Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kamuoyuna Üçüncü Ordu'yu terör örgütü gibi tanıtan olay

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Kamuoyuna Üçüncü Ordu'yu terör örgütü gibi tanıtan olay

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 04:29

Son Hedefiniz 3. Ordu Komutanı İleri!

Kamuoyuna Üçüncü Ordu'yu terör örgütü gibi tanıtan olay; Özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Savcısı'nın Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nı makamında (!) gözaltına alıp polis eşliğinde Erzurum'a götürmesiyle gelişti. Yargı tarihinin belki de en kara sayfalarını oluşturan bu olayın, gerçek aktörleri hiç kuşku yok ki, malum cemaat ve AKP iktidarı. 3'üncü Ordu aracılığıyla TSK'ya yönelik tertip ve pusuları anlayabilmek için duruşmalarda söylenenlerle, dosyada ve medyada yazılanları büyük bir dikkat ve titizlikle okumak gerekiyor. Çünkü tertipçilerin gizli plan ve projeleri bazen satır aralarında, bazen gizli tanık ifadelerinde, bazen de özel kurgulanan CD'lerde gizli. Tabi bunları yaparken yandaş medyadaki görevli ve yeminli köşe yazarlarını da ihmal etmemek gerekiyor. Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'nca terör örgütüne üye olmak şüphesiyle tutuklanan MİT ve Jandarma İstihbarat personeli ile cezaevinde görüşen TBMM İnsan Haklarım İnceleme Komisyonu'nun CHP'li Üyesi Ahmet Ersin, tutuklamaları; Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın İsmailağa cemaatine yönelik başlattığı soruşturmaya "misilleme" ve laik cumhuriyet yapısını "tarikatçı-cemaatçi yapıya dönüştürme projesinin devamı" olarak niteledi.

Bir başbakan yardımcısının Erzincan başsavcısını arayarak, cemaat soruşturmasında gözaltına alınan 16 kişiyi serbest bırakmasını istediğini öne süren Ersin, izlenimlerini ve tespitlerini şöyle anlatıyor:

"Erzincan'da yapılan güvenlik toplantısında, İsmailağa cemaatinin çocukları evlerinden toplayıp, yatılı dini eğitim verdiği, izinsiz, makbuzsuz yardım topladığı ve İstanbul'a gönderdiği konuşuluyor.

Cumhuriyet Başsavcısı 2007 Aralık ayında İsmailağa cemaati hakkında soruşturma başlatıyor. Araştırma ilerleyince bunların bazı ihalelere fesat karıştırdığı ortaya çıkıyor. Başsavcı, emniyetle birlikte bir operasyon yapıyor. Ancak, operasyonlardan eli boş dönüyor. Savcı, operasyonla ilgili karşı tarafa bilgi verildiğini düşünüyor ve bu kez operasyonu jandarma ile yapıyor. Bakan Devreye Girdi Yerel seçim öncesinde jandarmayla yapılan operasyonda 16 kişi gözalüna alınıyor. Bunun üzerine bir başbakan yardımcısı (muhtemelen Cemil Çiçek) başsavcıyı arayarak, "Onları bırak" diyor. Başsavcı da "Hukuki süreç devam ediyor, bu aşamada böyle bir şey olamaz, soruşturmayı sürdüreceğim" diyor ve 16 kişiyi tutuklatıyor.

Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, müfettişlerini gönderiyor, başsavcı hakkında soruşturma açılıyor. Soruşturma dosyalarının Erzurum özel yetkili savcısına gönderilmesi için baskı yapıyorlar. Başsavcı dosyaları gönderiyor, ancak, müfettişlerin istemi doğrultusunda Erzurum Özel Yetkili Savcısı başsavcı hakkında 26 yıla kadar hapis istemiyle dava açıyor. Erzurum Özel Yetkili Savcısı soruşturmayı aldıktan sonra Erzincan MİT Bölge Müdürlüğü'ne baskın yapılıyor. MİT Araması Keyfi MİT personeli hakkında bir soruşturma başlatılması için Başbakanlıktan izin alınması gerekiyor, ama izin yok. Keyfi bir şekilde baskın yapılmış. MİT binası tapu müdürlüğü binası değilki..

Orada devletin gizli bilgileri var. Oradan İl Jandarma Komutanlığı'na gidiyor, Jandarma İstihbarat Müdürü ve iki personelin odasında arama yapmak istiyorlar, ama mahkeme kararında burada arama yapılmasına ilişkin bir ifade yok.

Bunu söyleyip itiraz ediyorlar:

İşte 'İzni unutmuşum da telefonla alırım' filan diyor savcı ve orada da arama yapıyor. İstihbaratçılar da gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Kanaatimce MİT kendi içinde de operasyon yapıyor. Yani anti-Amerikancı ve ulusalcı kanadın tasfiyesi için düğmeye basıldı. Jandarma İstihbarat Şube Müdürü ve iki personelin gözaltına alınma gerekçesi ise, yaptıkları çalışmalar sırasında bu cemaatle ilgili çok geniş bilgiye sahip olmaları. O nedenle etkisiz hale getirmek istiyorlar.

Cemaate Dokunanı Yakarım

Soruşturma İsmailağa cemaatine yönelik olarak başlıyor ve gitgide Fethullah Gülen cemaatine uzanıyor. Burada "Cemaatlere dokunan başına bela alır, cemaate dokunanı yakarım" mesajı vermek için bir operasyon yapılıyor. Yani, herkese mesaj veriliyor. Cemaat soruşturması nedeniyle yapılan bir misilleme. Bu olayı Ergenekon'a, İrticayla Mücadele Eylem Planı'na filan bağlamak saçma. Bu olay tamamen laik Cumhuriyet yapışım tarikatçı, cemaatçi yapıya dönüştürme operasyonunun bir parçasıdır.

Gizli Tanık 'Erzincan' Atatürk Üniversitesi'nden bir öğrenci MİT'e bir mail atıyor. Diyor ki "Kurtoğlu tarikatının üyesiyim. Hem onlarla, hem Nurcu tarikatı, hem de üniversitedeki birtakım gelişmelerle ilgili size bilgi vermek istiyorum." İşte kod adı "Erzincan" denen adam bu. MİT'çiler bu adamla ilişkiye giriyor, ama verdiği bilgilerin tutarsız olduğunu görünce, bu adamla ilişkiyi kesiyorlar. Bu kişi, şimdi bu üç MİT'çi aleyhine "gizli tanıklık" yapıyor. Yani 203 MİT'çilerin verdiği bilgileri tutarsız buldukları adam, şimdi aleyhlerine gizli tanık oluyor. Tanığın Ölüm Korkusu DSİ'nin göletinde vatandaş mühimmat buluyor. Bir istihbarat elemanı geliyor jandarmaya "Polis, 'sana mühimmat verelim, söyleyeceğimiz yere koy, sonra gelip biz onu bulalım' dedi diyor". İstihbarat elemanı "Ben kabul etmedim" diyor. Jandarma bu elemana "Savcı önünde tanıklık eder misin?" diyor. Ama "Tanıklık edersem öldürürler" diyor.

Adamın biri balık avlarken bomba buldum diye polise şikâyet ediyor. Hâlbuki jandarma bölgesinde. Polis gidiyor, mühimmatı bulduktan sonra jandarmaya haber veriyor. 'Askere mi Yıkılıyor?' Şimdi şöyle bir olay var. 11 Ağustos 2008'de Erzincan-Kâhta yoluna konulan bomba nedeniyle bir yarbay ve sekiz asker şehit oluyor. Erzurum özel yetkili savcısı, tutuklanan jandarma istihbaratçılara "Bombayı siz mi koydunuz?" diye sordu mu sormadı mı? Ben sorduğunu biliyorum. Olayı PKK üstlendiği halde, neden bu soruyu yöneltmiştir? Bu da Tokat'ta olduğu gibi, 33 erin Bingöl'de şehit edilmesinde olduğu gibi, yine bu olayın sorumluluğunu askere yıkma çabasının bir parçası mıdır?

3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'i terörist, Ordu'yu ise dolaylı olarak terör örgütü gibi gösteren davanın 4 Mayıs'ta yapılan duruşmasına, Orgeneral Berk, Ankara'da görevli olduğu gerekçesiyle üçüncü kez katılmazken, Savcı Cihaner'in avukatları duruşmada okunan iddianame ile kendilerinde bulunan iddianame arasında farklılık olduğu gerekçesiyle red-i hâkim talebinde bulundular. Yargıtay Birinci Dairesinin 'Gizli tanık ifadesi hükme esas olamaz' kararına karşın, gizli tanıkların ifadelerine dayandırılan iddianame; malum cemaatin sözcülerine göre Balyoz ve Islak İmza iddianamelerinden sonra TSK'yı Doğu'dan yarmayı amaçlayan yeni bir 'Huruç' harekâtı! AİHM'nin önceki yargıcı Rıza Türmen'in gizli tanıklıkla ilgili Milliyet gazetesinde yer alan aşağıdaki değerlendirmeleri, iddianın 'yok' hükmünde sayılması görüşünü güçlendiriyor. "Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in de arasında bulunduğu ondört sanıklı davanın iddianamesi, oniki gizli tanığın ifadelerine dayanıyor. Türk yargı sisteminde, özellikle soruşturma aşamasında, sadece gizli tanıkların ifadelerine dayanarak hazırlanan iddianameler ve bunun sonucunda insanların uzun sürelerle tutuklanmaları, giderek yaygınlaşan bir uygulama. Başka kanıtlarla desteklenmeyen ve sadece tanık ifadelerine dayanarak verilen mahkûmiyet kararlarını AİHM, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görüyor.

Tanık ifadeleri ceza yargılamasının en az güvenilir kanıtları. O nedenle, sanığın tanıklarla yüz yüze gelerek onlara soru sorması, savunma hakkının ve 'silahların eşitliği' ilkesinin bir gereği. Dolayısıyla adil yargılanma hakkının en temel öğelerinden biri. Tanığın polise veya savcıya verdiği ilk ifade önemli. Sonraki aşamalarda tanığın bu ifadeye sadık kalması ve ifade doğru olmasa bile yalan söylemeyi sürdürmesi olasılığı her zaman var. O nedenle, kuşkulunun ya da avukatının ilk sorgulamada hazır bulunarak tanığa soru sorması, savunma hakkı bakımından önem taşıyor. AİHM bu yaklaşımı benimsiyor. Oysa CMK 59. madde tanığa sadece yargılama sırasında soru sorulmasını içermekte.
Gizli tanıkla ilgili olarak AİHM, bu kurumun amaçları dışında kullanılması olasılığını göz önünde tutarak çok titiz davranıyor. Ancak çok istisnai durumlarda kabul ediyor.

AİHM bu konudaki incelemesini üç aşamada yapıyor:

a. Tanığın kimliğinin gizli tutulması için ileri sürülen nedenlerin gerçek olup olmadığını inceliyor. Aynı zamanda ulusal yargının bu incelemeyi yapıp yapmadığına bakıyor. Önemli olan, gizlilik kararının nesnel verilere dayanması. Visser/Hollanda (2002) kararında, AİHM, ulusal yargıç gizliliğin gerekliliği konusunda özenli bir inceleme yapmadığı için ihlale karar verdi.
b. Gizli tamklar nedeniyle, sanığın savunma hakkının sınırlanmasının asgari bir düzeyde tutulup tutulmadığını inceliyor.
c. Savunma hakkına getirilen sınırlamaları dengelemek için mahkemenin gereken önlemleri alıp almadığım araştırıyor. Bunu yaparken, gizli tanığın ifadesinin mahkûmiyet kararında 'tayin edici' bir rol oynayıp oynamadığına bakıyor.

Kok/Hollanda (2000) kararında AİHM şöyle der:

'Gizli tanığın savunma açısından doğurduğu güçlükleri dengeleyici önlemlerin yeterli olup olmadığını değerlendirirken, gizli tanığın ifadesinin mahkûmiyet kararının verilmesinde tayin edici bir rol oynayıp oynamadığını göz önünde bulundurmak gerekir.' Kostovski/Hollanda (1989) kararında, tanığın kimliğinin gizli tutulmasının savunma hakkına getirdiği sınırlamaları dengeleyen önlemler alınmadığı için AİHM adil yargılanma hakkının ihlaline karar verdi. Kuşkulunun ya da avukatının gizli tanığın sesini duyması ve soru sorması yeterli değil. Savunma hakkının sınırlanmaması için aynı zamanda sorular karşısında gizli tanığın nasıl bir tepki gösterdiğinin de görülmesi gerekiyor (Van Mechelen/Hollanda 1997).

Bütün bu ölçütleri Cihaner davasına uygularsak şu sorularla karşılaşıyoruz:

a. Tanıkların kimliklerinin gizlenmesi nesnel verilere dayanıyor mu? Bu husus ayrıntılı bir biçimde incelenmiş mi? Bu tanıkların bir bölümünün kimliklerini kamuoyu biliyor. Gizliliğe gerek kaldı mı?
b. İddianame hazırlanmadan önce kuşkuluya gizli tanıklarla yüzleşip onlara soru sormak, ifadelerini çürütmek olanağı verilmiş mi?
c. İddianamede gizli tanık ifadeleri dışında başka kanıt var mı? Yoksa yargıç sadece gizli tanık ifadelerine dayanarak mı karar verecek?
d. Yargıç, gizli tanıkların savunma hakkına getirdiği sınırlamaları dengelemek için hangi önlemleri aldı? Bu sorulara verilecek yanıtlar AİHM'de açılabilecek bir davanın sonucunu da kararlaştıracak. Gizli tanık gibi savunma hakkını zedeleyen bir yönteme zorunlu olmadıkça başvurulmaması, başvurulduğu zaman da kuşkulara meydan vermeyecek biçimde uygulanması, yargılama sürecine güven duyulması bakımından önemli."

Kaynakça
Kitap: Kansız Savaş
Yazar: Osman Özbek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir