Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Amerika'daki Türk polisleri

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Amerika'daki Türk polisleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:31

Amerika'daki Türk polisleri

Türkiye büyük bir değişim/dönüşüm yaşıyor.
Bunu büyük bir toz bulutu altında yapıyor. Göz gözü görmüyor. Ya lan/sahte imajlar havada uçuşuyor.
Kimin hangi mesleği yaptığı da artık bilinmiyor. Polisler gazetecilik, gazeteciler ise polisçilik oynuyor! Fakat bir gerçeği tespit etmemiz gerekiyor. Polis "gazetecilik" konusunda hayli başarılı. Nasıl mı?
Diyelim, 28 Şubat'ın yıldönümü; hooop ortaya emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın bir telefon kaydı.
Diyelim, Doğan Grubu'na korkunç bir vergi cezası eleştiriliyor, hooop Doğan Grubu'ndan Soner Gedik'in telefon kaydı.
Diyelim, emekli Orgeneral Hurşit Tolon hastaneye sevk edildi; hooop ortaya GATA'da yatan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un eşinin telefon kaydı.
Diyelim, Mehmetçik'in Kuzey Irak operasyonundan neden ani ve erken döndüğü tartışılıyor; hooop ortaya bir generalin telefon kaydı. Vs vs...
Gündemi bu telefon kayıtları belirliyor.

Bu telefon kayıtları neredeyse tüm yandaş medyada manşetten veriliyor.
Yandaş TV'lerde üzerine programlar yapılıyor.
Ardından anlı şanlı köşe yazarları döktürüyor...
Evet, gündemi ne Erdoğan ne de Baykal belirliyor.
Gündemi polis belirliyor.
Sadece telefon kayıtlan yok işin içinde.
Gelin 15 ağustos 2008 tarihine gidelim.

O günkü Taraf gazetesinden bir haber:

Eruygur'u çıldırtan seçim

Ergenekon tutuklusu eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un üzerinde çıkan belgelere göre AKP Güvercinlik, Beytepe ve Etimesgut askeri lojmanlarında birinci oldu...

O günkü Zaman gazetesinden bir haber:

İşte Eruygur'u çıldırtan sonuçlar

Ergenekon tutuklusu eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un üzerinde çıkan belgelere göre AKP Güvercinlik, Beytepe ve Etimesgut askeri lojmanlarında birinci oldu.
Aynı kalemden çıkmış gibi, noktası, virgülü bile farklı olmayan iki haber. Sadece tıpatıp aynı olmasın diye başlıklarıyla biraz oynanmış, o kadar! İkisinde de kaynak gösterilmemiş. Ne bir muhabir adı ne imza ne de ajans...
Ne büyük tesadüf değil mi?

Gel de sorma:

1) Yandaş medyanın ortaklaşa yararlandığı bir "Ergenekon haberleri havuzu" mu var?
Varsa bu havuzun suyu nereden geliyor? Bu havuzu, "orijinal" bazı haberlerle sürekli olarak kim besliyor?
2) Bu haberler yayımlandığında, Temmuz 2008'deki Ergenekon operasyonunda tutuklananlarla ilgili iddianame yazılmış mıydı?

Hayır!
Bu haberler 442 klasörde var mı? Hayır!
O zaman Şener Eruygur'un üzerinden çıkan belgeleri nereden buldunuz? Üst araması yapan polislerin yanında siz de mi vardınız da, "Kardeş biraz müsaade eder misin?" deyip fotokopilerini mi alıverdiniz? Yoksa bu belgeleri birisi o ortak havuza yanlışlıkla mı düşürüyor ?
Diyeceksiniz ki "Peki, tamam anladık da, bunlar hangi polis ?"
Tüm polis camiası mı? Yoksa Emniyet Teşkilatı içindeki bir grup mu ?
Ve... Gündemi belirlemede bu kadar etkin/yetkin olan bu polis grubu kimden destek alıyor?
Eğer destek almadan yapıyorlarsa, bravo doğrusu! Medyaya gazetecilik dersi veriyorlar!
Gündem ancak bu kadar "başarılı" belirlenebilir...
Cemaate yakın olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bu "başarılı" polislere ödül vermeli!
Bu başarılı (!) polisler nerede, nasıl eğitildi? Hangi kurslardan geçirildi?

YÖK başkanının polis için yaptıkları

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, -kuşkusuz tesadüf eseri - Fethullah Gülen'in ABD'den vize aldığı 10 Ekim 2008 tarihinde Amerika'daydı. YÖK Başkanı Özcan ve heyeti, temasları çerçevesinde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı (akademik işlerden sorumlu) Thomas A. Farrell, ABD Eğitim ve Kültür işleri Dışişleri Bakan Yardımcısı Goli Ameri, ABD Dışişleri Bakanlığı Küresel Eğitim Programları Direktörü Paul Hiemstra ve aynı bakanlığın İngilizce Dili Programları Dairesi Direktörü John Connerly ile bir araya geldi.
Anadolu Ajansı, Özcan ve heyetinin, Amerikalı muhataplarıyla, Türkiye'de yeni açılan üniversitelerde İngilizce okutman sayısının artırılması , ABD üniversitelerinin Türkiye'de kampus açması, uzaktan eğitim ve Fulbright bursunun artırılması konuları üzerine görüştüğünü aktardı.
Kulağa güzel geliyor mu?
Acele etmeyiniz.

Goli Ameri, Paul Hiemstra ve John Connerly'nin görev yaptığı Bureau of Educational and Cultural Affairs (BECA) yani Eğitim ve Kültür işleri Bürosu hakkında biraz bilgi vermeliyim.
Connerly'nin İngilizce Dili Programlan bu büronun bir alt kolu. Büro sitesi, tanıtımında bu programın amacını şöyle açıklıyor:

Denizaşırı ülkelerde öğretmen yetiştirme programlarına katkıda bulunarak, ABD yönetimi İngilizceye hakim bir dünya oluşturulmasına katkıda bulunur; böylelikle Amerikan üniversitelerinin, iş çevrelerinin ve başka kurumların Amerikan çıkarlarını geliştirip ilerletmesi kolaylaşır.

Elbette Türkiye, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Eğitim ve Kültür işleri Bürosu'nun Amerikan çıkarlarını geliştirip ilerletmek üzere seçtiği tek ülke değil.
Büro'nun başkan yardımcısı olan ve kendisine Condoleezza Ricei örnek aldığını söyleyen Cumhuriyetçi Goli Ameri'nin ziyaret ettiği ülkelerin başında Irak, Azerbaycan ve Çin bulunuyor.
Büro, Irak'ta başlattığı UCSC Iraklı Genç Liderler Değişim Programı'yla gurur duyuyor.
Goli Ameri, "Yeni liderler arıyoruz" diyor. "Bizler için önemli olan liderlik yetisine sahip olmaları. Programa kabul ettiğimiz çocuklar bir şeyleri değiştirmek isteyen çocuklar."
(UCSC, basın bülteni, 6 ağustos 2008.)

Programa katılan Iraklı gençlerin, eğitimleri tamamlandığında Irak'a dönecekl erini ve Irak'ı Amerikan çıkartan doğrultusunda şekillendirmeye aday liderler olacaklarını tahmin ediyorsunuzdur.
Bir de ne diyorlar? "YÖK Başkanı Özcan cemaatçi!"
Baksanıza Türkiye için nasıl çalışıyorlar?
Aslında bu girişi yapmamın nedeni bu ziyaret değil...
YÖK başkanının ABD'deki bir başka faaliyetini gözler önüne sermek.
Başlayabiliriz...

ABD'nin başkenti Washington'da önemli bir Türk kuruluşu var. Adı, Turkish Institute for Security and Democracy (TISD). Yani, Güvenlik ve Demokrasi için Türk Enstitüsü. Enstitüyü 2003'te kuranlar Türk Emniyet Teşkilatı üyeleri, yani Türk polisi.
TISD kendi yayınlarında kurumu, "Türk Emniyet Teşkilatı'nın ABD'deki yüzü" olarak tanımlıyor.

Amaçlarını şöyle özetliyorlar:

"ABD'ye okuma amaçlı gelen polis memurlarına burs, barınma ve akademi olanakları sağlamak."
Yani, TISD Türk polisinin ABD'de eğitilmesine yardımcı oluyor. ABD'ye giden Türk polisi sayısı hayli fazla mıydı?

Önce birkaç not yazayım:

1999-2003 yılları arasında Emniyet Teşkilatı yönetmeliklerinde bir dizi değişiklik yapıldı.
Artık yabancı dili olan Polis Akademisi mezunu polisler, eğitim amacıyla yurtdışına çıkabileceklerdi.
İlginçtir, bu yönetmelik değişimi sonrasında yurtdışına giden polislerin neredeyse tamamı ABD'ye gitti.
Sayılara bakıldığında ABD dışında başka bir ülkede lisansüstü eğitim yapan polis sayısı ABD'ye gidenlerin yüzde 2'si kadar!

Şimdi gelelim bu konuyla ilgili tanıdık bir ismin faaliyetlerine:

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan!
Yönetmelik değişikliğinin yapıldığı yıllarda Özcan, Polis Akademisinde öğretim üyesi.

Bu dönemde Yusuf Ziya Özcan'a bir teklif yapıldı:

"ODTÜ'de bir polis enstitüsü kurulabilir mi?"

O dönemde Yusuf Ziya Özcan, ODTÜ Sosyoloji Bölümü Başkanı.
Prof. Yusuf Ziya Özcan öneriyi ODTÜ Rektörü Ömer Saatçioğlu'na götürdü.
Teklife ODTÜ sıcak baktı. 20 00 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü'yle "Uluslar arası Güvenlik ve insan Haklan Araştırma Merkezi" kurulması konusunda anlaşma imz a-ladılar.
YÖK de bu merkezin kuruluşuna onay verdi.

Böylelikle polis eğitimi için bir merkez ilk defa ODTÜ'de kuruldu. Üzerinden çok zaman geçmedi.
Bu kez Yusuf Ziya Özcan'a ODTÜ'de kurulan enstitü gibi benzer bir enstitüyü ABD'nin Kuzey Texas Ünivers itesi'nde kurma teklifi geldi.
Prof. Özcan, Kuzey Texas Üniversitesi'nde TIPS'in (Turkish Institute for Police Studies-Polis Eğitimi için Türk Enstitüsü) kuruluşunun gerçekleşmesine yardımcı oldu.
Aynı yıl altmış beş polis eğitim için Texas'a gönderildi. Bitmedi. Daha sonra TIPS, Washington'da TISD haline dönüştü.

Bu bilgilerden sonra gelelim sorulara:

-Neden Texas Üniversitesi, Türk polisini eğitmek için bir enstitü kurdu ? -Neden Türkiye'den gelen polislere burs veriyor ?
-Neden ABD'ye giden polislerin çoğunluğu Texas Üniversitesi'nden bursludur ? Bu sorular oldukça anlamlıdır...
Bakınız daha eğitimlerde neler yapıldığını, dersleri neden CIA görevlilerinin verdiğini, nasıl bir bilgi alışverişinde bulunulduğunu vb sormadık. Geleceğiz... Bilgilerimizi sıralamaya devam edelim. Ve Texas'tan tekrar ABD'nin başkentine dönelim...
Washington'daki TISD'nin başında emniyet mensubu Komiser Samih Teymur vardı.

Samih Teymur 1990 yılında komiser yardımcısı olarak Polis Akade misinden mezun oldu. Ardından Terörle Mücadele Şubesi'nde göreve başladı. 2002 yılında ise ABD'ye yüksek lisans yapmaya gönderildi.
Doğal olarak Texas'a gitti. Kuzey Texas Üniversitesi'nde "criminal justice" programına başladı. Mastır eğitimini tamamlayarak aynı üniversitede "information science" bölümünde doktora kabulü aldı. Doktor oldu. Bu arada Teymur sekiz yıl ABD'de kaldı.

Samih Teymur kendini saklayan biri değil. Medyaya röportajlar veriyor. Bu röportajlarında sıkça bir konunun altını çiziyor:

TISD, Amerika'da CIA ve FBI yetkilileriyle oldukça sıcak ilişkilere sahip.
Ayrıca, yine ABD'de eğitime gönderilen Komiser Fatih Bala'nın yazılarından öğrendiğimize göre, TISD'nin NATO'yla yaptığı ortak projeler de mevcut. Örneğin TISD, NATO'yla birlikte ABD'nin başkenti Washington'da, 8-9 Eylül 2006 tarihlerinde "Terörizmin Uluslararası Alandaki Etkilerini Anlamak ve Mücadele Etmek" başlıklı bir çalışma gerçekleştirdi.

Bu ilişkilerin zamanla hangi noktaya kadar ilerlediğini öğrenmek ister misiniz? Devam edelim o halde...
TISD Başkanı Samih Teymur, CIA ve FBI'yla yaptığı görüşmelerde kendilerine inanılmaz tekliflerde bulunulduğunu rahatlıkla açıkladı.
Komiser Samih Teymur, Amerikan istihbarat birimleriyle yaptığı görüşmede, Guantanamo'daki sorgulamalara Türk polisi olarak girmeyi önerdiğini söyledi!
Şaşırmamak elde değil, Komiser Teymur bu önerisinin yasalarımıza göre suç teşkil ettiğini bilmiyor mu?
Bitmedi.

Komiser Teymur'a göre TISD, FBI'ya çok ilginç bir öneride de bulundu:

FBI'dan Türkiye'de "Terörle Mücadele Merkezi" açılmasını istedi! Bu büro sayesinde FBI ve Türk polisi Türkiye'de terörün önlenmesinde ortak faaliyet yürütebilecekti!

Peki, TISD'nin parasal kaynakları nelerdi?
İçişleri Bakanlığından ve Türk Tanıtma Fonu'ndan maddi katkılar alan TISD, Kuzey Texas Üniversitesi'nden de önemli destek görüyor. Yazdığımız gibi öncelikle Kuzey Texas Üniversitesi'ne gelen polislere burs veriliyor.

Texas Üniversitesi neden Türk Emniyet Teşkilatı mensuplarına kayıtsız şartsız burs sağlıyor? Bilinmiyor!
Gelelim Türk polisine ABD'de verilen derslere...
Tahmin edersiniz ki, TISD mensubu polislerin eğitim süresince al dıkları dersler ve bu dersleri verenler Türkiye tarafından denetlenmiyor. Çünkü bu derslerin verildiği üniversiteler Türk makamlarına/YÖK'e bağlı değil.

Dersleri veren, konferanslarda konuşan isimlerden; Prof. Dr. Cindy J. Smith, Prof. Dr. Thomas Albert Gilly, Prof. Dr. Dr. h.c. Hans Jörg Albrecht, Prof. Dr. Christopher Dandeker, Prof. Dr. Chris W. Eskridge gibi isimlerin hepsi aynı zamanda ABD, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin haberalma teşkilatlarının projelerinde çalışıyor.
TISD'nin Florida temsilcisi Bahadır Şahin'in ifadesine göre TISD'nin toplantılarında FBI ve CIA da bulunuyor, polislere verilen eğitimlerde sunumlar yapıyorlar.

Polislerin hazırladığı tez konuları da oldukça ilginç:

- Komiser Ahmet Ekici'nin hazırladığı "Bir Protestoya Katılırmısınız? Protestolara Katılım ve Etkileyici Etmenlerin incelenmesi";
- Komiser Ali Özdoğan'ın hazırladığı "Amerikan iletişim Şirketlerinin Kolluk Kuvvetlerine Yardımı Kanununun Analizi";
- Komiser Halim Utaşin hazırladığı "Türkiye'de Sol Terörizm: DHKP -C";
- Komiser Hüseyin Cinoğlu'nun hazırladığı "Belli Başlı Amerikan Ayaklanmalarının incelenmesi: Ayaklanmalar ve Kontrol Metotları";
- Komiser İbrahim Meşe'nin hazırladığı "ABD'de Politik Retorik Yolu ile Terörizmin Sosyal Olarak inşası";
- Komiser İsmail Dinçer Güneş'in hazırladığı "Kolektif Hareketler ve Kalabalıkla Kontrolü";
- Komiser Oğuzhan Başıbüyük'ün hazırladığı "Haber Konusu Olarak Polisin Toplumsal Olaylara Müdahalesi";
- Komiser Samih Teymur'un hazırladığı "DHKP -C Terör Örgütünün Eleman Kazanma Yöntemleri";
- Komiser Sebahattin Gültekin'in hazırladığı "Polis Sapmasında Mesleki Kültürün Rolü: Türk ve Amerikan Polisinde Ana Kültürel Temalar";
- Komiser Serdar Yıldız'ın hazırladığı "Polis Performans Değerlendirme: Türkiye ve Amerika Arasında Karşılaştırmalı Bir Çalışma";
- Komiser Serdar Tatilin hazırladığı "İstihbarat Topluluklarının Terör Saldırılarına Tepkileri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz" vs göze ilk çarpan tezler...

TISD'nin 2006 raporunda oldukça ilginç olduğunu düşündüğümüz bir konu dikkat çekiyor:

TISD yalnız Türk polisini değil, Türki cumhuriyetlerdeki polisleri de ABD'de eğitmeye yardımcı oluyor!
TISD aracılığıyla (özellikle TISD'nin Türki kimliği kullanılarak) Türki cumhuriyetlerden getirilen polislerin, burada CIA ve FBI üyeleriyle tanıştırılmasının altında n eler yatıyor?
Yaşasın renkli devrimler!

Ve en önemli soruyu sona sakladık.
TISD'nin nasıl bir kurum olduğuna ilişkin açık bir ifade yok.
Kimi zaman yalnızca polislere yurtdışı eğitimini sağlayan bir organizasyon teşkilatı, kimi zaman CIA ve FBI ile Türk polisinin iletişimini sağlayan bir örgütlenme, kimi zaman ise yeni bir polis kuşağının yetiştirilmesini hedefleyen bir düşünce kuruluşu olarak tarif ediliyor.

Belki de tüm bunların yanıtını Zaman gazetesinin Samih Teymur'la yaptığı röportaj haberinin şu satırlarında bulmak mümkün:

ABD'de FBI, Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ve Yurtiçi Güvenlik Bakanlığı içindeki birimler ile Türkiye'deki ilgili birimlerin bağlantılarına yardımcı olduklarını belirten Teymur, "Güvenliğe çok farklı açılımlar getirecek yeni bir grup yetiştiriyoruz; hem akademik, hem uzmanlık alanı olan... Güvenlik biliminin altyapısı oluşuyor" dedi. (...)
Ancak TISD'nin icra Direktörü Cihangir Baycan, "Biz bir düşünce kuruluşu değiliz. Biz akademik birikime yöneliyoruz. Amaç, buradaki birikimleri oraya götürmek, bizdeki tecrübeleri buraya getirmek. Buraya gelen arkadaşların organizasyonu ve eğitim çalışmalarının takibine yoğunlaşıyoruz" diye konuşuyor.

Görüldüğü gibi TISD'nin iki yöneticisi birbiriyle çelişiyor. TISD'nin ne olduğunu ve ne amaçla kurulduğunu kendi yöneticileri tam olarak bilmiyor.
Başlangıçta yalnızca yurtdışı eğitimi organize etmek amacıyla kurulan TISD, gittikçe kendi görev alanında bulunmayan ilişkilere yöneliyor.

Buradan sonra yine sorular yöneltmemiz gerekiyor:

TISD üyesi olan polisler hangi kriterlere göre seçiliyor? ABD'den dönen polisler nerelere yerleştiriliyor? ABD'ye gönderilen polislerin cemaate yakın olduğunu söylemek kimseye şaşırtıcı gelmeyecektir.

Polislerin ABD'deki faaliyetlerini toparlarsak:

Eğitim-öğrenim için ABD'ye gönderilen polislerin neler yaptığı ortada . CIA ve FBI'yla iç içe olan emniyetçilerin Amerika faaliyetleri ortada. Polislerin cemaatle ilişki içinde olup olmadıkları ortada. O halde...

"ABD'deki polisler dosyası"nın bir sayfasını daha açalım.
Recep Gültekin adım duyanınız var mı?

Yazalım:

1953 Afyon Dinar doğumlu.
1970'te Ankara Polis Koleji'ne girdi. Ardından Polis Akademisi'nde okudu. Sonra mesleğe adım attı.
1990'da ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde "Polis Akademisi'ndeki Eğitimin Kalitesi Hakkında Öğrencilerin Algı ve Beklentileri" çalışmasıyla mastır yaptı.
Tez hocası kimdi dersiniz? YÖK Başkam Prof. Yusuf Ziya Özcan!

Recep Gültekin ile Prof. Özcan öğrenci-öğretmen ilişkisi yanında dost oldular; yedikleri içtikleri ayrı gitmedi.
Recep Gültekin, Prof Özcan sayesinde doktora tezi hazırladı. Emniyetin terfi ve atamalarındaki politikası ve politik ilişkileri üzerine çalıştı!
Recep Gültekin akademik çalışmalarını yürütürken polislik mesleğini de sürdürdü. Ankara Emniyet Müdürlüğü kadrosunda değişik birimlerde komiseriik yaptı.
Fehmi Koru'nun kardeşi Nabi Koru'nun konsolos olarak görev yaptığı Amerika Chicago Başkonsolosluğu'nda emniyet ataşesi olarak çalıştı.
Türkiye'ye döndüğünde Polis Akademisi Başkanlığı'nda şube müdürlüğü ve başkan yardımcılığı görevlerini yürüttü.
1990'lı yıllarda adı medyada, "Emniyet içindeki Fethullahçı müdürler" listesinde yer aldı.

Çıkan haberler üzerine, Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu ve Ünal Erkan'ın emniyet genel müdürlüğü yaptığı dönemde "başmüfettiş" kadrosuyla kızağa alındı. Ancak...
İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu döneminde yıldızı yeniden parladı ve teşkil atın yedi yıldır atama yapılamayan en kritik makamına, personel daire başkanlığına getirildi.

Milliyet gazetesi 12 Temmuz 1998 tarihli haberinde bakın ne diyor:

Personel Daire Başkanlığı'na yapılan "ani atamanın" yürürlüğe girmesiyle Emniyet Genel Müdürlüğü karargahı karıştı. Yapılan atamayla ilgili Milliyete konuşan bazı üst düzey polis şefleri atamanın yerinde olduğunu öne sürerken, bir bölümü ise Bakan Başesgioğlu tarafından yapılan seçim nedeniyle Emniyet Teşkilatı üzerindeki "dinci kadrolaşma" iddialarının yeniden gündeme geleceğini belirtti.

İlginçtir...
Aynı dönemde, 21 Temmuz 1998'de Emniyet Teşkilatı içine İngiltere'den bir kurum geldi: Uluslararası Polis Birliği (IPA).
Bu kurumun başkanlığını on yıldır kim yönetiyor biliyor musunuz? Recep Gültekin.
Uzatmayalım... Bütün bu bilgileri niye verdik ona gelelim...
Recep Gültekin bugün Emniyet Genel Müdürlüğü Dış ilişkiler Daire si başkanlığı görevinde.
Utah, New York, Washington ve Texas'ta mastır-doktora yapan polisleri yurtdışına bu daire gönderiyor.
Recep Gültekin'in ABD'ye gönderdiği polislerden biri de kim biliyor musunuz? Oğlu Komiser Sebahattin Gültekin!
Hukuki olarak suç olmasa da bu durum sizce ahlaki mi?
"Ahlaklı bir nesil yetiştirme gayesindeki" cemaat bu "seçime" kızmaz mı?
Üstelik... Neydi Recep Gültekin'in doktora tezi? Türk polis teşkilatında atama ve terfilerde kıyakçılık!

Polislerin hangi kıstaslarla, kimler tarafından ABD'ye gönderildiği açık değil mi ? Şimdi gelelim TISD üyesi polislerin ABD'de neler yaptığına mesele sine... Bunun için Utah'a gitmemiz lazım...
Utah'a gitmeden Ergenekon soruşturmasıyla gündem yaratan bazı belgelerin kaynaklarının neresi olduğunu bilemeyiz...
Amerika'daki polis faaliyetleri

Önce bilmeyenler için Utah'tan biraz söz edelim.
ABD'nin batı bölgesinde yer alan Utah eyaleti kayalıklar, çöller, akarsular, ormanlar gibi hemen hemen bütün doğal yer şekillerinin görüldüğü zengin bir coğrafyaya sahip.
Nüfusu 2,2 milyonun üzerinde.

Diğer eyaletlerle karşılaştırıldığında sessiz bir yapıda olan Utah'ta ilk dikkatinizi çeken olgu Mormon etkisi oluyor.
XIX. yüzyılda Hıristiyan Kilisesi'nden kopan Mormonlar, İncil'i kabul etmekle beraber kendi kitapları da olan bir tarikat.
Eyaletin çoğunluğunu oluşturan Mormonlar, eyalette muhafazakar dünyayı önemli oranda belirtiyorlar.
Mormonlar sayesinde eyalette yaşanan bazı tartışma başlıkları da size tanıdık gelecek. Bunlardan biri alkol meselesi.
İçki kullanımı eyalette yasal kısıtlamalarla sağlanıyor. Üye olmadan barlara girilemediği gibi, eyalet sınırları içinde satılan içkilerin alkol oranları çok düşük. Çünkü Mormonlar içki kullanmıyor ve kullanılmasını kısıtlıyor.

Mormonların bir diğer özelliği de çok çocuk yapmaları. Bu nedenle Utah'taki aileler çok çocuklu.
Yani, Mormon Kilisesi Tayyip Erdoğan gibi çok çocuk sahibi olmayı özendiriyor. Gelelim meselenin bizi ilgilendiren yönüne...
Mormonlar yönetimindeki Utah, cemaatin övgüyle söz ettiği bir eyalet.

Cemaat neredeyse kendine Utah eyaletini örnek almış durumda. Buradaki uygulamaların Türkiye'de de olabileceğini düşünüyorlar!
Bunu isteyenler yeni de değil. 1960'lı yıllarda ABD'ye giden Korkut Özal gibi isimler Mormonlarla ilişkiye geçip Türkiye'ye "dini bütün" olarak dönmüşlerdi.
Yani Mormonların Türkiye'yle ilişkisi hiç yeni değil. Ancak son yıllarda cemaat sayesinde bu ilişkinin boyut unun arttığı söyleniyor.
Mormonlar Türkiye'de pek bilinmeyen bir tarikat değil. Mormonlar Türkiye'de başka bir nedenle daha tartışılmıştı. Suikasta kurban giden öğretim üyesi-yazar Necip Hablemitoğlu, Mormonlar ile cemaatin paralelliğinden söz edip cemaatin İslam anlayışının ABD politikalarıyla uyumunu yazmıştı.
Rahmetli Hablemitoğlu'nun bu çalışmaları ise DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in cemaat hakkında hazırladığı iddianamede yer almıştı.
Anlayacağınız Mormonlar-cemaat ilişkisi mevzusu uzun ve derin!
Biz konumuza dönelim...

Utah eyaleti genelinde yaklaşık beş yüz Türk yaşıyor.
Bunlar Utah eyaletinin geneline yayılmış durumda. İçlerinde yalnızca Türkiye'den giden Türkler yok. Kerkük'ten Ahıska Türklerine kadar değişik bölgelerden Türkler de var. Cemaat bunlar içinde etkin faaliyet yürütüyor.

ABD'de de cemaat okulları var. Bu okullara kimlerin gittiği de ayrı bir merak konusu. ABD'de Türkler dışında kimse bu okullara rağbet etmiyor.
Bir de... Türki cumhuriyetlerden özel olarak getirilen öğrencilere rastlanılıyor.
Elbette bu politika ABD'yle uyumlu sürdürülüyor. Örneğin, Ahıska Türkleri yaşadıkları ülkelerde kimlikleri nedeniyle baskı gördüklerini söyleyip ABD'den göçmen vizesi alıyorlar ve hemen bu okullara başlıyorlar, ilginçtir kimlikleri nedeniyle baskı gördüklerini söyleyen kişiler eğitimden hemen sonra geldikleri ülkelere dönüyor! Ve her biri Soros'un finanse ettiği sivil toplum kuruluşlarında görev alıyorlar.
Cemaat bölgede sadece okul organizasyonlarıyla ilgilenmiyor.

Türk kültürünü tanıtan faaliyetlerde de bulunuyorlar. Utah'ta cemaatin düzenlediği Türk kültürünü tanıtım günlerinde gözleme yapa n türbanlı kızlar, ideal Türk tipi olarak sunuluyor.
Bunun ötesinde Türk kültürünü tanıtım günlerinde Ahıska Türkleri de kullanılıyor. Türbandan fese Türk kültürüyle en ufak ilgisi bulunmayan kıyafetler Türk kültürü olarak duyuruluyor.

Bu genel bilgilerden sonra gelelim polislerin öğrenim gördüğü Utah Üniversitesi'ne...
Utah Üniversitesi'nin adı Türkiye'de sürekli cemaatle anılıyor.

Ancak şunu belirtmek gerekir:

Utah Üniversitesi cemaatten ibaret değil. Türk akademisyenlerinin hepsi de cemaatçi değil.

Üniversitede bulunan Türk öğrenciler özellikle üç fakültede bulunuyor:

İktisat fakültesi, mühendislik fakültesi, siyasal bilimler fakültesi.
Cemaat üyesi öğrencilerin neredeyse tamamı siyasal bilimler fakültesinde, sayılan ise on kişi civarında. Cemaat bu özel öğrencilere burs sağlıyor.
Cemaat üyesi öğrenciler cemaatin evlerinde kalıyor.

Siyasal bilimler fakültesinin en tanınmışları, Fethullah Gülen hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan ve Zaman gazetesinde makaleleri yayımlanan, öğretim üyesi Hakan Yavuz ile aynı fakültenin öğrencisi olan Taraf gazetesi yazan Komiser Emrullah (Emre) Uslu.

Utah'ta polis öğrenci olan tek kişi Taraf yazan Emre Uslu değil. Polis Akademisi mezunu olan ve polis sitesi "sucveceza.com" da yazarlık yapan Komiser Fatih Balcı da Utah'ta doktora yapanlardan.
Ayrıca Zaman gazetesinde yazıları kaleme alan Şaban Kardaş da Utah'taki cemaatçi öğrencilerden.
Peki, bu öğrenciler sadece doktora mı yapıyor?

Cemaat üyesi öğrenciler düzenledikleri etkinliklerde Türkiye'yi, de mokrasinin ve inanç özgürlüğünün bulunmadığı bir ülke olarak tanıtıyorlar. Ordunun ve Kemalistlerin demokratik açılımları engellediğini ifade ediyor, AKP hükümeti ile cemaatin demokrasi mücadelesi verdiğinin altını çiziyorlar.
Cemaat üyeleri üniversite dışında da düzenli toplantılar yapıyor. Bu toplantılar cuma akşamları gerçekleştiriliyor. Toplantıya üniversite öğrencileri, cemaatin "abi"leri, cemaatin bölge temsilcileri katılıyor. Zaman zaman ise eyalet dışından isimler toplantıda bulunuyor.
Bu arada, cemaatle ilgili olduğu için TSK'dan atılan eski bir ordu mensubu da zaman zaman bu toplantıla ra katılıyor. ABD'de görevli bazı emniyet mensupları da bu toplantılara gidiyor.
Utah'ta cemaatin genel fotoğrafı bu şekilde...
Gelelim meselenin özüne...

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Amerika'daki Türk polisleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:33

TSK düşmanlığının merkezi

Son zamanlarda ABD/Utah üzerinden Türkiye'ye dönük faaliyetler kamuoyunda sıkça tartışılıyor.
Türkiye'de gizli olan pek çok "devlet belgesi" ve başta TSK'nın üst düzey komutanlarıyla ilgili olmak üzere pek çok kişisel günlük önce Utah'a gidiyor ve buradan servise konuluyor.
Utah merkezli bu psikolojik harbi kimler, niye yürütüyor?
Odatv.com'dan Barış Terkoğlu, kamuoyunun merak ettiği bu sorunun peşine düşüp Utah'a gitti. Önemli bilgilerle döndü...

Şimdi dosyanın ilk sayfasını açalım...
Utah Üniversitesi'nde doktora öğrencilerinden biri Taraf gazetesi yazarı, emniyet mensubu Emre Uslu'yu tanıyalım...

Önce bir düzeltme yapalım:

Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu'nun gerçek adı, Emrullah Uslu. "Emre Uslu", müstear adı. Niye müstear adıyla yazıyor? Kamu görevlisi olduğu halde, Taraf gibi "radikal" bir gazetede nasıl yazabildiği de tıpkı ismi gibi muamma.
Emrullah Uslu, Taraf gazetesinde Önder Aytaç'la beraber aynı köşeyi paylaştı. Uslu İle Aytaç, Polis Akademisi'nden tanışıyor.

Bir parantez açayım:

Taraf gazetesinin yazarı Komiser Önder Aytaç'ın babası Aysal Aytaç öğretmendi. 12 Eylül 1980 darbesinde Nurcu olduğu iddiasıyla tutuklandı. Fethullah Gülen'le İzmir'de o yıllarda tanıştı. Sonra Aysal Aytaç M illi Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim Öğretim genel müdürlüğüne kadar yükseldi. Efendim, hani soruyord unuz "Polisleri yurtdışına kimler nasıl gönderiyor?" diye. Fethullah Gülen'in yurtdışında açtığı okullara hangi bürokratların destek verdiğini ise artık sormayınız. Parantezi kapatalım.
Utah'taki Emre Uslu'ya dönelim, çünkü bu konu önemli.

Taraf gazetesinin Ergenekon soruşturmaları sırasında "içeriden" verdiği haberler hatırlanırsa, köşe yazarı Emrullah Uslu'nun ismi daha da önemli hale geliyor. Hele de Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın Emre Uslu'yla ilgili 6 Nisan 2007 tarihinde soruşturma başlatması bu konuyu daha da önemli kılıyor. Askeri Savcılık, Utah'taki bir polis hakkında niye soruşturma açmıştı?

Devam edelim:

Emrullah Uslu daha önce de belirttiğimiz gibi, Polis Akademisi mezunu. Terörle Mücadele Şubesi'nde komiser yardımcılığı görevinde bulundu. Akademiden sonra lisansüstü çalışmalarını devanı ettirdi.
Yüksek lisans tezini "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım üzerine yaptı. İlginçtir, 1999 tarihinde tamamladığı yüksek lisans tezi sırasında içişleri Bakanlığı'nın özel izniyle bir yıllığına Kanada'nın Toronto kentine gönderildi.

Hani şu Ergenekon soruşturmasına neden olan ifadeleri veren çakma haham Tuncay Güney'in yaşadığı yer! Hani hep merak edilen ve sürekli "yine mi Kanada, yine mi Toronto" denilen yer. Bilindiği gibi Atatürk'ü değil Humeyni'yi seven başörtülü kızlarımız da orada yaşıyor... Neyse...
Emrullah Uslu "Yeşil" tezinde ne yazıyor dersiniz; özetle diyor ki. "Yeşilin, Emniyet ve MİT'le bir ilişkisi yoktur; Yeşilin TSK'yla ilişkisi vardır."
Emrullah Uslu'ya göre "Yeşil", emekli General Veli Küçük'ün adamı. Tez, MİT görevlisi Mehmet Eymür'ün Yeşil'le ilgisine hiç değinmiyor! Eymür'ün kendisi değin i-yor, Uslu'nun tezi değinmiyor, ilginç!

Araya girip bir tespitte bulunmalıyım:

JİTEM'i kamuoyuna ilk duyuran gazeteci benim.
JİTEM'in Güneydoğu'da faili meçhul cinayetler işlediğini isim isim yazan ilk gazeteci benim.
Yeşili, yani Mahmut Yıldırım'ın adını, yasadışı faaliyetlerini ilk kaleme alan yazar benim.
Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in faili meçhul cinayetler başta olmak üzere tüm anlattıklarını kitap yapan gazeteci benim.
Behçet Cantürk gibi Kürt işadamlarının kimler tarafından nasıl öldürüldüğünü kamuoyuna ilk duyuran benim.
Tüm bunları yazdığı için ölüm tehditleri alan ve aylarca saklanmak zorunda k alan benim.

Ve şimdi ben diyorum ki:

JİTEM meselesinde maksat üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek?
Ergenekon soruşturması, dünyada son yıllarda renkli devrimlere sahne olan (Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna vs gibi) ülkelerde gördüğümüz psikolojik harp savaşına dönüştürülmüştür.
Hukuki değil, siyasi bir dava haline getirilmiştir.
Keşke Türkiye'deki bazı kanlı olaylara adı karışmış kişiler yakalanıp yargı önüne getirilip hak ettikleri cezaları alsalardı.
Dün Susurluk'ta bu olmadı, olamadı.

Peki ya bugün? Dava sürüyor, bugünle ilgili bir söz söyleyemeyiz. Ancak; son dönemlerde yandaş medya her karanlık eylemi JİTEM'in işlediğim yazıyor.
Bu konuda bir kafa karışıklığı yaratılmak isteniyor.
Bakınız; JİTEM resmi olarak yok; illegal bir örgütlenmenin adı o. Kuşkusuz devlet, karanlık olaylara karışmış bu kadrolu veya kadrosuz (PKK itirafçıları) isimleri korudu, kolladı.
Kendilerine JİTEM diyen adamlar cinayet işlediler.
Diğer yanda Jandarma Genel Komutanlığı'nın İstihbarat Birimi var.
Jandarma İstihbarat bugün Türkiye'nin en güçlü üç istihbarat kurumundan biri.
Hakkari'de de görev yapıyor, Edirne'de de...

Bu bilgilerden sonra gelelim işin özüne:

AB ve ABD diyor ki, "kırsal alandaki güvenliği artık jandarma güçlerinden alın, polise verin!"
Hatta, "Jandarma Genel Komutanlığı'nı kaldırın" demeye getiriyor ve ekliyorlar, "bunun yerine polis i güçlendirin!"
Şimdi bu bilgilerden sonra yandaş medyanın her taşın altında ne den JlTEM'i aradığım anladınız mı?
Tüm bu bilgi kirliliği arasında sinsice psikolojik bir savaş yürütülüyor.
Yani mesele üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.
Bu tespitimizden sonra Utah-Uslu meselesine devam edelim...
Komiser Emrullah Uslu, Taraf gazetesinden önce de çeşitli gazetelerde yazarlık yaptı.

Makalelerinin yayımlandığı gazeteler şunlardı:

Yeni Şafak, Zaman ve Today's Zaman ile Barzani ailesi ve Talabani'yle oldukça iyi ilişkiler içinde olan İlnur Çevik'in sahibi olduğu Anatolian News.
Emrullah Uslu sadece gazetelere makale yazmadı; İçişleri eski Bakanı Abdülkadir Aksu ve başbakanın danışmanı AKP Milletvekili Ömer Çelik'e de yazdığı raporları gönderdi.
21. Taraf yazarı Komiser Önder Aytaç'ın kardeşi Özgür Aytaç'ın da Abdülkadir Aksu'nun danışmanı olduğunu belirtelim.

Kürtlerle ilgili özel bir kütüphaneye sahip Emrullah Uslu doktorasını Utah Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde Kürtler üzerine yaptı.
Sekiz yıl ABD'de kalan Uslu, yazılarında özellikle Barzani hareketinden hep övgüyle bahsetti. Kürtler arasında da İslamcı ve liberal siyasetin yaygınlaşmasını savundu. Türk devletine akıl vermeden de edemedi; PKK'ya alternatif olarak gördüğü Barzani hareketinin desteklenmesi gerektiğini özenle vurguladı.
Peki... Bir kamu görevlisi olan Uslu'nun bu kadar uzun bir süre yurtdışında kalması hangi yasaya dayanıyordu?
Devlet Memurları Kanunu buna izin veriyor muydu?

Söz konusu kanun maddeleri, burs kazanan memur "gidebilir" diyor. Bu süre iki seneydi. Eğer gerekli görülürse bir kat uzatılabilirdi. Yani bu süre dört seneye çıkarıl a-bilir, ancak gerekli şartlarda.
Kısacası Emrullah Uslu dört yıl içinde geri dönmezse görevden atılmak durumundaydı.
Uslu nasıl oluyordu da sekiz yılını yurtdışında geçiriyordu?
Kanun, "daha fazla kalabilmek için MİT mensubu olmak ve Başbakanlık tarafından özel izin almak gerekiyor" diyor.

İşte tam da burada akla şu soru geliyor:

Taraf yazarı Emrullah Uslu MİT mensubu muydu?
Odatv.com'un gündemi sarsan bu haberine, birinci ağızdan Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan cevap geldi.
M İT, odatv'ye yaptığı açıklamada, Uslu'nun MİT mensubu olmadığını ve kendilerinden burs almadığını söyledi.
Peki, Emrullah Uslu'yu kim, neden koruyordu?
Bu soru çok anlamlı; çünkü...

Türkiye'yi karıştıran, tartışmalara neden olan pek çok sahte belge Utah üzeri n-den gelmişti. Utah'ta bulunan bir grup, çeşitli internet siteleri aracılığıyla bu belgeleri yayınlamıştı. Ve bu belgeler kısa sürede Türkiye'nin gündemine oturuvermişti!

Ülkeyi karıştıran bu yayınlar hangileriydi, önce bunu hatırlayalım:

Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay başkanlığı görevine geleceği günlerde kendisine karşı yoğun bir kampanya başlatıldı. Kampanyayı yürütenler, Türkiye'de önemli isimlere Genelkurmay başkanının Yahudi kökenli olduğuna dair mesajlar çekti. Başta yandaş medya ve internet siteleri, kaynağı meçhul bu bilgileri sayfalarına taşıdı.
Söz konusu haberde, Orgeneral Büyükanıt'ın dedesi Mehmet Yaşar Efendi'nin Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerle birlikte hareket ettiği anlatıldı, resmi görevli Mehmet Efendi'nin Yahudi istihbarat Örgütü "Nili" adına çalıştığı yazıldı. Ve bu kaynağı meçhul iddiaya göre Mehmet Efendi sonunda Osmanlı istihbaratı tarafından infaz edildi.
Yazılanlar bütünüyle yalandı.
Sonra öğrenildi ki, haberler internet ortamından Utah'tan geliyordu ! Peki, bu sahte bilgileri Utah'tan kim sızdırıyordu ?

Bu meçhul kaynağın bir özelliği dikkat çekiciydi:

Kaynak, Ortadoğu tarihi konusunda oldukça geniş bir bibliyografya ya sahipti. Akademik bir formasyonla bu iddiayı yazmıştı ve birçok ki taba atıfta bulunmuştu. Bu notu unutmayınız. Devam edelim...
Bu kaynağı meçhul yayınlarla yapılmak istenen açıktı. Cemaate karşı hoşgörülü olduğu bilinen Orgeneral Hilmi Özkök 'ün Genelkurmay başkanlığındaki görev süresi doluyordu. Yerine ise Orgeneral Yaşar Büyükanıt gelecekti.
Gizli kaynak karışıklık çıkararak Büyükanıt'ın gelmesini engelleyip Özkök'ün süresini uzattırmayı mı amaçlıyordu?
Bilemeyiz.

Bildiğimiz bu bilginin nereden sızdırıldığı...
Bu kaynağı meçhul iddiaları yayınlayan site "kursadhareketi.org'' idi. Alıcı ismi olarak "Alperen Türk" adı kullanılmıştı.
Sitenin, adının hem "Kürşad" olması hem hem de alıcısına "Alperen Türk" gibi milliyetçi bir isim vermesi dikkatinizi çekmiştir.
Adı milliyetçi olan bu sitenin içeriği oldukça dini nitelikteydi. Yani meçhul kaynak isimlerle kendini saklıyor, ancak yayınlarla bu örtüyü tam kapatamıyordu.

Devam edelim...
Kaynağı meçhul Utah merkezli servis sağlayıcı, yayınlarına devam etti.
Bu kez kamuoyu gündemine getirilen "Genelkurmay Andıcı" olarak bilinen, TSK'nın bazı gazeteciler, yazarlar, işadamlarıyla ilgili raporlarını içeren belgeydi. Genelkurmay Savcılığı'nın açıklamasına göre belge 12 Ekim 2006 tarihinde ordudan çalınmıştı.
Genelkurmayın yaptığı soruşturmaya göre, bu belge önce Utah'a gitmiş ve buradan Türkiye'ye servis edilmişti.

Durun, bitmedi...
Ergenekon soruşturmasının en çok önem verdiği, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen ve içinde darbe planlarının anlatıldığı günlükler de Utah üzerinden Türkiye'ye gelmişti.
Bu günlükler "denizcuersitesi.com" adresinde yayınlamıştı. İlginçtir, bu adres de Utah üzerinden bir servis sağlayıcısından alınmıştı.

Hatırlatma yapalım:

Hem andıç hem darbe günlükleri ilk olarak Nokta dergisinde yayımlandı. Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş darbe günlüklerini, Nokta dergisi yazarı Ahmet Şık ise andıç belgelerini haber yaptı.

Nokta kapanınca Alper Görmüş ve Ahmet Şık Tarafa geçtiler. Utah merkezli kimliği meçhul kaynağın haberlerini kullananların hemen hepsinin Tarafta, çalışmış olması ilginç değil mi?
Bu tür haberleri sadece Nokta, Taraf yapmadı. Yandaş medya da bu haberlere çok ilgi gösterdi. Onların haber kaynakları ise artık hiç şaşırtıcı değildi; TSK hakkında yolsuzluk iddiaları yayınlayan "yolsuzluk.com", "rusvet.cjb.net", "soygun.cjb.net" gibi sitelerdi ve onların kaynağı da Utah'tı!
Görüldüğü gibi Utah gizli devlet belgelerinin yayınlandığı bir odak haline gelmişti.

Peki, olayın biraz daha ayrıntısına girelim. Bu işleyiş nasıl gerçekleşiyordu?
Çalınan belgeler Türkiye'de internet bağlantısı olmayan bir bilgisayarda elektronik ortama kopyalanıp, ardından herhangi bir internet kaleden mail olarak Utah'a gönderildi.
Utah'tan sahte isimle site alan alıcı ise bunu siteye ekledi. Böylelikle bu belgeler yayınlanmış oldu.
Bu yayın hemen Türkiye'deki yandaş medyanın kulağına fısıldandı. Ve yandaş medya Utah adını geçirmeden ilgili sitenin adını kullanarak haberi alıp yaptı. Böylece hem haberi veriyor hem yasal sorgulamadan kurtulmuş oluyorlardı. Çünkü onlar yayınlanmış bir belgeyi haber yapıyorlardı.
Utah'taki kaynak da kendisini rahatça saklıyordu. Özetle şebekenin hareket tarzı böyleydi...

Gelelim merakla beklenen soruya:

Bu işleri organize eden kimliği meçhul kaynaklar kimdi?
Her şeyden önce Genelkurmay arşivlerine ya da devlet kademelerin deki gizli belgelere Türkiye'de ancak istihbarat ya da emniyet kuvvetlerinin ulaşabileceği bilinen bir gerçek.
Utah'tan bu belgeyi alan kişi ise doğal olarak bu emniyet ya da istihbarat yapısıyla ilişkili olmak durumunda.
Bu da Utah'ta bulunan, emniyet kuvvetleriyle ilişkili bulunan ve TSK karşıtı ol arak bilinen isimleri düşündürüyor.
Emrullah Uslu Utah'ta Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü'nde doktora yapan bir komiser.
Bu kimliği meçhul kaynak Taraf gazetesi yazarı Komiser Emrullah Uslu olabilir mi? Nitekim Askeri Savcılık da böyle düşünmüş olacak ki Emrullah Uslu hakkında soruşturma başlattı.

Elinizdeki kitapta adı sık sık geçen bir isim yine karşımıza çıktı:

Graham Fuller!

İşte CIA'nın bir dönem Türkiye masasının sorumluluğunu yürüten Graham Fuller ile Taraf gazetesinin komiser yazarı Emrullah (Emre) Uslu Washington'da zaman zaman görüştüler mi?
Örneğin bu görüşmelerden biri 29 Ekim 2008 tarihinde Washington'da gerçekleşti mi?
Emrullah Uslu'nun son dönem faaliyetleri, Utah'tan sızan gizli belgelerle ilişkileri, orduyu ve ulusalcıları eleştiren yazılan düşünüldüğünde, CIA ajanı Fuller ve Komiser Uslu'nun böyle bir görüşme yapması dikkat çekici hale geliyor.
Üstelik "Ergenekoncu" olduğunu iddia ettiği kesimlere sert eleştiri leriyle bilinen Emrullah Uslu'nun Gladio'nun ve Yeşil Kuşak Projelerinin mimarı olan Graham Fuller'la kurduğu yakın ilişki, pek çok kişinin kafasını berraklaştıracaktır.
Ergenekon operasyonunun "ulusalcı yükselişin önüne geçme" projesi kapsamında yapıldığı iddialarını da bu paralelde düşünmek gerekiyor.

Bitmedi...
Emrullah Uslu, Washington'da Jamestown Vakfı'nda çalıştı. Yani birileri Emrullah Uslu'ya hep kol kanat gerdi.
Jamestown Vakfı, 1983 yılında kurulmuş bir düşünce kuruluşu. ABD dışişlerine strateji üreten kuruluş, o yıllarda ABD dış politikasına denk düşen tipik bir antikomünist söylemle çalıştı. Sovyet gücünün sınırlandırılması, kuruluşun başat stratejisiydi. Sovyetler Birliği çözüldükten sonra ise vakıf yine ABD dış politikasına denk düşecek şekilde bir stratejik çalışma izledi.
Vakıf, çalışma alanını, Türkiye'yi de içine alacak şekilde Ortadoğu ve Kafkasya olarak belirlemiş. ABD'nin bu bölgelerdeki iddiası düşünülürse vakfın önemi ortaya çıkıyor. Bunun ötesinde vakıf pek çok eski diplomat, istihbaratçı, politikacıyla ortak çalışmalar yürütüyor.
Peki, bu vakıfta Komiser Emrullah Uslu nasıl çalıştı?

Vakıf bu göreve getireceği ismi bir ilanla arıyordu. İlanda göreve getirilecek kişinin nitelikleri arasında "ABD'de kalma sorunu olmaması" ifadesi geçiyordu. Kısacası vakıf, göreve getireceği ismin ABD'de yaşamasını istiyordu. Bir süre sonra ülkesine dönecek bir ismi istemiyordu. Emrullah Uslu bu göreve nasıl geldi? Uslu, kadrosu emniyette bulunan bir polis değil mi? Eğ itimi bitince görevine dönmeyecek miydi?

Ancak nasıl olduysa oldu, birileri Emrullah Uslu'ya aracı oldu, vakıfta işe alındı.
Uslu 17 Şubat 2009'da vakfın bir toplantısında konuşmacı olarak görev aldı. Vakfın düzenleyeceği konferansın başlığı, "Energy Security Challenges to Europe and America in Eurasia" yani "ABD ve Avrupa'nın Avrasya'daki Enerji Güvenliği Sorunları'ydı.

Tam da ifade ettiğimiz gibi, konferans ABD dış politikasına dönük bir çalışma. Emrullah Uslu'nun konferanstaki konuşma başlığı "The PKK & BTC Pipeline Security" yani "PKK ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Güvenliği" idi.

Neyse...
Emrullah Uslu konusunu çok uzattık. Umarım meselenin özü ortaya çıkmıştır.

Bu bölümü kapatmadan son bilgileri verelim:

Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın Utah'la ilgili soruşturması çok ilginç bilgileri ortaya çıkardı.
Emrullah Uslu halen emniyet mensubuydu. Ancak sekiz yıldır ABD'de bulunan Uslu üç ayda bir "okyanus ötesi uçamaz" yazan doktor raporu gönderiyordu. Bu raporu nasıl aldığı da ayrı bir konu.
Bu sayede yıllardır ABD'de bulunmaya devam ediyordu. Emniyet odatv'nin yayınları üzerine Emrullah Uslu'nun çok acil olarak geri çağrılmasına karar verdi. Emrullah Uslu'dan gerekirse gemiyle geri gelmesini isteyecekti.

Emrullah Uslu, 2001 yılı ağustos ayında gittiği ABD'den 2009'da Türkiye'ye döndü. Önder Aytaç'la Taraf gazetesinde makale yazmayı sürdürdü. Ancak bu durum kısa sürdü; ikili ayrıldı; ayrı ayrı makale yazmaya başladılar.
Emrullah Uslu bugün hem polislik yapıyor hem de Tarafta köşe yazarlığı! Meslektaşları, basın açıklaması yapmaları ya da bir şikayetlerini dile getirmeleri durumunda bile disiplin cezası alırken, Uslu köşe yazarlığına devam ediyor!
Samih Teymur da Türkiye döndü; Anadolu'da bir şehirde görevlen dirildi. Gelen bilgilere göre Washington'daki polis enstitüsü TISD kapatıldı. Kitabın adını "Deşifre" mi koysaydım acaba?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Amerika'daki Türk polisleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:33

Cemaatten koptular

Prof. Dr. Hakan Yavuz, Utah Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi öğretim üyesi.
Türkiye'de yazdıklarıyla, söyledikleriyle, politik, dini tercihleriyle hep konuşulan bir isim.
AKP'li Edibe Sözen 'in eşiydi. Ayrıldılar. Ama ilişkileri arkadaş olarak hala sıcaklığını koruyor.
Hakan Yavuz ismi ile Fethullah Gülen cemaati, bilindiği gibi sık sık yan yana geliyordu bir dönem.

Son dönemde Hakan Yavuz, Fethullah Gülen cemaatini eleştirerek, kendisinin artık ilişkili olmadığım açıkladı:

Şimdiye kadar bu anlamda tüm cemaatlerden uzak durdum. Kısacası, ben kendimi cemaat mensubu olarak görmedim.
Bazı cemaatler beni kendi mensupları şeklinde algılamış olabilirler. Kişisel görüşüm, Türkiye'de bir cemaate mensubiyetin büyük oranda "yükselme" veya "belli kazanımlar elde etme" amacı taşıdığıdır. Benim bunlara hiçbir zaman ihtiyacım olmadı.

Öte yandan ben cemaat karşıtı bir insan da değilim. Bu bir çelişki gibi görülebilir. Ancak, bir sosyal bilimci olarak böylesine etkili bir olguya karşı da ilgisiz kalamazdım.
Ne var ki söz konusu cemaatin bugünkü "konumundan" ciddi şekilde, hem demokrasimiz açısından hem de toplumsal barış açısından kaygı duyuyorum.
Bir akademisyen olarak bu kaygılarımı Reuters Ajansı'nda ve çeşitli gazetelerde dile getirdim.

Rahatsızlık nedenlerim şunlar:

1) Cemaat samimi değil; cemaatin içeride ve dışarıda geliştirdiği birbirine zıt iki ayrı dili var.
2) Cemaat bir siyasi proje peşinde ve bu Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine uygun bir proje değil.
3) Cemaatin gerek içeride, gerekse uluslararası alanda meşruiyet arayışı, dış aktörler karşısında zayıflığı, onu edilgen bir konuma sokmuş; bu nedenle işbirliği yaptığı uluslararası aktörlerle ilişkisi sorgulanmalıdır.
4) Cemaat özelde Said-i Nursi'nin Risale-i Nur'unu, genelde ise İslam'ı "araçsallaştırmıştır." Gittikçe İslamsız bir İslam anlayışı hakim olmakta ve güce odaklanmış bu İslam anlayışı ahlaki çekirdekten uzaklaşmaktadır.

Bunları görebilen biri olarak benim herhangi bir cemaat yapışma aidiyetimin olması mümkün değil.
Cemaatler bana göre özgür düşünceye yer veremezler.
Ayrıca, cemaatler doğaları gereği farklılıkları değil "aynılaşmayı" savunur.
Bu bağlamda her zaman farklılıkların zenginlik kaynağı ve hayatın olağan yapısı olduğunu savunan, sosyal olguları anlamaya odaklanmış, düşüncelerle dans etmeyi seven biri olarak benim, şu veya bu cemaatin "talebesi" olduğum iddiası doğru değildir.

Evet, Hakan Yavuz ısrarla Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisinin hiç bir zaman bulunmadığını ve cemaati desteklemediğini söylüyor. Peki, gerçekten öyle mi?
Hakan Yavuz bugüne kadar cemaatle aynı karede bulunmaktan hiç çekinmedi. Zaman gazetesinde makaleler yazdı. Cemaati savunan akademik çalışmalar yayımladı. Cemaatin düzenlediği konferanslarda baş konuşmacı oldu. Hatta The Emergence of A New Turkey: Democracy and AK Parti kitabı, AKP tarafından tanıtım kitapçığı olarak dağıtıldı. Cemaat tarafından düzenlendiği bilinen Abant Platformu'nun Washington toplantı larına konuşmacı olarak katıldı.

Hakan Yavuz, "Gülen Hareketi: Türk Püritenler" isimli makalesinde Fethullah Gülen'i sosyal çığır açan birisi (social innovator) olarak tanımladı.
İstikrarlı bir Türkiye için İslami değerler ile Kemalist siyasi sistem arasında bir denge gerekir. Gülen hareketi bu dengeye bir ulaşma yolu sunuyor" dedi.

Hakan Yavuz, ABD'de AKP iktidarından rahatsız olanlar için şu tespiti yaptı:

"Türkiye'deki değişimden rahatsız olanlar genellikle Türkiye'de yıllardır iktidarda olan kokuşmuş yönetici sınıflarla işbirliği halinde olan ve onlara dış meşruiyeti sağlayanlardı.
(06.11.2002, Zaman.)

Cemaate ilişkin açıklamalarını tekrarladığı SkyTürk'teki Serdar Akinan'ın programında Hakan Yavuz, Cumhuriyet'in sorunlarını ahlaki olarak tanımlayıp Said-i Nursi'ye dönülmesini savundu.
Açıkçası Hakan Yavuz yıllarca cemaati memnun eden faaliyetlerin içinde oldu. Görüş olarak bir İslami Calvinciliği savundu. Sufi İslam'ı kendine kaynak olarak gösterdi. Cemaatin eğitim, ekonomi, siyaset alanında sivrilmesini ve piyasayla bütünleşmesini, bu değişimin temsilcisi olmasına bağladı. Cemaati övdü.
Överken cemaat için "Bir Türk Protestanlaşması ve Türk Siyonizmi'dir" gibi ilginç sıfatlar kullandı. Kısacası Hakan Yavuz her fırsatta cemaatin tezlerini belirli bir sistematikle savundu.
Sanırız Hakan Yavuz'un fikirsel dünyasını açıkladık. Biraz da Utah günlerini anlatmamız gerekiyor.

Hakan Yavuz son dönemde İslamcı harekette moda olan İsrail'de doktora yapanlar kervanına, 1989'da Hebrew Üniversitesi doktora programına girerek katıldı.
2001'de Joan B. Kroc Enstitüsü'nde Rockfeller bursuyla Fethullah Gülen üzerine araştırma yazdı. Sonra Utah'ta Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü'nde öğretim üyeliği görevine devam etti.
Cemaatin Utah faaliyetlerinin son bulduğu anlaşılmasın.

ABD'de cemaati takip edenlerin karşılaştıkları bir vakıf var:

Türk Kültür Vakfı. Türk Kültür Vakfı'nın başında Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın eski bir mensubu olan Güler Köknar var.
İlginçtir, Türk kültürünü tanıttığı iddia edilen ve bu sayede bakanlıklardan destek alan kuruluşun sembolü Osmanlı tuğrası!

Vakıf ABD'de yapılan etkinliklere adeta para akıtıyor.
Geçtiğimiz yıl yapılan festivaller için üç milyon dolar harcadı. Festivalde Türk kültürü olarak tanıtılan ise yağlı güreş, mehter takımı, fesli ve türbanlı gençler, Osmanlı çadırıydı.
Konuşmalarda İslami vurgular dikkat çekti. Üstelik ABD'de konuşulanlar, festivalin 19 Mayıs'ta gerçekleştirilen Türk Yürüyüşü'ne alternatif olarak düzenlendiği yönünde.
Festivale AKP'li milletvekilleri katıldı. Üstelik festivalin düzenlenmesine vakıf ile dönemin Dışişleri Bakanı Babacan'ın beraber karar verdiği söyleniyor.

Vakfın, Utah Üniversitesi Siyasetbilimi Fakültesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi tarafından gerçekleştirilen pek çok çalışmayı desteklediği iddia ediliyor.
Merkezin Türkiye üzerine yaptığı çalışmalara zaman zaman vakıf tarafından fon sağlandığı herkes tarafından dile getiriliyor.
Örneğin, 2006 tarihinde Utah'ta "Bir İslam Kentleşmesi Modeli Konya-Dönüşmekte Olan Şehir Konya" isimli bir sempozyum düzenlendi. Sempozyumda cemaatin ekonomik gücünün en fazla olduğu Konya, İslam'ı ekonomiyle modernleştiren şehir olarak anlatıldı.
Konferansta elbette Hakan Yavuz ve cemaate yakın olduğu belirtilen Hasan Kösebalan, Yasin Aktay, polis yazar Fatih Balcı gibi isimler de vardı.

Bunlardan Hasan Kösebalan geçtiğimiz aylarda TSK eleştirileriyle gündeme gelen USAK'ın strateji yazarlarından. Zaman gazetesinde de yazıyor.
Yasin Aktay ise Yeni Şafak gazetesi yazarı. Konya Selçuk Üniversitesi öğretim görevlisi. Çok ilginçtir, Aktay tezini "ABD'nin Utah eyaletin de Utah Üniversitesi büny esinde; Mormonların iş ahlaki ile Anadolu'da yeni gelişen burjuvazi sınıfının çalışma ahlakları arasında karşılaştırmalı bir çalışma" olarak yaptı.
Fatih Bala'nın ise polis yazarlardan olduğunu zaten yazmıştık.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Amerika'daki Türk polisleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:34

Utah'tan gelen polis müdürü

Cemaatin gazetesi Zaman yazarlarının hep yüksek mevkilere geldiklerini görebiliyoruz. Polis Akademisi başkanlığına Zaman gazetesi yazarı, akademisyen Prof. Dr. Zühtü Arslan'ın getirilmesi bunun örneğidir.
Zühtü Arslan ismi önümüzdeki dönem çok tartışılacak. Çünkü Arslan'ı bu konuda önemli kılan bir soruşturma var.
31 ağustos 2007 tarihinde Hürriyet gazetesinde çıkan habere göre Arslan hak-kında, "polis ile askeri karşı karşıya getirmek" gerekçesiyle inceleme başlatıldı.

Polis Akademisi'nin başına getirilen Arslan, yapmış olduğu açıklamaların askerde rahatsızlık yaratmasıyla biliniyor.
Arslan'ın genel görüşleri, askerin yetkilerinin azaltılması doğrultusunda. Bu konuda George Soros tarafından fonlanan TESEV Vakfı 'na yazdığı "Almanak" nedeniyle Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından suç duyurusunda bulunuldu.

TSK'yı yıprattığı gerekçesiyle, açıkça eleştirilen Arslan'ın Polis Akademisi'nin başına gelmesinin gerekçesi ne olabilir?
Daha önce AKP'nin hazırlattığı sivil anayasa taslağının mimarların dan olan Arslan, Atatürk'e hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Atilla Yayla'ya destek bildirisi ile türbana serbestlik tanınmasını isteyen bildirinin de imzacısı.

Gelelim bizim konumuzu ilgilendiren hikayesine.
Polis Akademisi Müdürü Prof. Arslan, Utah'ta bulunan Atlas Ekonomik Araştırmalar Vakfı için de araştırma yaptı.
Arslan'ın Utah'taki bu kuruluş için yaptığı çalışmanın başlığı da ilginç: "Özgürlüğü Savunmanın Yükü: Türkiye Örneği."
Arslan, Avrupa Konseyi, İngiliz Büyükelçiliği, Avrupa Birliği gibi kurumların Türkiye için hazırladıkları pek çok projede çalıştı.
Bunlardan en dikkat çekici olanı Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyonu için 2004 yılında hazırladığı, "Dinler Arası ilişkiler: Seküler ve Demokratik Bir Sistemde Barış içinde Bir Arada Varoluş Arayışı" başlıklı projeydi. Proje Fethullah Gülen cemaatinin dinler arası diyalog kampanyasıyla paralel yürütüldü.
Zaman gazetesinde yazıları yayımlanan Arslan'ın akademi başkanlığına getirilmesine artık kimse şaşırmıyor.

Türkiye bugünlere bir günde gelmedi:

Polis Teşkilatı bir günde cemaatin kontrolünü ele geçirmedi. Bu konuda çok politikacının vebali vardır.
En çok da 1970'li yılların sonunda solcuları emniyet içinden temizlemek için onları "cuntacı" olarak gösterip teşkilattan atanların...
Polisin vebali
Tarih, 27 Kasım 1979.
Yer, TBMM.

Meclis genel kurulunda kürsüye çıkan bir MHP milletvekili, CHP Senatörü Hasan Fehmi Güneş'in içişleri bakanlığı döneminde, aranmakta olan bir solcuyu makam otomobiline alarak Harp Akademileri toplantı sına götürdüğünü söyledi.

Bu sözler hemen CHP'li Güneş'e ulaştırıldı. Senatörler, ortak toplantı olmadığı sürece milletvekili genel kurulunda konuşamazlardı.
Senatör Güneş, senato genel kurulunda gündem dışı konuşmak üzere söz aldı ve oldukça sert ifadelerle olayın yalan olduğunu söyledi.
Sözünü bitirip kürsüden inerken AP'li Senatör Ömer Naci Bozkurt, "Ya doğruysa?" diye laf attı. Ortalık karıştı.
Oturuma ara verildi, ama kavga kuliste de sürdü. Bir grup AP'li küfür ederek Güneş'e saldırdı.
Kavga esnasında Güneş belindeki Smith Wesson tabancasını çıkarıp AP'li Bozkurt'un kafasına vurdu. (Bu dava uzun yıllar Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü; Güneş ceza aldı.)
AP'li Senatör Bozkurt da, elindeki çantayı Güneş'in yüzüne fırlattı. Çarpmanın etkisiyle çanta açıldı ve içinden çıkan belgeler her yana dağıldı.

Bu arada araya giren kişiler tarafından kavga yatıştırıldı.
Dağılan belgeler toplanırken olayın seyri değişti. Çünkü...
Uzun yıllar emniyet müdürlüğü, emniyet genel müdürlüğü yapan AP'li Ömer Naci Bozkurt'un çantasından çıkan belgeler valiler, kayma kamlar, emniyet müdürleri, emniyet amirleri vs personelin, "müspetler" ve "menfiler" diye fişlendiğini ortaya çıkardı.
Gözler AP'li Senatör Bozkurt'a çevrildi.

Bozkurt, bu raporu kimin hazırlığını bilmediğini, kendisine vereni ise hatırlayamadığım söyledi.
Raporu kimin hazırladığı hiçbir zaman öğrenilemedi. Kimin döneminde hazırlandığı konusunda tahminler yürütüldü.
Raporda "müspet" ya da "menfi" olarak isimleri geçenlerin görev yerleri yazılıydı. Buradan yola çıkanlar -günümüzün moda deyimiyle-"andıç"ın 1977-78 yıllan arasında yazıldığını iddia etti.
O dönemde içişleri bakanlığı koltuğunda kim oturuyordu dersiniz? MSP'li Korkut Özal!
Peki, emniyet genel müdürlüğü makamında kim vardı?

Vecdi Gönül! Bir anımsatma yapmalıyım:

1974'te MSP'li Oğuzhan Asiltürk'un içişleri bakanlığına getirilmesiyle başlayan süreç, "takunyalılar" dönemi diye adlandırıldı. Bunun nedeni, artık bakanlık ve ilgili teşkilatlarda göze sokarcasına takunya giyip aptes alınmasıydı.
Bir diğer tahmin ise, "andıç"ın yeni kurulan AP azınlık hükümetinin çıkaracağı İçişleri Bakanlığı Kararnamesi'ne yönelik hazırlandığıydı.
Sonuçta "amacı" başka olsa da...
12 Eylül 1980 askeri darbesi bu "andıç"a göre İçişleri Bakanlığı'nda büyük bir kıyım yaptı. Valiler, emniyet müdürleri bu listelere bakılarak teşkilattan atıldı.

İlgili raporun, hangi personeli "menfi", hangisini "müspet" olarak değerlendirdiğini tablolarda göreceksiniz.
"Müspet" isimlerin yıllar içinde nasıl yükseltildiklerini tek tek göstermek isterdim.

Ancak yer darlığı nedeniyle sadece birkaç isim sıralayabiliyorum:

Vecdi Gönül (emniyet genel müdürü, AKP'nin savunma bakanı), Abdülkadir Aksu (ANAP ve AKP'nin içişler i bakanı), Sabahattin Çakmakoğlu (MHP'nin içişleri b akanı), Sadettin Tantan (ANAP'ın içişleri bakanı), Saffet Arıkan Bedük (emniyet genel müdürü), Oğuz Kaan Köksal (emniyet genel müdürü), Hamdi Ardak (İstanbul emniyet müdürü), Reşat Ak kaya (Ordu valisi), Nusret Miroğlu (Hatay valisi), Ertuğrul Oğan (emniyet genel müdürü yardımcısı), Uğur Gür (Bolu emniyet müdürü) vs.

Peki, "menfilere" ne olmuştu ?
Rapora göre "menfi" vali, müfettiş, kaymakam, emniyet müdürü, emniyet amiri vs görevlerdeki personelin hemen hepsi "cuntacı"ydı!
Bu nedenle "menfilerin" hemen hepsi 12 Eylül 1980 askeri darbesin den sonra tasfiye edildiler; iki satır yazıyla kimi ihraç edildi, kimi resen emekliye sevk edildi.
12 Eylül'de 89 vali, 226 emniyet müdürü, emniyet amiri ve 550 emniyet görevlisi resen emekli edildi. Kimilerine göre tasfiye edilenlerinin sayısı on bini buldu...

Adına ister rapor, ister "andıç" diyelim, hazırlanan listeler sözümona bir "cuntanın" da varlığını gösteriyordu!
"Cunta"nın başında Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Atama Şube Müdürü Muzaffer Özbayrak vardı.
Güya bu nedenle emniyetteki personel atamalarının başına getiril mişti!

Hakkındaki "değerlendirme" şöyleydi:

"Marksist militan. Emniyetteki komünist cuntanın lideri. Çok tehli keli."
Ne sertifikalarının ne ödüllerinin bir önemi olmuştu; "cuntanın lideri" Özbayrak, genç yaşında resen emekli edilivermişti.
Bugün Ankara'da avukatlık yapıyor; Gençlerbirliği ve Türkiye Boks Federasyo-nu'nda aktif görevler üslenerek Türk sporunun gelişmesi için çaba sarf ediyor. Şanslıydı, çünkü onun döneminde henüz "Ergenekon" yoktu!
"Cuntanın" en tehlikeli adamı ise "Mao Mustafa'ydı!

Mustafa Gündeşlioğlu hakkındaki "andıç" şöyleydi:

" 'ınao Mustafa' ismiyle maruf CHP döneminin kurmayı. Sivil Savunma başkanvekili ve Muğla vali vekili. Komünist, anarşist militan. Çok tehlikeli." Doğal olarak (!) Gündeşlioğlu da resen emekli edildi.
"Çok tehlikeli" Gündeşlioğlu, yıllarca Mülkiyeliler Birliği yönetimin de, Çukobirlik genel müdürlüğünde bulundu; İnsan Hakları Vakfı'nın kurucularından oldu!

Listelerde okuyacaksınız ama birkaç küçük not daha eklemeliyim:

Örneğin, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Yiğit hakkındaki "değerlendirme notu" Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan dinleme skandallarını anımsatıyor:

"CHP partizanı, ancak ikili oynar, AP'yle irtibatlıdır. Dinleme konusunda ihtisası vardır. CHP döneminde politik dinleme ve gayrimeşru istihbarat yapmıştır." Bir zamanlar ne kadar da masummuşuz!

Yine günümüzde yaşadığımız bir olayla ilgili bir benzerlik yazayım:

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Oktay Engin, "CHP partizanıdır; ancak ikili oynar, AP'yle irtibatlıdır; yabancı istihbaratla ilişkilidir; dışarıya haber sızdırır (özellikle büyük gazetelere); güvenilmez; kozmopolit, karanlık, çok tehlikeli."
Yandaş medyaya soruşturma bilgileri sızdıranların kulakları çınlasın!

Son bir örnekle bu bölümü kapatayım:

Taraf gazetesi yazan Komiser Emrullah (Emre) Uslu, "okyanus aşma" korkusu olduğu için yıllardır Utah'ta akademik çalışma yapıyordu. Ve bir türlü getirilemiyordu.
Oysa otuz yıl önce işler çok kolaydı. "Andıçlanan" Polis Enstitüsü Müdür Muavini Yaman Galolar apar topar Türkiye'ye getirilecekti.

Bakan nasıl üslenmişti:

"Marksist militan, Polis Enstitüsü ve kolej olaylarının tertipçisi, çok tehlikeli, yurtdışındaki görevinden derhal çağrılmalıdır." Yaman Galolar hemen getirilip resen emekli edildi!
Bu arada ilginçtir...
Emniyetteki "cuntayı" açıklayan raporun dili nedense "sol jargona" uygundu. Örneğin, bazı isimler için "oportünist" deniliyordu!

Valiler: "menfiler"-"müspetler"

"İçişleri Bakanlığı Merkez Teşkilatı Değerlendirmesi ve Envanteri" adlı belgenin girişinde şu not vardı:

Aşağıdaki değerlendirmede:


A) Kesinlikle önemli bir görev verilmemesi gereken menfi isimler hakkında;
B) Ehliyet ve kapasite balonundan önemli bir görev verilmesinde fayda görülmeyen isimler hakkında;
C) Çeşitli görevlerde istifade edilebilecek müspet isimler hakkında; çok kısa olarak bilgi verilmiştir.

Yani bu bölümdekiler mülki idare yöneticilerini (valiler vs) kapsıyordu.

Menfi isimler:

Bu listede toplam 98 isim vardı. Uzun olduğu için özetlemek zorunda kaldım. Ayrıca kişiler hakkında "ahlaksız", "bilgisiz" gibi nitelemeleri yazmadım. Bu arada "mezhepçi" olarak yazılanları "Alevi" diye okumak gerekiyor. "Bölücü" olarak yazılanlar ise muhtemelen Kürt'tü.

- Ziya Çöker: müsteşar; CHP militanı.
- Fahri Görgülü: müsteşar vekili; çok tehlikeli, CHP partizanı.
- M. Rahmi Tan: müsteşar vekili; CHP militanı.
- Sudi Kocaimamoğlu: müşavir; Marksist militan, CHP kurmaylarından, çok tehlikeli.
- Ali Rıza Kaya: müşavir; CHP militanı.
- Hayri Kozakçıoğlu: merkez valisi; CHP'li.
- Nihat Etiz: merkez valisi; CHP'li.
- Fikret Nazilli: merkez valisi; CHP militanı.
- Remzi Öze: merkez valisi; Ecevit'in özel kalemi, CHP militanı.
- Nazmi İyibil: merkez valisi; CHP'li oportünist, her devrin adamı.
- Necdet Kambur: merkez valisi; CHP'li.
- Metin Dirimtekin: merkez valisi; CHP'li, ancak AP'yle irtibatlı, oportünist.
- Ayhan Demircan: merkez valisi; Marksist militan, CHP partizanı olarak görülür; çok tehlikeli.
- Saner Arman: merkez valisi; CHP partizanı olarak görülür, çok tehlikeli.
- Sezai Aydın: hukuk müşaviri; aşın solcu, mezhepçi.
- Galip Alaçayır: hukuk müşaviri; mezhepçi.
- Faik Yücel: İller İdaresi genel müdürü, CHP partizanı.
- Nihat Üçyıldız: Nüfus İşleri genel müdürü; solculara alet olur, himaye eder, görevinden alınması gerekir.
- Zeki Ersan: Tetkik Kurulu başkanvekili; CHP militanı.
- Fazlı Güldez: başmüşavir; CHP'li, mezhepçi.
- Musa Atik: müşavir müfettiş; CHP-AP'yle irtibatlı, mezhepçi, oportünist.
- Çetin Birmek: müşavir müfettiş; CHP'li, AP'yle irtibatlı, oportünist.
- Yusuf Ziya Göksu: CHP militanı.
- Erol Çakır: müfettiş; CHP'li, yeni alındı.
- Mahmut Yılbaş: müfettiş; CHP'li yeni alındı.

Müspet isimler:

Bu üstede 57 isim vardı; özetledim:


- Sabahattin Çakmakoğlu: merkez valisi; ehliyetli, cesur, kararlı, dürüst.
- Rafet Küçüktiryaki: merkez valisi; çok ehliyetli, cesur atak.
- Babür Unsal: merkez valisi; çok ehliyetli, cesur.
- Ali Rıza Yaradanakul: merkez valisi; çok ehliyetli.
Ali Çankaya: merkez vahşi; ehliyetli tecrübeli, yaşlı.
- Nihat Oğuz Bor: merkez valisi; orta ehliyetli, tecrübeli.
- Ali Fuat Çapanoğlu: merkez valisi; orta ehliyetli, dürüst, cesur, MHP'li.
- Burhaneddin Çakar: merkez valisi; orta ehliyetli, dürüst.
- Durmuş Yalçın: merkez valisi; ehliyetli, tecrübeli.
- İhsan Dede: merkez valisi; tecrübeli.
- Ali Rıza Akdemir: merkez valisi; ehliyetli, dürüst, MHP'li.
- Mithat Çekin: müşavir; orta ehliyetli, dürüst.
- Mehmet Us: müşavir; orta ehliyetli, dürüst.
- Nurettin Turan: Tetkik Kurulu üyesi; çok ehliyetli, cesur, atak.
- Gökhan Aydınar: müşavir müfettiş; ehliyetli, dürüst.
- Çetin İlyas Aksoy: başmüfettiş; ehliyetli.
- Hanefi Demirkol: başmüfettiş; ehliyetli, dürüst.
- M. Salih Bor: müfettiş; ehliyetli yeni alındı.
Mülki idare yöneticileri bir de "faydasızlar" kategorisine ayrılmıştı. Burada da 70 isim vardı. Bunları yazmadım.

Emniyetçiler: "menfiler"-"müspetler"

"Emniyet Genel Müdürlüğü Değerlendirmesi ve Envanteri" adlı çalışmanın girişinde de şu bilgi yazılmıştı:


Aşağıda değerlendirmede:

A) Faaliyet, kapasite ve dürüstlük bakımın dan kendisinden Emniyet Teşkilatı'nda üst seviyeli idareciler olarak istifade edilebilecek elemanlara ait isimler;
B) Kesinlikle önemli bir görev verilmemesi gereken elemanlara ait isimler kısaca belirtilmiştir.

1) Menfiler:

Bu gruba dahil elemanlar zararlı , ters istikametli, aşırı solcu, partizan veya ikili oynayan, ahlaksız, hırsız, şaibeli kimselerdir. Derhal bulundukları aktif görevlerden alınmaları zaruridir. Pasif durumda olanlara kesinlikle görev verilmemelidir.

2) Müspetler:

Bu gruba dahil olan elem anların müşterek vasıfları, milliyetçi, kesin tavırlı, dürüst, cesur ve ehliyetli olmalarıdır. Ayrıca değişik hususiyetleri, isimlerin karşısında belirtilmiştir.
Yani bu bölümdekileri emniyet kadroları oluşturuyordu...

Menfi isimler:

Bu üstede 128 isim vardı; kısalttım:


- Haydar Özkın: emniyet genel müdürü; CHP partizanı.
- Rafet Erdoğan: emniyet genel müdür yardımcısı; CHP partizanı.
- Ali Akman: emniyet genel müdür yardımcısı; CHP partizanı, protokole düşkün, çevresi geniş, ehliyetsiz.
- İsmail Metin: personel daire başkanı; CHP militanı, dernekçi, tehlikeli.
- Fevzi Karaman: istihbarat daire başkanı; Marksist cuntadan, çok tehlikeli.
- Tuncay Gökdağ: güvenlik daire başkanı; CHP partizanı, komünistlerin emniyetteki arşivlerinin yakılmasına alet oldu.
- Fethullah Eraslan: eğitim daire başkam; CHP militanı, enstitü ve kolejinin sorumlularından, çok tehlikeli.
- Bedriye Cavuzoğlu: inşaat daire başkanı; CHP partizanı, R. Ecevit'e bilgi taşır.
- İlhan Lostar: istihbarat şube müdürü; CHP partizanı.
- Ali Natık Cancan: emniyet amiri; Marksist militan sorumlularından.
- Hüseyin Kemiksiz: merkez emniyet müdürü; CHP militanı.
- Kazım Ulusoy: merkez emniyet müdürü; Marksist militan, Pol-Der eski genel başkanı, Pol-Der dergisindeki ideolojik yazılarıyla tanınır. Daha rahat çalışabilmesi için merkeze gelmiştir. Marksistlerin emniyetteki liderlerindendi. Bölücü, çok tehlikeli.
- Ali Namık Şerdül: Malatya eski emniyet müdürü; CHP'li, mezhepçi.
- Haşim Aytural: İstanbul emniyet müdür muavini; CHP militanı, mezhepçi.
- Mahmut Dikler: İstanbul emniyet müdür muavini; CHP militanı, ikili oynar, tehlikelidir.
- Tahsin Gürdal: daire başkanı olmak üzereydi; CHP militanı.
- Saffet Yüksel: Polis Koleji müdürü; Marksist militan, TKP'li, koleji Marksistleştiren, çok tehlikeli.
- Erol İnce: İçel emniyet müdür muavini; bölücü, mezhepçi.

Bundan sonra liste, bütün il emniyet müdürlerinin tek tek "fişlenmesiyle" devam ediyordu. Özetledim:

- Ercan Belen: Ankara emniyet müdürü; CHP partizanı.
- Bekir Sıtkı Kutluay: İzmir emniyet müdürü; CHP partizanı.
- Ulvi Kökten: Antalya emniyet müdürü; Marksist militan, çok tehlikeli.
- Kemal Koloğlu: Balıkesir emniyet müdürü; CHP'li, aşırı solcu.
- Hüsamettin Öğüt: Çankırı emniyet müdürü; CHP militanı, cunta elemanı.
- Hasan Uyar Çorum emniyet müdürü: Marksist militan, Kars'ı karıştırdı, çok tehlikeli.
- Haluk Bahçekapılı: Kırşehir emniyet müdürü; CHP'li.
- Süreyya Atilla: Kütahya emniyet müdürü; CHP'li, mezhepçi, tehlikeli.
- Mehmet Canseven: Kahramanmaraş emniyet müdürü; CHP'li, mutedil.
- Çetin Domaç: Sakarya emniyet müdür vekili; Marksist militan, çok tehlikeli.

Müspet isimler:

Bu üstede 86 isim vardı; kimin nereye verilebileceğini belirtiyordu. Yine özetledim:


- Saffet Arıkan Bedük: merkez emniyet müdürü; cesur, atak; emniyet genel müdürlüğü veya emniyet genel müdür yardımcılığı ya da büyük bir il verilebilir.
- Abdülkadir Aksu: merkez emniyet müdürü; cesur, atak, ehil; emniyet genel müdürlüğü veya emniyet genel müdür yardımcılığı ya da büyük il verilebilir.
- Hamdi Ardalı: merkez emniyet müdürü; cesur, tecrübeli ; emniyet genel müdür muavinliği ya da büyük il verilebilir.
- Reşat Akaya: merkez emniyet müdürü; tecrübeli, ehliyetli; emniyet genel müdür muavinliği veya büyük bir il verilebilir.
- İsmet Şatıroğlu: merkez emniyet müdürü; dürüst ehliyetli; Polis Enstitüsü başkanı olabilir.
- Polat Bolatoğlu: Uşak şube müdürü; atak dürüst; büyük veya orta il emniyet müdürlüğü verilebilir.
- Nevzat Fırat: merkez emniyet müdürü; dürüst, tecrübeli; küçük ya da problemsiz il verilebilir.
- Nusret Miroğlu: eski emniyet müdürü ve kayma kam; dürüst ehil, orta veya kritik il verilebilir.
- Ali Akan: müfettiş: dürüst ehil; merkezde daire başkanlığı verilebilir.
- Sabri Yıldırım: müfettiş; dürüst, ehil; orta il verilebilir.
- Ertuğrul Oğan: bütçe şube müdürü; dürüst bilgili; yerinde kalabilir yada orta ya da kritik bir il verilebilir.
- Ünal Erkan: merkez emniyet müdürü; atak; kritik il veya merkezde daire başkanlığı verilebilir.
- Taner Arda: Isparta şube müdürü; ehliyetli; Ankara 2. Şube müdürlüğü ya da kritik il emniyet müdürlüğü verilebilir.
- Sadettin Tantan: İstanbul turizm polis emniyet amiri; atak, dürüst, ehliyetli; İstanbul 2. şube müdür vekilliği ya da kritik il verilebilir.
- Uğur Gür: Kocaeli emniyet amiri; cesur, atak, ehliyetli; İst. 2. Şube ya da 1. Şube müdür muavin vekilliği verilebilir.
- Atilla Aytek: narkotik şube müdürü; çok sert, atak, kritik veya küçük il emniyet müdürlüğü (valisi dirayetli olmalıdır).

Listenin bundan sonraki bölümünde emniyet teşkilatına alınması önerilen 27 kaymakamın adı vardı. Birkaç örnek verdim.
Oğuz Kaan Koksal; Bozkurt kaymakamı; cesur, olgun; kritik il emniyet müdürlüğü verilebilir.
Sait Eker; Derinkuyu kaymakamı ehil; kritik il emniyet müdürlüğü verilebilir. Aslan Yıldırım; Mut kaymakamı ehil, tecrübeli; orta il veya kritik il em niyet müdürlüğü verilebilir.
Memduh Oğuz; Dicle kaymakamı ehliyetli, tecrübeli; kritik il emniyet müdürlüğü ya da daire başkanlığı verilebilir.
Gelelim bu bölümün sonucuna...

Her iki rapordaki birkaç istisna personel dışında, "menfilerin" hemen hepsi tasfiye edildi. Valiler, emniyet müdürleri, emniyet amirleri, kaymakamlar arasında aydın, demokrat personel neredeyse bırakılmadı.

İdeolojisi Türk-İslam sentezi olan 12 Eylül darbecileri içişleri Bakanlığı'ndaki "takunyalı kadrolaşmaya" hiç dokunmadı.
Öyle ya, baş düşman solculardı; dost olanlar ise Türk-İslamcılar! Liyakat bile aranmayan bir süreç başladı.
Kadro açığını kapatmak için yasa değiştirilerek, Yüksek İslam Enstitüsü mezunları emniyet kadrolarına alındı.

Ara not vereyim:

İlk kez 1985 yılında emniyet kadrosuna alınan 120 İslam Enstitüsü mezunu, 2009 itibariyle birinci sınıf emniyet müdürü olacak. Yani artık il emniyet müdürleri arasında İslam Enstitüsü mezunlarını da göreceğiz.

ANAP döneminde içişleri Bakanlığı yavaş yavaş Nakşibendi ve Nurcu cemaatlerin kontrolüne geçti. Ancak Nurcu cemaat, bir uyanıklık yaparak Personel Daire Başkanlığı gibi kritik makamı ele geçirdi. Ardından istediği atamaları yaptı. Nakşibendileri bile tasfiye etti.
Uzatmayalım, aslında bunlar bilinmeyen gerçekler değil.
Türkiye üç yılı aşkındır Ergenekon soruşturması gerginliğini yaşı yor. Herkes bu "derin" soruşturmayı yürüten, TSK içinde korkusuzca "cuntacı generaller" arayan emniyet görevlilerini merak ediyor.
Bu konuda bilgi sahibi olduk mu?

Sedat Ergin Milliyette yazdı:

"Hiç şüphe yok ki, karşımızda bir organizasyon var. Organizasyonun kimlerden oluştuğu, kaç kişi oldukları konusunda bir bilgimiz yok. Ama üç aşağı beş yukarı bir tahmin yürütebiliyoruz" (14.02.2009).

Kuşkusuz zaman bu "derin organizasyonun" aktörlerini tamamen ortaya çıkaracaktır.
Ancak otuz yıl önceki "andıç" gösteriyor ki, bugün yaşananlara bir günde gelinmedi.
Türkiye'nin her geçen gün gerginleşen bu atmosferinin sorumlusu, dün CHP'yi "militan", "tehlikeli", "sakıncalı" gören zihniyettir.

Tarih yazacaktır:

Bütün bunlara, -üzerlerinden "darbe buldozeri" geçmesine rağmen- hala karşı duranlar bu ülkenin aydınlık insanlarıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron