Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emniyet'te Yürütülen Fethullahçı Operasyonlar

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Emniyet'te Yürütülen Fethullahçı Operasyonlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:04

"EMNİYET"TE YÜRÜTÜLEN FETHULLAHÇI OPERASYONLAR

Dönemin Emniyet Genel müdürü Yılmaz Ergun, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderdiği 10.09.1992 tarih ve 244259 sayılı yazıda, fethullahçı istihbaratçılar konusunda bugüne kadar yapılmış en mükemmel, kusursuz ve tam suç tanımlamasını yapmıştır:

"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal 'Fethullah Hocanın talebeleri' adlı örgütün teşkilatımız bünyesinde özellikle Polis Akademisi, Polis Koleji, Polis Okulları gibi Eğitim ve Öğretim Kurumlarında örgütlendiği, bu örgüte girmeyenlerin veya girmiş olup ayrılmak isteyenlerin tehdit edildikleri, ihbar edilmek ve disiplin cezası verilmek suretiyle meslekten ilişiklerinin kesildiği, üstleri hakkında suç tasnii ve iftiraya dayalı gerçek dışı belge ve tutanak tanzim ettikleri iddia edilen Emniyet mensupları hakkında inceleme ve soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Polis Başmüfettişi İ. Sezgin Şenel tarafından düzenlenen 20.08.1992 gün ve B.05.1.EGM.0.60.01./15-92 sayılı fezlekeli tahkikat evrakı ilişikte gönderilmiştir. Bilgi ve gereğini rica ederim".

Yıl 1992 ve fethullahçı istihbaratçıların, "bu örgüte girmeyenlerin veya girmiş olup ayrılmak isteyenlerin tehdit edildikleri, ihbar edilmek ve disiplin cezası verilmek suretiyle meslekten ilişiklerinin kesildiği, üstleri hakkında suç tasnii ve iftiraya dayalı gerçek dışı belge ve tutanak tanzim ettikleri" soruşturmayla sabit. Üstelik, dönemin Emniyet Genel Müdürü, bu soruşturma evrakını teşkilatın bilgisi ve gereği için dağıtıma tabi tutuyor. Ancak, bugüne kadar fethullahçılara ters düştüğü için kaç bin Emniyet mensubunun haksız suç isnadı ve iftiraya dayalı sahte belge ve tutanakla ya da tehdit, asılsız ihbarla disiplin cezası aldıkları, işlerinden atıldıkları bilinmiyor... Bu olgu, herhangi bir devlet kurumunda, diyelim ki Bayındırlık Bakanlığı'nda olsa, bir yere kadar "geniş" ve "ölçülü tepkili" olabilirsiniz; ama bu olgu, canımızı, malımızı, namusumuzu, özgürlüğümüzü, güvenliğimizi, kamu düzenimizi teslim ile emanet ettiğimiz Emniyet Teşkilâtı'nda sözkonusu olduğunda, en azından ülke aydınları olarak "kıyametleri koparmamız" gerekmiyor mu?!. Ama niye çıt çıkmıyor, sorusuna gelince, bunun yanıtını, tepki verenlerin ve de verecek olanların, yani cemaat deyimiyle "hasım"ların derhal tasfiye (imha) edilmelerinde; kamuoyunun bilgilendirilmesine yönelik girişimlerin en etkin biçimde önlenmesinde; soruşturma açtıran ve yürütenlerin pişman edilmesinde, kısaca Cumhuriyetin gelmiş geçmiş en tehlikeli dinsel organize suç örgütü karşısında birey olarak yalnız kalmanızda bulabilirsiniz...

1. İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANLIĞI

Fethullahçılar için Emniyet'in Eğitim, TEM, Bilgi İşlem, Narkotik gibi tüm birimlerinde kadrolaşmanın, Teşkilâtı yönetmek ve kontrolde tutmak için kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor. Ancak, Emniyet'te bir birim var ki, ülkenin kontrolünü elde tutmak için stratejik ve hayati öneme haiz: İstihbarat Daire Başkanlığı!..

Her şeyden önce, bu birimde çalışan istihbaratçının görev ve sorumluluk alanı son derecede geniştir. Bir tarafta Yasa - Tüzük ve Yönetmeliklerin polise verdiği sorumluluk, diğer tarafta da özetle, "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasal düzenine ve genel güvenliğe dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, ülke seviyesinde İstihbarat faaliyetinde bulunmak, Milli güvenliği tehlikeye düşürecek her şeyi tespit ve zararsız hale getirmek, espiyonajla mücadele yapmak, beşinci kol faaliyetlerini önlemek, Uluslar arası terörizmle mücadele etmek, TCK 125 - 176 maddelerinde belirtilen ve SUÇ SAYILAN HUSUSLARLA mücadele etmek, DGM görev alanına giren suçlarla ilgili çalışma yapmak v.s. ve bu faaliyetler içinde yer alan, tahrik, teşvik, himaye ve yardım edenler hakkında açık ve kapalı kaynaklardan her türlü bilgi toplamak" (İstihbarat Yönetmeliği Madde 14) ve diğer birçok görev ve sorumluluklarla yüklendirilmiş bir İstihbarat personelinin önemi tartışılmazdır.

Diğer taraftan, İstihbarat Daire Başkanlığı'na gelince, bu birimde görev yapmak, her Emniyet mensubu için ayrıcalıktır. Cumhuriyete ve Devlete bağlı bir istihbaratçı için bu Daire'nin personeli olmak, başlıbaşına onur ve gurur nedenidir.

Yabancı ülke istihbarat servisleri, siyasal rejimi değiştirmeyi amaçlayan tarikat, cemaat ve örgütlerle, mafya mensupları açısından da bu birim, anlaşılır nedenlerden dolayı ayrı bir "cazibe merkezidir". Ama ille de neden, diye soruyarsanız, işte gerekçelerinden sadece biri, şüphelilere ait telefonların dinlenmesi:

İstihbarat hizmetlerinde Türk Telekom, Turkcell, Aria, Aycell ve Telsim şirketleri ile İstihbarat Daire Başkanlığı ve bağlı birimleri koordinasyonlu bir çalışma yürütürler. İstihbarat Daire Başkanlığı diğer istihbarat kurumlarının da yaptığı gibi, telekom şirketlerinin ay sonlarında faturalandırmaya esas olan ayrıntılı fatura bilgilerini digital ortamda bilgisayar disketleri halinde bu kurumlardan alarak kendi merkez bilgisayarındaki bilgi bankasında toplar. Bunun yanı sıra "118 Bilinmeyen Numaralar" adres bilgilerini, ASKİ, TEDAŞ, Seçmen Kütükleri, ÖSYM başvuru formları, vb. gibi kimlik ve adres bilgilerini içeren değişik kurumlara ait bilgisayar ortamında muhafaza edilen bilgileri de yine bilgisayar disketleri halinde anılan kurumlardan toplayarak bu bilgi bankasına yükler.

Ayrıca ankesörlü telefonlara ait telefon kartlarının digital ortamda tutulan kimlik ve arama bilgilerini de bölgesel olarak bilgisayar verileri halinde alarak bunu da merkez bilgisayarındaki bilgi bankasına depolar.
Kısacası İstihbarat Daire Başkanlığı'nda sürekli güncelleştirilen ve geliştirilen zengin bir kimlik-adres-ilişki kütüphanesi oluşturulmuştur. İstihbarat Daire Başkanlığı bu bilgileri özel yazılım ve programlarla hizmete uygun olarak kendi bilgisayar ağı üzerinden merkez ve taşra birimlerinin tümünün kullanımına açar. İstihbarat personeli de sadece bilgisayara giriş şifresini kullanarak, bu bilgi hazinesinden dilediği bilgiye sınırsız denebilecek ulaşma yetkisiyle ulaşır ve kendi çalışmalarına konfigüre eder. Bu aşama sonrasında toplanılan her türlü istihbarat bilgileri değerlendirildikten sonra sanık, suçlu, zanlı değerlendirilir, muhtemel olabilecek bağlantılar belirlenir ve bu noktadan itibaren işleme başlar.

Bu sistem aynı zamanda tahkikata esas olan çalışmalarda, ülke ve bölge seviyesindeki terörle mücadele bağlamındaki terör analizlerinde de etkili olarak kullanılır. Örneğin, yurtdışında bulunan bir terör karargahına ait istihbari kaynaklardan ulaşan herhangi bir telefon numarasından hareketle, bu telefon numarasını ülke genelinde, bölge, il, ilçe, mahalle, semt, köy gibi yerleşim birimlerinde arayan tüm numaralar tespit edilerek, bu bilgilerin değerlendirilmesiyle hedef örgütlerin detaylı analizleri yapılarak, üstlenme ve faaliyet bölgeleri, herhangi bir telefon dinlemesine dahi gerek duyulmadan tespit edilebilir. Bundan sonra ise dar bölgelerde çok basit düzeyde yürütülecek istihbarat faaliyetleri operasyona dönüştürülerek örgütler çökertilir.

Bugün ülke genelinde terörizm marjinal bir seviyeye düşürülmüş ise; bunu sağlayan en önemli etken siyasi ve medyatik şovmenler değil, 1994-1999 yılları arasında bu sistemler üzerinde emek sarf eden, gecesini gündüzüne katarak günlerce, hiçbir menfaat düşünmeden, aile yaşantısını görevi uğruna ihmal eden Atatürkçü, laik kadrolardır. Zira, bu birime sızmış fethullahçıların, kendi deyimleriyle "T.C.'ye düşman" çevrelerle bir alıp veremediği yoktur. Onların tehdit algılaması, kendi cemaatlerinin çıkar örgüsü çerçevesindedir ve sadece cemaat düşmaat düşmanlarını kapsar. Örneğin, fethullahçı İstihbaratçıların "hizbullahçılara" sevgi ve saygısı, şeyhlerinin bu yapılanma ile ilgili düşünce ve yorumlarına dayanmaktadır. Ama ne zaman ki kürtçü-nurcu kesimden biri, Med-Zehra Vakfı Başkanı, bu yasadışı yapılanma tarafından öldürülmüştür, fethullahçıların yaklaşımı da aniden değişerek, hizbullahın adını, "hizbulvahşet" olarak ilân etmişlerdir.

Konumuza dönersek, bu sistem sayesinde aranan herhangi bir kişinin, bulunduğu illegal ortamda yaşamsal zorunluluğu olan "iletişim ihtiyacı" göz önünde bulundurularak, geçmişteki legal hayatında kendisinin veya yakın çevresinin bilinen adres ve telefon bilgilerinden, bilgisayar ortamında geliştirilen kombinezon hesap mantığı ile, kriminalistik ilişkilendirme ve değerlendirmeler sonucu bugünkü adresini mevcut sistem dahilinde tespit etmek mümkündür. Yine bu şahsın tüm ailevi, ticari, siyasi, yasadışı vb. ilişki ve irtibatlarını da belirlemek çok kolaydır. Aynı şekilde herhangi bir kişi yada kuruma ilişkin ihbar ve haberin doğruluğunu teyit etmede, iftiranın tespitinde de çok önemli bir yöntemdir.
Kısacası bu sistem istihbarat hizmetlerinin beyni ve çağımızın kazandırdığı en etkili haber işleme tekniğidir.

Ne var ki fethullahçılar, 1999'dan itibaren sırf hasımlarını suçlama dayanağı olarak bu sistemi deşifre etmişlerdir. Artık tüm suç şebekelerince sistemin gücü ve çalışma prensipleri bilinmekte ve karşı önlemler geliştirilmektedir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan Fethullah Gülen hakkındaki ünlü rapor sonrasında, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibinin, fethullahçıların Emniyetteki uzantılarının mutlaka tasfiyeleri konusunda kararlılığı açık biçimde ortaya çıkmıştır. Özellikle, Cevdet Saral tarafından imzalanan 10 Şubat 1999 tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.06 tarihli "çok gizli" yazı, bu kararlılığı daha ileri boyutlara, Türkiye genelindeki yapılanmaya taşırken, fethullahçı istihbaratçıları da, deyim yerindeyse, çılgına çevirmiştir. İşte, fethullahçı istihbaratçılar tarafından, "bilgi için" imam (!) düzeyindeki müritlerine de dağıtımı yapılan bu yazıda, şu önemli hususlar önerilmiştir:

"... Hal böyleyken, ilgi (a.b.c.) ve Teftiş Kurulu Daire Başkanlığı'nın İlimize intikal eden yazılarında yürütülen incelemenin örgütsel boyutlarından söz edilmekte buna karşın müdürlüğümüzden lokal anlamda çok yönlü araştırma istenmektedir.

Son yayınlarla inceleme ve soruşturmaya neden olduğu anlaşılan bu 'örgütlenmenin' veya 'tarikatın' oluşumunun nasıl olduğu, kimler tarafından yürütüldüğü, teşkilatımıza sızmaların nasıl gerçekleştirildiği hususları hakkında geniş çaplı araştırma için yeni bilgilere ihtiyaç hissedildiğinden, ilk anda F. GÜLEN'le ilgili yazılan kitaplardan elde edilen değerlendirmeler ve teyide muhtaç diğer kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında ulaşılan kanaat, bu grubun bünyesinde mevcut örgütlenmenin yatay ve dikey şekilde olduğu; yapılanmanın genelde 'açık faaliyet' ancak 'hedefin' gizlilik taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, söz konusu 'grup', 'hareket' veya 'tarikatın' örgütlenme tarzının çözüme kavuşturulması için; ideolojik ve felsefi yapısı, örgütlenme modeli, taktik ve stratejisi, finans kaynakları, hedefin netleştirilmesi hususlarındaki bilgileri derleme çalışmaları ile işe başlamanın lüzunlu olduğu kıymetlendirilmiş olmakla birlikte, ayrıca:

1. Fethullah Gülen'in şecereye bağlı geçmişi, hangi medrese ve hangi tanımış din alimlerinden ders aldığı, bu kişilerin bilgi derinliğinin ne olduğu, ne kadar sürelerle eğitim gördüğü, almış olduğu dini eğitimin irşat edici özellik taşıyıp taşımadığı,
2. Fethullah Gülen'in güdümündeki okullardan mezun olan kişilerin Cumhuriyet ve rejim ile Atatürk ilke ve inkılâpları hakkındaki düşüncelerinin samimi boyutlarının ne olduğu,
3. Fethullah Gülen'in yurtdışında açmış olduğu okullar üzerinde Milli Eğitim Bakanlığı'nın hangi ölçüde etkinliği bulunduğu ve bu okullarda nasıl bir eğitim verildiği, yurt dışında bu okulların açılmasındaki gayenin ne olduğu,
4. 1986 yılında yakalanan F. Gülen'in yakalanıncaya kadar (6) yıl kimler tarafından korunduğu, Teşkilat mensuplarımızın bu olayla bağlantısının olup olmadığı,
5. Akyazılılar Vakfı ile başlayan F. Gülen faaliyetleri, günümüzde hangi şirket, vakıf ya da başka hangi yelpazede sürdürüldüğü,
6. Ülkemizde açtığı birçok kolej, dernek ve üniversitelerin yurt çapındaki faaliyetlerinin ne olduğu, hangi kaynaklardan finanse edildiği, teşkilatımızın temel eğitim kurumu olan Polis Koleji ve Polis okulları ile ilgili irtibatları konusunda ne tür bilgilere ulaşılabileceği,
7. Basın Yayın ve İletişim faaliyetlerini mahiyetinin ne olduğu, zikredilenlerin haricinde toplumun değişik kaynaklarına hitap eden başka legal, illegal yayın organı olup olmadığı,
8. Fethullah Gülen'in açık çizgisinin arkasında nasıl bir amaç taşıdığı, radikal kesimlerin içerisinde ne tür misyon üstlendiği, toplumun değişik kesimleriyle diyalog kurmak suretiyle uzlaşmacı görüntünün arkasında neyi gizlemeyi çalıştığı, teşkilatımız bünyesinde yaygın faaliyetinin hangi boyutlara kadar ulaştığı,
9. Ülkemizde en geniş tabana hitap ettiği iddia edilen bu grubun siyasal yelpazede bu gücünü nasıl kullandığı ve ne tür yönlendirmeler yaptığı, hususlarının aydınlığa kavuşturulmasının gerekli olduğu değerlendirilmektedir.
Bütün bu bilgilerin derlenmesi aşamasında öncelikle açık kaynaklar ciddi şekilde irdelenmek suretiyle sözkonusu kişi ve hareket, tarikat veya örgüt hakkındaki bilgiler analiz edilerek ve öncelikle kendi söylemlerinden yola çıkılarak F. GÜLEN'in tanımlanması, daha sonra 'hareketi veya tarikatı' netleştirilerek gerçek hedefinin ne olduğunun aydınlığa kavuşturulması amacıyla ilimiz kapsamında gerekli çalışma ve incelemeler başlatılmış olup, kişi ve konu hakkında ülke genelinde genel maksatlı yapısını deşifre edecek çalışmaların İstihbarat Daire Başkanlığı meyanında tüm iller kapsamında oluşturulacak 'Planlı İstihbarat Operasyonu' çerçevesinde ele alınmasının yerinde olacağı hususunda, bilgi ve gereğini arz ederim".

Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yukarıdaki yazı ile de yetinmeyerek, Teftiş Kurulu ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na da gönderdiği 10 Mart 1999 tarih ve 1820-99 sayılı yazı ile de, bu doğrultudaki çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü, ayrıca konunun D.G.M. kapsamına girip girmediği hususunun da araştırıldığını belirtmiştir. İşte, hocaefendilerine (!) DGM yolunu gösteren bu yazı üzerine fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve ekibini "imha" etmeye yönelik planlı istihbarat operasyonunun düğmesine basmışlardır.

Müritler eliyle yürütülen sözkonusu operasyon öncesinde, dönemin İstihbarat Daire Başkanı -ki son kararnameyle görevden alınmıştır- Sabri Uzun, yazışma teamüllerini bir kenara bırakarak, muhatap makam Ankara Emniyet Müdürü yerine, doğrudan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak'a hitaben gönderdiği yazılarda, buna karşılık istediği bilgilerin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral imzasıyla gönderilmesini talep etmiştir.

Hatta bu yazıların birinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nca 1996'da yayınlanan İslamda Mezhepler Tarikatlar ve Dini Akımlar" adlı kitapçığın önemli bölümünün açık kaynaklardan elde edildiği, F. Gülen grubunun da dahil olduğu kategori içerisinde (Geleneksel İslami Kesimler) kendine özgü bir görüntü çizdiği; bununla beraber tüm diğerleri gibi bu grubun da ilgi ve takip alanı içinde bulunduğu kaydedilmektedir. Yazının son paragrafında ise şu talep yer almaktadır:

"İrticai faaliyetlerde bulunduğuna dair hakkında ihbar mahiyetinde bilgiler intikal eden ve Müdürlüğü'nüzce daha önce araştırma yapılan diğer Emniyet Teşkilatı mensupları gibi, ilgi sayılarımıza verilecek cevapta yukarıdaki hususların gözönünde bulundurulmasının ve hakkında iddiada bulunan personelin F. GÜLEN grubu ile iltisaklarının derece ve mahiyetinin tespiti ile neticenin Genel müdürlük Makamına iletilmek üzere ivedilikle Dairemize bildirilmesini rica ederim. Sabri Uzun 1. Sınıf Emniyet Müdürü Daire Başkanı".

Sabri Uzun'un yukarıdaki yazısına Osman Ak'ın ya da Cevdet Saral'ın ne yanıt verdiği bilinmiyor, çünkü fethullahçı imamların dosyasına bu yazı girmemiş. Belki de yanıt veremeden görevden alınmışlar.

Burada Sabri Uzun'un müfettişlere yanıtlaması gerekli birtakım hususlar bulunmaktadır:

1. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, fethullahçılarla ilintisi konusunda şüpheli görülen 64 emniyetçi hakkında bilgi istemesi, soruşturma açtırması, makam sahibini bu konuda kesinlikle aklamaz, şaibelerden kurtaramaz. Tüm istihbaratçılar gibi, tüm kamu görevlileri de çok iyi bilmektedirler ki, disiplin yönetmelikleri uyarınca açılan ve yürütülen soruşturmalar iki boyutludur. Ya istediğinizi tasfiye etmek, cezalandırmak için soruşturma açtırırsınız, ya da istediğinizi kurtarmak, yargı yolunun kapanmasını sağlamak için soruşturma açtırırsınız... Kötü niyeti saptamanın tek yolu vardır: İstihbarat Daire Başkanı, görev yaptığı dönem içinde, teşkilattaki kaç bin fethullahçı müridi deşifre etmiştir? Kaç binini teşkilattan tasfiye ettirecek bilgi ve belgeleri Teftiş Kurulu'na ya da soruşturmacılara sunmuştur? Hakkında kesin kanıt bulunamayan kaç binini ise tanzim ettiği gerekçeli raporlarla İstihbarat, Bilgi İşlem, Personel, Eğitim gibi stratejik önemi haiz birimlerden aldırıp, daha etkisiz ve pasif görevlere kaydırılmasına neden olmuştur? Bu soruları çoğaltmak, hiç şüphesiz müfettişlerin tasarrufundadır.

2. Bir İstihbarat Tarihçisi ile bir İstihbarat Daire Başkanı arasındaki en önemli fark şudur: İstihbarat Tarihçisi, çoğunlukla açık kaynaklardan ve arasıra da teyidi alınmış gizlilik dereceli bilgi ve belgeler üzerinde çalışır. Oysa, yukarıdaki yazıda Sabri Uzun, kendisini bir İstihbarat Daire Başkanı yerine, bir İstihbarat Tarihçisi konumuna yerleştirmektedir. Gerek "İslamda Mezhepler, Tarikatlar ve Dini Akımlar" kitapçığı ve gerekse Temmuz 1998 İstihbarat Bülteni, gerek hacim ve gerekse içerik yönünden, ama özellikle de istihbarat teknikleri açısından, son derecede yüzeyel, zayıf, çelişkili ve de aşırı yetersiz kaynaklardır. Başta fethullahçılar olmak üzere, hizbullahçılar, şafakçılar, selefiler, akabeciler, vasatçılar, kaplancılar gibi yüzlerce yasadışı oluşumun faaliyetleri ile bunların hangi dış ülkelerden desteklenip yönetildikleri; resmi eğitim kurumlarının (ilköğretim, lise ve üniversite) yanısıra, kendi açtıkları özel eğitim kurumları ve de medrese tabelası altında açıkça faaliyet sürdüren yasadışı kurumlardaki konumları; yeşil sermaye ile şeriatçı yapılanmalar arasındaki ilişkiler; bunların devletin kurum ve kuruluşlarına sızma çabaları; mevcut siyasal partilerle temasları, türban ve benzeri konulardaki organize eylemleri, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın doğrudan görev ve sorumluluk alanı içine girmektedir. Bu konuda, Türkiye'de sadece bir kitapçık ve bülteni, yapılacak soruşturmaya kaynak önermek, abesle iştigalden başka hiçbir şey değildir. 28 Şubat süreci, ülkemizde vahiy yoluyla başlamamıştır. T.S.K.'nde 28 Şubat süreci ile ilgili çalışmaların tutarı onbinlerce sayfa ile ifade edilirken, birincil görevli ve sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın hâlâ tartışılır bir bülten ve bir kitapçığa saplanıp kalması, üzücü ve düşündürücüdür. Zira, Türkiye'deki şeriatçı faaliyetlerle ilgili her yıl bırakın kitapçık ve bülten ölçülerini, ansiklopedi ölçülerinde yayın yapılmasını gerekli kılacak bilgi ve belge zenginliği mevcuttur.

3. Fethullahçılar, çalışma yöntemleri itibariyle, "organize suç örgütü" kapsamında faaliyet yürütmektedirler. Mafya örgütleri gibi, fethullahçı yapılanmanın da kendi içinde yazılı kurallarını belirleyen bir tüzüğü ya da üye kayıt defterleri bulunmamaktadır. Yasalara göre kurulmuş dernekler, vakıflar, eğitim kurumları ve şirketler, resmi olmayan bir organizasyonla ve resmi olmayan bir hiyerarşik yapıda yönetilmektedirler. Fethullahçılar ya da bir başka ifadeyle fethullahçı organize suçlular, sosyal ve siyasal yapı içerisinde kendilerini kamufle etmişlerdir. Mafya örneğinde olduğu gibi, "güç bir yapılanma gösteren Organize Suçlar, aynı zamanda koruyucu ve yardımcı roller ile organizasyona karışan adli, idari ve politik unsurları da çok iyi kullanmaktadırlar". Yasal olmadıkları için denetlenemeyen, aleyhine kanıt bulunamayan bu tür organizasyonlarla mücadele için, 10.02.1998' de İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün kurulması ile birlikte, İstihbarat Yönetmeliği'nin 38. Maddesi'nin (b) bendine göre tüm il istihbarat şube müdürlüklerince bu çalışmanın ayrıca bir emre gerek olmaksızın doğrudan başlatılması zarureti doğmuştur. Akabinde, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 24 Nisan 1998 gün ve 4509.98 sayılı emri ile de şifahi talimatlar yazılı emir haline dönüştürülerek il istihbarat birimlerince organize suçlarla mücadele faaliyetlerine işlerlik kazandırılmıştır. Tüm bu yapısal değişiklikler, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın yetki ve sorumluluklarının çerçevesini daha da büyütmüştür. Mafya mensuplarını yakalayan, sorgulayan ve bu yolla elde edilen bilgilerin kanıta dönüştürerek suçluları yargıya teslim eden İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, bırakalım Türkiye'deki fethullahçıları, Emniyet içinde var olan müritler için bile, "içimizde fethullahçı olduğu iddia ve ihbar edilen kimi mensuplarımızın gerçekten fethullahçı olup olmadıklarının kanıtlarını elde etmek çok zor" yaklaşımıyla, soruşturma açıyor görünüp de ciddi sonuçları olan operasyon yapmaması, sadece bir çifte standart değil, teslimiyetçi- traji-komik bir çelişkidir. Fethullahçılarla mücadele veren Emniyet mensuplarına karşı ödünsüz "kaplan" postuna bürünenlerin, konu fethullahçılar olduğunda kör ve sağırları oynaması, sadece Teşkilâtı değil, ülkeyi de zaafa sürüklemiştir. Bu anlamda İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un savunması mutlaka alınmalı ve gereği yapılmalıdır ki, yerine geçecek olanlar da bir daha asla aynı duyarlılığı (!) ve sorumluluğu (!) göstermesin!..

2. TELEKULAK OPERASYONU-TELEKULAK DEŞİFRASYONU

Yaklaşık 20.000.000 $ bütçesi ile, Cumhuriyet Tarihinde yasadışı bir organize suç örgütü tarafından yürütülen en geniş kapsamlı, en etkili, psikolojik harekât boyutları itibariyle en geniş, hedef kişi ve kuruluşları itibariyle en sansasyonel ve de güncelliğini en uzun süre koruyan operasyonun, adı da oldukça medyatiktir: "TELEKULAK"... Yalnız anormallik şuradadır ki, planlı istihbarat operasyonunu yönetenler, yürütenler, devlete ve rejime karşı hiçbir sorumluluk hissetmeden doğrudan hocaefendilerine (!) bağlı olan ve hizmet eden; ancak maaşlarını, makam ve rütbelerini ise devletten alan müritlerdir;"imha"ya maruz kalanlar, bir başka ifadeyle tasfiye edilerek çok yönlü cezalandırılmak istenenler ise, devlete ve rejimine sadakatle bağlı, bunun için herşeyi göze alan gerçek emniyetçilerdir. Devletin diğer ilgili kurumları ve istihbarat birimleri ise, bu operasyonda maalesef "seyirci" konumundadır...

Suç ve suçlulara karşı yürütülen bu yasal zemindeki mücadele esnasında, yasal olmayan faaliyetlerinden dolayı doğrudan zarar gören ve zarar görme tehlikesini hisseden kişi ya da kurumlar, ne yazık ki teşkilat içerisindeki tespit edilmiş Fethullahçı unsurların yönlendirmesiyle, haber ve gündem oluşturma peşinde koşan medya kuruluşlarını da etkileyerek doğrudan saldırıya geçmişler, kimi siyasileri, sivil toplum örgütlerini, bürokrasiyi ve dolayısıyla tüm kamuoyunu "TELEKULAK" adı çerçevesinde koşullandırarak, amaçladıkları ön yargıyı oluşturmuşlardır.

Bu planlı fethullahçı organizasyon içinde amaçlarına ulaşmak için, bir taraftan Cumhurbaşkanlığı'nın, Başbakanlığın, Bakanlıkların, tüm medya kuruluşlarının, gazetelerin, siyasi partilerin, aydınların, Emniyet Teşkilatının, MGK.'nın, Genelkurmay'ın, Jandarma Teşkilâı'nın, sivil toplum örgütlerinin telefonlarının dinlendiğini, hizmet dışı sorgulandığını iddia ederken; olay ve olayların yargı aşamasına intikal edeceğini de hesaplayarak, Yargıtay'ın, Danıştay'ın, bazı yargı mensuplarının da telefonlarının dinlendiğini ve sorgulandığını da iddialara ekleyerek, olayların niçin geliştiğini, telefon sorgulamasının ne olduğunu, niçin yapıldığını bilmeyen ve doğal olarak bilemeyecek durumda olan her derecedeki kurum, kuruluş kişi ve kişiler nezdinde, tasfiyesi amaçlanan emniyet görevlilerini savunmasız ve yalnız bırakmışlardır.

Telekulak Operasyonu'nun ayrıntıları, hiç şüphesiz başlıbaşına bir kitap konusudur. Bu operasyona esas taktik ve strateji, kusursuz bir mükemmeliyetlikte, tam bir profesyonellikle hazırlanarak uygulamaya konulmuştur. Telekulak operasyonu, bu açıdan fethullahçı istihbaratçıların gerçek potansiyel gücünü ortaya koyarken, bundan sonra yapacaklarının teminatı olarak da "göz kamaştırmış", hem de "hasım"larına "gözdağı" vermiştir. Bu operasyonla, sağ-sol, irticacı-laik, etnik bölücü-ulusalcı, sosyalist-ülkücü ayırdetmeksizin tüm kamuoyu, ortak tepkide birleştirilmiştir. İşte bu operasyonun perde arkasındaki gerçekler, kamuoyuna yansımayan iftiralar, kandırmacalar, yönlendirmeler ve dezenformasyon faaliyetlerinden sadece birkaçı:

2.1. TEKNİK YÖNÜ İLE TELEKULAK OLAYI

Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nin teknik imkânları dahilinde, gerekli teknik prosedüre uyulmaksızın ve ayrı bir kamu kuruluşu olan Türk Telekom görevlilerinin katılımı olmaksızın anlık kararlarla herhangi bir telefonu dinleyebilmek mümkün değildir. Bu süreç, aşağıdaki örnekte tüm aşama ve detaylarıyla anlatılmıştır. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün teknik olanakları bilindiği halde yüksek teknolojiyi gerektiren cep telefonlarının, fiber optik hat teçhizatı olan santral ve telefonların, hatta bırakınız şehirlerarası telefonların, yakın ilçelerin telefonlarının dinlendiği iftirasına yönelinmiştir. Bazı kesimlerce dile getirildiği gibi, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nce ne bir cep telefonunun, ne de fiber optik teçhizatla donatılmış Cumhurbaşkanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları gibi önemli kurumların telefonlarının dinlenmesi teknik olarak kesinlikle olanaksızdır. Başbakan Bülent Ecevit'in, dinlendiğini iddia ettiği İstanbul'daki "mütevazi evi" de, ancak İstanbul içerisinde bulunan bir dinleme merkezinden dinlenebilir.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün yetki alanı içerisinde bulunan bölgede, Telekom'a ait merkezi Ulus semti olmak üzere analog bir telefon şebekesinin yanı sıra, bunu fiber optik bağlantılarla destekleyen sayısal şebeke bağlantılarıyla, yaklaşık 50'nin üzerinde telefon santrali bulunmaktadır.

Bu bağlamda Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nce İskitler Santrali güzergahından Ulus Merkezindeki santrale analog (klasik kablolu) paralel telefon hatlarıyla dinleme bağlantısı mevcuttur. Bunun dışında merkezden uzak olması ve teknik olarak bağlantı sağlanamaması nedeniyle Batıkent Yerleşim Merkezi ile, Sincan İlçesinde ayrı birer dinleme merkezi bulunmaktadır. Bunun haricinde Ankara'nın hiç bir mesafeli ilçesinin ya da Ankara dışı yerleşim birimleriyle, yüksek teknolojiyi gerektirecek cep telefonu ve benzeri haberleşme sistemlerinin dinlenmesine olanak tanıyacak hiç bir ekipman ve sistem, Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi emrinde bulunmamaktadır.
Ankara ilinde Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün dışında, yine Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Narkotik, Organize Suçlar ve Mali Şubelerde benzer analog sistemde dinleme merkezleri

bulunmaktadır. Bunun dışında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın, Kaçakçılık Daire Başkanlığı'nın, MİT Müsteşarlığı ilgili merkez ve Ankara'da yerleşik taşra birimlerinin, askeri ilgili birimlerin de olmak üzere hem analog hem de ileri teknoloji sistemlerini dinleyebilecek yaklaşık (...)'un üzerinde Dinleme Merkezi bulunmaktadır.
Ayrıca Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün dinleme bağlantıları diğer birimlerin nehirleri yanında kılcal damar gibi kalmakta ve sistem dışı herhangi bir keyfi işleme de teknolojik imkanların elvermemesinden dolayı müsaade vermemektedir.

Bir an için hukuki prosedürü ayrı tutarak, teknik anlamda (A) telefonunun dinlenmek istenildiğini varsaydığımızda:

a) Belirlenen numarayı ilgili istihbarat personeli Telekom yetkilisine bildirir.
b) İlgili Telekom yetkilisi kendi kurum içi işlem prosedüründen geçtikten sonra sorumlu Kramportör'e (50'nin üzerindeki ayrı santralde fiziki ve teknik bağlantıyı yapacak olan Telekom personelinden herhangi birisi) bildirir.
c) Sorumlu Kramportör kendi santral bölgesindeyse direkt, başka bir santral bölgesindeyse o bölge görevlileri ve güzergah kramportörleriyle temasa geçerek dinlenmesi istenilen telefonun paralel ucunu kendi bölgesine taşıyarak buradan Ankara Emniyet Müdürlüğü ile Telekom arasındaki mevcut kablolara paralel olarak fiziki bağlantısını yapar.
d) Bu işlem sonrasında sorumlu Kramportör, ilgili istihbarat personelini arayarak dinlenmesi istenen telefon numarasının paralel hattının Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne ait telefon kablolarından hangisinin uçlarına gönderildiğini bildirir.
e) İlgili teknik personelce dinlenecek hat, dinleme konusuyla bağlantılı olarak ilgili birime bağlanır (PKK ile ilgili birime veya terörle ilgili ise bir başka birime veya mafya-çetelerle ilgili ise 8.kattaki birime gibi).
f) Bu fiziki bağlantı dinleme cihazına intikal ettirilir ve uygulama başlatılır.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bir bilgisayar ağı içerisinde aynı anda bir çok personelin birlikte yaptığı ve kurumlar arası ortak çalışmayı gerektiren bir durum söz konusudur. Bu itibarla canı isteyen her görevlinin, istediği telefonu dinlemesi teknik olarak olanaksızdır.

Nitekim Telekom görevlileri, Telekulak soruşturması kapsamında verdikleri ifadelerinde, mahkeme kararı olmadan bağlantı yapmadıklarını açıkça beyan etmişlerdir (145). Bu hususun Fezlekede gizlenmesi de, soruşturmayı yürütenlerin yanlı ve yanıltıcı olduğunun kanıtıdır. Bu konuda Müfettişlerce 11.06.1999 tarihinde ifadesine başvurulan Türk Telekom Genel Müdür Yardımcısı Mehmet TAŞALTIN, "Dinleme mutlaka dinlenecek telefon numarasının paralel bir hattın girilmesi suretiyle yapılabilir. Bu da iki biçimde olur. Ya başında beklersiniz, ya da hattın paralelini uzağa çekersiniz. Bu işlem de iki biçimde olabilir. Ya böcek denilen radyo vericisinin hattın paraleline koymak suretiyle yaparsınız ya da fiziki olarak kabloyu uzatırsınız. Bunun dışında herhangi bir şekilde telefonları dinlenmesi mümkün değildir kablo ile uzattığınız en uç noktada bir dinleme yerinizin de bulunması gerekir Cep telefonu santralinde de her numaranın fiziksel bir karşılığı olmadığı için teknik olarak paralelini uzağa çekmek ve bu şekilde dinlemek mümkün değildir" demektedir. Teknik boyutu bu ifadeden de anlaşıldığı üzere, dinleme işlemi, santrallerle kablo üzerinden bir paralel bağlantı zorunluluğunu ve fiziki bir müdahaleyi gerekli kılmaktadır. Bu anlamda yapılacak dinleme faaliyeti için de ilgili Telekom görevlisinin yada görevlilerinin desteği gerekmektedir. Telekulak soruşturması sırasında basına kasıtlı sızdırılan haberlerin hiçbirinde, yukarıdaki teknik koşul ve zorunluluklara değinilmemiştir.

Telefon dinleme, izleme veya detay sorgulaması yapma şeklinde bugünkü istihbarat derlemenin önkoşulu haline gelmiştir. A.B.D. bırakalım sadece kendi ülkesini, "Echelon Ağı" vasıtasıyla tün dünyayı izlemekte ve dinlemektedir. Benzeri bir dinleme ağı da, Almanya ve Fransa ortaklığında tesis edilmiştir. Gelişmiş tüm Batı ülkelerinde, kamu düzeninin sağlanması ve ülke güvenliği için telefon dinlemeye ilişkin yasal düzenlemeler ve uygulamalar sözkonusudur. Ve gelişmiş ülkelerin hiçbirinde, Watergate skandalı gibi birkaç özel istisna dışında, o ülkenin Emniyet makamları, küçük hesaplar uğruna, belirli kişi ya da kadroları tasfiye amacıyla, telefon dinleme sistemlerini deşifre etmemişlerdir. Telekulak olayında esas "sanık"lar, deşifrasyonda bizzat soruşturmacı, tanık, uzman, bilirkişi olarak görev üstlenen Emniyet mensuplarıdır; çünkü devlet sırlarını ortaya dökerek, yetki ve nüfuz suistimalinde bulunarak, sistemin işleyişini altüst etmişlerdir. Bu durumdan en çok yararlananlar da, yeni önlemler geliştirme fırsatı elde eden organize suç örgütleri olmuştur. Bir başka ifadeyle, 81 İl Emniyet Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı ile Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Daire Başkanlığı'nca da sürekli yapılan ve halen de yapılmakta olan bir teknik çalışma tarzı, kamu güvenliği ve irtibatı açısından yaratacağı olumsuzluklar hiç düşünmeden, sırf "hasım"lara suç isnat etme basitliği uğruna afişe edilmiştir...

2.2. POPÜLER İSİMLER VE PROVOKASYON DÜZENEĞİ

Osman Ak ve arkadaşları aleyhine açılan soruşturmayı yürüten müfettişlerin, telefonların teknik olarak dinlenmesi ile detay sorgulamasının apayrı iki işlem olduğunu bilmemelerine olanak yoktur.

Ancak, hazırladıkları fezlekeden, bilerek ya da bilmeyerek oyuna geldikleri-getirildikleri görülmektedir:

"Müfettişliğimizin 05.06.1999 gün ve 156/06-3 sayılı yazısı ile İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan:

'Başkanlığın görevlileri, Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü veya diğer iller İstihbarat Şube Müdürlüklerince mevzuat hükümlerine aykırı olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman DEMİREL'e, Başbakanımız Sayın Bülent ECEVİT'e, Başbakanlık ve Bakanlıklara, Milletvekilleri Kamu kurum ve kuruluşlarına, Askeri Kuruluşlara, Siyasi Partilere veya mensuplarına, kitle iletişim araçlarına veya mensuplarına işadamlarına ait telefonların teknik dinlemelerinin veya detay sorgulamalarının yapılıp yapılmadığını, dinlenmiş ya da sorgulanmış ise kimler tarafından yapıldığını, sorgulama veya dinlemenin ayrıntılı özelliklerini gösterecek biçimde daireniz görevlilerinden oluşturulacak üç kişilik bir komisyon marifetiyle tespit edilerek düzenlenecek tespit tutanağının müfettişliğimize gönderilmesi' istenmiştir.

İstihbarat Daire Başkanlığı görevlilerince yapılan yoğun çalışma sonucunda düzenlenen ve müfettişliğimize 06.06.1999 gün ve 6639-99 sayılı yazı ekinde gönderilen tespit tutanağının incelenmesinden Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünün bazı görevlileri tarafından üst düzey devlet yöneticilerimize, bazı bakan ve milletvekillerine, bazı siyasi parti veya mensuplarına, bazı kitle iletişim araçlarına veya mensuplarına, bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ve bazı kişilere ait teknik detay sorgulama işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır".

Fezlekede sözü edilen Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, özel ve tüzel şahsiyetlere ait numaraların, yukarıda özet olarak açıklanan izleme faaliyetleri esnasında karşılaşılan milyonlarca telefon numarası arasından özellikle ve maksatlı olarak seçilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Örneğin, dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün emir ve talimatlarına dayalı olarak Türkiye Kalkınma Bankası eski Genel Müdürü Özal Baysal'ın yakalanması maksadıyla yapılan çalışmalarda, Baysal'ın bağlantılı telefonunun aradığı telefonlar; Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Cumhurbaşkanlığı Koruma Şube Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı Tarabya Köşkü, Başbakanlık Özel Kalem, Turizm Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Özel Kalem, Antalya Valiliği, ANAP Genel Merkezi, DYP Genel Merkezi. Bu merkezler Özal Baysal'ın yakalanmasına ilişkin yapılan telefon izleme faaliyetleri sırasında Özal Baysal'la irtibatlı şahıslar tarafından telefonla aranmış ve bu arama kayıtları programa bağlı olarak çalışan bilgisayar dökümünde ortaya çıkmıştır. Kaldı ki bu önemli telefonlar Özal Baysal'la ilgili telefonların yaptığı binlerce arama arasından özellikle seçilerek çıkartılmıştır. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı ile aranan bir şahsın yakalanması amacıyla yapılan telefon izlemesi sırasında karşılaşılan telefonların sorgulanmasında, sorgulamayı yapan istihbaratçılara nasıl bir suç isnat edilebileceği açıklanabilir bir husus değildir. Kamuoyunda Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım'la ilgili telefonlar, yine çete lideri Kürşat Yılmaz ve Kasım Gençyılmaz'la ilgili telefonlar izlenirken karşılaşılan pek çok önemli şahsiyet ve kurumun telefonu da bir suçlama nedeni olarak kullanılmıştır.
Telekulak operasyonunu ilk kez gündeme getiren gazetenin Zaman olması, şaşırtıcı değildir. Doğal olarak, bu kampanyaya Aksiyon dergisi de katılmıştır.

Dergi, tüm dinlemelerin, Cevdet Saral'ın marifetiyle yapıldığını iddia ettikten sonra, esas mesajını vermiştir:

"Ancak iş bununla bitmiyordu. Kısa süre sonra Cevdet Saral'ın Başbakanlık'tan Dışişleri'ne, Genel Kurmay Başkanlığı'ndan Cumhurbaşkanlığı'na, tanınmış gazetecilerden milletvekillerine kadar bir çok kurum ve ismi dinlettiği ortaya çıktı. Cevdet Saral ve ekibi köşeye sıkışıyordu. İşte tam bu sırada Cevdet Saral bazı güç odaklarının desteğini alabilmek için şaşırtıcı bir yola başvurdu. Başına gelenlerin, Fethullah Gülen'le ilgili raporları hazırladıkları rapordan kaynaklandığını öne sürüyordu. Ne var ki Cevdet Saral, Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a, Genel kurmay Başkanı'ndan MGK'ya kadar onca kurum ve kuruluşu neden dinlediklerini ise açıklamakta güçlük çekiyordu.

... Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve yardımcısı Osman Ak, kısa süre sonra konuyla ilgili ipuçlarını vermeye başlamışlardı. Osman Ak, başlarına gelenlerin Fethullah Gülen'le ilgili hazırladıkları rapordan kaynaklandığını, kendilerinin bu raporu 'irticaya hassas bazı birimler için hazırladıklarını' iddia ediyordu Ankara Emniyeti'ne göre herşey bununla birlikte başlamıştı. Ancak, üst düzey Emniyet yöneticilerine göre, tüm bunlar Cevdet Saral'ın cephe daraltma ve destek kazanmak için giriştiği çabalardan başka bir şey değildi. 'Savaş' denilen şey aslında Cevdet Saral'ın 'aşırı ihtirasından' kaynaklanıyor. Saral'ın İstanbul'a Emniyet Müdürü olmak istediği için bunları yaptığı öne sürülüyordu. Bir başka iddiaya göre, Cevdet Saral Cumhurbaşkanlığı'nı, Başbakanlığı ve Genel Müdürlüğü dinlettiği için sıkışmış durumdaydı ve Fethullah Gülen raporuyla son kozunu oynuyor, böylelikle bazı çevrelerin kendisini korumasını sağlamayı amaçlıyordu".

Fethullahçı yayın organlarında, dinlendiği önesürülenler arasında, özellikle belli kurum ve kuruluşlarla, isimler ön plana çıkarılmıştır. Örneğin, yayınlanan listelerde, fethullahçı dernek, vakıf ya da istişare heyet üyelerinin, eyalet ve bölge imamlarının telefonları yeralmamıştır. Aynı şekilde, nakşibendi, süleymancı, hizbullahçı ve benzeri siyasal islamcı tarikat ya da cemaatlerin ilerigelenlerinin adlarına da bu listede rastlamak olanaksızdır. Peki kimler ver bu listelerde? Öncelikle, siyasal islamcılığın her türlüsünü "tehdit" olarak algılayan kurum ve kuruluşlarla, Atatürkçü olarak tanınan ya da "Atatürkçü Alevi" olarak nitelendirilen tümü laik hukuktan yana kimi hukukçulara, gazetecilere, işadamlarına ve akıllı bir taktikle partileri de operasyona dahil etmek için, hemen her partiden politikacılara yer verildiği anlaşılmıştır: Genel Kurmay Başkanlığı, MGK, MSB Lojmanları, Orduevleri, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyeleri, Yusuf Kenan Doğan, Muhittin Mıçak, Ahmet Köksal, Emin Çölaşan, Tuncay Özkan, Koray Düzgören, Doğan Taşdelen, Ali Haydar Veziroğlu, Fikri Sağlar, Ayhan Şahenk vd.

Sözkonusu listelerin medyada yayınlanmasından sonra, operasyonun bir diğer aşamasına geçilmiştir. Gerek medyada yeralan telkinler ve gerekse birebir görüşmeler çerçevesinde, listelerde adı olan kişilerle, sivil toplum örgütlerinin, idare aleyhine manevi tazminat davası açmaları istenmiştir. Buna göre, idare mutlaka tazminat ödemeye mahkûm olacak ve ödediği tazminat miktarlarını, Telekulak "sanıklarına" rücu edecektir. Bu sonuç, intikam peşindeki fethullahçıların, "hasım"larını madden-manen bitirmesi, tüketmesi, kısaca bir daha asla başkaldıramayacak ölçüde "imha" etmesi anlamına gelecektir.

Diğer taraftan, başta fethullahçılar olmak üzere, yurt içindeki ve dışındaki tüm şeriatçı yapılanmaların nefretle andıkları hukukçuların başını, Eralp Özgen, Naci Ünver, Bilal Kartal, Mustafa Kıcalıoğlu, Erol Kıcıman, Salim Öztuna, Vural Savaş, Şerife Öztürk, Sabih Kanadoğlu, Mehmet Uyumaz, Yekta Güngör Özden, Güven Dinçer vd. çekmektedir. Bu isimlerden Naci Ünver, Yargıtay 8. Daire Başkanı olup, şair ve yazar kimliği ile de tanınan, son derecede popüler bir Cumhuriyet hukukçusudur.

İşte, Naci Ünver'in telefonlarının dinlendiğine kanıt (!) teşkil ettiği iddia edilen kasedin elegeçiriliş öyküsü:

Müfettişlerce hazırlanan Fezlekede, maddi delil olarak ortaya konan ve Naci ÜNVER'e ait olduğu söylenen tarihsiz ve numara bilgilerinden yoksun telefon dinleme kasetinin, 11 Haziran 1999 tarihinde, yani Osman Ak'ın görevden alınmasının bir ay sonrasında, İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün 9. katında bulunan hurdalık deposunda ele geçirildiği beyan edilmektedir.

Aslında söz konusu kasetin her hangi bir yargı sürecinde, herhangi bir iddiaya delil teşkil etmesi de yasal ölçütlerde mümkün değildir. Çünkü bu kasetin istihbarat hizmetleri ile ilgili olarak kaydedilip kaydedilmediği, kimler tarafından kaydedildiği, orijinal bir kayıt olup olmadığı, hangi zaman sürecinde, hangi tarihte, hangi telefonların kaydı olduğu belli olmadığı gibi, tutanaklara bant çözümünün kağıda aktarılış biçimi de daha önce benzerleri yüzlerce defa yapılmış örneklere ve istihbarat teamülüne uymamaktadır. Çözümü yapan istihbarat hizmetlerinde görevli M.Fecri Yıldız'ın bu hususu bilmemesi, yani çözümleri kağıda aktarırken tarih, saat, dinlenilen telefonun numara bilgisine ilişkin açıklamaları kağıda geçirmemesi mümkün değildir.

İddialara delil olarak konulan kaset çözümünün incelenmesinde tarih ve zaman bilgisi ile numara bilgisinin olmaması yanında dikkat çeken diğer bir husus da, kaseti düzenleyenlerce iki ayrı önemli mahiyette gibi görülen, telefon görüşmesi içermesidir.Dinleme tekniği itibariyle orijinal olarak dinlemede kullanılan ve telefon hattına bağlı cihazda takılı bir kasette; tarih, zaman ve numara bilgilerinden hiç olmazsa birisinin yer alması gerekir.

Diğer bir husus ise mezkur kasette önemli mahiyette görülen iki ayrı görüşmenin ard arda bulunmasıdır. Oysa telefon hattına bağlı bir cihazın yuvasına takılı ve canlı dinlemede kullanılan kasette bir çok görüşme bulunmalıdır, ki bu görüşmeler hayatın olağan akışı içerisinde hedef telefonu kullananın aile, iş, arkadaş, ticari vb. nitelikteki görüşmelerinden oluşur. Cihazda hedefin konuşmalarını anında kaydeden kasetin en önemli özelliklerinden birisi budur. Dinleme tekniği itibariyle, hedef telefonun tüm görüşmeleri sürekli kaydedilir. Herhangi bir operasyonel çalışmada yukarıda belirtilen tarzda mutat görüşmelerle, önemli kabul edilen (çalışmanın amacına hizmet edecek) görüşmelerin birbirinden ayrılması gereklidir. Bunun içinde cihazda kullanılan kaset daha sonra ayıklanarak, önemli görüşmelerin hepsi peş peşe bir başka kasete arşivlenir. Önemli görüşmeleri içeren ve sonradan bir çok kasetteki görüşmelerin ayıklanmasıyla oluşturulan bu arşiv kaseti kesinlikle dinlemede kullanılan kaset yuvasına sokulmaz, ayrı bir yerde muhafaza edilir. Tabii hurdalık deposunda değil. Oysa dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere, mezkûr kaset iki ayrı değişik konuyu içeren önemli görülebilecek görüşme içermekte, hiç bir mutat ya da konu dışı görüşme içermemektedir.

Telekulak olayının hedef ismi olan Osman Ak, Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yapmış olduğu savunmada, örnekleri çeşitlendirmiştir:

"Dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün emir ve talimatlarına dayalı olarak Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı NTV Televizyonunun sahibi A.Ş. ve Yargıtay Üyesi K.A. hakkındaki ihbara ilişkin çalışmalarda:
Yargıtay, TBMM, çeşitli tanınmış iş adamları, çeşitli büyük firmaların telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.

Burada MGK Genel Sekreterliği, A.Ş. ve Genel Müdürü G.T. ile bunlarla yakın ilişki içerisinde olan Yargıtay Üyesi K. A.'nın PKK ile ilişkide olduğuna dair kendisine ulaşan bir ihbar mektubunu Emniyet Genel Müdürlüğü'ne göndermiş, İstihbarat Daire Başkanlığı da konunun araştırılmasını ve neticeden de bilgi verilmesini emretmiştir. Emir doğrultusunda yapılan çalışmalarda ihbarın doğru mu yoksa iftira mı? olduğunun en kolay tespit yöntemi olarak bilgisayar sorgulamasına başvurulmuş, arşivlerimizde kayıtlı PKK'lılar ile anılan şahsiyetlerin iltisakları araştırılmış ve ihbarın iftiradan öte gitmediği tespit edilerek konu emir veren makama iletilmiştir. Bu konudaki yazışmalar dosya içeriğinde mevcuttur.

Bu örnekte görüleceği gibi iftirayı defetme sonucunu doğuran çalışmamız, bugün suçlama (işadamlarını dinlediler!, Yargıtay'ı dinlediler!...) şeklinde karşımıza çıkartılmıştır.

İHD Genel Başkanı Akın Birdal'a düzenlenen silahlı saldırı eylemiyle ilgili olarak yapılan çalışmalarda, eylemin azmettiricilerinden olan ve aynı zamanda İstihbarat Daire Başkanlığı'nın dosya içerisinde mevcut çeşitli talimatlarla hakkında çalışma yapılması istenen "yeşil" kod isimli Mahmut Yıldırım'ın ilişki ve irtibatları araştırılırken:

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, MGK, MİT Müsteşarlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, İl Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat Daire Başkanlığı, İzmir ve Kocaeli Emniyet Müdürlükleri, Harp Akademileri Komutanlığı'na ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.

Dosya içeriğindeki bu konuya ilişkin yazışmalar dikkatlice incelendiğinde hazırlanacak komplonun sanki senaryosunun önceden yazıldığı rahatlıkla görülebilir.

Kamuoyunda kumarhaneler kralı olarak bilinen Ömer Lüfü Topal'ın özel kuryesi Yeşim Kuzey ile ilgili çalışmalarımızda:

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı, Hanefi Avcı veya İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem Şube Müdürü, İstihbarat Daire Başkanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Antalya Emniyet Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı, Maliye Bakanlığı, çeşitli medya kuruluşlarına ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.

Mafya Babası Kürşat Yılmaz'ın yakalanmasına yönelik olarak yapılan çalışmalarda:

Başbakanlık, Devlet Bakanı İkametgahı, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi'ne ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.

Dönemin Devlet Bakanı Eyüp AŞIK aracılığı ile Müdürlüğümüze gönderilen, yine dönemin Başbakanı Mesut YILMAZ'ın İl Emniyet Müdürüne şifahi emirleri, diğer kurumlara verdiği bilgilere bağlı olarak Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yazılı talimatla çalışma yapılması istenilen Abdullah Argun ÇETİN isimli şahsın, gerek verdiği bilgilerin doğruluğunun araştırılması, gerekse ilişkilerinin tespiti için yapılan çalışmalarda:

Bazı Milletvekilleri, Ulaştırma Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, ABD Büyükelçiliğine bağlı birimler, ANAP Genel Merkezi, TBMM, çeşitli medya kuruluşlarına ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.
Bu şahsın anlatımlarına inananlarca yürütülen senaryolar ise, başlı başına bazı devlet görevlilerinin durumlarını ortaya koyan trajikomik bir vakıadır.

Dosya içerisinde mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü'nün emir ve talimatları ile bu makamlarca gönderilen mahkeme kararlarına dayalı olarak:

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Çeşitli Bakanlıklar, MGK, MİT Müsteşarlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, İl Jandarma Komutanlıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlükleri, çeşitli kamu kurumları, çeşitli medya kurumları, birçok tanınmış işadamına ait telefon numaralarıyla karşılaşılmıştır.

Dönemin Başbakanı Mesut YILMAZ, yanında Kanal D Televizyonun yöneticilerinden Tuncay ÖZKAN olduğu halde İl Emniyet Müdürümüzü konutuna çağırarak, "eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip ERDOĞAN'ın hakkındaki yargılama kararını bozdurmak için Yargıtay'da bazı kişilere rüşvet verileceğini, bu işlemde aracı olanlardan birisinin Tuncay ÖZKAN ile ilişki halinde olduğunu beyanla, anılan şahısla işbirliğine girilerek çok gizli bir çalışma yapılması, safahata ilişkin ara makamların yazılı yada şifahi olarak bilgilendirilmemesi" yolundaki talimatı üzerine:

Tuncay ÖZKAN, İstihbarat Şubesindeki ilgili personelimizle ilişkiye geçirilmiş, aracı olduğu iddia edilen şahısla temas sağlanmış, verdiği bilgiler doğrultusunda yapılan ön çalışmalarda anlatımları tatmin edici bulunmayınca, şahsın ilişkide olduğunu iddia ettiği yargı mensubumuzla teması gözlenmiş ve olayın tamamen uydurma olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durum ilgili makama iletilmek üzere Emniyet Müdürümüze arz edilmiştir. Konuya Devlet ciddiyetinde ve hizmet gereği olması gereken azami hassasiyette yaklaşılmış, Yüce Yargıtay'ı şaibe altında bırakacak bu uydurma iddia, hiç bir yargı mensubunu deşifre etmeden, haklarında iddiada bulunulanlar hakkında gerçeği ortaya çıkartarak aklanmalarıyla sonuçlanmış ve komplo bertaraf edilmiştir.

Ancak, şahıs beyanlarının "telefon detay sorgulama" yöntemi ile asılsız olduğunun ortaya çıkartılması, bu işlemden siyasi ve medyatik rant bekleyenleri üzmüş olmalı ki, daha sonra akladığımız şahsiyetlerin telefonlarını dinlediğimiz şeklinde suçlama olarak karşımıza çıkartılmıştır.

Sayın Yargıtay üyelerimize yönelik komplo, hakkımızda düzenlenen soruşturma evrakı içeriğinde de varlığını devam ettirmiştir. Müfettişler hazırladıkları fezlekenin 26. sayfasında Yargıtay Üyesi Sayın A.K.'nın telefonunun 1 kez dinlendiğini beyan ederken, dayanak olarak gösterdikleri belgeye göre (17 nolu klasör sayfa:1861) Sayın A.K. anılan tarihte bu tek görüşmesini ne tesadüftür ki Yeşil Kod isimli Mahmut Yıldırım'ın kardeşi Bahattin Yıldırım'ı arayarak yapmış görünmektedir. Aslında bizlere bu soruşturmada suç tasnii yapanlar, kendilerine göre daha önce bertaraf ettiğimiz komployu canlandırmayı hedeflemişlerdir.

Yine kamuoyunda "Yeşil" olarak bilinen şahısla telefon irtibatında olduğunu beyanla sıkça şahsıma bilgi veren bir diğer medya köşe yazarının, arandığı saatleri söyleyerek kendi gazetesinin telefonlarını "detay sorgulamaya" tabi tutturmaya bizleri yönlendirmesi, verdiği numaraların ilgisiz askeri ve yargı kurumlarının santrallerine ait olması, daha sonra aleyhimizdeki asparagas gazete ve televizyon haberlerin ön hazırlığının çok öncelerden yapıldığının birer göstergesi olduğu kanaatindeyim.

Yukarıdaki örneklemeler dışında Terör örgütlerine mensup ya da müzahir yahut da geçmişte ilişkisi bulunan ve faaliyetleri emir ve talimatlara dayalı izlenmesi gereken şahısların durum ve temaslarının araştırılmasında da "telefon detay sorgulama" yöntemine sıkça başvurulmuştur. Bunların yakın aile çevresinde yada sair ilişkilerinde yukarıda belirtilen ya da suçlanmamıza konu olan birçok kurumlara ait telefon numaralarıyla sürekli olarak karşılaşılmıştır.
Örneğin bizlerin açığa alınmasından yaklaşık 8-9 ay sonra yapılan "HİZBULLAH" operasyonunun hazırlık ve isimlendirme çalışmaları tarafımızdan yapılmış olup, bizlerin bu birimlerde çalıştığımız dönemlere rastlamaktadır. Örgütün Ankara ilindeki önemli mensupları Başbakanlıkta görevli Abdulsamet YILDIZ, Hacettepe Üniversitesinde görevli Abdurrahman ALPSOY'da dahil olmak üzere tespit edilmiş, bu şahısların ilişkileri bilgisayar ortamında araştırılırken, fiziki takiplerine de başlanılmıştır.

Bu durum bazen aklıma geldikçe bu operasyon sürecinde görevde olmadığıma seviniyorum. Şayet görevde olsa idim herhalde şimdi huzurunuzda değil, 'izlediğim teröristlerin tüm ilişki ve faaliyetlerini bildiğim halde adam kaçırmalarına, gözetlediğim hücre evlerinde işkenceye tabi tutmalarına, adam öldürmelerine ve gözümüzün önünde bahçelerine gömmelerine göz yumduğum' iddiasıyla ki görev ve sorumluluğum döneminde böyle bir gelişme olmasına asla müsaade etmezdim, kesinlikle ödüllendirilmeyecek, medya ve kamuoyu ise bu çelişkiyi derhal yakalayacak ve şimdi Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanıyor olacaktım.

Görev ve sorumluluğum döneminde Ankara ilinde hiçbir siyasi cinayete mahal bırakmadık, teşebbüs edenleri anında yakalayarak adalete teslim ettik, güvenlik açısından tertemiz bir başkent bıraktık. Tarih bu gerçekleri zamanı geldiğinde mutlaka ortaya koyacak, hiç kimsenin yaptığı yanında kâr kalmayacaktır".

Kaynakça
Kitap: KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI
Yazar: Necip Hablemitoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: "EMNİYET"TE YÜRÜTÜLEN FETHULLAHÇI OPERASYONLAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:04

2.3. RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK-DEZENFORMASYON ÖRNEKLERİ

Telekulak soruşturmasında Müfettişler, Osman Ak ve arkadaşlarını "suçlu" gösterme önyargısı ve aceleciliği ile, iddialarının önemli bölümünü, teknolojik güvenlik önlemlerinden yoksun, her türlü müdahaleye ve dezenformasyona açık bilgisayar kayıtlarına dayandırmışlardır. Bu hukuksal "açık", bilirkişi raporları ile de sabittir.

Telekulak adlı planlı operasyonun ilk tetikçisi konumunda olduğu önesürülen Komiser M.A., uzman olarak tutanaklarda imzası görülen ve anılan evrakların tanzimi tarihlerinde İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Emniyet Amiri B.A. ve Sistem Uzmanı olarak imzası görülen (aynı zamanda D.G.M. Savcısı tarafından da bilirkişi olarak re'sen tayin edilen) M.F.Y.'ın da fethullahçılarla ilintili oldukları yönünde istihbari tespitler mevcuttur. Zira; Fezleke eki 50. sırada yer alan yazı eklerinden 16.04.1999 gün ve 2393 - 99 sayılı Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün yazısı ekinde yer alan "IŞIK TARİKATINA mensup ilave personel listesi"nin; (Fezleke Eki:50/872-873-874), 15. sırasında Emniyet Amiri B.A., 35. sırasında Başkomiser M.A., 52. sırasında Komiser M.F.Y'ın adları geçmektedir. Yine bahse konu liste içeriği incelendiğinde, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat, Bilgi İşlem ve Haberleşme Daire Başkanlıklarında görevli birçok rütbeli personelin isimlerine rastlanmaktadır.

İddialara mesnet teşkil ettirilen "BİLGİSAYAR KAYITLARI", hukuki delil olma niteliğinden yoksun, taraflı ve salt suç yüklemeye yönelik bir çalışmanın ürünü olarak sonradan tanzim edilmiş, belge özelliği olmayan materyallerdir. Çünkü aleyhte belge olduğu iddia edilen materyaller, orijinal bilgisayar çıktısı özelliğine sahip değildir. Sonradan hazırlanmış olup, akıl ve mantık dışı yanlışlarla doludur. Daha doğrusu iddia edenlerin, açıkça "resmi evrakta sahtecilik" suçunu işlediklerinin kanıtıdır.
Otomatik tarihlendirmeye göre programlanmış bilgisayar, dinleme çıktılarının üzerine kendiliğinden tarih atmaktadır. Oysa Fezlekeye sunulan belgelerde, tarihlerin sonradan el yordamıyla ilave edildiği açık olarak görülmektedir. Bu durum iddiayı delillendirmek amacıyla suç işlendiğinin açık bir kanıtıdır.

Örnek 1:

Fezleke eki 62/278-297, 63/12-31, 64/1-6, 64/8-26 de yer alan belgelerin bir çok yerinde dinleme tarihi 1899 yılı olarak görülmektedir. Yüzyıl önce telefon dinlendiğini ileri süren bu kayıtlar, olsa olsa suçlamaları yapanların aleyhine delil özelliğini taşıyabilir.

62/278-297'de sıra numarası:

17,35,38,42,55,61,75,94,109,126,134,137, 139,140, 148,149,152,158,160,163,186,188,366,368,373,383,396,404,415,416,422,448,449,457,480,525,616,638,64 2,643,661,719,744,768,817,953,955,991,1022,1055,1104,1108,1112,1113, 1117, 1127,1129,

64/1-6'de sıra numarası:

7,35,45,81,86,91,112,124,156,158,183,

64/8-26'da sıra numarası:

14,33,36,46,82,97,280,307,310,311,317,318,319,320, 326, 328,331,340, 367, 402, 407,416, 420,423,476,490, 497,499,500,519,520,541,542, 544,548, 593, 594,632,648,671,675,676,695,704,705,706,712, 760,794,869,872,879,934,939

63/12-31'de sıra numarası:

17,35,38,42,55,61,75,94,109,126,134,137, 139,140, 148,149,152,158,160,163,186,188,366,368,373,383,396,404,415,416,422,448,449,457,480,525,616,638,64 2,643,661,719,744,768,817,953,955,991,1022,1055,1104,1108,1112,1113, 1117, 1127,1129, gibi.

Örnek 2:

Dinleme iddiasına ilişkin tanzim edilen ana (tüm telefon numaralarını içeren) bilgisayar çıktılarından, bir kısım telefon numaralarının alınmasıyla oluşturulmuş daha küçük listelerin bulunduğu görülmüştür. Bu oluşturulan tüm küçük listelerin ana listede bulunan telefon dökümlerinden oluşturulduğu açıktır. Ancak burada dikkat çeken husus, ana listedeki aynı telefonun dinleme tarihleri, alt listede farklı tarihler olarak görülmektedir. Bu çelişkili durum belgelerin sonradan düzenlendiğinin diğer bir kanıtıdır.

İşte, rastgele seçilmiş birkaç örnek:

Ek-62 (226) 87. sırasında 3122153640 numaralı telefonun 22.11.1998 -18.05.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, EK -2-j'nin 1.2.3.4.5.6.7.8.9. sıralarında aynı telefonun 16.07.1998 /24.07.1998 tarihleri arasında dinlendiği Ek-62 (229),
Ek 62 (226)'in 28. sırasında 3122153641'nolu telefon numarasının 18.07.1998 -27.05.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilirken, Ek-62 (229-230) listesinin 23-48 sıralarında aynı telefonun 06.07.1998 17.07.1998 tarihleri arasında dinlendiği,
Ek-62 (228)'in 138. sırasında 3123219833 telefon numarasının 06.05.1999 - 27.05.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (233) 119.120.121.122.123.124.125.126.127.128.129.130.131 sıralarında aynı telefonun 12.04.1999- 16.11.1998 tarihleri arasında dinlendiği,
Ek-62 (227)'in 60. sırasında 3123343000 telefon numarasının 23.09.1998 - 03.11.1998 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (234)de 143.144.145 sıralarında aynı telefonun 21.08.1998-05.19.1998 tarihleri arasında dinlendiği,
Ek-62 (228)'in 142. sırasında 3122807111 telefon numarasının 24.05.1999 - 27.05.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (232)de 106 sırasında aynı telefonun 09.05.1999 tarihinde dinlendiği,
Ek-62 (227)'in 39. sırasında 3123588185 telefon numarasının 03.08.1998 - 27.08.1998 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (234)de 150.151.152 153.154 sıralarında aynı telefonun 31.07.199? tarihinde dinlendiği,
Ek-62 (227)'in 76. sırasında 3124411213 telefon numarasının 01.11.1998 - 11.12.1998 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (236)de 209.210.211 212.213 sıralarında aynı telefonun 27.08.1998 tarihinde dinlendiği,
Ek-62 (228)'in 137. sırasında 3124417916 telefon numarasının 06.05.1999 - 17.05.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (237)de 250.251.252 253. sıralarında aynı telefonun 11.02.1999 -03.04.1999 tarihinde arasında dinlendiği,
Ek-62 (226-228)'in 112. sırasında 3122102999 telefon numarasının 22.02.1999 - 22.02.1999 tarihleri arasında dinlendiği iddia edilmesine rağmen, Ek-62 (237)de 250.251.252 253. sıralarında aynı telefonun (bir gün) dinlendiği iddia edilirken, Ek-62(232)'nin 89.90.91 sırasında ise numara ve tarih değişerek 3122202999 nolu telefonun 23.02.1999'da yaptığı görüşmelere yer verilmektedir.

Örnek 3:

Fezleke ekinde yer alan 64/8-26 numaralı "mahkeme kararına dayalı olmadan yapılan dinlemeler listesinin" 64/9 numarada yer alan 80.sırasında 235 30 66 nolu HASAN ÖZDEMİR adına kayıtlı (Binsesin Sit.107.Sok.13111 ada 13 parsel Çayyolu Mh. Ümitköy) telefonun 18.05.1999-31.05.1999 tarihleri arasında -ki bu tarihler arasında Osman Ak ve arkadaşları görevde değillerdir- dinlendiği belirtilmektedir. Ancak dikkat çekici olan hazırlanan tabloda bu sıra özellikle ön plana çıkartılmaya çalışmış ve diğer satırlardan daha geniş bir aralığa yerleştirilmiştir. Böylelikle telefonun adına kayıtlı olduğu şahsın o dönemde İstanbul Emniyet Müdürü HASAN ÖZDEMİR olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılarak, karar mekanizmaları etkilenmek istenmiştir. Oysa ki bahsedilen Hasan Özdemir ile İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir aynı kişi olmadığı, Telekom'un 118 Servisinden Ankara'daki aboneler arasındaki 200'den fazla Hasan Özdemir'den herhangi birisi olduğu kolaylıkla öğrenilebilir. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Fezlekenin ekinde ve 62/3064-5218 sıra numaralı, ve orjinal olduğu iddia edilen 2154 sayfadan müteşekkil telefon dinlemesine ait belgelerde, dinleme tarihi olarak "199 yılı" görülmektedir. Bilahare bir takım iş ve işlemler sonrasında 1991-1999 yılları arasında olabilme mantığını tahmini, "199" rakamını 19981999 yıllarına teşmil ettirerek tamamlanmıştır.

Aynı dökümanlardaki saat hanesinde ise; Dünyada kabul edilen saat sistemleri dışında, bir başka sistemin ve dilimlemenin kullanıldığı görülmüştür. Çünkü belgelerde (!) ne 12 saatlik, ne de 24 saatlik sistemler kullanılmamıştır. Bu belgelerde dinlemenin yapıldığı saatin 32:00, 49:00, 52:00, 59:00, vb. şeklinde yazıldığı görülmektedir.

Dosya içeriğinden de görüleceği gibi 2154 sayfalık sözde dinleme kayıtlarına ait bilgisayar dökümlerinde görüşme süresi olarak "00,00" olarak ya da "00,01" "00,02" şeklinde yazıldığı yani "0" salise veya bir salise, iki salise yazıldığı görülecektir. Bir veya iki veya sıfır saliselik dinleme süreleri ve tarihler, bu belgelerin sonradan suç isnadı amacıyla düzenlediğini göstermektedir.

Keza, Dosya ekinde mevcut 8.kattaki dinleme odasında dinlendiği iddia edilen telefon numaraları incelendiğinde SİNCAN ve BATIKENT'te bulunan bir çok telefon numarasının listelere dahil edildiği görülmektedir. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün teknik olanakları çerçevesinde bu mümkün değildir.

Tüm bunların dışında, henüz abone kayıtlarında dahi bulunmayan telefonların dahi dinlendiği iftirasına yönelinmiştir.Örneğin 253 54 75 nolu telefonun hiçbir abone kaydı bulunmamaktadır. Bu örneği de dosya içeriğinden çoğaltmak mümkündür.
Müfettişler ve bilirkişilerince (!) hazırlanan listelerde, mahkeme kararı alınmadan dinlendiği iddia edilen telefon sayısının, ankesörlü telefonlar dahil, toplam 963 olduğu gözönüne alındığında, dosya içeriğinde yapılan örneklemeye yönelik dar kapsamlı çalışmada, sadece Sincan ve Batıkent'e ait asgari 172 telefon numarasının teknik olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün 8. katında dinlenmesinin mümkün olmadığı açıktır. Sadece bu örnekleme ile, idarenin telefon dinlemeye ilişkin iddialarının en azından %20 si çürütülmektedir. Bu rakamlara, Milattan Sonra (M.S.) 199 yılında ve 1899 yılında yapıldığı belgeleri (!) ile ortaya konan dinlemeler dahil edilmemiştir.

2.4. TELEKULAK KOMPLOSU VE SONRASI: ANKARA DGM'NİN TAKİPSİZLİK KARARI

Telekulak olayının bir komplodan ibaret olduğu, aradan geçen süre zarfında anlaşılmıştır. Türkiye'nin tüm illerinde, Emniyet Müdürlükleri'nde görevlendirilen birimler, yasal çerçevede rutin telefon dinleme işlemlerini sürdürmektedirler. Bu dinleme işlemi, Cevdet Saral'ın Ankara Emniyet Müdürü olarak görev yapmasından önce de yapılmaktaydı. Bu işlem, Cevdet Saral anılan görevden alındıktan sonra da yapılmaya devam etmektedir. Niye Türkiye çapında sürdürülen tüm bu işlemlerin sorumluları yargılanmıyor da, sadece Cevdet Saral ve arkadaşları yargılanıyor? İşte, telekulak komplosunun tüm nedenleri, işte bu sorunun yanıtında yatmaktadır.

Bu sorunun yanıtını, Emniyet Müdürü Osman Ak, Yüksek Disiplin Kurulu'ndaki savunmasında şöyle vermiştir:

"Bana göre emirler doğrultusunda yapılan çalışmaların sonuçlarının teşkilat bünyesindeki Fethullah Gülen yandaşlarında yaratmış olduğu endişe, bu çalışmayı yapanlar aleyhine acilen bir suç üretme gayretine dönüşmüştür.
Bu yönde ilk adım olarak kamuoyunda ilgi görecek ve takibi sağlanacak muhataplarını hukuken suçlu olmasalar da deklare edilmiş suçlu olarak bu kişilerin yanında olunmaz, yaptıkları çalışmalara da itibar edilmez gibi bir kanaatin oluşması gayretine gidilmiş ve kamuoyuna "Telekulak Skandalı" olarak lanse ettirilen komployu hazırlamışlardır. Bunu yapanlar ve alet olanlar hangi yüksek idealler için yapmışlardır? Ciddiyetle araştırılmalıdır.
Bana göre; 1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak, normal bir dinsel cemaat durumuna sokulan ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek bazı devlet görevlileri eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir olguyu 'Nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz?' şeklindeki bir anlayış sonucu, 'Bu çalışmayı yapan kişiler imha olur' tehdidi ortaya konulmuştur.

Şimdi ise; kendilerinin daha da güçlendikleri rehaveti içerisinde olan bu mihraklar, aleyhimizde açılan bu soruşturma ile Fethullahçılığı legalize edecek ve meşruiyet kazandıracak bir yaklaşıma yönelmişlerdir. Takdirini sayın Kurulunuza, tarihe ve Atatürk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza edecek yeni nesillere bırakıyorum".

Son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, (Hazırlık No. 1999/380, K. No. 2002/94 ) verdiği TAKİPSİZLİK kararı ile, telekulak komplosunun farklı bir boyutunu gözler önüne sermiştir.

İşte sadece hukuksal yönden değil, tarihsel yönden de büyük önem taşıyan kararın tam metni:

"Yazılı ve Görsel Basında yer alan ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Basın Mensupları, Milletvekillerinin, Yargı Mensuplarının telefonlarının dinlendiğine dair haberler üzerine 11.6.1999 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gelinerek Bilgi İşlem Büro Amiri olarak görev yapan Komiser yardımcısı Hurşit Uçak'tan Bilgisayar sisteminde bulunan log dosyaları, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında kopyaları bulunan log dosyaları ile karşılaştırmak üzere alınmış ve Bilirkişi olarak görevlendirilen Mehmet Fecri YILDIZ'a tevdi olunmuştur.

Dinleme odası olduğu iddia edilen, ancak depo olarak kullanıldığı görülen odadaki dört adet dinleme setinde bir adet teyp kaseti bulunarak yine bilirkişiye tevdi olunmuştur.

Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak'ın da imzasının bulunduğu 12.6.1999 tarihli tutanakta şöyle denilmiştir:

'Şubemizde teknik gelişmelere paralel olarak teknik takip (dinleme) sisteminin bilgisayar ve 12'lik LMS'ye geçilmesi üzerine merkez'de yani Şubemiz 9 ncu katta bulunan eski 12'lik ve 24'lük mekanik setlerin tamamı boşa çıkarılmıştır.

Bu sebeple daha önce merkezde kullandığımız mekanik setlerden 14 adedi, 10.3.1999 tarihinde Başkanlığımıza iade edilmiştir. Geriye kalan 5 adet mekanik seti yukarıda bahsedildiği üzere Batıkent, Yuva ve Sincan Grup Amirliğinin ihtiyaç ve arizaları gözönünde bulundurularak Şubemiz 9 ncu katta depo olarak kullanılan odada (B Masası Teknik Takip Dasının yanı) düzgün bir şekilde muhafaza altına alınmıştır. 28.5.1999 tarihinde Şube Müdürümüzün talimatıyla depodaki tüm mekanik setlerin yuvaları tek tek kontrol edilerek sağlam olarak karton kutulara konulmuş, arızalılar ayrılarak bilahare Başkanlığa iade edilmek üzere ayrı bir yere konulmuştur.

9 ncu katta depo olarak kullanılan bu odada teknik ve BİM Büroya ait malzemeler bulunmakta, ayrıca bu odada lavabo ve su musluğu bulunması nedeniyle çalışan teknik personelin faydalanması için bu güne kadar kilit altında bulundurulmamıştır.
11.6.1999 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete YÜKSEL, 16.45 sıralarında Şubemizde incelemede bulunmak üzere bahse konu depoya girmiş ve Başkanlığa gönderilmek üzere hazırlanmış Mekanik setleri görmüştür. Yaptığı inceleme sonucunda daha önce B Bürosuna ait Mekanik setin 31 numaralı yuvasında bir adet teyp kaseti bulmuş ve tutanakla tespit etmiştir.
Yukarıda belirtildiği gibi 28.5.1999 tarihinde depo yeniden düzenlenirken yapılan incelemede kaset yuvaları tek tek kontrol edildiği halde, DGM Savcısının tespit ettiği kasetin B Bürosuna ait eski Mekanik setten kalmış olabileceği ve boş olduğu değerlendirilmektedir'.

Sanıklardan Osman AK, Ersan DALMAN ve Zafer AKTAŞ'ın 16.4.1999 tarihinden itibaren istihbarat branşından çıkarıldıkları ve 7.5.1999 tarihinden itibaren Genel Hizmetler branşında istihdam edilmeye başlandıkları görülmüştür.
Yargıtay 8. Daire Başkanı Sayın Naci ÜNVER ile Avukat Fevzi COŞKUN'un konuşmalarının bulunduğu bu kasetin herkesin girip çıktığı kilitli olmayan depo olarak kullanılan, ayrıca lavabo ve musluk bulunması nedeniyle personelin ihtiyaçlarını giderdiği bir yerde bulunmuş olması, 28.5.1999 tarihinde kaset yuvalarının tek tek kontrol edildiğinin tutanakla tespit edilmesi, bu teyp kasetinin sonradan da bu mekanik setlere yerleştirilmiş olabileceği ihtimalini doğurduğu gibi, sanıkların istihbarat branşından alınmalarından çok sonra arama sonucunda ele geçmiş olması karşısında sanıkların bu kasetten sorumlu tutulamayacakları kanaatine varılmıştır.

LOG dosyalarını içeren 4 adet kartuş ile ilgili Bilirkişi raporunda şöyle denilmektedir: A) Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne Network üzerinden bağlanmak suretiyle, Başkanlık 7500 sistemine çekilerek 12 Mart 1999'da yapılan bir tutanakla tespit altına alınan kopya ile DGM Savcısı Nuh Mete YÜKSEL tarafından 11.6.1999 tarihinde zaptedilen yedek kartuşunda bulunan Log dosyaları arasında yapılan mukayesede:

1. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünden alınan kartuşlardan üzerinde 18.6.199812.3.1999 yazılı kartuşun içerisindeki bilgilerin, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığındaki kopyasının aynı olduğu,
2. Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden alınan üzerinde 12.3.1999-26.3.1999, 26.3.1999-4.6.1999 ve 11.6.1999 tarihleri yazılı olan kartuşların içerisindeki bilgilerin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığındaki bilgilerden sonra yedeklendiği için bir mukayese yapılamadı. Üzerinde 26.3.1999-4.6.1999 ve 11.6.1999 tarihleri yazılı olan kartuşlar içerisindeki log bilgilerinde '06' ile başlayan kullanıcı isimlerinin, İstihbarat Daire Başkanlığının emriyle sistemlerde kullanıcı isimlerinde standart uygulamasına gidilmesi sonucu tanımlandığı tespit edildi.

Bu dört adet kartuştaki log bilgilerin Byte cinsinden büyüklüğü ve kullanıcı isimlerin dökümü yapılmış ve 11 sayfa olarak sunulmuştur.

Bilgi İşlem Büro Amiri Hurşit Uçak, 25.6.1999 tarihinde Savcılığımıza verdiği ifadesinde, '1998 yılı Ağustos ayında Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu benden log dosyalarını silmemi istediler. Ben farklı bir yöntem uyguladım. Log dosyalarını silen değil de, tuşa basıldığında başka bir yere aktaran ve böylece log dosyalarının silindiği intibaını veren ve silmeye teşebbüs edeni de kaydeden bir program yaptım. 12 Mart 1999'da İstihbarat Daire Başkanlığı'na ilgisiz telefonların izlendiği ihbarı nedeniyle soruşturma başlatılınca, Osman Ak benden bütün log dosyalarını silmemi istedi. Ben silmeyerek yedeklerini aldım. Sisteme yedeklerini aldıktan sonra sildim' demiştir.

Hurşit Uçak, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi'nde verdiği ifadesinde, 'Kaybolan kartuşun yerine gizlice yedeklediğim kartuşu, sanki kaybolan kartuşmuş gibi kayıp tutanağı düzenlemiştim. Aslında bu kartuş kaybolan kartuş değildi. Benim sakladığım kartuştu. Fakat kaybolan kartuş gibi tutanak düzenledim' demiştir.

Görüldüğü gibi Hurşit Uçak'ın ifadeleri çelişkili ve güven verici olmaktan çok uzaktır. Mahkemede kaybolan kartuşun yerine kendi yedeklediği kartuşu kayıp kartuşmuş gibi tutanak tuttuğunu dahi söyleyebilmiştir.
Yine bilirkişi raporunda log dosyalarında tüm yapılan hareketlerin printır çıktılarının yaklaşık olarak 4000 sayfa tutacağı ve gereksiz bilgilerde inceleme yapılmaması DGM Savcılığınca emredildiği ve sadece Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık, Devlet birimleri, Milletvekilleri, Yargı organları, Gazeteciler ve iş adamlarıyla ilgili işlemler incelenmişti, denilmektedir.

Detay sorgu yapılan kişi ve kuruluşları gösterir belgelerin incelenmesinde, hangi kişi veya kuruluşların telefon numaralarının ne amaçla sorgulandığı, ya da hangi telefonların sorgulanması sırasında bu numaralara ulaşılabildiğinin anlaşılmasının mümkün olamayacağı, aranan ya da hakkında bir istihbarat çalışması yapılan sanıklara ait hedef numaralara ulaşılması sırasında istem dışı olarak pek çok önemli telefon numarasına tesadüf edilmesinin mümkün olduğu, Dosyada mevcut sorguya konu numaraların alt alta konularak kişiler veya kurumlar nezdinde ayıklanarak ve somutlaştırılarak dosyaya sunulduğu, bu nedenle de detay sorgu işlemlerinin amaç dışı veya kötü niyetli olup olmadığının tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.

Suç tarihi itibariyle de detay sorgu işlemlerini düzenleyen veya müeyyide altına alan mevzuat bulunmamaktadır.
Savcılığımızca dinlenen tanıkların da yasadışı olarak dinleme veya izleme yapıldığı yolunda beyanları bulunmamaktadır.
Ayrıca, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Telekom Genel Müdürlüğü, Mobil GSM ve diğer telefon santrallerinden sorumlu özel şirketlerde suça iştirak etmiş personel tarafından mahkeme kararlarının uygulanmadığı, mahkeme kararlarına rağmen kişilerin temel insan haklarından biri olan ve Anayasanın 22. maddesinde ifadesini bulan haberleşme özgürlüğünü ihlal eden uygulamalar yapıldığı iddia olunmuşsa da, bu konuda herhangi bir delil elde edilememiştir.
Bu nedenlerle sanıklara isnat edilen suçun oluşmadığı gibi, kamu davası açmaya yeterli delil de bulunmadığından, sanıklar hakkında TAKİBAT İCRASINA MAHAL OLMADIĞI'na, Emanetteki eşyalardan üzerinde 31 numara yazılı teyp kasetinin dosya içinde muhafaza edilmesi, diğer eşyaların herhangi bir suç unsuru taşımadığından Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne iadesine, CMUK'un 163. ve 164. maddeleri gereğince karar verildi" (153).
Görüldüğü gibi, Telekulak skandalının asıl failleri, görevlerinin başındadır ve bugüne kadar haklarında karşı bir soruşturma başlatılmamıştır. Yani, yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı gibi bir görüntü, el'an sürmektedir. Buna karşılık, bu komplonun seçilmiş kurbanlarının mağduriyetleri ise çok yönlü olarak devam etmektedir. Anlaşılan şudur ki, fethullahçı istihbaratçılar, Cevdet Saral ve ekibine karşı yaptıklarını, diledikleri tüm siyasiler, bürokratlar, yargı mensupları, gazeteciler, akademisyenler ve işadamları için de yapabilecek güç ve deneyime; istedikleri şirketler üzerine polisiye önlemler uygulayarak zarar verecek, haksız rekabete yolaçacak olanaklara sahiptirler. Bu olgu, devletin zaafıdır ve bu zaafın ortadan kaldırılması için fethullahçıların tüm istihbarat birimlerinden tasfiye edilerek yargıya sevkedilmeleri gerekmektedir.

Hem de acilen. Tıpkı, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın, Anayasa Mahkemesi'nde Fazilet Partisi'nin kapatılmasına ilişkin esas hakkındaki mütalaasında belirttiği gibi:

"Bir hukuk devletinin bu gelişmelere seyirci kalması beklenemez. Suçlarla mücadele etmeyen veya edemeyen, onları önlemeye çalışmayan, önleyemediklerini kovuşturmayan veya kovuşturamayan devlete hukuk devleti denemez. Zira, bilindiği gibi, hukuk devleti üç sütun üzerinde kurulur. Bunlardan birincisi insan haklarının gerçekleştirilmesi, ikincisi adaletin sağlanması ve nihayet üçüncüsü de hukukî güvenliğin, barışın, düzenin temin edilmesidir. O halde insan hakları ve adaletin yanında ülkesinde düzeni, hukukî güvenliği ve barışı sağlamak her hukuk devletinin varlık sebebidir. Ne var ki suçlarla mücadele etmeyen veya edemeyen; işlenen suçları kovuşturmayan veya kovuşturamayan bir devlet, adaleti ve kamu düzenini, barışı sağlayamaz ve böyle bir devlet hukuk devleti olarak nitelenemez."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir