Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şeyh Sait İsyanı

Burada Dersim İsyanları ve Seyit Rıza hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Şeyh Sait İsyanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:41

ŞEYH SAİT İSYANI

Aynı sıralarda Türkiye, Musul konusunda halk oylaması yapılmasını istiyor, İngiltere ise konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürerek buradaki etkinliğini kullanıp Musul'daki kontrolünü sürdürmeye çalışıyordu. Türkiye ile Irak'taki İngiliz güçleri arasında sınır çatışmaları başlıyor ve artıyordu. Türkiye sınırda yeni askeri tedbirler alırken 1925 yılı şubatında Şeyh Sait isyan başlatıyordu.

Garo Sasuni, Şeyh Sait İsyanı'nın gelişimini şöyle özetliyor:

"İsyan 1925 yılının Şubat başında Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı. Hasananlı aşireti reisi Albay Halit Bey derhal Muş'u kuşattı. Cibranlı aşiretinden Hasan Bey çarpışmalardan sonra Hınus'u, Şeyh Abdullah ise Varto'yu zapttettiler. Birkaç önemsiz çarpışmadan sonra Ergani-Maden de zaptedildi. Şeyh Said 7000 isyancıyla birlikte Kiğı, Eğin üstüne yürüyüp, Hay ne, Lice ve Piran'ı zaptederek Çapakçur'a hâkim oldu ve bütün Harput'u tehdit altına aldı. Az sonra da çevre aşiretlerinden yardımcı kuvvetler alarak derhal Diyarbekir üstüne yürüdü.
'Türkler' endişeye kapılarak derhal Sarıkamış'taki 9., Erzurum'daki 8., Diyarbekir'deki 7. tümenleri ve Mardin'deki 1., Urfa'daki 14. süvari alaylarını, Van'daki 1. süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete geçirdiler. Bu çok büyük sayıdaki birlikler, sağdan soldan temin edilmiş olan diğer muntazam birliklerle takviye edilerek her yönden Kürt güçlerine karşı yürümeye başlayıp kanlı çarpışmalara yol açtılar. Güç ve azimlerini ulusal bağımsızlık ruhundan alan Kürtler, bu büyük Türk birliklerini her yerde mağlubiyete uğratıp dağıttılar.
Kürt isyancıları kurtarılmış bölgelerde milli örgütlerini daha da çok sağlamlaştırıyor ve güçlerini arttırmaya hız veriyorlardı. Kışın korkunç fırtınalara, kara ve tipiye rağmen Kürtler büyük bir ustalıkla Kürdistan'ın doğal engebeliklerinden faydalanarak muntazam 'Türk' birliklerine karşı çarpışıyorlardı.

Silvan, Beşiri ve Pehrelik bölgeleri 'Türklerden' alındı ve sonra Kuzeye, Palu istikametine yönelerek Malazgirt, Piran, Bulanık zaptedildi. Bununla yetinmeyen Kürtler, Malatya vilayeti istikametinde ilerleyip, Pütürge'de kurtarılarak Çemiş-gezek'i aldılar. Öte yandan da Siverek istikametinde ilerlediler. Böylelikle 1925 yılı Mart ayının sonlarında Kürtler Kürdistan'ın yakınen 12 vilayetini kurtarıp, mevcut telefon ve telgraf hatlarından da faydalanarak bu sayede Kürt Merkezi ile milli Kürt güçleri arasındaki irtibatı muhafaza ediyor ve Türk birliklerinin hareketlerini de takip edebiliyorlardı.
Aynı zamanda çok sayıda makineli tüfek ve silahlarla donatılmış büyük Kürt milli güçleri Diyarbekir üstüne yürüyerek hem kuzeyden ve hem de güneyden taarruza geçtiler. (...) Kürt milli askerleri, hançerleri ellerinde 'Biji istiklal, Biji Kürdistan' (Yaşasın Özgürlük, Yaşasın Kürdistan) sesleriyle hücum ediyorlardı. Kürt ruhunda ulusal hissin ne kadar gelişmiş olduğunu, ulusal varlık için yiğitçesine ölüm hissinin ne kadar yüce olduğunu ispatlamak için bundan daha açık bir delil düşünülemez...
Buna paralel olarak ulusal güçlerden kuvvetli bir kol Siverek istikametinde, diğer bir kol ise Harput ve Malatya istikametlerinde ilerlemekte idiler.
İsyancılar işgal ettikleri bütün yerlerde derhal geçici bir 'Kürdistan Hükümeti' kurarak disiplin ve güveni sağlıyorlardı. Türklerden esir alman askerlere ve özellikle çocuklara çok iyi davranılıyor, özel esir yerlerine yerleştiriliyorlardı. Kürtlerin hizmetinde bulunmayı arzu eden bazı 'Türk' subay ve askerler, kendi rütbeleri ve maaşları korunarak görevlendiriliyorlardı. Türk ordu birliklerinde bulunmakta olan bir çok Kürt subayları ve erleri gönüllü olarak isyancılara katılarak görev istediler. Çok tabiidir ki böyleleri güvenle kucaklandı ve rütbeleri yükseltilip sevinçle kabul edildiler.
Artık Kürtler Kürdistan'ın 12 vilayetini zaptetmişlerdi. Durumun çok tehlikeli olduğunu, isyancıların Siverek kapılarına dayanmış olduklarını ve isyan bölgelerindeki Türk birliklerinin tamamen eriyip dağılmış olduğunu gören Ankara hükümeti derhal genel seferberlik ilan etmeyi zorunlu buldu."

Elbette ki genç cumhuriyet tehlikeyi görmekte gecikmedi. Terakkiperver Cumhuriyet Parti çizgisine yakın bir tutum izleyen Başbakan Fethi Bey, isyanın patlamasından bir ay sonra 3 Mart'ta istifa etmek zorunda kaldı ve yerine İsmet İnönü geldi. Derhal isyan bölgesinde sıkıyönetim ilan edildi ve Takrir-i Sükûn Kanunu çıkartıldı. Yasaya göre, gericiliğe, isyana, toplumsal düzeni bozmaya yönelik eylemler, örgütler, yayınlar hükümet tarafından yasaklanacaktı. Peşinden İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyan bölgesine her taraftan kuvvetler sevk edildi.
Bu işlerin TBMM'deki görüşülmesi sırasında, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, isyanı önlemeye yönelik tedbirleri, yasalara aykırı gördüğünü belli eden bir tutum takındı. Daha sonra, ülkedeki hilafetçi/saltanatçı takımı gibi Kürtçü isyancıların da bu partiyle bağlantılarının olduğunu gösteren belgeler ele geçirildi. Bunlara, İstanbul merkezli liman burjuvazisi kuvvetle destek veriyordu. İstiklal Mahkemesi'nin yaptığı yargılama ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da kapatıldı.
Bu partiyi kurarak Mustafa Kemal Paşa'ya karşı muhalefet başlatanların içinden çıkan bir ekip daha sonra Atatürk'e İzmir'de suikast girişiminde bulunacaktır.
Şeyh Sait İsyanı sırasında Dersim aşiretlerinden Koç Uşağı aşireti, 20 Mart'ta Çemişkezek'e saldırmış ama başarısız olmuştu.
Buna karşın Doğu Dersim aşiretlerinin büyük bölümü ve Varto'daki Alevi aşiretler cumhuriyet hükümetinin yanında yer almıştı. Bununla ilgili ayrıntılı bilgileri ve belgeleri dönemi yaşayan Mehmet Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitabında ortaya koymaktadır.
Şeyh Sait, Varto'daki Hormeklilere Türkçe mektup yazar ve isyana katılmalarını ister. "Hormekliler mektubu alınca: Bu iş üzerine toplanarak verdikleri kararda, bütün kuvvetleriyle isyan ordusuna karşı koyacaklarını Şeyh'in elçisine söyleyerek, bu mektubu Kasmen köylü M. Şerif ile Varto Kaymakamı Sırrı Bey'e göndermişlerdi. Sırrı Bey, keyfiyeti hemen Muş iline bildirip gereken tedbirlerin hükümet tarafından alınmasını sağlamıştı."

Şeyh Sait'in komuta ettiği isyan üç ayrı bölgede yürütülüyordu. Birinci bölgede hedef Diyarbakır'dı, buranın komutanı Şeyh Sait'ti. Şeyh Şerif, 2. bölge olan Elazığ- Dersim bölgesini ele geçirmeye çabalıyordu. Çan şeyhleri Musatfa ve İbrahim'in emrindeki kuvvetlerle saldırdığı Kiğı bölgesi 3. isyan alanı idi.

"Asilerin bir kısmı Dersim eteklerine sokulmuş, buradaki Alevi aşiretlerini işe katmayı düşünmüşlerdi. Bu sırada Dersim eteklerine misafireten gelen tarikat mürşidi sayıldığı için halk yanında büyük bir itimad sahibi olan Malatya ovasından Ağuçanlı Doğan Dede oğlu Hüseyin Efendi, Dersim aşiretlerinin bu asilere silahla mukabele etmesini söylemiş, bunun üzerine Hıran, İzol Alevileri ve Ohi bucağından Necip Ağa, Pertek bölgesinde asileri kuşatarak Beritanlı ussat (isyancılar) Hacı İbrahim oğullarıyla Çapakçur Zazalarından hayli adam öldürüp asileri, Palu ovası üzerinden Kâzım Bey'in fırkası önüne düşürmüşlerdi."

Aşağıda bir bölümünü verdiğimiz resmi belge de Varto-Dersim arasındaki Alevi aşiretlerinin Şeyh sait kuvvetlerine karşı devletin yanında önemli görevler yaptığını göstermektedir:

"Talimatname
Hınıs, 14 Mart 1341 (1925)
1- Mıntıkamızın Çarek aşiretinden toplanan atlı ve piyade mevcuduyla, burada bulunan Hormek ve Lolan aşiretleri ağavatıyla (ağalarıyla) şimdi Arapderesi'ne hareket edilecektir.
2- Bu müfrezenin vazifesi: Ussatın (asilerin) Varto'dan Hınıs istikametine doğru muhtemel olan taarruzunu def etmek ve ussatın arkasında kalan Hormek ve Lolan aşiretleri ile irtibat tesis ederek müştereken yapacakları baskınlarda ussatı tepelemek ve istihbarata son derece ehemmiyet vermek ve alacakları her gün sabah, akşam raporla bildireceklerdir .
(...) Hınıs müfreze Kumandanı Kaymakam Osman"

Batı Dersim aşiretleri de büyük ölçüde, isyan sırasında tarafsız gözükmektedirler.
İsyanın bastırılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, yürüttüğü devrim hareketlerini daha kuvvetli biçimde yaygınlaştıracak ve Orta Çağ'a özgü kurumları yok edecek adımları atacaktır. Bu devrimci süreçte, Türkiye büyük dalgalanmalar yaşayacaktır.

İsyanın Niteliği

Şeyh Sait İsyanı, yeni yönetimle çatışmada olan değişik odak-ların/çıkar gruplarının desteklediği bir ayaklanma olarak patlak verdi. Bir tarafta, isyana moral ve siyasal destek yaratan Terak-kiperverci siyasi kanat, bir yanda İstanbul'daki liman burjuvazisi, bir tarafta aşiret reisleri ve toprak ağaları, bir kanatta da hilafetçi padişahçılar... Savaş gücü olarak da Kürtçü/Kürdistancı kadro...
İsyanın lideri Şeyh Sait, yabancı güçlerin kullandığı bir isim olarak belirginleşmektedir.
General Ali Fuad Cebesoy, Şeyh Sait'in 1914 yılında da bir isyan çıkarttığını, isyan asker tarafından bastırılınca bu kişinin Rus konsolosluğuna sığındığını belirtiyor. Şeyh Sait'in 1. Dünya Savaşı'nda Rusya lehinde tahrikte bulunduğunu belirten General Cebesoy, 1925 ayaklanmasının ise İngilizlerin desteği ile çı-kartıldığını dile getiriyor.

General Cebesoy, isyanın bir diğer ayağını ise yurt dışına kaçmış olan hain Vahdettin olarak gösteriyor. "İsyanı, başta İngilizler olduğu halde, Kürt Teali Cemiyeti, Vahideddin'in reisliği altında bulunan Tarikat-ı Salahiye Cemiyeti gibi teşekkül ve şahıslar tahrik etmiş, şeyhler bizzat isyan hareketine kumanda etmişlerdi.

Şeyh Sait, halkı isyana çekebilmek için din olgusunu çok kuvvetli biçimde sömürmüştür. Onun isyan için yayımladığı fetvada, bu durum açıkça görülmektedir. Fetvada, Atatürk ve arkadaşlarının İslam dininin temelini yıkmaya çalıştıkları, Kuran'a aykırı davranıp Allah ve peygamberi bile inkâr ettikleri, bunların ve bunlara uyanların mallarının ve canlarının isyancılara helal olduğu söylenmektedir. Bu müthiş din istismarcılığı cahil halkı ayaklandırmak için eskiden beri kullanıla gelmişti.
Ayaklanmayı İngilizlerin desteklediği ve bu ayaklanmanın başarıya ulaşacağına çok inandıkları da belgelerden anlaşılıyor. Öyle ki Diyarbakır'ı almak için şiddetle saldıran Şeyh Sait kuvvetlerinin püskürtülmesinden bir gün sonra, 9 Mart 1925'te, bu şehre, üzerinde "Kürdistan Kraliyeti Harbiye Bakanlığı" yazılı zarflar geliyordu. Bu zarflarda da İngiltere'deki bazı silah fabrikalarının katalogları ve mektupları bulunuyordu.

Bu belgeleri değerlendiren İsmail Beşikçi, 1970'in başında şöyle yazıyordu:

"Cumhuriyetten sonra merkezi otoriteye karşı girişilen isyanlarda, isyanların sonucu olan sürgünlerde hep dinsel sloganlar kullanılmıştır. Fakat bu dini sloganların arkasında emperyalizmin ekonomik ve siyasal çıkarları yatmış ve yatmaktadır. Bu bakımdan 1925'te Şeyh Sait'e, Genç'te silahını patlatmasından 3-5 gün sonra İngiliz silah fabrikalarının kataloglarının gelmesi çok anlamlı ve üzerinde uzun düşünülmesi gereken bir olaydır.".

ABD'nin İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Bristol'e sunulan rapordaki şu cümle, hem İngilizlerin Kürtçülük konusundaki tavrını göstermekte hem de yukarıdaki değerlendirmeleri kısaca özetleyip onaylamaktadır: "Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece, Mustafa Kemal'in Musul'a el koyamayacağını düşünmektedirler.".

Doğu Anadolu'nun Osmanlı Devleti tarafından Kürt dere-beylerine temlik edilmesi (yurtluk verilmesi, özel mülk yapılması) sonucunda bölgede oluşan derebeyleri, köylü ve göçebeleri sömürerek mutlu biçimde yaşamış, yetmediği yerde çapul saldırıları ile sömürüsünü kuvvetlendirmiştir. Cumhuriyet dönemi isyanları, bir ayağı ile işte bu eski düzeni sürdürme girişimleridir.
Avrupa'da, feodal beylerle köylüler arasında ortaya çıkan sınıf mücadelesi, Doğu Anadolu'da görülmedi. Çünkü, buradaki feodaller, İslam dinini öyle bir kullandılar ki, din, onların bu üstünlüklerini ve üretim biçimini koruyan bir zırh yapıldı. Bu işi, yani sömürüyü güzel gösterme işini de bölgedeki şeyhler, mollalar ve seyitler yürüttüler. Böylece, derebeyleri ile köylüler/göçebeler arasında olması gereken mücadele, etnik bir temele kaydırıldı. Alt katmanlar, onları birinci ağızdan sömüren aşiret reislerinin ve din derebeylerinin hizmetinde olmayı hayatın ve dinin doğal bir görüntüsü kabul ettiler.

Kürtçülük ve din adı altında eski düzeni sürdürme çabasını, isyancıları yargılayan mahkemenin başkanı da dile getirmiştir. 29 kişiyi idama mahkûm eden mahkemenin başyargıcı 28 Haziran 1925'te suçlulara şöyle seslenmişti:

Şeyh Sait askeri birliklerce yakalandıktan sonra. Oturanlardan ortadaki Şeyh Sait.
"Kiminiz hasis şahsi menfaatlerinize bir zümreyi alet, kiminiz ecnebi kışkırtmasını ve siyasi hırslarını rehber ederek hepiniz bir noktaya, yani 'Müstakil Kürdistan' teşkiline doğru yürüdünüz. Senelerden beri düşündüğünüz ve tertiplediğiniz umumi isyanı ve ayaklanmayı yaparak bu mıntıkayı ateş içinde bıraktınız."

Resim
Şeyh Sait askeri birliklerce yakalandıktan sonra. Oturanlardan ortadaki Şeyh Sait.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dersim İsyanları ve İngiliz Ajanı Seyit Rıza

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir