Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emniyet ve Jandarma'nın "gizli görevli"sinin sır ifadesi

-Ergenekon Destanı Atalarımızın Şanlı Destanı’dır.
-Ergenekon Davası'nda Yargılanmaya çalışılan Türk Milleti ve Atatürk'tür. Bu yargılamayı yapan A.B.D'dir.
-1990'ların başından beri, Eşref Bitlis önderliğindeki T.S.K. Ortadoğu'da A.B.D.'nin bütün planlarını altüst eden tek güç idi.
Bu yüzden AKP döneminde T.S.K. asimetrik psikolojik savaşlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, “Mehmetçik düşmanlığı” tavan yaparken, başbakanlık koltuğunda oturan şahıs a.b.d. askerlerinin sağ sağlim evlerine dönmesi için dua ediyor.
-6. yüzyılda, Çin emperyalizmi yüzünden yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve tutsak edilen Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalan tek çocuğu, Ergenekon Destanı’nda dişi bir Kurt tarafından yetiştirilip büyütülmüştür. Bu çocuk yıllar sonra soyunu devam ettirip, bir Cihan Devleti olan ve Çin emperyalizmini mağlup edecek olan Gök Türk İmparatorluğu’nu kurmuştur.
-Aşina Aşireti, Türk Soyunun Karluk Boyundandır. Uygurlarda Karluk Boyundandırlar.
-Göktürkler döneminde Çin emperyalizmi, Göktürkleri yıkabilmek için, içten parçalama stratejisini uygulamıştır. Nitekim Gök Türkler’in yıkılışı Çin emperyalizminin kullandığı Uygurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-Şimdi günümüzde olanlara bakarsak, Silivri’de, Hasdal’da, Metris’te tutsak edilen Kahramanlarımız, işte bu 6. yüzyılda hayatta kalmayı başaran tek Türk çocuğunun evlatlarıdır.
Günümüzdeki Gök Türk Hanedanlığını tarif edelim:
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Koruyucuları olan Oğuz Boyundan Atatürkçü’ler = Gök Türk İmparatorluğu’nu kuracak olan Karluk Boyundan Aşina Hanedanlığı’nın hayatta kalmayı başaran tek çocuğu.
2. Amerika = Gök Türk’leri entrikalarla içten yıkmaya çalışan Çin Emperyalizmi
3. A.B.D tarafından kullanılmakta olan ve Türkiye Cumhuriyet’ini yıkmayı hedefleyen Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanı Yobaz AKP’li kitle(Oğuz Boyundan) = Çin Emperyalizminin Gök Türk İmparatorluğunu yıkmak için kullandığı Uygur Türkleri(Karluk Boyundan)
4. Türkiye Cumhuriyeti(Oğuz Boyundan) = Gök Türk İmparatorluğu(Karluk Boyundan)
5. SONUÇ: Türk Milleti elinde sonunda emperyalist devleti yıkacaktır, parçalayacaktır, darmadağan edecektir!
-Günümüzde yargılanan sözde Ergenekon Örgütü, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Tam Bağımsızlığını canları pahasına ebediyet için korumayı hedeflemiş olan Atatürk’ün Askerlerinden oluşan Milli bir Örgütlenmedir(herhangi yasa dışı bir faaliyette bulunmayan).
-Bu örgütlenme, 1980 darbesi sonrasında ayaklanan/özüne-dönen namuslu ve şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının önderliğinde başlamıştır. Yani, bu örgütlenme, Atatürkçü ve Anti-Emperyalist düşünceye sahip olan Eşref Bitlis Paşa’mız ve onun yolundan yürüyen Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek’lerin A.B.D.’ye karşı verdikleri asil mücadeleler ile birlikte başlamıştır.
-AKP döneminde bu kutsal görevleri yürüten “D.Perinçek, T.Özkan, M.Balbay, E.Poyraz, Ç.Doğan, A.Uğur, E.Alan, V.Küçük, E.Gürses, İ.Selçuk, Ş.Eruygur, H.Tolon, L.Ersöz, S.Öztürk, D.Çiçek, H.Iğsız, S.Yalçın, B.Pehlivan, B.Terkoğlu, D.Yıldırım, V.Küçük, İ.Başbuğ, A.Yıldırım” gibi Atatürkçüler, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Islak İmza”, “İnternet Andıcı”, “Kafes”, “ODATV”, “Spor’da Şike”, vs. gibi isimlerin verildiği ve hukukun çiğnendiği davalar ile birlikte zindanlara atılıp tutsak edinmişlerdir. Onların yokluğunda Asil Türk Milleti’miz ve Türkiye Cumhuriyet’i bölünme/yıkılma aşamasına getirilmiştir!!!!
-Ergenekon'daki Kahraman Bozkurtlar çıktı, Fethullahçılar yargılanıyor, ABD Suriye'de yenildi, Büyük bir Ekonomik Kriz yolda, SIRA AKP hükümetinin devrilip yargılanmasındadır, ondan sonra SIRA ABD'nin Orta Asya ve Orta Doğu'dan tamamı ile yokedilip tekmelenmesine GELECEK, BU GÜNLERİ GÖRECEĞİZ, ÇOK YAKIN! EN BÜYÜK HEDEF TÜRK BİRLİĞİ'DİR!

Emniyet ve Jandarma'nın "gizli görevli"sinin sır ifadesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2010, 20:53

Emniyet ve Jandarma'nın "gizli görevli"sinin sır ifadesi

Danıştay baskınından sonraydı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nden mektup gönderen Engin Bağbars, kendisinin "AK Parti'ye darbe girişimi"nde kullanılmak istendiğini öne sürdü. Ağabeyi AKP'den milletvekili adayı olan Engin Bağbars, önemli iddialarda bulunuyor ve ısrarla ifadesinin alınmasını istiyordu. Mektubunda kendisinin hem İstanbul Emniyet Müdürlüğü hem de İI Jandarma Komutanlığı'nın "gizli görevlisi" olduğunu öne süren Engin Bağbars'ın iddiaları Danıştay saldırısından sonra önem kazanmaya başladı. Başbakan, bu kişinin ifadesinin alınması için kendisine gönderilen mektubu ilgililere gönderdi.

Aradan çok kısa süre geçtikten soma Engin Bağbars'ın daha önce ismini verdiği kişiler gözaltına alınıyordu. Danıştay saldırısıyla ilgili olarak cezaevine giden istihbaratçılara Engin tam 11 saat ifade verdi. İfadeler Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Yiğit tarafından "hassasiyet i ve ayrıntıları" nedeniyle Ankara Başsavcı Vekili Hanrıza Keleş'e teslim edilmek üzere özel kuryeyle gönderildi. Danıştay saldırısı hakkında çok şey konuşuldu, yazıldı.

Ancak, bazı belgeler var ki gün ışığına çıkmadı. Bunlardan birisi de Engin Bağbars'ın 11 saatlik video kaydı. Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde, organize suç örgütleriyle ilişkisi ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklu bulunan Bingöl nüfusuna kayıtlı 38 yaşındaki Bağbars, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verip kendisinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığı'nın emrinde "gizli görevli" olduğunu öne sürdü. Dilekçesinde, Danıştay saldırısında adı geçen bazı kişilerle yakın ilişkisi olduğunu, bunlarla cezaevine girmeden önce de bağlantıları bulunduğunu iddia etti.

Çalınan silah Danıştay baskını sırasında Alparslan Arslan'ın kullandığı Glock marka silahın, evinden çalınan silah olabileceğini, adı geçen kişilerle ilgili "çok önemli açıklamalar yapacağını" belirtti. Engin Bağbars dilekçesinde, İstanbul'da meydana gelen ve halen devam eden gayrimeşru işler konusunda da önemli bilgiye sahip olduğunu iddia etti. önce savcı dinledi Bu dilekçe üzerine, Cumhuriyet Savcısı Metin Arda, cezaevinde Engin Bağbars'la görüştü ve ifadesini kayda geçti.

Ancak Engin, cezaevi müdürlüğüne yeniden başvurdu "yeni ve önemli açıklamalar" yapacağını bildirdi. Konunun önemi ve Bağbars'ın daha önce verdiği ifadedeki bazı konuların hassasiyeti nedeniyle, durum Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Başkanlığı'na da bildirildi. Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ne giden bir ekip, Engin'in ayrıntılı olarak dinlenmesini ve iddialarının kayda geçirilmesini kararlaştırdı. Bağbars'ın saat 18:00'de başlayan açıklamaları saat 04:40'a kadar devam etti.

Tam 10 saat 50 dakika boyunca videoya kaydedilen iddialar konusunda bazı makamlar da bilgilendirildi. Özel kuryeyle getirildi Engin Bağbars'ın yaklaşık 11 saatlik video kamera görüntüleri daha sonra CD ortamına aktarıldı. İşlemlerin tamamlanmasından soma, ifade tutanağının bir örneği ve video kaydı özel kuryeyle Tekirdağ'dan Ankara'ya gönderildi. Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hamza Keleş'in adına gönderilen belgeler, kurye tarafından bizzat kendisine teslim edildi. Bazı yetkililer "İçinde önemli bilgi yok" demelerine karşın, Tekirdağ Başsavcısı Nuri Yiğit'in, Başsavcı Vekili Hamza Keleş'e gönderdiği yazıda ise "konunun hassasiyeti ve ifadedeki ayrıntılara" dikkat çekildi.

11 saatlik ifadenin ayrıntılarını sorguyu yapanların ve ifadeleri okuyanların dışında bilen yok. Yazışmalar ise hep "gizli" kayıtlı olarak gerçekleştirildi. Savcı Zekeriya Öz aldı Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e Tekirdağ Cezaevi'nden APS ile gönderilen mektup eline ulaştıktan bir gün sonra Öz, Tekirdağ Cezaevi'nde Engin Bağbars'ın ifadesini aldı. Engin Bağbars, savcıya cezaevine girmeden önce "İstanbul II Jandarma Komutanlığı'nın haber elemanı" olduğunu belirtti, Danıştay saldırısı sırasında gündeme gelen eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin'le nerede, nasıl tanıştığını, ilişkilerini anlattı.

Tekin'le tanıştığı sırada odada bulunan Gökhan ve İrfan isimli kişilerin ise kendilerini "derin devletin adanılan" olarak tanıttıklarını öne süren Bağbars ifadesinin bir bölümünde şunlan söylüyor:

Tutuklandıktan sonra da başbakana mektup yazdım, AK Parti'ye karşı darbe yapılacağını, beni kullanmak istediklerini, bu konulan anlatmak istediğimi söyledim. Bunun üzerine beni cezaevinde tehdit etmeye başladılar. Can güvenliğim olmadığı için Tekirdağ'da tutukluydum. Danıştay saldırısının olduğu günden bir gün sonra ilk olarak başbakana yazdığım mektup ile alakalı olarak 18.05.2006 tarihinde savcılıkla ifadem bugüne kadar alınmamıştı diye kızdım.

Her şeyi anlatmadım. Daha sonra bir hafta sonra Tekirdağ başsavcısı cezaevine geldi. İfadedeki bazı olayların tarihlerinin tutarlı olduğunu, bu sebeple ek ifade verip vermeyeceğimi sordu, "İstihbarat da gelecek, kameraya alınacak" dedi. Ben de kabul ettim. Orada da tekrar 20 sayfalık ifade verdim. Orada da birçok konu ve Muzaffer Tekin konusunu anlattım. Benim anlatımlarımdan sonra Atabeyler ve Sauna çeteleri de ortaya çıkarıldı. "Ergenekon" adına sahip çıkan da olmadı Kaçakçılık ve organize suçlar ile terör operasyonlarına isim verilmesi eskilere dayanır. Operasyonları gazeteciler isimlendirir, böylece "isimli" operasyonlar "daha önemli" diye kabul edilir ve o yüzden gazetelerde de geniş yer alırdı. Sadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı döneminde ise operasyonlara isim verilmesi öyle bir yaygınlaştı ki, hemen her operasyon ismiyle anılmaya başlandı. Bunun ilk örneği de Kilis ve Gaziantep'te gerçekleştirilen "Paraşüt" operasyonu olmuştu.

Helikopterle Gaziantep'e giden Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi'ne bağlı ekipler, dönemin Gaziantep Valisi Muammer Güler'in de haberi olmadan operasyonu gerçekleştirmişti. Aslında bu ilk operasyona Kaçakçılık Dairesi'nde "Güney" adı verilmiş, ancak Tantan "Paraşüt" olarak değiştirmişti... Tantan'ın her önemli operasyona isim vermesine öyle alışılmıştı ki, gazeteciler bakanın "imalı" her konuşmasının ardında "operasyon adı" çıkartmaya çalışıyordu. Bakan, Kınkkale gezisini izleyen gazetecilerin kebapları iştahla yediklerini görünce, "Arkadaşlar yediğimiz ete dikkat etmemiz lazım" dedi. Kimse ne olduğunu anlamadı.

Bir gün sonra "Bufalo Operasyonu" başladı. Tonlarca kaçak etin Türkiye'ye kaçak sokulduğu ortaya çıkarıldı. O gün kebapları yiyen meslektaşlarımız, bakanın verdiği mesajı alamamıştı. Operasyonlara isim verilmesi ve son operasyonda ise "Ergenekon" adının kullanılmasına tepki gösterilirken, Adalet Bakanlığı yetkilileri, operasyonlara isim verme uygulamalarının olmadığını söylediler. Emniyet'in bazı operasyonlara isim vermelerini bazı yetkililer "şov" diye nitelerken, Hakimler ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, "Şüphelilerin, isimli operasyonlarla gündeme getirilmesi insan haklarına da aykırıdır" dedi.

87 Son operasyonda Türklerin milli destanı olan Ergenekon'un, kullanılmasına MHP'liler tepki gösterdi. MHP Milletvekili Tuğrul Türkeş, bu konuda soru önergesi verirken, CHP de operasyonlara isim verilmesinden duyduğu rahatsızlığı TBMM'ye taşıdı. İstanbul eski Emniyet Müdürü MHP Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir'le konuşuyorum. Özdemir, "Operasyonla isim verilmesine ilişkin genelge, yönerge, talimat yok. Belli bir dosyaya gelen evraklar (X) dosyada toplansın diye isim verilir. Genelde operasyonlara istihbarat birimi isim veriyor. Son operasyonun adının Ergenekon konulması da uygun bir isim değil. Mutlaka isim verilecekse bu konuda daha özenli davranılması gerekir.

Operasyonlara isim verilmesinde kötü niyet olduğupu da sanmıyorum" diyor. Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kamil Tecirlioğlu da, operasyonlara isim verilmesi konusunda "Bize ne polis kolejinde, ne polis akademisinde operasyonlara isim konulacağına ilişkin bir şey öğretmediler. Kaçakçılık Dairesi Başkanlığı yaptığım dönemde de operasyonlara isim vermiş değilim. Operasyonlara isim vermek doğru değil" diyor. Yürütülen "Ergenekon operasyonu" konusunda Adalet Bakanlığı yetkilileri de, soruşturmayla ilgili yapılan açıklamalarda "Ergenekon" adının, gözaltına alınan bazı zanlıların kendilerine böyle bir isim vermesinden kaynaklandığını belirttiler.

Elde edilen bazı belgelerde "Ergenekon Lobi Örgütlenmesi" denildiğini kaydeden yetkililer, bu adın gözaltına alınan şüphelilerden bazılarının kullandığını öne sürdüler. Adalet ve İçişleri bakanlıkları, son operasyona "Ergenekon" adını kendilerinin vermediğini, kendilerinin yaptıkları açıklamalarda da "kamuoyunda Ergenekon Operasyonu diye bilinen" nitelemesinde bulunduklarını belirttiler, operasyon adına sahip çıkmadılar.

CHP TBMM Grup Başkanvekili Kemal Anadol, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, son dönemlerde emniyet güçlerinin örgütlü suçlara karşı yaptıkları operasyonları gündeme getirdi. Anadol, bu operasyonlara "Balyoz, Balina, Bufalo, Beyaz Enerji, Neşter, Simsar, Atabey, Küre, Sauna, Ergenekon" gibi isimler koyduklarını belirtti.

Operasyonlara isim koymanın yasal bir zorunluluktan mı kaynaklandığını soran Anadol, şu sorulan yöneltti:

• Eğer operasyonlara bu tür adlar koymayı zorunlu kılan bir yasa yoksa Emniyet örgütümüz hangi gereksinimi karşılamak için operasyonlara isim koymaktadır? Operasyonlan bu şekilde baştan isimlendirmenin, dava aşamasında yargıyı etkileyeceğini düşünüyor musunuz?

• Operasyonlara isimlerini, Emniyet örgütünün içindeki hangi yetkililer ya da makam koymaktadır? Bu tür operasyonlara isim konulurken hangi yöntem izlenmektedir? isimler neye göre seçilmektedir?

• Yukarıda adı geçen ve benzer birçok operasyonla gözaltına alınan sanıkların çoğu yargı aşamasında aklanmıştır. Ancak haksız yere baştan suçlanan yurttaşlarımızın, söz konusu operasyonun adıyla damgalanmalarından kaynaklanan mağduriyetleri ortaya çıkmaktadır. Operasyonlara konulan isimlerle masum vatandaşlarımızın damgalanmasına yol açanlar hakkında şimdiye kadar bir işlem yapılmış mıdır?

• Suçsuz vatandaşlarımızın operasyon isimlerinden kaynaklanan bu mağduriyetleri nasıl önlenecektir? Suçsuz yurttaşlarımız, operasyon adıyla damgalandıkları için gerçekten mağdur olduğuna göre, bile bile operasyonlara neden isim konulmaktadır? MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş de İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, operasyona Ergenekon ismini kimin verdiğini sordu. Türkeş, "Ergenekon"un, Türk milletinin milli bir destanı olduğunu, "yeniden dirilişimizin efsaneleşmiş anlatımı" olduğunu belirtti ve bakana şu soruları yöneltti:

• Milletimiz için böylesine kutsal bir ismin bir çete operasyonu çerçevesinde basit, alaycı, küçük düşürücü tarzda kullanılıyor olması doğru bir uygulama mıdır?

• "Ergenekon" ismi Emniyet birimlerince mi tercih edilmiştir?

• Operasyona bu ismin verilmesinin gerekçesi nedir?

• Operasyona Ergenekon ismi verilirken, bu ismin Türk milleti üzerinde uyandıracağı hassasiyet neden dikkate alınmamıştır?

• Son dönemde Emniyet tarafından yürütülen operasyonlara isim verilmesi hukuki açıdan doğru bir uygulama mıdır? Tepkiler üzerine "operasyon ismi" kaldırıldı Son dönemde Emniyet müdürlükleri tarafından yapılan operasyonlarda "Vatanseverler", "Kuvayı Milliye" "Ergenekon" gibi isimler kullanılması tepki yarattı ve operasyonlara isim konulmaması kararlaştırıldı. Polis, bundan böyle operasyonlara isim koymayacak. Konulsa bile toplumu incitici, değerlerimizi aşağılayıcı isimlere asla yer olmayacak. Operasyon isimleri ise ilgili şubelerin baş harflerinin arkasına konulacak rakamlarla birlenecek. Emekli General Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve birçok ünlü ismin tutuklandığı operasyona verilen "Ergenekon" ismi nedeniyle Emniyet'e eleştiriler oldu, bu ve benzeri isimler soru önergelerine konu oldu. Operasyona "Ergenekon" isminin verilmesinin milli değerlerin tartışılmasına neden olduğu dile getirilmiş, operasyonlar için kullanılacak isimler seçilirken daha özenli olması gerektiği de belirtilmişti.

Birçok isimli operasyona damgasını vuran Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi tarafından 81 il şube müdürlüğüne gönderilen 89 genelgede, bundan böyle düzenlenecek operasyonlara isim verilmemesi istendi. Çeteler, narkotik suçlar ve mali suçlarla ilgili düzenlenecek operasyonların, bundan böyle kendi şubelerinin baş harfi ile arkasına eklenecek rakamlarla adlandırılması öngörüldü. Zanlılar çoktan suçlu ilan edilmişti "Atabeyler", "Küre" örgütlenmelerinin de tıpkı "Ergenekon" soruşturmasında olduğu gibi "darbe" amaçlı olduğu önü sürülmüş, bu operasyonlar da günlerce manşetlerde yer almıştı.

Başbakanın evinin krokilerinin çıktığı da öne sürülmüş, bu krokiler gazetelere servis edilmişti. Ancak, her iki operasyonun da bugün tek bir tutuklusu bulunmuyor. Şimdi, "Ergenekon Soruşturması" devam ederken, Türkiye'nin herhangi bir ilinde yakalanan bombalar da bu soruşturmayla ilişkilendiriliyor, basının bir bölümü Ergenekon'u "darbe yapacak örgüt" gibi gösteriyor. Gözaltına alınanlar, hükümete karşı darbe yapacak örgütün elemanları olarak basında yer alıyor. Kirliliğin inanılmaz boyutlara ulaşması üzerine Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi bir açıklama yapma gereği duydu.

Ekşi şunları söyledi:

"Sonu her zaman oyuncuların utancıyla noktalanan bu iğrenç oyunun pervasızca sahnelenmesi sonucu sadece 'zanlı' denebilecek isimlerle çok önemli bazı kurumlarımız, onlarla ne ölçüde bağlantısı olduğu bilinmeyen, gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tayin edilemeyen belge ve bilgiler yayımlanarak suçlu ilan edildi. Basın Konseyi Yüksek Kumlu olarak soruşturmanın gizliliğini ihlal eden, yargıyı etki altına almayı amaçlayan, yasaların suç saydığı eylemleri gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunup bulunmadığına bakılmaksızın hedef saydıkları kimselere atfedenleri ve suçlu olduğu yargı karan ile belirlenmemiş insanları peşinen suçlu ilan eden medya mensuplarını ve medya organlarını kamuoyu önünde açıkça eleştirdiğimizin bilinmesini istiyoruz. Yaşadığımız bilgi kirliliğin adı tek kelime ile rezalettir.

Bunun gerçek sorumlusu, soruşturmanın gizliliğinin gereğini yerine getirmesi gerekirken aksini yapan, kamuoyunu yetkilendirilmiş kişiler eliyle ve kuralları, yaptırımları belli bir düzen içinde bilgilendirmesi gerekirken kendi yandaşı saydığı medya mensuplarına ve organlarına el altından haber sızdıran kamu görevlileri ile onları yönlendiren yetkililerdir. Onları açıkça kınıyoruz." Emekli Albay Sarızeybek, "O gizli tanıksa, vay hallerine" diyordu Emekli Albay Erdal Sarızeybek, uyuşturucu kaçakçılığından, sahte istihbarat raporları yazmaya, kendini istihbaratçı gösterip çek-senet tahsilatı yapmaya kadar birçok işe bulaşmış, bu yüzden mahkûmiyetleri bulunan Y. T.'nin, "Ergenekon soruşturması" kapsamında gözaltına alınıp ertesi gün serbest bırakılmasının altında "gizli tanık" yapıldığı şüphesini taşıyordu Sarızeybek'le sohbet ederken. "Eğer bu kisi gizli 90 tanıksa yargılanacak olanların vay haline. Bu kişinin en belirgin özelliği çok iyi istihbarat raporları hazırlamasıdır" diyor.

17 gizli tanığın bulunan bu soruşturmada, emekli Albay Erdal Sarızeybek, Y. T. konusunda niçin "O gizli tanıksa vay halinize" demişti? "Ergenekon Soruşturması'nı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün, kendisini davet ettiğinde, ifadesini kayda almadığı ve görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikayet eden Erdal Sarızeybek, "Yargılanacak olanlar çok ilginç bir durumla karşı karşıya" dedi ve şu iddialarda bulundu:

Kaçakçı, kendisini istihbaratçı diye tanıtıyordu Ergenekon iddianamesini okuyunca, sözde istihbarat raporları gördüm. Şanlıurfa Alay komutanlığım sırasında gelen ve bize istihbarat raporları verip, kendisini Genelkurmay Başkanlığı'nın bölge istihbarat sorumlusu olarak tanıtan kişinin durumundan şüphelendim.

Y. T'nin uyuşturucu kaçakçılığından 10 yıl hapis cezası olduğunu, "bölge istihbaratçısı" diye tahsilatçılık yaptığını öğrendim. Yakalayıp Cumhuriyet Savcılığı'na şikayet ettim. Yargılama sonucu 9,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı, cezası da 3 ay içinde Yargıtay tarafından onaylandı. Bu kişi cezaevinde bulunduğu, benim de Manisa'ya atandığım dönemde dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç'a şikayet mektubu yazdı. Jandarmanın, namaz kalan kızının başörtüsünü çekip aldığını, bu emri de benim verdiğimi, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Enıygur'a hakaretler ettiğimi öne sürdü. Bu iddiaları araştırmak üzere Tuğgeneral Levet Ersöz (Ergenekon'un aranan sanığı) ile Albay Atilla Uğur (Ergenekon'un tutuklu sanıklarından) ve Yüzbaşı Mehmet Şimşek geldi. Soruşturmadan aklandım ama kalbim kırıldığı için emekliye ayrıldım. Savcı Öz'ün komutanlarımı sormasına şaşırdım Ben bu yaşadıklarımı Ya Gazi Paşa Duyarsa isimli kitabımda topladım. Bu olaylar sırasında Levent Paşa Bilecik'e gönderildi, istihbarat kadroları da dağıtıldı. "Sarıkız", "Ayışığı" gibi darbe planlarını çözdüğüm için bu işlerin başıma gelmiş olduğu, Levent Paşa ve ekibinin o yüzden alındığı şeklinde değerlendirmeler yapıldı.

Aradan yıllar geçti. Savcı Zekeriya Öz'ün daveti üzerine 30 nisan 2008'de yanına gittim. O da, bana hep kitabımla ilgili sorular yöneltti. Kitabıma asıl konu olan Y. T. ile ilgili sorular yerine Levent Paşa'yı sormasına şaşırdım. Çünkü, Y. T.'nin kim olduğunu hem kitaptan okuduğunu, hem de Veli Küçük'le, Y. T.'nin eşi S. T. arasındaki telefon konuşmasının bantlarının olduğunu söylemişti. Bir haber dergisinde, "Savcı Öz, Y.T.'yi arıyor" diye haberin yayımlanmasından iki gün sonra, Y. T., Kütahya'da yakalanıp İstanbul'a getirildi. Ama, Emniyet'te ifadesi alınıp serbest bırakıldı.

Emniyet müdürü de komutanlarımı sormuştu Ergenekon iddianamesinde, H. A.'nın tanık olarak yer aldığını gördük. O zaman, Savcı Öz'ün, H.A.'nm pozisyonu, Y. T.'nin durumu ve benim yaşadığım olayların bağını kurdum. Y. T. beni şikayet ettiğinde, ben de Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında tazminat davası açmıştım.

Tanıdığımız bir Emniyet müdürü aracı oldu, H. A.'nın benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de Y. T.'yi çözeceği umuduyla H. A. ile görüşmek için Emniyet'te bulunan odasına gittim. Hatta, kaldığım Orduevi'nden beni otomobille aldırttı. Ben, H. A.'nın Y. T. ile ilgili bilgi vereceğini beklerken, bana tıpkı Savcı Öz'ün çağırdığında yaptığı gibi "Siz iyi bir subaymışsınız. Yalnız, size bu soruşturmayı yapan Tuğgeneral Levent Ersöz ile Albay Atilla Uğur, onlar biraz şüpheli. Bazı ihale işleriyle ilgili dinlemelere düştüler. Sizin gibi bir subaya böyle olmasına üzüldük. Bir yardımımız dokunursa elimizden geleni yaparız" dedi. Onun da Y. T.'yi sormamasına çok şaşırdım.

Teşekkür edip ayrıldım. Y. T.'nin gözaltına alındıktan hemen sonra serbest bırakıldığını duyunca Y. T.'nin, Savcı Öz'ün gizli tanığı olduğunu düşündüm. Beni de böyle düşünmeye sevk eden, Y. T.'nin geçmişteki eylemleriydi. Ortaya çıkan sözde istihbarat raporları, bu raporları düzenlemedeki yeteneği, uzun yıllar Emniyet ve jandarmayla sözde istihbarat ilişkileri kurmuş olması, her iki teşkilatı da çok iyi tanımasını dikkate aldığımızda eğer bu kişi soruşturmanın içine gizli tanık olarak girmişse, mahkemenin işi zor. Çünkü, bu kişinin asılsız bir şikayeti yüzünden kendimi iki yıl kurtaramadım. Şimdi tutuklanan, yargılananlar var. Aynı kişinin, Sinan Aygün'de mektubu bulunmuş. Bunun hedef gösterdiği kişilerin işi zor. Bu kişinin bulaştığı işlerin çok titizlikle incelenmesi gerektiği konusunda herkesi bilgilendirme gereği duydum.

"Karagümrük Çetesi"nden Vedat Ergin'in dilekçesindeki çarpıcı iddia Onları kamuoyu "Ergin Kardeşler" ve "Karagümrük Çetesi" olarak tanıyor. Nuri ve Vedat Ergin'in, mahkeme çıkışındaki açıklamaları, "mermi manyağı yapanın" açıklamaları da hayli konulmuştu. Daha "Ergenekon soruşturması" başlamadan çok önce, Vedat Ergin'in "Kocaeli 1. No'lu F Tipi Cezaevi Müdürlüğü"ne yazdığı 19 temmuz 2005 tarihli mektubu hayli ilginçti.

Vedat Ergin, o mektubunda "Fethullahçı Çete" olarak nitelediği kişileri suçluyor ve mektubunu şöyle sürdürüyordu:

Bizleri yüce devletimizin kurumlarıyla ters düşürmek istediler. Örneğin DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ı, eski paşalarımızdan Veli Küçük Paşa'yı, Susurluk çetesini, Sabancı ailesini, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'u, daha nicelerini bizlere yıpratmak istediler.

Üzerlerine ifadeler vermemizi istediler. Ama havalarını aldılar...

Ümraniye'de bombalar 12 haziran 2007 tarihinde ele geçirilmişti. Bombalar bulunmadan yıllar önce yani 19 temmuz 2005 tarihinde, belli kişiler aleyhine ifade verilmesinin istendiğine ilişkin hazırlıkların önceden yapıldığı gibi bir sonuç doğduğunu, bir avukatın bana gönderdiği mektubundan öğreniyorum. Vedat Ergin'in 4 sayfalık mektubu, Ceza infaz Kurumu Müdür Vekili Hakkı Ceylan tarafından Uşak Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek üzere 20 temmuz 2005 tarihinde kayda girmiş...

Kaynakça
Kitap: Belgelerle Ergenekon
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Davası, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Asil Türk Milleti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir