Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ortadoğu'da Yürütülen Emperyalizm ve Avrupa Birliği

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Ortadoğu'da Yürütülen Emperyalizm ve Avrupa Birliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:01

"İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk Milleti, Türkiye'nin çocukları, bunu bir an bile akıllarından çıkarmamalıdır. "

M. Kemal Atatürk

Ortadoğu'da Yürütülen Emperyalizm ve Avrupa Birliği


19ncu yüzyılda, nerede ise dünyamın %60 yaşama alanı yerlerindeki toplum, halk ve milletlerin siyasi düzeni, sömürge statüsündeydi.

Sömürgelerin büyük bölümü Avrupalılara aitti. Buralar, hakim devletin sınırları dışında sahip olduğu, yönettiği, siyasal ve ekonomik çıkar sağladığı topraklardı. Birinci Dünya Harbi sonunda Osmanlı Devleti topraklarından, Hicaz, Suriye, Lübnan, Irak, yarı otonom Mısır ve Kıbrıs da, İngiliz ve Fransız manda ve vesayeti altına girdi.
İkinci Dünya Harbi sonrası sömürge ülkelerinin birçoğu büyük ve sabırlı mücadeleler sonunda siyasal ve ekonomik özgürlüklerini ele geçirdi.

Sömürgecilik, doğal afetler, seller, depremler, salgın hastalık gibi insanlığın bir hastalığıdır ve savaşların nedenidir. İnsanların dillerinin ucunda yer olan Barış sözcüğü, bu sayede, sadece bir idealdir, sonsuz bir rüyadır ve böyle hayallere herkesin ihtiyacı vardır.

Diğer taraftan yaşayan insanların %15'i dünya gelirinin %80'ine sahip olduğu sürece barış ve bütün gayretler geçici ve köksüzdür.
Emperyalizm; zorla başkalarına egemen olup değişik şekillerde sömürmektir. Yakıp yıkma ve iğdiş etme vardır. Görülen ve görülmeyen güzellikleri alıp götürmeyi, yer altı ve yer üstü zenginlikleri yağmalamayı beyinleri ve ruhları köleleştirmeyi hedef alır.

Dış politikasını, askeri gücünü, ekonomik yapısını, kültürel dokusunu bir başka ülkeye veya ülkelere endeksleyen bir ülkenin işgaline gerek yoktur. Çünkü böyle bir devlet orta ve uzun vadeli devlet politikaları belirleyemez ve uygulayamaz. Çağın sömürge sistemi ekonomik bağımlılık, düşünce melekelerini başkasına teslim ederek uyuşup, algılama zafiyetine uğramaktır.
Dünya her zaman eşitsiz olmuştur. Gücün hukuku egemendir. Küreselleşme ile değişen sadece gücün, kitle iletişim araçlarıyla, dünyanın her köşesinde hissettirilmesi olgusudur. Güçlü devlet denetlenemeyen devlettir. BM Güvenlik konseyinde vetoya yetkili 5 daimi üye vardır. Buna rağmen 2nci Irak savaşında ABD daimi üyelerin karşı olmasına karşın gücünü kullanmıştır. Nükleer silahlara bazı ülkeler sahip iken diğerlerinin sahip olmasını önlemek için uluslararası sözleşmelerin imzalanması istenmektedir. Egemenler dünyasında gücün kaybolmasını önlemek için uygulanan küresel anlayış budur.

Gelişmiş, hakim ülkelerin tehdit algılaması aynıdır. Onlara göre çıkarlarına aykırı her şey tehdittir. Artık, savunma amaçlı silah bulunduranlar askeri olduğu kadar siyasi açıdan da geride bulunmaktadır. Bundan böyle saldırıya dönük kuvveti olanların kazanacağı bir dönemdeyiz. Güçlü ülke, güçlü ekonomi demektir. Dünya dayanışması olacaksa insan güvenliği sağlanamadan dünya güvenliği sağlanamaz. Fakirliğe savaş açmadıkça silahlı savaşı önlemek mümkün değildir. Sırf askeri yönetimle, sonu gelmeyen toplantılarla, demeçlerle, uluslararası yüzlerce işlevsiz kuruluşla bu sağlamak imkanı yoktur.

Küreselleşme ile birlikte, çok uluslu şirketlerin yaygın çıkarlarını korumak için küresel güç; teknolojiyi, dinleme, takip etme, tespit ederek, etkisiz hale sokma stratejisini kullanmaya başlamıştır. ABD yöneticilerinin çok uluslu şirket yöneticileri olması, ABD askeri gücünün Amerikan şirketlerinin dünya genelindeki çıkarlarını koruma ve kollama amacıyla kullanılması sonucunu doğurmuştur.
Amerika'nın Ortadoğu'da yürüttüğü politikaların temelinde iki sebep vardır. Birinci sebep Amerika'nın petrol tiryakiliği, ikinci sebep de bölgedeki ülkelerin başında bulunan yönetimlerin Amerika bağımlılığıdır.

Dünya petrol rezervinin %65'i körfez ülkeleri topraklarındadır. ABD, petrol ihtiyacının %20'sini, Batı Avrupa %34'ünü, Japonya %68'ini buradan sağlamaktadır. Amerika şu anda toplam petrol ihtiyacının yarısından fazlasını (sadece, %20'si körfez) ithal petrolle karşılamaktadır. İthal petrol ve ulusal güvenlik aynı şeydir ABD için.

Ucuz ve bol petrol sayesinde Amerikan ekonomisinin büyümesi ve güçlenmesi, bunun yanında Amerikan yaşam tarzının korunması gerekmektedir. Tankerler her gün Hürmüz Boğazı'ndan geçip dünya pazarlarına 14 milyon varil petrol taşımaktadır. Bu boğazın açık tutulması şarttır. Amerika'nın her defasında askeri güç dahil olmak üzere gereken her yola başvuracağı kesindir.
ABD'nin toplam petrol tüketimi ortalama günlük 19,7 milyon varilken, 2005'te %44 artışla, 28,3 varile yükselmektedir. Ülke içi ham petrol üretimi ise günlük 5,7 milyon varilden, 4,6 milyon varile düşmüştür.

Şu anda, Amerika'nın dev otomobil, tır, otobüs, uçak, tren ve gemi filolarında tüketilen yakıtın %97'si petrol ürünlerinden karşılanmaktadır. ABD Enerji hakemliğinin tahminlerine göre ABD'nin toplam enerji tüketiminde petrolün payı, 2025 yılında da, bugün olduğu gibi %41 olarak kalacaktır. Petrol sanayiye dayalı ekonomisinin özünü teşkil etmekte, ana enerji kaynağı ve ekonomik büyümesinin en temel öğesidir.

2001'de sadece ulaşıma harcanan günlük petrol miktarı 13,5 milyon varilken, bu rakam 2025'te 20,7 milyon varile çıkmaktadır. Bu değer, Amerika'nın sahip olduğu toplam petrolün nerede ise dörtte üçü, dünyadaki tüm rezervlerin de altıda biri anlamına gelmektedir.

Her geçen yıl petrole bağımlılığı artmaktadır. Yıllık petrol tüketiminde ithalatın payı, 1990'da %42 iken 1997'de %49'a çıkmıştır. 1998 Nisanında ise %50'yi aşmıştır. Böylece ABD 2İnci yüzyıla, yabancı petrole bağımlılığı kesinleşmiş bir devlet olarak girmiştir.

2001 Mayısında ABD Devlet Başkanı:

"Ulusal enerjimizin güvenliği için hemen hareket etmezsek, ihtiyaç kaynaklarımız başka ülkelerin kontrolüne girecek" açıklamasında bulunmuştur. Ulusal enerji politikası Geliştirme Grubu'nun yürüttüğü, Alaska araştırmaları, birleşik enerji, hidrojen enerjisi, yeni teknolojik araştırmalar, ne yaparsam yap, durumu kurtarmanın mümkün olmadığını göstermiş, iş Amerikan ordusunun çözümlerine kalmıştır.

Amerika'nın Ortadoğu'da ilk ciddi politika ve işlevi 1933'te Suudi krallığı ile temas kurarak başlamıştır. 1947 Martından itibaren de Truman Doktrini çerçevesinde bu ülkeye cömertçe silah, malzeme ve para yardımları başlamıştır (Para yardımları krallık ailesine).

ABD yapılması gereken işi hemen fark etti:

Ortadoğu petrol kaynakları, buradaki krallıkları, Sovyetlerin bölgeye müdahalesine korunmalıydı. Strateji uzmanları çalıştılar, bölgenin kuzeyine, Sovyetlerin güneye inişine mani olacak bir kalkan, bir set gerekliydi. Coğrafi konumları itibariyle de bu rolü alacak olan ülkeler belliydi; Yunanistan, Türkiye ve İran. Plan yürütüldü, bu üç ülkeye; para, silah, mühimmat, malzeme yağmur gibi yağmaya başladı. Ölçü kaçtı, bunlara; peynir, süt tozu, yağ, battaniye, kalem, defter dahil akla gelebilecek ne varsa gönderildi... Yardım teklifinin gerekçesi bilinen klasiklerdi; "İyi ve kötü arasındaki ezeli mücadele", "Özgürlük", "Zorbalık" gibi terimler.

Ekim 1946'da, Sovyetleri, Ortadoğu petrol kaynaklarından uzak tutmak ABD için hayati bir meseleydi. İlk ikili antlaşmalarını Suudilerle yaptılar, bu anlaşma askeri eğitim programlarını kapsıyordu arkasından, topraklarından kurulacak olan üsler geldi, nükleer tesisler dahil... Aynı yöntem Türkiye, Yunanistan ve İran'a da uygulandı. Alan da veren de mutluydu. Ne kazanıldı? Ne kaybedildi? Pek bilen yoktu. Kimin adına ne yapıldığı da kimsenin umrunda değildi. Türkiye ve Yunanistan da, özellikle de Türkiye de, gençlik işin farkına vardı ve büyük tepkiler gösterdi. Zamanın hükümetleri, hamilerine karşı yapılan bu terbiyesizliğe ilgisiz kalmadılar, bilinen yöntemlerle benzer gösterileri bastırdılar.

ABD Basra Körfezi ile Orta Asya'dan çıkan petrole giderek daha bağımlı hale gelince, bu bölgelerdeki petrole ulaşmayı da garanti altına almak istiyor. Afganistan, Kırgızistan ve Özbekistan'daki üslerinde kuvvet bulunduruyor. (Bu arada biz de Afganistan'da kuvvet bulunduruyor ve böylece, Afgan halkının özgürlüğüne katkı sağlıyoruz!...)

Amerika bu bölgelerde son varil çıkana kadar, pek çok etnik, dini ve siyasi meselelere karışmak ve çarpışmak zorunda kalacak. Petrolün ulaşım yolları önemli olduğundan, Hint Okyanusu, Güney Çin Denizi ve Batı Pasifik'te petrol taşıyan tankerlere deniz devriyesi yapıyor. Durum şunu gösteriyor ki Amerikan Ordusu, ağır ağır küresel Petrol Muhafaza Teşkilatına dönüştürülüyor. Bu tehlikeli, yorucu ve uzun vadeli görevin hangi sonuçları doğuracağını hem Amerika hem de dünya gelecekte görecektir.

Kaynakça
Kitap: İNSAN ve DEVLET
Yazar: OSMAN PAMUKOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ortadoğu'da Yürütülen Emperyalizm ve Avrupa Birliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:02

Ortadoğu ve körfeze olan bağımlılık başka bir boyuttan da yeterli petrol elde etmek değil, aynı zamanda petrolün makul fiyatlarla satın alınmasıdır. Aksi takdirde, enerji maliyetleri yükselecek ve ABD ekonomisinin bütününde bir küçülme yaşanacaktır. Fiyatların normallerde tutulması için gereken ne lazımsa onun da yapılması gerekmektedir!

Petrolün halihazırdaki vatanı Ortadoğu'da, İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'dir. İran dışında sorun yoktur, Irak'ta süren kaosa rağmen. Buradaki esas yanlışlık, söz konusu toprakların sahibi olan halklar bulunmasına rağmen, ABD ve Batının "Dünya ülkelerinin bu bölgedeki kaynakları 'petrolü' serbest ve sınırsız kullanma hakkına sahip olması" inancıdır.
ABD'nin petrol bağımlılığının tehlikeli sonuçları yaşanarak görülecektir. Gelecek yıllarda büyük krizler ve çatışmalar çıkacaktır. Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika gibi istikrarsız ve ABD'ye kin besleyen bölgelerde petrol meselesi, güneşi batırıp ay'ı erken doğurtacak görünmektedir. Kanada, Norveç, Avustralya olsa başka olabilirdi. Bir Venezüella, Kolombiya ve hatta Meksika'da hiç kolay olmayacaktır.

Bütün bunlar milli değerlerinin yabancıların eline geçmesine karşı köklü bir direniş gösterecek olan (özellikle ulusal devletler) ülkelerle çetin bir mücadele gerektirmektedir. (Amerika bunun da bir yolunu bulur, "İlımlı İslam" yapar.)
Madem ki petrol kaynaklarını güvence altına almadıkça, Amerika'nın güvenliği, gücü ve bağımsızlığı tehlikededir.

O zaman, Amerika ve Ortadoğu:

Çıkış yok... Barış yok... Savaştan kaçış yok!...
Bugün Irak'ta en ucuz şey can... Aynı günde beş yüz kişi ölebiliyor. Tam bir insan kıyımı, gerçek bir mezbaha. Bir kültür ve medeniyetin eserlerinin yerinde şimdi yeller esiyor. Hangi ateş ve hangi bombayla kimin öldüğünü çıkarmak bile mümkün değil. Bilinen sadece Amerikalı, İngiliz ve diğer işgal güçlerinin sayısı. Dört yılı aşan savaşın genç, yaşlı, kadın, çocuk ölü sayısı 800.000 civarında, kan halen oluk gibi akmaya devam ediyor. Bundan daha iyi terör mü olur?

"Demokrasi ve inşam hakları" teranesiyle, uydurma kimyasal silah stoklarıyla, gerçek amacını maskeleyip, dünyaya satmaya kalkıp, geldiği topraklarda yıllardır debelenip duruyor. Ortakları iş sıkıya gelince tabanları yağlayıp kaçtılar. Şimdi sıra kendisinde fakat gitmek istese de gidemiyor, kalmak istese de kalamıyor. Böyle zamanlarda sözcükler önemlidir. Çünkü sözcüklerin gücü yası sevince, felaketi normale çevirebilir. O bakımdan "kaçtık" diyemeyecek, "çekildik" diyecektir. Keza, bunu da öyle bir açıklayacaklardır ki, "Eh işte daha fazla üstüne gitmiyoruz" gibi... Doğru, sen akıllısın, dünya avanak...

ABD'nin Irak meselesi öyle bir çıkmaza girdi ki, "Dünyanın şer üçgeninden biri" dediği İran'la Şiilerin arasını bulmak, Suriye ile de Sünnilerin ikna edilmesi yollarını aramaya başladı. Tekrar başa dönüp İran'a sataşmaya devam ediyor. İran: Irak'la, 1609 km., Türkiye ile 486 km., Türkmenistan'la 1206 km., Afganistan'la 945 km., Pakistan'la 978 km., Azerbaycan'la 767 km., Ermenistan'la 40 km. (800 km. Hazar Denizi'ne dayalı demek) İran ve Umman Körfezi'nin uzunluğu ise 2043 km.'dir. İran Irak sınırını çizen Zagros Dağları'nın uzunluğu ise, 1609 km.'lik toplam hududun, 1400 kilometresidir. İran'ın nüfusu 70 milyonlarda, halkın %98'i Müslüman ve Şii, Tahran'ın nüfusu 7 milyon, 9 şehrin nüfusu da bir milyonu aşkın... Doğuya doğru uçsuz bucaksız çölleri olan 1,6 milyon km2'lik bir coğrafya'nın sahibi devlet, İran...

Irak'ta, kuzey bölgedeki dağlık kesim Kültlerde olduğu için, sert coğrafyada çarpışmalara girmedi. Orta Irak'ın düz alanlarında, kent savaşlarındaki direnişi bile yok edemeyen ABD'nin İram topraklarındaki halini düşünmek için askeri stratejist olmaya gerek yok... Nükleer ve askeri tesislerini havadan vurmaya niyetli olduğu anlaşılıyor. Varsayalım ki vurdun! Eline ne geçicek? Hiçbir şey geçmeyeceği gibi bölge cehenneme dönecek.

Sıradan biri dahi şu sınır uzunlukları, bu sınırların açıldığı devletleri, coğrafi yapı hakkında bilgileri aldıktan sonra denilebilecek tek şey vardır:

"Şaşkın ördek kıçtan dalar."

Bölgenin cehenneme dönmesiyle de bitmez. Böyle bir hareketten sonra ABD'nin dünyanın neresinde elçilik, konsolosluk, temsilcilik, şirketi, kuruluşu ve ABD uyruklu insanların başına gelebilecekleri de düşünmesi lazım. Bu bütün dünyanın huzurunu kaçırmaktan başka ne işe yarar?...

Daha bir yıl bile olmadı; teşkilatlanması, eğitimi, yönetimi, ileri teknolojisi ve hepsinden daha da öte savaş tecrübesi en üst düzeyde bulunan İsrail Ordusunun Lübnan güneyinde, Hizbullah karşısında ve sadece 20 km.'lik mesafe içinde ne hale düştüğü nasıl görülmez? Kendisini adamış fedailer ve yaratıcılık sahaya çıkınca ne teknolo-jinin ne de silahların işe yaramadığı bir kez daha herkesin gözüne sokulmadı mı? İsrail generalleri sıra sıra istifaya kalkışmadı mı? Hükümet aylarca kendi içinde suçlu aramadı mı?...

Diğer taraftan, hani Afganistan işi bitmiş, ortalık sütli-mandı, daha doğrusu öyle gösteriliyordu. Bir yıldır Tali-ban eski günlerindeki gibi pusu ve baskınlara başladı. Ve eylemleri her geçen ay daha da arttı. Kabil dışında nerede tam hakimiyet var? Merkezde hükümeti koruyan NATO birlikleri, yerlerinden çıkıp ülkeyi bir taramaya kalksınlar bakalım, neler oluyor?

Bir şey daha var:

Dünyada pusu kurmak ve baskın yapmak konusunda, en önde gelen kavimlerin başında Afganlılar vardır... Afganistan da kör kuyu...

Tekrar Irak'a dönelim. ABD kamuoyu baskılarıyla Irak'taki kuvvetlerini tedrici olarak çekecek, fakat ağırlıklı olarak, ki havaalanları dahil bu hazırlıkları sürdürüyor, Irak'ın kuzeyine, Kürt bölgesine lök gibi konuşlanacak. "Güney Kürdistan" diye tutturdukları coğrafyada "Özerk Kürdistan", "Bağımsız Kürdistan" siyasi söylemleriyle ve diğer imkanlarla buradaki parti ve liderlere hoş görünmeye devam edecektir.

Artık Irak'ın bütünlüğüne ve halen inanmak; akıl karı değildir. Daha savaşın ilk günlerinde söylediğim ve yazdığım gibi, Irak üçe bölünmüştür. Kürtler, Sünniler ve Şiiler belli bir süre merkezden, özerk bölgeler halinde idare edilse bile, güney İran'ın; orta kesim Suriye'nin siyasi ve kültürel bağlarından kendilerini kurtaramazlar.

Sonuçta olacak şudur:

Kendi meclislerinin kararıyla Şiiler İran'a, Sünniler Suriye'ye katılacaklardır.

Kuzeydeki Kürtlere gelince, bilsinler ki, ABD'nin sırtında yumurta küfesi yoktur. Amerika'da bir yönetim halkın meselenin üzerine gitmeye başlaması hailinde bulunduğu yerden arkasına bakmadan çıkar ve gider. Güney Kürdistan ve de sonraki hayalleri, Kuzey Kürdistan sevdalılarının durumu ne mi olacak? Türkiye, İran ve Suriye'nin himmet ve insafına kalacaklar!...
Irak'a "Demokrasi ve insan hakları" getireceklerdi. İşte böyle getirdiler. Şimdi, başka Ortadoğu ülkelerine "Demokrasi ve İnsan haklan" getirmeyi planlıyorlar.

O zaman:

"Halep oradaysa arşın da burada... "

Ortadoğu'da emperyalizm oyunu... bu pilav daha ço-oook su kaldırır...
Amerika'nın Ortadoğu, Büyük Ortadoğu, muhteşem Ortadoğu serüveni, Nasrettin Hoca'nın av öyküsünden farksız.

Hoca'yı bir gün koluna oturttuğu karga ile arazide gezerken gören köylüler, hayretle sorarlar:

"Hocam, kolundaki karga ile ne arıyorsun böyle?"

Hoca cevap verir:

"Manda avına çıktım."
"Aman Hocam, karga ile manda nasıl avlanır? Olacak iş mi bu!" der köylüler.

Hoca açıklar:

"Niye olmasın! Manda görünce benim karga uçup mandanın başına konacak, ben de böylece mandayı avlamış olacağım. Yani sizin anlayacağınız artık manda benim olacak."
Köylüler gülsünler mi? Ağlasınlar mı?...

Şaşkınlıkları geçince:

"Peki Hocam, sen mandayı alıp evine götürürken, mandanın sahibi gelip elinde bir sopayla karşına dikilince ne yapacaksın?"

Hoca yanıtlar:

"Yapacak bir şey yok. İşi Allah'a havale ederim!"

En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir kuşak, hasta bir kuşaktır.
Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık için kullanan bir grup, ölüm döşeğindeki bir gruptur.
Kendi yarattığı sorunları çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir nesil, çökmüş bir nesildir.
Avrupa Birliği; kendileri açısından "Silah başına," Türkiye açısından "Gölge savaşı", bölünmüş bağlılıklar, dünyaya açılma yaygarası, çok uluslu şirketler imparatorluğu merkezi, aklını bütünüyle batıya teslim etmişlerin hülyası, Türkiye'nin çileli kaderi ve cumhuriyetin düşüşü.

Şarkı gibi:

"Kırmızı gülün adı var
Her gün ağlasam yeri var!"

Aynı coğrafyayı paylaşan veya uzak mesafelerde bulunan devletler arasında her zaman siyasi ve ekonomik birliktelikler olmuş, belli bir süre yaşamış ve dağılmıştır. Daha kısa süreli ve bir amaca yönelik askeri ittifaklar da yapılmış, işlevi bitince sönmüşlerdir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Ortadoğu'da Yürütülen Emperyalizm ve Avrupa Birliği

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 18:02

Ekonomik ve güvenlik ortaklıkları karşılıklı çıkarlar üzerine oturtulduğu için daha çok kabul görebilecek kurumlardır. Fakat işin içine siyasal ortaklık girer de diğer ikisi ile birlikte yürütmeye kalkışılırsa, buna 20'yi aşkın devletin imparatorluk sevdası demek hiç de yanlış olmaz. Böyle bir örgütlenmede, din ve kültür, tarih bilinci, insan doğasından kaynaklanan mensup olduğu ulusa ait çıkar korumadaki ısrar ile vazgeçmezlikleri girecektir. Bunların işaretleri somut olarak, halihazırdaki mevcutlar arasında özellikle de kurucularda görülmektedir. Siyasal birlik! Nereye kadar uzanacak? Ne derece uygulanabilir? Denilebilir ki bir bölümü, siyasi hayat ve kültür bölünebilir mi? Zamanı gelince, güvenlik örgütünün teşkili! Kime ve kimlere karşı? Hangi üye neyi ile katılacak? Parası olan parasıyla, az parası olan askeri insan gücüyle, bunun anlamı lejyonerliktir. Para bir şekilde bulunur ama ölen insan geri gelmez ki!...

AB üyeliği, Avrupa ile sosyal, ekonomik, askeri ve politik; bütün alanlarda birleşme hareketidir. Bu bir nevi eyalet sistemidir. Dış politika seçeneği olarak bakıldığında bu politikanın seçenekleri zamana ve şartlara göre önceliklerini değiştirir. Biz Rusya, Ortadoğu ve Uzak Asya, Hindiçin politikalarımızda ne derece inisiyatif kullanabileceğiz.

Türkler, Avrupa ile devam eden münasebetlerinin hepsinde, işleri ekonomik meseleler üzerinden ve bu boyuttan görmüşlerdir. Ama onlara bir fırsat ve imkan yakaladıklarına siyasi sonuçlara sürmek istemişlerdir. Kıbrıs, Ege, Patriklik, Ermeni istekleri ve en önemlisi de üniter devlet yapısına yönelik, kişisel, kurumsal tutum ve davranışların sonu gelmemektedir.
Türkiye'deki yönetimin onların nihai amaç ve ideallerini anlaması mümkün değildir. Çünkü, kültürler kafaların farklı işlemesine sabebiyet vermektedir. Olur olmadık şeylere sevinmek ve kabak karpuza şükrederek günlerini geçirmeye devam eden bir hükümet söz konusudur şu anda.

Avrupa Birliği devletlerinin bazılarının devlet başkanı, başbakan, dışişleri ve içişleri bakanlarının sözlerinin bir kısmı şunlardır:

"Avrupa'nın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye'nin yeri yoktur. 70 milyon Türk vatandaşını Avrupa içinde dolaştıranlayız. Avrupa İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerle sınır komşusu olamaz."
"Türkiye'ye adaylık statüsü verilmesi hatadır. Hatta Sevr Antlaşması'nın imzalanmış olmasına karşın Türkiye'nin bölünmemiş olması da bir hatadır."

"Türkiye ile Avrupa arasındaki kültürel farklar Rusya ve Ukrayna ile aramızdaki farklarından çok daha derindir."
"Hıristiyan dünya görüşü ve Hıristiyanlık değerlerinin olmadığı bir Avrupa benim Avrupam değildir."
"Türkiye için bir 'Yugoslavya Modeli' öngörülmektedir."
"Almanya'da homojen bir Türk azınlık toplumu istemiyorum."
"Bugün Avrupa'da hiçbir lider Türkiye'yi AB'nin içinde görmek istemiyor."
"Türkiye'nin AB içinde yeri olmayacaktır."
"Türkiye Avrupalı bir ülke değildir."
"Tarihi ve özellikleri dikkate alınınca Türkiye AB'ye hiçbir zaman giremez."
"Müslüman Türkiye'nin AB'ye girmesi kimliğimize gölge düşürür."
Bu sözleri uzatarak, dolap beygiri gibi dönüp durmanın ailemi yok.

Fakat biri var ki, dürüstçe:

"Türkiye'ye kesinlikle AB üyesi olamayacağı söylenmelidir. Böylece Türkiye'ye iyilik yapmış oluruz."
Aday adayı, adaylık, tam adaylık! Zamanı lastik gibi çekip duruyorlar. En sonunda bir balyoz var ki kafa kırmakla da kalmayıp, adamı toprağa canlı canlı gömer. Türkiye AB'ye tam üye olsun mu? Olmasın mı? Bu kararı halka sormak, referanduma gitmek ki işte bozgun neymiş o zaman görülecek.
Görüşülecek her konunun kavşağında eli sopalı bekçiler hazır bekliyor. Kapılmış gidilen bu akıntıda, dayatılan uyum yasaları ile Türkiye'nin iç düzen ve yapısı törpülenmeye devam ediyor.
Türkiye, bütün ülkelerle olabildiğince ekonomik ve ticari ilişkilerini sürdürmelidir. AB üyeleri ülkeler de dahil. Yapılması ve geliştirilmesi zorunlu olan budur. Yapılacak her türlü anlaşma ve ortaklık da izlenecek güzergah net ve açıktır.
Bağımsız, özgür, onurlu bir ülke, kiminle? Hangi ortaklığa girerse girsin!

Tek bir ilke tanır:

"Hak ve eşitlik."

BOP peşindeki Amerika gibi, AB peşindeki zevat için de bir Hoca Nasrettin fıkrası iyi gelir. Belli mi olur, belki de düşündürür!...
Bir gün, mahallenin çocukları Hoca'ya bir oyun oynamak istemişler... "Ne yapalım, ne edelim?" derken, içlerinden biri;
"Bugün onu bir ağaca çıkarıp pabuçlarını kaçıralım," demiş.
Hocayı yakalamışlar, "Şu ağaca çıkarsın, çıkamazsın!" diye iddiaya girmişler.

Hoca:

"Ya, öyle mi? Şimdi görürsünüz!" demiş. Cübbesinin eteklerini toplamış, kuşağını sıkıca sarmış, pabuçlarını da çıkarıp kuşağına sokmuş.

Bunu görünce hayal kırıklığına uğrayan haylazlar:

"Aman Hocam, pabuçların ağaçta ne işi var? Onları yere bıraksana! Ne diye kendinize yük ediyorsunuz?" demişler.

Hoca, bıyık altından gülmüş ve yanıtlamış:

"Çocuklar, dünyanın hali belli olmaz. Belki ağaçtan öteye de bir yol görünür bize!... "
Hay yaşayasın Hoca, neden olmasın!...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir