Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Danıştay Cinayetinde De Cemaat Gölgesi

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Danıştay Cinayetinde De Cemaat Gölgesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 04:34

DANIŞTAY CİNAYETİNDE DE CEMAAT GÖLGESİ

10.1- Danıştay cinayetinde Gülen adı!


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sıcağı sıcağına yaptığı açıklamalarda Danıştay'a 17 Mayıs 2006'da düzenlenen ve 2. Daire üyesi Yüksek Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi, Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in de aralarında bulunduğu 4 yüksek yargıcın da yaralanmasıyla sonuçlanan saldırının arkasındaki gücü yakaladığından emin görünüyordu.

Sadece Başbakan mı? Başta Fethullahçı cemaat gazetesi Zaman olmak üzere, bütün İslamcı ve yandaş yayın organları son yıllarda adeta birer Sherlock Holmes kesilmiş durumda. Bu koroya liberal yazıcılar da, polisin ve iktidarın yaptığı açıklamalardan en küçük bir kuşku duymadan katılıyorlar. Ve biz hep birlikte katilin "uşak" olduğunu öğreniyoruz!

Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş, Samanyolu televizyonunda katıldığı bir programda, cinayetin işlendiği günlerde laik basının nasıl haksız şekilde "inananları" suçladığını, bir medya otoritesi edasıyla ve "sol" bir terminolojiyle açıklıyordu.

Oysa gerçek fotoğraf çok farklıydı. Şimdi Danıştay cinayeti öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylara elimizde bilgi ve belgeler ışığında bakarak olayı değerlendirmeye ve gerçeği aramaya çalışalım.

Danıştay'ın güvenliğini özel bir şirket olan Oyak Güvenlik A.Ş. sağlıyordu. Geçerken arada belirtelim; bir yüksek mahkemenin güvenliği neden özel bir şirkete verilir? Bu vahim durum neden tartışılmaz? Anlaşılır gibi değil... Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun (OYAK) bir iştiraki olan Oyak Güvenlik A.Ş. isimli şirket, Danıştay'a yerleştirilen güvenlik kameralarının işletilmesi ve sonuçlarımı!9 değerlendirilmesinden sorumluydu.
Gelgelelim sözkonusu saldırıdan önceki iki gün Danıştay'daki güvenlik kameralarının bozuk olduğu açıklanmıştı. Dolayısıyla katil Alparslan Aslan'ın Danıştay ve çevresinde keşif yaptığı sırada görüntülerin kaydedilmediği belirtilmişti.

Oysa saldırıdan hemen sonra Oyak Güvenlik'te bulunan bütün kamera kayıtlarına polis tarafından el konulmuştu. Mahkeme kararıyla üç yıl sonra kamera kayıtları incelenmek üzere TÜBİTAK'a gönderilmişti. İşte kıyamet de bundan sonra koptu. Kayıtlan inceleyen TÜBİTAK uzmanlarının hazırladığı raporda, görüntülerin geri dönüşümü imkansız kılacak bir teknikle silindiği, fakat bazı görüntülerin yine de kurtarıldığı açıklandı. Daha doğrusu, mahkemeye iletilen raporda böyle yazıldığı ileri sürülüyordu.

Malum, Oyak Güvenlik Şirketi, askerlerin yardımlaşma kurumu olan ve artık büyük bir sanayi kompleksi ve sermaye odağı haline gelen OYAK'ın bir yan kuruluşuydu. O halde mantık basitti; eğer kamera kayıtları bu şirket tarafından silindiyse, bu kayıtları silen güç cinayetin de arkasındaki güçtü! OYAK askerlerle ilişkili olduğuna göre cinayetin arkasında -kafadan- Ergenekon vardı vb.

Ne katillerin kimliği, ne onlann İslamcı-faşist fikri yapılanması, ne mahkemede verdikleri ifadeler artık hiç önemli değildi. Alparslan Aslan'ın, "türban yasağı" nedeniyle cinayeti işlediğini mahkemede itiraf etmesi, Büyük Birlik Partisi (BBP) taraftarı olması ve bu pozisyonlarındaki ısrarlı tutumu bil£9: unutulabilirdi. Onun ne söylediğinin hiç bir değeri yoktu! Önemli olan kendisini Sherlock Holmes sanan liberal ve muhafazakar-İslamcı kalemlerin, yorumcuların ne söylediğiydi.

Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların üzerinde de durmaya değmezdi. Alparslan Aslan'ın mahkemedeki savunmasında savurduğu tehditlerin ve şeriat rejimi talep etmesinin de bir önemi yoktu.

Oysa bir hafta gibi kısa süre içinde, TÜBİTAK tarafından incelenen kayıtların Danıştay'daki kameralara değil, İstanbul Salı Pazarı'nda (Karaköy'de) bulunan kültür-sanat merkezi ve sergi salonu İstanbul Modern Binası'na ait güvenlik kameralanna ait olduğu, güçlü kanıtlara dayalı şekilde ortaya atıldı.

İstanbul Modern Binası'nın güvenlik hizmetleri de tıpkı Danıştay gibi Oyak Güvenlik AŞ tarafından veriliyordu. Yani Oyak Güvenlik Şirketi'ndeki bütün kamera kayıtlarına el koyan polisin, TÜBİTAK'a Danıştay kayıtlarını değil, yine aynı şirket tarafından hizmet verilen ve üzerinde silme işlemi yapılan İstanbul Modern Binası'na ait kayıtları gönderdiği anlaşılıyordu.

Ergenekon davasında bir kısım sanığın avukatlığını yapan Vural Ergül'ün verdiği bilgiye göre, TÜBİTAK tarafından incelenen "hard-disk"lerde kurtarılabilen eski görüntülerin "Büyük Sergi Salonu", "Orta Fuaye", "Biletix" ve "Cehennem Merdivenleri" gibi dosyalarda saklandığı görülüyordu. Avukat Ergül bu görüntülerin Danıştay binasına değil İstanbul Modern binasına ait olduğunu belirtiyordu. Yapılan küçük bir araştırmada sonucunda, adı geçen mekanların İstanbul Modern'e ait olduğu kesinleşti.

Zaten TÜBİTAK'ın raporunda da, polisin gönderdiği ve kurum uzmanlarınca incelenen 'hard-disk'lerdeki 'kurtarılan' görüntüler arasında Danıştay binası dışında başka görüntülerin de bulunduğu belirtilmiş, "hard-disk'lerin orijinalliği konusunda ise netlik sağlanamadığı" vurgulanmıştı.
Ancak her nedense bu vurgunun üzerinde hiç durulmadı. Anlaşıldığı kadarıyla Oyak Güvenlik, Danıştay'daki kamera kayıdarında bir sorun çıkınca, daha önce İstanbul Modern binasında kullandığı kasederi silmiş ve bunları Ankara'daki mahkeme binasında kullanmıştı. TÜBİTAK'a gönderilen kayıtlar bunlardı.

Avukat Ergül bu nedenle, "Oyak Güvenlik tarafından mahkemeye gönderilen 'hard-disk'ler orijinal değil. Danıştay görüntülerin yer aldığı orijinal 'hard-disk'lerin nerede olduğu bilinmiyor" diyordu.

Danıştay cinayeti davasının -ki dava sonuçlanmış ve zanlılar mahkum olmuştu- Ergenekon Davası ile birleştirilmesine karar verildi. Bunun üzerine Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi saldırıdan üç yıl sonra güvenlik kamerası kayıtlarını yeniden gündeme getirerek, TÜBİTAK'tan görüntülerinin kaydedildiği hard-disk'lerin incelenmesini istemişti. Bunun üzerine polisin elindeki kayıtlar TÜBİTAK'a gönderilmişti.
Kamera kayıtlarından silindiği belirtilen görüntüler katil Alparslan Aslan'ın eyleminden önce Danıştay'a giderek keşif yaptığı günlere ait olduğu için büyük gürültü koptu.

10.2- Başbakan tertibi biliyor muydu?

Danıştay cinayeti konusunda kesin yargılarla konuşanlardan biri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dı. Başbakan katıldığı bir televizyon programında; "Danıştay saldırısının arkasında kimlerin olduğu açık net şekilde ortaya çıktı. Oysa o günlerde bizim kutsallarımıza saldırıldı. Saldırının arkasında Ergenekon'un olduğu ortaya çıktı. O günlerde malum manşetleri atan medya şimdi nerede, neden susuyor?" diye soruyordu.
O "malum medya" nerede bilmiyoruz ama biz buradayız. Hikayenin ayrıntılarını incelemeye devam edelim.

Bilindiği gibi, Danıştay saldırısını gerçekleştiren ekiple Cumhuriyet gazetesine üç kez bomba atan ekip aynı kişilerden oluşuyordu. Zanlılar mahkemede verdikleri ifadelerde, Cumhuriyet gazetesine ilk bombayı attıkları günden itibaren kendilerinin polis tarafından takip edildiğini ve telefonlarının dinlendiğini belirtiyorlardı. Yani polis tarafından gözaltına alınabilecekken yakalanmadıklarını söylüyorlardı.

Dolayısıyla bu ifadelere göre, Danıştay saldırısı polis tarafından önlenebilecekken önlenmemiş oluyordu. Bu açık ifadelere karşın yandaş medya, hükümet çevreleri, polis, savcılık ve liberal yazıcılar sözkonusu gelişme/bilgi üzerinde nedense hiç durmayacaklardı.
Oysa, Cumhuriyet gazetesine 11 Mayıs 2006'da üçüncü bombayı atan Alparslan Aslan, ilk telefon görüşmesini Salih Kurter ve Süleyman Esen'le yapıyordu.

Salih Kurter çevresinde Fethullahçı olarak bilinen yaşlı bir tarikat imamıydı. Kağıthane'de illegal ayinler düzenliyor ve çevresinde bir "din alimi" olarak tanınıyordu. Danıştay cinayetinden sonra Salih Kurter önce tutuklanıyor, sonra kısa süre içinde çok yaşlı olduğu gerekçesiyle (83 yaşındaydı) serbest bırakılıyordu.

Alparslan Aslan, Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği 17 Mayıs 2006 sabahı Süleyman Esen ve Hamza Öztürk isimli kişilerle yoğun şekilde telefonla görüşüyor.

Cinayetten hemen sonra konuştuğu kişinin ismi ise Kemalettin Gülen. Bu isme dikkat! Kemalettin Gülen tıpkı Alparslan Aslan gibi bir avukat ve (sıkı durun) Fethullah Gülen'in yeğeni.

Alparslan Aslan yukarıda adı geçen kişilerle yaklaşık 2 bin telefon görüşmesi yapmış. Aslan, 29 Ekim 2009'da yapılan çapraz sorgusunda Vakit gazetesinin Danıştay üyelerini hedef gösteren 'İşte O Üyeler' başlıklı nüshasını kendisine Kemalettin Gülen'in verdiğini söylüyor.
Ancak, bu ifadeye karşın Kemalettin Gülen hakkında herhangi bir adli işlem yapılmıyor. Oysa bir telefon konuşması yaptı diye ya da daha sonra bir davada adı geçen biriyle (örneğin Devrimci Karargah davasında) kahve içtiği için gözaltına alınan, tutuklanan ve aylarca cezaevinde kalan kişilerin aksine]9 Kemalettin Gülen'in ne Danıştay ne de Ergenekon davasında ifadesine bile başvurulmuyor.

Oysa Kemalettin Gülen'in, Danıştay saldırısında adı geçen diğer kişilerle de, örneğin Hamza Öztürk'le de yoğun bir telefon irtibatı içinde olduğu ortaya çıkıyor.

Olayın ilginç ve heyecanlı başka ayrıntıları da var...

Ergenekon davasının görüldüğü Silivri'de kurulu özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından (TİB) gelen telefon görüşmelerinin dökümlerine göre, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaları verdiği iddia edilen Süleyman Esen'le Alparslan Arslan arasındaki telefon trafiği bombalanma eyleminden iki gün önce, yani 3 Mayıs 2006'da yoğunlaşıyor.

Esen'in, Alparslan Arslan'la yaptığı görüşmelerin öncesinde ve sonrasında konuştuğu kişinin adı ise Salih Yaşar. Danıştay saidınsı ve Cumhuriyet'in bombalanması soruşturmasında bu kişinin adı da nedense hiç geçmiyor.

Salih Yaşar, Ayhan Akbal adına kayıtlı bir telefonu kullanıyor bu görüşmelerde. Ayhan Akbal'ın kim olduğu da araştırılmıyor. Salih Yaşar da tıpkı Alparslan Aslan gibi Fethullahçı bir emekli imam olan Salih Kurter'in Kağıdıane'deki evinin ziyaretçilerinden biri.

10.3- Erdoğan'a Danıştay soruları ve yeni iddialar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ileri sürdüğü gibi, cinayetin kimler tarafından azmettirildiği o kadar da "açık" şekilde ortada değil. Çünkü yanıtlanması gereken bir dizi soru ortada duruyor.

Eğer Başbakan Erdoğan Danıştay cinayeti hakkında bu kadar net bilgilere sahip ve katillerin kimliğinden eminse, o halde soruları da kendisi yanıtlamalıdır.

Kendisine yardımcı olmak için bu soruları şöyle sıralayabiliriz:

1- Kemallettin Gülen neden soruşturma kapsamına alınmadı?

2- Salih Yaşar isimli kişi kimdir ve bu cinayetteki rolü nedir?

3- Hamza Öztürk kimdir ve neden ifadesine başvurulmadı?

4- Süleyman Esen'in politik bağlantıları araştırıldı mı? Hangi cemaatlerle ilişkili olduğu biliniyor mu? Esen'in polisle bir ilişkisi var mıdır? Bir dönem "haber elemanı" yani "muhbir" olarak çalışmış mıdır?

5- Alparslan Aslan, mahkemedeki savunması sırasında Başbakan Erdoğan'dan ve AKP hükümetinden "şeriatı ilan etmesini" istedi. Dahası "baş örtüsüne uzanan elleri ve dilleri keseceklerini" söyleyerek, kendisini "Allah'ın askeri" ilan etti. Bu sözler saldırganın ideolojik tavrı hakkında açık bir bilgi verdiği halde, bu konuda bir araştırma yapıldı mı?

6- Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, daha cinayetin kimler tarafından işlendiği bile ortaya çıkmamış ve Alparslan Aslan'ın sorgusu bile yapılmamışken, gazetecilere "Sürprizlere hazır olun'191 derken neyi kastediyordu?

7- Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından sonra polis, zanlıları izlemiş ve telefonlarını dinlemiş miydi?

8- Eğer polis Alparslan Aslan ve arkadaşlarını izlemiş ve telefonlarını dinlemişse Danıştay cinayeti neden önlenemedi? Bu konuda idari bir soruşturma açıldı mı?

9- Danıştay cinayeti davası ile Ergenekon davasının birleştirilmesine yol açan "itiraflarda" bulunan Alparslan Aslan'ın arkadaşı ve suç ortağı Osman Yıldırım eski bir cinayet hükümlüsü. Dahası kadın satıcılığı -ki küçük yaştaki yeğenine zorla fuhuş yaptırmış- nedeniyle mahkum olmuş? Bu sicile sahip birinin, böylesine önemli bir davada güvenilir tanık olarak kabul edilmesi, en hafif değerlendirmeyle toplumdaki adalet duygusunu zedelemez mi?

10- Bütün olgular ortadayken, nasıl oluyor da Danıştay cinayetinin arkasında bulunan gücü bu kadar "açık net" bir şekilde saptayabiliyorsunuz? Nasıl bu kadar eminsiniz? Başbakan sıfatıyla yaptığınız bu açıklama, yargıya yönelik bir müdahale ve yönlendirme değil midir?

Erdoğan Danıştay cinyetinin arkasındaki gücün açıklamasa da bu konudaki yeni sorular ve kuşkular giderek artıyordu. Ergenekon davasının duruşmalarında ortaya çarpıcı iddialar ve kanıtlar çıkıyor, Savcılık iddianamesi adeta paramparça oluyordu.
Birinci Ergenekon davasının 177'nci duruşmasında (10 Mart 2011) tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Danıştay saldırısıyla ilgili olarak birçok sorunun yanıtsız kaldığını ifad(?9! ederek, soruşturmanın yanlış yönlendirildiğini belirtiyordu. Doğu Perinçek duruşmada söz alarak yaptığı konuşmada Danıştay cinayetiyle ilgili çok ilginç ve yeni ayrıntılara değiniyordu.

Danıştay saldırısından sadece 9 gün sonra Alpaslan Aslan'ın Bulgarsitan bağının ortaya çıktığını hatırlatan Perinçek, MİT'in de kayıtlarında yer alan bu bilginin araştırılmadığını söyledi. Perinçek, "Biz Bulgaristan bağını 2006 yılında açıkladık. MİT 2007 Temmuz'unda Başbakanlık'a bildiriyor. Peki, MİT daha önce neden bildirmiyor? Peki MİT bu bilgiyi neden 1 yıl 2 ay saklıyor?" diyordu.

Perinçek mahkemede konuşmasına şöyle devam etti:

"Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinde yapılan mülakatta Alpaslan Aslan'ın Bulgaristan bağı tespit ediliyor. O mülakat dava dosyasında yok. Bazı MİT görevlileri, yasa dışı şekilde Alpaslan Aslan'ın Ankara TEM'deki sorgusuna katılıyor.

Kayıtlar kripto ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderiliyor. Peki neden? Basında Jovvica adlı bir kadından bahsediliyor. Jovvica saldırının şüphelilerinden Osman Mutlu ile 304 kez görüşmüş. Son görüşme saldırıdan 1 gün önce yapılmış. Bu kadın hiç araştırılmıyor."
Saldırının "sadece türban için yapılmış olmadığını" da belirten Doğu Perinçek, "asıl örgütün karartılmak istendiğini" ileri sürdü.

Kaynakça
Kitap: BİR ABD-AKP-CEMAAT PROJESİ ERGENEKON DARBESİ
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir