Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

TSK'nın Teslim Alınması Ya Da Bütün İktidar AKP'ye

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

TSK'nın Teslim Alınması Ya Da Bütün İktidar AKP'ye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 04:21

TSK'NİN TESLİM ALINMASI YA DA BÜTÜN İKTİDAR AKP'YE!

7.1-AKP'nin sınıfsal yapısı nettir


AKP iktidarının arkasında genel olarak işbirlikçi tekelci sermaye, yükselen ve artık orta ölçekli olmanın ötesine geçen taşra sermayesi, ulusötesi tekeller ve genel olarak emperyalizm bulunmaktadır. Dolayısıyla AKP, emperyalizmle işbirliği yapan, sermaye yanlısı ve bu karakteri/doğası nedeniyle işçi sınıfına, emekçilere "düşman" bir partidir.

Bırakın iktidar olmayı, AKP devletin tamamını, bütün ve mutlak iktidarı ele geçirmeye çalışmış, bu amacına da büyük ölçüde ulaşmıştır. AKP, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, iktidarın ve devletin fethi sürecini hızlandırmış ve üst üste yaptığı anti-demokratik hamlelerle bütün kamu gücünü ele geçirmiştir. Yoğun olarak kadrolaşmış, bürokrasiyi tam olarak denetim altına almıştır.

Artık 2010'lar Türkiye'sinde hükümet karşısında özerk konuma sahip bir bürokrasi yoktur. Totaliter bir yapı inşa edilmektedir. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar üst ve orta kademe bürokrasisi45 partizan/İslamcı bir karakter kazanmıştır. AKP hükümeti kamu kaynaklanın ve bu kaynaklardan üretilen mali gücü elinde tutmakta, rant ve servet dağıtımını düzenlemektedir. Sermayenin ideolojik dokusunda hızlı bir dönüşümü gerçekleştirmektedir.

AKP sanılanın aksine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) üst komuta kademesi ile de uzlaşmıştır. Genelkurmay ile hükümet arasında zaman zaman yaşanan "itişme" ise, AKP'nin TSK'nin tamamını kontrol etmek istemesinin yolaçtığı bazı "doz aşımı" durumlarından kaynaklanmaktadır. Ergenekon operasyonu hem bu uzlaşma üzerinden yürütülmekte hem de bir kontrol aracı olarak kullanılmaktadır.

Derin devlet ve silahlı bürokrasi yeniden yapılandırılmadadır. Giderek bir karşı devrim niteliği kazanan bu kapsamlı operasyonda emperyalistlerin talepleri ile AKP iktidarının programı ve stratejisi arasında tam bir uyum vardır. Dolayısıyla AKP değil iktidar olmak, devlet olmaya doğru ilerlemektedir.

7.2- TSK, AKP'ye teslim mi oldu?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ arasında 25 Şubat 2010 tarihinde Çankaya Köşkü'nde yapılan toplantı, AKP'nin hükümet olmasıyla başlayan düzenin dönüştürülmesi sürecinde yeni bir aşamaya işaret ediyordu.

Sistem içi mücadelenin yer yer devam etmesine karşın, artık bir dönemin kapandığı anlaşılıyordu.
İlker Başbuğ'un Çankaya Köşkü'ne çıkmasının ardından TSK'nin elinde tutmaya çalıştığı mevzilerden geri çekilmeye başladığı ve bir çözülmenin yaşandığı gözleniyordu. Komuta kademesinin yeni ve daha geri bir mevziide uzlaşma aradığı belli oluyordu.
Zirvenin ardından yaşanan ve aşağıda ayrıntılarına değineceğim bir dizi gelişme, İlker Başbuğ'un TSK komuta kademesi adına Çankaya'da bir "teslimiyet" anlaşması yaptığını gösteriyordu. Bu uzlaşma teklifinin, AKP iktidarı tarafından da geri çevrilmediği anlaşılıyordu.
ABD desteğiyle gerçekleştirilen yeni tipte darbenin siyasal ve hukuki hedeflerine büyük ölçüde ulaşmaya başladığı; muhafazakar/İslami sermayeye, polis gücüne ve dinsel kurumlara dayalı bir düzenin, "İkinci Cumhuriyet" diye de kodlanan bir "ılımlı İslam" rejiminin inşa edilme sürecinde önemli bir dönemecin geçildiği gözleniyordu.

AKP iktidarı, TSK ile çeşidi dönemeçlerde sağladığı mutabakatları sürekli ihlal edip bozarak]4A askerleri tam teslimiyete zorlama stratejisinde başarılı olmuştu. Bu mücadele sürecinde TSK, kötü sicili nedeniyle yeterli kamuoyu (özellikle aydınların) desteği alamamıştı. Bir NATO ordusu olan ve Amerikancı terbiye sürecinden geçen TSK'nin neo-liberal politikalara karşı çıkmayan komuta kademesinin, "Birinci Cumhuriyet"e belli bir sadakat duysa bile bu sürece daha fazla direnemeyeceğini bilmek gerekiyordu.

Türkiye'nin geleneksel iktidar bloğu bileşenlerinin yeniden oluştuğu, egemen sınıfların iç ilişkisi ve kuvvetler dizilişinde yeni bir kombinasyonun şekillendiği açıktı. Yeni bir oligarşi oluşuyordu.

Soğuk Savaş döneminde ABD ve Batinin Türkiye'deki en önemli dayanaklarından biri olan TSK'nin sistem içindeki yeri yeniden tayin ediliyordu. Dünyada ve bölgede Türkiye'ye biçilen yeni role uygun olarak, TSK'nin da sistem içindeki yeni konumuna büyük ölçüde razı edildiği anlaşılıyordu.
İlker Başbuğ'un temsil ettiği TSK komuta kademesinin Çankaya zirvesinde aldığı bazı garantiler karşılığında AKP iktidarına, deyim uygunsa "teslim" olduğu gözleniyordu. Öyle ki, zirveden bir gün sonra yeni bir operasyon yapılıyor ve 17'si muvazzaf 18 subay daha gözaltına alınıyordu. Ocak 2011 yapılan balyoz davası duruşmasında da aralarında 28 general ve amiralin bulunduğu 102'si aktif görevde olan 162 subay daha tutuklanacaktı. TSK komuta kademesi silah arkadaşlarının bir kısmını feda etmişti.

7.3- Silahlı bürokraside Alevi tasfiyesi

AKP'nin kadrolaşması ve devleti ele geçirme operasyonu belli bir aşamadan sonra çok inceltilmiş bir şekilde ve çok özel alanlara doğru yayılarak sürdürüldü. Örneğin, Ergenekon operasyonları sırasında dikkaderden kaçan çok önemli ve özel bir gelişme yaşandı; bu soruşturması kapsamında yürütüldüğü izlenimi yaratılan bir dizi yan operasyonla TSK ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nda (MİT) görevli Alevi kökenli personel adeta şiddet kullanılarak tasfiye edildi.

AKP-Cemaat iktidarı, rejimin dönüştürülmesinin önündeki engellerden birinin TSK ve MİT'teki Aleviler olduğunu düşünüyordu. Polis İstihbaratı ve bazı hükümet danışmanlarının bu yönde raporlar hazırladıkları ileri sürülüyordu. Vakit/Akit gibi gazeteler 28 Şubat süreci'nden bile alevileri sorumlu tutuyordu. Bu duruma Sünni-İslamcı önyargılar da eklenince, bürokraside sinsi bir kıyım başladı.

Bir yandan "Alevi Açılımı" projesiyle siyasal İslam karşısındaki en büyük muhalefet potansiyellerinden birini oluşturan Aleviler yedeklenmeye çalışırken, diğer yandan da silahlı bürokrasi içindeki (zaten çok az olan) alevi kökenli personel ayıklanıyordu.

Bu dönemde özellikle Deniz Kuvvetleri bünyesindeki tasfiye dikkat çekmiyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanı ile Donanma Komutam'na suikast planlandığı iddiasıyla yürütülen soruşturma ve yapılan tutuklamalar bu tasfiyenin aracına dönüşmüştü. Tutuklanan subayların neredeyse tamamına yakınının Alevi olması tesadüf değildi. Bilindiği gibi bu subaylardan bazıları intihar etmiş, Deniz Yarbay Ali Tatar'ın cenazesi Cemevi'nden kaldırılmıştı.
İsmail Ağa Cemaati ve Fethullah Gülen Örgütü'ne yönelik soruşturma açan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'e, görevleri gereği her iki İslamcı grupla ilgili rapor ve bilgi notu hazırlayan Erzincan Jandarma İstihbarat'ından biri binbaşı iki subay ile yine Erzincan MİT Bölge Başkaninın da aralarından bulunduğu üç MİT görevlisinin tutuklanması da yine bu kapsamda değerlendirilecek bir gelişmeydi. Çünkü edinilen bilgilere göre, Erzincan'da tutuklanan asker ve istihbaratçılar da tesadüfe bakın ki yine Alevi kökenliydi.

Polis Teşkilatinda ise bir tasfiyeye bile gerek yoktu. Çünkü bu örgütün neredeyse tamamına yakını sünni kökenli ve politik olarak İslami eğilimli kadrolardan oluşuyordu. NTV televizyonunda Can Dündar'ın hazırlayıp sunduğu 27 Ocak 2009 tarihli "Neden?" isimli programda, konuyu tartıştığını5 Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Önder Aytaç'ın da kabul etmek zorunda kaldığı gibi, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Ankara'daki merkezinde çalışan yaklaşık 5 bin personele 2009 yılı Ramazan sırasında çıkarılacak yemek sayısını belirlemek için kimlerin oruç tutmayacağı soruluyor ve ancak 17 kişi başvuruyordu. Başvuran kişilerin çoğu da hasta olduğunu ve ilaç kullandığını bildiriyordu.

Sonuçta Genel Müdürlük'te yemek çıkarılmıyor ve bu kişilere bir servis aracı verilerek Polis Evi'ne gönderiliyor. Oysa Türkiye'de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon alevi olduğu tahmin ediliyor. Hadi bu rakamlara yüksek, bir indirim uygulayarak 10 milyon diyelim. Eğer Türkiye'de devlet kurumlarındaki personel bileşiminin toplumu yansıttığı iddia ediliyorsa, bu durumda polis örgütünün (laik kültürü benimseyen milyonlarca sünni yurttaşı bir yana bıraksak bile) en az 1/5'inin Alevi kesiminden oluşması gerekir.

Tablo böyle ve "askeri bürokratik elit" söylemi üzerinden kurulan "hükümetteki muhalefet" ya da "gerçek iktidar" türünden bütün liberal ve İslamcı değerlendirmeler büyük bir palavradan ibaret.

7.4- Dindarlara baskı yapıldı mı?

Cumhuriyet ve Türk modernleşmesinin ciddi bir toplumsal taban oluşturduğu, üstelik bu tabanın yaygın, köklü ve kararlı olduğunu saptamak, hem tarihi gerçeklere hem de güncel gelişmelere uygun olacaktır. Toplam nüfusa oranı zaman zaman yüzde 40-45 civarına çıkan bu kesimin etkisi ve gücünün, nüfusundan daha yüksek olduğu bilinir. Üstelik bu toplumsal kesimin, yoksullar ve çalışanlarla buluşması halinde güçlü bir direnişi gerçekleştirebileceğini de unutmamak gerekir.

Liberal ve İslamcı yazıcıların, dindar, sağcı ve muhafazakar kitleleri "millet" ya da "halk" sayarken, böylesine geniş bir toplumsal kesimi "elit" ya da aynı anlama gelmek üzere "seçkinler" diye nitelemesi tam bir komedidir. Liberallerin, laik ve cumhuriyetçi diye genel bir başlık altında toplayabileceğimiz bu kesimin "küçük bir azınlık" olduğunu iddia etmesi, komik olmanın ötesinde, tasarlanmış bir ideolojik çarpıtmadır.

"Cumhuriyetçi elit" söylemine, "baskı ve zulüm gören dindarlar" edebiyatı eşlik etmektedir. Sahte bir edebiyattır bu. Örneğin, Nuray Mert'in AKP'yi ve Cemaat'i eleştirdiği yeni konumunu izah etmek için geçmişte dindarların uğradığı baskıları nasıl gözlemlediğini ve bu nedenle onlara nasıl destek olduğunu anlatması, sınırlı birkaç gözlemden genel sonuçlar çıkarmaktır. Dahası bu yaklaşım, İslamcılığın yükseldiği dönemin moda tavırlarından biri olmanın dışında pek bir anlam da taşımamaktadır. Çünkü gerçek durum çok farklıdır.

Bu ülkede ne zaman, hangi dindar (sünni-İslam) kişi ya da kesim inançlarından dolayı baskı görmüştür? Biri bunu demagoji yapmadan açıklamalıdır. Bu iddia büyük bir yalandan ibarettir. Bazı tarikat yapılanmalarına karşı laik yasalar nedeniyle alınan bazı tedbirleri ve uygulamaları "baskı" dahası "zulüm" diye nitelemek gerçek bir sahtekarlıktır.

Bu ülkede Sünni Hanefi inancına sahip dindarlar hiçbir zaman ciddi bir baskı görmemiştir. Baskı gördükleri söylenenler ise, özerk politik iddiaları olan dar bir kesimdir. Bu topraklarda her zaman gerçek anlamıyla baskı ve zulme uğrayanlar felsefi ve politik olarak solcular/sosyalistler, bir inanç grubu olarak Aleviler ve etnik kesim olarak da Kürtler olmuştur.

İslamcılar bu ülkedeki bütün askeri darbeleri desteklemiştir. Bütün askeri darbeciler de İslamcıları solun yükselişini engellemek için desteklemiş ve büyütmüştür.

Örneğin, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri sırasında (sınırlı bazı uygulamalar dışında) baskı ve zarar gören bir İslamcı kesim gösterilebilir mi? Tam tersine bu darbelerden sonra İslamcılar, solun önünü kesmek için sürekli olarak beslenmedi mi?

Şaşırmamak mümkün değil; İslamcıların küresel ölçekte ve bu arada Türkiye'de de ABD'nin "Yeşil Kuşak" politikasının malzemesi olduğu, 16 Şubat 1969 tarihindeki "Kanlı Pazar" katliamında olduğu gibi bir dizi kontrgerilla operasyonuna gönüllü olarak katıldıkları ve kullanıldıkları ne çabuk unutuldu. Bu dindarların kanlı pazar diye bilinen olay sırasında camilerden çıkarak, ABD emperyalizmini protesto eden devrimci gençliğe saldırdıkları nasıl da kayıtlardan silindi? Kanlı bir iç savaşın başladığı5' 1975-1978 yıllarında faşist Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinde İslamcıların iktidar ortağı oldukları (Milli Selamet Partisi) nasıl da unutturuldu?

Bu ülkede oruç tutanlar ve namaz kılanlar değil, tam tersine oruç tutmayanlar, farklı inançlara ve felsefi tutumlara sahip olanlar baskı gördü. Bu nedenle cinayetler işlendi. Maraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta katliamlar düzenlendi. Bu devlet bütün bir Soğuk Savaş boyunca İslami ve İslamcıları değil, solu, Alevileri ve Kürtleri milli tehdit olarak gördü.

Olan sadece şudur; 28 Şubat'tan sonra genel olarak devlet, özel olarak da TSK, diğer NATO ülkelerinden farklı olarak (Kürt savaşı nedeniyle) gecikmeli şekilde Soğuk Savaş dönemini kapatmaya çalıştı. Bu nedenle İslamcılar ile devletin güvenlik aygıtları arasındaki yasak ve ahlaksız ilişki sonlandırılmak istendi. İşte 28 Şubat Süreci denilen durum bundan ibarettir.

İslamcıların bu simbiyotik ilişkinin bitirilmek istenmesine gösterdikleri tepkiyi, baskı ve mağduriyet diye sunmak büyük bir sahtekarlıktan başka bir şey değildir. (Bilindiği gibi simbiyotik beslenme, ortak beslenme olarak da bilinir, iki canlının tek bir organizma gibi biribirleriyle yardımlaşarak bir arada yaşamasıdır.)

Çatışmanın nedeni ise, ne demokrasi ne de özgürlüklerdir, İslamcıların bütün iktidarı istemesidir. Bu nedenle, 28 Şubat'ın her yıldönümünde zirve yapan bu "baskı ve mağduriyet" palavrasına artık bir son vermek boynumuzun borcudur.

Kaynakça
Kitap: BİR ABD-AKP-CEMAAT PROJESİ ERGENEKON DARBESİ
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TSK'nın Teslim Alınması Ya Da Bütün İktidar AKP'ye

Mesajgönderen SaNaL_KraL » 07 Haz 2011, 15:00

Gerçek darbeyi yapanlar şuanda miting meydanlarında cirit atıyor olmayan bir eylemi varmış gibi gösterip yandaş medya sayesinde ortaya farklı iddalar atarak bugun ergenekon bugun kafes eylen planı bugun balyoz diyerek tsk yı abd nin vermiş olduğu talimata göre eritme ve yıpratma palnları hız kesmeden deavm etmektedir ergenekon diye bir şey yoktur ergenekon tamamen akp'nin abd projesini hayata geçirmeye çalışmasıdır recep bey diyorki ergenekondan tutuklu olanlar pkk ile terör ile iş birliği içersinde olan adamlardır diyelim ki öyle ne oldu pkk mı bitti ? ne oldu teörö mü son buldu ? Tam tersine türkiyemizde güzel yurdumuzda akp iktidarı boyunca terör en üst seviyeye yükselmiş pkk abd'nin desteğini arkasına alarak bugun türk topraklarında siyasi kimlik kazanabileçek bir yapılanma sürecine girmiştir ve bunların türkiyede önünü açmakla görevli olan iktidar yine akp iktidarı olmuştur.Büyük ortadoğu projesi eş başkanına söylüyorum yahudi kuyrukculuğunu yapaçağın memeleket ne hale gelmiş sen ona bak amerikadan kortuğunuz kadar allahtan korksaydınız memelketi bugun bu hale getimezdiniz birileri çıkıp derseki recep bey gibi adam bir daha gelmez kesin ya kendi yandaşıdır yada akp tarafından parayla satın alınmıştır bunu başka bir açıklaması yok er yada geç recep bey'i projeleri ile geldiği yere geri göndereceğiz..
SaNaL_KraL
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 12 Nis 2011, 01:58


Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir