Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gülen Hareketi Türkiye'yi Polis Devletine Götürdü

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Gülen Hareketi Türkiye'yi Polis Devletine Götürdü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:03

Dünür'e de Polis dayağı

Tayyip'in yeğeninin esrardan yakalanmadan önce dünürü ve idolü olan Sadık Albayrak, polisten bir güzel meydan dayağı yiyordu. Dayak her ne kadar Dünür'e atılsa da, gözdağı yeğen olayında olduğu gibi Tayyip'e veriliyordu. Zira Tayyip kendi eliyle yarattığı canavarın soluğunu ensesinde hissetmeye başlamış, onların istemediği her adımı attığında bedelini ailesinden birinin karşılaştığı olumsuzlukla ödemeye başlamıştı.

Polis'in, Tayyip'in dünürünü tanımadığı için dövdüğü söyleniyor, böylece polis devleti olma yolunda katettiğimiz mesafe de belli oluyordu. Bu ülkede Tayyip'in dünürü Sadık'ı tanımıyan mı kalmıştı. Devr-i Tayyip'te, Dünür Sadık'ı tanımayana bırakın polis üniforması giydirmeyi, onu Çemişkezek'e bekçi bile yapmazlar. Kaldı ki, Tayyip'in dünürü olmayanlar ne yapacaktı? Polis dayağına razı mı olacaklardı?

2 Şubat 2010 tarihinde Dünür'ün oğlunun patron olduğu Sabah Gazetesi'nden Sevilay Yüksel'e, patronun babası, Tayyip'in dünürü gazeteci ve yazar Sadık Albayrak'ın polis tarafından dövüldüğü ve bir kolunun kırıldığı haberi geliyor, Sevilay da anında şu cevabı veriyordu:

"Yok ya! Yalan herhalde o haber. Olay yazıldığı gibi olsa idi şimdi yer gök inliyordu. Medya ayağa kalkmıştı!"
"Yalan malan değil hocam. Ben olayın birebir tanıklarından dinledim mevzuyu ve bütün detaylarını yazdım. İnanmıyorsan aç oku benim siteyi" şeklindeki sözleriyle olayın doğru olduğunu vurguluyordu Tutkun Akbaş.

Bakın Sevilay bundan sonrasını köşesinde nasıl anlatıyor:

"İnanılır gibi değildi gerçekten. Haberde gazeteci-yazar Sadık Albayrak'ın başına geldiği iddia edilen olaylar tüm detayıyla yazılmıştı. İki arkadaşıyla birlikte Laleli'den tramvaya binmek üzere istasyona doğru yürüyüşe geçen Albayrak, yeşil ışık yanarken sağ taraftan hızla gelen bir araç tarafından ezilmekten son anda kurtulmuşlardı. Tam bu şoku atlatmış ve bir kez daha istasyona doğrulmuşlardı ki bu kez tam diplerinde Hyundai marka sivil bir araç durmuştu. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen Albayrak, o sivil aracın şoförüne, "Özel izniniz var mı? Bu yolda bulunmaya hakkınız yok"

uyarısında bulunmuştu. Tanıkların ifadesine göre, araçtan ağzında sakız, kulağında kulaklık olan deri montlu bir kişi inmiş ve kendisinin Fatih Emniyet Amiri olduğunu belirtip, söz konusu yolu da resmi olarak kullanma izni olduğunu söylemişti. Her ne olursa olsun, her kim olursa olsun bu türden tavrın yakışmadığını söyleyen Albayrak ise korkunç bir reaksiyon ile karşı karşıya kalmıştı. Bunun üzerine yasal vatandaşlık hakkını kullanıp, "Polis olduğunu nereden bileyim. Lütfen kimliğinizi gösterin" demişti. Albayrak'ın bu talebine cevap vermek zorunda olan polis şefi ise bunu yapmak yerine yanındaki şoföre talimat verip, "Çağır ekipleri gelsin. Götürsünler şu herifleri!" demişti.

Kısa bir süre sonra olay yerine varan ekipler de şeflerinin talimatı ile 70 yaşındaki Sadık Albayrak'a ve arkadaşlarına kelepçeyi takıp, karga tulumba polis otosuna bindirmişlerdi.

"Bu davranışınız çok yanlış. Türk polisine yakışmıyor" dedikçe karşı taraftan akıllara durgunluk veren bir muamele ile karşılaşmışlardı. "Ayyaş mısın, sarhoş musun kardeşim" gibi sözlerle hakaretler edilmeye başlayınca da Albayrak artık dayanamamış ve "Kardeşim ben Sadık Albayrak'ım. Ne ayyaşım ne sarhoş. Ağzıma içki falan da sürmem!" demiş.

Albayrak ve arkadaşlarına kafayı takan müthiş polis şefi doğruca Beyazıt Karakolu'nun yolunu tutmuş ve oraya varıncaya kadar da hakaretlerini sürdürmüştü. Zaman zaman garip bir aymazlık içine girebilen polis memurları bütün bu olup bitenle yetinmemiş, üstüne bir de Albayrak ve arkadaşlarının karakol nezarethanesindeki hallerini cep telefonuna kaydetmişlerdi... "

Sadık Albayrak'ın karakol çıkışı söyledikleri ülkenin geldiği konumu göstermesi bakımından da oldukça ilginçti:

"Bakın yaşım 70... 12 Eylül'de gözaltına alınırken bile bana bu kelepçe takılmadı. Çok ağırıma gitti. Çok üzdü beni... "

Tayyip'in dünürü, danışmanı, idolü... Tayyip 'in kızı Esra'nın kayınbabası, Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkan-vekili Serhat Albayrak ile Çalık Grubu CEO'su Berat Albayrak'ın babası Gazeteci-Yazar Sadık Albayrak, Türkiye Yazarlar Birliği'nin yüzüncü kuruluş yıldönümü dolayısıyla Sultanahmet Kültür Merkezi'ndeki etkinliğe katılıyordu. Albayrak, etkinlikten IHH Yönetim Kurulu Üyesi ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Ahmet Emin Dağ ile birlikte ayrılıyordu.

Ahmet Emin Dağ, kutlamalardan ayrıldıktan sonra meydana gelen bu olay sonrasında polislerin tavırlarından dolayı savcılığa başvururken, hadisenin ortaya çıkmasının ardından olayla hiçbir ilgisinin olmadığını belirtiyor, böylece ülkede yaratılan korku imparatorluğunun nerelere kadar vardığını bir defa daha kanıtlıyordu.

Bu olayın şoku daha geçmeden, bu defa da Tayyip'in helikopterinin polisler tarafından kirletildiği Sözcü Gazetesi'nde manşet oluyordu. Polisler Rus kadını Tayyip'in kullandığı helikoptere atmış, bir güzel alem yapmışlardı.
Ve ardından bir şok daha yaşanıyor, Tayyip'in yeğeni polisler tarafından uyuşturucu operasyonu kapsamında gözaltına alınıyor, ardından Tayyip'in abisinin oğlu çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanıyordu.

Ne hikmetse bu olaylar gizlenmeye çalışılırken, Tayyip, dikkatleri başka yöne çekmek için türban kavgası çıkarıyor, ortalığı karıştırıyordu. Askerin karşısında Kasımpaşalı tavırları takınan Tayyip, dünürünün yediği dayağa, kolunun kırılmasına, yeğeninin düştüğü duruma sessiz kalıyor, helikopterinin kirletilmesi karşısında bile dut yemiş bülbüle dönüyor, adeta Etiler Beyefendisi pozlarına bürünüyordu.
Korktuğu, çekindiği bir şey mi vardı? Bir Başbakan, bırakın dünürü olmasını, sade bir gazetecinin bile polis tarafından kolunun kırılmasına nasıl seyirci kalabilir.

Hele ki o Başbakan astığı astık kestiği kestik bir Başbakan'sa.
Bu durum demokrasi ile yönetilen hiçbir ülkede olamaz. Olması hayal bile edilemez. Hadi oldu diyelim ki, o zaman böyle bir olaya karışan polislerden İçişleri Bakanı'na kadar bütün sorumlular yine Tayyip'in deyimi ile kapıya konur. Tabii Başbakan'ın polis karşısında çok büyük açığı ve korkusu yoksa, ya da bazı nedenlerden dolayı polisin esiri olmamışsa...

Tayyip'in Atatürkçü gazeteci-yazar, asker, siyasetçi, avukat, işadamı vel hasılı bu gruba giren vatandaşlara karşı ceberrutluğuna sürekli tanık olurken, 2. cumhuriyetçiler, Fetullahçılar ve diğer tarikat mensupları ile PKK'lılar karşısındaki yumuşaklığına da alışmıştık.
Ancak emniyet içindeki tarikatçı polislerin bu yasa tanımaz tavırları karşısındaki ılımlı davranışları biraz garip kaçıyordu.
Bu garipliği Dünür Sadık da fark etmiş olacak ki, o da hakkını Tayyip'e muhalif olan Gözcü Gazetesi marifetiyle aramaya kalkıyor, bazı garip davranışlar da sergiliyordu.

Sadık, Gözcü Gazetesi'nden Veli Toprak'a verdiği mülakatta, alçıya alınan kolunun kırılmadığını söylüyor, telefonunun dinlendiğinden yakınıyor, panik havasında konuşuyordu.

Gazetecinin "suç duyurusunda bulundunuz mu" şeklindeki telefondaki sorusuna;
"Karmaşık olaylar yaşıyoruz. Ya şimdi telefonum dinleniyordur. Konuştum, Hüseyin Çapkın'la da diğerleriyle de, hep görüşüyorum zaten"
Cevabını veriyordu.

Gazetecinin:

"Son dönemde başınızdan ilginç hadiseler geçti" şeklindeki hatırlatması karşısında ise şöyle diyordu:

"Son iki yıldır enteresan olaylar oluyor. Önce büyük oğlumun evine girildi. Altın-gümüş bir şeyler alındı. Olayın sorumlusu içeri alındı.
Geçen yıl bir gazeteci arkadaşımla Galatasaray-Gençlerbirliği maçına gittim. Stada girdim, 5 dakika sonra aradılar; "Beyefendi arabanız çalındı" dediler. Gittim baktım araba yerinde yok. Ardından 23 Mart'ta arabama hırsız girdi, 2 camı kırılmış. Bilgisayarım, fotoğraf makinem ve evrakım çalınmış..."

Tayyip'in dünürü Sadık, telefonun dinlenmesi korkusuyla da olsa bazı şeyleri aktarmayı ihmal etmiyordu. Karakolda başörtülü bir kıza dayak atıldığını söylüyor, evinin Emniyet Müdürlüğü'nün tam karşısında olduğunu vurguluyor ve buna rağmen başına gelmedik kalmadığını söylüyor, bu nedenle sadece iki kangal köpeği ile bir silahına güvendiğini belirtiyordu.

Sadece bu kadar mı?
Olur mu?
Ülkede Başbakan'ın dünürü bile korku imparatorluğundan payını almış, telefonlarının dinlendiği korkusuyla açık açık konuşamıyorken, Emniyet Müdürlüğü'nün karşısındaki evinde bile güvencede olmadığını haykırıyorken, polis dayağından feryat ediyorken, vay geldi; askerlerin, Atatürkçülerin başlarına...

Tiryakiyi Polisle korkuttu


Dindar insanlarımız açısından en mübarek aylardan biri sayılan Ramazan, Tayyip için de oy devşirme aylarının başında geliyordu. Bu nedenle yılın on bir ayı aklına getirmediği fakir insanları bu ayda hatırlıyor (!), gecekondu mahallelerinde daha önceden tespit edilen kendisine yakın seçmenlerin evlerini ziyaret ediyordu. Ziyaretten önce yandaş matbuat başta olmak üzere tüm basına duyurular yapılıyor, Ramazan şovunda her şeyin tam olması için azami gayret gösteriliyordu.

28 Ağustos 2009 tarihli Zaman Gazetesi yine böyle bir Ramazan istismarcılığına yer veriyordu. Mamak'ın İmrahor Mahallesi'ndeki önceden belirlenmiş gecekonduya giden Tayyip yine her zamanki gösterilerine başlıyor, misafiri olduğu Ramazan Acar'la sigara pazarlığına tutuşuyordu. Tayyip, ramazan ayında ziyaret ettiği Ramazan Acar'ı, sigarayı bırakması için yine emniyetin ardına sığınarak herkesi tehdit ettiği gibi tehdit ediyordu.
Tayyip, Ramazan'ın eşini şahit tutuyor, "Sigara içerse beni ara. Gerekirse emniyet güçleriyle içeri alırız" diyordu.

Gülen Hareketi Türkiye'yi Polis Devletine götürdü

Dünyaca ünlü ABD'li Foreign Policy Dergisi Türkiye'deki gelişmeleri değerlendiriyordu.
Türkiye'deki güç dengelerinin değiştiğini yazan dergide, "Fetullah Gülen polisi kontrol ediyor. Yargıdaki etkisini de arttırıyor" denildi.
ABD'de yaşayan Fetullah Gülen'i, 2008 yılında 'dünyanın en büyük entelektüeli' seçen ünlü Foreign Policy (Dış Politika) Dergisi, geçtiğimiz günlerde Gülen hakkında bir makale yayımladı. Soner Çağaptay imzasıyla yayınlanan makalede, son dönemde Türkiye'de yaşanan gelişmelerin arkasında Gülen hareketinin olduğu ileri sürüldü. İşte, "Darbe tutuklamalarının arkasında yatan gerçek neden ne?" başlıklı makaleden notlar:
"Eski bir Türkiye Büyükelçisi, darbe iddialarının saçma olduğunu söyledi. "Ordu darbe yapacak olsaydı, bu darbe hakkında 5.000 sayfalık not yazmazdı.
Artık orduya, belden aşağı da dahil vurmak serbest.

Bu değişimin arkasında yatan güç AKP'yi destekleyen Fetullah Gülen Hareketi (FGH).
Gülen'in din anlayışı, laik Türkiye'yi kendi görüşlerine göre yeniden biçimlendirmek.
FGH, yargı, polis ve bürokraside önemli mevkilere getirildi.
Polisi kontrol altında tutan ve yargıda etkisini arttıran Gülen hareketini eleştirmek tabu oldu.

Polis devleti polisin tüm yurttaşları dinlediği zaman değil, yurttaşlar dinlenme korkusu duyduklarında ortaya çıkar. Yeni Türkiye'ye hoş geldiniz: Dikkatli dinlerseniz ayaklarınızın altında kayan politik zemini duyabilirsiniz."

Sınırsız, kontrolsüz polis devleti

Mehmet Yılmaz, "Sınırsız, kontrolsüz polis devleti" başlıklı yazısında, polisin Tayyip'in emrine nasıl girip insanların hayatlarını karartmalarını belgeleyen yazısında şunları aktarıyordu:

"Başbakan Erdoğan'ın, bir rock konserine girmek için bekleyen gençleri görüp, "Sınırsız kontrolsüz bir ahlaki erezyon yapılanması" tespit etmesini ve buna çok dertlenmesini eleştirmiştim.

Dün öğrendiğim bir gelişme, olayın çok daha vahim bir boyutunu gözler önüne seriyor.
Başbakan, makam otomobiliyle oradan "dertlenerek" geçtikten hemen sonra konsere girmek üzere bekleyen gençlerden 7-8 kişilik bir grup, polis tarafından gözaltına alındı.

Gözaltına alınmalarına neden olan şey, Başbakan'ın korumalarının "Durumdan vazife çıkarmaları... "

Polise, "Gençler Başbakan'a hakaret etti" demişler, onlar da gençleri dertop edip, götürmüşler.
Gözaltına alınan gençler önce sağlık muayenesine götürülmüş. Sonra içlerinden kız olanları Bomonti'deki gözaltı merkezine, erkek olanları da Emniyet'e götürülmüşler. Gençlerin 1 gece gözaltında kaldıklarım, sonra Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca "Delil yetersizliğinden" serbest bırakıldıklarını ekleyeyim. Gençlerden Hukuk Fakültesi öğrencisi olanı ertesi günkü Ceza Hukuku sunumundan kırık not almamasını hocasının duruma anlayış göstermesine borçlu...

Hocası'nın "dava açabilirsin" uyarısına, "Şu anda bunlarla uğraşamam, mezun olmak için çalışmam gerek" yanıtını verdiğini de belirteyim. Bir Hukuk öğrencisinin, memleketimizin hukuk düzenine güvenini gösteren çarpıcı bir örnek olay!
Gördüğünüz gibi sorun sadece Başbakan'ın sözleri ile sınırlı değil.

Onun yüzünü ekşitmesi bile, emrindeki koruma polislerinin, bir grup gencin hafta sonunu zehir etmesine yetiyor. Türkiye giderek, Başbakan Erdoğan'ın keyfine göre biçimlenen bir polis devletine dönüşüyor."

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir