1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Türksüz Kerkük

MesajGönderilme zamanı: 03 Oca 2011, 16:12
gönderen TurkmenCopur
TÜRKSÜZ KERKÜK

Eylül 2007 Yolculuğu


Kerkük deyince aklınıza ne gelir? Birileri oraya "Irak'ın Kosovası" diyor. Bağdat'daki katliamın beteri, Kerkük, Telafer Diyala gibi Türkmen kentlerinde de sessiz sedasız sürüyor.
Kerkük bir laboratuvar... Büyük güçler, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, toprağın üstündekileri yok edip toprağın altını ele geçirmeyi hedefliyor.
Hedef büyük. Kerkük, Irak petrollerinin büyük bir kısmına sahip. Herkes başka yanından çekiştiriyor!

Resim

Eski Türkmen kenti Kerkük, birileri için Kürt bölgesinin kalbi! Diğerleri, "Mezarlıklara, henüz yok edilmemiş Osmanlı izlerine bakın!" diyor. İlçelerin, sokakların isimlerine, konuşulan dile, adetlere! Ama nafile...
Etnik ve dini ayrım Batı'nın kılıcıyla şekilleniyor. Savaşın ortasında Kerkük'te bir demokrasi oyunu oynanıyor. Meclisler kuruluyor, valiler atanıyor, mahkemeler yapılıyor... Amerika Kerkük'e girdiği gün nüfus ve tapu daireleri yakılmıştı... Şimdi Kerkük'e yeni bir kimlik biçiliyor.
50 derece altında yanan Kerkük'te bir sonbahar. Merkezden varoşlara doğru gidiyoruz. Kerkük il Meclisi'nce tarafımıza tahsis edilen korumalar ve zırhlı araç, tozlu yollarda zigzag yaparak ilerliyor. Kameramanım İsmail Dostoğlu'nun yüzünde o güne kadar görmediğim bir ifade. Sıkıntılı görünüyor. "Buna binmemeliydik!" diye fısıldıyor. "Bunlar koruma araçları. Pusulara en çok hedef olanlar." Arkada, İsmail ile bir güvenlik görevlisi arasında oturuyorum. Önde arabayı kullanan Kürt güvenliğin altın saatine bakıyorum. Sonra da Ray Ban gözlüklerine... Kerkük İl Meclisi'nden 30 km uzaklıktaki stadyuma, son hızla, arabadaki her köşeye çarparak, devrilip doğrularak on dakikada geliyoruz.

Terk edilmiş bir stadyumun kapısından içeri giriyoruz. Her yanda zayıf, hasta, bitkin çocukların yaşlanmış gözleriyle karşılaşıyoruz. .. Arap, Asuri, Kürt çocuklar... Bir stadyumun içinde ya-şamaya çalışıyorlar. Çocukluklarını çoktan geride bırakmışlar. Beş yaşındakiler bile bin yaşındaymış gibi. Çocuk bedenlerinde işgalin ağır izleri var. Derileri buruşuk, gözleri yüzlerinin yarısını kaplamış, vücutlarında garip lekeler, ayak bilekleri şiş... Ellerinde kurumuş ekmek parçaları, gaz bidonlarına doldurulmuş pis sulardan içiyorlar. Kamerayı görünce kocaman gözlerindeki ifade değişmeden ağızları gülüyor, poz veriyorlar.
Stadyumu çevreleyen merdiven altında bir aile. Dört adet yer yatağı üzerinde halsiz yatan çocuklar. Onlar dört yıldır stadyumda yaşıyor. Yerde kurutulan ekmekle besleniyorlar. Birinin sırtında ye belinde garip çıkıntılar var. Annesi çaresiz, sürekli gülümsüyor. .. "Bizi buraya getirdiler sonra da unuttular!" diyor.

Onlar buraya değişik yörelerden getirilmiş binlerce, on binlerce Kürt göçmenden bir kısmı. "Kürt Kerkük" için oynanan oyunun kurbanları.
Kerkük Kürt Yönetimi, onları gazetecilere göstermek için özel gayret sarf ediyor. Böylece Kerkük'ün ne kadar "Kürt" olduğunu göstermiş oluyorlar.
Buraya ölümcül bir oyunun aktörleri olarak getirilen halk, adına "yaşamak" denen bir deneyden geçiyor... Burada su yok, yemek yok, elektrik yok. Kerkük, bir petrol denizi ama benzin yok... Burada ölüm, korku, baskı, cinayet var. Burada gözaltı var; burada hastalık var; kaçırma, tecavüz, kaybolma var.
Burada korumalar, zırhlı araçlar, silahlar, silahlar var... Dünyanın gözü "insana" değil petrole odaklı...

Kerkük, Petrol Denizi!

İşgalden önce, Irak petrollerinin neredeyse yarısı Kerkük'ten çıkıyordu. Kerkük, Irak'ın belki de en zengin kenti.
Kürdistan hayalini pompalayanlar, ekonomik olarak Kerkük'e güvenmişlerdi.
Amerika'nın eski Irak istihbarat ekibi başkanı Wayne White, "Kerkük'te kendi kendini taşıyan bir ekonomi kurmaktan" söz etmişti. Hayalleri gerçekleşmemişti ama çalışmalar devam etmekteydi.
Çünkü Kerkük bir petrol deniziydi. Hesaplara göre sadece Kerkük petrolü, Amerika'nın 40 yıllık petrol ihtiyacım karşılaya-bilirdi!
"Şark sorunu" bu yüzden yaratılmıştı. Ortadoğu bir asırdır, bu yüzden hedef tahtasıydı. içerde birbiriyle mücadele eden gruplar yaratılacak, birbirlerine karşı kullanılacak, sonra yeni haritalar ortaya çıkacaktı.
Iran-Irak savaşı işte böyle başlamıştı. Amerika, önce Saddam'ı İran'a saldırtmış ardından Irak'ı hedef almıştı.
Güçlenen Irak'a karşı, Kürt gruplar kullanılacaktı. Kürt gruplar Batı'nın gücüyle ayaklanınca, Saddam, yine Batı'dan aldığı kimyasal silahlan kullanacak; Halepçe katliamıyla adım tarihe yazdıracaktı. Dünya Halepçe'de katledilen Kürtleri duyacak ama Altınköpru de katledilen Türkmenlerden kimsenin haberi olmayacaktı.
1991'de Saddam'a bağlı güçler, kuzeyde tüm Türkmen kentlerini ele geçirdi. Yüz binlerce Iraklı göçmen Türkiye'ye ve iran'a akın etti.

Ortadoğu'da Bir İsrail Daha!

Tüm bunlar olup bittikten sonra, 5 Nisan 1991'de, Birleşmiş Milletler devreye girecek ve Irak'ta 36. Paralel'in kuzeyini "güvenli bölge" ilan edecekti. Bölgede ikinci israil'in tohumları atılmıştı.
Güvenli bölge haritaları anlaşılır gibi değildi. Zikzak çizilerek sadece Kürt bölgeleri himayeye alınmıştı. Irak'ın Yahudileri Kürtler olacaktı.
Musul 36. Paralel'in üzerinde olmasına rağmen güvenli bölge dışında kalmış, Talabani'nin egemen olduğu Süleymaniye ise 36. Paralel'in altında olmasına karşın güvenli bölgeye dahil edilmişti.

Telafer, Musul, Kerkük, Altunköprü gibi geniş Türkmen bölgeleri tamamen Saddam'ın insafına terk edildi...
Irak Milli Türkmen Partisi de Türkmenlerin haklarını korumak ve savunmak amacıyla işte o dönemde kuruldu.
Kerkük'ün tüm bu değişimin içinde özel bir rolü vardı. Türkmenler önce Saddam'ın baskısıyla nefes alamaz hale gelecek, kuzeydeki oluşum geliştikten sonra Kerkük üzerine oyun devreye girecekti.
Kerkük'ü elinde tutan, Irak'a sahip olurdu. Irak'ta bir Kürt oluşumu ancak Kerkük'ü Kürtleştirerek olasıydı.
2003 işgaliyle Kerkük ve tüm Türkmen bölgelerinde katliam ve yıkım nüfus ve tapu dairelerinde başladı o nedenle.
Kerkük Stadyumu'na gelirken kilometrelerce süren yeni inşa-atların önünden geçiyoruz.
Yükselen yerleşim yerleri bana Filistin'i, Kudüs ile Ramallah arasını hatırlatıyor.
Yakında burada, Kürt ve Türkmen yerleşim bölgeleri arasında güvenlik duvarları yükselirse şaşmam. Amerikan yardımları konut projeleriyle geliyor. Kerkük'ün çevresinde inşaat patlaması yaşanıyor.

Yetkililer, yeni gelenlerin, Saddam'ın 1957'de Kerkük çevresinden göç ettirdiği Kürtler olduğunu iddia ediyor.
Saddam'ın, 1957'de Kerkük çevresinden göçe zorladığı Kürt nüfus 11 bin civarında. Yeni gelenlerin sayısı nüfus rakamlarındaki istatistikler göz önüne alınırsa, bunun en fazla beş katı olabilir.

Irak Türkmen Cephesi'nden yürütme kurulu üyesi Cemal Şan, gelenlerin sayısının 650 bini geçtiğini söylüyor:

"1957'de Saddam'ın baskısıyla, nüfus üzerinde oynandığı, gidenlerin yerine Araplar yerleştirildiği doğru ama başka soru işa-retleri var. Gidenlerin tümü acaba Kürt müydü? Sayının 11 bin ci-varında olduğu nüfus kayıtlarında belli. Ama şimdi Kerkük'e getirilen yüz binlerce Kürt'ün, o zaman sürülen aileler olup olmadığı belli değil! Yeni göç dalgası Amerikan işgalinin ardından başladı. 4 yılda Kerkük'e getirilen 600 bini aşkın Kürt nüfusla, kent nüfusu, 4 yılda 800 binden bir buçuk milyona ulaştı... Sefalet, hastalıklar, açlık, susuzluk büyüyor. Sıtma, verem kol geziyor."

Tıpkı Filistin Gibi!

Kerkük Stadyumu'na çöp gibi atılmış insanlar, yetkililerin ezberlettiği cümleleri tekrarlıyorlar:

Açlıkla terbiye edilmiş bir kadın, gözlerinde sorular, kamera ona döner dönmez bir çırpıda "Biz Kerkük'teydik. Saddam bizi Erbile kovdu sonra tekrar buraya geldik" diyor.
1987'de Erbil'e gitmeye.zorlanmışlardı. 1957'de göç ettirilen ailelerin uzantısı oldukları iddia ediliyordu. Ama buraya gelenlerin ellerinde ne tapu kağıtları, ne mezarlıklarda akrabaları, ne de Kerkük kültürüne aidiyetleri vardı.
Stadyumun bir köşesinde, bunaltıcı sıcakta su bidonları taşıyan bir adam. O da dört yıldır stadyum sakinlerinden. Refah içinde yaşayacaklarına dair çok sözler verildiğini söylüyor. Stadyum yolunda yeni inşa edilen 600 konutu görüp görmediğimi soruyor.
Amerikan yardımları önce 8 bin ev projesi için başlamıştı. Gerisi de gelecekti... Kerkük'e yerleşen Kürtler abad edilecekti. Verilen vaatler bunlardı.
Ama işte bir stadyumun taşları araşma sıkışmış yüzlerce insan ve diğer binlercesi hastalık ve ölümle burun burunaydı...

Bir baba, ince bedenine göre orantısız büyük elleri havada, kısık sesle konuşuyordu:

"Bize yaşanacak bir yer versinler, yaşayalım. Çok çok zor durumdayız. Çocuklarımız perişan burada. Eskiden Saddam düşmandır diyorduk ama şimdi düşman kim?"
Oyun, anayasanın 140. maddesiyle devam etti. Başbakan Maliki 140. madde, derhal uygulamaya geçmezse etnik kıyım başlayacağını söylemişti. Kürt yetkililer, Kerkük'ün Kürtlüğünü ispatlayacak bir referandum peşindeydiler. Türkmenler ve Araplar baskı altında, cendere içindeydiler.

"Kerkük Kürtleşmeli! Türkmenler Gitmeli!"
Neydi şu meşhur 140. madde?

Irak Türkmen Cephesi yürütme kurulu üyesi Cemal Şan anlatmıştı:

"Anayasanın 140. maddesine göre, üç aşamalı bir değişim öngörülmüştür: Önce normalleştirme denen süreç yaşanacak, ikinci olarak nüfus sayımı yapılacak ve sonunda referanduma gidilecektir. Normalleştirme dedikleri süreçte, Saddam döneminde göç edenlerin veya göç ettirilenlerin tekrar geriye dönmesi, arazilerin sahiplerine geri verilmesi ve değiştirilen idari sınırların yeniden eskiye dönmesi sağlanacaktı."
Bu ve benzeri kararlar dünyanın pek çok yerinde BM uzmanları eliyle anayasalara konuluyor, hedefler çerçevesinde uygulamaya geçiliyordu.

Türkmeneli partisinden Ali Mehdi Sadık, niyetin başından beri belli olduğunu söylüyor:

"Bölgede ilk öldürülenler, nüfus ve tapu memurlarıydı. İşgalin ardından önce Kerkük nüfus müdürü öldürüldü. Ölüm sebebi kayıtlarda yok. Ardından Musul nüfus müdürü öldürüldü. Neden? Çünkü Kerkük'te ve Musul'da demografik değişim yapılacaktı. Bunlar dünyanın gözü önünde oldu.
Ali Mehdi Sadık'ın Kerkük İl Meclisi'ndeki odası önünde perişan bekleyen insanları izliyorum. Gözleri yaşlı bir kadın, uzun siyah giysisinin etekleri parçalanmış, ayakları yaralı.
Ali Mehdi Sadık, dört yıldır bölgenin zengin ve eğitimli Türkmen nüfusunun kaçırıldığını, öldürüldüğünü, yıldırıldığını anlatıyor. Yaşlı kadın yemenisini gözlerine bastırıyor.

"Mesela son bir iki yılda kaçırılan Türkmen işadamları, toplam 5 milyon dolar fidye ödemiştir. Doktorlar mesela, Kerkük'teki Türkmen doktorların hepsi ölümle tehdit edilmişlerdir. Çoğu, ailesini yurtdışına çıkartmıştır. Mühendisler, diğer yüksek meslek erbabı olanlar aynı durumdadır. Çoğu, memleketi terk etmiştir."
Nuriye fısıldayarak anlatıyor. O, her hafla il meclisinde Türkmen temsilcilerin kapısı önüne birikenlerden sadece biri.
"Kaynımı evden götürdüler. Üç çocuğu var, elimden bir şey gelmiyor. Gittim Süleymaniye'ye, beş dakika gösterdiler onu bana. Bir hafta önce Erbil'e gönderildiği söylendi. Erbil'e gittim, orada yok..."
Sırada bir başka kadm... Elmas Hanım oğlunu arıyor. Bir gece ansızın kayıplara karışan oğlu yüzlercesinin arasına bir isim olarak kaydoluyor...

"Oğlum geçen yıl Bağdat'ta çalışıyordu. Okumuş, eğitimli bir adamdı. Orada 6-7 ay kaldı. Sonra bir telefon geldi. Bir arkadaşı oğlumun kaybolduğunu söyledi. Babası, kardeşi, arkadaşları apar topar Bağdat'a gittiler. 10 gün sonra haber geldi. Oğlum için 500 bin dolar fidye istiyorlardı."
Türkmenler üzerinde baskı ve zulüm yoğunlaşmıştı. Plan buydu... Türkmenler gidecek Kerkük Kürtleşecekti.

"Kalamızı Aldılar, Balamızı Çaldılar..."

Mazlumdan zalime dönüşenler tarihte sık görülür. Barzani aşireti, bölgedeki onlarca aşiretten biriydi. Yıllarca Batı'dan aldığı destekle büyüyüp, gelişti. Bölgedeki tüm Türkmen aşiretlerini zorbalıkla sindirip dağıttı. Şimdi 1991'de atılan tohumların meyvesini yiyiyor.
Onlarca aşiretten biri olan Barzani aşireti, artık resmi kurumları, bayrağı, peşmergesi ve parlamentosu olan Kürt bölgesinin hakimi. Bir zamanlar Kürt, Türk, Arap tüm kentlilerin Türkçe konuştuğu, Türkmen okullarına gitmenin ayrıcalık olduğu bölgede, şimdi "Kürdüm" demek en zor kapıları açıyor. Türkmen okullarında bile Kürtçe eğitim zorunlu kılındı. Türkmen halk arasında, "aslında" Kürt kökenli olduğunu söyleyenlere rastlanıyor.
Kürt yerel yönetiminin "resmen" oluşmasıyla, Türkmenler ya yok sayılıyor ya da oyuna bir kenarından katılıyorlar...

Kerkük Kalesi, köylerden zorla göç ettirilen Kürt nüfusun yaşam alanı olmuş. Taşları bir bir sökülürken, eski bir Türkmen deyişini mırıldanıyor Kale:

"Kalamızı aldılar, balamızı çaldılar, daha can çekişirken salamızı saldılar..."

Binlerce yıllık Kerkük, tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor.
Cemal Şan "Türkmenler dışlanmıştır!" diyor. "Siyasi denklemden dışlanmışlardır. Kerkük Türkmenlerin kalesidir, özbe öz Türkmen şehridir ve burada da Türkmenler dışlanmışlardır. Amaç, Türkmenlerin milli kimliğini ortadan kaldırmaktır.

Irak iki milletli bir devlettir tezi ileri sürülüyor:

Arap ve Kürt!"

Bu coğrafyada Türkler istenmiyor. Bu toprakların asıl sahipleri birilerini korkutuyor. O yüzden Türksüz Irak düşleyenler, tıpkı Türksüz Kosova, Türksüz Yunanistan, Türksüz Makedonya düşleyenlerle aynı paralelde. Çünkü Batı'nın hedefi bu yönde...
Araplar ve Kürtler! Araplar Irak'ta devletten aldıkları güce, Kürtler Batı'nın himayesine sahipler. Her iki halkın da silahlı gücü var. Türkmenler, korumasız. Silahlı güçleri darmadağın edilmiş, Türkiye'den umudu kesince aralarında bölünme hızlanmış.

Ali Mehdi Sadık diyor ki:

"1600 kişilik milis gücümüz vardı. Amerika, Irak'a girdikten sonra milis güçler dağıtıldı. Türkmen milis gücü silah teslimine zorlandı. Anayasa gerekçe gösterilerek bu yapıldı ama işte görüyoruz, Ramadi'de milis güçler Amerika tarafından korunuyor, silahlandırılıyor!"

"Silahsızlandır, Böl ve Yok Et"

1995'te Kerkük'teydim. Türkmen karşıtı bir televizyon yayını sonrasında neler olduğunu görmüştüm. O zamanlar Türkmenler örgütlü bir güçtü. Televizyon programını protesto etmek için televizyon binasına yüzlerce Türkmen yürümüştü. Ya şimdi? Erbil'deki Bağımsız Türkmen Hareketi Başkanı Kenan Şakir Üzeyirağalı, "Bizi paramparça ettiler" diyordu.
"Erbil'de 11 Türkmen kuruluşu var. Kürt idaresine bağlı Süleymaniye bölgesinde ise 56 Türkmen adına çalışan taraf var."
"Bu kadar çok bölünmeyi neye bağlıyorsunuz?" diye soruyorum.
Öne eğilip mavi gözlerini kısıyor "Zayıf karakterli insanlarımız var!" diyor. "Para peşinde koşanlar var. Kendisini, halkını satanlar bütün milletlerde var, ne yazık ki bizde de var!"

Kerkük'te Türkmeneli Partisi Başkan Yardımcısı Ali Mehdi Sadık, dış güçleri işaret ediyor:

"Şu anda Irak'ta 3 milyon Türkmen var ama 3 milyon da Türk asıllı insan var. Bu büyük bir güçtür. O nedenle Türkmenlerin birliği, Amerikan güçlerini de, Kürt otoriteleri de, Arap ve Şiileri de korkutmaktadır."

Amerika'nın desteğiyle Kerkük'e el koyma operasyonunu yürüten eski peşmerge, Kerkük İl Meclis Başkanı Rızgar Ali alaycı bir üslupla durumu özetliyordu:

"Kerkük Kardeşlik Birliği, Kerkük'ü Kürt bölgesi içinde düşünüyor. Türkmenler, Kerkük'ün bir Türkmen kenti olduğunu düşünüyor. Iraklı cumhuriyetçiler ise Kerkük'ün bir Irak şehri olduğu konusunda ısrarlı. Problem buradan başlıyor. Hepimiz farklı düşünüyoruz!"

Farklı düşünceler, farklı çıkarlar vardı. Kürtler, Amerikan desteğine sahipti...
İyi örgütlendirilmişlerdi. 41 koltuklu il meclisinde çoğunluk ellerindeydi. Türlü oyunla yüzde 60 oy toplamışlar, Türkmenler ise yüzde 18'de kalmışlardı.
Kerkük'te il meclisi ve valilik oldubittiyle Kürtlerin denetimine geçivermişti.

İl Meclis Başkanı Rızgar Ali, yapma çiçekler, aynalar, danteller, oymalı koca koltuklarla süslü makam odasında arkasına kaykılmış Kerkük'ün statüsü hakkındaki düşüncelerini sıralıyordu:

"Kerkük'ün statüsü tamamen Kerkük halkının kararıyla şekillenecektir."

Sözünü kesiyorum:

"Siz kişisel olarak ne düşünüyorsunuz?"

"Ben Kerkük'ün Kürdistan'ın bir parçası olduğunu düşünüyorum. Ama Kerkük, Kürdistan içinde özel bir statüyle yer almalıdır."
Fikrini uzun uzun gerekçelendiriyordu. Onun Kürdistan olarak tarif ettiği bölge, aslında Türkmeneli'ydi. Telafer'den başlar, bir şerit gibi Diyala'ya kadar uzardı. O bölgedeki tüm adlar Türkçeydi, mezarlıklar ay yıldız nakışlı; camiler, kaleler Türk kültürünün yansımasıydı.
Şimdi petrol denizi Kerkük'ün, "İkinci İsrail" Kürdistan'ın para makinesi olması isteniyordu.
Kürt yönetim, Kerkük'ün son statüsünün belirlenmesi için halk oylamasını şart koşuyordu. Kürt yerel yönetiminin başkanı Mesut Barzani, bu geciktirilirse istikrar ve barışın tehlikeye gireceğini açıkça söylüyordu!

"Normalleşme..." Ne Demekse!

Halk oylamasında istenen sonucun alınması için gereken her şey yapılıyordu. Zorla Kerkük'e göç ettirilen ve vaatlerle kandırılan Kürt köylüler; yeni makamlar ve ayrıcalıklar teklif edilen eski peşmergeler, yeni güvenlikler; kaçakçılıkla işadamlığı arasında dolaşanlar, Amerikan direktifleri doğrultusunda örgütleniyorlardı. Kerkük'te anayasanın 140. maddesinin uygulanması Duyuruluyordu. Maddeye göre, önce "normalleştirme" adı verilen süreç gerçekleştirilecekti. 700 bin insanın öldüğü, 1,5 milyon insanın sakat kaldığı, 2 milyon insanın vatanından göç ettiği bir ülkede "normalleşme" ne anlama geliyor, kimse bilmiyordu...

Bu soruyu Rızgar Ali'ye sormuştum:

"İşgal altındaki topraklarda nasıl olup da normalleşmeden söz edilebilir ki?"

Kaykılmış, burnu havada tavrıyla, eski peşmerge yeni politikacı olarak, pantolonunun ütü izini parmakları arasından geçirip muhteşem bir cevap vermişti:

"işgal mi? Ne işgali!"

Arapçayı gayet iyi bilen bir halkın işgalin anlamını bilmemesi olası mı? Ama işgalin adı burada "ihtilal'di. işgale ortak olanlar, ihtilal sözünü daha sempatik bulmuş olmalıydılar.
Kerkük II Meclis Başkanı Rızgar Ali sözüne devam etti...
"Biz Irak'ı kurtardığı için Amerikan hükümetine teşekkür ediyoruz!"
"Sizi çok sevdikleri için mi kurtardılar?" diye soruyorum.

Alaycı tavrıma aldırmadan devam ediyor:

"Belki onlar da buradan bir fayda sağlamış olabilirler. Irak, çok stratejik bir bölge. Sadece petrolden ibaret değil. Bizim jeopolitik ve jeostratejik önemimiz de var."

Irak Türkmen Cephesi'nden Cemal Şan, "Doğrudur. Amerika sayesinde özgürleştiler. Irak resmi olarak değilse de artık parça-lanmıştır" diyor.
"Şimdi kuzeyde isimsiz bir devlet var. Deklare edilmemiş bir devlet! Ayrıca, ülke siyasi coğrafyayla değil, beşeri sınırlarla bölün-müş durumda. Bugün artık Şii bölgesinden Sünni bölgesine geçmek imkansızdır."
İşte böyle bir ortamda, "normalleşme'den, sayımdan, oylamadan bahsediliyordu.

Bağımsız Türkmen Hareketi Başkanı Kenan Şakır, sözde seçimleri anlatıyordu:

"iki seçimde de büyük sahtekarlık oldu. Birleşmiş Milletlerin, koalisyon güçlerinin gözü önünde Kürt kardeşlerimiz iki üç defa oy kullandılar. Sözde Kürdistan'da binlerce kişi sahte oy kullandı. Kerkük'ün demografisi bozuldu, nüfusu bozuldu."

140. madde, dayatılan bir anayasanın Kerkük'e biçtiği elbiseydi...
Anayasanın bu maddesine göre, "normalleşmeyi" nüfus sayımı takip edecekti. Sonra bir referandum yapılacak ve Kerkük sahibini nihayet bulacaktı. Hiçbiri olmadı. Kerkük bu şartlarda normalleşemedi! Nüfus sayımı Mart 2007'deydi. O da gerçekleşmedi. Referandum ise ileri bir tarihe ertelendi. 2008 yazında, hala bir çözüm bulunamamış, Kerkük "normalleşememişti!" Tam tersine, Türkmensizleştirme operasyonları son hızla devam etmekteydi.

Sevr'den BOP'a Aynı Oyun!

Gariptir, 100 yıl öncede bu bölgede bir referandum istenmişti. Bakalım onlar kimdi ve nasıl bir karar vermişlerdi?
Osmanlı İmparatorluğu çatırdayarak çökmüş, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni cumhuriyetten koparılacak son parça Musul ve çevresi olacaktı.
Musul, Lozan Konferansı'nda 23 Ocak 1923'te masaya geldi. Musul'da yaşayan 500 bin kişi, Anadolu'ya bağlıydı ama İngiltere'nin gözü siyah altındaydı.
Anadolu, daha yeni çıktığı savaştan yorgun, İngiltere'nin Musul oyunuyla karşılaşmıştı.
İngiliz oyunu, sorunu sürüncemede bırakmaktı. Musul sorunu, Milletler Cemiyeti'nin kararma bırakıldı. O zaman Türkiye, cemiyete üye bile değildi. Cemiyet yanlıydı, emperyal amaçlarla kurulmuştu.
Türk heyeti, Lozan'da Musul halkı için bir halk oylaması önerdi. Orada yaşayanlar geleceklerini kendileri tayin edeceklerdi.

Öneri Lord Curzon tarafından reddedildi. Gerekçesi ilginçti.
Curzon'a göre, bölge halkının oy verme alışkanlığı yoktu. O nedenle, oylamanın amacını anlayamayacaklardı! Yanlış sonuç çıkabilirdi. Referandum talebi reddedildi!
Lozan'da Musul meselesi masaya geldiği anda, Anadolu'da İngiliz eliyle örgütlenen Kürt isyanları eş zamanlı olarak patlak vermişti. Musul kurtarılamadı...
Yeni cumhuriyet, bir yandan Kürt isyanlarıyla boğuşuyor, bir yandan Düyun-u Umumi baskısıyla karşılaşıyordu. . Sonunda Ankara Anlaşması imzalandı.
Milletler Cemiyeti 16 Aralık 1925'te Musul'u Irak'a verdi.
Musul vilayetindeki petrol gelirinin, yüzde 10'u 25 yıl boyunca Türkiye'ye bırakılıyordu. Türkiye, aldığı 500 bin İngiliz sterlinini Düyun-u Umumi borçlar mı kapatmak için kullanacaktı.
Ağrılı, acılı bir ayrılık yaşandı. Musul'da yaşayan, Kürt, Türkmen ve Arap halklar Türkiye'ye katılmak için çabaladılar.

O yıllarda Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, TBMM'de yaptığı konuşmada, bir Kürt olarak, şöyle diyordu:

"Bir insanı ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasını ayırmak nasıl mümkün değilse, Musul'u da Türkiye'den ayırmak mümkün değildir!"

"Eller Var, Gezer İçimizde"

Kerkük'te bir mahalle. Yerler yaz sıcağında çamur deryası. Tüm kapılar kapalı. Perdeler çekül Biz Bayatlı ailesine konuk gidiyoruz. Kapıdan girip bir koridordan geçiyoruz, bir avluya varıyoruz. Bayatlı ailesinin tüm fertleriyle kucaklaşıp, onları öpüyor, Türk halkının sevgi ve selamlarını iletiyoruz. Aile reisi, geleneksel Türkmen kıyafeti içinde, tüm aile fertleri bayramlık entarileriyle selamlıyor bizi... Türkmen Bayatlı ailesi savaş koşullarında kapalı kapılar ardında yaşamaya çalışıyor.

Ahmet Bayatlı anlatıyor:

"Kerküklüyüz biz. Anadan, babadan, dededen üç buçuk mü-yon insanız. Birçok baskı gördük. Saddam rejimi çok çektirdi bize ama bugün daha beter haldeyiz. Eller var, gezer içimizde. Barzani gibiler var, girerler içimize; sürerler insanlarımızı; satın alırlar ama herkesi kandıramazlar parayla..."

Resim

Ahmet Bayatlı, bir zamanlar kaynakçılık yapıyordu. Artık gözleri görmüyor. Karısı, üç kızı, damadı ve torunu Kerkük'ün bir mahallesinde kirada oturuyor. Karısı İlham bir şeyleri yoktan var etmek için uğraşıyor. Eve ayda 100 dolar para giriyor.
İlham bize evi gezdiriyor. Mutfakta pirinç kaynıyor. Oruç onla bozulacak. Başka yemek yok. Yedi kişi, savaşın içinde bir dehlizden geçiyor.

İlham, temiz lehçesiyle dertleşiyor:

"Saddam döneminde çok zulüm gördük. Ama emniyet vardı. Şimdi emniyet yok zulüm de çok. O kadar zulüm var ki ne sayayım. Ölüm var; iş sahipleri tehdit edilir, zenginlerimiz kaçırılır, memleketimiz yok edilir... Hayat 2003'te bir günde değişti. Başka bir millete yol verdiler, her yer harabeye çevrildi. Şimdi burada oturup, gözyaşı döküyorum."

Birkaç saat sonra vedalaştık Beyaflı ailesiyle. Sokağa kadar bize eşlik ettiler. Evin önünde daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle kameralara poz verdik. Hemen yanlarındaki ev dikkatimizi çekti. Sokaktaki tüm evler yıkıldı yıkılacak gibiydi. O hariç. Komşuları ticaretle uğraşıyordu... Kerkük'e bir şeyler getiriyor, burada onları satıyorlardı... İsrail'den konukları geliyordu eve. Son zamanlarda gönenmişlerdi. Ne alıp verdikleri sırdı Kürt komşularının.
Evin dış cephesi beyaz mermerle giydirilmişti... Sokağa yapış-tırılmış gibi duruyordu. Kerkük'te olan biteni anlatır gibiydi...
Bayatlı ailesine veda ederken mahalledeki su bırikintileriyle oynayan çocuklar kameraya, arabaya şöyle bir bakıp çamuru ka-rıştırmaya devam ettiler.
Susuz, elektriksiz, patlama sesleri eşliğinde büyümüşlerdi. Hiçbir şeye şaşırmamayı erkenden öğrenmişlerdi...
Mahallede Kürtler, Türkmenler ve Araplar bir arada yaşıyordu. Kerkük'te bölünmemiş mahalleler hala vardı... İlham Bayatlı vedalaşırken gözlerime baktı. "Dinimiz aynı ama şimdi bizi dilimizle yargılıyorlar!" dedi.
Onu kucaklarken kulağıma, "Yapılacak iş bir olmaktır, Türkmen milleti bir olmalı!" dedi.

Ahmet Bayatlı'yla vedalaşırken o da son sözünü söyledi:

"Biz de bir Osmanlı milletiyiz, kalmışız buralarda. Bizi yok etmek isterler ama edemeyecekler! Biz 16 imparatorluk kurmuşuz. 6 devlet kurmuşuz. İşte ondandır korkuları!"

BOP'tan Haberler

2007 Ekimi'nde Amerikan Senatosu'nda düzenlenen bir toplantıda konuşan dış ilişkiler uzmanı Judith Yaphe, Irak'ta asıl içsavaşın, Kürtler ve Araplar arasında çıkmasından korktuğunu söyledi.
Yaphe, Kerkük'ü ele geçirmekte kararlı olan Kürtlerin, Araplarla kısa süre içinde bir içsavaşa girmelerinin kaçınılmaz olduğunun altını çizdi. Çok geçmeden Pentagon için projeler üreten düşünce kuruluşu, Rand Corporation yeni bir projenin ana hatlarını açıklayacaktı.
Bu yeni Irak raporu, Amerika'nın uygulayabileceği strateji alternatiflerini, bunların faydalarını ve maliyetini tartışıyordu. Rapor, Irak'ta Amerikan başarısı için öncelikle mezhep grupları arasındaki çatışmaların azaltılması gereğinden söz ediyordu.
Peki acaba mezhepler arası çatışmayı durdurma yolları konusunda neler öneriyordu rapor? Sıkı durun!

İşte raporun çözüm önerileri:

1. Ülkedeki şiddeti yatıştırmak ve çatışmaların artmasını önlemek için, ezici bir güç kullanmak.
2. İçsavaşın galiplerinden birini veya birkaçını seçip desteklemek. Onların Irak'ı kontrol etmesine yardımcı olmak.
3. Irak'ın üç ayrı devlete bölünmesini hazırlamak.
4. Irak'tan asker çekmek ve bir veya daha fazla galibin ortaya çıkmasını beklemek.
5. Koalisyon Güçleri direnişçileriyle savaşmaya odaklanırken ve merkezi hükümet desteklenirken, şiddeti azaltmak için arabuluculuk yaparak mevcut gayretleri sürdürmek.

Amerikan düşünce kuruluşunun Pentagon'a son önerileri bunlardı... Cadı kazanına dönmüş bir ülkenin işgalcilerine şiddet kullanmayı öneriyorlardı. Ezici bir güç kullanmaktan söz ediliyordu. 2. sırada içerdeki gruplardan hangilerinin seçilip birbirine kırdırılacağı yer alıyordu...
Bunlar tahmin edeceğiniz gibi, özgün buluş ve öneriler değil. Daha önce Yugoslavya'da, Kosova'da, Bosna'da, Somali'de, Ruanda'da ve daha birçok ülkede uygulamaya konuldular.

Kerkük, sadece Irak'ın bir köşesi değil. Kerkük, Kıbrıs gibi Büyük Ortadoğu Projesi'nin temel taşlarından biri.
BOP'un mimarları İkinci İsrail'in doğumu için hiçbir çabadan kaçınmayacaklarını net bir biçimde açıklıyorlar. Tabii gözleri perdelenmemiş, kulakları sağır olmayanlara!

İşte kitap yayına hazırlanırken, 22 Ağustos 2008'de Yeniçağ gazetesinde bir haber:

ABD'den Peşmergeye: Arkanızdayız! Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Irak Büyükelçisi Ryan Crocker, ülkesinin Kürtlere sırtını dönmeyeceğini öne sürdü. Peşmerge reisi Barzani'nin "Kürdistan TV"sine konuşan küstah Büyükelçi, "İrak'ın özgürleştirilmesi" süreci başlamadan önce ABD'nin, "Kürdistan" olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'taki Kürtleri desteklediğini söyledi. ABD Büyükelçisi, "Amerika geçmişte olduğu gibi gelecekte de, Kürdistan'a yönelik desteğini sürdürecek ve hiçbir şekilde de desteğini kesmeyecektir" dedi. Büyükelçi, ABD'nin Kuzey Irak'a yönelik desteğini kestiği yönündeki haberleri de yalanladı.

Erbil'e yabancı çıkarması:

Öte yandan Erbil'de düzenlenen "Kuzey Vilayetleri Ekonomi Konferansı" başladı. Bölgesel Kürt yönetiminin başbakanı Neçirvan Barzani başkanlığındaki konferansa, ABD'nin Bağdat Büyükelçisi ve çok sayıda üst düzey yetkili de katıldı. Başbakan Neçirvan Barzani, Kürt Bölgesi ile Bağdat arasındaki ilişkilerin tarihi gelişimini ve günümüzdeki boyutlarını anlatırken Irak'taki Kürt, Arap, Türkmen ve diğer oluşumların geçmişte acılara uğradığını ancak, şimdi iyi bir gelecek için fırsat doğduğunu, birlikte iyi bir gelecek inşa edileceğini söyledi.

Kaynakça
Kitap: Batı'nın Politikaları Bugün de Aynı: 'BÖl VE YUT!'
Yazar: BANU AVAR