Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

ABD'nin Suriye Planı ve Türkiye'nin Kritik Rolü

Türkiye’den Suriye’ye Kaçak Silah

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

ABD'nin Suriye Planı ve Türkiye'nin Kritik Rolü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Haz 2011, 00:21

ABD'nin Suriye Planı ve Türkiye'nin Kritik Rolü

GÖÇ OPERASYONU


Resim

Tayyip Erdoğan dün NTV ekranından, Türkiye sınırındaki göç yığınlarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine geleceğinin sinyalini verdi. Aynı oyun, yine aynı bölgede 20 yıl önce oynanmıştı. Amerika, 1. Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki Kürt grupları ayaklandırmıştı. Ayaklanma bastırılınca da 450 bin Kürt mülteci sınırdan Türkiye’ye geçiş yaptı. Birleşmiş Milletler yardım görüntüsüyle, 36’ncı paraleli uçuşa yasak bölge ilan etti. Peşinden de Amerikan askeri “Çekiç Güç” ile bölgeye yerleşti. Irak’ın bölünmesinin en önemli adımı “Çekiç Güç” ile atıldı. Bugün aynı oyun Suriye’de sahneleniyor. Suriye, ayaklanmayı bastırınca, Türkiye’ye göç dalgası başladı. 20 yıl önce Turgut Özal’ın görevini bugün Tayip Erdoğanlar üstlendi. “Biz bu filmi daha önce izlemiştik” dedirten haberimizi izliyoruz.

Suriye’den Türkiye’ye geçişler, “operasyon merkezini” de ele veriyor. Göç dalgası Gladyo’nun sıklıkla başvurduğu bir yöntem.

Suriye’den göç dalgası, 1. Körfez Savaşı sırasında Kuzey Irak’tan Türkiye’ye geçiş yapan mülteci akınını hatırlattı.

2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından, Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplar; “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi” sloganı ile yola çıktı. Kürt gruplar, “Kendi kaderini tayin hakkını savunmak” ekseninde “federasyondan bağımsızlığa” geçiş istiyorlardı.

Amerika “Körfez Savaşı'na” Türkiye’yi de dahil ederek Irak’ı işgal etmek istiyordu. Türkiye’ye de savaşa destek vermesi karşılığında “Kürdistan’ın himayesi” havucu uzatılıyordu.

Savaş bittiğinde Amerika Irak’ın güneyinden çekildi, kuzeyde ise kalıcı bir düzen istiyordu.

Amerika, “Saddam’ı devireceğiz” bahanesiyle Barzani, Talabani ve Türkmenlerle görüşüyordu. Kürt gruplar CIA ile anlaşarak Kuzey Irak’ta ayaklanma başlattı.

Planı Amerika yapmıştı ancak Irak yönetimi, ayaklanmayı iki günde bastırmıştı. Bu durum 450 bin mültecinin Türkiye sınırına yığılmasına neden oldu.

Bunun üzerine Turgut Özal Cumhurbaşkanlığı’ndaki Türkiye, Birleşmiş Milletlere başvurdu. 5 Nisan 1991’de sığınmacıların durumunun çözümü için karar verildi. Birleşmiş Milletler Irak’ın Kürt halkına baskı yaptığını belirtti ve üye devlet ile uluslararası yardım kuruluşlarını göreve çağırdı.

36. paralelin kuzey kesiminde kalan Kürt bölgesi de uçuşa yasak bölge ilan edildi. Çok geçmeden Amerika, Birleşmiş Milletler kararına dayanarak “Çekiç Güç Operasyonu”nu başlattı. Amerika’yı bu operasyonda İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya ve İtalya birlikleri de yalnız bırakmadı.

Amerika’nın “Çekiç Güç” birlikleri 17 Nisan 1991’de Kuzey Irak’a girdi. Operasyonda görev yapan birlikler de Silopi ve İncirlik’te konuşlandırıldı.

Bakanlar Kurulu 12 Temmuz 1991 tarihinde Amerika, İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya ve İtalya’nın askeri birliklerinin Türkiye topraklarına girmelerine izin verdi.

Bugün Türkiye’nin Suriye sınırında yaşananlar 20 yıl önce Irak sınırımızda yaşanmıştı.

Aslında bu tipik bir Gladyo taktiği… Amerika müdahale için önce o ülkedeki muhalifleri silahlandırıp, ayaklanma çıkarıyor… Destek verilen küçük gruplar ulusal devletler tarafından bastırılınca göç dalgası devreye sokuluyor.

Göç yığını Birleşmiş Milletleri “1951 Mülteci Sözleşmesi” gereği devreye sokuyor. Artık Amerika’nın silahlı saldırısı ve işgal zemini hazırdır.

Bugün Suriye için de aynı oyun sahnede. Turgut Özal’ın rolünü Tayip Erdoğan’lar üstlendi. Türkiye Turgut Özal ile Irak’ın bölünmesinde rol aldı, bugün de Tayip Erdoğan hükümeti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte Suriye’nin bölünmesi operasyonun da görev alıyor.

Tayip Erdoğan NTV ekranından, Suriye'den göçün, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine geleceğinin sinyalini verdi. Uzmanlar, yarın yapılacak seçimin ardından Birleşmiş Milletlerin devreye gireceği belirtiliyor.

Cumartesi, 11 Haziran 2011 16:23

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?opt ... Itemid=174
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ABD'nin Suriye Planı ve Türkiye'nin Kritik Rolü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Haz 2011, 23:13

Türkiye'yi Suriye'ye karşı kullanmak

Resim

Suriye üzerine kaleme alacağım makalemde, bu konuyla alakalı olarak inciler döktüren kalemşörleri yakinen tanıtmaya devam edeceğimizi ifade etmiştim:

1- Bekir Hazar: Takvim gazetesi yazarı. 11 haziran 2011 tarihli makalesinde, siyasi görgüsüzlüğün daniskasını sergilemiş. “Aslanlar yaslanır veya zayıf düşünce çakallara maskara olur“ tabirine uygun davranmış. Zayıf düşen “stratejik müttefikimiz“ Suriye’ye düşmanlığını PKK‘yı istismar ederek yapıyor. 12 sene önce hasıl olmuş bir hususu tekrar temcit pilavı gibi ısıtıp servise koyması kötü niyet tezahürüdür: Yahu kardeşim, 1998 de Suriye-Türkiye ilişkilerinde dönüm noktası oluşturan Adana güvenlik mutabakatı imzalanmış. Suriye, Türkiye güvenlik birimlerine onlarca PKK elemanını teslim etmiş. İki ülke arasında örnek teşkil edecek güvenlik-askeri işbirliği önemli bir merhale kat etmiş. Türkiye, Suriye’de güvenlik istasyonları tahsis etmiş. Bu istasyonları vesilesi ile Suriye güvenlik birimleri ile düzenli bir koordinasyon sağlamış. İki ülke Stratejik Yüksek İstişare Konseyi ile bir devlet olma yönünde ciddi adımlar atmış, vizeler kalkmış, Samgen Vize antlaşması imzalanmış, gümrük birliği, ortak üretim, ortak askeri manevralar ve daha nice konularda fikir birliği sağlanmış, yani köprünün altından nice sular akmış… Ama bizim Bekir Amerika’yı yeni keşfeden Donkişotlar gibi bugün çok kimsenin ve tarafın acımasızca saldırdığı komsumuz Suriye’yi geçmişte PKK’ya verdiği desteği hatırlatarak bir tasla iki kus vurmayı hedeflemiş: Suriye’ye saldıran NATO ile ortak hareket eden zihniyetin parçası olmuş, ayrıca “Türk Milliyetçi“ kitleleri Suriye’ye karşı uyarmak istemiş. Sözüm ona “Ey Türk zamanında PKK’ya destek veren Suriye’ye sahip çıkma“ telkininde bulunuyor. Bekir bey, bindiği dalı kestiğinin farkında değil. Suriye‘yi kaosa sürüklemek isteyen merkezlerin esas amaç itibariyle Türkiye’yi hedef tahtasına koyduklarının idraki içinde değil. Bunu bilmeyen bir kalemin köşe yazarlığı yapması hazindir.

2- Hakan Albayrak: Yeni Şafak gazetesi yazarı. Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesini isteyecek kadar gözü dönmüş. Komsu ve dost bir ülkenin egemenliğine saygı duyulması gerektiğini bilmeyecek kadar diplomasi yoksunu. Peygamber efendimiz ve ocağına incir ağacı diken Muaviye-Yezid terbiyesine uygun hareket ediyor. Alevi düşmanlığının daniskasını sergilemekten kaçınmıyor. Dini hoşgörü ve bir arada yasam felsefesinin markası olan Suriye’ye Alevi düşmanlığı perspektifinden vurmaya çalışıyor. Kalitesiz yazıları provokasyon, yalan ve saldırganlık üzerine kurulu. Zaten her türlü provokatif, fitne ve fesat faaliyetlere destek vermek asli görevi haline gelmiş. Okuyucularını mezhepsel düşmanlık temelinde yönlendiren toplum mühendisliği yapmak tek amacı haline gelmiş. Bununla hangi “ulvi” hedeflere hizmet ettiği meçhul ama Türkiye-Suriye dostluğunu dinamitlemek istediği aşikar. Objektif gazetecilik yapacağına, tarafsız bir gözlemci olarak bölgemizin hayrı, huzuru ve istikrarı için kalem oynatacağına, sevgi kaynağı olan yüce Rabbimizin adini kullanarak Suriye’yi yönetenlere lanetler okuyor. “Dinime söven Müslüman olsa bari” sözünün tecelli ettiği bir şahsiyet. Allah günahlarını affetsin. Tarihe havale ettik.

3- Vatan Gazetesi: Suriye haberlerini, Pentagon, Brüksel ve Tel Aviv ağzıyla veriyor. Tam bir yalan makinesi. İsrail’in Debka File adli sitesinden devşirdiği haberlerle on senedir turlu cefa ve emeklerle inşa ettiğimiz Türkiye-Suriye dostluğuna büyük kötülükler yapmaktan kaçınmıyor. Bünyesinde yazan Mengi, Ataklı, Muhtar ve Mutlu bu gidişattan mutlular mi? Suriye’ye karşı yürütülen bilgi kirliliğinde yer alan gazetelerini uyarmak gibi bir görevleri yok mu?

4- Sözcü Gazetesi: Dış haberler servisinde çok başarısız. Başka alanlarda ortaya koyduğu önemli ve objektif çalışmalar komsu ülkelerimizde olup biten hadiselere yansımamış.

5- Emre Kongar: NTV de Barlas ile birlikte yaptığı programda eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’yi öldüren ismi açıkladı: Bessar Esad’ın kardeşi Mahir Esad. Akademik metodolojiden ve objektiflikten sürekli bahseden Emre Hoca’ya helal olsun. ABD ve İsrail’in olaydan 5 dakika sonra katili ilan etmişti Suriye. Emre hoca daha iyi bir dedektif. O katili biliyor. Aslında Emre hoca bu önemli bilgiyi 6 senedir saklı tuttuğu için yargılanabilir. Yargılanır mi, yargılanmaz mi? Bu konuyu hukukçularımıza bırakalım. Eh artik Emre hoca bu derin zekası ile Türkiye’deki faili meçhul katliamların arkasındaki isimleri açıklamaya baslar.

6- Haber10.com sitesi, Robert Fisk denilen CIA toplum mühendisini de yanlarına alarak tam bir bilgi kirliliği içindeler. Türkiye’de ki bazı Alevilerin Facebook’ta Suriye iktidarını desteklemeleri ve dini-söven söylemler içinde olmalarını eleştirmiş. Hatta yetkililerden bu sitelerin kapanması için çağrıda bulunmuş. Doğrudur, hiç bir ırkçı, selefi veya faşist-mezhepsel söylem kabul edilemez. Bu ilkeden hareketle haber10.com sitesi önce burnundan akan sümüğü görmeli, küfürbaz edebiyatından vazgeçmelidir. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendisine sokmalıdır.

7- Orhan Pamuk: Arap dünyasında gözlemlediği “bahar” rüzgarı onu duygulandırmış. Hatta ağlatmış. Brüksel, New York, Tel Aviv arasında mekik dokuyan, Ermeni ve Kürt kardeşlerimizin sorunları üzerinden popülizm yapan Noel ödüllü Orhan beyin duygusal olduğunu öğrenmiş olduk. İyi ki Arap baharı var yoksa Orhan beyi başka hiç bir şey ağlatamazdı. Haksizlik etmeyelim, onu bir şey daha çok kötü ağlatır ama şu an için bu hususu bir sır olarak saklayalım. Zamanı geldiğinde muhakkak paylaşacağız.

8- Cem TV, habercem. com, Ulusal Kanal, Aydınlık, Meltem TV, Kanal 99, Halk TV. Yeniçağ duyarlı ve sorumlu gazetecilik örneği kapsamında davranmaları takdire şayandır..

Suriyeli akademisyenlerle, öğrencilerle, esnafla, çiftçilerle, memurlarla, gazetecilerle yaptığımız görüşmelerde ortaya konulan genel algi, , AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın Suriye’yi ama özellikle özel iliksiler geliştirdiği Esad ve ailesini aldattığı yönünde. Erdoğan’ın Suriye devleti tarafından “selefi terör örgütü“ olarak kabul edilen Muaviye (Müslüman) Kardeşler Örgütüne ( İhvan hareketi) açık destek verdiği, İstanbul ve Antalya’da Suriye aleyhine faaliyetlerde bulunmalarına izin verdiği, Türkiye’de örgüt mensuplarına yataklık ettiği, yabancı istihbarat birimleriyle bu örgüt üyeleri arasında koordinasyon görevi yaptığı, buna ilaveten Hatay vilayetimizi Suriye’ye karşı bir operasyon merkezi haline getirdiği “Müslüman kardeşlerimizle dayanışma“ yalanı altında mezhep çatışmalarının körüklenmesi için fitne-fesat tohumlarının ekildiğini ifade ediyorlar. Küçük bir azınlık Erdoğan’ın müdahalesini istediği ve muhalefeti kurtaracak ve koruyacak tek liderin Erdoğan olduğu yönünde algılarda gözlemledik. Kamuoyunun bilmesi gereken başka bir husus Türkiye-Suriye hududu ile alakalı konudur. 800 km den daha fazla bir uzunluğa sahip olan hudut, bu konumuyla Türkiye’nin en uzun SINIRIDIR. 1975 tarihinde iki ülke arasında sağlanan mutabakata binaen bu hududu sadece Türk askeri korumaktadır. Suriye tarafında hudut birlikleri yoktur. Demek ki, Türkiye’ye teslim edilmiş olan hududu koruma görevi hükümetimiz tarafından kötüye kullanılmakta ve Suriye’den Türkiye’ye geçişler teşvik edilmektedir. Farklı sebeplerle ülkemize (Hatay vilayetimize) gelen Suriyelilerin topluca kamplarda tutulmaları ve olaylar duruluncaya kadar burada güvenlikte olmaları anlaşılabilir. Velakin, bu insanların Suriye’ye karşı kullanılmaları, „katliamdan“ kaçan Suriyeliler olarak sunulmaları, bunların mezhebi üzerinden Alevi-Sünni fitneciliği yapmaları genelde Türkiye’de özelde Hatay’da yasayan Alevi kardeşlerimizi rahatsız etmektedir. 120 Suriyeli polisi katleden gurubun liderinin Türkiye’den giriş yaptığı ve silahları Türkiye’den tedarik ettiği iddiası vahimdir. Hükümetimiz bunu araştırmak ve olaya dahil olmuş olan var ise bunları yargılamakla mükelleftir. Topraklarımızı dost ve komsu ülkelerin huzuru ve istikrarını zedeleyecek eylemler için kullanılması kabul edilemez. ABD’nin İran ve Orta-Doğu politikaları uğruna komsularımızla “sıfır sorun“ politikalarını kurban edecek bir hükümeti tarih affetmez.

Önemli Not: Tayyip Erdoğan dün NTV ekranından, Türkiye sınırındaki göç yığınlarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine geleceğinin sinyalini verdi. Aynı oyun, yine aynı bölgede 20 yıl önce oynanmıştı. Amerika, 1. Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki Kürt grupları ayaklandırmıştı. Ayaklanma bastırılınca da 450 bin Kürt mülteci sınırdan Türkiye’ye geçiş yaptı. Birleşmiş Milletler yardım görüntüsüyle, 36’ncı paraleli uçuşa yasak bölge ilan etti. Peşinden de Amerikan askeri “Çekiç Güç” ile bölgeye yerleşti. Irak’ın bölünmesinin en önemli adımı “Çekiç Güç” ile atıldı. Bugün aynı oyun Suriye’de sahneleniyor. Suriye, ayaklanmayı bastırınca, Türkiye’ye göç dalgası başladı. 20 yıl önce Turgut Özal’ın görevini bugün Tayip Erdoğanlar üstlendi. “Biz bu filmi daha önce izlemiştik”.

Bati Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kıbrıs’ta uzun seneler kaldım. Akademik hayatimi 16 senedir bir Türk vatandaşı olarak Sam üniversitesinde sürdürmekteyim. Ağırlıklı olarak ABD ve Orta-Doğu Tarihi derslerinden sorumluyum. Suriye’ye geldiğim 90’li yıllarda Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyileştirilmesi noktasında önemli çalışmalar yaptık. Bu esnada Suriyeli dostlarımızın daim şüphelerine maruz kaldım. ABD’den geldiğim için bu ülkenin temsilcisi olarak telakki edildik. Türk olmamdan kaynaklı donemin sorunlu ilişkilerinden dolayı turlu suçlamalara maruz kaldım. Türk tarafı daha farklı bir tutum içinde değildi. Bütün bu zorluklara rağmen Türkiye-Suriye dostluğunun inşa edilmesinde önemli bir misyonu yerine getirdik. Bu kapsamda Halep ve Sam’a Türkçe öğretim merkezleri açtık. Türk dili ve Edebiyatı bölümlerini kurduk. Ülkelerimiz arasında örnek bir ilişkinin temel taşlarını döşedik. Bu ilişkileri dinamitlemek isteyen, mezhep çatışmalarını körükleyen, ABD-İsrail ağzıyla konuşan, NATO planları içinde ülkemizi Suriye’ye karşı kullanmak isteyen güçler ülkemizdeki bazı medya kuruluşlarını, köşe yazarlarını Suriye düşmanlığı bazında toplum mühendisliği yaptırıyorlar. Erdoğan ve hükümeti “kelimatu hak yurda fiyha batıl“ (söylenen doğru hedeflenen kötülüktür) hak tabirine uygun davranmamalıdır. Desteksiz suçlamalar yapan, çamur at izi kalsın taktiklerine sarılanlara ve bizi anlamakta zorluk çekenlere bir mesajım var: Tarih öğrenin. Unlu Fransız arkeolog Andre Perrot’un unlu sözünü kulağınıza küpe yapın: Her medeni insanin iki vatani vardır. Doğduğu ülke ve Suriye. Bunu anlamakta zorlanıyorsanız Suriye’nin önemini anlatan Mustafa Kemal’i okuyun. Bütün mübarek makamların ve peygamberler yurdu Suriye’ye vurmak isteyen kötü çarpılır. Allah ülkemiz Türkiye’ye ve komşularımıza zeval vermesin. Dost ve kardeş ülke Suriye’nin huzuru ve istikrarı için yapması gereken reformları daha önceki yazılarımda samimice ifade ettim.

Doç. Dr. Mehmet Yuva
mehmetyuva@cemmedya.com
16.06.2011 - 12:05


http://www.habercem.com/haberdetay.asp?Newsid=140680
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ABD'nin Suriye Planı ve Türkiye'nin Kritik Rolü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Haz 2011, 23:16

AKP HÜKÜMETİ, SURİYE OLAYLARININ NERESİNDE?

Resim

MEHMET ALİ GÜLLER

Seçim gündemi nedeniyle kamuoyunda hak ettiği ilgiyi görmediyse de, Aydınlık gazetesi Suriye olayları konusunda büyük gazetecilik başarısı elde etti. Bu haberler ortaya koydu ki, AKP hükümeti Suriye olaylarının boylu boyunca içinde…

Gelin o haberleri kısaca anımsayalım önce:

AYDINLIK’IN SURİYE HABERLERİ

“Türkiye’den Suriye’ye kaçak silah – Reka Gümrük Emniyet Müdürü Albay Kemal İsa, Urfa plakalı bir kamyonda 36 adet otomatik silah bulduklarını açıkladı.” (Aydınlık, 30 Mayıs 2011, s:6)

“Suriyeli muhalifler, Antalya’da ABD’nin Ortadoğu’daki yeni sınır tasarımını konuştu. PKK’li Bayık aynı konuyu Brüksel toplantısında gündeme getirdi.” (Aydınlık, 30 Mayıs 2011, s:6)

“Suriye operasyonu Hatay’dan yönetilecek – NATO’nun Amanos dağlarındaki radarı çevresinde hareketlilik.” (Aydınlık, 31 Mayıs 2011, s:8)

“Suriyeli NATO’cuların Antalya toplantısını Amerikalılar organize ediyor.” (Aydınlık, 1 Haziran 2011, s:6)

“Antalya’da toplanan Suriyeli muhalifler: Asıl düşman İran.” (Aydınlık, 2 Haziran 2011)

“Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki lideri Gazi Mısırlı, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı çıktı.” (Aydınlık, 3 Haziran 2011, s:6)

“Muhalif Suriyeliler, Antalya’daki toplantılarına Türk hükümetinin izin verdiğini açıkladılar.” (Aydınlık, 3 Haziran 2011, s:6)

“ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Feltman’ın cinayet planı elinde patladı.” (Aydınlık, 6 Haziran 2011, s:6)

“MOSSAD’ın Suriye Ordusu’nu hedef alan planı.” (Aydınlık, 7 Haziran 2011, s:6)

“Polise pusu: 120 ölü” (Aydınlık, 7 Haziran 2011, s:6)

“Erdoğan’ın silahlandırdığı çeteler - Suriye’de öldürülen 120 polis olayının perde arkası aydınlanıyor.” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:1,6)

“Suriyeli gazeteciler: Dörtyol’da Türk askerini katledenler aynı kişiler.” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:6)

“MOSSAD’ın müttefikleri: Kürtler, İhvan, Selefiler” (Aydınlık, 8 Haziran 2011, s:6)

“Suriye’deki saldırının komutanı MİT ajanı çıktı.” (Aydınlık, 9 Haziran 2011, s:6)

“Tanık: Saldırganlar Türkiye’den geldi.” (Aydınlık, 10 Haziran 2011, s:1)

“Saldırının amacı BM’den kınama kararı çıkartmak.” (Aydınlık, 11 Haziran 2011, s:10)

“CIA Hatay’dan, MOSSAD Erbil’den.” (Aydınlık, 12 Haziran 2011, s:6)

“Erdoğan: Seçimlerden sonra, Esad’la farklı şekilde görüşeceğiz.” (Aydınlık, 12 Haziran 2011)

“Teröristlerde Türk SİM kartları.” (Aydınlık, 13 Haziran 2011, s:6)

“ABD’nin planına göre, Suriye sınır kenti İdlib’e müdahale edecek, ardında Türk ordusu, Suriye topraklarına girecek.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

“Erdoğan, Suriye’yi arkadan hançerliyor.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

Aydınlık’ın yukarıda özetlediğimiz iki haftalık Suriye haberleri, tv ve yandaş basının kamuoyuna yansıttıklarının gerçekle ilgisinin olmadığını ortaya koyuyor. Ki o haberler özel olarak, Suriye ordusunun kendi halkına katliam yapmak üzere kuzeye doğru yöneldiğini, Suriyelilerin de korkudan Türkiye’ye sığınmaya başladığı aldatmacası üzerine kurulu… 120 polisin öldürülmesinin üzerinde nedense hiç durmuyorlar!

Ve seçim gündemi nedeniyle, AKP’nin Suriye olaylarındaki rolü Türk kamuoyunda pek yer bulmadı…

RUSYA-İRAN ve SURİYE’DEN TÜRKİYE’YE UYARI

Ancak Suriye durumun farkında… Gelişmelere, ABD projesi olması nedeniyle yakından ilgi gösteren İran ve Rusya da durumun farkında…

Örneğin, Suriyeli Parlamenter Muhammed Zahir Gunnum, “Türkiye güvenirliğini kaybeder” derken, Şam Üniversitesi Hukuk fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammed Hüseyin de “ABD, Türkiye’yi kukla ve işbirlikçisi yapacak” uyarısında bulunuyor. (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

İran da AKP hükümeti üzerinden Türkiye’nin tutumunu ortaya koyuyor. “İran: Türkiye Suriye konusunda ikili oynuyor.” (14 Haziran 2011 tarihli günlük gazeteler)

Rusya Devlet Başkanlığı İdaresi Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uzmanı Aleksandr Kuznetsov da AKP’nin ikili tutumuna dikkat çekiyor: “AKP, Suriye üzerinde ikili oyun oynuyor. Amaç, Müslüman Kardeşler’in başında olduğu zayıf bir Suriye yaratmak. Ancak Suriye’deki bu istikrarsızlık, Türkiye’nin güvenliğine Kürt meseleleriyle birlikte tehdit olarak geri dönecektir. Bşar Esad’ın istifası bölgede felaketlere yol açacaktır.” (Aydınlık, 14 Haziran 2011, s:6)

AKP’NİN SURİYE GÖREVİ

Peki, AKP hükümeti neden Suriye olaylarının içinde? Düne kadar “Komşularla sıfır sorun” diyen, Suriye’yle “Şamgen” eksenli Ortadoğu Birliği kuran AKP, gerçekten ikili oynuyor olabilir miydi? (AKP’nin bu hamlelerinin BOP’la doğrudan ilgili olduğunu, Kaynak Yayınlarından çıkan “ABD’nin Neo-Osmanlı Projesi:Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz).

Bu sorunun yanıtını da yorumla değil yine olgularla ortaya koyalım:

1.) AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin de 35 ayrı yerde söylediği gibi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıdır.

2.) ABD, Tunus ve Mısır’da başlayan ve kendi nüfuz alanı olan Bahreyn, Yemen, Ürdün ve Kuzey Irak’a sıçrayan halk hareketlerine karşı önlem almak için üç önemli adım attı. Birincisi, bölgedeki nüfuz alanı olmayan Libya, Suriye ve İran gibi ülkelerde ayaklanma başlattı. İkincisi, bu ayaklanmaları bastırmaya çalışan Libya’ya karşı Fransa-İngiltere ikilsiyle birlikte askeri saldırı başlattı. Üçüncüsü, ABD’nin nüfuz alanı olan ülkelerdeki (Tunus, Mısır, Ürdün, Yemen, Bahreyn) halk hareketlerinin yönelimini değiştirmek için Türkiye’ye BOP kapsamında devreye soktu: 14 Mart’ta, İstanbul’da Türkiye’nin bölge liderliği hedefli “Değişim Liderleri Zirvesi” düzenletti.

Ortadoğu’daki gelişmeleri kontrol altına almayı hedefleyen zirvede, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun söyledikleri, amacı net ortaya koyuyordu:

Başbakan Erdoğan, bölgede değişen dengeler karşısında Türkiye’nin yeni rolünü şu sözlerle anlatıyordu: “Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki sorunları da ancak birlikte hareket ederek, ortak çözüm önerilerini ortaklaşa uygulama planına geçirerek çözeriz. Bizler, buralarda, değişimi kontrol etmek değil, değişime yardımcı olmak, istikamet tavsiyesinde bulunmakla mükellefiz.” (Yeni Şafak, 15 Mart 2011)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise daha açık tarif ediyordu durumu: “Türkiye bu değişim dalgasının sürükleyici lider ülkesi olmak durumunda. Böyle bir hedefle hareket ediyor. Yoksa bütün bu etrafta, değişim dalgasının olumsuz sonuçlarından en fazla etkilenecek ülkelerden biridir. Eğer aktif bir öncülükle değişim liderliğini yürütemezsek, biz bu coğrafyada bu gelişmelerde en olumsuz etkilenen ülke oluruz.”

ABD ve BOP Eşbaşkanlığı, “Ortadoğu’daki değişime istikamet verilmezse, değişime liderlik yapılamazsa, değişimin en başta BOP’u olumsuz etkileyeceğinin” farkındaydı!

3.) İşte ABD Başkanı Barrack Obama, değişime “istikamet” vermek üzere 29 Mayıs’ta “Ortadoğu Planı”nı açıkladı. Plan iki esas üzerine dayanıyor: Washington birinci olarak Suriye’yi hedef tahtasına koyuyor, ikinci olarak da İsrail’e 1967 sınırlarını “şart” koşarak, bölgenin ABD karşıtlığını frenlemeye çalışıyordu.

4.) AKP hükümeti plan gereği, Suriyeli muhalifleri organize etmek için Antalya’da karargâh oluşturdu. ABD ve Batı ülkelerinden gelen liberalleri, Dera aşiretlerini, Müslüman Kardeşler’i ve Talabanici Kürtleri aynı hedefte birleştirmeyi hedefleyen Antalya toplantılarında “Suriye’ye Erdoğan modeli” bile gündeme geldi!

5.) 29 Mayıs günü New York Times’ın “Türkiye, Arapları birleştirebilir mi” sorusuna Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Türkiye’nin sınırlarının hiçbiri doğal değil. Hemen hemen tümü yapay.” yanıtını verdi! (Sabah, 30 Mayıs 2011)

6.) NATO’nun hava üssü olan İzmir’in, NATO’nun kara üssü yapılmasına karar verildi!

7.) Bu hazırlıkların ardından da, Aydınlık’ın yukarıda özetlediğimiz haberlerindeki gelişmeler AKP tarafında uygulanmaya başlandı.

8.) Başbakan Erdoğan, 12 Haziran Genel Seçimlerindeki yüzde 50 zaferini kutlamak üzere yaptığı balkon konuşmasında “Seçimleri Ankara kazandı, Şam kazandı” diye formüle etti!

AMAÇ, KÜRDİSTAN’I DENİZE AÇMAK

Tüm bu gelişmelerin tarihteki benzer bir izdüşümünü anımsatarak bitirelim yazımızı:


Birinci Körfez Savaşı’nda “Saddam’ı devirmeden” müdahaleyi kesen ABD, daha sonra Saddam’ı devirmek üzere Irak’ın kuzeyindeki Kürt grupları ayaklandırdı. Irak hükümeti ayaklanmayı iki günde bastırdı. 450 bin mülteci Türkiye sınırına yığıldı. BM 5 Nisan 1991’de sığınmacıların durumunu ele aldığı oturumunda, 36. paralelin kuzeyinde kalan Kürt bölgesini, uçuşa yasak bölge ilan etti!

ABD, BM kararına dayanarak “Huzur Operasyonu” başlattı. Operasyonu yapacak “Çekiç Güç” birlikleri, Silopi ve İncirlik’te konuşlandırıldı; 17 Nisan 1991’de de ilk birlikler Kuzey Irak’a girdi. Türkiye 12 Temmuz 1991’den başlayarak, ABD’nin Irak’a 19 Mart 2003’te yeniden saldırmasına kadar, Çekiç Güç’e her altı ayda bir izin çıkardı!

Irak, ABD’nin 2003 yılındaki saldırısında değil, aslında BM’nin uçuşa yasak bölge kararı aldığı 5 Nisan 1991’de bölündü! Ve Kürdistan’ı bizzat Çekiç Güç yani ABD kurdu.

Suriye’nin de benzer bir operasyon sonrası bugün bölünmesi, ABD’nin hedefi. Böylece Kuzey Irak’taki kukla devletin, İskenderun hattı üzerinden Akdeniz’e açılması hesaplanıyor.

Bu plan gerçekleştiği takdirde, Başbakan Erdoğan’ın daha 2004 yılında tarif ettiği “Diyarbakır’ı BOP içinde bir merkez yapma” görevi başarılmış olacak! Diyarbakır, genişlemiş büyük Kürdistan’ın merkezi, yani başkenti olacak!

ABD’nin AKP üzerinden Türkiye’yi ateşe attığı ve komşularıyla karşı karşıya getirdiği bu sürecin sonucu, sadece bölgemizi değil, dünyayı da yeniden şekillendirecek!

Perşembe, 16 Haziran 2011 13:08

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?opt ... sectikleri
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir