Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Önümüzdeki Kavşak

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Önümüzdeki Kavşak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 19:33

ÖNÜMÜZDEKİ KAVŞAK

I. Altı Kesişen


Bugün önümüzde altı ayrı sürecin birbiriyle kesiştiği bir kavşak görünüyor. O kavşakta acaba neler olabilir? Önce kavşakta buluş-makta olan kesişenlere bakalım.

Birinci Kesişen: ABD Irak'ta Yeniliyor

2003 yılının Nisan ayı başlarında, ABD askeri Bağdat'a girdiği zaman, emperyalizmin çizme parlatıcıları, "Nerede o Saddam'ın Devrim Muhafızları" diye naralar atıyorlardı. Bir yıl yeni doldu, onlara diyoruz ki, şimdi gördünüz mü güvenebileceğiniz bir efen-diniz bulunmadığını?

Irak güçleri, dünya tarihinin en büyük kahramanlık destanların-dan birini yazıyorlar. Komşularımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız oldukları için, onlarla gurur duyuyoruz. Bu büyük savaş, yalnız kahramanlığıyla değil, savaş strateji, taktik ve tekniğine getirdiği çığır açıcı yeniliklerle de dünya tarihinde yer bulmaktadır. Kuşkusuz daha zorluklar var. Ancak ışık görünmektedir artık. Irak yenmektedir. Ve bu savaş, "Devrimler çağı bitti" dendiği bir ortamda, 21. yüzyıl devrimleri için muhteşem bir açılış oluyor. Milli kurtuluş savaşı, böldük dedikleri Irak halkını birleştirmektedir. Herkesin elinde üç yıldızlı Irak bayrakları vardır. ABD'nin grafikerlere yaptırdığı mavi bayrak, Kıbrıs'ta olduğu gibi, bir kez daha bez parçası olarak kalmıştır. Savaş, Irak halkını daha da birleştirecektir. Milliyet ve mezhep ayrılıkları, çeşitli tertipleri göğüsleyerek aşıl-maktadır ve nice çılgınca tertipleri alt ederek aşılacaktır. Emperyalizmin böldüğü halkları, devrim birleştirmektedir. Irak'ın Kemalistleri diyebileceğimiz BAAS, millici-halkçı-laik birikimiyle burada çok önemli bir görev yapıyor. ABD birlikleri Bağdat'a girdiği o en dar günde, silahı çok olanın değil, silahı az olanın bu savaşı kazanacağını belirtmiştik. Teknolojisi ürkütücü olan zenginlerin değil, teknolojisi geri olan yoksulların bu boy ölçüşmeden zaferle çıkacağını güvenle vurgulamış-tık. Bizim Kurtuluş Savaşımız, Çin Devrimi, Kore, Vietnam, Cezayir, Kamboçya, Laos devrimleri, özetle 20. yüzyıl, bunu kanıtlamıştı zaten. İşte kurtuluş savaşlarının tunç yasası yine yürürlüktedir. NATO, artık ABD için şerefli bir geri çekilişi örgütlemek durumuyla karşı karşıyadır.

İkinci Kesişen: Avrupa ve Diğer Büyük Devletler Atağa Kalkıyor

ABD Irak'ı işgal etmekle, aynı zamanda rakip gördüğü diğer büyük devletlerin çıkarlarına karşı kritik bir hamle yapmıştı; yalnız Ezilen Ülkeleri değil, İngiltere ve İsrail bir yana, bütün dünyayı karşısına almıştı. Dikkatli bakılırsa, ABD'nin Paris ve Berlin'de oturan müttefikleri şimdi kıs kıs gülmektedirler. Moskova ve Pekin de, ABD'nin önünü kesecek girişimlere katılacak ve destekleyeceklerdir. Artık atak sırası, ABD'nin rakiplerinde ve karşıtlarındadır. Nitekim Avrupa'ya bağlı güçlerde pek rastlamadığımız bir tavır gelişiyor son zamanlarda. NATO karşıtı eylem hazırlıkları yapılıyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Almanya ve Fransa, ABD'ye karşı daha cesur bir tavıra girmektedirler.

Üçüncü Kesişen: Irak'ın Komşuları İnisiyatif Kazanıyor

ABD, Ortadoğu'ya yeni bir düzen vermeye Irak'tan başladığını ilan etmişti. Savaşın eşiğinde 90 bin kişilik ABD Ordusu'nun Türkiye'ye konuşlandırılması gündeme gelmişti. Türkiye'nin işgali böyle başlayacaktı. Ortadoğu'nun bütün rejimleri birer birer değiştirilecekti. Sırada kim var diye soruluyordu. Irak'ın işgalinden sonra Türkiye, İran ve Suriye topun ağzında görünüyordu. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, hepsi ABD tarafından "dizayn" edilecek-ti. "Dizayn" sözcüğü, Türkçemize değil, onlara ait.
Irak güçleri, aynı zamanda komşuları için savaştı. Komşuları da büyük belaya karşı şu veya bu yoldan ve kendi konumlarının elverdiği oranda Irak'ı desteklediler. 2003 yılı Temmuz ayı başında, Türk subay ve astsubaylarının başına çuval geçirilmesinden sonra, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in Tayyip Erdoğan'a yazdığı mektubu hatırlayınız. Orada Türk Ordusu, açıkça ABD'nin başını çektiği Koalisyon güçlerine karşı askeri harekatlar hazırlamakla suçlanıyordu.

Artık çuval, ABD Ordusu'nun başına geçmektedir. Ve bölge ülkeleri inisiyatifi adım adım ele geçirmekteler. Ancak bölge yine de ciddi tehdit ve tehlikelerle karşı karşıyadır. ABD, Irak'ı "Lübnanlaştırmak" amacıyla bir iç savaş kışkırtarak aniden çekilebilir. Irak'ta ülkenin birliğini sağlayacak bir önder örgütlenmenin ve gücün oluşması, belirleyici önemdedir. Türkiye, İran, Irak gibi bölge ülkeleri, hatta Suudi Arabistan, Irak'ın birliğinin sağlanmasına yardımcı olmak konumundadırlar. Bölge ittifakı, yalnız Irak için değil, bütün bölge ülkelerinin güvenlik ve birliği için gereklidir; şarttır. Bu koşullarda İran Dışişleri Bakanı, 2004 yılı Mayıs ortasında, Esenboğa Havaalanı'nda İran'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konusunda bir açılımda bulunacağı işaretleri ve-ren bir demeç vermiştir. Türkiye ve İran arasında yakınlaşmanın geliştirilmesi, dünyanın geleceğini etkileyecek önemdedir. ABD de bunun farkındadır ve böyle bir yakınlaşmayı baltalamak için her şeyi yapmaktadır.

ABD'nin yenilgiye gitmesi ve bölge güçlerinin yükselişe geçmesi, ABD işbirlikçisi güçlerin hareket alanını daraltmaktadır. Kuzey Irak'ta ABD güdümlü kukla devlet kuranların bir süreden beri sesi çıkmıyor. Irak'ın kuzeyinde yaşayan Kürt halkı, emperyalizme bel bağlayan yöneticiler tarafından bir kez daha aldatılmış ve büyük tehlikelerin kucağına itilmiştir. Bu koşullarda bölge ittifakının Kürtleri de kucaklayabilmesinin koşulları oluşmaktadır. Böyle bir birlik, yeni önderliklerin ortaya çıkmasını gerekli kılmaktadır. ABD'nin iç savaş planlarının bozulması, en başta yoksul Kürt kitlelerinin yararınadır. Çünkü ABD onları ateşe sürmeye hazırlanmaktadır. Kürtler, 1964, 1973 ve 1990'da ABD tarafından üç kez Irak'a karşı savaşa yöneltildiler ve daha sonra ortada bırakıldılar. Aynı yanlışa düşecek olurlarsa, iç savaşın faturası, en başta onlara çıkacaktır. Ders çıkarmak için yeterli tecrübe birikmiş bulunmaktadır.

Dördüncü Kesişen:

Dick Cheney Savaş Çetesinin İktidarı Sallanıyor

Kasım ayında ABD Başkanlık Seçimi var. Dick Cheney çetesinin altındaki iktidar sandalyesinin çekilmekte olduğunu gösteren ciddi işaretler artıyor. ABD'nin işkence teknolojisinde Hitler'i selam duruşuna geçirecek büyük başarılarını reklam eden fotoğraflar da, bu kapsamda görülüyor. Bush iktidarının suyu ısıtılmaktadır.

Beşinci Kesişen: Türk Milleti ve Ordusu ABD Güdümlü "İslam Cumhuriyeti" Planını Çökertiyor

ABD Dışişleri Bakanı Powell, Mart ayında Türkiye'nin "İslam Cumhuriyeti" olduğunu ilan etti. Siz, bunu "Haçlı Cumhuriyeti" diye okuyun.

İşçi Partisi, Tayyip Erdoğan iktidara getirilişini daha ilk günden gayrimeşru ilan etmişti. Bugün Tayyip Erdoğan yönetiminin gayri-meşru olduğu saptaması gittikçe yayılmaktadır. Çünkü bu iktidar, Türkiye'yi içerden vurmaktan başka bir iş yapmıyor. Cumhuriyet, meşruluğun temelidir. Cumhuriyeti yıkmak ise, en büyük suçtur. Irak'ın ABD emperyalizmine ağır darbe indirdiği koşullarda, Türkiye'nin milli güçleri de ayağa kalkmakta ve ABD güdümlü Haçlı İrtica'nın karşısına dikilmektedir. ABD emperyalizminin Türkiye'yi ve Türk Ordusu'nu Tayyip Erdoğan'lar aracılığıyla denetim altında tutamayacağı belli olmuştur. O zaman başka bir denetim aracı gündemdedir. Arayış başlamıştır.

Altıncı Kesişen: Ayak Sesleri Gelen Ekonomik Kriz Koşullarında

Tayyip Erdoğan Yönetiminin Sonu Gözüktü Tayyip Erdoğan yönetiminin sonu gözükmüştür. Kuzey Kıbrıs'ı vermesi için ömrü uzatıldı, ama onu da beceremedi. İşçi hareketinin ayak seslerini üniversitelerin ve gençliğin ayak sesleri izledi. Arkasından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanları, Cumhuriyet'i ve vatanı savunmak için "ahdettiklerini" açıkladılar. Daha çok Misakı Milli diye bilinen ve Ahdi Milli diye de anılan Büyük Yemin yeniden tarihin gündemine gelmiştir. Bu yemin aslında, Millet ile Ordunun ortak yeminidir ve Millet ile Ordunun ortak eylemiyle yerine getirilmiştir. Ve milletin ayak seslerine ekonomik krizin ayak sesleri karışı-yor. Rekora giden dış ticaret açığına bir başka rekor eşlik ediyor; bütçe açığı da gemi azıya aldı. ABD işbirlikçisi büyük tefeciye, hortumcuya, dolar ve borsa vurguncusuna çalışan mafya ekonomisinin matematiği, bu yılın sonuna doğru devalüasyonu (Türk lirasının değerinin düşürülmesini), şiddetli zamları ve ağır vergileri zorunlu kılıyor. Cumhuriyet'i yıkan tarikatlar yönetimi, halkı çılgınca yoksullaştırmaktadır. En önemlisi, dar gelirlilerin yoksullaştığı dönemden, artık zenginlerin de mülklerini ve sermayelerini kaybettikleri bir döneme girilmektedir. Turgut Özal'lardan beri uygulanan Neoliberal programı sürdüren Tayyip Erdoğan yönetimi, Türkiye'nin iç ve dış borcuna kısa zamanda 50 milyar ekleyerek toplam 300 milyar dolara tırmandırmıştır. Deniz bitmiştir. Türkiye'ye haciz konması aşamasına gelinmiştir. Türkiye, borçlarını Mehmetçiğin kanı ve toprakla ödeme tehdidiyle yüz yüze gelmektedir.

II. Kavşak
Kavşaktaki Olası Gelişmeler

Kesişenlerin kavşağında kısa sürede olası gelişmeler şöyle belirlenebilir:

Bir:


Irak'ta yenilen ABD geri adım atmak durumundadır.

İki:

Müttefikleri dahil büyük devletler, ABD'ye bu geri adımda "yardımcı olmaya" hazırlanmaktadırlar.

Üç:

Irak, bağımsızlık zaferine doğru ilerlemektedir; ancak önünde iç savaş tertiplerini aşma sorunu bulunmaktadır.

Dört:

ABD'de Dick Cheney savaş çetesinin vitrin mankeni Bush'un ipi çekilmektedir.

Beş:

ABD'yi Irak'ta işgal batağına iten Dick Cheney kliğiyle birlikte bu çetenin Türkiye'yi içerden vurmak için iktidara getirdiği Tayyip Erdoğan takımı da sallanmaya başlamıştır. TÜSİAD ve holding medyası bile batan gemiyi terk etmektedirler.
Gerileyen ABD, ilerleyen Irak, sürece dahil olmak isteyen Avrupa ve Rusya, inisiyatif kazanan bölge ülkeleri; bütün bu güçler hangi kavşakta buluşacaklar? Ve o kavşakta, bütün bu güçlerin amaçladığı ve ulaşabileceği çözümler nelerdir? Bu kavşakta, Türkiye'yi hangi seçenekler beklemektedir?

ABD Türkiye'yi Büyük Ortadoğu Planına Katmak Peşinde

ABD, yeni bir mevzide tutunmak peşindedir. Washington, dene-tim altına alamadığı Irak'ta NATO desteğiyle yeni bir arayışa girmiş bulunuyor. NATO toplantısının gündeminde ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bulunuyor.

Irak direnişinin başarılarından sonra ABD için tek bir çare gözüküyor:

Türkiye'yi ne yapıp yapıp kriz bölgelerine müdahale misyonuyla harekete geçirmek. Bu dayatmaya başta İşçi Partisi olmak üzere Türkiye'nin milli güçleri başından beri direniyor. Türk Ordu-su da 1996 yılından sonra direnen cephedeki yerini aldı ve ABD planlarını bozdu. ABD, Türk Ordusu'nu hizaya getirmek için, 1990 sonrasında Kuzey Irak'ta kukla devleti kurdu; Kıbrıs üzerinden yönelttiği baskıları ağırlaştırdı ve özellikle ekonomik alanda Türkiye'nin direncini çökerten bir çizgi izledi. ABD bu uygulamaları, Türkiye'yi 1999 yılında AB kapısına bağlayarak gerçekleştirdi. Da-hası, ABD 2002 yılında yürüttüğü operasyonla, Türkiye'yi içerden vuracak bir hükümet kurmayı da başardı. Böylece Türkiye ve Ordusu dış cepheden ve iç cepheden kuşatıldı. Çuval geçirme olayı, bu kuşatmanın tamamlandığı noktada gerçekleştirildi.

Ancak bütün bunlara rağmen, ABD, Türk Ordusu'nu hizaya getiremedi. Hele Irak'ta zora girdiği koşullarda, ABD'nin bu amacına ulaşması daha da zorlaştı. ABD açısından en önemli olgu, Türk Ordusu'nu Tayyip Erdoğan yönetimi aracılığıyla kontrol altına alama-yacağıdır. Washington, herhalde bunu biliyordu. Tayyip Erdoğan hükümetinin görevi, Türk Ordusu'nun direncini kıracak iç ve dış baskıları ağırlaştırmaya yardımcı olmaktı. AKP iktidarının bu görevi kısmen yerine getirdiği ancak kısmen de yerine getiremediği görülüyor. Tayyip Erdoğan yönetimi, tezkereyi çıkartamadı ve ABD Ordusu'nu Türkiye'ye getirtemedi. Bununla birlikte içerde Haçlı İrtica'yı güçlendirdi. Bu sayede ABD, Türk Ordusu'nu devlet kurum ve kadroları aracılığıyla da kuşatmış oldu. Ne var ki, bu arada Irak'ın direnişi ABD'nin tertibini büyük ölçüde bozdu.

Amerika'nın Yeni "Mutabakat"çıları

Şimdi bu gelinen noktada Türkiye'deki Amerikancı güçler, Tayyip Erdoğansız bir Amerikancı çözüme yönelmiş bulunuyorlar. Bu yazıyı bitirdiğim 17 Mayıs'ın ertesi günü, Star gazetesinde Bedrettin Dalan ile tam sayfa bir görüşme yayımlandı. Birkaç yıl öncesine kadar Org. Çevik Bir'le birlikte hareket eden Bedrettin Dalan'ın söylediklerini okuyunca, Amerikancı güçlerin yeni yönelişini, onun ağzın-dan özetlemenin çok kavratıcı olacağını gördüm.

Bedrettin Dalan, ABD'nin dayattığı misyonu benimseyerek, durumu şöyle özetliyor:

"Amerika Hazar'ın doğusu ve Hazar'ın batısında iki proje yürütüyor. Hazar'ın doğusu Afganistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, bütün buralarda Hayber Geçidi ve aşağıya, oraların petrol ve doğalgaz meselesi artı İran'ın doğusunu kuşaklama, Çin'i batısından sarma, mükemmel bir operasyon. Bence bitti o iş. Şimdi ikinci, Hazar'ın batısı operasyonu, taa Kafkaslardan Umman Körfezi'ne kadar inen dikey bir coğrafyada petrolleri kontrol etmek. Bunun için de oradaki mahalli hükümetleri kontrol etmek. Bu, Amerika'nın ulusal çıkarları açısın-dan doğal bir hadise. Bir yandan da petrolün tek hakimi olmak suretiyle Avrupa'da gelişen ABD karşıtı oluşan başka bir gücü de kontrol etmek. Amerika böyle bir operasyon yapıyor, sen Türkiye'de tümüyle, hayır ben bu operasyonun dışında kalacağım dediğin zaman, bitaraf olan bertaraf oluyor. (... ) Türkiye, olayın önünde koşmuyor. Koşmadığı için de Güneydoğu'da pat diye bir Kürt Devleti çıkarıyorlar. O da aslında Türkiye'yi silkelemek için yapılmış bir senaryo. (... ) Ortadoğu'nun yönetimleri çok eskidi. Mesela Saddam eskimişti, gitmesi gerekiyordu. Suudi Arabistan yönetimi çok eskidi. (... ) Halkın kendisi değiştirirse kontrolden çıkar. O halde kontrollü bir değişim yapmak lazım. Büyük Ortadoğu Projesi, bu eskimiş yönetimleri kontrol altında yenilemek. Kafkaslardan aşağı kadar patronluğunu ilan edip Avrupa'ya petrolü silah olarak kullanarak otur oturduğun yerde demek, işin aslı bu. Tabii bu arada İsrail'in güvenliği de sağlanmış oluyor. (...) Amerika Türkiye'yi bir şekilde içine almazsa, mutabakat sağlanmazsa, Ortadoğu'da bu proje asla gerçekleşemez. Irak'ta tek başına gerçekleşemedi. Osmanlı'nın Ortadoğu'da büyük tecrübesi var. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya'ya baktığınızda üçünün de barış devrinin Osmanlı yönetimi zamanı oldu-ğunu görüyorsunuz. (...) Bu bölgede sulh, sükun, barış isteniyorsa, Türkiye'nin. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücü mutlaka lazım. Bunu Amerika biliyor, ama Türkiye'de belli mutabakatları sağlayamıyor ve o yüzden devamlı gerilim çıkıyor. (...) Yeditepe Üniversitesi'nde Think Thank grubumuzun başında emekli bir orgeneral var. Edip [Başer] Paşa. (...) Ankara oturacak Ermeni Enstitüsü'nü de, Kürt Enstitüsü'nü de kuracak. Ankara bize görev verirse, Ankara'dan alacağımız talimatla biz de burada paralelini götürürüz, ama koordinasyon Ankara'da olacak. (...) Ben Türk milliyetçisiyim, net ve kesin söylüyorum. (...) Çıkış yolunun bir tek şey olduğunu düşünüyorum, doğru eğitim. Atatürk'ün yolunda giden açık fikirli in-sanlar. (...) Türkiye 1946 yılında demokrasiye geçerken burjuva ahlakı ve kontrolü olmadığı için, demokrasi doğrudan doğruya siyasetçilerin elinden otomatik olarak Şemsettin Günaltay'la başlamıştır, tarikatların eline verildi. Kurulu sistem oydu, tarikatların 1 000 yıllık geçmişi var. Yani NGO dediğimiz sistem. Sivil toplum örgütü, gerçekten Türkiye'de NGO ola-rak tarikatlar vardır. Sistem tarikatların eline geçmiştir."

Türkiye'nin Önemini Satanların İki Tezi

Bedrettin Dalan, Necef Uğurlu'ya söylüyor bunları. Ancak asıl konuşanın, ABD'de hazırlanmakta olan yeni hükümetin sözcüleri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Dalan'ın ABD'nin "Hazar'ın doğusunda işi bitirdiği" yolundaki iddiasını tartışmıyoruz bile. Gerçekçi olmasa da, Türkiye'de ABD'nin gücünü pazarlayanlar açısından zorunlu bir iddia.
Türkiye'nin önemini salmak isteyenler, eskiden beri iki tez üzerine oturturlar bu satış politikasını.

Birincisi, Türkiye kamuoyuna yöneliktir:

"ABD işi bitirmiştir; ABD'nin yanında yer almazsak bertaraf oluruz."

Hatta bertaraf olmak ballandıra ballandıra anlatılır:

"Türkiye, olayın önünde koşmadığı için de Güneydoğu'da pat diye bir Kürt Devleti çıkarıyorlar" denir. ABD'nin sopası gösterilir. "Türkiye'yi silkeleme" görevi, Türkiye'deki reklam kuruluşlarına yaptırılır. Cengiz Çandar, bu tezi "Ya büyüyeceğiz, ya küçüleceğiz" diye özetlemişti.

İkinci tez ise Washington'daki efendilere yöneliktir:

Bizi kullanmazsanız, hedefinize ulaşamazsınız.

Başka deyişle:

"Biz sizin için vazgeçilmez bir aletiz."

Dikkat edilirse, bu iki tez birbirini çürütmektedir. Eğer ABD, bu işi Türkiye'siz yapamıyorsa, işi bitirdiği falan yoktur. Eğer Türkiye, ABD açısından vazgeçilmezse, alet konumuna düşmek zorunda değildir. Türkiye, ABD'den vazgeçerse, ABD işi bitiremez ve Türkiye de işin dışında kalmış olmaz. Demek ki, aslında Türkiye'nin ABD'ye boyun eğme mecburiyeti yoktur ve ABD'nin de Türkiye'yi silkeleme kudreti yoktur. ABD'ye Türk Ordusu ile "Mutabakat" Sunuşu

Bedrettin Dalan'ın önümüzdeki dönem Türkiye'de önemli bir rol oynayacağını sanmıyoruz. Ancak söyledikleri, ABD ile Türk Ordusu arasında "mutabakat" hazırlayanların görüşlerine tam oturduğu için, buraya uzun uzun aldık. Türkiye'nin önemini satanlar, şimdilerde yeni bir iktidar arayışı için harekete geçmiş görünüyorlar. ABD'nin Tayyip Erdoğan'a yüklediği rol, şimdi de tarikatçı ol-mayan, "Mason Atatürkçüsü" diye anılan cinsten yeni bir ekibe yüklenmek isteniyor.

Bedrettin Dalan, ABD'ye şöyle seslenmektedir:

"Bölgeye hükmetmek istiyorsan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne mutlaka hükmetmelisin." "Mutabakat" kavramı, burada, "hükmetme" kavramını yumuşatan sözcüktür ve aynı zamanda anahtar sözcüktür. Bazı emekli generallere maaş verenler, bu ilişkiden de yararlanarak, ABD'ye tepsi içinde "Türk Ordusu ile mutabakat" sunu-şunda bulunmaktadırlar. Ve eğer ABD ile Türk Ordusu arasında bu bağlantı kurulamazsa, "devamlı gerilim" çıkacağı belirtilmektedir. Bunu, Dalan'a göre, ABD de bilmektedir. Bizim bu yazıyla işaret etmek istediğimiz tehlike tam da budur.

Büyük Ortadoğu Projesi ve "İslam Cumhuriyeti"

ABD, Türk Ordusu'nu Tayyip Erdoğan'lar aracılığıyla kontrol altına alamamıştır ve alamaz da. ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni piyonlaştırma çabasını artık yeni bir zeminde yürütecektir. "İslam Cumhuriyeti" sopası, biraz da bu yeni zemini yaratmak için gösterilmiştir. Tayyip Erdoğan'a "Diyarbakır'ı ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde merkez yapacağız" açıklaması da, aynı tehdidi dile getirmek için yapılmıştır. Önce sopayı göster, sonra uzlaşma zeminine çek; politika budur. Bu arada havuç da uzatılmakta, tarikatlar-dan vazgeçilebileceği mesajları da verilmektedir.

Türk Ordusu'nun belli mecburiyetleri ve kaygıları olduğunu ABD çok iyi bilmektedir. Bu mecburiyetler ve kaygılar, TSK Komutanları tarafından "ahdettik", yani yemin ettik diye ifade edilmektedir. Bilindiği gibi, Kurtuluş Savaşı'mızın programı olan Misakı Milli veya Ahdi Milli, "milli yemin" anlamına geliyordu. Türk Ordusu, "İslam Cumhuriyeti" istemiyor; tarikatları yasadışı görüyor. İç cephedeki kırmızı çizgi budur. Dış cephedeki kırmızı çizgiler ise, Kıbrıs ve Kuzey Irak hattındadır. Bu çizgilerin bozulduğu söylense de, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "Hattı müdafaa" değil, fa-kat "sathı müdafaa" taktiği içinde bulunduğu bilinmektedir. Aslın-da Türk Silahlı Kuvvetleri, kırmızı çizgileri değil, fakat kırmızı düzlemi savunmakta, yani vatan savunması yapmaktadır. Kırmızı çizgiler geçici olarak terk edilmiş gibi görünmektedir, ancak daha geri hatlarda ve yeniden kazanılmak için bir savunma mevzisi kurulmuştur. Öte yandan Türk Ordusu'nun ABD ile NATO içinde ve-ya ikili ilişkiler kapsamında yarım yüzyılı aşan bir süredir devam eden ilişkileri bulunmaktadır.

Türk Ordusu'nda Türkiye'yi savunma kaygıları da var; ABD'ye bağımlılıklar da var, komuta kademesinin kararlarını etkileyen iki karşıt etken bunlardır. Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ, ABD'den döndükten sonra, 19 Mart 2004 günü bu iki karşıt etkenin bileşkesini açıklamıştı.

Açıklama, önce ABD ile Büyük Orta-doğu Projesi konusunda anlaşmaya vardıklarını içeriyordu:

"Washington'daki temaslarımızda Büyük Ortadoğu Projesi'ni de muhataplarımızla ele aldık. Burada temel nedenin, terörle mücadelenin daha etkili kılınması olacağına inanıyoruz. Terörü en alt düzeye indirmek için silahlı mücadele dışında, teröre neden olan unsurları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu açıdan Büyük Ortadoğu Projesi'nin yararlı, isabetli olacağı düşüncesindeyiz. Teröre karşı mücadelenin sadece askeri tedbirlerle olmayacağını biz 80'lerden beri söyledik. Eğitimsel, ekonomik, sosyal, kültürel unsurlar da ol-malı. Bu girişimin şeffaf olması, tepeden inme, zorlayıcı olmaması gerektiğini de muhataplarımızla paylaştık."

Başbuğ'un açıklamasındaki ikinci önemli nokta ise, ABD'ye yapılan bir itirazı içeriyor ve muhatapların bu itirazı anladıkları belirtiliyordu:

"İslam devleti modeli gibi kavramlar ortaya atılıyor. Hem laiklik, hem ılımlı İslam devleti birarada olmaz. Ya biri, ya diğeri olur. Biz anlattık, Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu, bunun dışındaki düşüncelerin uygun olmadığını düşünüyoruz. Bu muhataplarımızla çok iyi anlaşıldı."

TSK NATO Temsilcisi Korg. Engin Saygun da, 4-7 Nisan 2004 günlerinde Washington'da gerçekleştirilen Amerikan-Türk Konseyi 23. Yıllık Konferansı'nda aynı görüşü dile getirmiştir:

"Ortadoğu'da makul bu girişimi desteklemeye istekliyiz. Türkiye, bölgesinde barış ve istikrar görmek istiyor. ABD'nin Büyük Ortadoğu girişimi takdire şayan. Bu girişimin politikalarımızda derin etkisi olacak. Ancak halen projede belirsizlikler var. Karanlık noktalar aydınlanmalıdır. Ortadoğu'da istikrar ancak barışçı yöntemlerle sağlanabilir. (...) Türkiye, diğer Avrupa ülkeleriyle gruplandırılmalı, hedef ülkelerle değil." Özetlenecek olursa. Genelkurmay 2. Başkanı ve TSK NATO Temsilcisi, Büyük Ortadoğu Projesi'ne evet. İslam Cumhuriyeti'ne hayır diyorlar. Büyük Ortadoğu Projesi, İslam Cumhuriyeti şartına bağlanırsa, kabul edilmiyor. Bu açıklamalar, ne kadar dikkatli formülleştirildi ve Komuta kademesinin görüşünü ne kadar temsil ediyor, bu tartışılır. Ancak iki komutanın açıklamaları, ABD ve Türkiye'de Atlantikçiler arasında oluşturulmakta olan yeni çözüme denk düşmektedir. Bu yeni çözüme göre, ABD, "İslam Cumhuriyeti"nden vazgeçiyor ve Türk Ordusu'nun kendi milleti önündeki sorumluluklarını dikkate alıyor görünecek, Türk Ordusu ise, Büyük Ortadoğu Projesi'ndeki rolünü üstlenecek. Bir bakıma 12 Eylül'ün yeni bir uygulaması!

Piyon Fedası

Hemen belirtelim:


Washington yönetimi de, hattı değil, sathı savunmaktadır. Belli hatlardaki geri çekilişler, sathın tamamını ele geçirmek içindir. ABD stratejisinde Türk Ordusu'nun bölge polisi haline getirilmesi kilit önemdedir. Öyleyse bu kilit işin yapılması için, bazı hatlarda geri adımlar atılabilir. Örneğin Tayyip Erdoğan'ı her an ve duraksamadan feda edebilir. Mason ve Rotary kulüplerinin bayraktarlığını yaptığı sahte bir laiklik anlayışı, her an desteklenebilir. Zaten o sözde "laiklik" ile Tayyip Erdoğan'ın Haçlı İrticası, Türkiye tarihinde her zaman el eledir, iç içedir. Türk ordusu, Türk ordusu olmaktan çıkarılıp kriz bölgelerine sürüldükten sonra, artık Cumhuriyet Devrimi'ni savunma ve "İslam Cumhuriyeli"ni önleme şansını da kaybeder. Irak, İran, Suriye, Arap ülkeleri, hatta Rusya ve diğer Asya ülkeleri ile karşı karşıya getirilen bir Türkiye, o andan itibaren ABD'nin dayatmalarına boyun eğmek zorundadır. ABD'ye mecbur ve muhtaç duruma düşen bir Türkiye'de, artık Türk Ordusu'nun kırmızı çizgileri de kalmaz, o kırmızı çizgileri kurtarma umudu da. Bu süreç, kaçınılmaz olarak Türk Ordusu için-de birbirini izleyecek bölme ve iç çatışma kışkırtma operasyonlarıyla yürütülür. Bu gerçekler ışığında Org. İlker Başbuğ ve Korg. Saygun'un açıkladığı görüşler, Türkiye açısından şu an en tehlikeli çözümleri yansıtmaktadır. Bu görüşlerin "taktik nedenlerle ABD'yi oyalamak için öne sürüldüğü" gerekçesi, durumu kurtarmaz. Çünkü millet ve ordu yanlış yönlendirilmektedir. Daha doğrusu, milletin ve subay kitlesinin komuta kademesine olan güveni sarsılmak-tadır. Çünkü artık milletin geniş kesimi de Ordu'nun subay kadroları da bilmektedir ki, vatan ve cumhuriyet ABD ile işbirliği içinde savunulamaz. Bütün bu nedenlerle Türkiye'de millici güçlerin programının merkezinde, tıpkı 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi, emperyalizme karşı kararlı ve tutarlı tavır bulunmaktadır.

Önümüzdeki NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin önemini satma politikası yine gündeme gelecektir. Sonu gözüken Tayyip Erdoğan yönetiminden vazgeçme karşılığında, ABD ile uzlaşma yolları arayan güçler vardır. Hatta bu güçler, Tayyip Erdoğan yönetimini kuran ve düne kadar destekleyen güçlerdir. TÜSİAD'ın ve Doğan Medya'nın tavırlarına bakarsak bunu görebiliriz.

Türkiye'nin önemini satan firma iflas edince, o firmanın arkasındaki sermaye, yeni bir firmayla ortaya çıkmaktadır. Yakın tarihimizde hep buna tanık olduk. Bu senaryo bir kez daha tekrar edile-bilir mi? İşte bu yazı, böyle bir tertibe karşı milleti ve orduyu uyamak için yazılmıştır.

Kolay Olan ABD 'ye Direnmek

Türkiye için, İngiliz emperyalizmi 20. yüzyılın başlarında neyi ifade ediyorsa, bugün de ABD emperyalizmi aynı tehdidi ifade ediyor. Ve zor olan, ABD'ye direnmek değil, ABD'nin piyonu olmaktır. ABD'den korkarak hesap yapanların hesapları yanlış çıkmıştır. Savaşın galibini silahların sayısının belirlediğini sanan bazı muhasebeciler, savaş tarihlerini biliniyorlarsa, Irak'a bakmalıdırlar.

O yanlış hesap sahipleri, Tayyip Erdoğan'lar ile birlikte Türk Ordusu'nu Irak'ın felaket üçgenlerine sürmeye kalkışmışlardı. Hatta Tezkere'nin reddinden sonra Tayyip Erdoğan'lar ile aynı ezikliği paylaşmışlardı. Eğer onların istediği olsaydı, Türkiye işgal edilmişti ve Türk Ordusu da Irak batağında ABD'nin bozgununu paylaşacaktı.

Bugün Türkiye'nin önüne aynı senaryo, bu kez NATO perdesi altında ve "mutabakat" yalanlarıyla getirilmektedir.
Türkiye'nin ABD'nin içte bölücülüğü ve gericiliği silahlı kalkış-maya kışkırtma tehditlerine boyun eğmek vahim hatadır. Cumhuriyet ve vatan, gericilik ve bölücülüğü etkisiz hale getirmeden kurtarılamaz. Büyük devrimci Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı'mız, aynı zamanda bir iç savaştır. Bütün mesele, kendi yurttaşlarımızı Türkiye'nin birliğine ve Cumhuriyet Devrimi'ne kazanacak devrimci-halkçı programı uygulamaktır. O programı uygulama-ya cesareti olmayanlar, mafya-tarikat düzeninin efendileriyle işbirliğinden vazgeçemeyenler, en azından onların üzerine yürüme cesareti olmayanlar, ABD ile "mutabakat" arayışlarına razı oluyorlar.

ABD ve Batılı emperyalistler, bizim Kürdümüzü kazanmak için her şeyi yapıyorlar ve hatta bize İkiz İhanet Yasaları'nı bile dayatabiliyorlar; ancak biz Cumhuriyet güçleri, kendi Kürdümüzü Türkiye'ye kazanacak politika ve programların sahibi olamıyoruz. Madem Türkiye, Kürt yurttaşlarımızın çeşitli haklarını gerçekleştirecekti, bunu niçin kendi iradesiyle ve birlik için yapmamıştır da, Batı'nın dayatmasıyla ve bölünme planlarına yardımcı olmak için yapmaktadır?

Mesele niçin şöyle konmuyor:

Irak'ın yendiği bir ABD'ye karşı Türkiye kendisini savunacak güçten ve birikimden yoksun mudur? Üstelik ABD bölgede çok zor durumdadır ve gelişmeler Kemalist Devrim'i tamamlama programı için son derece elverişlidir. Ekonomik gidiş, Haçlı İrtica'nın aldattığı kesimleri uyandırmaktadır. Öte yandan ABD'nin yenilgisi, Türkiye'deki Kürt kitleleri içinde yeni-den birlik eğilimini güçlendirmektedir.

O zaman iki şeye ihtiyaç vardır:

Kararlılık ve biraz sabır! Ve tabii her şeyden önce Kemalist Devrim'i tamamlama programına!

Küresel Mafyanın Yeni Seçeneği ve Millici Seçenek

Tayyip Erdoğan yönetimini götürmek için iki çizgi var:


Biri, küresel mafyanın yeni seçeneğidir. Türkiye'de millici kesimle ilişkisi olan bazı kesimler de bu seçenekle cilveleşmektedirler. ABD'nin yeşil ışık yakmasına bağlanmanın ve bütün politikaları bu eksende belirlemenin başka bir anlamı yoktur.
Bu seçenekte, halk kitlelerine piyon rolü verilmektedir; ilerici ve millici güçler kullanılacak kuvvetler olarak görülmektedir. Bu çizgi, ABD'nin Türkiye üzerindeki denetimini tazelemeye, Türk Ordusu'nu iç çatışmalara sürüklemeye ve ABD kontrolüne teslim etmeye hizmet eder. Bu çizgi, Türkiye'nin haracını yiyen büyük tefecinin, hortumcunun, dolar ve borsa vurguncusunun tahakkümüne dokunmaz, dolayısıyla Cumhuriyet'i yıkımdan kurtaramaz; dolayısıyla Turgut Özal-Tansu Çiller-Tayyip Erdoğan politikalarını yeni-den üretir. Millici çizgi ise, Türkiye halkına güvenir, halkın bağımsız eyle-mini harekete geçirir, millet ile ordu arasındaki bağı güçlendirir. Tayyip Erdoğan yönetimine, millet-ordu birliğiyle son verir ve milli hükümetin yolunu açar. Bu çizgi, bağımsızlığı kazanır, milli devleti milli ekonomi temelinde yeniden yapılandırır; Cumhuriyeti yeniden kurar; Kemalist Devrim'i tamamlar.

Irak direnişinin şahlandığı ve Türkiye'de işçi kitlelerinin, üniversitelerin, gençliğin ayağa kalktığı bir ortamda, milli seçeneğin güç kazandığı açıktır. İşçi Partisi'nin kazandığı saygınlık ve güven de, bu seçeneğe kuvvet kazandırmaktadır.

Kaynakça
Kitap: Mafyokrasi
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir