1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Muhaliflere Türkiye Üzerinden Gizlice Ağır Silahlar Veriliyo

MesajGönderilme zamanı: 19 Ağu 2011, 18:00
gönderen TurkmenCopur
MUHALİFLERE TÜRKİYE ÜZERİNDEN GİZLİCE AĞIR SİLAHLAR MI VERİLİYOR

Resim

Yaklaşık on gün kadar önce Rusya’nın NATO özel temsilcilerinden Dmitry Rogozin’in Izvestia gazetesine yaptığı açıklamaları okuduğumda kısa zaman içerisinde Suriye ile ilgili bazı önemli gelişmelerin olacağını anlamıştım. 2008 yılından beri Rusya’nın NATO ile olan ilişkilerinde etkili bir rolü bulunan Rogozin’in örgüt hakkında derin bilgilere ve güvenilir kaynaklara sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarak sözlerini bir köşeye not aldım.

Rogozin röportajda asıl hedefin Iran olduğunu belirtirken Yemen ve Suriye’deki gelişmeler ile birlikte Tahran etrafındaki çemberin daralmaya başladığını ve bu iki ülkede suların durulmasının ardından Iran’a karşı bir NATO harekatının söz konusu olabileceğine işaret ediyordu. Bununla yetinmeyerek bu plan doğrultusunda açıkca NATO’yu Suriye’deki olayları organize etmekle ve Kuzey Afrika’da geniş çaplı bir askeri ve propaganda operasyonu içerisinde olmakla suçluyordu. Son olarak Libya’dan ders alınması gerektiğini ve güç kullanarak bir sonuç elde edilemeyeceğinin altını çizerek Suriye’ye karşı yapılacak bir NATO operasyonuna karşı Rusya’nın sessiz kalmayacağı mesajını vermekten geri kalmıyordu.

Peki, Türkiye Rus temsilcinin sözünü ettiği bu planın neresinde yer alıyor? Bu yazıyı bir hafta önce kaleme alıyor olsaydım kesinlikle aşağıda yazacağım satırlara yer vermezdim. Ancak sınırda ‘tampon bölge’ oluşturulması ile bir süredir farklı kaynaklardan duyduğum iddiaların gerçek olma ihtimali ciddi bir biçimde arttığından üzerinde biraz fikir jimnastiği yapmanın doğru olacağını düşünüyorum.

NATO içerisinde en büyük ikinci ve Atlantik Okyanusu’nun bu yakasındaki en büyük askeri güç olan Türk ordusuna Soğuk Savaş sonrasında ‘global polis’ rolü biçildiği uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Bunun üzerine siyasi ve ekonomik olarak dış desteğe ihtiyaç duyan, üzerine “sifon çekilmesi” korkusu ile yaşayan bir iktidar, onun Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı olmakla övünen bir başbakanı ve tasviye edilmiş bir ordu komuta kademesi gerçeğini ekleyince ortaya çıkan tablo daha derin bir anlam kazanıyor.

Tayyip Erdoğan’ın Suriye’deki olayları “Türkiye’nin içişleri” olarak değerlendirmesi, Esad muhalifleri ile görüşmesi, onlar için toplantılar düzenlemesi, tehdit ve şantaj kokan söylemler ile ‘eski kankası’ Beşar’ı ‘bertaraf’ etmeye çalışması ve bunların Amerika tarafından artık bıkkınlık veren İslam dünyasına ‘model demokrasi’ cilası ile sunulması dikkatlerden kaçmamalı. Buna bağlı olarak yandaş medya ve jölelilerin savaş çığırtkanlığına soyunması, açıkca “emperyal Türkiye’den” bahsetmesi , BOP çerçevesinde Türkiye merkezli bir federasyon hayalini pazarlamaya çalışması gözden kaçırılmaması gereken önemli ayrıntılar.

Başbakan bitmek tükenmek bilmeyen öfkesi ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise Popstar Ajdar’ı aratmayan boş kibiri ve iflas eden irrasyonel ‘sıfır sorun’ vizyonu ile tribünlere oynarken gerçekte Amerika’nın taşeronluğu ve postacılığı dışında bir şey yapmıyor. Türkiye’nin bu oyunda ön plana sürülmesinin başlıca nedeni Amerika’nın Irak’ta olduğu gibi tek yanlı bir müdahaleye cesaret edememesi, dünyada ve özellikle İslam aleminde Türkiye’yi bir Truva atı gibi kullanarak Suriye’ye (ve uzun vadede İran’a) askeri müdahale yapılması yönünde bir kamuoyu oluşturmaktan ibaret.

Bunun yanında BOP Eşbaşkanı Erdoğan ve destekçileri Suriye konusunu bölgede İran etkisini kırmak için bir fırsat olarak görüyor. Bu durumun farkında olan Tahran yönetimi ise Şam yönetimine olan desteğini arttırıyor. Bu bağlamda henüz Davutoğlu’nun Şam’dan ayrılmasının üzerinden saatler geçmişken İran Esad’a bir Türkiye/NATO saldırısı durumda askeri destek sözü veriyor ve ülkeye saldırılarda kullanılacak askeri hedeflere yönelik roket saldırılarında bulunacağı yolunda taahhütte bulunuyor.

Nitekim İran Dışişleri Bakanı Ramin Mehmanparast dün yaptığı açıklamada Erdoğan’ın “Suriye bizim iç meselemizdir” sözüne atıfta bulunarak Suriye’ye karşı yapılacak bir askeri müdahalenin kabul edilemez ve hukuk dışı olduğunu belirtti. Bu açıklamanın Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı William Hague’ın Suriye’ye askeri müdahalenin uzak bir ihtimal olmadığını söylemesinin hemen üzerine yapılması son derece önemli.

Gelelim yazının girişinde sözünü ettiğim istihbarata. Libya’daki hava harekatı merkezli NATO müdahalesinin başarısızlığı nedeni ile NATO ve Amerika’nın Suriye’de farklı bir yöntem arayışı içerisinde olduğu ve bu çerçevede Brüksel’deki NATO merkezi ile Türk Genelkurmayında yoğun çalışmalar yapıldığı iddiaları var.
Buna göre ilk atılacak adım Suriye’deki rejim karşıtlarına ağır silahlar, hatta helikopter ve tanklar sağlanması. Geçtiğimiz günlerde Suriye donanmasının liman şehirlerini kuşatmasının arkasında deniz yolu ile Lübnan’dan gelen silahları engellemek olduğu gibi, sözkonusu bu NATO kaynaklı silahların bloke edilmesi amacını güttüğü söyleniyor.

Diğer taraftan Suriye Hava Kuvvetlerinin bu silahların ülkeye hava yolu ile sokulmasına izin vermeyeceği gerçeğinden yola çıkarsak geriye mantıklı tek yol olarak bunların Suriye’ye Türkiye üzerinden karadan sokulması kalıyor. Bunun üzerine bu silahları kullanacak kişilerin Türkiye’de eğitileceği (ve hatta halihazırda eğitildiği), bu silahların rejim muhaliflerine Türk ordusu eli ile ulaştırılacağı istihbaratını koyarsak Türkiye – Suriye sınırında oluşturulan ‘tampon bölge’ bu iddiaları güçlendirecek ciddi şüpheler uyandırıyor.

Bu iddiaların aslını ve gelişmeleri hep beraber göreceğiz. Ancak birileri Başbakana Yavuz (Goeben) ve Midilli (Breslau) kruvazörlerinin Rus limanlarını bombalaması ile başlayan süreci anlatsa hiç fena olmayacak.

K. Murat YILDIZ
twitter: @kmyildiz
Odatv.com
18.08.2011 15:22


http://www.odatv.com/n.php?n=muhalifler ... 1808111200