırıldığı oranda sertleşen tedbirler almaya başladı. Kürt ayaklanmasının elebaşısı olan Şeyh Sait'in yargılanması sırasında, "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının ayaklanmayla ilişkisi olduğu ortaya çıkınca, bu parti, hükümetin 3 Temmuz 1925 tarihli bir kararıyla dağıtıldı. "Terakkiperver'ler" illegale geçtiler. En uzlaşmaz "ideolojik" gericileri seferber etmek için çalıştılar. Yurt dışına kaçmış olan gericilerle ve onların yabancı koruycularıyla bağlarını güçlendirdiler. Harekete geçmek için bu anı seçmeleri, bir rastlantı değildir.
Şu anda Ankara'da hükümetin daha önceki açıklamalarına tamamen ters düşen Musul Anlaşması imzalanmış bulunuyor. Tekellerin korunmasıyla bazı gıda maddelerinin fiyatı şu sıralarda çok yükselmiş durumda. Hükümetin aldığı son derece gerekli ve iktisadi bağımsızlığın korunması için kaçınılmaz diğer birtakım önlemler nedeniyle de pahalılıkta belli bir artış eğilimi görülmektedir. Demiryolları yapımı ve hükümetin bazı diğer iktisadi önlemleri, dış ticaret bilançosundaki açık ve para değerinin yarattığı güçlükler yüzünden yavaşlamıştır.

"Dış ticaretin kolaylaştırılmasını savunanlar", genç ulusal Türkiye'nin bütün bu büyüme hastalıklarını, "Yabancı sermayenin güvenini kazanmak için" kötüye kullandılar.
Darbe girişiminin başarıya ulaşması, Türkiye'nin iç siyasetinde "Bulgarlaşması", içte padişahlık zamanına geri dönmesi, dışta ise Lokarno tertipleri zincirine katılması demek olurdu. Neyse ki bu gerçekleşmemiştir. Darbenin başarısızlığı, bugün artık Türkiye'nin yeni ulusal temel üzerinde yükselen iç ve dış siyasal durumunun istikrar kazanmış olduğunu ve içteki hiçbir karşı devrimci çabanın, ne kadar yabancı çıkarlara dayanırsa dayansın, bu durum karşısında başarılı olamayacağını kanıtlamaktadır."

Görüldüğü üzere, 1923'te kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, daha kuruluşundan bir yıl sonra ciddi bir komplo ile karşı karşıya gelmiştir. Bu komplonun arkasında Ortadoğu'yu kontrol etmek sevdasındaki İngiltere'nin bulunduğu açıktır.

İngiltere, bu komployu yürütmek için

a/ İstanbul merkezli işbirlikçi (komprodor) deniz ticareti burjuvazisini,
b/ İstanbul ve Avrupa odaklı padişahçı-hilafetçi eski Osmanlıları
c/ Şeriatçı-tarikatçı kesimi,
ç/ Kürtçü Kürdistancı ekibi,
d/ Ankara'daki padişahçı-tutucu politikacıları,
e/ Ağalık ve aşiret düzeninin ortadan kaldırılacağını gören derebeylerini kullanmıştır.

Bu mücadele, "Türk ulusal devrimcileri" ile bütün işbirlikçi ve gerici takımı arasında ortaya çıkmıştır.
Lakin, Kürtçü/Kürdistancı kadroları kullanarak Türk devrimi ile mücadeleyi sürdürmek isteyenler, rahat durmamışlar, yola devam etmişlerdir.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir