Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

BOP'un Türkiye Enstitüsü Bahçeşehir Üniversitesi

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

BOP'un Türkiye Enstitüsü Bahçeşehir Üniversitesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 00:37

BOP'un Türkiye Enstitüsü Bahçeşehir Üniversitesi

Türkiye 2007 Projesi Direktörlüğü


Brookings Enstitüsü Başkanı Strobe Talbott; "Türkiye 2007 Projesi"ni yürütmek üzere Morton Abramowitz, Marc Grossman, Eric Edelman ve Marc Parris'ten oluşan bir grup oluşturmuş ve ABD'nin?' Eski Ankara Büyükelçisi Marc Parris'i 1 Şubat 2007 tarihi itibariyle "Türkiye 2007" Projesi direktörlüğüne getirmiştir.

Proje kapsamında TÜSİAD, Brookings Enstitüsü ve Bahçeşehir Üniversitesi 2007 yılından itibaren Türkiye ve Washington'da ortak konferans ve toplantılar düzenlemiştir.

Yapılan dizi toplantılarla Türkiye ve çevresinde yaşanan gelişmeler irdelenerek bu konuların ABD medyasında da yer alması sağlanmıştır. Gerek Talbott gerekse Parris, 2007 yılının Türkiye için çok önemli bir yıl olacağını belirtmiştir.
Brookings Enstitüsü ile TÜSİAD'ın ortaklaşa düzenlediği "Türkiye 2007" projesi kapsamındaki ilk toplantılar, Fehmi Koru, Soli Özel ve Murat Yetkin'in katılımıyla Washington'da başlamıştır.

Önce sınırlı sonra daha geniş katılımlı bu panelde, 2007'de Türkiye gündemindeki önemli iç ve dış siyasi gelişmeler konusunda Murat Yetkin ve Soli Özel görüş bildirmiştir.

Panelde ABD'de, Türkiye ve çevresindeki gelişmeler konusunda iyi bir tartışma ortamı sağlandığı, Türkiye'nin siyasal dinamikleriyle ilgili önyargıların ortadan kalkması için iyi bir fırsat doğduğu belirtilmiştir. Brookings Enstitüsü açıklamasında ise cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağı 2007 yılının Türkiye için önemli bir yıl olacağı ve bu seçimlerin Türk siyasal sisteminin yakın geleceğini şekillendireceği, seçim sürecinin yanı sıra Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelerin de Türkiye'nin, ABD, İslam dünyası ve İsrail ile ilişkilerine yön vereceği vurgulanmıştır.

"Türkiye 2007 Projesi"yle Türkiye ve yakın çevresinde gelecek yıl yaşanacak siyasal gelişmelerin, ABD'de yüzeysel kalıpların ötesinde, doğru biçimde algılanması için Türkiye'nin siyaset alanında önde gelen akademisyen ve uzmanlarının da katılımıyla sağlıklı bir tartışma platformu oluşturulması
amaçlanmıştır.!

Brookings Enstitüsü'nün dizi toplantılarından biri de 9 Mayıs 2009'da düzenlenen 4. Sakıp Sabancı Konferansı ve sonrasında gerçekleşen çalışma yemeğidir. Yemekte AKP kapatma davası ve pek çok konu tartışılmıştır.

Yemekte The Brookings Enstitüsü Başkanı Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Strobe Talbott, aynı enstitüden uzmanlar Phillip Gordon, Daniel Benjamin, Ömer Taşpınar, ATC Başkanı James Holmes, TÜSİAD-ABD Başkanı Abdullah Akyüz, TUSKON-ABD Temsilcisi Hakan Taşçı, Türk medyasının
Washington temsilcilerinin yanı sıra Hasan Cemal gibi isimler yer almıştır.'

ABD Dışişleri Bakan yardımcılığı görevinden ayrılmış olmasına rağmen toplantıya katılmış olan4 Nicolas Burııs görüşlerini şu başlıklar altında dile getirmiştir:

• ABD-Türkiye ortaklığı yeniden: Yeni dönemde ABD başkanı kim olursa olsun (Barack Obama, Hillary Clinton, John McCain) Türkiye ile müttefiklik ilişkilerine öncelik tanımalı. Türkiye terörizm sorununu Irak hükümeti ve bölgesel Kürt yönetimini de içine alarak ortadan kaldırma yollarına başvurmalı ve böylece fiili bir durum meydana getirilmeli.

• Türkiye; Yunanistan, Kıbrıs ve Ermenistan konusunda yeni bir açılım yapabilir. Fener Rum Patrikhanesi ve Ekümenik sorununa çözüm yolu bulunmalı, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması sağlanmalı. 2009'un Kıbrıs'ta çözüm yılı olması kimseyi şaşırtmamalı.

• İran ve Suriye'ye baskı: Türkiye, İran ile bir 28 yıl daha görüşmeme politikası sürdüremez.
Türkiye; İran ve Suriye üzerindeki nüfuzunu kullanmalı. İran müzakereden kaçıyor, böyle sürmesi halinde yaptırım kaçınılmaz olur.

• NATO misyonuna daha fazla destek: Türkiye'nin Afganistan'da büyük katkısı oldu. NATO misyonuna katkı sağlamalı.

• Siviller tarafından idare edilen hükümet yapısı, Türkiye'nin geleceği için önemli. Bu şehirde (Cumhurbaşkanı Abdullah) Gül ve (Başbakan Tayyip) Erdoğan'a saygı var. Türkiye, dünya sahnesinde oynuyor ve iki lider de güvenilir ortaklar.

• Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un 1 numaralı Dışişleri Bakan Yardımcılığına atanan Phillip Gordon, "dava sonunda AKP için kapatma kararı verilmesi askeri darbeden farklı olmayacaktır" demiştir.

• Brookings Enstitüsü'nün Türkiye Masası Direktörü Dr. Ömer Taşpınar da "ABD, Türkiye'nin AB üyeliğini daha güçlü desteklemelidir" demiştir.

• Brookings Enstitüsü'nde, "Küresel Ekonomi ve Gelişim Programı Başkan Yardımcılığına yeni atanan aynı zamanda Sabancı Üniversitesi Danışma Kurulu üyesi olan Derviş de "Türkiye 10 yıl öncesinin Türkiye'si değil, daha güçlü. Paradigmalar değişti. Üyelik süreci tek tarafın yöneteceği bir şey olamayacak artık. Türkiye daha aktif olacağı bir aşamaya girmek zorunda" demiştir.

• 20 Ekim 2009 tarihinde Condrad otelinde Brookings Enstitüsü ile TÜSİAD ortak toplantısında enstitünün başkanı Strobe Talbott ve Başkan Yardımcısı Martin Inydik de Afganistan ve Pakistan konusunda bir konuşma yapmıştır.

Proje için Bahçeşehir ve George Washington Üniversiteleri Devreye Sokuldu

Projenin hayata geçirilmesi amacıyla Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süheyl Batum ve George Washington Üniversitesi Rektörü arasında "Amerikan Araştırmaları Programı" adlı bir4 yapılanma için Haziran 2006'da bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın ardından Bahçeşehir Üniversitesinde "Global Liderlik Forumu" adlı toplantıya katılmak için Morton Abramowitz, Marc Grossman, Marc Parris ve Alan Makovsky İstanbul'a gelmiştir.

Toplantıya; Prof. Dr. Süheyl Batum, Prof. Dr. Hasan Köni, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Burak Kuntay, Koç Holding'ten Can Kıraç, Alarko Holding'ten İshak Alaton, Doğan Medya Grubu'ndan Arzuhan Doğan Yalçındağ, Mehmet Acar ve Mehmet Ali Bayar katılmıştır. Daha sonra Amerikalı heyet; TÜSİAD eski Başkanı Halis Komili, Koç Holding'ten Rüşdü Saraçoğlu, ertesi gün de İlhan Kesici ile baş başa görüşmüşlerdir. Bu hazırlık görüşmelerinin sonunda Brookings Enstitüsü Başkanlığı ile TÜSİAD arasında anlaşma imzalanması aşamasına gelinmiştir.

Brookings Enstitüsü'nün "Türkiye 2007 Projesi", Bahçeşehir Üniversitesi Çalışma Grubu ve SBM

ABD'nin Brookings Enstitüsü aracılığıyla "Türkiye 2007 Projesi"ni gündeme getirmesinin üç temel amacı var:


1. ABD; Türkiye'yi Büyük Ortadoğu Projesi'ni uygulayacak ve medeniyetler çatışmasını önleyecek demokratik, laik ve Müslüman bir cumhuriyet olarak değerlendirmektedir. O nedenle ülke yönetimine Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eşbaşkam'nı iktidara taşımıştır. İktidarın devamı ABD için kaçınılmaz görülmektedir. 2007 genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden AKP'nin iktidardan daha güçlü çıkmasının sağlanması amaçlanmıştır.

2. TÜSİAD ile AKP arasında şiddetlenerek süren çatışmaların önlenmesi amacıyla Doğan Medya Grubu'nun temsilcisi olarak Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın TÜSİAD yönetiminin başına getirilerek Cumhurbaşkanı Sezer ve TSK gibi AKP'ye yönelik keskin muhalefet odaklarının etkisizleştirilmesi amaçlanmıştır.

3. Güçlendirilen AKP iktidarı eliyle Türkiye'nin Irak, Kuzey Irak, Kerkük, Kıbrıs ve İsrail ile yaşamakta olduğu sorunların çözümü için Kürt ve Ermenistan açılımları ile yeni anayasa açılımının devreye sokulması öngörülmüştür.

Nitekim ABD; 23-25 Kasım 2006'da İstanbul, 24-28 Ocak 2007'de Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu, 5 Haziran 2006'daki Dünya Yayıncılar Birliği'nin (WAN) Moskova toplantısı ve 19 Ocak 2007'de İstanbul'daki Doğan Holding buluşması konulu toplantıda Doğan Medya Grubu'nun önde gelen temsilcilerinin yıldızını parlatmıştır.

Türk medya sektörüne giriş yapmayı planlayan "Rupert Murdock" küresel medya tekelinin desteğindeki Doğan Medya Grubu'ndan Arzuhan Doğan Yalçındağ; 25 Ocak 2007'de TÜSİAD'ınA başına getirilmiştir.

"Türkiye 2007 Projesi" Hazırlıkları 2005 te Başladı

Proje hazırlıkları; Marc Parris tarafından 2005'ten itibaren geliştirilmeye başlatılmıştır. 2005'te TÜSİAD yöneticileri, YVashington'da Başkan Bush yönetimi yetkilileri ile bir araya gelmişler ve bu konuyu görüşmüşlerdir. VVashington'da düzenlenen bir panelde ABD Dışişleri Bakan Yardımcılığından yeni ayrılmış olan Marc Grossman bir konuşma yapmıştır. Bir gün sonra da ABD Temsilciler Meclisi alt komitesinin "Türkiye" konulu oturumunda Marc Grossman, Leigh Üniversitesinden Prof. Henry Barkey, Nixon merkezinden Zeyno Baran ve Washington Enstitüsü'nden Dr. Soner Çağatay bir konuşma yapmıştır. Dört konuşmacı da Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunların aşılmasında Ankara ile Washington'un etkin bir ortaklık kumlaları gerektiğini, siyasi liderlerin Ortadoğu, Irak ve İslam dünyasında Türk-Amerikan çıkarlarının önemli ölçüde örtüştüğünü ve bu sorunların AKP ile aşılmasının zorunlu olduğunu öngörmüştür.

Bahçeşehir Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Barış Merkezi

10. yıl etkinlikleri kapsamında 13 Kasım 2007'de Hukuk Fakültesi bünyesinde Sürdürülebilir Banş Merkezi (SBM) açıldığını belirten Anboğan, "Bazen barış ortamları, savaş ortamlarından da kötü olabiliyor. Savaşın barışı sağlamakta düzgün bir araç olmadığı ortadadır. Bu nedenle diplomasi ve pazarlığı öğrenmek zorundayız.

Bu merkezin amacı da sürdürülebilir barışın sağlanması için farklı projeler ortaya koymaktır" dedi.
SBM Başkanı Batum da Merkez'in hükümet örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde "barış ve eğitim, gençlik ve kadın, barış ve liderlik ve yönetim, barış ve sanat, enerji ve çevre gibi konu başlıkları altında projeler geliştireceğini" söyledi.

Batum; "Bu alanlarda deneyimli arkadaşlarımız bize projeler üretecekler ve Bahçeşehir Üniversitesi olarak biz de bu projeleri yürüteceğiz. Amacımız, sürdürülebilir barışı sağlayabilmek" diye konuştu.

Dünyanın çeşitli üniversitelerinde tıp alanında önemli çalışmalar yapan ve birçok kez Nobel Banş Ödülü'ne aday gösterilen ve SBM Onursal Başkanlığı'na getirilen Prof. Dr. Vamık D. Volkan da yeni kurulan merkezin kendisini çok heyecanlandırdığını ifade etti.
Volkan, "Bu önemli merkezde kişiler için değil, toplumlar için bir süreç geliştireceğiz. Toplumlar sürekli kavga halinde. O açıdan merkezin önemi çok büyük. Başanlı olacağımızdan eminim" dedi.

Bahçeşehir Üniversitesi Çalışma Grubu

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan; birkaç yıldır Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Çalışma Grubu olarak Prof. Dr. Volkan ve Kuzey İrlanda barışının mimarlarından Lord John Alderdice ile aynı çalışma grubunu paylaşıyoruz, grup çoğunlukla psikolog ve psikiyatrlardan oluşuyor. Politik psikoloji tartışıyorlar, yani dünyadaki çatışmaların psikolojik toplumsal yansımalarını inceliyorlar, barış süreçlerinde toplumsal psikolojiyi yönetmenin önemine değindiklerini dile getirerek bu çerçevede Kürt açılımında (kendi tanımlamasıyla "Büyük Türkiye Atılımı'nda) ön plana alınması gereken bazı unsurları şöyle sıraladı:

1. Sürecin bir mağlubiyet-galibiyet ya da zafer-hezimet ilişkisi olarak algılanması büyük bir hata olur.

2. Sürece muhalifler de dahil tüm taraflar mutlaka katkıda bulunmalıdır.

3. Bugün de esas olan, Türkiye'nin, yeni bir formatla daha güçlü, daha etkin bir emperyal güç olarak sistemde konumlandırılmasıdır. Tarihi fırsatı sağlayan şey, uluslararası sistemde doğan boşluktur. Türkiye yalnızca kendi Kürtleriyle değil, tüm Kürtlerle ilişkisini yeniden tanzim etmek durumundadır. Sorun ya çözülecek ya çözülecektir; hepimiz için.

4. Yalnızca demokratikleşme paketi ile sorunun çözüleceğine inanmak, entelektüel hassasiyettir. Her şeyi askeri çözümün içerisine hapsetmekten daha gelişkin bir düşünce pratiği olduğu da söylenemez. Elbette demokratikleşme gereklidir, ancak bununla birlikte diğer paketlerin de gündeme getirilmesi şarttır. İletişim ve psikolojik paket, ekonomik paket, kentleşme ve Batı'ya göçe ilişkin paket, dış politika paketi, uyuşturucu trafiği ve organize suç paketi, eğitim paketi, PKK ve onun kadar önemli olan korucuların silahsızlandırılması paketi birlikte açılmalıdır. Süreç iyi yönetilmezse risk çok büyüktür. Bu fırsatı kullanamayanlar ve baltalayanlar büyük vebal altında kalacaklardır.

"Arıboğan; Türkiye komşularla sıfır sorun modelinde tüm çevresiyle ilişkilerini yeniden tesis ediyor. Kuzey Irak açılımı da yalnızca PKK ile ilgili, dar kapsamlı ve içeriye değil, tamamen dışa dönül bir hamle. Tüm Kürtler kapsama alanımızda.

Gelişmenin diğer tarafına bakıldığında Irak, îran, Suriye ve Ermenistan'ın dışında diğer Arap ülkeleri ile ilişkiler de giderek gelişirken, AB konusunun hafiflediği, geleneksel müttefik İsrail ile her gün bir başka sorunun ortaya çıktığı görülüyor.

Yeni durum ise yalnızca enerji anlaşmaları ile sınırlı değil: bir liderlik pozisyonu arayışı var, ancak bu arayışın ilk yansımaları, günümüze dek uygulanan klasikleşmiş politikalardan sapma görüntüsü veriyor.

Türkiye ile İsrail arasındaki sorunlarda İsrail'in eski paradigmadaki rolünden vazgeçip, yeni modele adapte olmasıyla nisbeten rahatlayacaklardır.
Artık çatışmacı, savaşçı ve petrol zengini Ortadoğu'dan, uzlaşmacı, zenginliğin geniş kidelere yayıldığı ve daralan kapitalizmin yayılabileceği yeni pazarı oluşturacak bir alan kurulacaktır. Adı konulmamış Ortadoğu projesi budur.

Yeni küresel düzen, küreselleşmenin yaratıcılarının elinde, yani devlet olmayan aktörlerin kontrolünde değil, içerisine devlet mekanizmalarının da dahil olduğu farklı bir pozisyonda şekilleniyor" değerlendirmesinde bulunduk!

Daha önce de Başbakanlığa bağlı Politik Psikoloji Merkezi kurulmuştu. Ankara Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, 1992 yılında Başbakan Demirci'm talimatıyla "Başbakanlık Politik Psikoloji Merkezi"ni kurmuş, ama merkez, 1997 yılında faaliyetine son vermişti. Çevik, bu süre içinde Başbakanlık danışmanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu üyeliği yapmıştı. Kara Harp Okulu, Dışişleri Akademisi, Emniyet Genel Müdürlüğü ve çeşitli üniversitelerde politik psikoloji ve terör üzerine dersler vermiş, 2006 yılında Politik Psikoloji Derneği'ni kurmuştu. Çalışmalarına devam eden Çevik, aynı zamanda Türkiye Grup Psikoterapi Derneği Başkanlığını yürütüyor.

Biz "derinlik psikolojisi ile ilgileniyoruz, yüzeyde görünenin arka planı" diyen Çevik, bu işin eğitimini dünyada konunun kurucusu olan Prof. Dr. Vamık D. Volkan'dan aldığını söylüyor.

Volkan'ın Kürt Meselesine Yönelik Görüşleri

Volkan'ın görüşlerini kendi ifadeleriyle aktarıyoruz:


"İçişleri bakanı ile olayın psikolojik yönünü konuştuk. Başka ülkelerdeki tecrübelerimi anlattım. Benim Kürt meselesi üzerine özel bir çalışmam yok. Genel toplum psikolojisini göze almazsanız işler zorlaşır dedim. Toplumlar arasında çatışma çıktığında hemen toplum kimliği öne çıkıyor. Abdullah Öcalan bu işleri başlattı, ama bunun sebebi de yine tarihi dönüm noktaları. Sömürgecilik Afrika'da bitince etnik gruplar 'biz kimiz' peşine düştü. Hindistan'da benzeri şeyler yaşandı. Sovyetler çökünce 'biz kimiz' bütün dünyada moda oldu. Dünya büyük bir gerileme içinde. Türk-Kürt meselesinin çok benzerinin yaşandığı Gürcistan'da 6,5 sene çalıştım. Her şey düzelmişti. Saakaşvili geldi, her şey bozuldu, liderlerin kimliği de çok önemli. Soğan gibi açtıkça altından başka bir şey çıkıyor. Yapılması gereken şey ya öldürürsün ya konuşursun. Basil 4 bir şey, konuştuğunda öldürmezsin. Ortamın bu konuşmaya hazırlanması gerekir. Bunu bir kazanç değil, ulus için yapıyoruz. Bu konuşmalar 7 sene sürer. Bakan Beşir Atalay'a da anlattığım, 7 sene tezine dayanıyor. Önce teşhis yapılmalı, yani kök, ama ciddi bir teşhis için yüzlerce psikanalitik mülakat yapıyorsunuz. Sonra toplumla konuşursunuz. Tedavi edeceğiniz süreçleri bulursunuz. Bu da bir ağacın gövdesi gibi yavaş yavaş büyür. Onlar konuşur, biz konuşmalarına yardım ederiz, aşağılamayı ortadan kaldırırız. Fantezileri ayırmalarına yardım ederiz. Bu konuşmaların sonucunda öneriler ortaya çıkar. Bunlar da dallardır. Bu bir süreçtir ve böyle bir süreç Türkiye'de gelişirse halk rahatlar. Aşağılanma yerini hürmete bırakınca işler daha kolaylaşır. Bu bir fikir, bunun ikinci adımı henüz yok.

Başka etnik gruplar da benzeri açılımlarla gelecek mi?

Diğerlerinde de facialar oldu, ama bu çok değişik. 40 bin kişi öldü. Bununla ötekilerini karıştırmasınlar. Problem olmayan yeri kurcalamaya gerek yok. Türk-Kürt sorununa çare bulunursa herkes rahatlar. Bu bir felaket, bazı arkadaşlar baskı var filan diyor. Bunlar nazik sözler; ne baskıdır ne
acıdır, bu aklın alamayacağı bir felaket."

Volkan, bir süre önce Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edildiğini, fakat konunun içeriği ile ilgili bir görüşmede bulunulmadığını açıkladı.

"Dr. Volkan, Princeton Üniversitesinde psikoloji profesörü olarak yıllarca görev yaptı. Filistin sorununda Beyaz Saray danışmanıydı. İsrail ve Filistin temsilcilerini İskandinav fiyortlanndaki bir balıkçı köyünde görüştürmek sürecinde onun da misyonu vardı. 3 yıl boyunca küçük bir balıkçı evinde bu görüşmeler sürdü. Kimsenin ruhu duymadı. Birbirleri hakkında önyargıları olan İsrailli ve Filistinli temsilciler nöbetleşe yemek pişirdiler, bulaşık yıkadılar, yemek masasında da birlikteydiler. Önyargılarından kurtulup birbirlerine yakınlaştıkça çözüm formülleri geliştirdiler.

Volkan da o kulübedeydi. Süreç başarıya ulaşmıştı. Taraflar Beyaz Saray'da el sıkışmış, imza atmışlardı. Ne yazık ki sonradan bir suikast, kalıcı banşı sabote etti, ancak Volkan'ın kariyerindeki bu misyon daha sonra başka ülkelerde de sürdü. Volkan, Makedonya ve Ukrayna'da da iç çatışmaların noktalanması için önce psikolojik duvarların indirilmesinde devredeydi.

Dr. Volkan dostumdur. Ona "Bu son Kürt açılımı ve psikolojik ortamı hazırlama sürecinde katkınız var mı?" diye sormadım, olsa bile söylememesi gerekir."

"27 ülke tarafından üç kez Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Vamık Volkan 'açılım' sürecinin başlarında, açılımın koordinatörü İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a da görüşlerini aktardı. Demokratik açılımın yanı sıra dağdaki PKK ve düzdeki sivil taban üzerinde tartışmasız 'son söz' sahibi olan Abdullah Öcalan'ın kişilik şifrelerinin çözülmesi gerekir.
Volkan'ın "Kan Bağı" adlı kitabı, Abdullah Öcalan için 'mağdurdan gaddara' yaşam yolculuğunu çiziyor. Gerçekten, şöyle bir söylem, nasıl bir ruh halinin dışa vurumudur: "Bizim güzellik kraliçemiz savaştır..."

Yani...
Kanla beslenen bir güzellik anlayışıdır. Podyumda taç takmak için yarışan genç kızlar değil, can vermiş fidan gibi gençlerin, çocukların, kadınların kanlı hayalleri...

Volkan işte buna işaret ediyor ve Öcalan'ın nasıl bir kişiliğe dönüştüğünü araştırıyor.

Abdullah Öcalan için şiddet sonradan sırf bir siyasi kavşakta yol seçimi zorunda kaldığı zaman başvurmaya karar verilen yöntem değildir. Çocukluk yıllarından itibaren 'şiddet kullanarak kişilik inşası' onun ikizidir" diyor.

Dr. Volkan; "Öcalan bir kişi olarak çok ölüm ve terör yaratan bir süreç başlattı. Tüm bunları yalnız yapmasa bile terörün bir simgesi oldu.
Bu simgeyi 'affetmek' büyük kimlik çatışmalarını alevlendirir. Onun yolu yıkıcı bir yoldu. Bunu alıp yapıcı bir yola dönüştüremezsiniz. Bazı Kürt vatandaşlar Öcalan'ı önemser ve onun dediklerini dinler, bu onların bilebileceği bir şeydir, ama Öcalan'ı çözüm sürecine sokmak her şeyi alt üst eder.
Kimlerin affedilip edilmeyeceği de önemlidir, ama teröre çok destek verenlerin durumu başkadır. Affedilirlerse adalet duygusu yıpranır, affetme süreci çok önemlidir ve buna sadece Türk hükümetinin karar vermesi tek taraflı olur. Burada da Türk-Kürt birlikteliği olmalıdır ve 'Ağaç Modeli' gibi bir
sürece katılanların verecekleri önerileri göz önünde tutmak önemlidir"

Bahçeşehir Üniversitesi BOP'un Türkiye Enstitüsüdür

Strobe Talbott, Marc Parris ve Nicolas Bums'ün Türkiye için de kritik bir yıl olan 2007'de hayata geçirilen "Türkiye 2007 Projesi"nin Başkan Obama'mn Türkiye'yi tedricen yıkma projesi olduğunu kanıtlamaktadır. Yapılandırılması ve görevlendirilenlerinin Obama nezdindeki önem ve nitelikleri dikkate alındığında hazırladığımız Şema'nın tetkikinden The Brookings Enstitüsü'nün BOP'un Türkiye Enstitüsü olarak görevlendirildiği anlaşılacaktır.

Neden Brookings Enstitüsü?

The Brookings Institute, 1916 yılında kurulmuştur. ABD'de kurulan ilk Think-Tank kuruluşudur. ABD'nin 5 büyük Think-Tank'ı (Big Five) olarak tanımlanan, Tavistock Institute, Institute of Public Studies (IPS), Rand Corporation, Hudson Institute ve Stanford Research Institute (SRİ) arasında yer almaktadır.

Enstitü, 1950 ve 1960'larda Federal Hükümet için çok sayıda araştırma yapmıştır. Beyaz Saray ile Federal Hükümet'in güvendiği bir araştırma kuruluşu olarak zengin finans kaynaklarına kavuşmuştur. Çok sayıda cumhuriyetçi üyesi olmasına rağmen Demokrat Parti ile özdeşleşmiştir.

Şimdilerde enstitü, Beyaz Saray ofisi, Federal Hükümet ve Dışişleri Bakanlığı ile çok yakın çalışmalar içinde. Araştırmacıların çoğu da Beyaz Saray veya Ulusal Güvenlik Konseyi eski çalışanı. Nitekim enstitünün şimdiki başkanı Strobe Talbott, Başkan Bili Clinton'ın en yakın arkadaşı. Onun başkanlık döneminde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısıydı ve özellikle Rusya'dan sorumluydu.

Obama tarafından başkan yardımcılığına atanan Martin Indyk ise ABD tarihinin İsrail'de ilk defa büyükelçilik yapmış olan ve Clinton'ın ikinci döneminde Ortadoğu'dan Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısıydı. Indyk, Çifte Çevreleme (Double Containmet) Stratejisinin de mimarıydı. Kemal Derviş de Strobe Talbott tarafından Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcılığına getirilmişti. Brookings Enstitüsü Grubu'nda görev alan Morton Abramowitz, Marc Grossman, Eric Edelman ve Marc Parris de daha önce ABD Dışişleri Bakan Yardımcılığı, Ulusal Güvenlik Konseyi Üyeliği ve ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuştur. Bölgeyi çok iyi bilen bu diplomatlar her dönem ABD yönetimlerinde etkin olmuş uzmanlardır.

Brookings Enstitüsü özellikle "Uluslararası Sorunlar" konusundaki çalışmalara yoğunlaşmıştır. Nitekim enstitü, Başkan Obama'nın "Change We Need" (Değişim Hemen Şimdi) programını da hazırlamıştır.

Başkan Hoover ve Wilson'un "14 Nokta" programını, Başkan Roosvelt'in "New Deal" (Yeni Ekonomi) programı, Başkan Kennedy'nin "New Frontiers" (Yeni Hedefler), Başkan Johnson'un "Great Society" (Büyük Toplum) ve son olarak Başkan Obama'mn "Change We Need" (Değişim Hemen Şimdi) programlarını yazmış ve onları ABD başkanlığına taşımıştır.

Enstitü, Federal Hükümet'ten, Pentagon (Savunma Bakanlığı) bütçesi ve CIA kaynaklarının yanı sıra önde gelen çok uluslu şirketler ve kişisel bağışçılarından kaynak sağlamaktadır. 50 uzmanı ABD dışında olmak üzere 300 uzmana sahip enstitünün gizli bütçesi dışındaki yıllık bütçesi 400 milyon doları bulmaktadır.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir