Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ermeni Açılımı İmkansızın Ötesinde

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Ermeni Açılımı İmkansızın Ötesinde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 02:08

Ermeni Açılımı İmkansızın Ötesinde

Washington'daki Alman Marshall Fund'un kıdemli analisti lan Lesser, "Azerbaycan tarihsel olarak sizin için önemli, ama bu önem psikolojik. Reel politik olarak pek önemi yok. Türkiye-Ermenistan yakınlaşması bundan çok daha mühim. Türkiye kendini Karabağ'ı ön şart koşarak bağlamamalı" dedi.

Ian Lesser "Karabağ'ın çözümünün Türkiye için ön şart olmaması beklenebilir bir tutum" derken, protokollerle;


1. Ermenistan'ın Türkiye sınırlarını (Kars Antlaşması) tanımayacağını,
2. Karabağ sorununun çözülmeyeceğini ve
3. Ermenistan'ın soykırım suçlamasından vazgeçmeyeceğini açıkça ifade etmiş oluyor.

İki ülke meclislerinin onaylaması ile yürürlüğe girecek olan iki protokol şu önemli konuları içeriyor: Ankara ile Erivan'ın karşılıklı atacağı adımlarla ortak sınırın açılması, Ermenistan ve Türkiye Cumhuriyeti arasında ikili ilişkilerin geliştirilmesi.

İki protokol 10 Ekim 2009 tarihinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan tarafından imzalandı. Şimdi sıra bu protokollerin Meclis'ten geçirilmesine geldi.

Gül-Powel Anlaşması

Sedat Sertoğlu; 24 Mayıs 2003 tarihli Vatan gazetesinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell arasında imzalanan 9 maddelik çok gizli bir anlaşmayı açıklamıştı. Bu anlaşmanın 9. maddesinde "Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak" ibareleri yer alıyordu. Temelde bu madde BOP kapsamında ABD'nin Rusya'yı Kafkasya'dan kuşatmaya almasına yönelik stratejisidir. ABD için bu derece hayati "açılım" görevi, 2003'te BOP Eşbaşkanı Başbakan'a verildi.

Önümüzdeki yıl 24 Nisan günü Obama'nın Kongre'de yapacağı soykırım konuşmasına kadar BOP Eşbaşkanı Başbakan Erdoğan'ın bu Açılım'ı sonuçlandırması, acil bir görev olarak önündedir.

Grossman: Soykırım Tasarılarına Son Vermez

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Türkiye13 Ermenistan protokolüyle ilgili olarak, "Bu Washington'da büyük onur oldu. Yıllardır bu konu üzerinde çalışanlar var. Amerika uzun zamandır Türklerle Ermeniler arasında bu tür bir uzlaşma sağlanmasını istiyordu" dedi. Grossman, protokollerin hemen hemen her yıl Kongre'nin gündemine gelen sözde Ermeni soykırımı tasarılarına son vermeyeceğini de söyledi.

ABD: Yola Devam!

ABD Başkanı Obama, Başkan Yardımcısı Biden, Dışişleri Bakanı Clinton, Temsilciler Meclisi çoğunluk lideri Pelosi ve Senato çoğunluk lideri Harry Reid, sözde Ermeni soykırımının kararlı savunucularıdır.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Eylül 2009 sonunda yaptığı açıklamada Türkiye ve Ermenistan'a 'ön şartlar olmadan' ilişkileri normalleştirme çağnsı yaptı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, ABD'nin sürece destek verdiğini ifade etti. "Bu mesele başka konularla
ilişkilendirilmemeli. Yola devam edilmeli" dedi.

Karabağ'a Barışçıl Çözüm Getirmez

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Zürih'te protokoller imzaya hazırlanırken Azerbaycan TVye 10 Ekim 2009'da verdiği demeçte şunları söylemişti: "Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşı protokollerinin imzalanmasıyla iki ülke arasında devam eden Karabağ sorununa banşçıl çözüm bulunmasına katkıda bulunacağı görüşüne katılmıyorum."

Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'a yakınlığı ile tanınan uluslararası ilişkiler uzmanı Tigran Mkrtchyan, Ermenistan'ın en etkin ve yetkin uzmanı olarak protokollerle ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

1. "Hiçbir Ermeni lider Karabağ'ı geri vermeye teşebbüs dahi edemez, ederse gider. Türkler de bunu bilirler.
2. Türk Dışişleri Bakanı törende konuşma yapıp Karabağ ismini telaffuz etseydi Ermeni tarafı protokolü imzalamaya hazırdı.
3. Kamuoyuna hitap ederken Erdoğan hep Karabağ diyor, ama protokolün müzakeresi sürecinde, tekrar ediyorum, hiçbir diplomat ya da Türk yetkili Karabağ konusunu ele almadı.
Ermenistan tarafı bu konuda baştan beri net bir tutum izledi. 'Sadece Karabağ değil, hiçbir önkoşul kabul edilemez' ifadesi kullanıldı. 1
4. Batı Ermenistan ve Büyük Ermenistan deyimleri Türkleri rahatsız etmemeli, çünkü Ermeniler o topraklarda üç bin yıl yaşadılar."

Türkiye de Sözde Ermeni Soykırımını Kabul Etmiş Olacak

Sözde Ermeni soykırımı yasasını 1965'te ilk olarak parlamentosundan geçirerek siyasi olarak tanıyan ülke Uruguay'dır. Dünyada, sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıyan ülkeler: Uruguay, Arjantin, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Rusya, Polonya, Kanada, İtalya, Vatikan, Fransa, İsviçre, Belçika, Hollanda, İsveç, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Litvanya, Lübnan ve ABD'de kırkı aşkın Eyalet (Devlet). İsviçre ve Belçika'da 2006 yılında çıkarılan yasalarla sözde Ermeni soykırımını reddetmek suç haline getirildi. Almanya tarafından hazırlanan Irkçılık tasarısı 27 AB üyesi ülkede sözde soykırım iddialarını reddedenlere "ceza" verilmesini öngörüyor. Ermeni açılımı protokollerinin yürürlüğe girmesiyle Türkiye de sözde Ermeni soykırımını kabul etmiş olacak!

Avrupa'da Soykırım

Avrupa'da soykırım uygulamasına baktığımızda ise şu gerçekleri saptıyoruz:


- İsviçre, soykırımı reddedenleri bile cezalandırıyor.
- Almanya, Fransa ve İsviçre'de soykırım suç sayılıyor.

Almanya sadece Hitler'in Yahudilere karşı gerçekleştirdiği soykırım (Holocost) için özür diledi, ama Holocost mezarlıklarında soykırıma uğrayan ve Türk Bayrakları altında yatan Türklerden bugüne kadar özür dilemedi.
Alman devletince Hitler'den onlarca yıl önce de Yahudilere soykırım yapıldı. Alman devleti, Yahudilere soykırım yaparken Osmanlı Meclisi'nde 14 Ermeni mebus vardı, bunlardan 4'ü bakandı. Osmanlı, Tehcir'de bile suç işleyen 56 Ermeni'yi mahkemede yargılayarak cezalandırdı.

- Hitler'den önce Alman devleti, Yahudilere çiftçilik (gıda) yapmayı ve devlette memur olmayı yasakladı, onları açlığa ve parasızlığa terk etti. Onlara sadece ticaret yaparak yaşamlarını sürdürme yolu açık bırakıldı. Onlar da çözümü gettolarda yaşamakta buldular.
- Hitler zulümden kaçan Yahudi bilim adamlarını sadece Türkiye kabul etti ve üniversitelerde göre\?3 verdi. Bu yapılmasaydı tümü öldürülecekti. Avrupa bunları göz ardı edebiliyor.

- Sözde Ermeni soykırımını kabul eden Yunanistan'ın Anayasasında Yunan soyundan gelmeyenlerin milletvekili seçilmeleri yasak. Batı Trakya Türklerinin Türk kimlikleri kabul edilmiyor.
Bütün bu gerçekliklere rağmen başta İsviçre, Fransa, Almanya, diğer Avrupa ülkeleri ve ABD, Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini talep edebiliyor.

Biz de diyoruz ki; 'Ermeni Açılımı' bir tasarımdır. Türk milletine bu tasarımı hiçbir güç kabul ettiremez. Türk milleti buna izin verirse Cumhuriyet'in yıkılacağını çok iyi bilir.

Soner Çağatay: Rusya'nın Gözü Gürcistan'da

Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Dr. Soner Çağatay ABD Dışişleri Bakanlığı'nın diplomasi akademisinde yaptığı açıklamada, protokollerle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Rusya'nın Kafkas stratejisi; bölgeden Batı'ya inşa edilecek doğalgaz ve petrol boru hatlarının yapımını engelleme ve böylece Hazar enerji kaynaklarının dünyaya satışı üzerindeki tekel konumunu sürdürme üzerine kurulu. Bu açıdan bağımsız bir Gürcistan, Rusya'nın hiç işine gelmiyor. Zira bu durumda Azerbaycan-Gürcistan hattı üzerinden Hazar enerji kaynaklarını Batı'ya taşıyan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına ekler yapılması gündeme geliyor.

Rusya'nın Kafkas stratejisinin bu açıdan bir hedefi var: Gürcistan'ın bağımsızlığını bitirmek. Moskova bir yandan bunun için çalışırken (geçen yıl çıkan Rus-Gürcü Savaşı bu stratejinin bir ürünüydü) bir yandan da Ermenistan-Türkiye yakınlaşmasını destekler gibi görünüyor.
Bu yakınlaşma ilk bakışta Rusya'nın çıkarlarına aykırı görünüyor. Zira Ermenistan, Rusya'nın Kafkaslardaki bir tür uzantısı. Ancak Moskova'nın bu yakınlaşmayı destekleyerek kazanmak istediği şu: Türkiye ile Azerbaycan'ın arasını bozmak ve Bakü'nün Ankara'yı terk edip kendisine yakınlaşmasını sağlamak.

Bu olduğu takdirde; Ermenistan zaten hiçbir zaman Rusya'yı terk etmeyeceği için Moskovd Kafkaslardaki üç devletten ikisini, yani Ermenistan ile Azerbaycan'ı tümüyle kendi yanına çekmiş olacak.
Gürcistan da bu yolla tamamen izole edilecek, yani Moskova, Gürcistan'ı boğmak için Tiflis'in tüm komşularını yanına çekmek istiyor ve bu hedefe neredeyse erişmiş durumda.

Açılımın Hedefi İntikam Duygusunu Hortlatmak

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların aşılabilmesi için TESEV Başkanı Özdem Sanberk tarafından yürütülen çalışmalar sonucu oluşturulan Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu ilk kez 9 Temmuz 2000 tarihinde Cenevre'de gizlice toplandı. Toplantıda alınan kararlar çerçevesinde Kasım 2000'in ikinci haftasında Türk-Ermeni gazeteciler arasında yakınlaşmayı öngören protokol imzalandı. Toplantıda komisyon çalışmalarının kamuoyunun bilgisine sunulmasına karar verilmişti.

Dr. David L. Phillips (Washington), Vanz Z. Krikorian (New York), Aleksander Arzumanyan (Erivan), Andranik Migranian (Moskova), Özdem Sanberk (İstanbul), İlter Türkmen (İstanbul) ve Prof. Vamık Volkan (Charlotville)'dan oluşan "Türkiye-Ermenistan Uzlaşma Komisyonu" (Turkish-

Ermenian Reconcilation Commission-TARC) üyeleri 2 Kasım 2002'de "Türk Amerikan Dernekleri Asemblesi"nin (ATAA) Washington toplantısında ilk kez bir araya geldiler. Bu toplantıda yaptığı konuşmada Dr. David F. Phillips; "Buradaki toplantıda iki halk arasında tarihsel bir adım atılmış oldu. Anlaşmazlığın sürmesi doğaldır, ancak gelecek için ortaklaşa nelerin yapılabileceğini irdelemek ile hedefe ulaşılabilir" dedi.

Türk toplumu önünde ilk kez konuşan uluslararası hukuk uzmanı Van Z. Krikorian şunları söyledi: "Türkler ile Ermenileri ayıran güçlü bir duvar var. Bu duvarın artık indirilmesinin zamanı gelmiştir. İki yandan birlikte bakmanın zamanı gelmiştir. Devletten devlete ilişkiler ya da Ermeni Soykırımı konusunda tarihin yargılanması yerine iki halkın birbirleri ile doğrudan doğruya diyalog kurması gerekir."

Gizli Toplantılar...

Cenevre, Washington ve New York toplantılarından sonra TESEV'in 15 Şubat 2001'de İstanbul'da düzenlediği toplantıya Ermenistan'dan da yetkililer katıldı. Resmi görüşmelerin önündeki engelleriıi41 kalkmaması üzerine TESEV başkanı Sanberk, emekli büyükelçiler Gündüz Aktan ve İlter Türkmen, akademisyenler Prof. Dr. Üstün Ergüder ve Prof. Dr. Vamık Volkan Ermeni karşıtlarıyla gizli toplantılara başladılar.
23- 26 Eylül 2001 tarihleri arasında yapılan toplantıya Türk heyetinden Vamık Volkan, Üstün Ergüder, E. Korgeneral Şadi Ergüvenç, Emekli Büyükelçiler Gündüz Aktan, İlter Türkmen ve Özdem Sanberk katıldı. Toplantıda Volkan; sorunun artık "travmatik" bir hal aldığını belirterek psikologların devreye girmesini önerdi.

Ermenistan heyetinde ise Ermenistan ana muhalefet partisi genel başkanı ve Ermenistan eski Dışişleri Bakanı Aleksander Arzoumantan, Amerika Ermeni Asembleri Yönetim Kurulu Başkanı Z. Krikorian, Rusya eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in o dönemde Ermeni danışmanı olan Andranik Migranian ve Erivan Devlet Üniversitesi öğretim görevlisi David Hoyhannisyan yer aldı.

Dördü Ermenistan, altısı Türkiye heyetinden olmak üzere on kişiden oluşan Uzlaşma Komisyonu 10 Temmuz 2001 tarihindeki toplantısında amaçlarıyla ilgili şu bildiriyi yayınladı:

Komisyon oluşturma düşüncesi, 'Viyana Diplomatik Akademisi'nden Dr. David L. Phillips'in başkanlığını yaptığı toplantı sonunda ortaya çıkmıştır.
- Türkler ve Ermeniler arasındaki ortak anlayış ve iyi niyetin geliştirilmesi amaçlanacak.
- İki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi teşvik edilecek.
- Türk ve Ermeni sivil toplumlan arasında temas, diyalog ve işbirliği desteklenecek.
- Komisyon; geliştireceği önerileri ilgili hükümetlere sunacak.
- Komisyonun; iş dünyası, turizm, kültür, eğitim ve araştırma, çevre, medya ve ileride saptanacak diğer alanlarda ortak gayri resmi faaliyetleri desteklenecek.
- Komisyon; bir yıl sonra sağladığı ilerlemeyi gözden geçirecek.

Bu amaçlara ulaşabilmek için, 'iki ülke ya da aynı ülkede yaşayan toplumlar arasındaki uyuşmazlıkları çözmeye, kriz veya çatışma noktasına gelmeden önlemeye yönelik gayri resmi4' diplomasi Track II (2 kanal) diplomasisi' uygulanması yoluyla Türkiye-Ermenistan sorunu aşılmaya çalışılacak."

Bu diplomasinin denendiği ülkelerden biri de Türkiye'dir. Türk-Yunan yakınlaşmasında sivil toplum örgütleri kanalı ile ABD'nin uyguladığı metot budur.
İşin başında "anlaşmazlıkların çözümü" konseptinin temelini oluşturan gayri resmi güven ortamı yolu seçiliyor.
Şimdi de Kıbrıs'ta Annan sürecinde denenen bu yöntem, Türkiye-Ermenistan uyuşmazlığında devreye sokuluyor.

Prof. Vamık Volkan TARC'a katılım ve toplantılar dizisi sürecini Kimlik Adına Öldürmek adlı kitabında şöyle özetliyor:

"Eski bir diplomat olan dostum Gündüz Aktan, devlet hizmetinden emekli olduktan sonra tanınan bir Türk araştırma merkezinin (Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi -ASAM) başına geçmişti. Benden o sıralarda yeni kurulmakta olan Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu'na katılmamı istedi. Bir Amerikalının başkanlığında (Dr. David L. Phillips) toplanan bu komisyonun hedefi, altı Türk altı Ermeni'yi birkaç yıla yayılan bir dizi toplantıda bir araya getirmek ve 1915 yılında yüz binlerce Ermeni'nin (ve çok sayıda Türk'ün) kıtlık ve salgınların yanı sıra birbirini öldürmesiyle sonuçlanan trajik olayları tartışmalarını sağlamaktı.

"Birkaç nedenle Türkiye-Ermenistan Uzlaşma Komisyonu'na katılmakta tereddüt ediyordum. Birincisi, genel olarak 'Ermeni Soykırımı' olarak anılan süreç üzerine tartışmaların kuşaklardır çelişkilerle ve düşmanlıklarla dolu olduğunu biliyordum. Geniş grup psikolojisi ve kimliğiyle iç içe geçmiş olduğu için tarih çok ilgimi çeker, ama tarihçi değilim ve o sıralarda henüz Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihi üzerine bilgim fazla değildi.

"İkincisi, ben asla bir Türk vatandaşı olmamıştım. Ada hâlâ bir İngiliz sömürgesi olduğu sırada Kıbrıs'ta doğmuş, 1957 yılında ABD'ye göç ettiğimde bunu İngiliz pasaportuyla yapmıştım. 1964 yılında Amerikan vatandaşı oldum ve erişkin yaşamımın çoğunu Virginia'da geçirdim.

"Ben TARC üyesi olmaya uygun olup olmadığımdan emin değildim, ama bana komisyonun diğer üyelerinin de benzer geçmişlere sahip olduğu söylendi. Komisyondakiler Türkiye-Ermenistan ilişkileri üzerine kişisel ve mesleki bilgilerimin sınırlı olduğunu biliyorlardı, ama gayri resmi diplomasi ve uluslararası ilişkiler psikolojisi üzerine deneyimli biri olarak beni hoşnutlukla kabul etmişlerdi.

"Ermenistan üzerine uzman olmasam da mağdurlaştınlmış kimlik duyguları olan diğer gruplara dair bilgilerim vardı.
"Kanbağı: Etnik Gururdan Etnik Teröre adlı kitabımda, Sırpların uzun süredir var olan mağdurlaştınlma duygularının öyküsünü ve intikamını haklı göstermek amacıyla bu duygunun

Slobodan Miloseviç tarafından nasıl hortlatıldığını anlatmıştım. Bu yüzden, Ermenilerin 'ötekinin' özürlerini işitmesinin ve/veya onları affetmesinin zor olacağını öngörüyordum. Müzakerelerde anıtlar, özür dilemeler ve bağışlamalarla ilgili meseleler katıldığım ilk TARC toplantısında hemen dile getirildi. İleriki görüşmelerde TARC tartışmalarının hiçbir yere varamayacağını düşündüm.

"TARC toplantılarına başkanlık eden (Dr. David L. Phillips) Amerikalının 'rasyonel oyuncu' yaklaşımı (bugün bile bu etkinlik için paranın nereden geldiğini bilmiyorum) bu tür bir ortam yaratılmasına izin verecek değildi. Amerikalı Başkan, uzlaşma yerine toplantıları pazarlık oturumlarına dönüştürmeye kalkmıştı. Bir iki yıl sonra Türk-Ermeni ilişkilerini iyileştirmeye katkım olmasını artık canı gönülden istememe karşın, TARC'tan ayrıldım.
"TARC'tan ayrılmamdan sonra Gündüz Aktan da beni izledi. Onun ardından biri dışında (emekli büyükelçi İlter Türkmen) diğer katılımcıların hepsi komisyondan ayrıldı, ama sonradan yeni katılımcılar bulundu ve TARC toplanmaya devam etti. Sonraki toplantılarda da anlamlı bir gelişme olmadığını biliyorum. Bununla beraber, 2005 yılı Mart ayında Türk hükümeti, Türk parlamentosundaki muhalif kanadın tam desteğiyle Türk ve Ermeni tarihçileri bir araya getirerek dışarıdan UNESCO gibi uluslararası bir örgütün noterlik görevini üstleneceği ve birlikte ulusal arşivlerin araştırılmasını öngören bir teklif getirdi."LI24J CIA'nın Hizmetinde...

TARC'tan ayrılmasını toplantılara başkanlık eden Dr. David L. Phillips'in uzlaşma sağlamak yerine toplantıları pazarlık oturumlarına dönüştürmeye kalkışmasına, rasyonel oyuncu yaklaşımının da bulunmamasına ve komisyon için paranın nereden geldiğini bilmemesine bağlayan Profesör Volkan, Phillips'in başkanlığındaki toplantılara bir iki yıl daha katılabilmiş. Bunun mantıksal gerekçesinin izahı oldukça güç. Volkan; "Kimlik Adına Öldürmek" adlı kitabının 144. sayfasında "Dr. Phillips'in 'Küçük bir deprem Yunanistan'ı sarstığında Türkler hemen Yunanistan'a ekipler göndererek karşılıkta bulunmuşlardı. Sonuçta depremler iki ulus arasında yeni bir ilişki devri başlatmıştı. Gerçekten birçok diplomat, olumlu politik gelişmeleri "deprem diplomasisine bağladığını ifade ettiğini aktararak onu onaylıyor. Onaylaması, onun faaliyetlerini takip ettiğini de gösteriyor. Kaldı ki Volkan; George

Washington Üniversitesinde uluslararası ilişkiler, politik psikoloji ve psikiyatri dallarında öğretim üyeliği yapıyor. 21 yıl boyunca CIA'da ABD düşmanlarının psikanalizlerini yaparak Beyaz Saray politikalarına katkı sağlayan Dr. Jerrold Post ve Post ekibinden Tulane Üniversitesinde siyaset bilimi hocası olan ve Beyaz Saray'a birçok kez politik psikoloji danışmanlığı yapmış Dr. Robert Robins'le birlikte çalışmış bir uzman.
Volkan, George Washington Üniversitesinde 'Zihin ve İnsan İlişkileri Merkezinin başında. "Blide hine from Ethrıic Pride to Ethnic Terrorizm" (Kanbağı) kitabı, bu konunun başyapıtı. Zaman zaman ABD hükümetine yol gösteriyor.

Uzlaşma Komisyonu görüşmelerinin ilk ayağındaki gizli operasyonları yapan kurumlardan biri de Viyana'da kurulu "Diplomatik Akademi" isimli bir 'düşünce kuruluşu'. Bu çekirdek örgütün ABD ile bağını sağlayan bir kuruluş da mevcut; Resolution Force Peace. Resolution Force Peace'in başındaki
kişi ise Dr. David L. Phillips Görüldüğü gibi Dr. Phillips burada da karşımıza çıktı.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir