Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ergenekon'un mahkeme tutanakları

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Ergenekon'un mahkeme tutanakları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 21:01

Ergenekon'un mahkeme tutanakları

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin (DGM) kaldırılmasından sonra, bu mahkemelerin görevini Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250. maddesiyle yetkilendirilmiş mahkemeler yürütmeye başlamıştı. Bugün Beşiktaş'ta bulunan bu mahkemelerin yerinde, DGM'ler bulunuyordu. Nice örgüt, çete davalarına tanıklık etmiş olan Beşiktaş'taki bu binada, bu kez "Ergenekon" örgütüyle ilgili sorgulamalar yapılıyor, ifadeler alınıyor. Gözaltına alınanlar kendilerinden emin bir biçimde yürürken, gazeteciler de her olayda olduğu gibi "Hakkınızdaki suçlamalar için ne diyorsunuz?" diye soruyor.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ndeki sorguda tek kelime konuşmayan, somlar karşısında "susma hakkı'nı kullananlar Avukat Kemal Kerinçsiz ile emekli Albay Mehmet Zekeriya Öztürk, mahkemede sorulan cevaplandırdı.

Nöbetçi Hakim Sedat Sami Haşıloğlu sordu, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki 2007/1536 sayılı soruşturma dosyasına, o gün mahkemeye çıkanların ifadeleri şöyle yansıdı:

imam Hüseyin Allah'a havale etti Düzce, 1962 doğumlu Hüseyin Görüm, ikametgah adresi olarak Kuvva-i Milliye binasının adresini verdi. Eşinden ayrılmış, 4 çocuklu, ilkokul mezunu, serbest meslek sahibi olan Görüm, aylık ortalama gelirinin 600 YTL olduğunu, sosyal güvencesinin de olmadığını belirtti. Onu çevresi "imam Hüseyin" olarak tanıyor.

Şüpheli Hüseyin Görüm, Kuvva-i Milliye Derneği'nin teşkilatlarından sorumlu başkanı olduğunu ifadesinde belirtiyor, Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan'ı tanıdığını, ancak eylemden bir yıl öncesine kadar görmediğini kaydediyor ve ifadesini şöyle sürdürüyor:

Ben herhangi bir şekilde cinayet organizasyonu içine girmedim. Beni bu organizasyonun içindeymiş gibi lanse eden Mehmet Fikri Karadağ'ı Allah'a havale ediyorum.

Ben Kuvva-i Milliye plaketi almak üzere Anıl Çeçen tarafından yönlendirildiğimden Saadettin Tantan'ın elinden Sevgi 94 Erenerol'un da bulunduğu plaketi aldım. Sevgi Erenerol'un basın sözcülüğü yaptığı Türk-Ortodoks Kilisesi'ne, Fikri Karadağ, Muzaffer Tekin ve benim gittiğimiz doğrudur. Bunun sebebi ise Atatürkçü bir çizgisi olan bir kiliseyi Fener Rum Patrikhanesi karşısında güçlendirmek içindir. Ergenekon örgütlenmesi konusunda bir bilgim yoktur.

Hüseyin Gazi Oğuz:

"Haberim yok" Gümüşhacıköy-1960 doğumlu olan Hüseyin Gazi Oğuz, evli ve 2 çocuk babası. Esnaf olan Oğuz'un aylık geliri 3 000 YTL civarında. Ortaokulu yarım bırakan Oğuz, Pendik Kuvva-i Milliye dernek başkanı olarak görev yapıyor. Oğuz, "Ergenekon diye bir örgütlenmeden haberim yok" diyor, Muzaffer Tekin'i işyerine gelen grupla birlikte tanıdığını ifade ediyor.

Oğuz Alparslan Abdülkadir haber sızdırıyordu

Ankara-1963 doğumlu olan Oğuz Alparslan Abdülkadir de eşinden ayrılmış, 2 çocuk babası, lise mezunu, emlakçilik yapan birisi. Aylık gelirini o da 600 YTL olarak belirtiyor.

Derneğin içindeki bazı bilgileri değişik makamlara aktardığı öne sürülen Abdülkadir şunları söylüyor:

Nihat Gürkan benim evlenmeme yardımcı olan bir arkadaşımdır. Kuvva-i Milliye Derneği'ne üye olduğumu duyunca bu oluşumun çok sağlıklı bir oluşum olmadığı konusunda Askeri İstihbarat'ta çalıştığını söylediği Mustafa Alpay ile görüştüreceğini söyledi. Görüştüğüm Mustafa Alpay bana "Kuvva-i Milliye Derneği'nin oluşumunun ilk başta iyi niyetle kurulsa dahi daha sonra altyapısının bozularak amacından saptığını" ifade etti, derneğin kapanması için yardımcı olup olamayacağımı ve kendileri için çalışıp çalışamayacağımı sordu.

Onun direktifleri konusunda yardımcı olacağımı söyledim ve o tarihten itibaren derneğin faaliyetleri konusunda bilgiler verdim. Benim "Dernekle ihtilal yapacağız, baş kaldıracağız" sözünden kastım, Hüseyin Görüm'ün derneğin amaçlarıyla bağdaşmayan davranışlara girdiğinden dolayı ona karşı derneğin diğer üyeleri ile yapılacak bir başkaldırıdır. Dernek başkanlarından Hüseyin Görüm'ün "Medhi"lik, "Isa"lık gibi düşüncelerini televizyondan açıklamalarına karşı, Mustafa Alpay'ın da yönlendirmesiyle konuşmalar yaptığını belirten Abdülkadir, Görüm'ün MİT hesabına çalıştığı konusunda kendisine bilgi verildiğini de anlatıyor. Olayın içine "baba" olarak tanınan Sedat Peker'in adamları da giriyor, ancak Abdülkadir, o grubun bir icraatı olmadığını öne sürüyor.

E. Albay Fikri Karadağ: "Kapımızda asılı"

Kastamonu doğumlu Emekli Kurbay Albay Fikri Karadağ da, 2 çocuk babası, eşinden ayrılmış birisi. Fikri Karadağ, ifadesinde kurucusu olduğu Kuvva-i Milliye Derneği konusunda şunları anlatıyor:

Hiçbir dinsel cemaat veya başka bir örgütlenmeyle doğrudan ve dolaylı bir bağlantısı olmayıp, tam bağımsız ve bağlantısız bir kuruluştur. Bunu derneğimizin giriş kapısına da asmıştık. Hüseyin Görüm'le son zamanlara kadar milliyetçilik anlayışımız aynıydı. Ben milliyetçiliği dar anlamda ve ırka özgü olarak yorumlayan, Türk Ortodoks Kilisesi, 1922 yılında Atatürk tarafından kurulduğu ve onaylandığı için ikinci Patrik Selçuk Erenerol'un ölüm törenine burada Muzaffer Tekin'le birlikte gittiğimi hatırlıyorum. Ergenekon tipi bir örgütlenmeyi bilmem, bu kelimenin de yabancısıyım. Sevgi Erenerol'un ikametinde çıkan ve Ergenekon'u Hıristiyan bir yapılanma gibi gösterdiği söylenen belge konusunda herhangi bir bilgi sahibi olmadığım gibi yorumum da yoktur.

Sami Hoştan: "Teşkilatı unuttum"

Susurluk kazasından sonra da adı geçen ve ceza alan Sami Hoştan, "Arnavut Sami" olarak biliniyor. 1947 Üsküp doğumlu olan, ilkokul mezunu Sami Hoştan, iki çocuk babası, aylık geliri de 8 000 dolar civarında. Emekli General Veli Küçük'le zaman zaman telefonda konuştuğunu belirtiyor. Dinlenen telefon konuşmalarında geçen "teşkilat" hakkındaki Emniyet'teki soruya "Niçin böyle söylediğimi hatırlayamıyorum" dedi. Aynı soruyu hakim de sordu. Bu kez Hoştan'ın cevabı, "Benim telefon görüşmelerimde 'teşkilat' diye geçen kelime, kumar ile ilgili bir konudur. Emniyet'teki ifademde neden hatırlamıyorum dediğimi bilemiyorum" şeklinde oldu.

Kendisine İzmir'de öldürülen İbrahim Çiftçi'yle ilgili sorular da yöneltilen. Sami Hoştan, bu konuda şunları söyledi:

İbrahim Çiftçi'yi on yıldır tanırım. Zaman zaman birlikte kumar oynadığım da olmuştur. Necip Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili olarak yaptığı başvuru ve cinayet konusundaki açıklamaları hakkında bir bilgi sahibi değilim. Cenaze merasiminde oğlundan öğrendiğim kadarıyla, yanında çalışan ve kendisinden borç para istediği için terslenen psikopat yapıdaki bir personel yanına gidip, "Ağalığın bitecek" diyerek el bombası atmış ve onu öldürmüş. Hoştan'ın avukatı ise daha da ilginç bir iddia da bulundu. Avukat, "Müvekkilimin 'Ergenekon' kelimesini söylemekten aciz, kumar oynayan bir kişidir. Telefon görüşmeleri kesinlikle hiçbir suç unsuru içermemektedir. 'Teşkilata gelme' kumar dünyasında kullanılan bir tabirdir. Bu herhangi bir illegal teşkilatı göstermez" dedi.

Sevgi Erenerol: "Kim koymuş, bilmiyorum"

Türk Ortodoks Patrikhanesinin basın sözcüsü 1953 doğumlu Sevgi Erenerol, hakimin sorusu üzerine "Patrikhanemizin öncelikle amacı, vatandaşı olduğumuz ülkemizin ve devletimizin bekasını korumaktır. Bunun yanında bağlı inananlarımızın dinsel gereksinimlerine cevap vermektir. Bizim yorumlarımıza göre mensubu olduğumuz Ortodoks mezhebi yerel milli kimliği taşır, nerede kuruldu ise o ülkenin milliyetçilik anlayışına sahiptir. Ancak milliyetçilik anlayışımız ırkçılık boyutunda olmayıp mezhep olarak, mezhebimizi benimseyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkese açık bir anlayıştır" sözleriyle görüşlerini açıklıyor. Sevgi Erenerol, "Ergenekon örgütü üyesi" olduğu gerekçesiyle tutuklanan yazar Ergün Poyraz'ı, Necip Hablemitoğlu vasıtasıyla, Hablemitoğlu'nu ise İstanbul'daki bir etkinlik sırasında tanımıştı.

Daha sonra birlikte "Ayasofya Derneği"ni kurmuşlardı. Derneğin en temel amacı, Ayasofya'nın bir Türk müzesi olduğunu ve uluslararası diktelerle değiştirilemeyeceğini herkese göstermekti. Ergün Poyraz cezaevine girdiği zaman hemen her hafta onu ziyaret ediyordu. Ancak, bir gün kendisinin de benzer suçlamalarla cezaevine konulacağını düşünmemişti. Bunlar aklından geçerken hakim, "Emekli General Veli Küçük'ü, öldürülen İbrahim Çiftçi'yi tanıyor musun?" diye sordu.

Erenerol şunları söyledi:

Milli şehidimiz olan Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey'i anma törenlerinde, 2004 ya da 2005 yılında Veli Küçük'le, Avukat Kemal Kerinçsiz'le tanıştık. Milli konulardaki görüşlerimize değer verdiği için zaman zaman bayramlar ve yılbaşlarında mesajlaştık. Hatta bunlara katılırdı da. Erenerol'a, evinde ele geçirilen "fişleme" anlamına gelecek belgeler sorulduğunda, "Belgelerin nasıl evime girdiği ve kim tarafından gönderildiğini bilmiyorum. Çünkü ben zaman zaman şehir dışına çıkarım. Bu bilgiler öğretim üyelerine yönelik bilgilermiş. Benim akademik bir yönüm olmadığından bilemem" diye yanıt verdi. "Ya Milli Güç Platformu" bu ne oluyordu?

Bu soruyu Sevgi Erenerol şöyle yanıtlıyor:

Milli Güç Platformu, güncel olaylara karşı tepkiyi ortaya koymak için oluşan bir oluşumdu. Bu platform bir birliktelik hareketi olup, ulusal konulara duyarlı çeşitli derneklerin katıldığı bir platformdur. Ben bu platformun başkanı konumunda olmadım. Noel Baba Konseyi'nin Yönetim Kurulu üyesiyim, bu konseyin başkanı Muammer Karabulut'tur. Aynı kişi Milli Güç Birliği Platformu'na da sözcülük etmiştir. Sevgi Erenerol'un ofisinde ele geçirilen belgeler arasında "Ergenekon" örgütlenmesine ilişkin olanları da vardı. Erenerol, bu konudaki CD'nin içeriğini ve bunun kim tarafından verildiğini bilmediğini belirtiyordu.

Eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le 2003 yılındaki Kıbrıs Mitingi'nde tanıştığını, emekli Albay Fikri Karadağ'ı ise kendisine Muzaffer Tekin'in tanıştırdığını söyleyen Sevgi Erenerol'un, bir istihbarat örgütüyle ilgisi var mıydı?

Bu konuda Sevgi Erenerol şunları söyledi:

Benim herhangi bir istihbarat örgütüyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişkim yoktur. İsnat edilen suç beni çok rahatsız ediyor. Çünkü benim dedem, Fener Rum Patrikhanesi'nin Yunanlılarla işbirliği içerisine girerek Türkiye'yi işgali sırasında, Müslüman ve Hıristiyan Türkleri örgütleyerek Milli Mücadele'ye katılmalarını sağlamıştır. Bu şekilde Hıristiyan Türklerin herhangi bir şekilde Yunanlılar tarafından devlet aleyhine kışkırtılmasının da önüne geçilmiştir.

Drej Ali: "Nezarethanede dövünce rahatladım"

"Ergenekon terör örgütü" soruşturması kapsamında kimler sorgulanmıyordu ki. Türkiye'nin en ünlü gazetecilerinden ilhan Selçuk, Musa'nın Çocukları, Musa'nın Gülü kitaplarının yazarı Ergün Poyraz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sert muhalefetiyle tanınan eski milletvekili Emin Şirin, işçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal ve Aydınlık dergilerinin yöneticileri, gazeteci-yazar Güler Kömürcü, Vedat Yenerer de bunların arasındaydı. Bu liste daha sonraki dönemde uzuyor, emekli orgeneralleri, sivil toplum kuruluşlarının liderlerini de kapsıyordu. O günlerde televizyonlarda, gazetelerde "AKP'ye kim karşıysa o tutuklanıyor" yorumları yapılıyordu.

Bir de başkaları vardı. Kamuoyunda "baba" olarak tanınan ve halen cezaevinde yatan Sedat Peker'in, Kürşat Yılmaz'ın da aynı olayla ifadeleri alınıyor, "Drej" yani "uzun" lakaplı Ali Yasak da sabaha karşı evinden alınıp sorgulananlar arasına giriyordu. "Drej Ali" olarak tanınan, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı'nın yakın arkadaşlarından birisi olarak da bilinen Ali Yasak'tı. Ali Yasak da, gazeteci Tuncay Güney'in 2 mart 2001 tarihinde İstanbul Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü'nde verdiği ifadeden dolayı gözaltına alınmıştı. Tuncay Güney'in el konulan belgeleri arasında "Birleşik Komün Girişim- İstanbul 27 haziran 2000 - Operasyon 6" bölümünde Ali Yasak için şu iddia yer alıyordu: Sayın Ali Yasak tarafından ticari şirket girişim önerileri kurumumuza bir rapor olarak sunulmuştur.

Ek'te bilgilerinize sunulan "Lobi" kodlu doküman "Birleşik Komün"ün amaçlarını açıklıkla ortaya koymaktadır. Yasak'ın verdiği öne sürülen raporda, "uluslararası özel güvenlik şirketi kurulması" öneriliyor ve şöyle deniliyor: XXI. yüzyılda giderek artış gösterecek olan terör ve MAFİA grupları, ülkelerin en önemli sorunları arasında yer alacaktır. Bilinen bir gerçektir ki özel güvenlik şirketleri istihbarat birimlerinin arka bahçesi olacaktır. Güvenlik şirketinin yönetim kumlu başkanlığına, istihbarat birimlerinde uzmanlaşmış emekli bir albay getirilecektir. Şirket bünyesinde yer alacak tüm personelin subay kadrolarından oluşturulması uygun görülmüştür. Ali Yasak, gözaltına alındığında böyle bir rapor vermediğini, bu konuda bilgisinin de bulunmadığını belirtti. Sorgu odasında ilginç bir olay yaşandı. Ali Yasak, Cumhuriyet savcısının karşısına çıkarılmıştı. Savcı, uzun boylu Ali Yasak'ı süzdü, "Kürt İdris'e benziyormuşsun" dedi. Cumhuriyet savıcısının bu sözlerine içerleyen Ali Yasak, "Ne demek sayın Savcım, Kürt Idris'e benzemem. Ben, benim, ben Ali Yasak'ım" dedi. Sorgu sualden çok geçtiği için ortama yabancı sayılmazdı.

O yüzden daha rahat hareket ediyor, Emniyet'teki sorgu sırasında bir sorgucudan öğrendikleri karşısında şaşırıyordu. Emekli General Veli Küçük'ün sorgucunun kendisine yönelttiği som karşısında "Torunumun üzerine yemin ederim ki benim ilgim yok" demesini sorgucu "her şeyin bittiği an olarak" nitelemiş, işte, Veli Paşa'nın karizması da sorguculara göre orada çizilmiş... Ali Yasak'ın, birlikte gözaltına alındığı kişilerin bazılarının konuşmalarına canı çok sıkılmıştı. Adliye nezarethanesinde "Eee yeter be" deyip o iri ellerinden birini havaya kaldırdı ve olanca kuvvetiyle karşısındaki kişiye vurmaya başladı.

Ali Yasak, yani "Drej Ali" serbest kaldıktan sonra bu kitap için sorularımı şöyle cevaplandırdı:

- Saygı Öztürk: Ergenekon adlı bir örgütün varlığından haberdar iniydiniz?

- Ali Yasak: "Ergenekon" isimli bir örgütün varlığını sorgu sırasında polislerden öğrendim. Orada polisimizle de iftihar ettim. Çünkü bu konuda hayli çalışma yapmışlar. Gözaltına alınanlardan birisine çok üzüldüm. Çanakkale'yi geçmek isteyen düşman gemilerine karşı Boğaz'ı mayınlayan Nusret mayın gemisinin kaptanının torunu da oradaydı. Çünkü bu kişi gerçek Kuvvayı Milliyeci olmak için derneğe geldiğini söyledi. Ancak, daha gelir gelmez derneğin şuyu eksik, şunu tamamla, bunu tamamla deyip bu genci hayli borçlandırmışlar.

- Orada tanıdığınız kişileri gerçekten Kuvayı Milliyeci olarak mı gördünüz?

- Orada tanıdığım kişilerin çoğu, Kuvvayı Milliye'nin en uç köşesinde olan adamın eline bile su dökemez. Bir rezalet. Ben, bu kişilerin varlığından haberdar olsaydım bunlara karşı mücadele ederdim.

- Adliye nezarethanesinde birisini dövdüğünüz iddiası doğru mu?

- Gözaltına alınan kişilerin çoğu, gerçek Kuvvayı Milliyecilerin adını da lekeliyor. Evet, gözaltındaki kişilerden birisi nezarette nutuk atmaya devam edince, "Sen Kuvvayı Milliye'nin adını ağzına alacak adam değilsin" deyip patlattım. Ondan sonra rahatladım, inanın, kendime hakim olamadım.

- Böyle bir grubun ortaya çıkmasına ne diyorsunuz?

- Emniyet'te tanıdığım kişilerin çoğunun Kuvvayı Milliye'nin adını kullanan ve gerçekte Kuvvayı Milliye ruhuyla ilişkisi olmayan kişiler olduğuna inanıyorum. Gerçek Kuvvayı Milliyecilerin önünü kesmek için bu kişiler ortaya çıkarılmış olabilir. Bu kişilerin olduğu yerde gerçek Kuvvayı Milliyeciler olamaz. Bugün mücadele edilmesi gereken, ülkemizi bölmeye çalışan yasadışı örgütler olmalı.

Kaynakça
Kitap: Belgelerle Ergenekon
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir