Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 18:51

Tarih şuuru, din duygusu kadar eski olup inanmış insanların ve cemiyetlerin manevi nitelikleri ve medeniyet seviyeleri ölçüsünde derinleşir. Cemiyetlerin iptida; devirlerinde, ataların yüceltilmesi ve kutlanması; Böylece ata kültürünün teşekkülü tarih, yurt ve millet şuurunun ilk belirtilerini, insani ve milli hislerinde başlangıcını teşkil eder.

İnsanlık hafızasının ve tecrübesinin muhasebesini yapan tarih, şuurda yaşadıkça milletlerin kişiliklerini geliştirmeye, kültür ve ülkülerini güçlendirmeye hizmet eder. Tarihini ve kökenini bilmeyen ve bunların şuurunu taşımayan milletler, hafıza ve idrâklerini kaybetmiş şaşkın Kimselere benzerler. Böyle bir durumda milletlerin yükselmeleri ve milli niteliklerini korumaları mümkün olamaz.

Cemiyetlerin gelişiminde bu ölçüde önemli rol oynayan tarih, milletlerin bir bütün halinde yükselmesine yöndeş olarak ilerler ve milletlerin geleceklerini hazırlamada en büyük faktör olur. Bu sebeple de milletlerin geçmişini, halini belirli zaman ve mekân çerçevesi içerisinde gözler önüne seren tarih kültür ve şuuru, önce cemiyetlerin yöneticileri için, sonrada bütün fertleri için büyük bir rehber rolü oynar.

Yaşadığı her çağa kendi kişiliğinin damgasını vurmasını bilen Türk Milletinin tarihi, gençliğe gereği gibi öğretilmemiştir. Kökenini bilmeyen ve bunun şuurunda olmıyan milletler daima yabancıların parçalayıcı fikirlerinin tutsağı ve kurbanı olurlar, geçmişine, özüne yabancı, şuursuz, idraksiz, aşağılık duyguları içinde bocalıyan ve hiçbir ileri atılım gösteremiyen topluluklar haline gelirler.

Altaylardan Tuna'ya, Yenisey'den Basra'ya kadar, 2700 yıllık bir tarih süresi içinde, nice Türk kavmi imparatorluklar kurup büyük medeniyetlerin sancağını açmıştır. Bu kavimlerden olan Kürt adlı Türk uruğu ne yazık ki gereğince ele alınıp incelenememiştir. Ancak, yakın çağlarda bazı vatansever müelliflerin çabaları ile bu konuda kısmen aydınlatıcı ve ibret verici belgeler göz önüne serilmiş, tarihimizin bu yönü açıklığa kavuşturulmağa çalışılmıştır. Bu hizmetlerinden dolayı, bu alanda ilk adımları atan müelliflere ne kadar teşekkür etsek azdır.

Şurası, muhakkaktır ki, milli tarihimiz ile ilgili meselelerin çözülüp aydınlığa kavuşturulması herşeyden önce milletimizin geleceği için büyük önem taşır. Bu noktadan yola çıkarak yaptığımız incelemelerde, yüzyılların ihmaline uğramış ve yeterince aydınlığa çıkarılamamış tarihimizin ilmî araştırmalara konu olacağı yerde dışarıdaki emperyalistlerin ve içerideki yozlaşmış işbirlikçi güçlerin yurt siyasetine hâkim olan politikalarının bir eseri olarak çirkin bir bataklığa itilmek istendiğini gördük. Yukarıda göz konusu edilen Türk uruğu'nun şerefli bir mensubu olarak gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yapılan gerçeklere aykırı yayınlar karşısında bize büyük bir görev düştüğünü anladık ve gerçek kaynakların ışığı altında Kürtlerin kökeninin Oğuzlar boyundan geldiğini Türk aydınlarına ispatlamayı kendimize kutsal bir amaç edindik.

Kapitalistler ve komünistler gibi sınıf esasına dayanan emperyalist güçlerin milyonlarca para sarfederek hazırladıkları ansiklopediler, kitaplar, gazeteler ve benzeri yayınlar, halk deyimi ile «Kanı bizden, dini bizden, donu (giyimi) bizden» olan soydaşlarımızı Türk, Kürt, Sünnî, Alevî, gibi adlarla ayırmayı böylece Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü bozarak kendi kölelik rejimleri altına almayı prensip edinmişlerdir. Bu gibi emperyalist oyunlarına kanılmaması için, söz konusu Türk uruğu'nun şimdiye dek gizlenmiş veya yalanlarla ortaya atılmak istenmiş olan tarih, dil, antropoloji, etnoloji, etnografya ve folklörlerini incelemek suretiyle öz ve öz Türk, Oğuz olduklarını ortaya koyabilmiş ve bu konuda şimdiye kadar oynanan ve hâlâ oynanmakta olan yerli ve yabancı çıkar çevrelerinin çirkin oyunlarını belgelere dayanarak gözler önüne serebilmiş-sek yüce Türk milletine hizmet etmenin mutluluğuna kavuşmuş olacağız.

Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU MAYIS 1975, ANKARA

Kaynakça
Kitap: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM
Yazar: MAHMUT RIŞVANOĞLU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:33

NETİCE

Yukarıdan beri gerçeklere dayanarak açıklamaya çalıştığımız gibi, tarih boyunca, Türk - Turani kavimlerinin yayıldığı ve devletler kurup yaşadığı ülkelerde, «Kürt» adlı kalabalık, güçlü göçebe bir toplum yapısı gösteren bu uruğun, Tarih, Dil, Antropoloji, Etnografya ve Etimoloji, Milli Destan ve gelenekler, folklor gibi, toplumların soy ve kökenlerini araştırıp ortaya çıkarmaya yarayan bu ilimlerin ışığı altında, Türklüklerini ve bir Oğuz soyu olduklarını açık delillerle anlattık.
Bu gerçek, o kadar özlüdür ki bunu bir prizmaya benzetecek olursak, hangi yönden veya hangi yüzünden bakılırsa bakılsın, aynı varlığı aynı gerçeği ayni birlik ve beraberliği göstermektedir. Bu sebepledir ki gerçek ilmin ışığı altında ve art niyeti olmayan, insanlık ve ilim haysiyeti bulunan, gönlünde Vatan, Millet ve Din sevgisi olup Tanrı'dan korkan bu asil milletin evlatları hiç bir zaman, bir Avşar, bir Yörük, bir Türkmen, bir Kürmanç ve Zaza oymak ve boylarını birbirinden ayırmaz ve tefrik yapmaz. Asırlar boyunca Emperyalist Salip Ehline karşı, İslâm Dinini, Vatanın ve Türklüğün bölünmezliğini savunurken şehid düşen atalarımızın kanlarıyla sulanmış bu topraklar üzerinde yaşayan bütün boylar oymaklar, aynı dinin, aynı ırkın mensuplarıdır. Yukarıda dil konusunda izah edilen nedenlerle bozulmuş bir lisan konuşmaları hiç bir zaman ayrılığın bir gerekçesi olamaz. Bu denli ters bir düşünce brtık tutarlı değildir.

Bütün bunlara rağmen neden Kürmançlar Türkden ayrı ve bir Ari ırk uydurması içine sokulmak istenmektedir? Emperyalizmin bu yöndeki çıkarları ne olabilirdi? Azınlık ırkçılığını savunanların Siyonist emperyalizme hizmet etmekle çıkarları neydi? Şimdiye dek yaptıkları parçalayıcı ve yıkıcı planlarıyla elde edilen neticeler ne olmuştur?

İşte bütün bu emperyalist oyunlarını gerçek belgelerle gün ışığına çıkarıp, aynı ırkın aynı dinin mensubu olan bu kardeş uruğları nasıl birbirlerine kırdırıp, akacak kanları tıpkı Irak'ta olduğu gibi nasıl kendi haince çıkarlarına âlet ettiklerini izah edeceğiz. Bu açıklamalar bize, Milli birliğimiz ve toprak bütünlüğümüz üzerinde oynanan ve oynanmak istenen Emperyalist taktiklerini de gösterecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:46

SON SÖZ

Buraya kadar Türklük Dünyası içinde doğmuş, gelişmiş, büyümüş Kürmanç ve Zaza uruğunun tarih, folklor, milli destan, dil, gelenek, etnoloji ve antropoloji yönünden en sağlam delillere dayanarak Oğuzluklarını ve Türklüklerini ispatlamış bulunmaktayız Gerçekleri arayan, hakka yönelik ve milli birliğin ulviyetine inananlara bu kardeşlerimiz hakkındaki istifhamları yıkacak gerçek delilleri gün ışığına çıkarmış olmaktayız.

Türkiye'nin jeopolitik durumu nedeniyle her yönden güçlü bir devlet olmaması için, Siyonist - Komünist - Kapitalist Emperyalist üçlüsünün aynı ırktan aynı dinden ve asırlarca aynı kader potası içinde karışmış Türkmen için kurdukları Kürtçülük teşkilâtlarının, bir Kürdistan kurmak için değil, Orta Doğu'da söz sahibi olmak ve nihayet Dünyanın en zengin yataklarının bulunduğu bu petrol kuyularının musluklarını kendilerine akıtmak için birer ihtilâl yuvası halinde nasıl faaliyete geçirdiklerini de izah ettik.

Bütün bu Emperyalist güçlerin ve Türkiye'deki işbirlikçilerin (Mason - Komünist ve Kapitalist'lerin) emrindeki bütün baskı unsurlarının nasıl bu milletin evlâtlarını «Halkların özgürlüğü için faşizme karşı savaş» sloganı ile birbirine düşman etmek için devamlı yayınlarla «Kürtçülüğü» kışkırtarak bölmeye çalıştıklarını da gözler önüne sermiş olduk.

Bizim burada Emperyalizmin emellerine göre şartlandırılmış hainlere söyleyecek bir sözümüz yok. Çünkü onlar artık bakar kör olmuşlardır. Onlar için gerçek olan şey sözüm ona yoksulluğu kaldıracaktır diye inandırıldıkları İslam ve Türklük düşmanı Siyonizmin emrindeki Komünisl emperyalizmin Türkiye'de hâkim olmasıdır. Gerçeklerin perde arkasında nasıl gizlendiğini ve kendilerine hakikat diye söylenen fikirlerin kimler tarafından ve nasıl enjekte edilmeye çalışıldığını izah ederek, kandırılmaya çalışılan; Türkmen, Kürmanç ve Zaza kardeşlerimizin bu oyunlara gelmeyip gerçekleri görmeleri en halisane temennimizdir.
Osmanlı - Türk imparatorluğunun iç ve dış Emperyalist güçler tarafından yıkılmasından sonra kurulan Türkiye. Cumhuriyeti. Atatürk'ün nlıımııng knHnr tnkin etfiğ; Milli Eğitim Ülküsünün kendisinden sonra devam ettirilmemiş olması. Emperyalizmin yeni stratejisi otan Kültür Emperyalizminin.

Bir zamanlar boğazlardan ve hudutlardan silahla geçemeyen sömürgeciler, bu sefer kültürleri ile bu 'milletin evlâtlarının beyinlerini yıkayarak, kendi emellerine hizmet edecek birer ajan haline getirmeyi daha uygun görmektedirler.

Bu gün Dünya nüfusunun yüzde 30'u gelişmiş ülkelerde bulunmakta ve her yıl dünyada neşredilen kitapların yüzde 80'i bu memleketlerde basılmaktadır. Bunun aritmetik ifadesi 410 bin cins, 7 milyar nüsha kitap demektir. Buna karşılık bizim gibi az gelişmiş veya geilşmemiş ülkelerde Dünya nüfusunun yüzde 70'i yaşar. Ve her yıl 50 bin cins, toplam tirajı 50 milyon olan kitap neşredili". Gelişmiş ülkeler ve özellikle Kapitalist ve Komünist ülkeler daima daha iyi ve kendi ideolojilerine hizmet edecek kişiler yetiştirecek kitaplar neşrederek kültürünü korurken, az gelişmiş veya gelişmemiş memleketleri kolaylıkla sömürmek için kendi ideolojilerine ait kitapları buralara sokarak yukarıda da söylediğimiz gibi kendi çıkarlarına hizmet edecek işbirlikçiler yetiştirirler. Bu durum bizde olduğu şekilde, elit zümrenin Komünist ve Kapitalist emperyalizmin kültür gücüne teslimiyet sonucunu doğurduğu gibi, idareci ve aydın geçinen bu grupların kökten ve halktan kopuşunu da hızlandırır. Bir millet, aynı ırkın ve aynı dinin mensubu olmasına rağmen kolaylıkla yıkıcı güçler tarafından birbirine yabancı gibi gösterilerek bir takım sunî etnik grupların ortaya çıkarılmasına zemin hazırlanmış olur.

İşte Türkiye'nin yıllardan beri gayrı Milli bir kültür potasında yetişmiş kişilerin elinde sosyo-kültürel ve Sosyo-Ekonomik meseleleri Milli açıdan değerlendirilip çözüme bağlanamamıştır. Bütün ekonomik ve toplumsal, siyasi meseleler devamlı olarak sınıf menfaatları açısından değerlendirilmek istenmekte ve bu hususta Din ve Milliyet düşmanı egemen güçlerin Türk toplumunun birliğini bozucu baskıları da artmaktadır. Son bir kaç yıl içerisinde emperyalizme satılmış kişilerin faaliyetleri ile Türkiye'nin ve Türk milletinin her türlü mescitlerini Milli yönden saptırıp emperyalizmin çıkarlarına hizmet edecek şekilde temelinden değiştirmek gayesini gütmektedir.

Fakat Türkiye'de artık bütün bu Emperyalist güçlere ve onların Türkiye'deki işbirlikçilerine karşı Milli bir uyanış başlamıştır. Bu milliyetçi görüş, ithal malı gayri milli güçlere karşı, parçalanmak ve bölünmek istenen asil Türk milletinin üzerinde etkili olmaktadır. Oynanan bu oyunların ve kardeşi kardeşe düşman edenlerin, gerçek yüzlerinin gün ışığına çıkmasıyla milli uyanış bir kat daha hızlanmaktadır.

Önceleri Kapitalist Emperyalizmin metodları ile Türkiye'de kasıtlı olarak bölgeler arası sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik farklılık meydana getirip parçalamak istenmesi ile daha sonra bu farklılığın ortadan kalkması için diğer bir emperyalizm olan Komünizmin ileri sürdüğü reçeteler, aslında bu materyalist güçlerin kendi sınıfsal çıkarlarını tatmin etmek için birer öldürücü zehirden başka bir şey değildirler. Müslüman Türk milletinin bu Emperyalist güçlerin bölücü ve parçalayıcı stratejisine karşı ancak Milli doktrinle mücadele ederek ve mutlaka bu Milletin içinden çıkmış ve bu Milletin kültürü ile yetişmiş olanların kuracakları Milli kadroyla Türkiye, gerçekleri sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bağımsızlığını elde edebilecektir. Çünkü komünizm «Partinin, Kürt sorununa, işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleri açısından baktığını kabul ve ilan eder» diyerek seni ve beni kendi emperyalist sınıfsal çıkarlarının bir âleti olarak gördüğünü apaçık beyan etmektedir. Yoksa senin ve bu Milletin evlatlarının yoksulluğunu ve sefaletini ortadan kaldırmak edebiyatı madalyonun görünen parlak yüzüdür.

Bu Milli kurtuluşun zafere ve gerçek bir birliğe ulaşabilmesi için, bütün bu satılmış güçleri yıkmak ve bu Milleti yoksulluğa ve sefalete sürükleyerek göreneğine, geleneğine, tarihine, mazisine ve kökenine yabancı bir garipler yurdu haline getirmeye çalışan Emperyalist kültürünü ortadan kaldırmak' için asil Türk Milletinin bağrından doğmuş öz cevheri olan ve Türk - İslam sentezinin bir simgesi olan Türk Milliyetçiliği ülküsü içinde dinamik atılımlar gerekir. Çünkü bu aynı zamanda Müslüman Türkün kurtuluşunun da bir gereğidir. Emperyalizmin bu tahripkâr saldırısına karşı, Milli uyanışı geciktirecek davranışlarda bulunanlar, hareketlerinde ancak kötü niyetli siyasilerin yararlanabileceğini de asla unutmamalıdırlar.

Evet sevgili Kürmanç ve Türkmen kardeşlerim oynanan oyunlar bu. Biz bu Dünyaya Emperyalizme uşak olmak için gelmedik. Yüce Tanrı bunların çıkarları için çarpışalım diye bizi yaratmadı, bizi birbirimize düşman olarak göstermeye çalışan ve benim senden, senin benden ayrı olduğumuzu söyleyen bütün bu İslam ve Türklük düşmanlarına ve onların Türkiye'deki işbirlikçilerine alet olmamalısın, olmamalıyız. Artık gözler açılmalı, gizli perdeler aralanmalı, aradaki fitne ve fesatlar kaldırılmalı mutlu günler için birlik ve beraberlik içinde gerçek kurtuluşa doğru yürünmelidir. Evet, aynı ırkın aynı dinin asil mensupları, vahdet içinde birlik içinde, sömürülen İslam âleminin kurtuluşunu ve Orta Doğu'da Emperyalizmin at oynatmasına fırsat vermiyecek güçlü ve müreffeh büyük Türk Devletinin Sosyo-Ekonomik ve Sosyo-Kültürel yönden Milli temele dayalı; yoksulların, ezilenlerin, sömürülenlerin ve kardeş kavgalarının olmadığı. Emperyalist güçlerin bizleri bölmeğe gücü yetmediği kuvvete erişmek için bütün gücümüzle canla başla çalışmalıyız.

Hakka ve hakikata inanan. Milli ve dini sevgisi bulunan her sadık insanın yapacağı gibi, derin bir saygı içinde gelecek günlerin mutluluğu önünde tazimle eğilirken, bu nâçiz çalışmamı duyarak ve Milli hayattaki daimi gerçeklerin mevcudiyetini unutmayarak her türlü önyargılardan uzak olarak hazırladığımı bütün okuyucularımın kabul etmelerini istirham ederim.

Dr. Mahmut Rişvanoğlu
1975
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 04:24

Buraya kadar yazdıklarımızla, Kürd'lerin, Türk'lerden ayrı bir kavim olmadıklarını göstermeğe çalıştık. Bunun için, Kürd'lerin içtimai teşkilâtı ile ilgili Tarihi ve şifahi kaynakları naklettik. Bulabildiğimiz kaynaklar, okunması gerekenin pek azı olmakla beraber, bu hususta epeyce fikir vermektedir.
Yer yer gösterdik ki, dil dışındaki onun da ortak yanları pek çoktur; aynı kültür paylaşılmaktadır. Yani Milli kültürümüz, manevi değerlerimiz müşterektir. Burada, buna dair geniş bilgi verecek değiliz. Aşağıdaki kaynaklar, bu konuda zengin bilgi ihtiva etmektedir.

Tarihi ve sosyal menşe birliğine sahip olan insanları birbirinden koparmak için, iki yüzyıla yakın bir zamandan beri, gerek Batıklar, gerek Ruslar büyük gayret gösteriyorlar. Bu hususta pek çok kaynak vardır. Sadece bu bahis, başlı başına bir kitap teşkil edebilir. Meselâ, bu konu ile ilgili iki eser, gerek Rusların, gerek Batılıların, Kürt aşiretlerini, Türk devletine karşı ayaklandırmak için, başvurdukları çeşitli metodları, ibretle açıklıyor ve hâdiseleri anlatıyorlar.
Kürtçülük hareketi yaratma gayesi güttüğü anlaşılan yabancı bir eserde de, Rus'ların ve Batı'lıların tahrikleri kabul ediliyor. 1843'teki Bedirhaniler isyanında, Amerikan misyonerlerinin rolü büyük olmuştur. Rus'lar, Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Ermenileri kullanmakta ve Kürtleri kandırmağa çalışmışlardır. «ingintere, Musul petrol bölgesinde, güvenilir bir Kürt hükümeti kurmağa teşebbüs etmişti Fakat bu teşebbüsü, başarısızlıkla sonuçlandı. Sevr Muahedesinde de, Batıklar, Kürt meselesi yaratmak için Osmanlı Devleti aleyhine büyük oyunlar çevirdiler.

Batılılar da, Sovyetler de, bir Kürt milliyeti yaratabilmek gayesiyle, ilmi enstitüler kurmuş, yorulmaz bir çalışma içine girmiş durumdadırlar. Aşağıda göstereceğimiz gibi, önceleri en büyük faaliyeti gösterenler, İngiliz'lerdi. Şimdi onların yerini Sovyetler almıştır. Sovyet Rusya, Türkiye'yi yutabilmek için, her çareye başvuruyor. Ortadoğu'nun diğer ülkelerinde de etnik meseleleri kurcalayıp, milliyet dâvalarını lehlerine kullanıyorlar. Sayısız çalışmalarından biri II. Dünya Harbi sırasında, Batı İran'da olmuştur. Kürt aşiretleri Rusya'ya davet edilmişler, sonra da İran'da hücre usulü ile çalışan bir yeraltı hareketini, plânlayıp teşkilâtlandırmışlardır. 16 Eylül 1942'de Mahabad (Savuçbulak) kasabasında kurulan bu teşkilâta, «Komala-isian-i Kürdistan» (Kürdistan Diriliş Komitesi) adı verildi. Kısaca «Komala» da deniyordu ki, bu kelime «Komite» manâsına gelmekteydi. Gizli ihtilâl teşkilâtının 16 Eylül 1942 de Sovuçbulah Irmağı kenarındaki Hacı Davud'un bahçesinde yapılan toplantıya, Irak'tan da bir temsilci katılmıştı. Bu, Irak Ordusunda yüzbaşı olan ve Hewa (umut) isimli teşkilâtın temsilcileri olan Mir Hac idi. isyan hareketi, 1946 da İran tarafından bastırıldı ve ileri gelenler asıldı.4 Türkiye'de de aynı isimde bir yeraltı teşkilâtının faaliyet göstermiş olması, ibretle düşünülecek bir şeydir.

Milli Mücadelemiz sıralarında da, Doğu'nun ve Batı'nın tahrikleri pek büyüktü. Dersim mebusu Hasan Hayri Beyin, T.B.M.M. de 3 Teşrinievvel 1337 (1921) günü yaptığı konuşmayı, buna örnek olarak gösterebiliriz.

Bu zat, Meclis huzurunda şunları söylüyordu:

«Sonra görüyorsunuz, Fransız ve İngilizler birtakım tezvirler yapıyorlar. Kürdistana bir şekil vermelidir, böyle olmalıdır diyorlar. Bunlar sırf Kürtleri Türklerden ayırmak, ikisini de boğmaktır. Başka bir fikir değildir. Bugün Kürt Türk'ten ayrılırsa pek fena olur. Bilmiyorum Beyefendi. Başka Kürtleri bilmem, Fakat Dersim'in vaziyeti böyledir.»

Resul Bey (Bitlis):

«o fikre kapılanlar İngiliz parasına kapılanlardır (Alkışlar)»

Hasan Hayri Bey, konuşmasına devam ederek, Rus'ların kendisine gizlice haber gönderdiklerini, kendileri ile anlaştığı takdirde büyük menfaatler sağlıyacaklarını bildirdiklerini şöyle anlatıyor:

«Dersim efkârı umumiyesini bize çevirdiğiniz , vakitte istediğiniz kadar mükâfatı nakdiye var... Çar namına veyahut teşkil olunacak prensliğe namzedilişi kabul etmek teklifi... birkaç ağa nezdinde okudum. Biz bu parayı kabul edemeyiz, dedim. İslâmiyeti de bu yüzden mahveden alçaklar. Benim bu ağalara bütün sırrımı ifşa ettiğim cihetle, bütün Dersim rüesası bugünkü günde beni Mebus intihap ettiler.».

23 ikincikânun 1923 tarihinde, Lozan Konferansı'nın bir celsesinde İsmet Paşa, bu konuda şunları söylemiştir:

«Kürtler Türklerden hiç bir şekilde farklı değildir ve ayrı dilleri konuşmakla beraber, ırk, inanış ve âdetler bakımından, tek bir bütün teşkil etmektedirler.»

1919 - 1920 yıllarında Kürt meselesi yaratmak isteyenlerin başında İngilizler vardı. Kendi vesikalarına dayanarak, bazı örnekler verelim:

«... Arap meselesiyle ilgili 12 Arakk 1929 tarihli yazıda, Fransızlar da Kürt ve Mezapotamya petrolünden hisse istiyorlar».

10 Haziran 1919 da Amiral Sir A. Cathrope'den Lord Curzon'a yazılan yazıda şöyle deniyordu:

«... Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor... Türkler sulh konferansına kürtlerin de getirileceğinden korkuyorlar. Kürtler henüz Mustafa Kemal'e karşı ayaklanmadı ama Noel bunu temin edeceğinden emin.».

21 Temmuz 1919 da Mr. Hohler'den Sir F. Tilley'e:

«... Benim problemim Kürtler. Noel (Bağdad'tan buraya geldi, çok iyi bir insan, çok kudretli biri, fakat diğer bakımdan da Kürtlerin peygamberi olmak istiyor... Ermeniler ise değersiz ve hilekâr görüşünde, Kürtler hiç Ermeni öldürmedi bilâkis onları korudular, fakat Ermeniler Kürtleri öldürdüler, diyor. Korkarım ki Noel bir Kürt Lawrence'i olabilir. Mezapotamya şimdi bizim olacağına göre, ona bir Kürt Devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Abdülkadir ve onun gibilerle konuştum. Kürdistan'a gidip tesirlerini kullanmalarım istedim. Onlara tesir edebilmek için, biz de Türklere hile yapıyoruz diye belki beş defa tekrarlamak mecburiyetinde kaldım. Mamafih Kürtlere fazla itimat edilmez.

Majeste'nin amacı, Türkleri azami derecede zayıflatmak olduğuna göre, Kürtleri bu şekilde harekete getirmek fena bir plân değil... ».

29 Temmuz 1919 da Amiral Sir A. Cathrope'den Lord Cruzon'a:

«... Beyazıt ve Kara Kilise'de onbin Kürt, Ermenilere karşı ayaklandı. Biz şimdi çok garip durumdayız. Bu uzak bölgelere ve bu kuvvetlere karşı bir şey yapamayız. Sulh şartlan müslümanların çok aleyhine ve hristiyanlann çok lehine olması, üstelik Büyük Ermenistan hakkındaki söylentiler, Kürtleri Türklerin yanma itiyor... ».

19 Ağustos 1919 da Amiral Webb'den Lord Curzon'a:

«... Amerika, Trabzon ve Erzurum'u içine alan bir Ermenistan'ı himaye edecek. Geri kalan dört vilâyeti de bir Kürt Devleti olarak İngilizlerin himayesine bırakıyor. Ben Demirkan misyonerlerinin tehlikeli hareketlerinden korkuyorum, din tesirinde kalıp, halkın büyük çoğunluğunu teşkil eden Müslümanlara kötü davranacaklardır... ».

27 Ağustos 1919 da Mr. Hohler'den Mr. C. Kerr'e:

«... Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez. Kürt meselesine verdiğimiz ehemmiyet Mezapotamya bakımındandır. Diğer taraftan Wüson beni korkutuyor, ajanları devamlı hatâlar yapıyorlar. Noel'e gelince, fanatiğin biri. Ermenistan'ın ve Kürdistan'm hududlarının kat'i olmadığında sizinle aynı fikirdeyim... ».

ingiliz Yüksek Komisyonunun raporu:

«... Kürt meselesi; Mezapotamya'da tatminkâr bir sınır içindir. Şerif Paşa'mn konferansa gelip Kürtleri temsil etmek arzusu ciddiye alınamaz... ».

27 Eylül 1919 da Albay Meinertzhagen'den Lord Curzon'a:

«... Noel gayet tehlikeli bir şeküde Türkler aleyhine çalışıp Kürt propagandası yapıyor... »

28 Kasım 1919 da Mr. Kitston'dan Sir E. Crowe'a:

«... Ermenilerin Müslüman komşularını kesmesinden hiç şüphe etmem ve Erivan'ı kontrol altında tutan Taşnak çetesine en küçük- bir itimat göstermemek lâzımdır. Bu Taşnaklar müthiş bir vahşetle çalışıyorlar ve talihsiz Ermenilerin hiçte yararına hareket etmiyorlar.
Sulh konferansının Türkiye hakkındaki yayınları Mustafa Kemal harekâtı'nı yarattı. Rumların izmir'e çıkıp orada yaptıkları da bu harekâtı körükledi. Kürtlere her ne kadar inanmazsak da, onları kullanmamız menfaatimiz icabıdır. Doğu Vilâyetlerine gelince, Türklerle harp etmeden o bölgeleri Ermenistan ve Kürdistan diye bölemeyiz. Çok korkarız ki geçen Haziran'da aldığımız kararları Türklere kabul ettiremiyeceğiz, keşke aksini düşünebüseydim... ».

4 Aralık 1919'da Mr. Ryan'ın raporu:

«... Reşit Paşayla Kürt meselesini görüştüm ve Albay Noel'in Malatya'yı ziyaretinin yankş tefsir edüdiğini söyledim. Gerçi Majeste'nin hükümetinin Kürt meselesinde büyük menfaati olduğu doğrudur, fakat bu sadece Mezapotamya üe ügüidir ve sırf orayı korumak içindir. Diyarbakır'daki Türk memurların Bedir Han'ı ve hattâ Albay Noel'i tevkiflerinin kötü bir şey olduğunu, Albay Noel'in kürt meselesinde bir mütehassıs olduğunu, propaganda yapmadığım, Bedir Han'ın Albay Noel'e kılavuzluk ettiğini, gayelerinin o bölgelere sulh ve sükûn götürmek olduğunu söyledim...».

9 Aralık 1919 da Amiral Sir F. de Robeck'ten Lord Curzon'a:

«... Mr. Hohler, Kürt meselesi hakkında Kürt Başkam olan Şeyh Sait Abdül Kadir Paşayla görüştü. Kürtler bütün ümitlerim ingiliz Hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler Kürtleri Mustafa Kemal'e karşı kıülanmak için her parayı ödemeğe hazırlardır...».

26 Aralık 1919, Türk Meselesinde Üçüncü Toplantı:

«... Kürt kabileleri ingiliz ve Fransız hâkimiyetine konacak, Kürdistan'da hiç bir şeküde Türk bırakılmıyacak. Bir tek kürt devleti mi, yoksa bir çok küçük Kürt devletleri mi kurulacağı düşünülecek. Ermenilere Amerikalılar kanalıyla silâh temin edilecek...».

26 Aralık 1919 da Amiral Sir. F. de Robeck'ten Lord Curzon'a:

«... Kâzım Karabekir Paşa, Kürtlerin Kerkük ve Süleymaniye'de İngilizlere karşı ayaklandığını Harp Başkanlığına haber verdi. Mustafa Kemal Sivas'ta, Türk, Kürt ve Arap şefleriyle bir Ermeni Devleti kurulmasına karşı toplantı yaptı...».

25 Aralık 1919, Mr. Ryan'm Raporu:

«... Milliyetçiler şimdi iki yol kullanıyor: Milliyetçi ol, çünkü İslâmı kurtaracak yegâne yol odur. İslâm'a sadık ol, çünkü senin Milli varlığını kurtaracak yegâne yol odur... İslâm dünyasındaki İngiliz hâkimiyetini mahvedebilir. Biz gerçek ideali din'miş gibi davranacak, menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislâmizmi ezemeyiz, bu tıpkı Batı'daki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz bölmek, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır... ».

22 Ocak 1920'de Amiral Webb'den Lord Curzon'a:

«... Bayburt'ta Şeyh Kürt Ali, milliyetçilere karşı harekete geçti... ».

23 Aralık 1919'da Sir G. Clark'tan Mr. Kerr'e:

«... İngiliz petrol şirketleri kendilerini Amerikan petrol şirketlerinden kurtarmak istiyorlarsa, Batum, Tiflis, Bakü'den başka yeni kurulacak Ermeni devletindeki petrol işini de üstlerine alır. Bundan başka Musul, Kerkük ve Mezapotamya'daki petroller İngilizlerin tesirinde olacaktır. Mezapotamya'daki Türk petrol şirketinden Fransızlara verilecek hak Türk hükûmetinin hissesinden verilmelidir... ».

«... İngilizler Kürt devleti kurmak istedikleri bölgede çok fazla maden olduğundan eminler... ».

18 - 26 Nisan 1920, San Remo Konferansı:

« ...Mezapotamya ve Filistin, İngiliz; Suriye, Fransız mandasına girecek. Mr. Lloyd George, Amerikan Standart petrol şirketinin işleri karıştırmasını ve Fransızların petrolden % 50 hisse istemelerinden hoşlanmıyor... ».

19 Nisan 1920, San Remo Konferansı:

«... Kürdistan meselesine gelince: Lord Curzon, bunun çok mühim bir soru olduğunu, İstanbul'dan Bağdad'a kadar bütün bölgelerde yaptığı incelemede kürtleri temsil edecek hiç bir kimseye raslıya-madığmı, Şerit Paşa'nın kendisini Kürt temsilcisi gibi göstermesine rağmen bundan emin olmadığını, esasen Kürtlerin Türklerle beraber yaşamaya alışmış olduğunu, Türklerle Kürtleri birbirlerinden ayırmanın çok zor olduğunu, ancak İngiliz ve Fransızların manda yoluyla bu işi başarabileceklerini Musul'da yaşayan Kürtlerin İngiliz mandasına girdiğini söyledi... ».

15 Mart 1920 de Amiral Sir F. de Robeck'ten Lord Curzon'a:

«... Azerbaycan Hükümetiyle Türk milliyetçüeri temas halindedir. Azerbaycan'a silâh vermiyelim... » «... Azerbaycan, Türklere sempati duyuyor. Ermenilere çok teşekkür edilir ki, bunların ve Tatarların Türk'lerle birleşmesini önlüyorlar.».

Bir İngiliz kaynağında, İstanbul Hükümetinin Ankara'da başlatılan milli mücadeleyi kırabilmek için, Kürt aşiretlerini ayaklandırmayı düşündüğü ve bunun için İngilizlerin yardımına başvurduğu açık-lanır8. Bu bilginin hakikatlere ne derece uyduğu şüphelidir. İngilizlerin Kürt meselesini ne kadar istismar ettiklerini yukarıda vesikaları ile göstermiş bulunuyoruz. Onun için bu şüphemizde pek haksız sayılmamalıyız. Bize göre, Kürt aşiretlerini, Ankara Milli Hükümetine karşı ayaklandırma ve bunun için İstanbul Hükümetinden istifade etme fikri ve teşebbüsü, İngilizlerden gelmiş olmalıdır.

Çarlık Rusya'sının Kürt politikasını, Bolşevik Rusya'da devam ettirmiştir. Lenin, milliyet meselesini, sosyalist doktrin içine oturtmuş, Stalin de bunu kendi şartlarına ve menfaatlerine göre kullanmıştır.

«1924 yılında Rus politikacısı Vladimir Minorsky, 'Kürtler' adı ile bir kitap yazıyor ve bu kitap gizli kaydı ile Rus ordusundaki bütün kurmaylara dağıtılıyordu. Aynı zamanda Orta Doğu uzmanı olan yazar kitabında; İskenderun ve Basra Körfezine kadar ilerleyecek olan Rus ordusunun bu ilerleyiş sırasında, yolları üzerinde bulunan Kürt topluluklarından nasıl istifade edebileceklerini izah ediyordu. Yine aynı yazar 1927 yılında İslam Ansiklopedisinin 'Kürtler' bölümünü kaleme alıyor ve bu unsurların Türkler'den ayrı uruglar oldukları üzerinde ısrarla duruyordu. Kültürel çabalara eş olarak, yine Rusya'nın siyasi tahrikleri de durmamıştır. 1925 yıllarında ortaya çıkan Türkiye'deki Kürt isyanlarını, Musul Kürtleri'nin daha ciddi girişimleri takip etmişti. Hattâ elele veren emperyalistler Kürt meselesini 1930

- 1931 yıllarında Cemiyet-i Akvam'a getirmişlerdi. Bu tarihlerde, Musul Kürtleri müstakil bir Kürt devletinin kurulması için adı geçen teşkilâta baş vuruyorlardı. Bu hareketin baş mimarı yine emperyalist devletler ve yine her zaman karşımıza çıkan merkezlerdi.

Rusya'nın Erivan Üniversitesinde bir Kürt Enstitüsü kurduğu, Revandiz'de bir Kürt koleji açtığı» bilinmektedir.

Kaynakça
Kitap: Doğu Anadolu Türklüğü
Yazar: Mehmet Eröz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DOĞU AŞİRETLERİ VE EMPERYALİZM

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:21

BATI VE TERÖR

Bilim ve sanatıyla, teknolojisi ve sosyal kurumlarıyla 20'nci yüzyıla damgasını vurmuş olan Batı uygarlığı çağdaşlaşmayı amaç edinen her ülke için bir hedeftir. Bu anlamda Türkiye'nin Batı'dan kopması, Batı modellerine yüz çevirmesi düşünülemez.

Ancak bu uygarlığı yaratan Batılı ülkelerin acımasız bir çıkar temeline dayalı dış politikaları Avrupalı olmayan hiçbir ülkenin göz ardı etmemesi gereken bir gerçekliktir.

20'nci yüzyıla damgasını vurmuş böylesine yüksek bir uygarlığın temsilcisi olan Batı, insanlık tarihinin en kanlı ve acı dolu olaylarının suçlusudur. Batı uygarlığı sömürü, zulüm ve çıkar temeli üzerinde yükselmiştir.

Avrupa, endüstri devrimine maddi birikim sağlayan kaynakları; 5 kıtayı iliklerine kadar acımasızca ve akla gelebilecek her türlü insanlık dışı yöntemlerle sömürerek sağlamıştır.

1184 yılında İtalya Verona'da kurulan din mahkemesiyle başlayan engizisyon dönemi 1808 yılında resmen son buluncaya kadar 600 yılı aşkın bir süre milyonlarca insanın işkenceyle katliamına neden olmuş, bilim yasaklanmış ve bu dönem insanlık tarihinin en kara lekesi, karanlık çağ olarak tarihe geçmiştir.
Bu karanlık dönem aynı zamanda halkın Kilise-Devlet tarafından acımasızca sömürüldüğü bir çağdır.

Batı, Türkleri Anadolu'dan atmak ve İslamı yok etmek için 1096-1270 yılları arasında 174 yıl boyunca Haçlı Seferlerini sürdürmüştür. Haçlı savaşları sadece yobaz bir din bağnazlığının değil aynı zamanda çıkar zihniyetinin eseridir.

Tamamen çıkar temeline dayalı I. ve II. Dünya Savaşlarında 5 milyonu fırınlarda yakılıp, gaz odalarında zehirlenen 30 milyon insanın, milyonlarca ailenin sefalet ve acısının günahı Batı'nındır.

Ülkemizi bir iç savaşın eşiğine getirmiş olan ve 1980 Askeri müdahalesiyle önlenen anarşiyi ve bugünkü PKK terörünü, Batı'nın acımasız çıkar zihniyetini kavramadan anlamak mümkün değildir.

Batı amansız bir Türk ve Türklük düşmanıdır. Türklüğü yok etmek planı olan Sevr'i uygulamaya koyan odur. Genç Türk Devletini boğmak için Yunan işgalini destekleyen odur. 1925 Şeyh Sait işyanının, 1926-30 Ağrı isyanlarının, 1938 Dersim, Hatay olaylarının arkasında hep Batı mevcuttur. Bu hareketler hep Türkiye'yi bölmeye, çökertmeye yöneliktir.

Geçmişteki PKK terörünün ve sözde Marksist militanların arkasında da Batı mevcuttur. Batı Türkiye'deki teröre; sadece, ülkesinde barındırdığı teröristlerle, terör eğitim merkezi kamplarıyla, silah yardımıyla değil, demokrasi ve insan hakları kılıfıyla, bütün kurumlarıyla destek vermektedir.

Batı'nın Türkiye'ye ve Türklüğe karşı böylesine amansız düşmanlığı iki temel nedene dayalıdır. Bunlardan birincisi "çıkar" diğeri "İslam düşmanlığıdır."
Türkiye jeopolitik konumu itibariyle Batı'nın Orta Doğu'daki petrol çıkarlarının tam kalbinde yer almaktadır. Batı bugün Orta Doğu petrollerini dilediği gibi denetleyebilmektedir. Güçlü bir Türkiye'nin bölgedeki güç dengesini bozması Batı için bir kâbustur. Aynı şekilde dünyanın enerji deposu sayılan Türk Cumhuriyetleriyle tarihi ve ırki bağı Türkiye'yi "Batı nezdinde çıkarları" bakımından tehlikeli kılmaktadır.

Bunların yanısıra, Türkiye Batı için bir pazardır. Ayrıca güçlü bir Türkiye Batı'da ve dünya piyasalarında da baş edilmez bir rakiptir. Güçlü bir Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği de engellenemez. Avrupa Birliği üyeliği ise Türkiye'yi daha da güçlendirir. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini kucaklayan güçlü bir Türkiye ise geleceğin devidir. Batı bu hesaplan fevkalade dikkatle yapmıştır.

Bileğinin gücü yetmedikçe Türkiye'nin Avrupalılarca Avrupa Birliği'ne alınmasını hayal edenler büyük yanılgı içindedirler. Bugün dahi Avrupa'daki 2,5 milyon Türk işçisinin serbest dolaşım hakkı uluslararası anlaşmaya rağmen askıya alınmışır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabulü halinde Batı'ya akacak işçi sayısı 10 milyonun üzerindedir. Böyle bir durum Batı için bir kâbustur.

Nüfus artış potansiyeli itibariyle Türkiye Avrupa Birliği parlamentosunda en çok üyeye sahip ülke olabilecektir. Bunun anlamı, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin onayı olmadan hareket edememesidir. Batı bunu hayal etmeye dahi tahammül edemez.

Sonuç olarak, Batı Türkiye'nin AB üyeliğini olağanüstü bir gelişme olmadıkça asla onaylamayacağı gibi Türkiye'nin bu birliğe üyeliğini vazgeçilmez hale getirecek her gelişmeyi baltalamak için her türlü komplonun hesabın içinde olacaktır ve olmaktadır.
Sayılan bütün nedenlerle Batı'nın acımasız hedefi Türkiye'yi çökertmek ve güçsüz kılmaktır.
Ayrıca, Batı 1096 tarihinde başlayan Haçlı Seferlerinden bu yana İslam ve Türk Kültürüne düşmandır. Hayran olunan Batılılar kültürel ayrımcılık içindedir. Bağnazdırlar.

Batı, Türkiye'yi karıştıracak, güçsüzleştirecek, çökertecek, Türkiye'nin siyasi iktisadi istikrarını engelleyecek bir oluşumun sadece yanında değil, arkasındadır. Bunun PKK, Marksist terör, irtica, diktatörlük olması çifte standartlı Batı için zerre kadar önem taşımaz.

Geçmişteki ve bugünkü PKK terörünün ardındaki Batı tahrikini daha iyi kavrayabilmek için daha gerilere bakmayı sağlayacak birkaç belgeyi sunmakta yarar vardır.

Dr. Mahmut Rişvanoğlu'nun Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm adlı kitabının 219-220 sayfalarında yer alan İngiliz Gizli Servis belgeleri ibret vericidir:

1- Mr. Ryan'ın raporu.

"... Reşit Paşa'yla Kürt meselesini görüştüm ve Albay Noel'in Malatya'yı ziyaretinin zamansız olacağını söyledim. Gerçi Majestenin hükümetinin Kürt meselesinde BÜYÜK MENFAATİ olduğu doğrudur. Fakat bu sadece Mezopotamya ile ilgilidir ve sırf orayı korumak içindir...".

2- 21 Temmuz 1919 Mr. Hohler'den Sir Tilley'e,

"... Mezopotamya şimdi bizim olacağına göre Albay Noel'e bir Kürt devleti kurdurup, kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz.

3- 28 Kasım 1919

Mr. Kitston'dan Sir E. Crcnve'a,
"... Kürtlere her ne kadar inanmazsak da onları kullanmamız menfaatimiz icabıdır. Doğu Anadolu'yu ancak savaş çıkartarak Ermenistan ve Kürdistan diye bölebiliriz...?".

4- 26 Aralık 1919

Kürt meselesinde üçüncü toplantı.
"... Kürt kabileleri İngiliz ve Fransız hakimiyetine konacak. Kürdistan'da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak. Bir tek Kürt devleti mi yoksa birçok küçük Kürt devleti mi kurulacağı düşünülecek. Ermeniler'e Amerikalılar kanalıyla silâh temin edilecektir..".

5-19 Ağustos 1919

Amiral Webb'den Lord Curzon'a,
"... Amerika, Trabzon ve Erzurum'u içine alan bir Ermenistan'ı himaye edecek, geri kalan dört vilayeti de bir Kürt devleti olarak İngilizler'in himayesine bırakıyor... ".

6 -27 Ağustos 1919

Mr. Hohler'den Mr. C. Kerr'e,
"... Kürtler'in ve Ermeniler'in diğer meseleleri beni ilgilendirmez. Bizim Kürt meselesine verdiğimiz ehemmiyet Mezopotam-ya'daki kaynaklarımız içindir. Diğer taraftan Wilson beni korkutuyor, ajanları devamlı hatalar yapıyor... ".

7-9 Aralık 1919

Amiral Sir F. Robeck'ten Lord Curzon'a
"... Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt lideri olan Şeyh Sait Abdülkadir Paşa'yla görüştü. Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. İngiliz (kuvvetleri) Mustafa Kemal'e karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazırdırlar...".

28.Temmuz.1920

Amiral Sir F. de Robeck'ten Lord Curzon'a
" ....Kürt meselesi hakkında sizin fikrinizi biliyorum. Daha kesin bir karara varmanız için bunu yazıyorum. Damat Ferit Paşa bana geldi "Sulh antlaşmasına göre Kürtler ayrı bir devlet olacaklar, Kürt Liderleri Mustafa Kemal'i sevmezler. Çünkü o bolşevikliği getirmek istiyor. Siz Mustafa Kemal'den nefret ediyorsunuz, çünkü, o sizin yaptığınız anlaşmayı kabul etmiyor. O halde Kürtleri Mustafa Kemal'e karşı kullanalım" dedi.

Bir başka İngiliz belgesinde ise "Kürt milliyetçiliğinin doğuşu: Kürt milliyetçiliği Biritanya politikasının çocuğudur.... Çocuk kendini şimdi besleyebilir ve ölmeyecek kadar sağlıklıdır. Bu güçlü bir çocuktur ve dünyaya damgasını vuracaktır" denmektedir.

12.9.1919 tarihinde Damat Ferit Paşa ve İngiltere Hükümeti adına M. Fresrer ve H. N. Churchill arasında imzalanan "gizli" anlaşmada ise şu maddeler yer almaktadır.

"Madde 3. Türkiye, bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı koymaz"

"Madde 6. Türkiye, Kıbrıs ve Mısır üzerindeki bütün istemlerinden vazgeçer"

İngiltere Başbakanı'nın İngiltere Dışişleri Bakanı'na, Bosna'da insanlık tarihinin yüzkarası hunhar Müslüman katliamı sürerken, yazılı olarak verdiği talimat, Batı'nın Türkiye ve Müslümanlığa karşı kin ve düşmanlığının asırlardır hiç değişmediğinin kanıtı ve bir ibret belgesidir.
"Müslümanlara askeri destek verilmesini kabul etmiyoruz."

"BM silah ambargosu kararını uygulamaya devam edeceğiz. Ancak Yunanistan, Avusturya ve Slovenya'nın Sırbistan'a; Almanya, Avusturya ve Slovenya'nın ve hatta Vatikan'ın Hırvatistan ile bölgedeki Hırvat milislere silah sağladığını ve askeri eğitim verdiğini bilsek bile bundan çok daha önemlisi, aynı yardımların İslam ülkelerinden ya da İslami gruplar tarafından Müslümanlara yapılmasının başarısız olmasından emin olmamız gerekmektedir."
"Bundan böyle, olayların nihai neticesinde meydana gelecek olan Bosna'nın bölünmesi ve Avrupa'nın içinde, kabul edilemeyecek muhtemel bir İslam devleti olarak yok olup gitmesine kadar bu politikalar böyle devam edecektir."

Ve devamla,

"Eski Yugoslavya'da durum düzelene kadar ne pahasına olursa olsun Müslüman sayılan hiçbir devletin, tabii özellikle Türkiye'nin bu bölgedeki Batının politikalarına müdahale etmemesinden emin olmalıyız. Bunun içindir ki, Bosna-Hersek artık istikrarlı bir devlet olmaktan çıkıp, Müslüman halk tamamiyle topraklarından çıkarılıp darmadağın olana kadar Müslümanlara yapılacak yardımların önlenebilmesi için Vance Oven'vari (kaypak, oyalayıcı a.t.ö) görüşmelere, göz boyama türünden devam etmek zorunludur." ... "Bu politika Hıristiyan medeniyeti ve ahlakı üzerine kurulu olarak kalması gereken istikrarlı bir Avrupa'nın çıkarlarına en uygundur."... "Avrupa'daki Müslümanlara yeni dünya düzeni içindeki dünya görüşümüze karşı çıkamayacakları gösterilmelidir."

Bu belgeler, Batı'nın, bugünkü, bir Kürt devleti kurarak Türkiye'yi bölme ve Kıbrıs'ı Türkiye'den koparma politikalarını ne kadar eski bir geçmişe dayandığını ortaya koymaktadır. Batı'nın bu politikalarında ne kadar planlı, ısrarlı ve kararlı olduğunu göstermektedir.

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, Batı'nın Türklüğe ve Müslümanlığa karşı tarihi düşmanlığını ortaya koyan son birkaç yıla ait belgeler dahi bir kitap oluşturur.
Burada, son bir iki belgeye daha yer vermekle yetinile-cektir.

Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen, Doğu Alman Enstitüsü'nün müdürü ve yine federal hükümetin Politik Eğitim Fonu'ndan finanse edilen ve son Almanya seçimlerinde en çok oyu olan CDU partisinin vakfı olan Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye danışmanı olan Udo Steinbach/15.9.1998 tarihinde Lingen Akademisi'nde yaptığı konuşmadan aynen şunları söylemiştir:

"Sorun, Atatürk'ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun Kemalizm ve Kemalizm'in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur.".

Udo Steinbach, terörist Abdullah Öcalan'ın yargılanması sırasında verdiği ifadede, kendisini Şam'da ziyaret ettiğini, kendisiyle Orta Doğu'nun geleceğini konuştuklarını söylediği kişidir.

Benzer şekilde, Eylül ayındaki demecinde Türkiye-AB Karma Parlamento Komitesi Bşk. Yrd. Andrew Duff, Atatürk'e dil uzatarak şöyle konuşmuştur: "Türk Devleti terör örgütüyle aynı masaya oturmadıkça sorun çözülmez... Bi-nalardaki Atatürk resimlerini görmek istemiyoruz, indirin bu resimleri. Bu zihniyetle Avrupa Birliği'ne giremezsiniz." (Ortadoğu, 18.9.2005)

Her şey ortada ve bu kadar açık.
Türk Devleti, Türk bilim adamı, Türk siyasetçisi, Türk bürokratı, Türk aydını, Türk medyası, Türk halkı bu gerçeği; Batı'nın tuzaklarla örülü, komplolarla dolu, ince Türk düşmanlığı politikalarının mahiyetini kavramadıkça, sadece terör değil, Batı tahrikli daha pek çok soruna ilkeli bir çözüm bulunamaz.
Ancak, bir kere daha belirtmek gerekir ki Türkiye'nin temel zaafı içtedir. Bu zaafı hazırlayan başlıca öğeler ise milletine, kültürüne yabancı, milli çıkar kavramından, milli değer ülküsünden, özbenlik ve kişilikten yoksun kadroların devlette ve toplumdaki etkinlikleri, bilim adamlarının duyarsızlığıdır.
Bu zaafı aşmanın öncelikli temel şartı; tavizsiz, ilkeli, çağdaş bir milli kültür politikası oluşturmak ve hayata geçirmektir. Milli Kültür politikasızlığı Türkiye'nin fevkalade önemli temel bir sorunudur. Bu gerçek bir türlü kavranamadığı gibi, daha acısı; Batı'nın maksatlı olarak empoze ettiği kültürel kavramlarla, çarpıtılmış, yanlış değer yargılarıyla halkımızın, gençliğimizin kimlik erozyonuna, kişilik zaafına uğratılmasıdır. Bir ülke için, bir toplum için bundan büyük tehlike tasavvur edilemez.

Milli bir kültür politikası olmaksızın; milli birlik ve beraberliği sağlamak, ülke çıkarlarına uygun milli bir dış siyaset, toplumun çıkarlarını, refahını esas alan milli bir ekonomi geliştirmek mümkün değildir.

Bilmek gerekir ki, bugün hayran olunan Batı ulaştığı düzeyi milli olarak sağlamıştır ve bugünkü üstünlüğünü milli olarak sürdürmektedir.
Batının her şeyini benimserken, atlanılan en önemli gerçek, Batı ülkelerinin tavizsiz bir duyarlılıkla gözettikleri "milli olma" nitelikleridir.

Türkiye, Batı uygarlık düzeyine erişecekse her şeyden önce Batı kadar ve Batı gibi milliyetçi olmaya, Türk aydını da Batı örneğinde mevcut olduğu üzere devleti kadar milli, halkının yanında olmaya mecburdur. Bu çağdaşlığı yakalamanın gereği olduğu kadar, medeni olmanın, medeniyete katkıda bulunmanın da gereğidir.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir