Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Hangi Aşamada?

Irak seçimleri sonrası ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ne durumdadır?

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Hangi Aşamada?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 18:29

Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi Hangi Aşamada?

• Irak seçimleri sonrası ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ne durumdadır?

Emin Gürses:

Genel olarak coğrafya ve politika arasındaki ilişkiyi gösteren, dünyadaki stratejik kaynakların yer aldığı coğrafi alanların kontrolü için sürdürülen askeri-siyasi-ekonomik çabalarda ifadesini bulan jeopolitik rekabet tartışmalarının yeni alanı 11 Eylülü takip eden Afganistan operasyonundan sonra batıya yönelmiş ve Kuzey Irak merkezli hale gelmiştir. Irak'ta, ABD'nin desteklediği süreç Iraklı kimliğini yok etmiştir. Dışlanan Sünni Arapların direnişini kıramayan ABD'nin, Kuzey'de işbirlikçi Barzani ve Talabani taraftarı Kürtler ve Güney'de İngiliz işgalcilerle bir tür anlaşmaya varan Sistani taraftarı Şiilerin destekleriyle bir hükümet kurulabilmiştir.

Fakat bu yeni durum Irak'ta henüz ABD'nin arzu ettiği kontrol edilebilir bir düzenleme getirememiştir. BOP coğrafyasının artan oranda uluslararası jeopolitiğin odak noktası haline gelmesi bu coğrafyayı yeni kargaşaların beklediğinin de bir işaretidir. ABD'nin projesinin bir dizi siyasi, askeri, ekonomik hesapları içerdiği açıktır. Bu coğrafyada demokrasinin ve insan haklarının yaygınlaştırılması çabasının pazarın istikrarı için gerekli görülen siyasi boyutlu, serbest ticaret için gerekli olan koşulların önünün açılması çabasının ekonomik boyutlu, NATO'nun müdahale alanının genişletilmesi çabasının ise askeri boyutlu olduğu söylenebilir. Bölgenin siyasi yeniden yapılandırılmasının nasıl olması gerektiği konusunda büyük güçler arasında anlaşmazlık var. Yapılandırmalar Irak'ta olduğu gibi işgalle yapılır ve bu işgal Fransa ve Rusya Federasyonunun buradaki yatırımlarının tasfiyesiyle sonuçlanınca bir tepki-karşı çıkış olmuştur. Eğer İran'da böyle bir yöntem uygulanırsa şu anki siyasi yapıyla iyi ilişkiler içinde olan Almanya ve Rusya Federasyonu doğal olarak tepki göstereceklerdir. Tepkinin boyutunun karşılıklı bir zıtlaşma olasılığı ise her iki tarafa da yüksek maliyet getirebileceği için şimdilik düşüktür. Suriye konusunda ABD'nin öncelikle Şam yönetimini Lübnan'dan uzaklaştırarak bölgenin Doğu Akdeniz girişine adım atması çabası eski başbakan Hariri suikastından sonra öne çıkabilir. Washington bununla yetinmeyip Suriye üzerinden Kuzey Irak bağlantısının kurulması yoluna gidebilir.

AB'nin burada Washington'un Şam yönetiminden bulunduğu Lübnan'dan çekilme talebine hayı r deme gerekçesi yoktu. Uluslararası sistemde ABD'nin askeri ve ekonomik üstünlüğü sürüyor. Buna karşı ileride ortaya çıkabilecek itirazların kontrol edilmesi için Washington çare arıyor. ABD'nin eski savunma bakan yardımcısı Paul Wolfowitz'in 1997'de yazdığı bir makalede, "Eğer önümüzdeki 10 yılı iyi kullanamazsak, gelişmeler kontrol dışına çıkabilir" demesi ilginçtir. Yine Wolfowitz'e göre, "Geçmişte bazı uluslararası kurumların güçlenmesi devletler arası rekabetin azalmasının yolunu açmıştı, eğer büyük güçler arasında rekabet tekrar yoğunlaşırsa uluslararası kurumların gücü azalır. Bu da büyük güçler arasında bir gerginlik ortamına dönüş anlamına gelir ki, ABD'nin de zararına bir gelişmedir. Amerika'nın uluslararası sorumluluğunun Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle azalması beklenirken arttığını belirten Wolfowitz, diğer büyük güçlerle ortaya çıkan bu sorumluluk düzeyindeki aralığın kapatılmasının zor olduğunu ifade etmekte ve bunda başarısız olunması durumunda ciddi sorunların ortaya çıkmasının kaçınılmaz olabileceğini vurgulamaktadır. Özellikle Almanya'nın II. Dünya Savaşındaki askeri olarak geniş bir coğrafyada faaliyet göstermesinin onun başarısızlığının temel nedeni olduğu hatırlanırsa, ABD'nin askeri alanda gittikçe genişleyen bir coğrafyaya müdahale çabasının benzer sonuçlara yol açma olasılığı yüksektir. ABD'nin bu çabası birçok coğrafyada toplumda tepkileri artıracağı ve ABD şirketlerinin uluslararası faaliyetleri açısından zor bir ortam yaratacağı açıktır. ABD'nin yaklaşık 130 ülkede askeri üsleri var.

2002 tarihli Bush doktrininde ABD askeri güçlerinin dış ülkelerdeki varlığı ABD'nin müttefiklerine ve dostlarına olan taahhüdünü n en açık sembolü olarak ifade edilmektedir. Pentagonun 2006'da 500 milyar doları aşan bir harcama bütçesine ulaşacağı dikkate alınırsa bu maliyet içeride ve dışarıda tepkileri ve meşruiyet sorununu gündeme getirecektir. Paul Wolfowitz'in, "Üslerin fonksiyonu askeri olmaktan ziyade siyasidir" ifadesi ve William Arkin'in 6 Ocak 2002'de L.A. Times'daki açıklamasındaki gibi ABD yeni bir saha ve genişletilmiş askeri üsler yaratıyor. Bunlar gerekli hedefleri vurma imkânı yaratacaktır ifadesi sistemin kontrolündeki askeri, siyasi ve ekonomik boyutun bir arada düşünülmesi gerektiğini göstermektedir. Irak'taki gelişmeler, buradaki direnişin boyutu, yeni kurulan hükümetin Sünni Araplar ve Türkmenlerle ilişkileri gibi gelişmeler BOP'un geleceğini belirleyici rol oynayacaktır.

• Bu çerçevede İran'ı ve Filistin-İsrail meselesini nereye koymalı? Şaron, Kasım 2002'de The Times'a verdiği bir demecinde İran'ı dünya terörünün merkezi olarak göstermiş ve ABD ve İngiltere'yi, "Irak'ın işi bitirildikten sonra İran'a saldırılması" çağrısında bulunmuştu. Şaron'un politikalarına İsrail cephesinden tepkiler gelmiyor değil. Ben Gurion Üniversitesinden Neve Gordon, Mart 2002'de In These Times'da yayınlanan yazısında Şaron'un gerçek hedefinin büyük İsrail olduğunu ve kontrol ve hükmetmek için şiddeti tırmandırmak istediğini ve böylece hedefe giden yoldaki eylemlerine meşruiyet sağlama çabasında olduğunu ifade etmektedir. Filistin-İsrail sorununda ABD, İsrail'e her alanda yeşil ışık yakmıştı.

Afganistan'dan sonra sırada Irak vardı, fakat ABD başkan yardımcısı Dick Cheney'nin bölgeyi ziyaretinde Irak'a saldırı konusunda bölge ülkelerinden destek alamaması nedeniyle İsrail'deki ve ABD'deki şahinlerin beklediği fırsat doğmuş ve öncelikle sıraya Filistin'de saldırılan yoğunlaştırmak konmuştu.

1989'da BaIlan Üniversitesinde öğrencilere seslenen Benyamin Netanyahu (1996'da başbakan seçildi) şöyle diyordu:

"İsrail, Çin'deki gösterilerin bastırılmasını kullanmalı, hazır dünyanın dikkati Çin'e odaklanmışken Arapları bölgeden toplu kovma işini gerçekleştirmeliyiz". Bu düşünce 1088'deki akademik makalelerde bile dile getirilmiş, bunun nasıl olacağı tartışılmıştı. Bugün de benzer düşünceler yazıya dökülmekte, Filistinlilerin Ürdün'e nakli İsrail'de ve ABD'de bazı akademik çevrelerde dile getirilmektedir. Dumanlı havayı kullanmak için Şaron canla başla çalıştı, ama Filistin'in direnişini kıramadı. Direnişin kırılamaması Bush yönetimini kaygılandırmıştı. Bu arada Irak'a saldırı dikkatleri bu alana yönelterek İsrail'in üzerinde artan uluslararası baskıyı azaltmıştı.

Irak'ta sıkışan Bush yönetimi bu defa Arafat sonrası Abbas'a destek vererek bölgede yeni bir hareket alanı oluşturma hesabı içine girdi. Arafat'ın tasfiyesi tamamlanmış ve Bush yönetiminin de onayıyla yerine getirilen Abbas'ın başarısız olmaması için Washington yönetimi elinden geleni yapacaktır. Fakat İsrail'in, Filistin tarafının özellikle Kudüs'ün kurulacak Filistin devletinin başkenti yapılması ve Filistinli mültecilerin geri dönme hakkının sağlanması konusundaki ısrarları Şaron gibileri zora sokacaktır. Arafat'ın tasfiyesi konusunda değişik senaryoların ortaya atılmasının gerekçeleri yok değildir. 1981-1987 yılları arasında ABD Başkanı Ronald Reagan'ın kabinesinde savunma bakanlığı görevini yürüten Casper W. Weinberger devlet ya da hükümet başkanlarının öldürülerek tasfiye edilmesinin yolunun açık olduğunu Strategic Review adlı dergide (İlkbahar 2001) yazmakta bir sakınca görmemişti. Bir dönem cumhurbaşkanı Denktaş'ın tasfiye edilip yerine ABD-İngiltere ikilisinin isteklerine uygun davranan bir liderin getirilmesi hesaplan da yapılmaktaydı.

• Bush'un Şubat 2005'teki birliğin durumu adlı konuşmasında İran halkının ayaklanmaya çağırması BM açısından nasıl yorumlanabilir? BM sözleşmesinin 2. maddesinin 4. bendine göre tüm BM üyeleri uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin coğrafi bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç ya da tehdit kullanmaktan kaçınacaktır diyor. BM Genel Kurulunun 24 Ekim 1970'de aldığı 2625 sayılı karara göre de devlet ya da devletler herhangi nedenle olursa olsun doğrudan ya da dolaylı olarak başka bir devletin içişlerine karışma hakkına sahip değildir. Hangi biçimde olursa olsun bir devletin kişiliğine ya da onun siyasi, ekonomik ve kültürel öğelerine karşı silahlı mücadele ya da tehdit oluşturulması uluslararası hukukun ihlâli olduğu belirtilmişti. Bushun İran halkını ayaklanmaya çağırması açıkça bu kararların ihlalidir.

Soğuk Savaş sonrası ABD taleplerine boyun eğmeyen ülkelere karşı müdahal e etmeyi bir hak görmüş ve bunu meşrulaştırmak için değişik gerekçeler öne sürmüştür. 18 Aralık 2001'de (TV-8) Irak'ta muhalefete yardım ettiklerini açıklayan dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Irak'a ambargo amaçlarının rejim değişimi stratejilerinin bir parçası olduğunu ifade etmişti (Financial Times, 14 Şubat 2002). Her ne kadar BM genel sekreteri Kofi Annan Irak işgalini BM sözleşmesinin ihlâli olarak nitelendirmişse de (CNN International, 16 Eylül 2004), sonuç değişmemiştir. Bu bir anlamda BM'nin kuruluş amacından sapması ve dolayısıyla eski BM'nin artık işlemini yerine getiremediği, burada bir dengeleyici gücün olmaması nedeniyle tamamıyla Washington'un siyasi platformu haline gelmiştir. BM özel komisyonu UNSCOM'un Irak konusunda silah denetimi adı altında ABD istihbaratının bir aracı olarak çalıştığı da Ocak 1999'da The New York Times'ta belirtilmiştir. Zaten Bush un CNN International'da 2 Aralık 2002'de yaptığı konuşma her şeyi açıklıyordu.

Şöyle diyordu Bush:

"Ordumuz dünyaya Amerikan değerlerini taşıyacaktır". İran direndiği için liste başında yer alanlardan. Direnmekten vazgeçenleri daha büyük sorunların beklediğini ise tarih bilenlere hatırlatmaya gerek yok.

• Ortada bir uluslararası komplodan söz edilebilir mi? Komplo bir devlete birilerine, bir kuruma vs karşı yapılan kötü amaçlı bir eylem ya da eylemler için plan yapmaktır. Genellikle bir hükümeti devirmek, bir yönetimin tutumunu değiştirmek için vs komplolar düzenlenir. Türkiye'de genellikle komplo denince bazı insanlar gerçek dışı hayalde yaratılmış korkuların, kurguların varlığını anlıyorlar. ABD'nin, CIA aracılığıyla Sosyal Demokrat hareketlere dünyada destek verdiği yazılmıştır. Ortak Pazar'ın oluşumunun Washington tarafından desteklenmiş olduğu da biliniyor. İngiltere'de Birleşik Krallık Komünist Partisinin Sovyetler Birliğinden mali destek aldığı MI5 tarafından bilinmesine rağmen faaliyetlerinin kontrol edilebilmesi için buna engel olunmadığı çok konuşuldu bir dönem. Bunlar kanıtlanmadan önce bu iddiaları ortaya atanlar komplo kurgulamakla eleştiriliyorlardı. İsrail'in istihbarat ve askeri elemanlarının Irak'ın kuzeyinden İran'a ve Suriye'ye yapılan operasyonlara destek verdiklerini, bazı Kürtlerden komando birlikleri kurup bunları eğittiklerini, Suriye ve İran Kürtlerini kendi yönetimlerine karşı desteklediklerini Seymour M. Hersh, The New Yorker'da 28 Ocak 2004'te yazmadan önce de biliniyor ve söyleniyordu. Ne var ki bu iddiaların uydurma olduğu bazı kesimlerce ileri sürülüyor ve bu tür iddialara uydurma haber yerine kullandıkları komplo eleştirileriyle karşılık veriyorlardı. Komplo teriminin uydurma haber olarak algılanma eğilimi öne çıkarılmış nedense.

1986'da Berlin'de bir diskotekte meydana gelen bombalı saldırının sorumlusu ABD Başkanı Reagan tarafından Libya yönetimi olarak gösterilir. Bunun arkasından 15 Nisan 1986'da Tripoli ve Bingazi'ye ABD tarafından hava saldırısı düzenlenir. O zaman hemen hemen herkeste Kaddafi'nin bu işi yapabileceği düşüncesi yaygındı. Yapılan uluslararası propagandanın etkisi görülmüştü. Bunun aksini söyleyenlere kimse kulak asmadı. 25. Ağustos 1998'de Alman televizyonu ZDF bombalamada Alman Pederal Servisi BND içinde uzantılar ı olan CIA-MOSSAD bağlantısı olduğunu açıkladı. İngiliz istihbarat teşkilatı MI5'a Kuzey İrlanda'da Katoliklerin örgütlediği Sivil Haklar Hareketin i baltalamak için 1969'da İşçi Partisi hükümetinc e talimat verildiği, bunların komünistlerle işbirliği yaptığı yolunda yalan haberler yapıldığı sonradan açıklanmıştı (The Guardian, 1 Ocak 2000). Amerikan Ordu Savaş Kolejinin dergisi Parameters'in Kış 2002 sayısında serseri devlet diye nitelendirdiği ülkelerin liderlerine suikast düzenlemenin meşru bir yöntem olduğu açıklamasında olduğu gibi açık yıkıcı faaliyetler de yapılmaktadır. ABD'li istihbarat uzmanı James Bamford'un "Body of Secrets" adlı kitabında 1962 yılında Washington yönetimi içinde bazı grupların ABD içinde bir dizi bombalama olayı düzenleyip suçu Kastro yönetimine atma k ve böylece Küba'nın işgali için ortam hazırlamak çabalan olduğunu yazmaktadır. Şili'de Ailende 1970'de iktidara gelmişti. Kurduğu sosyalist hükümetten Washington çok rahatsız olmuş, başkan Nixon Ulusal Güvenlik Konseyini toplamış ve Ailende hükümetinin nasıl sıkıştırılabileceğinin yolları tartışılmıştı.

Kissinger başkana, Allende'yi CIA operasyonuyla devirmek için bir rapor sunmuştu. Bu, 1973'te uygulandı ve Ailende bir darbeyle devrilerek öldürüldü. 1996'da Irak muhalefetine Saddam'a karşı CIA M16 destekli bir operasyon hazırlatılmıştı. Operasyonu CIA'nın Londra'daki istasyon şefi yönetiyordu. Saddam'ın istihbaratçıları operasyon haberini önceden aldı ve 31 Ağustos 1996'da Irak'ın kuzeyine bir askeri operasyon düzenlenerek komplo başarısız kılındı. Bu saldırıda Saddam karşıtlarından CIA'nin örgütlediği çoğunluğu Kürt 300 kadar kişi idam edildi. Bu olay CIA'nın en büyük başarısızlıklarından biri olarak ta bilinir (Observer, 21 Kasım 1997). Emperyal politikaların kendisi komplodur çünkü, başkalarının kayıpları üzerine inşa edilen bir başarı yöntemi her yolun mubah olduğunu vaaz ediyor.

• Kafkasya'da ABD ile Rusya Federasyonu arasında bir anlaşmaya mı varıldı? Moskova'nın Gürcistan'da geri adım attığı ve ABD-İngiltere ittifakının Çeçen meselesini gölden çıkardığı gibi bir izlenim var. Ukrayna'daki gelişmeler Gürcistan'dakilerle bağlantılı olarak düşünülebilir mi? Özellikle Gürcistan, Kafkasya'nın kapısı olarak ABD açısından öncelikli ülke olarak belirlenmiş ve Rusya Federasyonunun buradan dışlanması için Moskova sıkıştırılmaya başlanmıştı. Tiflis'e yarım saat mesafede büyük bir ABD askeri üssü inşa edilmekte. ABD açısından bölgenin kontrolü için önemli bir gelişme. Bu gelişmeden önce Acaristan otonom bölgesindeki Moskova'ya yakın olan Abaşidze'nin etkinliği kırıldı ve Abaşidze Moskova'ya kaçmak zorunda kaldı. Daha sonra Tiflis'te Saakaşvili'yi bir toplumsal muhalefet örgütlemesiyle yönetime getirdi Washington yönetimi.

Moskova ile bir tür perde arkası anlaşmaya varılmadan tüm bunların kolayca yapılması zor görünüyordu. Gürcistan karşılığında, Moskova'nın elinin Çeçenistan'da serbest bırakıldığı iddiaları var Tiflis'teki bazı çevrelerde. Benzer yöntem Ukrayna'da gündeme getirildi. Toplumsal muhalefet örgütlenerek Yuşçenko göreve getirildi. Rusya'nın dolar rezervlerini azaltıp yerine avro alacağı kararından sonra böyle bir gelişmenin olması Washington'un uygun koşulların bulunduğu (etnik olarak nüfusun % 73'ü Ukraynalı, % 22'si Rus ve % 5'i diğerleri 1989 nüfus sayımı. Siyasi olarak Ukraynalı nüfusun çoğunluğunun Rusya Federasyonu yerine AB'ye daha meyilli olması bu coğrafyadaki gelişmelere müdahil olmasının önünü açtığı ifade ediliyor Moskova'da. Bulgaristan ve Romanya'da ABD üslerinin kurulacağının açıklanması ise Ukrayna'nın da bu hattın içine alınmasıyla Karadeniz'de ABD etkinliğinin artacağının işaret i olarak görülmektedir. Karadeniz'i doğrudan kontrol girişimi ABD tarihinde ilk defa olmaktadır. John Hopkins Üniversitesinden Prof. J. Van Oudenaren The National Interest dergisinin sonbahar 2001 sayısında Rusya'nın yeniden yükselişine karşı Ukrayna'nın her alanda desteklenmesini ve ABD'nin Avrupa'daki çıkarlarının korunması için daha sert bir yaklaşım sergilemesini öneriyordu.

ABD'nin Avrupa'daki varlığının bir ifadesi olan NATO'nun buradaki amacının Rusya'yı dışarıda tutmak, ABD'yi Avrupa'da tutma k ve Almanya'yı kontrolde tutmak olduğunu belirtiyor Prof. James Kurt aynı dergide. Dr. Kissinger ise Almanya ve Rusya'nın çok yakın olmalarının da düşmanca bir ilişki içinde olmalarının da bu coğrafyada kimsenin yararına olmayacağını vurguluyordu 1994'de yayınlanan "Diplomasi" adlı kitabında. Washington için uygun görülen, Batı Avrupa'nın ABD hegemonyasını (hegemonya: Bir devlet ya da bir sınıfın kontrol ettiği faaliyet alanında öne sürdüğü taleplerine diğer devletlerin ya da sınıfların uymaya zorlandıkları durum. Devletler dünya sistemi düzeyinde hegemon olarak adlandırılırken sınıflar devlet içinde hegemon olarak adlandırılırlar) kabul ettiği Soğuk Savaş dönemindeki gibi bir yapılanmaya günümüzde de hem Avrupa'nın hem de Rusya Federasyonunun evet demesi.

Kissinger'in aynı kitabında Avrupa olmadan Amerika'nın coğrafi, psikolojik ve jeopolitik açıdan Avrasya'nın kenarında bir ada haline geleceğini belirtmesi Geniş Avrupa'nın kontrolünün Washington açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Washington bölgede kontrollü kışkırtma ile gelişmeleri yönlendirme çabasını sürdürürken Irak'la milyarlarca dolarlık ticari anlaşma yapan Moskova gibi merkezlerin çıkışlarını kontrol edemiyordu. 2002 yılında basılan "Yeni Rus Diplomasisi" adlı kitabında Rusya Federasyonu dışişleri eski bakanı Igor S. Ivanov Moskova'yı Kafkasya'dan ve dolayısıyla Güney'deki İran ve Irak coğrafyasından dışlama çabasında olan Washington'un çabalarından rahatsızlığını örtülü olarak ifade ediyor ve eski nüfuz alanları için mücadele etmenin uluslararası ilişkilerde güvensizliği artırdığını belirtiyordu. İki güç merkezi, nüfuz alanları birbirine karışmış durumda etkinlik için rekabetlerini değişik düzeyde sürdürüyorlar.

Yeltsin döneminde bölgede etkinliğini sürdürme amacıyla komşular arası anlaşmazlıkları kullanan Moskova bu yöntemin ABD'nin bölgeye yerleşmesinden başka bir işe yaramadığını görmüştür. Güneye inen yol üzerinde Gürcistan'ın stratejik önemini bilen Moskova Tiflis'in kendisinden uzaklaşmaması için özellikle Abhazya ayrılıkçılarına destek vermekte tereddüt etmemişti. Sukhumi yönetimi Moskova'yla ekonomik ve kültürel bağlarını güçlendirdikçe Tiflis yönetimi ABD'ye daha fazla yakınlaştı. Kışkırtmayla bir sonuç elde edilemediğini gören Putin yönetimi Tiflis'le yeni ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Washington'un bölgede artan etkisinden rahatsızdı, fakat onu dışlamakta başarılı olamadı. Şevardnadze ise iki ülkenin bölge üzerindeki yarışını Tiflis'in yararına kullanmaya çalıştı, fakat "Washington'un hesaplarına uyma yolunu seçti ve görevi devretti. Moskova'nın Karabağ konusunda da tarafların anlaşmazlığını kullanarak bölgede tek etkin güç olma çabası, Bakü'nun Washington'a yaklaşmasıyla başarısız olmuştu.

Erivan'ı kazandığını sanan Moskova Erivan yönetiminin Washington-Moskova rekabetini kullandığını Putin yönetimine gelinceye kadar göremedi. Moskova, Tiflis üzerinden Erivan hattıyla güneye giden yolu kontrolünde tutabileceğini hesap etti. Fakat Erivan'ın zamanla ABD'den sağlanan mal i kaynak ve buradaki Ermeni lobisinden gelen desteklerle Washington'la önemli bir bağ kurmuş olduğunu gördü. Rus jeo-stratejist Alexander Dugin, Brzezinski'nin "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitabını yayınladığı yıl (1997) "Jeopolitiğin Temelleri" adlı kitabını yayınladı. Bu kitapta Avrasya'da Rus hegemonyasının inşasının yollarını araştırıyor ve böylece bu coğrafyada ABD etkinliğinin önünü kesmeyi hesaplıyordu. Bu bloğun temelinde Rusya, Almanya, İran ve Japonya'yı da içeren bir miğferden söz ediyordu. Moskova'nın çok kutuplu dünya düzeni talebine uygun bir projeydi. ABD'nin tek kutuplu hesabına karşı. Fakat daha sonra bu fikirlerine Türkiye'yi de katmak gereğini duydu.

Kaynakça
Kitap: Büyük Ortadoğu Projesi
Yazar: Emin Gürses, Mahir Kaynak
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir