Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'de Bir Amerikan Karşıtlığı Var mı?

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Türkiye'de Bir Amerikan Karşıtlığı Var mı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 18:45

Türkiye'de Gerçekten Bir Amerikan Karşıtlığı Var mı?

• Amerikan karşıtlığı nereden çıka? Neden bu kadar ilgi uyandırdı?

Amerikan karşıtlığının ilk görüldüğü coğrafya Avrupa coğrafyasıdır. Prof. Herber J. Spiro'nun "Annals of American Academy of Political Science" dergisinde Mayıs 1988'de yayınlanan bir araştırmasında Kara Avrupa'sında özellikle egemen sınıflar arasında Amerikan karşıtlığı 1776'dan beri yaygındır. Amerikan bağımsızlığı ve yönetimin Avrupa'nın sömürge imparatorluklarına karşı korumacı politikalara yönelmesinin bunda etkisi olmuştur. Günümüzde Amerikan karşıtlığı Britanya (İngiltere) ve İskandinavya dışında Avrupa coğrafyasının önemli bir kısmında varlığını sürdürüyor. Bunun farklı nedenleri olabilir. Fransa eski Dışişleri Bakanı Alain Juppe'nin baş danışmanı Bruno Racine, "Amerika'nın büyük gücü bizi rahat sız etmektedir, çünkü onun gücü bizim sıralamada tarihsel alt düzeye düşüşümüzü hatırlatmaya zorluyor" diyordu (Bkz. San Francisco Chronicle, 15 Nisan 1999).

Soğuk Savaş döneminde Amerika'nın Avrupa ülkeleri liderlerince tasvip edilmeyen siyasi rejimlere ve liderlere verdiği destek Avrupa kamuoyunda siyasi düzeydeki tepkileri de beraberinde getirmiştir. Soğuk Savaş sonrası küreselleşme sürecine karşı özellikle sol örgütlenmelerin ABD'nin kendi modelini dünyaya yayma çabasına karşı yürüt tükler i yoğun kampanyalarda da Amerikan karşıtlığı öne çıkmıştır. Avrupa'da bazı sol çevrelerde ABD karşıtlığını sistemin eşitsizlik ürettiği argümanı üzerine kurarken, bazı sağ çevreler ise toplumsal sınıf ve farklılıkları ortadan kaldırmak isteyen eşitlikçi bir misyon görüyor ve karşı çıkıyor. Amerikan bireyciliğine karşı çıkıyorlar radikaller iki tarafta da.

Fakat sol sosyal dayanışma kırılıyor diye karşı çıkarken sağın karşı çıkışın devlet adına bireyselciliğin zayıflatılmasına itiraz olarak ifade edildi. Birçok Amerikalıya göre ABD sistemin gerekli olan asgari düzeyde idaresini iyi niyetli olarak sağlarken, diğer devletler ve toplumlarda bu durumun takdir edileceği de beklenmekteydi. ABD dışında birçokları ise iyi huylu hegemonya da denilen bu durumun aslında çelişkili olduğunu sorgulamaya başlamış ve bunu Amerikan kibirliliğinin bir sonucu olarak yorumlamış ve diğerlerinin hassasiyetlerinin dikkate alınmadığı konusunda şikâyetler yükselmeye başlamıştır.

• Türkiye'de toplumsal düzlemde ciddi bir Amerikan karşıtlığı eğiliminin gözlendiğini söyleyebilir miyiz? Toplumda Amerikan karşıtlığı son dönem Washington yönetiminin izlediği politikalarla ilgilidir. Soğuk Savaş'ın arkasından uluslararası düzeni yeniden inşa edeceğini söyleyerek işe başlayan Washington yönetimi çatışmaları kışkırtıcı bir rol üstlenmiştir. Bu çatışmalar müdahalenin yolunu açacağı için birçok durumda desteklendi. Bunu en çok hisseden de batı Asya coğrafyasındaki insanlardır.

ABD'nin Ankara büyükelçisi Edelman'ın Cumhurbaşkanı Sezer'in Şam ziyaretini engelleme çabası yetmezmiş gibi Washington'dan eğer İran ve Suriye konusunda itaatkâr bir tutum izlenmezse Ermeni meselesinde yardımcı olamayacakları, diğer bir deyişle ABD'deki Ermeni lobisinin kongrede soykırım tasarısını kabul ettirme çabalarını engelleyemeyecekleri gibi bir mesaj göndermeler i karşısında toplumda Amerikan karşıtlığı olmaması asıl şaşkınlık yaratan konu olurdu. Burada Amerikan karşıtlığı Bush yönetiminin dış politikasına olan bir karşıtlıktır, yoksa Amerikan halkına değil. Özellikle Avrupa'da Vatikan kilisesinde üst kademede ABD'ye karşı bir mesafeli duruş da mevcuttur. Bunda ABD'nin Protestanların çoğunlukta olduğu bir ülke olmasının etkisi açıktır. ABD'de kiliseye gidenlerin yüzlerce küçüklü-büyüklü mezhebe ayrılmış yerel birimlere gönüllü olarak bağlı iken ABD dışındaki kiliseler tarihsel olarak çoğunlukla devletle bağlarını korumuşlardır. Bizde de böyle bir kültürel farklılık vardır, fakat Vatikan'ın konumu bir rekabet sonucu belirleniyor. Bizim tarikat-cemaat geleneği dikkate alınırsa Avrupa'daki yapılanmadan farklı olarak Amerika'dakine benzerlik göstermektedir.

• Türkiye'de Amerikan karşıtlığı solunda yapılan hareketler zaman içerisinde nasıl gelişme gösterdi, Sivil Toplum Örgütleri denilen NGO'ların (Sivil Toplum Kuruluşları) faaliyetlerinin bu süreçte ne tür bir rolü olmuştur? Türkiye'de bu süreç Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte öne çıktı, ama 1960'lı yılların sonunda Avrupa'da Vietnam Savaşı nedeniyle yükselen Amerikan emperyalizmine karşı olmakla başladı. 1974 Kıbrıs müdahalesi sonrası ABD'nin 1975'te başlattığı silah ambargosuyla yeni bir biçim alan Amerikan karşıtlığı 1980 darbesinin Washington merkezli olduğunun ve liberal dayatmalarla Türkiye'nin bağımlılığını daha da artırdığının ortaya çıkmasıyla sağda da solda olduğu gibi yükselmeye başladı.

1970'li yıllarda özellikle Latin Amerika'daki diktatörlüklere karşı bir örgütlenme biçimi olarak ortaya çıkan ve ilerici kampta görülen demokratik kitle örgütler i yerini, özellikle 1980'li yılların sonlarıyla birlikte ekonomide neo-liberal politikalara karşı baş gösteren sendikal tepkileri sulandırmak ve dikkatleri çoğunlukla ekonomik alan dışına çekmek gibi bir rolü üstlenen yeni NGO'lar a bırakmıştır. Daha önce çoğunlukla gönüllü katkılar la çalışmalarını sürdürmeye çalışan toplumsal hareketlerin yerini 1990'lı yıllarda çoğunlukla hükümetler, özel kuruluşlar yönlendirdiği uluslararası fonlar gibi farklı kaynaklardan beslenmeye başlayan NGO'lar almıştır. Sayı bakımından hızlı bir artış gösteren ve etkinlik alanları çok çeşitlenen bu örgütler, birçoğu özellikle Kuzey Amerika, bazı Avrupa ülkeleri hükümetleri ve Dünya Bankasının doğrudan ya da dolaylı desteklerini almışlardır.

Birçok NGO'nun lobilerle, bürokratlarla ve politikacılarla iç içe olduklarını belirten, Ottawa Üniversitesinden Prof. M. Chossudovsky'e göre bazı batılı istihbarat birimleri yine birçok NGO'nun içinde faaliyet göstermektedirler. Sayıları binlerle ölçülen dünyadaki NGO'ların eğitime-sağlığa ayrılan bütçe kaynaklarının azaltılmasını ve ücretlerin düşüklüğünü protesto eden toplumsal örgütlenmelere destek verenleri iki elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar azdır. Yoksul ülkelerdeki gelişme programlarıyla ilgilenenler seslerini yeterince duyuramamalardır. Hükümetlerden ya da hükümetlere bağlı kuruluşlardan mali destek alan NGO'lar yerel örgütlenmelere destek vermek yerine onları kendi faaliyet planları doğrultusunda yönlendirmeler i tepkileride beraberinde getirmiştir. UNESCO adına gazetecilik yapan Philippe Demenet gelişmekte olan ülke insanına yardıma geldiklerini iddia eden birçok NGO'nun buralarda kendi programlarını uygulayacak itaatkâr ortak aradıklarını, gelişmekte olan ülkelerin kendi NGO'larının Kuzey'in gelişmiş ülkelerindekilerden yardım beklemektense kendi imkânlarına dayanmalarını öneriyor.

Gruplar, topluluklar içerisinde siyasal çıkar yarışını öne çıkaran NGO'lar, ulusal-uluslararası boyutları olan adaletsizliklerin yarattığı ihlallerle değil de seçtikleri belirli alanlarda (sivil-siyasal-kültürel) iyileştirmelere gitmek gibi bir yolu seçmeleri tepki yaratmaktadır. Lugano'da (İsviçre) Kasım 1997'de, 21. yüzyılda kapitalizmin korunması için neler yapılması gerektiği konusunda bir dizi çalışma toplantısı düzenlendi. Toplantı sonucu yayınlanan raporda serbest pazar kapitalist sisteminin yeni bin yıla girerken genelleştirilmesi ve korunması, buna karşı doğabilecek tehlikelerin belirlenerek karşı stratejilerin geliştirilmesine yönelik çalışmaların organize edilmesinin zorunluluğu vurgulanırken radikal olmayan 'yapıcı', 'sorumlu' NGO'lara danışman statüsü verilmeye devam edilmesi önerilmiştir. Bu 'yapıcılık' ve 'sorumluluk' düzeyinin batının liberal enternasyonalizmine hizmetle ölçüldüğü gözlenmekte ve özellikle Avrupa'daki radikal sol çevrelerde tepkilere yol açmaktadır.

Liberal enternasyonalizmin hizmetine giren NGO'lar çevrenin merkeze bağımlılığına katkıda bulunarak uluslararası sistemdeki sorunların NGO'ların da çabalarıyla giderebileceği gibi bir anlayışı gelişmekte olan ülkelerin insanlarına kabul ettirme çabası içerisindedirler. Böylece uluslararası tekellerin menfaat ilişkisi içerisinde bulunduğu bazı siyasi, bürokrat ve diğer kişi ve kuruluşlar aracılığıyla ülke kaynaklarının merkezi zengin gelişmiş ülkelere aktarılması sürecinde dikkatleri başka yöne çevirmeye yardımcı olmaktadırlar.

Bu NGO'lar doğan krizlerden çevre ülke yönetimlerini suçlarken, bu ülkelerin bazı yöneticilerinin işbirliği içerisinde oldukları merkezi ülke yönetimlerinin ve bunlarla iç içe olan uluslararası şirketlerin, kuruluşların dayatmalarından söz etmez ve sistemin işleyişini sorgulamazlar. ABD'li bazı ekonomistler sermayenin kontrolüyle Asya ekonomilerinin krizden kurtarılabileceğini açıklayınca The Economist dergisi bunu serbest piyasaya bir saldırı olarak nitelendirmişti (5 Eylül 1998). Malezya'da Dr. Mahatır Muhammed ülkede yaşanan krizden dolayı spekülatörleri ve yabancı sermayeyi suçlayınca spekülatör Soros, Mahatır Muhammed'i Malezya için bir tehdit ilan etmişti.

(Financial Times, 23 Sept.1997.) Dr. Muhammed'e göre, gelişmiş batılı ülkeler insan haklarını kullanarak Asya'nın yeni sanayileşmekte olan ülkelerinin ekonomik avantajlarını ve başarılarını engellemeye çalışıyorlar. Bazı yabancı hükümetlerle yada bunların bağlı kuruluşlarıyla mali bağımlılığı olmayan, mali destek karşılığı kendilerini yönlendirme hesapları olan bazı yarı-resmi ekonomik, siyasi örgütler gibi kuruluşların hizmetine girmeyi kabul etmeyen bir grup ulusal-uluslararası kuruluşlar ise adi l olan politikalara destek veren stratejiler geliştirmeye çalışmaktadırlar.

• Gençlerde Amerikan karşıtlığının daha yaygın olduğu doğrumu? Washington yönetiminin uluslararası politikalarına karşı bir duruş var ki, bunu sağlıklı bir gençliğin varlığının ifadesi olarak görmekteyim. Bunun dışında Amerikan halkına karşı bir düşmanlık kesinlikle yoktur. Düşmanlık olduğunu göstermek isteyen bazı medya kuruluşlarının ne amaçla böyle bir çaba içinde oldukları düşünülmelidir. Bazı medya yöneticilerinin yerel ya da uluslararası düzeyde kendi çıkarlarına uygun olan politikaların izlenmesi için baskı yaptıkları bilinmektedir. Uluslararası alanda etkili olan medyanın dünya hakkında insanların ne düşünmesi gerektiğini yönlendirme görevini de üstlendikleri görülmektedir. Haberler de birçok durumda belli merkezlerin çıkarlarına hizmet edecek ya da bu merkezlere zarar vermeyecek bir eleme yapıldığı açıktır.

1950'lerde ABD'de senatör Joseph McCarthy'nin faaliyetlerine karşı eleştiri getirenleri komünist yıkıcılık faaliyeti içinde bulunmakla suçlama tehdidi bugün de değişik biçimlerde kullanılmaktadır. Medyadaki propagandayla topluma AB konusunda aşağılık duygusu aşılanmış (biz başaramayız gibi) bu da bazı akademisyenlerin araştırmalarıyla desteklenmeye çalışılmıştır. Yine AB konusunda olduğu gibi bazı araştırmaların sonuçlarının aksine gelişmelerin yaşanmaya başlaması, toplumun önemli bir kesiminde medya yoluyla belirli bir amaç doğrultusunda aldatılmaya çalışıldıkları hissini uyandırmış ve tepkilerin artması kaçınılmaz olmuştur. CNN etkisi denilen Medya yayınlarının dış askeri müdahalelerin önünü açması ve bunun yayınlar la meşru gösterilmeye çalışılması aksi tesir yapmış ve ABD karşıtlığını artırıcı rol oynamıştır.

• Amerikan karşıtlığtyla Türkiye siyasi olarak nasıl bir süreç yaşayabilir? ABD'nin Dışişleri eski Bakanı Warren Christoper gelişmeler konusundaki rahatsızlığını şöyle belirtiyordu Washington Post'da yayınlanan 27 Kasım 2003'deki makalesinde. "İkinci Bush yönetiminde üçüncü yıldayız. Amerika'nın dünyadaki güvenilirliği ve yeri son yılların en alt düzeyine düştü". Uluslararası sistemin Washington tarafından kendi hâkimiyeti altında yeniden biçimlendirilmesi projesi gündemdedir. Fakat emperyalizmin bu biçimlendirme sürecinde demokrasiyi yayma yönteminin haklı olarak gösterilmeye çalışılma çabası tutmadı. Amerikan karşıtlığı Amerika'nın kendisinden başkasını dikkate almamasıyla doğrudan bağlantılı olduğu görüldü.

II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan karşıtlığı Avrupa'da sürekli bir hal almıştır. Bugün ABD'nin dış politika uygulamalarında gözlenen saldırganlık kaçınılmaz olarak Amerikan karşıtlığı Soğuk Savaş dönemindekinden çok farklı bir yere ve düzeye taşımıştır. Samuel Huntington günümüz dünyasında temel anlaşmazlık kaynağının ideolojik ya da ekonomik değil kültürel olacak diyor. özellikle de Batı, İslam Dünyası ve Çin arasında. Buradan çıkarılacak sonuç Amerikan karşıtlığı zaten Huntington gibiler tarafından kaçınılmaz görülmektedir. Huntington'un çabası küresel çatışmayı adeta kaçınılmaz olarak gören ve bunu kışkırtan bir çabadır. Entelektüel alt yapı 1990'lı yıllarda hazırlandı ve demokratik emperyalizm adı altında ABD'nin hayati çıkarlarının bulunduğu Büyük Ortadoğu coğrafyasında kontrol sağlama süreci için askeri güç kullanılmaya başlandı. Bunda Irak'ta olduğu gibi hiçbir uluslararası hukuk kuralı ciddiye alınmadı. Emperyalist politikaların kaçınılmaz sonucudur bu gelişmeler. Bu bir kısır döngüdür. Uluslararası sistemde yaşanan kriz dönemlerinde kendisini tekrarlar. Yükselişten sonra bir kırılma yaşanır ve sonra bir azalma sürecine girer, ta ki yeni bir krize kadar. Türkiye hükümetinden kaynaklanan bir sorun olmadığı için bu soruna çözüm üretme merkezi Ankara değildir.

• Amerikan karşıtı hareketlerin projeleri var mı? Genellikle saldırgan politikalara son verilmesi talepleri yükselmektedir. Özellikle radikal sol bu saldırganlığı emperyalizmin kaçınılmaz bir aşaması olarak görüyor.
2003 yılında ABD'ye olumlu bakış oranı İngiltere'de % 48 iken, Fransa'da % 31, Almanya'da % 25 idi.

2004'te Avrupa'da yapılan bir araştırmada dünya barışını tehdit eden ülkeler şöyle sıralanıyordu:

1-İsrail
2-ABD,
3-İran,
4-K.Kore.
(Bkz., Amerikan Foreign Policy Interest, Sayı, 26, Yıl.2004).

ABD, NATO'nun Irak ve Afganistan'a daha fazla müdahil olmasını ve askeri güç göndermesini isteyince Chirac ve Shröder karşı çıkmıştı, çünkü bölgede ekonomik çıkarları vardı. Fransız halkının yarısı ABD'yi dünya barışı için tehdit görmüştü. Gerhard Schröeder'in Eylül 2002'deki milletvekili seçimlerini kazanmasında Amerikan karşıtlığının rol oynadığı söylenmektedir. İspanya'da Jose Luiz Rodriguez Zapatero Mart 2004 seçimlerini kazanmasında Irak saldırısının gayrı meşru olduğunu söylemesinin etkisi olmuştu. Yeni yapılan iki çalışmaya göre dünyada ABD malları na olan talep gittikçe azalmakta ve bundan ABD'nin uluslararası toplumu dikkate almayan saldırgan tutumunun yattığı ifade edilmektedir.(Bkz., The Ecologist, Aralık 2004/0cak 2005.) Bütün bu gelişmelerin ekonomik bir temeli olduğu inkâr edilemez. Fakat bu, insani boyutun tepkiler ortaya konurken göz ardı edildiği anlamına gelmez.

Kaynakça
Kitap: Büyük Ortadoğu Projesi
Yazar: Emin Gürses, Mahir Kaynak
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir