Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Suriye: "Terörist Devlet!"

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Suriye: "Terörist Devlet!"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 16:24

Suriye: "Terörist Devlet!"

2008 Yolculuğu

Amerika onu "terörist devlet" olarak tanımlıyor. Sınırları İsrail ve Lübnan'la çevrelenmiş. Kuzeyinde Türkiye var. Bir zamanlar bizimle aynı bayrağı paylaşmıştı. Üst üste gelen tehdit ve baskılar sonucu, kuşatmaya karşı müttefikler buluyor. Suriye, tarihinde hiç olmadığı kadar, bölgenin güçlü ülkeleriyle yakın ilişkiler kuruyor. Türkiye'yle bağlarını sıkılaştırıyor. Ürdün'le arasındaki toprak sorununu hallediyor. Rusya'yla yakınlaşıyor. İran'la ortak cephede buluşuyor.

Amerika ve İsrail tarafından yoğun tehdit görüyor. Teröre destek vermekle, Lübnan'a karışmakla, kitle imha silahları edinmekle suçlanıyor. Balistik füze programları olduğundan da kuşkulanılıyor.
Amerika, Suriye'yi ambargo altında tutuyor. Amerika "Suriye'de rejim değişmeli!" diyor. Peki Suriye ne diyor?
ABD Başkanı George Bush, Eylül 2007'de Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta Hıristiyan milletvekili Antoine Ghanem'in ölümüne yol açan bombalı saldırının arkasında Suriye ile İran'ın olduğunu söyledi. Bundan evvel gerçekleşen 7 suikast sonrasında aynı şeyi söylemişti Bush.

Bush, "Suriye, İran ve müttefikleri, Lübnan'daki istikrarı bozma ve egemenliği yıkmaya çalışmaktadırlar. Buna karşı direnen Lübnan halkının yanındayız" demişti.
Refik Hariri'nin ölümünün ardından da parmaklar Suriye'yi göstermiş, Ortadoğu'da Irak'tan sonra sıranın Suriye'ye gelebileceği mesajı verilmişti.

Suriye "şer ekseni"ndeydi. Terörü destekliyordu. Kimyasal silah deneyleri yaptığından şüpheleniliyordu. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld öyle diyordu.
Bu işler işte böyle oluyordu! Bir anda hedefe oturtulan ülke hakkında, önce Amerika sonra diğer Batı ülkelerinin önemli isimleri suçlamalara başlıyorlardı.

Başkan Bush savunma Bakanı Rumsfeld, ardından Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, art arda Suriye'nin "terörist devlet" listesinde bulunduğunu hatırlatmışlardı.
Önce kimyasal silah suçlaması ortaya atılmıştı.
Bu iddia, Irak'ta fos çıkınca, Suriye için de aynı iddianın ortaya atılması uluslararası kamuoyunda ciddiye alınmamasına neden oldu. Bu kez başka bir bahane ağızlarda dolaştı.

"Musul-Hayfa Boru Hattı için..."

Suriye "Irak Savaşı'ndaki tutumu nedeniyle" yaptırıma uğrayacaktı. Kısacası Suriye, hedef tahtasındaydı, ağzıyla kuş tutsa olmazdı!

Suriye Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Samir al Takı, durumu şöyle değerlendiriyordu:

"Amerika ve İsrail ortaya çıkan her durumdan fayda sağlamayı çok iyi biliyorlar. Suriye olan biten her şey için suçlanıyor. Lübnan'da ne olsa Suriye suçlanıyor. Lübnan çok mu umurlarında diye sormak lazım. İşte Lübnan saldırıya uğradı. Kim ne yaptı? Lübnan için yapılan bir şey var mı?! Şimdi gündemlerindeki mesele Lübnan'daki kaosun Suriye'ye transferi!"
Amaç Ortadoğu'nun kargaşa içinde olması ve dizginlerinin Batı'nın elinde tutulmasıydı.
Ortadoğu enerji cennetiydi. Tüm paylaşım savaşlarının nedeniydi enerji!
İşte yeni "Ortadoğu Projesi"ni o şekillendirmişti. Yani suyun ve petrolün sihri!

İşte bir örnek:

İsrail Savunma Bakanı Mofaz, "Yeniden şekillenen Ortadoğu'da Suriye tehdidinden" sık sık bahsediyor!
Ardından İsrail Altyapı Bakanı Joseph Paritzky, Musul-Hayfa Boru Hattı'nın yeniden inşası için düğmeye basıyor. Ve "Musul-Hayfa Boru Hattı için Suriye işgal edilmeli" diyor.
Bakan, "Musul-Hayfa Boru Hattı projesinin İsrail'in enerji so-runlarına son vereceğini" söylüyor.

Ve ekliyor:

"Projenin önünde Suriye engeli var!"

İsrail bu engeli, "Suriye'deki rejimin değişmesi" durumunda aşacaklarını belirtiyor.
Suriye, Ortadoğu'daki Amerikan-İsrail politikaları önünde bir engeldi! Tıpkı İran gibi.

Suriye de Batı'nın kara listesinde! Suçlamalar uzadıkça uzuyor:

"Suriye Irak'taki direnişçilere yardım ediyor!" "Irak'taki direnişçilere silah gönderiyor!" "Saddam'ın adamlarına sığınma sağlıyor!" "Teröristlerle işbirliği yapıyor."
"Filistin'de Hamas'ı, Lübnan'da Hizbullah'ı destekliyor..."
Samir Al Taki, "Irak işgal edildi, Filistin mahvedildi. Lübnan'a girildi. Tüm bu coğrafyada birçok devlet zayıflatıldı güçsüzleştiril-di" diyor, "bunun arkasında Büyük Ortadoğu Projesi var! Bu proje,

Ortadoğu'da siyasi sistemlerin çökmesi ve ardından Amerika'nın bölgeye gelerek bunları kendi çıkarlarına göre kullanması projesidir. Amaç enerjiye ulaşmaktır. Ama becerememişlerdir. Proje ellerine yüzlerine bulaşmıştır."
Bölgedeki durum çevre ülkeleri önlemler almaya zorluyor. Suriye Rusya'yla^ Çin'le, İran'la yakın ilişkiye giriyor...
Sosyalist gelenekli Suriye'de, halk ve aydınlar, molla iktidarını düşünmeksizin İran'la yakınlaşmaya büyük destek veriyorlar.

Şam Universitesi'nin ünlü profesörü İbrahim Zarur bakın ne diyor:

"Suriye-İran münasebetlerini sevinçle karşılıyorum. Bu iki ülke arasındaki ilişkiler büyük ilerleme kaydediyor. Doğal olan da bu. İki ülke de bu coğrafyadadır. Komşudurlar ve dertleri benzerdir!"
Dertler aynıydı. Her iki ülke de Amerika tarafından "terörist" olarak tanımlanmıştı. Her iki ülkeye de gizli ve açık ambargolar uygulanıyordu. Her iki ülkede de etnik ve dini gruplar kışkırtılıyordu. ..
Yeni Ortadoğu planı, İslam dünyasını yeniden kamplara ayırmaktaydı. Geçen yüzyılın başında ulusal sınırlarla onlarca devlete bölünen Ortadoğu halkları, şimdi yine etnik ve mezhepsel farklılıklar kullanılarak çok daha derin ve tehlikeli bir biçimde karşı karşıya getiriliyordu. Ortadoğu'da Şii bloka karşı Sünni blok, bu yüzyıla damgasını vuracak çatışmaların içine çekiliyordu.

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Hassan anlatıyordu:

"Yıllardır Amerika, Arap dünyasını yatırım ve tüketim amaçlı bir bölgeye dönüştürmek istemiştir. Bu planın adı Büyük Ortadoğu Projesi'dir. Yani, bölgeyi bölme projesi. Bu kıymetli topraklar, Türk, Kürt, Arap, Türkmen olarak bölünmeye çalışılıyor. Amaç, bölge ülkelerini zayıflatmak, içten çökertmektir. Buna karşı, güçlü ulus devletler gerekir. Yeni Ortadoğu projesi ve küreselleşme denen akım, Batı'yı birleştirmekte ama bölgemizi paramparça etmektedir."

israil Stratejisi

1982'de, israil'in ünlü Kivunim adlı enformasyon dergisinde önemli bir belge yayımlandı. Eski dışişleri görevlisi Oded Yinon, "İsrail için strateji" başlıkli yazısında Ortadoğu'daki dengelerden söz ediyordu... Araştırma oldukça sade bir dille Ortadoğu'nun nasıl bölüneceğini anlatıyordu. Bölgede hangi ülkelerin, kaç parçaya ayrılacağı, bölme işinde hangi unsurlardan yararlanılacağı ayrıntılı olarak belirlenmişti.

Lübnan, din ve mezheplere göre beş bölgeye bölünecekti. Katolikler, Maruniler, Müslümanlar, Dürziler ve Şiiler belli bölgelere toplanacaktı, israil işgalindeki topraklar, israil denetiminde ayrı bir bölge olacaktı.
Irak için düşünülenler de daha 80'lerde açıklanmıştı. Irak üçe bölünecekti. Güneyde Şii, ortada Sünni, kuzeyde Kürt devletleri olacaktı.

Suriye topraklarında, kuzeyde, bir Alevi devleti yaratılacak, Halep bölgesinde ise bir Sünni devlet kurulacaktı. Şam'da bir başka Sünni devlet ortaya çıkacak, israil sınırında bir Dürzi devleti kurulacaktı. Suriye en az dört parça olacaktı.

Profesör İbrahim Zarur "Hayal görmeye devam edebilirler!" diyordu:

"istediklerini söyleyebilirler. Bunları hayata geçirmek öyle kolay değil. Amerika, Irak'ta güvensizlik ve istikrarsızlık dışında hangi hedefi gerçekleştirebildi? Ortadoğu'da yeni devletçikler, etnik ve mezhep bazında güç odakları oluşturmak istediler. Bu proje asla başarılı olamayacaktır! Bu projeye karşı hem Irak halkı, hem de tüm Arap halkları olanca güçleriyle mukavemet edeceklerdir..."

Batı, Suriye'yi karıştırma planında ilk sırayı Alevi-Sünni ayrımına vermişti.
Suriye'de nüfusun çoğunluğu Sünni olmasına rağmen, iktidar, Alevi azınlığın elindeydi. Oded Yinon, "Bu aykırılık, ülkedeki sorunun dev boyutlarını gözler önüne sermektedir" demişti.

Şam Üniversitesi'nden Profesör Ahmed Berkavi, bölgenin cetvelle çizilen devletlerine işaret ediyordu:

"Buradaki devletlerin ortak sıkıntıları var. Bunların başında, zoraki kopuşlarla devletleşmiş olmaları geliyor. Bu bölgedeki ülkeler ulusal kimliğe sahip olmadan, cılız doğmuşlardır. Doğu Akdeniz gibi çok önemli bir bölgede yer alan bu ülkelerin, Batı'nın etki alanı dışında kalması düşünülemezdi. Bu ülkelerin tam bağımsız olması durumunda Batı, büyük çıkar kaybına uğrayacaktı. O yüzden Atatürk'ün ve El Kuşeyri'nin düşündüğü "ulus devlet" formülü Batı'ya korku vermiştir. Ve bu yüzden Batı, bölgedeki ulus devletlerin güç kaybı için seferber olmuştur."

Din savaşları için, Sünni halkanın, Şii ülkeleri kuşatması ön-görülmüştü... Sünni ülkeler, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Şii Suriye ve İran'a karşı bir harekata doğru yönlendirilmeye çalışılıyordu.
Ünlü Amerikalı yazar Seymour Hersh, "Sünni cephenin bölge finansörü Suudi Arabistan! Savaş alanı ise Lübnan" diyordu...

Etnik Kart

Din ayrımı körüklenirken, eş zamanlı olarak rejim muhalifleri örgütleniyor ve destekleniyordu...
Bu çalışmalar 2005 yılından itibaren hız kazanmıştı.

Suriye muhalifleri, Amerika'da, ingiltere'de ve Fransa'da ciddi bir biçimde destekleniyor ve örgütleniyordu.
O kadar gözdeydiler ki, Suriyeli Kürt gruplar, Amerikan sena-tosuna bile davet edilmişlerdi.

Senato'da bir konuşma yapan Suriyeli Kürt muhalifler, Trab-zon'u, Ankara'yı ve Antalya'yı "Kürdistan" sınırları içinde gösteren haritalar dağıtmışlar; konuştukları kürsüye, tarihteki tek Kürt devleti Mahabad Cumhuriyeti'nin bayrağını asmışlardı...
Her fırsatta, Amerikan başkanına, verdiği destekten dolayı öv-güler düzüyorlardı.

Amerika, Kürt gruplara verdiği destekle, bir taşla iki kuş vuru-yordu. Hem Suriye'de ayrılıkçı hareket büyüyor, hem de o güne kadar israil'e karşı Filistin'e destek vermiş olan Suriyeli Kürt gruplar küresel harekata çekilmiş oluyorlardı...

Ayrıca Suriyeli Kürt muhalefet, Türkiye'de ve İran'da desteklenen Kürtçü gruplarla bir arada hareket ederek bölgeyi de tehdit edecekti.
Hatırlarsınız, 12 Mart 2004'te Suriye'nin Kamışlı bölgesinde Kürtler ile Araplar arasında çıkan kanlı olaylar, bölgedeki etnik grupları cepheleştirmeye yaramıştı.

Şam Üniversitesi'nden Profesör Ahmed Berkavi, "Buralar işgal altında yaşamış devletlerle örülü. Sömürgeci güçler bölgemizden çekip gittiklerinde arkalarında onarılması zor, tahrip edilmiş halklar bıraktılar. Özellikle toplumun birlikteliği hedef alınmıştı. Bölgede birlik, sömürgeciler için en büyük tehlikedir. Bu coğrafyada birçok devlet kuruldu. Bir Kürt devleti de kurulabilirdi. Ama unutmayalım; bugün bölge devletlerinin yaşadığı baskıları o devlet de aynen yaşayacaktı. Bu bölgede yaşayan Kürtler, akıllarını başlarına toplarlarsa, diğer baskı gören halklarla birlikte bölücülüğe karşı mücadele ederler. Huzur, bu bölgeye ancak böyle gelir."
Batı, yüzyıl önce bu topraklara etnik kartı miras olarak bırakıp gitmişti.

Petrolün en yoğun bulunduğu coğrafyanın sahibi, Osmanlı devletiydi!

Yıl 1916. İngiltere ve Fransa, Osmanlı'nın ölümü için gizli bir anlaşma imzalıyordu. Bu antlaşma, imzacıların isimleriyle anılıyor. Sykes-Picot Antlaşması'yla, Ortadoğu haritaları değişime uğruyor!

Tüm zamanların emperyalist devletlerinin savaş nedeni yine aynıydı. Hasta adamın elindekiler çekiştirilirken, kullanılacak en önemli kart, etnik karttı. Araplar, Kürtler ve Ermeniler bu iş için kullanıldı... O zamandan bugüne metot değişmeyecekti.
Suriye'deki Kürtlere yönelik planlar, Irak ve Suriye Kürtlerini birbirlerine coğrafi olarak bağlamayı hedefliyordu.
Samir Al Taki "Bu hedef ham hayal!" demişti.

"Bölge büyük sorunlar yaşayabilir ama şunu bilin ki burada yeni bir devlet oluşumunun mümkün olamayacağı, zaman içinde anlaşılacaktır. Irak bölünemeyecektir. Bölgede yer alan tüm komşu ülkeler sonunda bir araya gelecekler, bu projeye karşı koyacaklardır."

Tarihte her zulüm dönemi bir başkaldırıyla sonuçlanıyor. Ortadoğu'ya kuş bakışı bakın ne görüyorsunuz! işgal altındaki Irak her gün kan kaybediyor. Ortadoğu'nun kadim topraklarının sahipleri, ölüme, göçe, sefalete mahkum.
Filistin, 70 yıldır saldın, işgal ve işkence altında. Gazze ve Batı Şeria duvarlarla çevrili. Açık hava hapishanesinde yaşayan 3 milyona yakın Filistinli, kuşatılmış durumda.

Lübnan yeni bir iç savaşın eşiğinde! Beyrut mahalleler bazında bölünmüş. Ülke içinde ülkeler kuruluyor.
Afganistan'a vaat edilen huzurun adı "ölüm!" çıktı. Çatışmalarda her gün onlarca insan ölüyor. Taliban güçleri, ülkenin güneyinde egemenliği tekrar ele geçiriyor.

Şam Universitesi'nin bahçesinde sadece Suriyeli değil çeşitli Arap devletlerinden genç insanlar, Büyük Ortadoğu Projesi'ni değerlendiriyor. Biri şunları söylüyor.
"Büyük Ortadoğu Projesi, dünyadaki kapitalist sistemin, özellikle Amerika'nın sopası altında başka ülkelere şırınga edilme projesidir! Bu bölgedeki zenginliklerin, Batı'ya taşınması projesidir!

Bu proje, bölgemizde istikrarsızlığı arttırmak içindir! Çünkü bu bölgede istikrarsızlık hep paraya tahvil edilmiştir. Sonunda büyük silah şirketleri satışlarını had safhada arttırmış, cepleri para dol-muştur."

2006 yazında Condoleezza Rice açıklamıştı:

"Amerika, İran'a ve Suriye'ye karşı, Ortadoğu ülkelerini silahlandıracaktı!"

Amerika Dışişleri Bakanı, hedef tahtasındakileri sıralamıştı:

El Kaide ve Hizbullah terörüne, İran'ın ve Suriye'nin bölgedeki olumsuz etkilerine karşı "ılımlı güçleri" destekleyeceklerdi!

Suriye'nin Gençliği ve BOP

Baas Partisi'nin hüküm sürdüğü tek ülkeydi Suriye. Şam Üniversitesi'nin öğrencileri için Büyük Ortadoğu Projesi'nin amacı belliydi.
"Büyük Ortadoğu Projesi, bölgemizde başarılı olamayacaktır! Ne yazık ki bazı Arap ülkelerinin yönetimleri, bu projeye alet olmaktadır. Fakat unutmayalım bu bölgede halklar da var. Ve onlar bu projeye karşı koyacaklardır!"
Peki ya kültürel bozulma, diye soruyorum. Gözlemlediğim kadarıyla dışarıdan esen rüzgarlar dalga dalga Suriye gençliğinin de önüne Batılılaşmayı koyuyor. Kaleler içten de fethediliyor...

Genç bir adam ciddiyetle dinliyor. "Gelişmeler karşında bilinçli olduğumuzu düşünüyorum" diyor. "Burada Batı'ya özenme minimum seviyede. Gerçi son zamanlarda sosyal ve ekonomik sıkıntılara paralel olarak, Suriye'deki gençlik içinde de yüzünü Batı'ya dönenler var. Ama onlar olaya uzaktan bakanlar. Yoksa Batı'daki gençliğin durumu ortada. Onların sıkıntıları bizden de fazla!"

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, Ortadoğu'daki bazı ülkeler "müttefik" ilan edilirken, bazıları "şer ekseni"ne dahil ediliyordu. Başkan Bush, Irak yönetimine karşı "düşmanca eylemler" içinde olan İran'a ve Suriye'ye karşı, askeri önlemler alınacağım söylüyordu.

"En Büyük Tehlike: Ortadoğu'da Birleşme!"

Ortadoğu, zenginliklerin anası. Bu toprakların insanları birbirine düşman olmalı. Olmalı ki devran dönsün!
Ortadoğu'da ne zaman huzur havası esse, ne zaman iki ülke yan yana gelse, ya darbe oldu ya suikast ya da bölge büyük ayaklanmalarla sarsıldı.

Mısır ve Suriye, 1958'de tüm zorlukları aşarak bir araya gelmişti. Öyle baskılarla karşılaştılar ki, birlik sadece üç yıl sürebildi.
Ve 1979'da bir çaba daha! Ortadoğu'da büyük birleşme! Irak ile Suriye birleşme yolunda! Bu kez sahneye Saddam çıktı! Bir darbeyle Irak'ın başına geçip, birleşme yanlılarının hepsini bir gecede kurşuna dizdi.
Saddam, arkasında Batı desteği, Suriye'yle bütün ilişkileri don-durdu, ardından İran'a savaş açtı!
işte tam o sıralar Suriye'ye bir Avrupa Birliği temsilciliği açıldı. Suriye'de "reformlar dönemi" o zaman başlatıldı.

Şam'daki Avrupa Birliği temsilcisi bir Yunanlıydı. Vasilis Bontosoğlu anlatıyor:

"Bizim Suriye'yle 30 senelik bir ilişkimiz var. İlişkilerimiz 1979 yılında başladı, zaten buradaki ilk temsilciliğimizi de o zaman açmıştık. Suriye'yle ilişkimiz Akdeniz ortaklığı çerçevesinde. Biz Türkiye'yi de bu çerçeveye sokuyoruz. Yani bir Avro-Akdeniz oluşumu. Bu oluşum, Akdeniz ülkeleriyle ekonomik, kültürel ve tarihi bağlarımızın değerlendirilmesi temeline dayanıyor. Suriye, bu bölgede istikrar için önemli bir ortak. Burada reformların başarıya ulaşmasına yardım ediyoruz. Sosyal ve ekonomik programlar için atılan adımlarda yol gösteriyoruz."

Avrupa, ekonomik projelerle içerde işbirlikleri oluştururken; Amerika ve İsrail, silahları konuşturacaktı.
Yalnızlaştırılmış Arap ülkeleri defalarca İsrail saldırısı altında inlemişti. ^Bölge bir işgalden öbürüne savrulmuştu. Suriye, 1967'deki İsrail işgalinin yaralarını saramadan, 1982'de yeni işgallerle yüzleşecekti. Devamlı toprak kaybedecek, verimli Golan topraklarının bir kısmını İsrail'e verecekti. Birçok hayat sönerken 25 bin Suriye vatandaşı İsrail'de tutsak kalacaktı...
Bu "lanetli" topraklar daha neler görecek! İpuçları ortada...

Bush'tan sonra Amerikan başkanlığına aday olduğunu açıklayan General Wesley Clark bakın bölgede nasıl bir gelecek hayal ediyor:

"Amerika, beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçirecek!" diyor Clark ve Irak'ın ardından, Lübnan'ı, Libya'yı, Somali'yi, Sudan'ı, İran'ı ve Suriye'yi sıralıyor.

Suriye'de Muhalefet

İsrail enerji politikalarının önünde engel olarak gördüğü Suriye'de "rejimin değişmesi!" gerektiğini sık sık gündeme getiriyor. Suriyeli muhalif güçlerin son yıllarda, Batı'da gördüğü izzet ikram duruma ayna tutuyor.
Suriye'deki muhalefet birkaç koldan çalışıyor.
Bir tarafta Suriyeli Kürt gruplar var. Öbür yanda Esad ailesinin içinden gelip Batı'yla işbirliği yapanlar. Geçmişte Hafız

Esad'ın büyük bir destekçisi olan, ancak zamanla iktidar hırsına kapılan ve Hafız Esad tarafından Fransa'ya sürgüne gönderilen Rıfat Esad, bugün öz yeğeni Beşar Esad'a karşı Avrupa'nın safında yer alıyor.
Suriye asıllı Amerikalı Ferid Kadiri, Washington'da örgütlediği Suriye Reform Partisi lideri! Amerikan desteğini arkasına almış, Suriye'deki rejimi değiştirmeye aday en önemli muhalefet odağı olarak dikkat çekiyor.

Kadiri, Suriye Reform Partisi'ni 11 Eylül 2001 saldırılarından bir ay sonra Washington'da kurdu. O bir işadamıydı. Suriye'de Baas iktidarına karşı kadrolar örgütlemekteydi. Yeni Ortadoğu Projesi'nin aktörleri arasında yerini aldı. Sadece Amerika'dan değil Avrupa'dan da büyük destek görüyor. Parti son yıllarda Avrupa'da temsilcilikler açıyor. Ferid Kadiri "Özgür Suriye Radyo su"ndan Suriye halkım etkilemeye çalışıyor. Haftada iki gün Güney Kıbrıs üzerinden yapılan yayınlarda, Suriye halkına Baas rejimini kötülüyor. Batı yandaşlığını öneriyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin nimetlerinden bahsediyor!
Avrupa Birliği ofisi benzer faaliyetleri Şam'da sürdürüyor. Avrupa Birliği temsilciliği, küresel eliti Suriyeli işadamlarıyla buluşturuyor. Reformlar dayatıyor, toplumu dönüştürecek projelerden söz ediyor...

AB'nin Yunanlı temsilci Vasilis Bontosoglu (ya da Pontusoğlu) anlatıyor:

"Yavaş yavaş hayata geçecek projelerimiz var. Mesela birkaç yıl önce Suriyeli girişimciler derneği kuruldu, Suriye'deki iş dünyası içinde etkili oldu. Bu ve benzeri oluşumlar, burada sanayinin modernizasyonunda etkili oluyorlar. Buna benzer birçok projemiz var. Mesela öngördüğümüz reformların sonuçlarını yumuşatmak için yoksullukla mücadele projemiz, sosyal güvenlik projelerimiz var..."

Önemli açıklamalar yapıyordu. Duyan kulaklar için yol haritası açıktı:

Suriye, içten değişmeli dönüşmeliydi. İşadamları ve aydınlar içinde reform talebi destek bulmuştu. Reformlar toplumu ekonomik ve sosyal olarak sarsacaktı. Halk açlık ve yoksullukla karşılaşacaktı.

Kendi ağzıyla söylüyordu:

"Reformların sonuçlarını yumuşatmak için, yoksullukla mücadele projemiz var."

Bir sonraki aşamada, yaratılan dertlere merhem olmak için projeler üretilecekti. Sosyal yardım, yoksullukla mücadele, daha iyi eğitim, özel sağlık projeleriyle halkın dertleri daha fazla paraya tahvil edilecekti.
Samir Al Taki'ye Avrupa Birliği ile Suriye ilişkilerini soruyorum. Acaba muhalefet tarafından desteklenen ve körüklenen Avrupa rüzgarları Suriye'de nasıl karşılanıyordu...
"Suriye, Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyor mu?"

"Hiç sanmıyorum!" diyor, "Suriye Avrupa'nın kapısını çalarsa zayıf olduğunu dünyaya ilan etmiş olur. Avrupa'ya 'bizi koruyun!' demiş oluruz. Bu, Suriye'nin bölgedeki önemini bir anda hiçe indirir. Biz bugün burada kendi çıkarlarını koruyabilen ve bölgesel açılımı olan bir devletiz. Biz bu bölgede güçlüyüz ve çözüm sağlayan bir yapı olabiliriz. Suriye bölgedeki uzlaşı sürecinde önemli rol oynuyor. O nedenle uluslararası toplumun Suriye'ye ihtiyacı var. Onlar bizim kapımıza gelmeli. Biz onların kapışma gitmemeliyiz!"
Avrupa ve Amerika, Suriye'de muhalefeti örgütlerken dini oluşumları da düşünmüştü.

Amerika ve Fransa'nın yanında bölgede etkili olan ve arkasında ingiliz parmağı bulunan İslami örgüt, Müslüman Kardeşler'di. Örgütün İngiltere'de yaşayan lideri, Ali Sadreddin, ingiliz istihbaratıyla kurduğu yakın ilişkiyle dikkat çekmişti.
Her fırsatta Haçlı Seferlerinden söz eden, Müslümanlara türlü hakaret ve iftirayla saldıran Batı, Suriye'deki rejim muhalifleri araşma bir de İslami örgüt ekleyecekti.
Suriye'nin laik yapısının bozulması çok önemliydi.

Al Taki, otelimizin loş salonunda duru bir sesle anlatıyordu:

"Suriye toplumu laik bir toplumdur. Bununla gurur duyarız. Biz Müslümanız. Bakın benim dedem büyük bir İslam alimiydi. Ve annemi 1939'da Fransa'ya okumaya göndermişti. Suriye'de İslam sağlıklı bir şekilde gelişti. Ne zamanki petro-dolarlar geldi Vahabiler bu coğrafyaya Suudiler eliyle yerleştirildi. Şimdi modern ve laik Suriye'ye yakışır şekilde dinimizi yaşamak istiyoruz. Çarpık bir İslam anlayışının laikliğe zarar vermesine karşı duruyoruz. Çünki laik olmayan bir Suriye ayakta kalamaz."
Samir Al Taki, Batı'nın desteklediği çarpık bir İslam anlayışının ülkede yayılma çabalarına değinmişti. Ortadoğu'da etnik farklılıklar gibi din de oyunun içine çekilmişti.

Batı'nın İslam ile Aldatışı

Gelin Batı'nın İslam'la olan garip ilişkisine bir bakalım...
2001 11 Eylül saldırılarının ardından Başkan Bush, "Ortadoğu'ya haçlı seferi" ilan ettiğini söylemişti.

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney "Hedefimiz İslam dünyası" demiş ve "haçlı seferi"ni şöyle gerekçelendirmişti:

"Irak'ı işgal etmeseydik, Müslüman ülkeler, Ortadoğu'da bir İslam ülkeleri birliği kurarak, İsrail'i haritadan silebilirlerdi!"
O nedenle farklı bir İslami anlayış bu bölgede yayılmalı, ayrıca bölge ülkeleri birbirinden mümkün mertepe soğutulmalıydı.

Suriye Cumhuriyet Müftüsü Ahmed Hassan anlatmıştı:

"Batı, İslam'ı iki şekilde tanıttı. Kökten dincileri öne çıkarttı. Bir.de yumuşatılmış bir İslam uygulaması ortaya sürdü. Batı, hedef seçtiği ülkelerde din bazında ayrımları kışkırttı. Bununla kalmadı, etnik ayrımları körükledi. Ve en önemlisi ekonomiyi bozdu, zengin fakir arasında uçurum yarattı. Ülkelerin sanayileşmesini engelledi. Bakın, Amerika'nın oyunu, hedef ülkelerde yönetici ile halk arasında kopuş yaratmaktır. Ortadoğu'daki yönetimlerin çoğu devşirilmiştir, kendi halklarını ezmektedir!"
Bütün bu çabalara rağmen, Ortadoğu emperyalist hayallerin yörüngesine girmemişti. Amerika, petrol coğrafyasındaki oyunlarında zafer elde edememişti.

Suriye Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Samir Al Taki, Amerika'nın Ortadoğu projesindeki çıkmazları sıralıyor.
"Batı, Ortadoğu'da, bu bölge, kimsesizmiş gibi davranıyor. Sanki bu bölgede devletler yok! Bu toprakları kendi isteklerine göre tekrar çizilecek bir harita sanıyorlar. Bu maceraperest tavrın sonuç getirmeyeceğini aklı başında herkes defalarca belirtti. Amerika Irak'a girerken bunun, sonu gelmeyecek bir macera olduğu biliniyordu. Öyle oldu. Son yedi senede defalarca altını çizdik. Açık yaraların üstünün örtülemeyeceğini söyledik. Irak'ın işgalinin sonuçlarının fena olacağını belirttik. Ve bu bölgedeki devletler zaafa düşerse, devletsiz aktörlerin ortaya çıkacağını ve asimetrik savaşların etkili olacağını ifade ettik. Hepsi gerçekleşti!"
Suriye, bölgedeki oyunu deşifre eden ülkelerden biri. Yeni Ortadoğu'da dayatılan siyasi gerçeğe direnmesi, tehditleri üzerine çekiyor.

Washington Post gazetesi, Beşar Esad'ın yeni siyasi gerçekliği görmemekte direnmesi halinde, kendi iktidarını da riske sokacağını söylüyor.

Batı politikalarına direnen ve giderek iran'la ve Rusya'yla ittifak yapan Suriye'ye karşı alınacak önlemler 2005'te şöyle özetleniyordu:

"Fransa ve Amerika arasında kurulacak olan etkili bir ittifak, Şam yönetimine benzersiz bir baskı uygulayabilir!
"Avrupa Birliği ekonomik anlaşması dondurulabilir ve Birleşmiş Milletler yaptırımları çerçevesinde baskılar arttırılabilir.
"Lübnan'ın bağımsızlığı ve Suriye yönetiminde bir değişim ihtimali gündeme gelebilir. Esad'ın bu süreci sağ salim atlatması, ancak bölgedeki yeni siyasete uyum sağlamasına bağlıdır!"

Kısacası Suriye, küresel güce ve onun Ortadoğu politikalarına boyun eğerse ona hayat hakkı tanınacaktı. Yoksa ambargo, yaptı-rımlar ve bölünmeyle yüz yüze kalacaktı.

Arap Ligi, Küresel Rüzgarlar Önünde!

Batı'dan yükselen seslere, Batı'yla yakın ilişkiler içindeki oluşumlardan da destek geliyordu. Arap Ligi, bölge ülkelerine "demokrasi" tavsiye ediyordu.

Arap Ligi Genel Sekreteri Amr Musa, bölge ülkelerinde artık, demokratik seçimler dönemi başladığının altını çizmişti.
"Mısır'da, Filistin'de, Kuveyt'te, Irak'ta, Lübnan'da, Cezayir'de, Tunus'ta ardı ardına yapılan seçimler, geriye dönülmez bir yola girdiğimizin belirtisidir!" demişti Amu Musa.
Bu seçimlerin hangi koşullarda yapıldığından, Hamas gibi seçimi kazandığı halde kenara atılanlardan, Irak'ta hangi koşullarda seçim yapıldığından söz etmemişti.

Arap Ligi, Arap dünyasında demokrasiden, şeffaflıktan, insan haklarından bahsediyor, "Küresel rüzgarların önündeyiz!" diyordu, işte tam da bu nedenle Suriye yönetimi Arap Ligi'nden uzak duruyordu.

Samir Al Taki diyordu ki:

"Bazı ülkeler bölgede, politikayı başkalarına bırakıp sadece ekonomik çıkarlar peşinde koşuyorlar. Durumları zayıf, ekonomik kriz içindeler, sosyal problemlerini çözemiyorlar. Bölgede Amerika'nın baskısından korkuyorlar ama unutulmasın, o askeri güç sonsuza kadar orada kalmayacak."

"Peki ya yayılan 'demokrasi projesi'yle nasıl başa çıkacaksınız?" diye soruyorum.
"Bunun sonuçlarına ilişkin örnekleri halka göstermek gerek. İşte Irak'taki Amerikan demokrasisi! Bir devlet parçalanıyor. Ve çatışma sadece etnik gruplar arasında olmayacak. Etnik gruplar kendi içlerinde de çatışacak. Planlanan bu Arap Birliği'ne bakın... Toplumdaki derin yaralar blöflerle giderilemez. İnsanlar, yalanların ve kendilerine sunulan ham hayallerin farkına varacaklar!"

2005'ten beri yükselen koro, Suriye'ye farklı bir adım attıramadı. Tam tersine, Batı'ya karşı ittifaklar hızlandı.

Al Taki, "Tehditler bizi değil, Batılı liderleri yıpratacak!" diyordu:

"Arap-israil çatışması ortadadır. Bu çatışmanın üstünü, Sünni ve Şii çatışması başlatarak örtemezsiniz, iran'ı da bu oyuna dahil etmeye çalışarak israil devletini yedeğinize alamazsınız. Bu oyunlar, Amerika'yı ve onun müttefiklerini de zayıflatır. Bakın Amerika'nın yanında yer alan tüm liderler pozisyon kaybediyor, diğerleri ise yükselişte."
Suriye, Batı'ya karşı komşularıyla ittifaklar kuruyor, iran'la müttefik oluyor. Rusya ve Çin'le yakın ilişkile re giriyor. Türkiye'yle tüm engellemelere rağmen yakınlaşıyordu...

Şam Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Yuva "Yakınlaşma ekonomi temelinde de gelişiyor" diyor.
"Türkiye-Suriye ilişkilerinde son zamanlarda yaşadığımız iyileşme, ekonomik projelerle sağlamlaştırıldı. Ekonomik projelerle desteklenmediği takdirde bu iyileşme yüzeysel kalmaya mahkumdu. Bunu idrak eden her iki ülke yetkilileri çok önemli projelere imza attılar."

"Bu projeler bazı engellerle karşılaşıyor gibi..." diyorum.
"Hiç şüphesiz, bu ilişkiden rahatsızlık duyanlar var. Hem Türkiye'nin bu coğrafyada çok güçlü olmasını istemeyen, hem de bu coğrafyanın ekonomik istikrarını arzulamayan güçlerle karşı karşıyayız."
Son zamanlarda Türkiye ile Suriye arasında enerji konusunda yapılan görüşmeler sadece iki ülke için değil bölge için büyük öneme sahip. Fırat Nehri üzerine bir baraj yapımı projesi görüşülüyor. Sınırda serbest ticaret bölgesi için kollar sıvanıyor. Ayrıca kültürel işbirliği konusunda adımlar atılıyor.

Bir zamanlar Sovyet bloğuyla yakınlaşan Suriye'ye tavır alıyorduk. Bir zamanlar Amerika Lübnan'a çıkarma yaptığında sessiz kalıyorduk.

Bugün bölgedeki küresel saldırı komşu ülkeleri bir araya getiriyor. Halklar birbirine ne kadar benzediklerini ve karşı karşıya oldukları tehditleri yavaş yavaş algılıyor.

1960Tı yıllarda Türkiye'nin Kıbrıs konusunda aldığı darbeler, bölge ülkeleriyle Türkiye'nin dayanışmasına yol açmıştı. Türkiye İsrail saldırısı altındaki Arap ülkelerine karşı topraklarının kullanılmasına 1967'de karşı çıkmıştı. Suriye'ye yardım yollamış saldırı ve işgalleri protesto etmişti.

Genişletilmiş Ortadoğu projesinin hedefi, 20. yüzyılda da 21. yüzyılda da değişmemiştir. Enerjiye sahip olmak için, bu bölgedeki ulus devletleri bölüp parçalamak gereklidir.
Ortadoğu'da güç sahibi devletler Türkiye, İran ve Suriye'dir.

Bu devletlerin ortak çıkarları vardır. Hepsi tehdit altındadır. Komşu Irak'ın bölünmesi her üç ülke için de felakettir. Bölücü hareketler, üç ülkeyi de rahatsız etmektedir. Petrol gaz ve madenlerle donanmış, Akdeniz ve Basra Körfezi gibi çok stratejik kıyılara sahip ve iç içe geçmiş kültürlerle sarılmış bu coğrafya, Mustafa Kemal'in dediği gibi "Bir gün her şeye rağmen kucaklaşacaktır".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir