Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fethullah'ın Kulakları

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Fethullah'ın Kulakları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Tem 2012, 02:01

FETHULLAH'IN KULAKLARI

Bir yandan hasım cepheyi, mükemmel işleyen 'haber alma teşkilatıyla' içinden tanırken, öte yandan da hasım cephenin aynı faaliyetlerine kendi içimizde sürdürmesine müsaade edilmemeli ve imkân tanınmamalıdır... Evet, devlet ve milletin bekası ve hayatiyeti adına önem arz eden her dinamiğin üzerinde etraflıca durmalı, bu dinamikleri sistematik hale getirmeli, günümüz teknolojik imkânlarından da faydalanarak bu faaliyetleri gerçekleştirmeli... Ve bilhassa haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır "Adliye'de, Mülkiye'de veya başka hayati müessesede bizim arkadaşların mevcudiyeti, öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır. "

Hoca İçin Her Yol Mubah!

"Hâlâ bu sistem devam ediyor ve bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım; keşfetmeleri lazım, aşmaları lazım, hava boşluğu gibi bu da meselenin diğer yanıdır. Bir diğer yanı da, ister adliyede, ister mülkiyede arkadaşlarımız gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmaları, tutunmaları, büyümeleri, kaymakam iseler vali olmaları, sıradan bir hâkim iseler şayet takdir toplayan bir hâkim olmaları, biraz orada da böyle taşra teşkilatında, siyasi güçlerle, siyasi kuvvetlerle de belli ölçüde bize yüzde yüz ters olan insanlarla açık bir diyalog olmasa bile onlarla da böyle çalışmamak, fakat az buçuk böyle aynı cephe sayabilecekleri yani duygumuza, düşüncemize, siyasi mülahaza ile bile sıcak bakan ve sizi bütün bütün ret etmeyen bir çevre içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah'tan bugünkü manasıyla, DYP'ye kadar yaşayan bir şeydir,-siyasi yelpazedir. Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farkı, müşterekleri ortaya koyarak o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence.

"Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar, her yöntem, her yol mubahtır. Bunun içerisine yalan söylemek de, insanları aldatmak da girer. "

12 Eylül'ün "Talebeleri"

12 Eylül 1980 askeri darbesi Fethullah Gülen örgütlenmesine hiç dokunmadı. Aksine, irticai yapılanmaları daha güçlendirdi ve cesaretlendirdi. Gülen cemaati, "80 darbesi"yle "devlet ve milletin bekası ve hayatiyeti adına önem arz eden her dinamiğin üzerinde etraflıca durdu" ve Ordu'ya, MİT’e, polise, adliyeye ve siyaset hayatına sızmaya başladı.

İlk adım Polis Teşkilatı'ydı. Önce polis okulları ve Polis Akademisinde yuvalandılar. Sonra Emniyet'in personel, eğitim, bilgi işlem, terörle mücadele, kaçakçılık ve istihbarat gibi birimlerinde kök saldılar. Örgütlendikleri her yerde Fethullah Hoca'nın kaset ve kitaplarındaki -yukarıda bir bölümünü aktardığımız- "tedbir ve temkin", "taktik ve strateji" içeren talimatları yerine getirildi. 80'li ve 90'lı yıllardaki Polis Akademisindeki "talebeleri", 2000'li yılların daire başkanları, birinci sınıf emniyet müdürleri ve emniyet bürokrasisinin üst düzey isimleri oldular.

Bir yandan polisiyedeki mevcudiyetlerini korudular, diğer yandan da TSK'ya karşı alternatif güç olma stratejilerinin adımlarını attılar. Fethullahçıların polis içindeki örgütlenmesi, rejimi tehdit eder seviyeye yükselmişti.

Fethullahçı polis örgütlenmesinin birinci hedefi TSK'ydı. Fethullahçı ekip, devlet gücünü kullanarak Cumhuriyetçi güçlere karşı planlı istihbarat operasyonları düzenliyordu. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)'nde Fethullah Gülen ve örgütlenmesi ile ilgili 1999 yılında açılan davanın iddianamesinde de şu saptamalar yapıldı:

"Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı uyguladığı politika, hoş görünme, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bazı politikalardan alınmış tavizlerle, polisi güçlendirme, böylece denge sağlama, etkinleştirdiği polis camiasını gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı kullanma şeklindedir.

"Fethullah Gülen Grubu'nun başta Milli Eğitim ve Emniyet Teşkilatı olmak üzere bütün devlet kadrolarına sızma çalışmaları yaptığı ve önemli ölçüde bu faaliyetlerinde muvaffak olduğu bilinmektedir."

Gülen'in Silahlı Gücü Polis İçinde

"Fethullah Gülen Örgütü" davasında tanık olarak dinlenen Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak da mahkemede şu çarpıcı bilgileri vermişti:


"Polis Koleji'nin yüzde 50’si bu grupla temas halinde.

"Emniyet Teşilatı'nın zapt edildiğini düşünüyorum.

"Terörle Mücadele, Personel, Asayiş, İstihbarat, Bilgi İşlem Dairesi'nde güçlüler.

"Gülen'in adı siyasi bağlantıları dolayısıyla Susurluk Raporu'ndan çıkarıldı.

"Gülen örgütünün silaha ihtiyacı yok, çünkü silahlı yapı polis içindedir."

Ak, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde istihbarattan sorumlu müdür yardımcısıydı, Fethullahçı yuvalanmayı ve planlı istihbarat operasyonlarım iyi biliyordu. "Bu soruşturma, sonunda soruşturanın soruşturulmasına dönmüştür." Osman Ak'ın bu ifadesi Fethullahçıların polis içindeki gücünü anlatmaya yeterdi. Cemaat hakkında kim soruşturma yapsa, sonunda soruşturma yapanlar soruşturuluyor ve cezalandırılıyordu.

İstihbarata Özel Örgütlenme

Gülen örgütünün istihbarata olan özel ilgisi de bilginin başına geçme çabasından geliyor.

Bilgi, iktidar demektir.

Fethullahçıların nihai hedefe ulaşana kadar, her yola başvurabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardı. Bunun için polis istihbaratını ele geçirmek şart.

İstihbarattaki talebeler Fethullah Gülen'e yıllarca belge, bilgi taşıdı. Hâlâ da taşıyor. Gülen de bu bilgileri vaazlarında açıklıyordu. 12 Mart 1995 tarihinde yaşanan "Gazi Olayları’nın, bir buçuk ay öncesinde istihbarat vasıtasıyla Gülen'e bildirildiğini yine vaazlarından öğreniyorduk:

"... Burada yine bir kısım istihbari raporlara dayanarak, demeye mezun muyum, değil miyim, bir hususun kapağını açacağım. Burada bir ukalalığımı da arz etmemi müsaade eder misiniz? Gaziosmanpaşa olayları olmadan evveli Türkiye'nin her yerinde böyle bir patlama olacağını 1,5 ay evvel ben devletin başındaki insanın en yakınına verdim. Dedim Türkiye'de bir şeyler planlanıyor, raporu okuyun, bunu bir dostum verdi. Aleviliği oyuna getirmek istiyorlar. Türkiye’de bir kısım Alevi leri ocak ve bucakları kundaklayacaklar. 1,5 ay evvel ben bunu, raporu verdim, 20-30 sayfalık bir rapor. Alevilerden bazı yerleri vuracaklar ve Sünniler bizi vurdu diye Alevileri ayaklandıracaklar."6

İstihbarat Dairesi'ndeki Fethullahçılar, "istihbarat Raporları’nı Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu'na göndermek yerine Fethullah Hoca'larına iletiyor. Çünkü "en üst makam” Fethullah katıydı. Fethullah Gülen kendisini Kutb-ul Aktab* olarak ilan etmişti.

Gülen Müritlere de Kulak Verdi

Fethullah Hocacı takımı Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’ne sızarak, yasadışı telefon dinlemelerinin de başına geçmişti. Gülen’e dinleme kasetleri ve tutanakları da ulaştırılıyordu. Gülen, üst düzey müritlerini de dinletiyordu. Kimlerle ne konuşuyorlar ve cemaat liderliği için kulis yapılıyor mu bunu tespit ettiriyordu. Gülen'in yıllarca başmuavinliğini yapan Nurettin Veren'e kulak verelim:

"Gülen her şeyi biliyordu! Yine bir gün Gülen beni odasına çağırdı, yine elinde 50-100 sayfalık kâğıtla ve dört beş teyp kasetiyleydi. Bunları bana gösterdi. 'Bak Nurettin Bey, bunlar sizin ve pek çok kimsenin telefon dinleme kasetleri ve raporları' dedi. Aldım, baktım. Dinlenen telefonlar, başta benim ve İlhan İşbilen'in ve kendisiyle beraber hareket eden bizim arkadaşlarımızın telefonlarıydı. Ben de kendisine, 'Bu dinledikleriniz içinde ne gibi mahsurlu bir şey var ki... Bunu bize sorabilirsiniz. Fakat Müslümanlıkta, değil telefon dinlemek, birisinin penceresinden içeriye bakmak bile adap açısından büyük günahtır. Bunu siz anlatmıştınız' dedim. Şu yanıtı verdi: 'Ben sizin cüzdanlarınıza bile baktırırım. Bu benim hakkım.’ İşte Gülen, Nazlı Ilıcak'ın dediği gibi, yeni değil eskiden bu yana çok büyük istihbarat ağını kurmuştu. Fakat biz çok geç anladık. Bu durumu İlhan İşbilen’e gidip, anlattım. Telefonlarımızı dinlettiğini söyledim. O da 35 senedir, Gülen'le beraber aynı binada, Altunizade’de ve Bornova'da kalan ilk arkadaşlarındandır. Dedi ki 'Nuri, ben detektör aldım. Odalarımıza dahi dinleme cihazı konmuş. Ben buldum' dedi. Bana gösterdi. Ben o zaman anladım ki, Fethullah Gülen, gerçek bir din adamı değil, korkunç bir istihbaratçı ve teşkilatçıydı. Bu muhalefetlerimle ve çıkışlarımla, bütün cemaati bana boykot ettirerek, beni karalayarak, iftiralarla, ekonomik sıkıntılarla, tuzaklarla üzerime geldi."

Kutb-ul Aktab: Kutupların başı. Hilafe-i mâneviye-i Muhammediye (A.S.M.). Velâyet-i mâneviye makamlarının en yükseği, nübüvvet-i Muhammediyye (A.S.M.) veraset makamı olup, bu makama ancak Cenâb-ı Hakk'ın bir atiyyesi olarak nâil olunur. Bu makamda bulunan zât, Hakikat-ı Muhammediye'nin (A.S.M.) mazharı ve Esmâ-i İlâhiye'nin câmi'idir. Her asırda bir tane bulunan bu zatların sonuncusu mezkûr sıfatların en ekmeline mazhardır. Bu makam hakkında Gavs ve Kutbiyyet-i Kübrâ tâbirleri de kullanılır.

Not: Kutupların kutbu, en bilgilerin en bilgilisi (dinsel ilim anlamında bilgili).

Polis Polisi Dinlerse


Fethullahçıların Polis Teşkilatı'na yuvalanmaları MİT ve TSK'yı rahatsız ediyordu. MİT ve TSK, devletin tepesine uyarılarda bulunuyor ve Fethullahçı örgütlenmenin önüne geçilmezse yaşanacak tehlikeleri raporlar halinde sunuyordu. Polis Koleji ve Akademi'den mezun olan talebeler kritik yerlere atanıyordu. Basri Aktepe , İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na nokta ataması yapılanlardan. İstihbarat Dairesi Bilgi İşlem Merkezi'nin başına verildi.

Dikensiz Gül Bahçesi

İstihbarat Daire Başkanlığı'na atanan Fethullahçı ekip, teşkilat içerisinde kendilerine sorun çıkaracak, demokrat diye anılan isimlerin tasfiyesi için, istihbarata hâkimiyet kurduktan sonra, operasyon düğmesine bastı. Fethullahçıları teşkilat içinde tehlikeye sokacak, ileride örgütlenmelerine engel olacak emniyetçilerin ev, iş ve cep telefonları sıkı takibe alındı. Kimlerle görüştükleri, nereye gittikleri, geceleri hangi ortamlara girip çıktıkları yakın takiple belirlendi. Ayrıntılı raporlar tutuldu. Bu raporlar, günü geldiğinde tasfiye operasyonlarında kullanıldı.

Yapılan telefon dinlemeleri çok göze battı. Emniyet Genel Müdürlüğü, "Kendi personelimizle çok uğraşıyoruz. Asli işlerimiz, devletin güvenliğini ilgilendiren terör istihbaratı sağlanmasıdır. Bu alanda aksaklıklar yaşanıyor. Personel dinlemeleri zorunlu olmadıkça yapılmayacak" talimatıyla, Emniyetin kendi kendini dinlemesini engellemeye çalıştı. Ancak, teşkilat içi dinlemeler devam etti ve "demokrat polisler" hakkında tutulan dosyalar genişledi.
İstihbarat Dairesi içerisinde özerk çalışan "Haber Alma Şubesi", MİT'in "aşırı dinleme yapıyor" uyarısı ve zorlamasıyla kapatıldı. MİT, özellikle İstihbarat Dairesi Başkanlığının çalışmalarından duyduğu rahatsızlıktan dolayı bir rapor hazırladı. Fethullah Gülen örgütünün polis içindeki yapılanmasını anlatan raporda, "Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Dairesi'nin yüzde 95'inin Fethullah cemaatine mensup olduğu", "örgütlenmenin emirler ve polis memurları olarak iki ayrı koldan yürütüldüğü", "28 Şubat süreci sonrasında örgüt içinde parola sisteminin değiştirildiği" ve "Emniyet çapında istihbarat ağı kurdukları" vurgulanıyordu. MİT'in İçişleri Bakanlığı'na sunduğu 10 sayfalık raporda, "Fethullahçıların Emniyet içinde, Genel Müdürlük bünyesindeki Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi, Polis Koleji ve Polis Okulları ile özel statülü illerde önemli şube müdürlüklerinde faaliyet gösterdikleri" ifade edildi.8

MİT’in raporu devlet içinde büyük yankı buldu. MİT, raporu polisle birlikte hazırlamıştı. Cemaat bu rapora sessiz kalmadı, Emniyet içindeki "demokrat polislere" karşı savaş açtı. Bu kavga 1999 yılından başlayarak her dönemde karşımıza çıktı ve skandalların yaşanmasına neden oldu.

Başbakanlık Talimatı

MİT'in Fethullah cemaatinin polis içinde örgütlenmesiyle ilgili raporunun Aydınlık dergisinde yayımlanması, Başbakanlık Sivil Çalışma Grubu'nu harekete geçirdi. Başbakanlığın talimatı üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü, Teftiş Kurulu'nu soruşturma için görevlendirdi. Soruşturmayı Ahmet Saraç, Mustafa Maktav, E. Özgül Ezer yürüttü. Emniyet İstihbarat Dairesi'nde Fethullahçıların yoğun olması nedeniyle daireye güvenmediler. Üç müfettiş 1999'un ilk ayında Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral'ın kapısını çaldılar. Saral'dan Emniyetteki Fethullahçı örgütlenmeyle ilgili yaptıkları çalışmalarda kendilerine destek vermesini istediler. İstihbarattan sorumlu Müdür Yardımcısı Osman Ak da müfettişlerle yapılan toplantıda hazır bulundu. Bu çalışmayı yürütecek ekibin başı da Ak'tı.

4 Şubat 1999 tarihinde İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne "Emniyet içindeki Fethullah örgütlenmesi ile ilgili olarak çalışma yürütülmesi" talimatını yazılı olarak bildirdi. İstihbarat Dairesi Başkanlığı 1061/99 sayılı talimat yazısında; "10 Ocak 1999 tarihli Aydınlık gazetesinde, 'Fethullah Emniyeti Ele Geçirdi' şeklindeki haberle ilgili olarak İl Emniyet Müdürünüzün bilgisi dâhilinde 'detaylı bir araştırma neticesinden' il emniyet müdürünüzün imzası ile bilgi verilmesi..." istendi.

5 Şubat 1999'da da Teftiş Kurulu Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne 82 kişilik bir isim listesi gönderdi. Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve taşra teşkilatında görevli olan bu kişilerin Gülen cemaati ile ilişiği olduğu iddiaları bulunduğunu belirterek, isimler hakkında bilgi derleme ve araştırma yapılması talimatını verdi.

İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan gelen talimat yazılar üzerine çalışma resmen başladı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün sekizinci katı bu işe ayrıldı. Sekizinci katta istihbarat şube vardı ve bugüne kadar uyuşturucu, mafya, terör olaylarına karşı çalışma yürütüyordu. Teknik dinleme, izleme ve sorgulama merkezindeki cihazlar, bu kez Fethullahçılara kulak misafiri olacaktı. Teftiş Kurulu talimat yazısında, 82 kişilik listedeki kişilerin Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkili olup olmadığını saptayabilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne dinleme yapma yetkisi de vermişti. İstihbarat Dairesi ise 62 kişilik farklı bir liste göndermişti.

Ankara İstihbarat Şube Müdür Ersan Dalman C bürosunu kurdu. Bu büroya, şube içinden güvenilir isimleri görevlendirdi. C bürosunun başkanlığına Emniyet Amiri Lütfullah Uğur Pekcan getirildi. Aydın Batu, Samet Tamer Yerlikaya, Zeki Güven, Aydın Öztürk ve Selat Öztürk de büroda görevlendirildi. Bu ekip. Emniyet Teftiş Kurulu'nun Başbakanlık'a sunulacak "Fethullahçı Polis Raporu"nun temelini atmak için işe koyuldu.

Ne olduysa Fethullahçı örgütlenmeye karşı 8. katta başlatılan proje çalışmasının hayata geçirilmesiyle oldu.

Savaş yeni başlıyordu.

Gülen: "Tüm Kalbi Dinledik"

Fethullah Gülen, polis içinde örgütü hakkında Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün bir rapor hazırladığını öğrendi. Çok rahatsız oldu. İlk vaazı şöyle oldu:

"Türkiye'de önümüzü kestiler, Yürüyemiyoruz, arada durgun sular gibi bir de gölleşme imajı uyandıracaksın. Zorlanacaksınız, yerinde yürüyor gibi yapacaksın. Çünkü durmak, hem de durgunluk paslanma meydana getirir... Bu Mülkiye'de de Adliye'de de her zaman söz konusu olur. Yürümeli, eğer biz tüm nabzı, kalbi dinledik. Baktık ki, geriye adım attıracaklar, ben de adım atmam beklerim, fırsat kollarım. Yani her şey bir oyundur. Kung Fu gibi bir oyundur. Teakvvando gibi bir oyundur. Yani her zaman insanın hasmını bir yumruk vurup yere yıkması şeklinde değildir. Bazen hasımdan kaçmak bile çok önemli bir manevradır. Kuvvet dengesi yoksa kuvvete başvurmayın. Çok iyi planlanacak, ona göre yürüyeceksiniz. Dışarıdan bizi korkaklıkla itham edeceklerdir. Allah bizim çaremize bakacak."

Savaş Başladı

Fethullahçı ekip, Ankara Emniyeti'nin bu çalışmasına engel olmalıydı. Önlem almazsa ağır darbeler alabilirdi. Gülen'den başlayarak en alt kadroya kadar bir emir verildi ve karşı kampanyaya başlandı. Müritlere "içki içmeleri, eşlerinin başlarını açmaları, sosyal ortamlara girmeleri ve yeni görüntüler sergilemeleri" talimatı verildi.

Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü çalışmasını tamamladı. 18 Mart 1999 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Fethullah Gülen grubunun ideolojik ve örgütsel yapısına ilişkin ilk değerlendirme raporunun birinci bölümü ve ekli liste, İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve Teftiş Kurulu Başkanlığı'na gönderildi. İstihbarat Dairesi Başkanlığı 62 ismin, Teftiş Kurulu da 82 ismin araştırılmasını istemişti. Ankara Emniyeti'nin çalışmasında listeye 200 yeni isim daha eklenmişti. Bu listenin gönderilmesiyle ortalık bir anda karıştı. Polis içindeki Fethullahçı ekip listeyi öğrenince Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün çalışmalarına karşı adeta savaş açtı.

Operasyon: Telekulak!

Çete: 8. Kat!


Emniyet Teşkilatı içinde telekulak iddiaları konuşulmaya başlandı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Cumhurbaşkanından Başbakan'a, Genelkurmay'dan Yargıtay'a, milletvekillerinden gazetecilere kadar uzanan bir "dinleme ağı" kurduğu iddia edildi. Fethullah Hoca’nın "her şey bir oyundur" değerlendirmesi esas alındı. Oyunun içine "telekulak" karıştırıldı. Telekulak iddiaları sadece Emniyet kulislerinde konuşulmuyordu, devletin gizli koridorlarında da değerlendiriliyordu. Daha olay basına yansımamıştı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün polis içindeki Gülen ekibine ilişkin raporunu hazırladığı Mart ayı içerisinde proje çalışmasını yürüten Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün C Bürosu'nun çalışmalarını yürüttüğü bilgisayarların sistemi bozuldu. Bilgisayarlar çalışmıyordu. "Gülen'in polisleri" arasında bilgisayar sistemleri konusunda profesyonelleşmiş isimler de vardı. Ankara İstihbarat Şube'nin bilgisayar sistemlerine dışarıdan girilmişti. İşletim sistemleri bozulan bilgisayarlar çalışamaz durumdaydı, teknik elemanlar aracılığıyla arıza giderildi. Arızanın giderilmesinden bir gün sonra, bu kez aynı bilgisayarlarda Melissa virüsüne rastlandı. Melissa virüsü sistemi çökertecek kadar etkiliydi. Bilgisayarların temizlenmesi günler sürdü. Bu durum İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na 28 Nisan 2009 tarihinde bildirildi.

Ankara Emniyeti'nin değerlendirmesi, Gülen örgütlenmesine dair bilgilerin değerlendirildiği bilgisayarlara, Emniyet Genel Müdürlüğü ya da İstihbarat Dairesi Başkanlığı bilgisayarlarınca çengel atılıp sistemlerinin bozulduğu yönündeydi. Ancak Ankara İstihbarat Şube yetkilileri, önlem alarak çalışmaları sürdürüyordu. Bilgisayarlar çökmeden, o güne kadar yapılan bütün çalışmaların bir kopyası, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral'a verilmişti.

Virüs bulaştığı saptanan bilgisayarlara format atıldı. Veri depolama aygıtları içindeki bilgiler muhafaza altına alınarak, Bilgi İşlem Bürosu'nun kontrolünde imha edildi.

Daha telekulak olayı patlak vermemişti. Ancak Ankara İstihbarat Şube'nin bilgisayar sistemlerinin çökmesiyle ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun, "telekulağın izlerini silmek için yapılan bir operasyon" diye değerlendirecekti.

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'a "çok gizli" ibareli yedi sayfalık bir yazısında İstihbarat Şube bilgisayarlarına yapılan müdahaleleri bildirdi:

"Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında garip müdahalelerle karşılanılmış, ... Müdahaleler, veri tabanına ulaşma, hatta silme şeklinde olmuştur. İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem ve hassas birimlerde görevli bazı personellerin hedef olduğu anlaşılmıştır."

Saral'a göre; EGM İstihbarat Dairesi Bilgi İşlem Şube ve Özel Kalem'de görevli polisler, Ankara İstihbarat Şube bilgisayarlarına girmişti. Bilgi İşlem Şubesi kritik bir nokta, buraya Basri Aktepe atanmıştı. Aktepe, DGM'ye sunulan Fethullahçı polisler listesinin 15. sırasında yer alıyor. İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda görevli birçok kişinin adı da bu listelerde yer alıyordu.

16 Nisan 1999 tarihinde Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral'ı makamına çağırdı. Bilican, Saral'a hazırlatılan "Fethullah Gülen'in Polis İçindeki Örgütlenmesi" raporunda yer alan isimler üzerine tek tek değerlendirmelerde bulundu. Raporların ilgili kurumlara gönderilmesine karar verdiler. Gönderilen kurumlardan biri de Ankara DGM Savcılığı oldu.

Fethullahçı polisler çalışması çok yönlü olarak araştırılıyordu. Araştırmalar devam ederken "telekulak skandalı" ülke gündemine bomba gibi düştü. Medya olaya "telekulak skandalı', operasyon yapılan ekibe de "8. kat çetesi" adını vermişti. Fethullah Hoca'nın Zaman gazetesi ve Aksiyon dergisi "telekulak skandalı" haberlerine önayak oldu, ardından da görevi holding medyası devraldı.

Fethullah Gülen'in Emniyet Teşkilatı içerisindeki yapılanmasını araştıran Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, bu haberlerle hedef tahtasına oturtulmuştu. Ankara İstihbarat Şubesinin Cumhurbaşkanlığı telefonlarından sade vatandaşın telefonlarına kadar dinlediği haberleri yazılı ve görsel basında manşetlere taşındı. Operasyonda Hürriyet'e verilen rol büyüktü. Her gün yeni manşetle gündemi belirliyordu. İstenen de buydu. Haberlerin hedefinde ise Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak vardı.

Fethullahçı Avına Nokta!

Basında çıkan haberler dur durak bilmedi. Bir kampanya yürütülüyordu ve gizli belgeler, bilgiler havalarda uçuşuyordu. Kesintisiz bir enformasyon faaliyeti yürütüldü. Sahte ve çarpıtma belgeler her gün gazete manşetlerindeydi. Bu olay, bilgi kirliliği yoluyla Türkiye gündemini bir yıl kadar meşgul etti.

İddiaya göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün 8. katında bulunan İstihbarat Şubesi; Cumhurbaşkanlığının, Başbakan'ın, bakanların, MGK'nın, milletvekillerinin, Genelkurmay Başkanlığının, Jandarma Genel Komutanlığının, siyasi partilerin, Yargıtay'ın, Danıştay'ın ve gazetecilerin telefonlarını dinliyordu. Bine yakın ismin dinlendiği ileri sürüldü.

Emniyet bir yandan "Fethullah Gülen'in polis içindeki örgütlenmesi" ile ilgili soruşturmasını sürdürüyor, diğer yandan da telekulak olayını soruşturuyordu. 1 Mayıs 1999 tarihinde Cevdet Saral ve ekibi görevden alındı. Fethullah Gülen'in polis içindeki örgütlenme çalışması da böylece durdu. Ankara Emniyeti, "örgütün mali analizinin" deşifre edilmesi aşamasındayken "telekulak skandalı" ile bütün çalışmaya nokta koymak zorunda kaldı.

Polis içindeki Fethullahçı örgütlenme ile ilgili ikinci bir rapor daha basına sızdı. Aydınlık’ın yayımladığı ikinci rapor, Ankara Emniyeti'nin hazırladığı rapordan farklıydı. Raporu kimin hazırladığı belli değildi, ancak İçişleri Bakanlığı'na istihbarat birimlerince sunulmuştu. MİT ya da askeri istihbaratın raporuydu.

Fethullah Gülen de oyunun içerisindeydi. Gülen, vaazlarında Cevdet Saral ve ekibini hedef alıyor ve "telekulak skandalı" ile ilgili suçlamalarda bulunuyordu.

Skandal mı Operasyonu mu?

Cumhurbaşkanlığımdan sade vatandaşa kadar telefonların dinlendiği iddia edildi, ancak basında tek satır konuşma içerikleriyle ilgili bilgi veya belge yayımlanmadı. Sızdırılan haberlerde kargaşa hâkimdi. Telefonların dinlendiği ve detay sorgulaması yapıldığı iddia ediliyordu. Fakat bu iki işlem birbirinden farklıydı. Cevdet Saral ve Osman Ak aleyhine açılan soruşturmada müfettişler, 5 Haziran 1999 tarihinde İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na, "Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel'e, Başbakanımız Sayın Bülent Ecevit'e, başbakanlık ve bakanlıklara, milletvekilleri, kamu kurum ve kuruluşlarına, askeri kuruluşlara, siyasi partilere veya mensuplarına, kitle iletişim araçlarına veya mensuplarına, işadamlarına ait telefonların teknik dinlemelerinin veya detay sorgulamalarının yapılıp yapılmadığını, dinlenmiş ya da sorgulanmış ise kimler tarafından yapıldığını, ..." sordu.

İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nın bir gün sonra verdiği yanıt şöyle:

"... Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünün bazı görevlileri tarafından üst düzey devlet yöneticilerimize, bazı bakan ve milletvekillerine, bazı siyasi parti veya mensuplarına, bazı kitle iletişim araçlarına veya mensuplarına, bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ve bazı kişilere ait teknik detay sorgulama işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır."

Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Cumhurbaşkanından sade vatandaşa kadar yüzlerce telefonun dinlendiği iddialarının doğru olmadığını bu yazısında açıkça söylüyordu. Ankara Emniyeti'nin 8. katında devletin zirvesinin telefonlarının dinlendiği iddia edildi, ancak telefonların dinlenmediği İstihbarat Dairesi’nin yazısıyla ortaya çıkmıştı. Çünkü "telefon dinlenmesi" ile "detay sorgulaması" birbirinden farklı işlemlerdi.

Peki, Ankara İstihbarat Şubesi, devletin tepesindeki kişilerin telefonlarının detay sorgulamasını neden yaptı?

Bu sorunun yanıtı ise "telekulak skandalı" soruşturma dosyasından çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün emir ve talimatlarına dayalı olarak Türkiye Kalkınma Bankası Genel Müdürü Özal Baysal'ın yakalanması için çalışma başlatılmıştı. Baysal'ın sürekli irtibatta olduğu telefon; Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Cumhurbaşkanlığı Koruma Şube Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı Tarabya Köşkü, Başbakanlık Özel Kalem, Turizm Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Özel Kalemi, Antalya Valiliği, ANAP Genel Merkezi, DYP Genel Merkezi'yle konuşuyordu.

Bu yerler Özal Baysal'ın yakalanması için yapılan telefon izleme faaliyetleri sırasında, Baysal’ın irtibat halinde olduğu şahıslar tarafından telefonla aranmış numaralardı. Detay sorgulama kayıtları ise çalışma yapılan bilgisayarın log kayıtlarıydı. Kullanılan program hedef numaranın kiminle irtibatta olduğunu otomatik olarak ortaya çıkarıyor ve bilgisayara bu bilgileri depoluyordu.

Olay bu kadar açıktı.

Ne "telefon dinlemesi" ne "detay sorgulaması" yapılmıştı.


Dinlendiği iddia edilen kurum ve kişiler, istihbaratın bilgisayarında kullanılan programın Özal Baysal ile irtibat halinde olan kişilerin telefonla kimlerle konuştuğunu gösteren log kayıtlarıydı.

Özal Baysal ile irtibatlı isimler arasında sadece devlet katının telefonları seçilmişti. Oysa Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, çete lideri Kürşat Yılmaz ve Kasım Gençyılmaz gibi önemli isimlerle de telefon irtibatı vardı. Ancak iddia sahipleri bu bilgiyi basma sızdırmamıştı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün 8. katında telefonların dinlendiği iddia edilen numaraların adresleri incelendiğinde ağırlıklı olarak Sincan ve Batıkent ilçesine bağlı yerler olduğu görüldü. Ancak Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nin teknolojik altyapısı Sincan ve Batıkent gibi ilçelerde dinleme yapabilmesine izin vermiyordu. Çünkü Ankara istihbaratının İskitler Santrali güzergâhındaki Ulus Merkezi'nde bulunan santrale analog paralel telefon hatlarıyla dinleme bağlantısı mevcuttu. Yetki alanı bununla sınırlıydı. Bu bölgenin dışında, merkezden uzak olması ve teknik olarak bağlantı sağlanamaması nedeniyle Batıkent ile Sincan ilçelerinde dinleme yapılamıyordu. Bunun için o ilçelerdeki Telekom merkezinden, o ilçedeki polis merkezine analog paralel hat bağlanması gerekiyordu ancak böyle bir hat yoktu.

Başbakan Ecevit'in İstanbul'daki evinin telefonunun Ankara Emniyeti tarafından dinlenmesi olasılığı sıfırdı. Çünkü başkentin ilçelerini dinleyecek teknik alt yapıya sahip değillerdi. Ecevit'in İstanbul'daki evinin telefonu, ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü ya da Emniyet İstihbarat Dairesi tarafından dinlenebilirdi.

Ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlıklar, Genelkurmay Başkanlığı, MGK Genel Sekreterliği gibi kurumların iletişim hatları fiber optik kablolarla donatılmıştı. Dijital santraller ve dijital hatlar kullanılıyordu. O tarihte Ankara Emniyeti'nin elindeki cihazlar bu kurumların telefonlarının dinlenebilmesine olanak sağlamıyordu. Ellerindeki cihazlar ileri teknoloji ürünleri değildi. İleri teknoloji kullanan birimler elbette vardı. O dönemde bu teknik imkân Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı, Kaçakçılık Dairesi, MİT Müsteşarlığı, Jandarma ve Genelkurmay istihbaratında mevcuttu.

Ankara İstihbarat Şubesi’nin bu kurum ve kuruluşların telefonlarını dinlemesi teknik olarak mümkün değildi. Telekulak soruşturmasında müfettişlere ifade veren Türk Telekom Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Taşaltın, mahkeme kararı olmadan bağlantı yapmadıklarını ve dinlemenin teknik olarak nasıl yapılabileceğini anlatıyordu:

"Dinleme mutlaka dinlenecek telefon numarasına paralel bir hattın girilmesi suretiyle yapılabilir. Bu da iki biçimde olur. Ya başında beklersiniz, ya da hattın paralelini uzağa çekersiniz. Bu işlem de iki biçimde olabilir. Ya böcek denilen radyo vericisini hattın paraleline koymak suretiyle yaparsınız ya da fiziki olarak kabloyu uzatırsınız. Bunun dışında herhangi bir şekilde telefonların dinlenmesi mümkün değildir. Kablo ile uzattığınız en uç noktada bir dinleme yerinizin de bulunması gerek. Cep telefonu santralinde de her numaranın fiziksel bir karşılığı olmadığı için teknik olarak paralelini uzağa çekmek ve bu şekilde dinlemek mümkün değildir."
1999 yılında yaşanan "telekulak skandalı' aslında planlı istihbarat operasyonuydu. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saraiın Başbakanlık talimatıyla başlattığı polis içindeki Fethullahçı örgütlenmenin deşifre edilmesi soruşturmasına karşı yürütülmüştü. Cevdet Saral ve Osman Ak ekibinin yaptığı derin soruşturma, Fethullahçıları rahatsız etmiş ve polis içindeki müritlerinin hazırladığı "telekulak operasyonu"nu devreye sokmuştu.

Telekulak operasyonunun Fethullahçılara 20 milyon dolara mal olduğu ileri sürüldü.

Fethullah örgütlenmesinin yürüttüğü bu operasyon, polis içindeki en geniş kapsamlı, en etkili; psikolojik boyutları, hedef kişi ve kuruşları itibariyle en sansasyonel ve de güncelliğini en uzun süre koruyan operasyon olarak tarihe geçti.

Operasyon bütçesinin büyük bölümünün kamuoyu yaratma ve yönlendirilmesi için kullanıldığı, basının büyük paralarla yönetildiği belirtiliyor.

Fethullahçıların Bilgi Bankası

18 Aralık 2002 tarihinde öldürülen Dr. Necip Hablemitoğlu, Fethullahçı istihbaratçıların "planlı istihbarat operasyonları"ndaki yöntemlerini şöyle sıralıyor:


"Telefonları dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb.), rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekârlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suiistimal, 'hâkim kiralama’..."

Hablemitoğlu'nun saptadığı Fethullahçı polislerin yöntemlerini Türkiye 12 Haziran 2007 tarihinden bu yana "Ergenekon" soruşturmalarıyla yoğun olarak yaşıyor.

Dr. Hablemitoğlu, 1999 yılında Yeni Hayat dergisindeki bir makalesinde Fethullahçıların nasıl bir istihbarat organizasyonu kurduklarını şöyle anlatıyor:

"Fethullahçı organizasyonu, Türkiye'nin en büyük sivil istihbarat örgütü ve arşivini oluşturma yolundaki girişimlerini sürdürmektedir. Kendi organizasyonları açısından potansiyel risk taşıyan politikacılar, gazeteciler, TSK komuta kademesinde yer alan hedef subaylar, bürokratlar, öğretim üyeleri vb. hakkında 'yerle bir' etmeye yönelik ya da en hafifinden 'şantaj' değeri taşıyan ses ve görüntü kasetlerinin, her türlü ailevi-yakın çevre ve de kişisel istihbari bilgilerin bir merkezde toplanmakta olduğuna ilişkin duyumlar gelmektedir. Türk yasalarına göre böyle bir oluşum, girişim aşamasında olsa bile ağır suçtur. Bu duyumların doğruluğunun araştırılması, Türk istihbarat birimlerinin deneyim ve yeteneği dikkate alındığında hiç de zor değildir."

Hoca’nın Kulakları Yargıtay'a Misafir

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibi 1 Mayıs'ta görevden alındı, ancak telekulak operasyonu basın üzerinden sürdürülüyordu. Diğer yandan da savcılığın telekulak soruşturması devam ediyordu. Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Ankara Emniyeti'nin 8. katma bir operasyon düzenledi. 9. kattaki İstihbarat Şube'nin hurdalığından Yargıtay 8. Dairesi Başkanı Naci Ünveı'in telefon konuşmalarının kasetleri bulundu.

Tarih: 11 Haziran 1999.

Eski kayıt cihazının içinde unutulmuş bir kaset!

Burada tarih önemli. İstihbarattan Sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak'ın görevden alınmasından bir ay sonra.

Kasetin ne zaman, kimler tarafından hazırlandığı ve hangi telefonun kaydedildiği de belli değildi. Kasetteki "ilginç" diğer bir nokta ise, Yargıtay 8. Dairesi Başkanı Ünver'in art arda iki önemli konuşmasının yer alması. Oysa hedef telefonun tüm görüşmelerinin sürekli kayıt altına alınması gerekir. Bu durum, cihazda bulunan kasetin montaj yöntemiyle üretilip sonradan kayıt cihazına konduğuna işaret ediyordu. Telefon dinlemesinde kullanılmış bir kaset tekrar kaydetme cihazına konmaz, bu kasetler ayrı bir yerde muhafaza edilir, arşivlenir. Hurdalık depoda değil elbet.

Kulaklar Tayyip Erdoğan İçin Uzanmış

DGM Savcısı Yüksel, Yargıtay'ın ne zaman dinlendiğini öğrenmek için soruşturmayı derinleştirince karşısına Tayyip Erdoğan çıktı. Savcı Yüksel, Yargıtay 8. Dairesi Başkanı Naci Ünver’in ne zaman dinlendiğini tespit etti. Yüksek yargıcın telefonu, eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Siirt'te yaptığı konuşmadan dolayı yargılandığı ve bölücülük suçundan mahkûm olduğu davanın temyiz görüşmeleri sırasında dinlenmişti. Tayyip Erdoğan ile ilgili kararın görüşüldüğü günlerde Yargıtay 8. Dairesi'ni, dairedeki üyelerin de tanımadığı bazı kişiler telefonla aramıştı. Bu, telefonların dinlenmesi için hazırlanan cihazların kayıt yapıp yapmadığını kontrol etmek için kullanılan bir yöntem. İstihbaratçılar buna "telefon kilitlemesi" diyor.
Telekulak olayında medya kirli bilgilerle yönlendirildi. 963 kurum ve kişinin dinlendiği iddia edildi. Oysa ortada bir adet dinleme kaydı vardı. O kayıt ile ilgili de yanıt bekleyen birçok soru.

Telekulak olayının bir operasyon olduğu, incelemeler ve soruşturmalar sonucunda anlaşıldı. Emniyet Müdürlüklerinin hepsi dinleme yapabiliyordu, telekulak olayı patlak verdiğinde de dinlemeler devam ediyordu. Neden tüm bu işlemlerin sorumlusu, Emniyet Müdürleri Cevdet Saral ile Osman Ek ekibi oldu? Emniyet Müdürü Ak, Yüksek Disiplin Kurulu'ndaki savunmasında bu soruya şu yanıtı verdi:

"Bana göre emirler doğrultusunda yapılan çalışmaların sonuçlarının teşkilat bünyesindeki Fethullah Gülen yandaşlarında yaratmış olduğu endişe, bu çalışmayı yapanlar aleyhine acilen bir suç üretme gayretine dönüşmüştür."

Telekulak olayını soruşturmak için İstihbarat Dairesi Başkanlığı bir ekip kurdu. Ekip çoğunlukla Bilgi İşlem Şubesi'ndeki polislerden oluştu. O polisler de "Işık tarikatı" mensupları listelerinde adlan bulunan isimlerdi.

Operasyonu yapan da soruşturan da Fethullahçılardı. Böyle olunca resmi evrakta sahtecilik, sahte belge üretimi yöntemleriyle soruşturma yürütülmeye çalışıldı. Bilgisayar kayıtları değiştirildi. 963 telefonun dinlendiği iddia edildi. Bu numaralardan sadece 172'si Sincan ve Batıkent'te. Ancak bu 172 telefon numarası kimseye ait değildi. Yani Türk Telekom'da o numaralara kayıtlı aboneler yoktu. Fezlekeyi düzenleyen polisler, 235 30 66 numaralı telefonun 18 Mayıs 1999 tarihinde mahkeme kararı olmaksızın dinlendiğini iddia etti. Ama o tarihte Osman Ak ve ekibi görevde değildi. Numara da Haşan Özdemir'e aitti.

Haşan Özdemir kim?

İstanbul Emniyet Müdürü.

Soruşturma işte böyle yönlendirildi. Oysa Ankara'daki Haşan Özdemir’in polislikle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Amaç, İstanbul Emniyet Müdürü'nü bile dinlemişler izlemini yaratmaktı.

Kaset Cihaza Sonradan Takddı

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı telekulak olayını üç yıl soruşturdu ve takipsizlik kararı verdi. Yargıtay 8. Daire Başkanı Naci Ünver'e ait dinleme kaseti bulunduğu için Ankara savcılığının takipsizlik kararının o bölümünü okuyalım:


"Yargıtay 8. Daire Başkanı Sayın Naci Ünver ile Avukat Fevzi Coşkun'un konuşmalarının bulunduğu bu kasetin herkesin girip çıktığı kilitli olmayan depo olarak kullanılan, ayrıca lavabo ve musluk bulunması nedeniyle personelin ihtiyaçlarını giderdiği bir yerde bulunmuş olması, 28.5.1999 tarihinde kaset yuvalarının tek tek kontrol edildiğinin tutanakla tespit edilmesi, bu teyp kasetinin sonradan da bu mekanik setlere yerleştirilmiş olabileceği ihtimalini doğurduğu gibi, sanıkların istihbarat branşından alınmalarından çok sonra arama sonucunda ele geçirilmiş olması karşısında sanıkların bu kasetten sorumlu tutulamayacakları kanaatine varılmıştır."

Depoya kaldırılan kayıt cihazları, kontrol edilerek ve tutanak tutularak depoya kaldırılmış. Cihazlarda kaset yokken ihbar üzerine savcı nezaretinde arama yapılıyor ve Yüksek Yargıç Naci Ünver'e ait ses kayıtları bulunuyor. Hem de montaj bir kaset. Ankara Başsavcılığının en önemli tespiti "kasetin sonradan cihaza takıldığı" konusu.

Olayı özetlemek gerekirse; Emniyet Müdürleri Cevdet Saral, Osman Ak ve ekibi 1 Mayıs'ta görevden alınıyor. 28 Mayıs'ta telefon dinlemesini kaydeden cihazların içerisindeki kasetler çıkarılarak depoya kaldırılıyor. Savcı Nuh Mete Yüksel ihbar üzerine 12 Haziran günü Ankara Emniyeti'ne operasyon düzenliyor ve boş cihazların içinden kimin tarafından, ne zaman, hangi telefonların dinlendiği belli olmayan bir kaset buluyor. Savcılık üç yıl soruşturuyor ve kasetin 28 Mayıs'tan sonra cihazlara yerleştirildiğini saptıyor.

963 kişinin Cevdet Saral-Osman Ak ekibi tarafından dinlendiği iddia edilmişti. Sadece bir adet dinleme kaseti bulundu, onun da komplo olduğu ortaya çıktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yasadışı dinleme yapıldığına ilişkin hiçbir delil bulamadı ve soruşturma takipsizlikle sonuçlandı.

Dokunan Yanıyor!

Telekulak olayı, Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme ile ilgili 1992'de başlayan soruşturmada hiçbir operasyon yapılmadığını ortaya çıkardı. Telefon dinlemeleri olayının Emniyet içindeki Fethullaçı örgütlenmeyi örtmek için yapıldığına dikkat çeken Emniyet Genel Müdürülüğü’ndeki üst düzey bir yetkili gazeteci Saygı Öztürk'e şu önemli tespiti yapıyor:

"Fethullah Gülen grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet camiasında kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli dokunsa yanıyor. Bu konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı. Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da soruşturmayarak örtbas etmek olacaktır. Eğer derinlemesine bir soruşturma yapılmak isteniyorsa, dağılan ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma kaldığı yerden devam edilmeli."

Avcıyken Av Oldular

Açık olalım, Emniyet'teki Fethullahçıları temizlemek isteyen Cevdet Saral ve Osman Ak, Fethullahçı istihbaratçıların "telekulak
operasyonu" tasfiye edilerek cezalandırıldı. Fethullahçılar bu tasfiye ile, "Hoca Efendi'ye ve Işık ordusuna dil uzatanlar, sonradan geleceklere de emsal olacak biçimde pişman edilirler" mesajı verdiler.

Kaynakça
Kitap: TELE TAYYİP, Çürüyen Sistemin Büyüyen Kulağı
Yazar: Ufuk Akkaya
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir